İran: Reformist lider Musevi’den yeni anayasa çağrısı

Mir Hüseyin Musevi, İran’ı içinde bulunduğu krizlerden kurtarmak için yeni anayasa çağrısında bulundu

Venedik’te ‘İranlı kadınların yanında durun’ yazılı bir pankart tutan genç bir adam (Reuters)
Venedik’te ‘İranlı kadınların yanında durun’ yazılı bir pankart tutan genç bir adam (Reuters)
TT

İran: Reformist lider Musevi’den yeni anayasa çağrısı

Venedik’te ‘İranlı kadınların yanında durun’ yazılı bir pankart tutan genç bir adam (Reuters)
Venedik’te ‘İranlı kadınların yanında durun’ yazılı bir pankart tutan genç bir adam (Reuters)

İran’da 1979 Devrimi’nin 44. yıldönümünün kutlanmasına bir hafta kala, 10 yılı aşkın bir süredir ev hapsinde alıkonulan İranlı reformist lider Mir Hüseyin Musevi, İran’ı gittikçe artan krizlerden ‘kurtarmak’ için yeni bir anayasa hazırlanması, referandum yapılması, bağımsız ve adil şekilde seçimlerin düzenlenmesi çağrısında bulundu.
Musevi, ofisinin sözcülüğünü yapan Kelimeh haber sitesi tarafından yayınlanan açıklamasında İran'da son aylarda ve yıllarda yaşanan ‘kanlı’ olayların, 2009 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde desteklediği ‘anayasayı tavizsiz uygulama’ sloganının ‘artık etkili olmadığını’ gösterdiğini söyleyerek, bir önceki sloganından ‘ileriye doğru bir adım’ atılması gerektiğini vurguladı.
Musevi, “rejimin diyalog ve ikna yolunu için en ufak bir adım atmak yerine baskıcı yöntemlerde inat ve ısrar etmesi sebebiyle İran halkının iktidardaki müesses nizamdan ve mevcut siyasi yapıdan duyduğu hayal kırıklığına” işaret etti.
Yetkililer, Şubat 2011'den bu yana Mir Hüseyin Musevi, eşi Zehra Rahneverd ve müttefiki Mehdi Kerrubi’yi mahkemeye çıkartmadan ev hapsinde tutuyor. Ev hapsi kararı, Musevi ve Kerrubi’nin o zamanlar radikal muhafazakarlardan rakipleri Mahmud Ahmedinejad'ın zaferiyle sonuçlanan 2009 cumhurbaşkanlığı seçimlerinin sonuçlarını tanımayı reddetmesinin ve seçim sonuçlarında hile yapılmasını savunmasının akabinde çıkmıştı.
“Esas kriz sorumsuz güçtür”
Açıklamasında yönetimin performansı nedeniyle büyüyen krizlere değinen Musevi “Esas kriz, ülkenin sürdürülemez çelişkili yapısı ve temel sistemidir. Hayatı bize zindan eden ve mazlumların mutluluğuna giden yolu tıkayan işte bu hesap vermeyen sorumsuz güçtür” ifadelerini kullandı.
Musevi yaptığı açıklamada, İranlıların ana hatları ‘Kadın, Yaşam, Özgürlük Hareketi’nden oluşan radikal bir değişime ihtiyaç duyduğundan ve buna hazır olduklarından bahsederken, ülkenin dört bir yanında 160 şehirden fazla şehri kasıp kavuran protestoların sloganına atıfta bulundu. Öfkeli protestolar, Mahsa Amini adlı  genç kızın başörtüsünü düzgün takmadığı gerekçesiyle polis tarafından gözaltına alındığı sırada belirsiz koşullar altında hayatını kaybetmesinin akabinde patlak vermişti.
Musevi, “Kadın, Yaşam, Özgürlük” sloganının ‘parlak bir geleceğin ve baskıdan, yoksulluktan, aşağılanmadan ve ayrımcılıktan arınmış bir geleceğin nüvesini’ oluşturduğunu söyledi. Musevi “Bu üç kelime, canlılık, düşünme, mücadele ve umutların tarihini taşırken, kadınlar en büyük umut kaynağıdır. Mutluluk, kamu yararı ve büyük toplumsal mücadele; bütün bunlar, kadın ve erkekler hep birlikte durmadan elde edilemez” dedi.
Musevi üç öneri sundu. Bunlar; yeni bir anayasa taslağı hazırlamak, ‘bağımsız ve adil’ bir oylamayla referandum yapmak ve nihai olarak yeni anayasayı kabul etmek üzere bir Kurucu Meclis oluşturmak.
İran halkının tüm kesimlerini ‘kamu güvenliğini korumak ve mevcut rejimlerin oluşturulmasını gerektiren her türlü şiddetten kaçınmak için’ temel bir anlaşma oluşturmaya çağıran Musevi “Bu, her uyruktan ve her siyasi ve ideolojik yönelimden insanlar tarafından onaylanmalıdır” dedi. Bu üç önerisinin ‘hukukun üstünlüğüne dayalı ve insan hakları standartları ve halkın iradesi ile örtüşen bir sistemin istikrarı için’ önemini ısrarla vurguladı.
Musevi, “Hukuk, hem insanlardan hem de insanlara mutluluk ve refah getirir. Kendini hukukun üzerinde görenlerin haksız imtiyazlarını ve statülerini korumaya hizmet etmez” dedi.
İslam Cumhuriyeti'nin yerine yeni bir yapı ve düzen getirilmesini öneren Musevi, “Başlı başına yeni bir sistemin getirilmesi, baskıcı gücü sarsacak ve tepki vermeye itecektir. Çünkü gücün kaynağı insandır, silah ve baskı değil” ifadelerini kullanarak ‘beğenseler de beğenmeseler de halkın desteğini almazsa yapının çökeceğini’ vurguladı.
