İran: Reformist lider Musevi’den yeni anayasa çağrısı

Mir Hüseyin Musevi, İran’ı içinde bulunduğu krizlerden kurtarmak için yeni anayasa çağrısında bulundu

Venedik’te ‘İranlı kadınların yanında durun’ yazılı bir pankart tutan genç bir adam (Reuters)
Venedik’te ‘İranlı kadınların yanında durun’ yazılı bir pankart tutan genç bir adam (Reuters)
TT

İran: Reformist lider Musevi’den yeni anayasa çağrısı

Venedik’te ‘İranlı kadınların yanında durun’ yazılı bir pankart tutan genç bir adam (Reuters)
Venedik’te ‘İranlı kadınların yanında durun’ yazılı bir pankart tutan genç bir adam (Reuters)

İran’da 1979 Devrimi’nin 44. yıldönümünün kutlanmasına bir hafta kala, 10 yılı aşkın bir süredir ev hapsinde alıkonulan İranlı reformist lider Mir Hüseyin Musevi, İran’ı gittikçe artan krizlerden ‘kurtarmak’ için yeni bir anayasa hazırlanması, referandum yapılması, bağımsız ve adil şekilde seçimlerin düzenlenmesi çağrısında bulundu.
Musevi, ofisinin sözcülüğünü yapan Kelimeh haber sitesi tarafından yayınlanan açıklamasında İran'da son aylarda ve yıllarda yaşanan ‘kanlı’ olayların, 2009 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde desteklediği ‘anayasayı tavizsiz uygulama’ sloganının ‘artık etkili olmadığını’ gösterdiğini söyleyerek, bir önceki sloganından ‘ileriye doğru bir adım’ atılması gerektiğini vurguladı.
Musevi, “rejimin diyalog ve ikna yolunu için en ufak bir adım atmak yerine baskıcı yöntemlerde inat ve ısrar etmesi sebebiyle İran halkının iktidardaki müesses nizamdan ve mevcut siyasi yapıdan duyduğu hayal kırıklığına” işaret etti.
Yetkililer, Şubat 2011'den bu yana Mir Hüseyin Musevi, eşi Zehra Rahneverd ve müttefiki Mehdi Kerrubi’yi mahkemeye çıkartmadan ev hapsinde tutuyor. Ev hapsi kararı, Musevi ve Kerrubi’nin o zamanlar radikal muhafazakarlardan rakipleri Mahmud Ahmedinejad'ın zaferiyle sonuçlanan 2009 cumhurbaşkanlığı seçimlerinin sonuçlarını tanımayı reddetmesinin ve seçim sonuçlarında hile yapılmasını savunmasının akabinde çıkmıştı.
“Esas kriz sorumsuz güçtür”
Açıklamasında yönetimin performansı nedeniyle büyüyen krizlere değinen Musevi “Esas kriz, ülkenin sürdürülemez çelişkili yapısı ve temel sistemidir. Hayatı bize zindan eden ve mazlumların mutluluğuna giden yolu tıkayan işte bu hesap vermeyen sorumsuz güçtür” ifadelerini kullandı.
Musevi yaptığı açıklamada, İranlıların ana hatları ‘Kadın, Yaşam, Özgürlük Hareketi’nden oluşan radikal bir değişime ihtiyaç duyduğundan ve buna hazır olduklarından bahsederken, ülkenin dört bir yanında 160 şehirden fazla şehri kasıp kavuran protestoların sloganına atıfta bulundu. Öfkeli protestolar, Mahsa Amini adlı  genç kızın başörtüsünü düzgün takmadığı gerekçesiyle polis tarafından gözaltına alındığı sırada belirsiz koşullar altında hayatını kaybetmesinin akabinde patlak vermişti.
