Radikal akımlara karşı bir duvar: Arap geleneksel kıyafetleri

Modanın bölgenin doğasına uymayan koyu renkli kıyafetleri empoze etme girişimlerine karşı bir duvar

Doğu Akdeniz, Körfez ve Mağrip ülkelerinde, parlak kumaşlar üzerindeki nakışların tevazu, vakar ve inceliği boy gösteriyor / Fotoğraf: Twitter
Doğu Akdeniz, Körfez ve Mağrip ülkelerinde, parlak kumaşlar üzerindeki nakışların tevazu, vakar ve inceliği boy gösteriyor / Fotoğraf: Twitter
TT

Radikal akımlara karşı bir duvar: Arap geleneksel kıyafetleri

Doğu Akdeniz, Körfez ve Mağrip ülkelerinde, parlak kumaşlar üzerindeki nakışların tevazu, vakar ve inceliği boy gösteriyor / Fotoğraf: Twitter
Doğu Akdeniz, Körfez ve Mağrip ülkelerinde, parlak kumaşlar üzerindeki nakışların tevazu, vakar ve inceliği boy gösteriyor / Fotoğraf: Twitter

Hamide Ebu Humeyle 
Ünlü olmak istiyorsan kadınlardan bahsedin.
Hızlı şöhret istiyorsanız, sosyal medyada kadın kıyafetlerinde olması veya olmaması gerekenlere dair günlük tavsiyeler yayımladığınız bir blog açın.
Fakat adalet istiyorsanız, aslınıza geri dönün.
Örneğin sadeliğin ve ölçülerin bir arada var olduğu Arap geleneksel kıyafetlerine.
Çeşitliliği ve zevkliliği ile geleneksel kıyafetler, radikalizme karşı savaş verir. 
1990'lı ile 2010'lu yıllar arasında, kendilerini din adamı olarak tanımlayanlar kadınların nasıl giyinmesi gerektiğinden bahsettikleri vaazları ile ün sahibi oldu.
Hala daha vaaz verenlerden bazıları, Twitter, Facebook, hatta bazen TikTok uygulamasını bu amaçla kullanıyor.
Halbuki Arap geleneksel kıyafetleri genel olarak bakıldığında kadınlar için kabul edilebilir düzeydedir.
Neşeli renkleri, aynı zamanda tevazuu ile geleneksel Arap kadını kıyafetleri, doğudan batıya uzanan tarihin ve ulusal kimliğin önemli bir ifadesidir. 

Her yaşa uygun tasarımlar
Geleneksel kıyafetler, belli bir coğrafi dağılım içindeki bir grup insanın kültürünü ve kimliğini yansıtır.
Aynı zamanda çevre, doğa ve hava durumu ile doğru orantılı.
Saad el-Hadim'in "Mısır'daki Geleneksel Giyimin Tarihi" adlı kitabında "Her milletin bir kostümü ve her çağın bir elbisesi vardır. Milletler fikirlerini ve tarihlerinin sırlarını kıyafetleri ile ifade edebilirler" ifadeleri yer alıyor. 
Elbise, kaftan, abaya şeklindeki bu geleneksel kıyafetler genellikle ulusal münasebetlerde, düğünlerde ve çeşitli sosyal etkinliklerde daha sık kullanılıyor.
Kıyafetler aynı ülke dahilinde olsalar dahi bölgelere göre farklılık gösterse de Arap dünyası geleneksel kıyafetlerinin ortak özellikleri bulunuyor.
Doğu Akdeniz, Körfez ve Mağrip ülkelerinde, parlak kumaşlar üzerindeki nakışların tevazu, vakar ve inceliği boy gösteriyor.
Örneğin Mısır'ın Sina şehrindeki yaşayan bir kadının geleneksel kıyafetleri ile Filistin topraklarında yaşayanların geleneksel kıyafetleri birbirine çok yakındır. 