Geçen ağustos ayında Musevi’nin rejim lideri Ali Hamaney’in oğlu Mücteba Hamaney’e atıfta bulunarak, halkı iktidarın babadan oğula geçmemesi gerektiği konusunda uyarması siyasi elitlerde geniş çaplı bir tartışmanın fitilini ateşlemişti.
Musevi’nin son açıklaması İranlı ünlü avukat Şirin Ebadi’nin Reuters Haber Ajansı’na röportaj vermesinden bir gün sonra geldi. Ebadi söz konusu röportajında Amini’nin hayatını kaybetmesinin ‘İran İslam Cumhuriyeti’ndeki rejimin çöküşüne yol açacak, geri dönüşü olmayan devrimci bir süreci’ tetiklediğini söylemişti.
İranlı yetkililer protestolara son 40 yıldır olduğu gibi baskıyla karşılık verdi. Yetkililer ayrıca protestolara katılanlar arasından onlarca kişiye idam cezası verdi ve en az dört kişiyi darağacına gönderdi. İnsan hakları aktivistleri bunu, insanları korkutmak ve onları sokaklardan uzak tutmak için planlanmış bir önlem olarak nitelendiriyor.
Son protestolar İran'ı krize sürükledi. Amini'nin ölümü, İranlılar arasında ekonomik sefaletten tutun, etnik azınlıklara yönelik ayrımcılığa ve yetkililerin katı sosyal ve siyasi kısıtlamalar dayatmasına kadar çeşitli sorunlar nedeniyle yıllarca bastırılmış bir halk öfkesini serbest bıraktı.
Aylarca hayatın her kesiminden bir çok İranlı, müesses nizamın devrilmesi çağrısında bulundu ve rejimin içinde son sözü söyleyen “Rehber” Ali Hamaney aleyhinde sloganlar attı.
Yetkililerin protestolara yönelik baskıları, 2015 yılında imzalanan İran nükleer anlaşmasını yeniden canlandırma müzakerelerinin askıya alındığı bir dönemde diplomatik gerginliğe neden oldu. ABD ve Batılı ülkeler, baskılarda ve insan hakları ihlallerinde payı olmaları nedeniyle İran makamlarına ve başka kuruluşlara yaptırımlar uyguladı.
Öte yandan Hollanda merkezli Gamaan kuruluşu tarafından yapılan bir anket, halkın yüzde 81'inin ülkedeki İslam Cumhuriyeti rejimine son verilmesini istediğini ortaya koydu.
Gamaan Başkanı ve Tilburg Üniversitesi’nden Siyaset Bilimci Prof. Dr. Ammar Maleki, konuya ilişkin yaptığı açıklamada anket sonuçlarının, İranlıların çoğunluğunun mevcut protestolar bağlamında İran muhalefet partilerinden ortak bir komite kurulmasını talep ettiğini gösterdiğini kaydetti. Rejimin devrilmesine destek verenlerin oranı yüzde 20 arttı.
Kuruluş, anketin 21 Aralık ila 31 Aralık tarihleri arasında yapıldığını söyledi. Ankete İran içinden 158 bin kişi ve yurt dışından 42 bin İranlı katıldı. Kuruluş, katılımcıların yalnızca yüzde 15'inin İslam Cumhuriyeti'nin devam etmesini tercih ettiğini bildirdi.
İran'daki katılımcıların yüzde 70’i, Batılı ülkeleri protestolara destek vermeye ve yetkililere baskı yapmaya çağırdı. Yüzde 19’u ise ‘Batı ülkelerinin protestolar gibi iç meselelere karışmasına’ karşı çıktı. Katılımcıların yüzde 70’i Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) terör örgütü ilan edilmesini, İran büyükelçilerinin sınır dışı edilmesini ve göstericilerin bastırılmasına karışan güçlere yaptırım uygulanmasını destekledi.
Yurt dışında yaşayanların yüzde 96'sı, Batı'nın protestolara verdiği desteği ve Tahran üzerindeki baskının artırılmasını destekliyor.
İran’daki katılımcıların yüzde 81'i protestoları desteklerken, yüzde 15'i karşı çıkıyor. Protestoları destekleyenlerin yüzde 67'si protestoların ‘faydalı olacağını’ söylerken, yüzde 14'ü başarısız olacağını düşünüyor. Katılımcıların yüzde 22'si rejim karşıtı yürüyüşlere katıldığını, yüzde 56'sı ileride katılacağını, yüzde 35'i başörtüsü çıkarma ve rejimi kınayan sloganlar da dahil olmak üzere sivil itaatsizliğe destek verdiğini ve yüzde 35’i sivil itaatsizliğe katılmaya açık olduğunu ifade etti. Kuruluş tarafından yayınlanan anket sonuçlarına göre katılımcıların yüzde 44'ü grevlere katıldığını, yüzde 38'i ise katılacağını açıkladı.
Yurt dışındaki İranlıların ise yüzde 99'u protestoları desteklediğini, yüzde 90'ı bunun sonuç vereceğini umduğunu ve yüzde 9'u protestoların başarısız olmasını beklediğini belirtti.
Katılımcılar, mevcut iktidar düzenine alternatif olarak seçecekleri rejimin yapısı hakkında düşüncelerini dile getirdiler. Yurt içinde yüzde 28 ve yurt dışından yüzde 32 oranında katılımcı başkanlık sistemi istediğini söylerken, yurt içinde yüzde 12, yurt dışında ise yüzde 29 oranında katılımcı parlamenter sistemi tercih etti. Yurt dışında yaşayanların yüzde 25'inin desteklediği anayasal monarşiye ise İran içinden yüzde 22'lik bir destek geldi.