Musevi, “Kadın, Yaşam, Özgürlük” sloganının ‘parlak bir geleceğin ve baskıdan, yoksulluktan, aşağılanmadan ve ayrımcılıktan arınmış bir geleceğin nüvesini’ oluşturduğunu söyledi. Musevi “Bu üç kelime, canlılık, düşünme, mücadele ve umutların tarihini taşırken, kadınlar en büyük umut kaynağıdır. Mutluluk, kamu yararı ve büyük toplumsal mücadele; bütün bunlar, kadın ve erkekler hep birlikte durmadan elde edilemez” dedi.
Musevi üç öneri sundu. Bunlar; yeni bir anayasa taslağı hazırlamak, ‘bağımsız ve adil’ bir oylamayla referandum yapmak ve nihai olarak yeni anayasayı kabul etmek üzere bir Kurucu Meclis oluşturmak.
İran halkının tüm kesimlerini ‘kamu güvenliğini korumak ve mevcut rejimlerin oluşturulmasını gerektiren her türlü şiddetten kaçınmak için’ temel bir anlaşma oluşturmaya çağıran Musevi “Bu, her uyruktan ve her siyasi ve ideolojik yönelimden insanlar tarafından onaylanmalıdır” dedi. Bu üç önerisinin ‘hukukun üstünlüğüne dayalı ve insan hakları standartları ve halkın iradesi ile örtüşen bir sistemin istikrarı için’ önemini ısrarla vurguladı.
Musevi, “Hukuk, hem insanlardan hem de insanlara mutluluk ve refah getirir. Kendini hukukun üzerinde görenlerin haksız imtiyazlarını ve statülerini korumaya hizmet etmez” dedi.
İslam Cumhuriyeti'nin yerine yeni bir yapı ve düzen getirilmesini öneren Musevi, “Başlı başına yeni bir sistemin getirilmesi, baskıcı gücü sarsacak ve tepki vermeye itecektir. Çünkü gücün kaynağı insandır, silah ve baskı değil” ifadelerini kullanarak ‘beğenseler de beğenmeseler de halkın desteğini almazsa yapının çökeceğini’ vurguladı.
Geçen ağustos ayında Musevi’nin rejim lideri Ali Hamaney’in oğlu Mücteba Hamaney’e atıfta bulunarak, halkı iktidarın babadan oğula geçmemesi gerektiği konusunda uyarması siyasi elitlerde geniş çaplı bir tartışmanın fitilini ateşlemişti.
Musevi’nin son açıklaması İranlı ünlü avukat Şirin Ebadi’nin Reuters Haber Ajansı’na röportaj vermesinden bir gün sonra geldi. Ebadi söz konusu röportajında Amini’nin hayatını kaybetmesinin ‘İran İslam Cumhuriyeti’ndeki rejimin çöküşüne yol açacak, geri dönüşü olmayan devrimci bir süreci’ tetiklediğini söylemişti.
İranlı yetkililer protestolara son 40 yıldır olduğu gibi baskıyla karşılık verdi. Yetkililer ayrıca protestolara katılanlar arasından onlarca kişiye idam cezası verdi ve en az dört kişiyi darağacına gönderdi. İnsan hakları aktivistleri bunu, insanları korkutmak ve onları sokaklardan uzak tutmak için planlanmış bir önlem olarak nitelendiriyor.
Son protestolar İran'ı krize sürükledi. Amini'nin ölümü, İranlılar arasında ekonomik sefaletten tutun, etnik azınlıklara yönelik ayrımcılığa ve yetkililerin katı sosyal ve siyasi kısıtlamalar dayatmasına kadar çeşitli sorunlar nedeniyle yıllarca bastırılmış bir halk öfkesini serbest bıraktı.
Aylarca hayatın her kesiminden bir çok İranlı, müesses nizamın devrilmesi çağrısında bulundu ve rejimin içinde son sözü söyleyen “Rehber” Ali Hamaney aleyhinde sloganlar attı.