Mütevazı ve geleneksel kıyafetler
Kahire'deki Yüksek Folklor Enstitüsü Dekanı ve Folklor Arşiv Profesörü Mustafa Cad, "Kadınların geleneksel kıyafetleri; örf ve adetlere, ahlak kurallarına, temel görgü kurallarına ve çevresel faktörlere göre değişebiliyor. Geleneksel temellere ve unsurlara bakıldığında ve bunlar modern bir şekilde ele alındığında kadınların giyimi hususundaki tartışmalar son bulacaktır" ifadelerini kullanıyor. 
UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras uzmanı olan Cad, günlük geleneksel kıyafet ile özel münasebetlerde giyilenler arasında ayrım yapılmaması gerektiğine dikkat çekiyor.
Aynı zamanda, "Bu, toplumun tüm kesimleri tarafından kabul edilen ve her çevrenin etiği ile bağlantılı bir miras. Görkem ve zarafet bu kıyafetlerde olmazsa olmaz iki unsurdur. Pek çok uluslararası moda evinin modern tasarımları için artık geleneksel Arap kıyafetlerinden yararlanması gerçeği de bunu kanıtlıyor. Geleneksel Arap kadın kıyafetleri ve aksesuarları, oldukça ilham verici" ifadelerine başvuruyor. 

Eskimeyen 
Geleneksel moda, fırsat verildiği taktirde en son trendlerle rekabet edebilir.
Örneğin geçen ay Katar, Dünya Kupası finalinde kupa takdiminin ardından dünya futbolcusu Messi'ye Arap bişti giydirmiş, dünya kamuoyu bu gelişmeyle yakından ilgilenmişti.
Kadınların giydiği Arap bişti ise Huneyda Sayrafi, Menahil el-Kasım ve Leyla el-Bassam gibi meşhur moda tasarımcılarının modern dokunuşları ile yeniden doğuyor.
Hasavi bişti, bu kıyafetin en popüler türlerinden biridir. Geçen haziran ayında Suudi Kültür Bakanlığı, bu kadim mirasın yanı sıra, ülkedeki dikiş mesleğine odaklanmak için kendi adını taşıyan bir festival düzenlemişti. 
Geleneksel Arap kadın giyiminde ciddi bir çeşitlilik ve zenginlik mevcut. Suudi Milli Eğitim Bakanlığının resmi internet sitesinde yer alan, ilk Suudi devleti dönemindeki geleneksel kıyafetleri konu alan sayfada, kumaşların kalitesi ve tasarım detaylarının onları giyen kadınların sosyal statüsünü yansıttığına değiniliyor. 
Yaklaşık dört yıl önce yayımladığı "Somut Olmayan Kültürel Miras Hazinesi" kitabında geleneksel Arap kıyafetlerine ayrıntılı bir şekilde değinen Mustafa Cad'ın İskenderiye Kütüphanesi ve Kültürel ve Doğal Miras Dokümantasyon Merkezi tarafından denetlenen "Mısır Folkloru Hazinesi" web sitesinde ise somut olmayan kültürel mirasın belgelenmesinde ve kodlanmasında katkısı bulunuyor. 