Savaş, binlerce Sudanlı aileyi parçalarken BM 58 bin çocuğun yakınlarını arıyor

Sudan-Çad sınırında yer alan Adré (Adri) Mülteci Kampı’nda bir grup Sudanlı mülteci çocuk yemek almak için itişip kakışırken, elinde kırbaç tutan bir adam onları kontrol altına almaya çalışıyor (NYT)
Sudan-Çad sınırında yer alan Adré (Adri) Mülteci Kampı’nda bir grup Sudanlı mülteci çocuk yemek almak için itişip kakışırken, elinde kırbaç tutan bir adam onları kontrol altına almaya çalışıyor (NYT)
TT

Savaş, binlerce Sudanlı aileyi parçalarken BM 58 bin çocuğun yakınlarını arıyor

Sudan-Çad sınırında yer alan Adré (Adri) Mülteci Kampı’nda bir grup Sudanlı mülteci çocuk yemek almak için itişip kakışırken, elinde kırbaç tutan bir adam onları kontrol altına almaya çalışıyor (NYT)
Sudan-Çad sınırında yer alan Adré (Adri) Mülteci Kampı’nda bir grup Sudanlı mülteci çocuk yemek almak için itişip kakışırken, elinde kırbaç tutan bir adam onları kontrol altına almaya çalışıyor (NYT)

Sudan krizi dördüncü yılına girerken, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK/UNHCR) insani felaketin daha da kötüleşeceği ve kapsamının genişleyeceği konusunda uyardı. BMMYK, Sudan’da yaşananların, başta çocuklar olmak üzere milyonlarca sivili etkileyen yıkıcı sonuçlar doğurarak dünyanın en büyük göç krizine dönüştüğünü vurguladı.

BMMYK, savaşın onları ailelerinden ayırmasının ardından, sığınma ülkelerinde ebeveynleri olmadan yaşayan yaklaşık 58 bin Sudanlı mülteci çocuğun olduğunu ortaya koydu. Bu çocukların büyük bir kısmı, şiddet ve göçün sonucu olarak fiziksel yaralanmalar ve derin psikolojik travmalar yaşıyor.