Yetkililerin protestolara yönelik baskıları, 2015 yılında imzalanan İran nükleer anlaşmasını yeniden canlandırma müzakerelerinin askıya alındığı bir dönemde diplomatik gerginliğe neden oldu. ABD ve Batılı ülkeler, baskılarda ve insan hakları ihlallerinde payı olmaları nedeniyle İran makamlarına ve başka kuruluşlara yaptırımlar uyguladı.
Öte yandan Hollanda merkezli Gamaan kuruluşu tarafından yapılan bir anket, halkın yüzde 81'inin ülkedeki İslam Cumhuriyeti rejimine son verilmesini istediğini ortaya koydu.
Gamaan Başkanı ve Tilburg Üniversitesi’nden Siyaset Bilimci Prof. Dr. Ammar Maleki, konuya ilişkin yaptığı açıklamada anket sonuçlarının, İranlıların çoğunluğunun mevcut protestolar bağlamında İran muhalefet partilerinden ortak bir komite kurulmasını talep ettiğini gösterdiğini kaydetti. Rejimin devrilmesine destek verenlerin oranı yüzde 20 arttı.
Kuruluş, anketin 21 Aralık ila 31 Aralık tarihleri arasında yapıldığını söyledi. Ankete İran içinden 158 bin kişi ve yurt dışından 42 bin İranlı katıldı. Kuruluş, katılımcıların yalnızca yüzde 15'inin İslam Cumhuriyeti'nin devam etmesini tercih ettiğini bildirdi.
İran'daki katılımcıların yüzde 70’i, Batılı ülkeleri protestolara destek vermeye ve yetkililere baskı yapmaya çağırdı. Yüzde 19’u ise ‘Batı ülkelerinin protestolar gibi iç meselelere karışmasına’ karşı çıktı. Katılımcıların yüzde 70’i Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) terör örgütü ilan edilmesini, İran büyükelçilerinin sınır dışı edilmesini ve göstericilerin bastırılmasına karışan güçlere yaptırım uygulanmasını destekledi.
Yurt dışında yaşayanların yüzde 96'sı, Batı'nın protestolara verdiği desteği ve Tahran üzerindeki baskının artırılmasını destekliyor.
İran’daki katılımcıların yüzde 81'i protestoları desteklerken, yüzde 15'i karşı çıkıyor. Protestoları destekleyenlerin yüzde 67'si protestoların ‘faydalı olacağını’ söylerken, yüzde 14'ü başarısız olacağını düşünüyor. Katılımcıların yüzde 22'si rejim karşıtı yürüyüşlere katıldığını, yüzde 56'sı ileride katılacağını, yüzde 35'i başörtüsü çıkarma ve rejimi kınayan sloganlar da dahil olmak üzere sivil itaatsizliğe destek verdiğini ve yüzde 35’i sivil itaatsizliğe katılmaya açık olduğunu ifade etti. Kuruluş tarafından yayınlanan anket sonuçlarına göre katılımcıların yüzde 44'ü grevlere katıldığını, yüzde 38'i ise katılacağını açıkladı.
Yurt dışındaki İranlıların ise yüzde 99'u protestoları desteklediğini, yüzde 90'ı bunun sonuç vereceğini umduğunu ve yüzde 9'u protestoların başarısız olmasını beklediğini belirtti.
Katılımcılar, mevcut iktidar düzenine alternatif olarak seçecekleri rejimin yapısı hakkında düşüncelerini dile getirdiler. Yurt içinde yüzde 28 ve yurt dışından yüzde 32 oranında katılımcı başkanlık sistemi istediğini söylerken, yurt içinde yüzde 12, yurt dışında ise yüzde 29 oranında katılımcı parlamenter sistemi tercih etti. Yurt dışında yaşayanların yüzde 25'inin desteklediği anayasal monarşiye ise İran içinden yüzde 22'lik bir destek geldi.