Renkli kumaşlar üzerine
Mustafa Cad, "Geleneksel moda, uluslararası moda evlerinin fikri mülkiyet haklarını dikkate alarak yeni tasarımları için ilham alabilecekleri yaratıcı bir olgudur. Örneğin Lübnanlı uluslararası tasarımcı Zuhair Murad, yaklaşık iki yıl önce, firavun kıyafetlerinden ilham aldığı bir defile ile dikkatleri çekmişti. Bu tasarımlar, dünyanın en önemli modellerinin yanı sıra meşhur yıldızlar tarafından da giyildi. Örneğin Mısır'daki Siva Vahası kadınlarının geometrik desenler ve renklerle dolu şalları, Firavun Amon'un tapınağını simgeleyen kanatlı güneşin de yer aldığı kültürel mirasın kısa bir ifadesidir" ifadelerine başvuruyor. 
Uzun, zarif, parlak, ince detaylarla dolu, vücudu zarif bir şekilde saran elbiseler, Arap dünyasındaki tüm geleneksel kadın kıyafetlerinde ortak sayılıyor.
Giyim, içerisinde bulunduğu ortam ile şekillenir. Kıyafetlerin dokusunda ve tasarımında, ortaya çıktığı bölgelerle mükemmel uyum sağlayan doğuştan gelen bir zekayı barındırır.
Böylece moda dünyasındaki gelişmelere ayak uydurabilir.
Aynı zamanda Arap toplumları için farklı ve uygun olmayan bir giyim kültürünü empoze etmeye çalışan, gücünü koyu renkten alan akımlar karşısında her zaman bir engel teşkil eder.
 
Independent Türkçe



Filistin Dışişleri Bakanı Yardımcısı: İsrail'in eylemlerine sessiz kalmak artık bir seçenek değil

Filistin Dışişleri Bakanı Yardımcısı: İsrail'in eylemlerine sessiz kalmak artık bir seçenek değil
TT

Filistin Dışişleri Bakanı Yardımcısı: İsrail'in eylemlerine sessiz kalmak artık bir seçenek değil

Filistin Dışişleri Bakanı Yardımcısı: İsrail'in eylemlerine sessiz kalmak artık bir seçenek değil

Filistin Dışişleri ve Gurbetçilerden Sorumlu Devlet Bakanı Dr. Farsin Ağabekian Şahin, uluslararası hukuk ilkeleri ve ilgili uluslararası meşru kararlar, Uluslararası Adalet Divanı'nın (UAD) bulguları, tüm unsurları ve doğal sonucu ile Arap Barış Girişimi ve işgalin etkilerinin ortadan kaldırılması ve zararların tazmin edilmesi çerçevesinde Ortadoğu'da barış ve güvenliğin stratejik bir tercih olarak ancak İsrail'in yasadışı işgaline son verilmesi ve 1967'den beri işgal altında tutulan Filistin topraklarından tamamen çekilmesiyle sağlanabileceğini vurguladı.

Filistinli bakan, dün akşam Cidde'de düzenlenen ve İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) üyesi ülkelerin dışişleri bakanları düzeyinde İsrail'in son kararlarını tartışmak üzere düzenlenen Olağanüstü Açık Yürütme Komitesi toplantısında bu açıklamayı yaptı. Dr. Şahin, sessiz kalmanın artık bir seçenek olmadığını ve kınamanın tek başına yeterli olmadığını vurgulayarak, uluslararası hukukun seçici olmadığını teyit eden kararlı bir ortak tutum sergilemeye çağırdı. Bu tutumun, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK), BM Genel Kurulu, uluslararası mahkemeler ve tüm ilgili uluslararası kurum ve kuruluşlar tarafından ciddi adımlar atılması da dahil olmak üzere pratik adımlara dönüştürülmesi gerektiğini belirten Dr. Şahin, bu sömürgeci ve yayılmacı politikalara karşı çıkmak ve İsrail'i uluslararası hukuka uymaya zorlamak için çağrıda bulundu.

Filistinli bakan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Tüm acılara rağmen, halkımız haklarına ve ulusal ilkelerine, topraklarına ve özgürlüğüne bağlı kalmaya devam ederken adaletin galip geleceğine inanıyor. Ancak bunun için, zorlukların üstesinden gelmek için, bu acımasız işgalin ağırlığını ezmek için gerçek İslami dayanışma ruhunu somutlaştıran ve özgürlük, geri dönüş hakkı ve bağımsızlık için gerçek bir ufuk açan, beyanların ötesine geçen samimi bir uluslararası irade ve etkili bir dayanışma gerekiyor."

sdrtg
Olağanüstü Toplantı’da İsrail'in son kararları tartışıldı (İİT)

Dr. Şahin, değişen koşullar ve ihlallerin, suçların ve soykırımın tırmanması ışığında, İsrail'in tırmanışını sürdürmesi ve işgalci güç İsrail'in yasadışı statükoyu derinleştirecek kararlar, prosedürler ve önlemler açıklaması ışığında, tüm bunları çok tehlikeli bir aşamada ele almak ve bunlarla mücadele etmek için bugün burada olduğumuzu ekledi.