BMMYK'nin Doğu, Afrika Boynuzu ve Büyük Göller Bölge Bürosu'nun İletişim Görevlisi ve Sözcüsü Faith Kasina, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, BMMYK’nin gizlilikle ilgili nedenlerden dolayı refakatsiz çocuklar hakkında ayrıntılı bilgi veremese de onları aileleriyle yeniden bir araya getirmek amacıyla yakın aileleri veya geniş aileleri ve akrabalarını bulmak için sürekli çalıştığını söyledi.

fbfvbfr
Zemzem Mülteci Kampı’ndan kaçan ve Kuzey Darfur'daki et-Tavile beldesi yakınlarında toplanan Sudanlı kadın mülteciler, Şubat 2025 (AFP)

Kasina, ebeveynleri olmayan çocukların, gerçek ailelerine veya akrabalarına ulaşılana kadar, insani yardım kuruluşlarından destek alan seçilmiş koruyucu ailelere geçici olarak yerleştirildiğini açıkladı.

BMMYK, uluslararası topluma, refakatsiz ve ailelerinden ayrı düşmüş çocukların yanı sıra en savunmasız gruplar ve özel ihtiyaç sahiplerine daha fazla destek ve uzman hizmetler sağlanması talebini sürdürdüğünü vurguladı.

Finansman yetersizliği

Finansman kriziyle ilgili olarak Kasina, BMMYK ve insani yardım kuruluşlarından ortaklarının, Sudan krizine yönelik insani müdahaleye yönelik ciddi finansman eksikliğini gidermek için mümkün olan her türlü çabayı sürdürdüklerini belirtti. Bu çabalar, milyonlarca mülteci, ülke içinde yerinden edilmiş kişi, geri dönenler ve ev sahibi topluluklara koruma ve yardım sağlamak amacıyla uluslararası yardım çağrıları başlatılmasını içeriyor.

BMMYK, insani yardım kuruluşları ve kalkınma ortaklarının, Sudan'dan kaçan mültecileri barındıran yedi ülkede yaklaşık 5,9 milyon kişiye hayat kurtaran yardım sunmak için bu yıl 1,6 milyar dolara ihtiyaç duyduğunu belirtti.

vbvfrbfr
Darfur bölgesindeki el-Cenine kentinden kaçan mülteciler, Fransız ordusuna ait bir kamyonla Çad'ın Adré kenti yakınlarındaki geçici barınaklara naklediliyor (Reuters)

Kasina, şimdiye kadar sağlanan finansman toplam ihtiyaçların sadece yüzde 10’unu karşılamasına rağmen insani yardım çalışmalarının devamlılığını sağlamak ve ortakların çatışmalardan etkilenenlerin acil ihtiyaçlarını karşılayabilmelerini sağlamak için BMMYK’nin bağışçılarla birlikte çabalarını ikiye katlama konusundaki kararlılığını vurguladı.

Kasina, geçtiğimiz nisan ayı ortalarında Almanya, Avrupa Birliği (AB), Fransa, Birleşik Krallık, ABD ve Afrika Birliği'nin (AfB) çağrısıyla Berlin'de düzenlenen Sudan'a ilişkin 3. Uluslararası Konferans'ın, Sudan ve komşu ülkelerdeki insani yardım çabalarını desteklemek için 1,5 milyar avroyu aşan mali taahhütlerle sonuçlandığını belirtti.

Ayrıca, uluslararası kalkınma kuruluşlarının Sudan ve sığınmacı kabul eden ülkelere ayrılan yatırımlarını artırdığını belirten Kasina, Dünya Bankası'nın Sudan'a yönelik portföyünün 2024 yılında 130 milyon dolardan 2026 yılı sonunda 540 milyon dolara yükseleceğini ve önümüzdeki yıllarda büyümeye devam edeceğini söyledi.

Geri dönüşün zorlukları

Kasina, Körfez ülkelerindeki kalkınma kuruluşlarının, Afrika Kalkınma Bankası ve AB gibi uluslararası ortaklarla birlikte, ev sahibi toplulukları desteklemek, mültecilerin ve yerinden edilmiş kişilerin dayanıklılığını artırmak ve uzun vadede kendi kendilerine yetebilmelerini sağlamak için katılımlarını yoğunlaştırdığını vurguladı.

Sudan krizinin hâlâ dünyadaki en büyük mülteci krizi olduğunu ve en çok finansman sıkıntısı çeken kriz olduğunu vurguladı. Bağışçılar tarafından yeterli mali kaynak sağlanmazsa insani yardım programlarının devamının ciddi şekilde tehlikeye gireceği uyarısında bulundu.