‘Gazze sakinlerini Sina’ya nakledin’... Biden’ın özel temsilcisi McGurk, ABD talebinin ayrıntılarını açıkladı

ABD’nin eski Ortadoğu Özel Temsilcisi Brett McGurk (AP)
ABD’nin eski Ortadoğu Özel Temsilcisi Brett McGurk (AP)
TT

‘Gazze sakinlerini Sina’ya nakledin’... Biden’ın özel temsilcisi McGurk, ABD talebinin ayrıntılarını açıkladı

ABD’nin eski Ortadoğu Özel Temsilcisi Brett McGurk (AP)
ABD’nin eski Ortadoğu Özel Temsilcisi Brett McGurk (AP)

İnci Mecdi

ABD’nin eski Ortadoğu Özel Temsilcisi Brett McGurk, Joe Biden döneminde Gazze Şeridi’ndeki Filistinlilerin Sina Yarımadası’na nakledilmesi ve savaşın sona erdirilmesine yönelik bölge ülkeleri arasındaki müzakereler konusunda perde arkasında yaşananları yeni kitabında anlattı. ‘Brink: Inside the Race to Free the October 7th Hostages’ (Eşik: 7 Ekim Rehinelerini Kurtarma Yarışının İçinden) başlıklı kitapta, bu süreçte yaşananlara ilişkin ayrıntılara yer verildi.

McGurk, son günlerde ABD medyasına verdiği röportajlarda, bu ay yayımlanan kitabında aktardığı pek çok ayrıntıyı paylaştı. McGurk, Gazze Şeridi’ndeki savaşa ilişkin Mısır ve bölgedeki diğer ülkelerle yapılan görüşmelerden söz etti. Bunlar arasında, kitabında ‘kilit bir isim’ olarak nitelendirdiği eski Mısır İstihbarat Teşkilatı Başkanı Abbas Kâmil ile yaptığı görüşme de bulunuyor. McGurk, Kâmil’den Gazze sakinlerinin geçici olarak Sina Yarımadası’na nakledilmesini istediğini, ancak bu talebin kesin bir dille reddedildiğini belirtti.

McGurk, Ortadoğu’da Amerikan diplomasisinin önde gelen isimlerinden biri olarak kabul ediliyor. George W. Bush, Barack Obama, Donald Trump ve Joe Biden dönemlerinde çeşitli görevlerde bulundu. 7 Ekim 2023 saldırıları gerçekleştiğinde ise Beyaz Saray’ın Ortadoğu’dan sorumlu dış politika başdanışmanıydı. McGurk, anı niteliğindeki kitabında, aralarında 12 ABD vatandaşının da bulunduğu rehinelerin serbest bırakılması amacıyla Mısır ve Katar üzerinden Hamas ile yürütülen dolaylı müzakerelere katılımının ayrıntılarını aktarıyor.

Mısır’ın kesin reddi

McGurk, ABD merkezli CBS News’e verdiği röportajda, kitabında Filistinlilerin Gazze dışına nakledilmesine ilişkin yer alan bölümleri değerlendirirken, “Mısır İstihbarat Teşkilatı Başkanı Abbas Kâmil’i aradım ve kendisine, ‘Bakın, Gazze sakinlerinin geçici olarak Sina’ya geçmesine izin verecek bir yol bulmalıyız’ dedim. Aldığım yanıt kesin bir ret oldu” ifadelerini kullandı. McGurk, savaş sırasında Gazze Şeridi’ndeki durumu ele aldığı esnada sivillerin sığınabileceği hiçbir yer bulunmadığına dikkat çekti. McGurk, sivillerin korunmak amacıyla sığınabileceği fiilî bir alan olmadığını belirterek, “Yer altındaki tesisler yalnızca Hamas’a tahsis edilmişti. Hamas liderleri de bunu açıkça ortaya koymuştu” dedi.