İsrail'in ‘tarihi ve hukuki gerçekleri tahrif ve çarpıtarak, işgal ordusu tarafından korunan yerleşimci milislerin sistematik terörünü tırmandırarak, Batı Şeria'yı kanlı bir şiddet sarmalına sürükleyerek, soykırım suçunu ve zulmünü Gazze Şeridi'nden Kudüs dahil Batı Şeria'ya aktarmaya çalıştığını’ belirtti.

İsrail'in on yıllardır sürdürdüğü faaliyetlerin sistematik bir politikanın ve kapsamlı bir sömürgeci genişleme planının devamı olduğunu belirten Bakan Şahin’e göre bunların amacı, Filistin davasını ortadan kaldırmak ve sömürgeci yerleşim, toprak müsaderesi, Filistin coğrafyasının parçalanması, ırk ayrımcılığı sisteminin dayatılması ve Filistin halkının zulüm görmesi yoluyla, onları topraklarından zorla çıkarmak ve iki devletli çözümü yok etmek.

Bu uygulamaların savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar teşkil ettiğinin altını çizen Filistinli bakan, ‘uluslararası barış ve güvenliği tehlikeye attığını, bölgemizi ve dünyayı istikrarsızlaştırdığını ve Filistin Devleti topraklarının İsrail tarafından yasadışı işgalinin sömürgeci ve yerleşimci-sömürgeci niteliğini teyit ettiğini’ vurguladı.

cdcdc
İİT, ‘barış planının’ ikinci aşamasının hızla uygulanması çağrısında bulundu (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

Filistin Dışişleri Bakanı Yardımcısı Dr. Şahin, Filistin Devleti'nin başkenti olan işgal altındaki Kudüs'ün dini, tarihi ve kültürel önemi nedeniyle, özellikle bu kutsal ayda, Arap, İslam ve Hıristiyan kimliğini yok etmek, tarihi özelliklerini değiştirmek, mevcut yasal ve tarihi statükoyu ortadan kaldırmak ve E1 planı gibi sömürgeci planlar yoluyla İsrail'in sözde egemenliğini dayatmak amacıyla her gün saldırıya maruz kaldığını belirtti.

El-Halil kentindeki İbrahim Camii'nin tarihi ve hukuki statüsünü değiştirme girişimleri de dahil olmak üzere, İslam dini ve Hristiyanlık için kutsal olan mekanları hedef alan İsrail'in son dönemdeki ciddi eylemlerine dikkati çeken Dr. Şahin, bunların meşru Filistin makamlarının denetim ve idari yetkilerinin yasadışı yerleşim konseylerine devredilmesi yoluyla gerçekleştirildiğini ve bu tehlikeli ve kışkırtıcı hamlenin, uluslararası anlaşmaların, BM ve BM Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) kararlarının açık bir ihlali ve dini, kültürel ve insani mirasa doğrudan bir saldırı olduğunu söyledi.

Gazze'de yaşanan daha önce eşi ve benzeri görülmemiş insani felaketin ciddiyeti ve işgal güçleri tarafından işlenen kitlesel suçlar ve sistematik yıkımın göz ardı edilemeyeceğini vurgulayan Bakan Şahin, kırılgan ateşkesin başlamasından bu yana 500'den fazla Filistinlinin öldürüldüğünü, bunun yanı sıra sınır kapılarının açılmasında yavaşlama, insani yardımın yeterli ve sürekli akışının engellenmesi ve ateşkesin ikinci aşamasına geçilmesinde gecikme yaşandığını vurguladı. Ateşkesin ikinci aşaması, İsrail'in Gazze Şeridi'nden tamamen çekilmesini garanti altına alacak, yerinden edilmeyi önleyecek, istikrarı sağlayacak ve halkımızın acılarına son verecek yeniden inşa sürecini mümkün kılacak.