Kasina konuşmasının sonunda, BM'nin uluslararası insani hukuka uyulması, sivillerin korunmasının sağlanması ve özellikle çatışma bölgeleri ile göç ve sığınma koridorlarında, yardıma muhtaç tüm kişilere hayat kurtaran insani yardımın ulaştırılmasının garanti altına alınması gerektiğine dair çağrılarını yineledi.


Uçak hangarlarında kurulan mahkeme salonları... İsrail, 7 Ekim saldırısına katılan Hamas özel kuvvetleri kadrosunu bu şekilde yargılayacak

Hamas’ın askeri medya birimi tarafından yayınlanan bir videodan alınan ekran görüntüsünde, 7 Ekim saldırısı sırasında bir Kassam Tugayları savaşçısı görülüyor. (Reuters)
Hamas’ın askeri medya birimi tarafından yayınlanan bir videodan alınan ekran görüntüsünde, 7 Ekim saldırısı sırasında bir Kassam Tugayları savaşçısı görülüyor. (Reuters)
TT

Uçak hangarlarında kurulan mahkeme salonları... İsrail, 7 Ekim saldırısına katılan Hamas özel kuvvetleri kadrosunu bu şekilde yargılayacak

Hamas’ın askeri medya birimi tarafından yayınlanan bir videodan alınan ekran görüntüsünde, 7 Ekim saldırısı sırasında bir Kassam Tugayları savaşçısı görülüyor. (Reuters)
Hamas’ın askeri medya birimi tarafından yayınlanan bir videodan alınan ekran görüntüsünde, 7 Ekim saldırısı sırasında bir Kassam Tugayları savaşçısı görülüyor. (Reuters)

İsrail parlamentosu Knesset’te Hamas’ın özel kuvvetler birimine mensup ve 7 Ekim 2023 saldırısını gerçekleştirmekle suçlanan kişilerle ilgili özel yasanın son maddelerine ilişkin görüşmeler sürerken, davanın temel çerçevesi büyük ölçüde netleşti. Buna göre yargılamaların, 1967’den bu yana İsrail işgali altında bulunan Kalandiya Havaalanı binalarında gerçekleştirileceği belirtiliyor. İsrail hükümeti, söz konusu bölgede Yahudi yerleşim birimi inşa etmeyi planlıyor.

Bu süreçte yerleşim projesinin geçici olarak dondurulduğu, zira İsrail ordusunun yıllarca sürmesi beklenen davaları etkileyecek herhangi bir unsurun ortaya çıkmasını istemediği ifade edildi. Halihazırda havaalanındaki hangarların duruşmalar için hazırlandığı aktarıldı.

sdfrgfr
7 Ekim 2023’te Gazze Şeridi’nden fırlatılan roketlerin ardından İsrail’in güney yerleşimlerinde yanan araçları gösteren bir hava fotoğrafı (Reuters)

Sanıkların kimlikleri ve kesin sayıları gizli tutulmaya devam ederken, basına sızan bilgilere göre davada yaklaşık 350 kişinin yargılanması bekleniyor. Polis ve istihbarat yetkililerinin, tüm sanıkların mahkûm edilmesi ve haklarında idam cezası verilmesi için yeterli delile sahip olduklarına inandığı kaydedildi. Ancak aynı yetkililerin, davaların adil yargılama görüntüsü vermesi amacıyla bazı sanıkların beraat etme ihtimalini de dışlamadığı belirtildi.

Duruşmalar ne zaman başlayacak ne nasıl olacak?

Planlamaya göre davaların 7 Ekim’de başlaması öngörülüyor, ancak sürecin birkaç ay daha ertelenebileceği belirtiliyor. Mahkeme heyetinin, bazıları yedek orduda görev yapan avukat kökenli askerlerden oluşan 15 askeri yargıçtan meydana geleceği ifade edildi.

Duruşmaların haftada 5 gün ve günde 8 saat yapılmasının planlandığı, bazı oturumların kamuya açık olacağı, bazı tanıklıkların ise kapalı kapılar ardında alınacağı aktarıldı. Sanıklara yöneltilen suçlamaların çeşitlilik gösterdiği ve bunların arasında idam cezası gerektiren çok sayıda suçlamanın da bulunduğu kaydedildi.