Mısır Eski İstihbarat Teşkilatı Başkanı Abbas Kâmil (AFP)
Mısır Eski stihbarat Teşkilatı Başkanı Abbas Kâmil (AFP)

7 Ekim saldırılarının ardından savaşın başlamasından bu yana Kahire, Gazze sakinlerinin Sina Yarımadası’na nakledilmesine veya yurt dışına göç etmelerinin teşvik edilmesine yönelik İsrail’in açık girişimlerine ve baskılarına karşı çıktı. Ekim 2023’te yayımlanan bir haberde, İsrail İstihbarat Bakanlığı tarafından hazırlanan ve Gazze Şeridi sakinlerinin Kuzey Sina’ya nakledilmesini öneren bir konsept belgesi ortaya çıkarılmıştı. Maliye Bakanı Bezalel Smotrich ve Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir’in de aralarında bulunduğu İsrailli yetkililer ise 2024’ün başlarında Filistinlilerin göç etmesinin teşvik edilmesi çağrısında bulunmuştu.

Kahire’nin bu konudaki tutumu, geçici yerinden edilmenin kalıcı bir sürgüne dönüşebileceği yönündeki kaygılara dayanıyor. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre Mısır, böyle bir adımın Filistin davasının tasfiye edilmesi tehlikesini doğurabileceğini ve bağımsız bir Filistin devletinin kurulması ihtimalini zayıflatabileceğini savunuyor. Ayrıca çok sayıda Filistinlinin Sina’ya nakledilmesinin beraberinde getirebileceği güvenlik ve siyasi sonuçlar da Mısır’ın itirazlarının temel nedenleri arasında yer alıyor.

Hamas tünel ağı

McGurk, CBS News’e yaptığı açıklamada, Birleşmiş Milletler’in (BM) bu konuda İsrail ile iş birliği yapmayı reddettiğini belirterek, “BM, bu konuda İsrail ile çalışmayı reddetti. Biz de aynı tutumu sergiledik. Çünkü ‘Hayır, insanları belirli bir bölgeye gitmeye zorlayamazsınız’ dedik. Ancak asıl soru, insanların nereye gideceğiydi. Dolayısıyla bu meselenin genel çerçevesi son derece korkunç. Savaş, hem siviller arasında hem de İsrail askerleri saflarında ağır can kayıplarına yol açtı. Bu, gerçek bir savaştı” ifadelerini kullandı. Hamas’ın Gazze’nin altında 20 yıl boyunca askerî bir altyapı inşa ettiğini belirten McGurk, “DEAŞ'a karşı yürütülen harekâta katıldım. Irak’ın Musul kentindeydim ve olayları yakından gördüm. Daha önce bunun gibi bir şeyle hiç karşılaşmamıştım” ifadelerini kullandı.

Merhum Hamas lideri Yahya Sinvar, Gazze Şeridi’nin altındaki tünellerden birinde (Reuters)
Merhum Hamas lideri Yahya Sinvar, Gazze Şeridi’nin altındaki tünellerden birinde (Reuters)

Hamas’ın yer altında böylesine bir askerî altyapıya sahip olduğu dikkate alındığında, askerî harekâtın son derece yıkıcı olmasının beklendiğini kaydeden McGurk, “Başından beri beni endişelendiren buydu. Durum, Musul ve Rakka’da gördüklerimizden farklı. Oralarda yer altı altyapısı yoktu ve yaklaşık on yıl süren bir hazırlık dönemi de yaşanmamıştı. Bu, son derece korkunç bir durum” değerlendirmesinde bulundu.

Biden ve Netanyahu’nun kucaklaşması

Hamas saldırılarının üzerinden bir haftadan biraz fazla zaman geçtikten sonra ABD Başkanı Joe Biden, Tel Aviv’de İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’ya sarıldı. McGurk, kamuoyundaki tablonun henüz netleşmediği bir dönemde Biden’ın İsrail’e gitme önerisini kendisinin de ‘inanılmaz’ bulduğunu ve Biden’ın şaka yaptığını düşündüğünü belirtiyor. McGurk, Biden’ın İsrail’e gitme konusundaki ısrarını, Netanyahu’yu dizginleyebileceğine ve daha geniş çaplı bir bölgesel savaş başlatmasını engelleyebileceğine inanmasına bağlıyor. Niyetleri ne kadar iyi olursa olsun, söz konusu sarılma, Biden’ın Gazze Şeridi’ne yönelik savaşa fiilen sınırsız destek verdiği yönünde bir işaret olarak algılandı.