Bunun için İsrail'in işgal altındaki Filistin topraklarında faaliyet gösteren uluslararası, BM ve insani yardım kuruluşlarına yönelik saldırılarına karşı çıkılması gerektiğine işaret eden Dr. Şahin, İsrail’in özellikle BM Yakın Doğu'daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı’nın (UNRWA) Gazze’deki genel merkezini ve personelini hedef alarak, çalışmalarını engelleyerek, insani yardım erişimini önleyerek ve yasadışı kısıtlamalar uygulayarak, insani yardım çalışanlarını koruma ilkesini ve uluslararası insani hukuk kurallarını açıkça ihlal ederek, Filistinli mültecilerin haklarını zayıflatmaya ve davalarını gölgelemeye çalıştığını belirtti.

İşgalci İsrail makamlarının Filistinli tutukluların infazına izin veren bir yasa çıkarma çabaları, keyfi tutuklamalar, gözaltı ve işkence politikalarını sürdürmeleri ve şehitlerin cenazelerini ahlaka aykırı ve yasadışı bir suç olan ‘numaralı mezarlarda’ tutmalarından bahseden Bakan Şahin, Filistin halkının çektiği tüm acıların temel nedeni olan bu mücrim işgalin tüm belirtilerini ele almanın zamanının geldiğini vurguladı. Filistinli bakan, ihlallerden ve suçlardan sorumlu olanların hesap vermesi ve yargılanması gerektiğini söyledi.

fevf
Suudi Arabistan Dışişleri Bakan Yardımcısı Mühendis Velid el-Hureyci, İİT Olağanüstü Toplantısı’nın oturum aralarında Dr. Farsin Şahin ile bir araya geldi (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

Filistinli bakan, İsrail'i cesaretlendiren şeyin uluslararası sessizlik, çifte standartlar ve hesap verebilirliğin olmaması olduğunu yineledi. Buna ek olarak, sahte dini veya ideolojik iddialar ortaya atan, tarihi gerçekleri ve Filistin halkının yasal ve temel haklarını çarpıtan ve Orta Doğu ülkelerinde veya işgal altındaki Filistin topraklarında toprak gaspını meşrulaştıran kışkırtıcı ırkçı söylemler de var.

Filistin Dışişleri Bakanı Yardımcısı Dr. Şahin, sözlerini şöyle sürdürdü:

“ABD'nin işgalci İsrail’e atanan Büyükelçisi Mike Huckabee'nin, işgal altındaki Filistin toprakları da dahil olmak üzere Arap ülkelerine ait topraklar üzerinde İsrail'in kontrolünü kabul ettiğini söylediği açıklamalarını kınadığımızı ve reddettiğimizi ifade ettik. Ayrıca, ABD’nin işgal altındaki Kudüs'teki büyükelçiliğinin, uluslararası hukuku ve uluslararası anlaşmaları ihlal ederek yerleşim yerlerindeki yerleşimcilere vize vereceğini ve konsolosluk hizmetleri sunacağını duyurmasını da kınıyoruz."

Filistin'deki yaşamın her alanını, toprağından taşlarına ve insanlarına kadar etkileyen İsrail suçlarını vurgulayan Dr. Şahin, bugün sadece İİT üyesi ülkeler değil, tüm dünya ülkeleri tarafından pratik eylemlerle Filistin halkını ve toprağını korumak, işgalci İsrail’i suç işlemekten caydırmak için hiçbir çabadan kaçınmamak, İsrail’in işgaline ve uluslararası hukuk kurallarını zedeleyen ve hukuka dayalı uluslararası sistemin temellerini istikrarsızlaştıran sömürgeci uygulamalarına karşı tüm cezai tedbirleri almak ve tüm baskıyı uygulamak için Filistin davasını korumaya ihtiyaç olduğunun altını çizdi.