Hamas’ın İsrail’e yönelik sürpriz saldırısında birkaç saat içinde yaklaşık bin 200 İsraillinin öldüğü belirtilirken, İsrail’in buna karşılık olarak başlattığı savaşta Gazze Şeridi’nin büyük ölçüde yıkıma uğradığı ifade edildi. Saldırılarda şu ana kadar çoğu kadın, çocuk ve yaşlı olmak üzere yaklaşık 73 bin Filistinlinin hayatını kaybettiği, iki milyon kişinin ise yerlerinden edildiği aktarıldı.

dvdevf
Savaşın Gazze Şeridi’nde yol açtığı yıkımdan (Reuters – Arşiv)

İsrail ordusu ve istihbarat kurumları, 7 Ekim saldırısını öncelikle ‘İsrail’in başarısızlığı’ olarak değerlendirdi. İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir ile görev süresi sona eren Hava Kuvvetleri Komutanı Tomer Bar ve yerine atanan Omer Tishler, ordunun 7 Ekim 2023’te başarısız olduğunu kabul ettiklerini açıkladı.

Zamir, Bar’ın görevden alınma töreninde yaptığı konuşmada, “7 Ekim’de bu kuvvet, tıpkı tüm İsrail ordusu gibi, İsrail devletini savunma görevini yerine getirmekte başarısız oldu. Bu başarısızlık bizi her gün takip ediyor ve sorumluluk üstlenip meseleyi soruşturmamızı zorunlu kılıyor” ifadelerini kullandı.

Buna karşın Başbakan Binyamin Netanyahu başta olmak üzere siyasi liderliğin, söz konusu başarısızlığın sorumluluğunu üstlenmeyi reddettiği ve olayla ilgili resmi bir soruşturma açılmasına karşı çıktığı belirtildi. Şarku’l Avsat’ın İsrail medyasından aktardığı haberde, hükümetin kendi başarısızlıklarını örtbas etmek amacıyla kamuoyuna dönük gösterişli yöntemler aradığı, ‘Hamas’ın elit unsurları’ olarak tanımlanan kişilere yönelik davaların da bu çabaların bir parçası olduğu değerlendirmesine yer verildi.

Duruşmaya nasıl hazırlık yapıldı?

Hamas özel kuvvetlerine yönelik yargılama yasası hakkında, parlamentonun anayasa, hukuk ve adalet komisyonuna bağlı gizli alt komisyonda iki yılı aşkın süre boyunca yürütülen gizli ve daha sonra açık oturumlarda çeşitli sorular gündeme geldi. Tartışmalarda, ‘Bu dava nasıl tam anlamıyla kazançlı bir yargılama süreci olacak?’, ‘Sanıkların savunmasını hangi avukatlar üstlenecek?’, ‘Sanıkların beraat etmesi durumunda ne yaşanacak?’, ‘İsrailliler ve dünya kamuoyu ülke tarihindeki bu uğursuz günden geriye neyi hatırlayacak?’ ve ‘Bu süreç yalnızca adalet için verilen bir mücadele mi, yoksa aynı zamanda anlatı ve tarih yazımı savaşı mı?’ sorularının öne çıktığı belirtildi.

cdvdfve
Gazze Şeridi sınırında alarm sirenlerinin sesini duyan bir İsrail askeri yere çöktü, Ekim 2023 (Arşiv – AP)

Söz konusu yasa tasarısının sahibi Yulia Malinovsky. Rus kökenli olan 50 yaşındaki milletvekili, Yisrael Beiteinu adlı muhalefet partisinde görev yapıyor. Parti, Avigdor Lieberman tarafından yönetiliyor.

Malinovsky, “Hikâyeyi anlatmanın en iyi yolu hukuki süreçlerdir. Mahkeme salonlarında sunulacak iddianameler, tanıklıklar ve deliller kayda geçirilecek ve gelecek nesillere aktarılacak. Kurbanların hikâyesini anlatmalı ve ailelerini onurlandırmalıyız. Ailelerin katillerle yüz yüze gelmesi için birden fazla fırsat olacak. Savcılık yetkilileri bana herkes hakkında delile sahip olduklarını ve tüm hikâyeyi ortaya koyabileceklerini söylüyor” dedi.