New York Times’ın aktardığı alıntılara göre McGurk, bu gelişmenin ardından rehinelerin durumuna ilişkin müzakereler veya savaşın yönetimi konusunda Netanyahu üzerinde gerçek bir nüfuza sahip olamadı. McGurk, “İsrail’i kara harekâtı başlatmaktan vazgeçirebileceğimizi bir şekilde ummaya devam ettim. Bunu, İsrail’in askerî bir örgüt olarak Hamas’ı yok etme konusunda meşruiyetten yoksun olması nedeniyle değil, askerî ilerleyiş sırasında sivillerin göreceği zararı sınırlamaya yönelik uygulanabilir bir planımız henüz bulunmadığı için istiyordum” ifadelerini kullandı. McGurk ayrıca, Biden’ın savaşın nasıl sona ereceğine ilişkin ikna edici bir açıklama sunamadığını da kabul etti.

İsrail’in el-Ehli Hastanesi’ni bombalamakla ilgili suçlamalardan aklanması

McGurk, o dönemde Biden’ın Amman’da Ürdün Kralı 2. Abdullah, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi ve Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas ile görüşmesinin planlandığını, ancak el-Ehli Baptist Hastanesi’nin bombalanmasının bu buluşmayı engellediğini ifade etti. Bunun üzerine ABD Başkanı, bölge ziyaretini yalnızca İsrail’le sınırladı.

Savaş, Gazze Şeridi’ni harabeye çevirdi. (Reuters)
Savaş, Gazze Şeridi’ni harabeye çevirdi. (Reuters)

McGurk, yüzlerce Filistinlinin ölümüne yol açan saldırıdan Tel Aviv’in sorumlu olmadığını savunan İsrail anlatısını benimsedi. McGurk, “İsrail’in düzenlediği bir hava saldırısında 500 Filistinlinin öldüğünü bildiren haber başlıkları yayıldı. Ancak bu bilginin daha sonra doğru olmadığı ortaya çıktı” dedi. Bunun üzerine Ürdün Kralı, ABD tarafında planlanan görüşmelerin iptal edilmesini istedi. McGurk, “Gerekçeleri anladık. Ziyaretimizi yalnızca İsrail’le sınırladık ve söz konusu görüşmeleri gerçekleştirmedik” ifadelerini kullandı.

Hamas’ın acımasız oyunları

Siyasi amaçlı kaçırmaların korkunç mantığında rehinelerin bir bedeli vardır, ancak kendilerine özgü bir değerleri yoktur. Bir yandan, rehineleri kaçıranlar onları para, mahkûmlar veya siyasi tavizler gibi istedikleri herhangi bir şey karşılığında takas edebileceklerini varsayar. Diğer yandan, rehineler neredeyse insan olarak görülmez; son derece özel bir piyasada alınıp satılabilen mallara indirgenirler. McGurk, özünde taşıdığı vahşet bir yana, Hamas’ın 7 Ekim’de İsrail’deki yerleşim yerlerine düzenlediği saldırının, bu piyasanın işleyişine ilişkin yanlış bir anlayışa dayandığını belirtiyor. New York Times’ın kitaptan aktardığı bölümlere göre, o gün Hamas tarafından rehin alınan 251 kişinin serbest bırakılması için ABD hükümetinin yürüttüğü çalışmalara liderlik eden McGurk, söz konusu saldırıyı ‘tarihteki en kötü toplu rehine alma olaylarından biri’ olarak nitelendirdi.