Dr. Şahin, ülkeleri işgalci İsrail’le diplomatik, ekonomik, ticari ve kültürel bağların yanı sıra İsrail’in işgalini ve sistemini sürdürmeye hizmet eden parlamento bağlarını da koparmaya ve uluslararası ilişkilerini kullanarak işgali sona erdirmek ve kapsamlı ve tam bir geri çekilme sağlamak için ekonomik ve siyasi yaptırımlar uygulamaya ve 4 Haziran 1967'den beri işgal altındaki Filistin topraklarından koşulsuz olarak çekilmesini, Filistin Devleti'ni tanımayı ve Filistin halkının bağımsızlık, geri dönüş ve kendi kaderini tayin etme gibi vazgeçilmez haklarını kullanmasını sağlamaya çağırdı.

Ayrıca, BM de dahil olmak üzere tüm dünyanın, İsrail'in 1949 yılında BM’ye kabul edildiği şartlara uymasını sağlamak konusunda sorumluluklarını yerine getirmesi gerektiğini vurgulayan Bakan Dr. Şahin, “Özellikle İsrail, BM Genel Kurulu’nun 181 sayılı Kararı (1947 Filistin Bölme Planı) ve Filistinli mültecilerin haklarına ilişkin 1948 tarihli 194 sayılı Kararı'na saygı göstermeli ve bunları uygulamalı” dedi.

Filistinli yetkili, dönemin İsrail Dışişleri Bakanı Moşe Şaret’in BM’ye gönderdiği mektupta, İsrail'in bu kararları kabul ettiğini ve bunları uygulamaya kararlı olduğunu teyit eden resmi taahhütlerine atıfta bulundu. Bu taahhütler, 1949 tarihli Genel Kurul Kararı 273 uyarınca İsrail'in BM’ye kabul edilmesinin temelini oluşturdu.

Dr. Şahin, İsrail'in Filistin topraklarının ele geçirilmesi, yerleşim birimlerinin genişletilmesi, fiili ilhak girişimleri dahil olmak üzere sürdürdüğü politikalar, uygulamalar ve dayatılan yasadışı kuralları, yerleşimci terörizmi, Filistin'in gümrük gelirlerine el konulması ve Filistin devlet kurumlarının zayıflatılması, uluslararası hukuku, ilgili BM kararlarını ve uluslararası örgütün üyeliğinin gerekliliklerini açıkça ihlali olduğuna dikkati çekti.

Filistinli bakan, bu eylemlerin sürdürülmesinin Filistin'de infiale yol açacağı, ciddi bir siyasi süreci yeniden başlatmak için ABD ve uluslararası toplumun siyasi çabalarını baltalayacağı, bölgesel güvenlik ve istikrarı tehdit edeceği ve geniş uluslararası fikir birliğinin sağladığı iki devletli çözümün gerçekleştirilme şansını doğrudan olumsuz etkileyeceği konusunda uyardı.


Koordinasyon Çerçevesi koalisyonu Nuri el-Maliki'nin başbakanlık adaylığını onayladı

Dün Bağdat banliyösünde bir sokakta Ramazan etkinliği (AFP)
Dün Bağdat banliyösünde bir sokakta Ramazan etkinliği (AFP)
TT

Koordinasyon Çerçevesi koalisyonu Nuri el-Maliki'nin başbakanlık adaylığını onayladı

Dün Bağdat banliyösünde bir sokakta Ramazan etkinliği (AFP)
Dün Bağdat banliyösünde bir sokakta Ramazan etkinliği (AFP)

Irak'taki (Şii) Koordinasyon Çerçevesi koalisyonu, dün gece, ABD’nin Nuri el-Maliki’nin adaylığına karşı olmasına rağmen Maliki'yi bir sonraki hükümeti kurmak üzere aday gösterip göstermeyeceğine ya da bu görev için başka birini aday olarak belirleyip belirlemeyeceğine karar vermek üzere nihai tutumunu belirleyecekti. Bu konuda farklı görüşler varken, mevcut Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani'nin adı gündeme geldi.