Malinovsky, Yedioth Ahronoth gazetesine verdiği demeçte, davaya ilişkin düşüncenin Kasım 2023’te, yani saldırıdan yaklaşık bir ay sonra ortaya çıktığını belirterek şunları söyledi: “Henüz hepimiz şok halindeydik. Kendimi çaresiz ve büyük korku içinde hissediyordum. Rehinelerin tamamı hâlâ Gazze Şeridi’nde tutuluyordu ve İsrail’de çok sayıda militanı yakalamıştık. Aslında yakalanmamaları, çatışmalarda ölmeleri daha iyi olurdu. Ama onları yakaladık ve artık bizim elimizdeler. Onlar şimdiye kadar gördüğümüz en kötü suçlular. Kendime ‘Bunlarla ne yapacağız?’ diye sordum. Onları adalet önüne çıkarmamız gerektiği benim için açıktı.”

cdsv
Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus yakınlarında bir İsrail tankının üzerinde kutlama yapan Filistinliler, 7 Ekim 2023 (Arşiv – AP)

Malinovsky, davanın orduya yüklenmesine ilişkin karara nasıl ulaşıldığını ve askeri yetkililerin bu göreve başlangıçta isteksiz yaklaşmasını da anlattı. Malinovsky, “Bu zor görevi kim üstlenecek ve kim yönetecek, kararsızlık içindeydik. Mantığa göre İsrail devleti kendisine zarar veren suçluları adalet önüne çıkarmalıydı. Bu nedenle davanın yerel bir mahkemede görülmesi ve devletin savcı konumunda olması gerekiyordu. Ancak yüzlerce sanık ve binlerce tanık ifadesi söz konusu olduğunda İsrail yargı sistemi muazzam bir yük altında çökecekti. Sonuçta bu kişiler belki de yargılanmadan, yaşlılıktan öleceklerdi” ifadelerini kullandı.

Nazi yargılamasının simülasyonu

Malinovsky, yasa tasarısının benzerini dünya tarihindeki büyük davalarla karşılaştırmak istediğini belirterek, bunun Nürnberg Mahkemeleri, Tokyo Duruşmaları ve eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi gibi örnekleri takip etmesini hedeflediklerini söyledi.

Malinovsky ayrıca, İsrail’de 1960’larda Nazi yetkilisi Adolf Eichmann’ın yargılandığı büyük ölçekli davayı hatırlattı. Ancak bu örnekten önemli bir fark bulunduğunu, Eichmann davasının tek bir sanıkla sınırlı olduğunu, mevcut durumda ise yüzlerce sanığın yargılanmasının söz konusu olduğunu vurguladı.

dfvfd
Adolf Eichmann yargılanırken (İsrail Hükümeti Basın Ofisi)

Malinovsky, mahkeme yapısının resmî olarak Lod Askerî Mahkemesi’ne bağlı olacağını belirtti. Ancak bu mahkemenin uzun süredir fiilen aktif olmadığı, yalnızca kâğıt üzerinde varlığını sürdürdüğü ifade edildi. Malinovsky’ye göre duruşmalar, Atarot bölgesindeki özel tesislerde yürütülecek. Ayrıca duruşmaların sıkı güvenlik önlemleri altında gerçekleştirileceği, bu önlemlerin yalnızca tutukluların kaçma riskine karşı değil, aynı zamanda aşırı sağcı İsrailliler tarafından gerçekleştirilebilecek olası saldırı girişimlerine karşı da alındığı aktarıldı.

Mahkeme için özel donanımlar

Ordu tarafından projeye, emekli Tuğgeneral Yair Barkat atandı. Eski Askerî Polis Komutanı ve İç Cephe Komutanlığı’nda üst düzey görevler üstlenmiş olan Barkat’ın, yasal süreç henüz tamamlanmadan projede çalışmaya başladığı aktarıldı.

Planlama kapsamında mahkeme kompleksi için bir arazi tespit edildi. Bu kompleksin içinde merkezi bir duruşma salonu, eş zamanlı oturumların yapılacağı ek mahkeme salonları ve kamuya açık izleme alanlarının yer alacağı belirtildi.

Tasarıya göre mahkemenin 6 ay ile 1 yıl içinde faaliyete geçmesi, yargılamaların ise birkaç yıl içinde tamamlanması hedefleniyor. Bazı duruşmaların halka açık olacağı ve canlı yayınlanacağı, birçok tanıklığın ise ilk kez kamuoyuna açıklanacağı ifade edildi.

erbr
Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’na mensup savaşçılar (Arşiv)

Malinovsky, bugüne kadar medyada yer alanların ve yapılan açıklamaların, tanıklıklarda ortaya çıkacak içerikle kıyaslanamayacağını söyledi. Malinovsky, daha önce adı hiç duyulmamış ya da görülmemiş kişilerin mahkemede ifade vereceğini, bu ifadelerin soruşturma materyalleriyle destekleneceğini belirtti. Ayrıca tüm delillerin belgelenmiş ve doğrulanmış olduğunu, yargılama sürecinde ilk kez çok sayıda fotoğraf ve belgenin kamuoyuna sunulacağını ifade etti.