McGurk, Hamas’ın arabulucularla acımasız bir oyun oynadığını, kendi iç hesapları doğrultusunda umutları yükseltip ardından söndürdüğünü ve bu hesapların hâlâ tam olarak anlaşılamadığını söylüyor. McGurk ayrıca, saldırılardan kısa süre sonra Biden ile yaptığı bir görüşmede, Netanyahu’nun rehinelerin kurtarılmasını sağlamaya yönelik herhangi bir fikir ortaya koymadığını aktarıyor. Netanyahu’nun bu konudaki tek yaklaşımının, rehinelerin serbest bırakılmasını İsrail’in Gazze’ye düzenleyeceği kara harekâtının ikincil bir sonucu olarak görmek olduğunu belirtiyor. McGurk, Şubat 2024’te Netanyahu ile yaptığı başka bir görüşmeye ilişkin notlarında ise İsrail Başbakanı’nın 30 dakikadan uzun süre rehinelerden hiç söz etmediğini kaydediyor. McGurk, Netanyahu’nun askerî harekâtı tartışırken heyecanlı ve enerjik göründüğünü, rehineler konusuna gelindiğinde ise çok daha isteksiz davrandığını, hatta bu konuya değinmeyi tercih edip etmediğinin bile belirsiz olduğunu ifade ediyor.

Hamas ile Netanyahu’nun iş birliği

McGurk, Filistin meselesinin ihmal edildiğini ve bu süreçte Netanyahu’nun Hamas’la iş birliği yaptığını belirtti. McGurk, “Biden’ın göreve başlamasından kısa bir süre sonra, İsrail’in Hamas ve sivil yöneticiler tarafından idare edilen bakanlıkları yararına Gazze’ye her ay milyonlarca dolar aktarılmasını öngören mevcut bir politika izlediğini öğrendim. Önceki Trump yönetimi de bu politikayı desteklemiş, Katar’ın bir terör örgütüne para aktarması nedeniyle cezalandırılmasını veya yaptırımlara maruz kalmasını önlemek amacıyla istisnalar tanımıştı” diye yazdı. McGurk’ün bu yıkıcı politikaya yönelik eleştirisi ise “Geriye dönüp bakıldığında, Washington bu yaklaşım hakkında daha sert sorular sormalıydı” demekle sınırlı kaldı.

Husi bombardımanı ve Nasrallah’ın öldürülmesi

İsrail’in Hizbullah’a yönelik operasyonları ve Hasan Nasrallah’ın öldürülmesi hakkında konuşan McGurk, Washington’ın çağrı cihazı operasyonundan önceden haberdar olduğu iddiasını reddetti. Kudüs Gücü komutanlarından ve Hizbullah’ın güçlendirilmesi ile silahlandırılmasından sorumlu olan Muhammed Rıza Zahidi’nin hedef alınmasını ise örgütün Lübnan’dan İsrail’e yönelik her gün düzenlediği saldırılar karşısında meşru müdafaa eylemi olarak değerlendirdi. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı habere göre McGurk, Zahidi’nin Şam’da hedef alınmasından kısa süre önce kendisine bilgi verildiğini de kabul etti.

McGurk, Biden yönetiminin Ocak 2024’te Umman’ın arabuluculuğuyla, Irak ve Suriye’deki Amerikan güçlerini hedef alan saldırıları durdurmak amacıyla İran’la dolaylı bir iletişim kanalı açmaya çalıştığını açıkladı. Bu girişim, Husilerin Kızıldeniz’de gemilere yönelik saldırılarının sürdüğü bir dönemde gerçekleşti. McGurk, Biden’ın aralarında İranlı bir komutanın hedef alınmasının da bulunduğu askerî seçenekleri değerlendirmesine rağmen öncelikle diplomatik yolu denemeyi tercih ettiğini ve 10 Ocak’ta Umman’a gittiğini söyledi. McGurk’ün aktardığına göre Biden, saldırıların sürmesinin doğrudan bir çatışmaya yol açabileceği konusunda İranlıları uyardı. Ancak İranlılar saldırılardan sorumlu olduklarını reddederek doğrudan müzakereye girmeyi kabul etmedi; temaslar arabulucular üzerinden mesaj alışverişiyle sınırlı kaldı. Görüşmenin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından ABD, ertesi gün Husilere yönelik saldırılara başladı.