Bu gelişmeye, ABD'nin Irak’taki siyasi güçlere hükümet kurmaları için verdiği sürenin cuma günü dolması eşlik etti.

Irak’taki silahlı gruplardan bazıları dün, Irak Direniş Grupları Koordinasyonu aracılığıyla, ABD'nin Irak'ın siyasi işlerine müdahalesini kınayan bir bildiri yayınladı.

Irak Direniş Grupları Koordinasyonu tarafından yapılan açıklamada “Washington, Irak'ın iç işlerine müdahale etmeye devam ediyor. Hatta Amerikan iradesinin kriterlerine göre hangi siyasi isimlerin hükümet görevlerinde yer alabileceğini ve hangilerinin dışlanacağını belirliyor” ifadeleri yer aldı.


İsrail'in Gazze'ye bugün düzenlediği hava saldırılarında en az 5 kişi öldü

Filistinliler, dün Gazze'ye düzenlenen İsrail hava saldırısında öldürülen iki kişinin cesetlerinin yanında bekliyor (Reuters)
Filistinliler, dün Gazze'ye düzenlenen İsrail hava saldırısında öldürülen iki kişinin cesetlerinin yanında bekliyor (Reuters)
TT

İsrail'in Gazze'ye bugün düzenlediği hava saldırılarında en az 5 kişi öldü

Filistinliler, dün Gazze'ye düzenlenen İsrail hava saldırısında öldürülen iki kişinin cesetlerinin yanında bekliyor (Reuters)
Filistinliler, dün Gazze'ye düzenlenen İsrail hava saldırısında öldürülen iki kişinin cesetlerinin yanında bekliyor (Reuters)

Gazze'deki sivil savunma yetkilileri, bugün İsrail'in Gazze Şeridi'ne düzenlediği hava saldırılarında en az beş kişinin öldüğünü açıkladı.

İsrail ve Hamas, iki yıllık yıkıcı savaşın ardından 10 Ekim'den beri yürürlükte olan ateşkesi ihlal etmekle sık sık birbirlerini suçluyor.

Sivil Savunma sözcüsü Mahmud Basal, gece yarısı İsrail hava saldırılarında en az beş kişinin öldüğünü, bunlardan üçünün "Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'un güneybatısındaki mezbaha bölgesinde", "Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc kampının kuzeyinde düzenlenen bir İsrail hava saldırısında ise en az iki kişinin öldüğünü ve bir kişinin ağır yaralandığını" söyledi.

ABD Başkanı Donald Trump'ın önerdiği plana dayalı olarak varılan ateşkesin şartları ve aşamaları uyarınca, İsrail güçleri "sarı hat" olarak bilinen bölgenin gerisine çekildi, ancak Gazze Şeridi topraklarının yarısından fazlasını hâlâ kontrol ediyor.

Şarku’l Avsat’ın Gazze Sağlık Bakanlığından aktardığına göre ateşkesin 10 Ekim'de yürürlüğe girmesinden bu yana Gazze Şeridi'nde en az 601 kişi öldü.

Buna karşılık, İsrail ordusu aynı dönemde en az dört askerinin öldürüldüğünü söylüyor.

Medya kısıtlamaları ve Gazze'ye erişimin sınırlı olması, AFP'nin kayıp rakamlarını bağımsız olarak doğrulamasını veya çatışmaları özgürce haberleştirmesini engelledi.