Yedioth Ahronoth gazetesinin haberine göre, önerilen yasa tasarısı ‘toplu öldürme’ suçlamasını içeriyor. Ancak Simcha Rothman başta olmak üzere bazı milletvekilleri ve çok sayıda bakan, suçlamanın ‘Yahudilere yönelik soykırımın planlanması ve başlatılması’ olarak düzenlenmesini talep ediyor.

Bazı milletvekilleri ise bu suçlamanın ispatının oldukça zor olabileceğini, bu nedenle tek başına yer almasının sanıklar açısından beraat ihtimalini güçlendirebileceğini savunuyor. Bu nedenle söz konusu madde, iddianamenin tek dayanağı olarak bırakılmayacak. Savcılığın, ‘soykırım’ ve ‘egemenliğin ihlali’ gibi farklı suçlamalar arasında seçim yapabileceği belirtiliyor. Bu suçlamaların her ikisinin de idam cezası gerektirebileceği ifade edilirken, ‘toplu terör eylemleri’, ‘silahlı güç kılığında sızma’ gibi suçların da dosyada yer alacağı, bu suçların çoğu sanık için müebbet hapis cezasına kadar varan yaptırımlar içerdiği kaydedildi. Ayrıca daha düşük dereceli suçlamaların da iddianamede yer alabileceği aktarılıyor.


Netanyahu, Beyrut'un güney banliyölerine düzenlenen baskında "Rıdvan Gücü" komutanının hedef alındığını duyurdu

6 Mayıs 2026'da Beyrut'un güney banliyölerindeki Haret Hreik mahallesini hedef alan İsrail hava saldırısının gerçekleştiği yerde toplananlar, (AFP)
6 Mayıs 2026'da Beyrut'un güney banliyölerindeki Haret Hreik mahallesini hedef alan İsrail hava saldırısının gerçekleştiği yerde toplananlar, (AFP)
TT

Netanyahu, Beyrut'un güney banliyölerine düzenlenen baskında "Rıdvan Gücü" komutanının hedef alındığını duyurdu

6 Mayıs 2026'da Beyrut'un güney banliyölerindeki Haret Hreik mahallesini hedef alan İsrail hava saldırısının gerçekleştiği yerde toplananlar, (AFP)
6 Mayıs 2026'da Beyrut'un güney banliyölerindeki Haret Hreik mahallesini hedef alan İsrail hava saldırısının gerçekleştiği yerde toplananlar, (AFP)

Resmi Lübnan Ulusal Haber Ajansı'na göre İsrail, Hizbullah ile İsrail arasında 17 Nisan'da yürürlüğe giren ateşkesin ardından ilk kez dün akşam Beyrut'un güney banliyölerini hedef alan bir hava saldırısı düzenledi.

Ajansta yer alan kısa açıklamada, "İsrail savaş uçakları el-Gubeyri bölgesini hedef alan bir hava saldırısı düzenledi" ifadelerine yer verildi. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Lübnan Hizbullahı'nın üst düzey bir isminin hedef alındığını duyururken, Hizbullah’a yakın bir kaynak, AFP’ye yaptığı açıklamada, Rıdvan Gücü Operasyon Komutanı Malik Bellut'un saldırıda hayatını kaybettiğini doğruladı.

frbfrtb
İsrail'in Beyrut'un güney banliyölerindeki Haret Hreik mahallesini hedef alan hava saldırısının ardından yükselen dumanlar- 6 Mayıs 2026 (AFP)

Saldırının ardından sosyal medya platformu X üzerinden bir açıklama yapan Netanyahu, operasyon emrini bizzat verdiğini belirtti:

"Savunma Bakanı Israel Katz ile koordineli olarak, Hizbullah’ın Rıdvan Gücü komutanının etkisiz hale getirilmesi amacıyla Beyrut’ta vurulması talimatını verdim."

Netanyahu, açıklamasının devamında şu ifadelere yer verdi: "Rıdvan teröristleri, İsrail yerleşim birimlerinin bombalanmasından ve İsrail askerlerine zarar verilmesinden sorumludur. Kimse hukukun üstünde değildir; İsrail’in uzun kolu her düşmana ve her katile ulaşacaktır."

Netanyahu açıklamasını, kuzey bölgelerindeki güvenliği sağlama sözüyle tamamlayarak şunları kaydetti: "Kuzey sakinlerine güvenlik sağlama konusunda kararlıyız. Bu iş böyle yapılır ve böyle yapılmaya devam edilecek!"