McGurk, buna rağmen Amerikan güçlerine yönelik saldırıların devam ettiğini, 28 Ocak’ta düzenlenen bir İHA saldırısında üç Amerikan askerinin öldürülmesi ve bazılarının yaralanmasının ardından Biden’ın İranlı bir komutanı ve Tahran’a yakın milis grupların liderlerini hedef alan saldırılar emrettiğini belirtti. McGurk’e göre bu saldırıların ardından Amerikan güçlerine yönelik saldırılar sona erdi. McGurk, bu deneyimi diplomasinin kendisini destekleyecek bir güce ihtiyaç duyduğunun kanıtı olarak sunuyor. Ona göre İran ve vekil güçleri, gerçek bir askerî baskıyla karşı karşıya kalmadıkları sürece taviz vermeye hazır değildi. McGurk bu değerlendirmeyi rehinelerin serbest bırakılmasına yönelik müzakerelerle de ilişkilendirerek, Hizbullah, Husiler ve İran destekli milislerin İsrail ile ABD’ye askerî baskı uyguladığını gördüğü sürece Hamas’ın müzakerelere ciddi biçimde katılmaya hazır olmadığını söyledi.


“Yemen Şafağı” Operasyonu: Babülmendeb’in kontrolü sağlandı, hükümet güçleri batı kıyısında ilerliyor

“Yemen Şafağı” Operasyonu: Babülmendeb’in kontrolü sağlandı, hükümet güçleri batı kıyısında ilerliyor
TT

“Yemen Şafağı” Operasyonu: Babülmendeb’in kontrolü sağlandı, hükümet güçleri batı kıyısında ilerliyor

“Yemen Şafağı” Operasyonu: Babülmendeb’in kontrolü sağlandı, hükümet güçleri batı kıyısında ilerliyor

Yemen’de yürütülen “Yemen Şafağı” askerî operasyonu bugün altıncı gününe girerken hükümet güçleri Babülmendeb Boğazı ve stratejik öneme sahip Meyyun Adası’nın kontrolünü tamamen sağladıklarını duyurdu. Güçlerin uluslararası deniz geçiş güzergâhına hâkim yüksek kesimlerdeki mevzilerini tahkim ettiği, bunun da ülkenin batı kıyısındaki askerî konumunu güçlendirdiği bildirildi.

Yemen’in güneybatısındaki Taiz vilayetinin geniş kesimlerinde internet ve iletişim hizmetleri kesintiye uğradı. Kesintiler, Husilerin vilayetin güneyinde askerî faaliyetlerini yoğunlaştırdığı bir dönemde yaşandı.

Bölge sakinleri, uydu internet hizmeti Starlink’i kullanan yerel ağlara yöneldi. Ancak Husiler, kısa süre önce kontrol altına aldıkları bölgelerde bu hizmete ait cihazlara el koymaya başladı. Güvenlik ve denetim önlemleri kapsamında güvenlik kameraları ve cep telefonları da hedef alındı.

Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF) örgütü ise Lahic ve Aden vilayetlerinde yerinden edilmiş kişilerin sağlık ve yaşam koşullarının kötüleştiği uyarısında bulundu. Örgüt, çatışmaların yoğunlaştığı bölgelerden kaçan sivillerin akut yetersiz beslenme, kolera, akut sulu ishal, kızamık ve diğer bulaşıcı hastalıklarla karşı karşıya kaldığını belirtti. Açıklamada, yerinden edilen kişilerin gıda, temiz su ve sağlık hizmetlerine erişim imkânlarının da giderek azaldığına dikkat çekildi.

Öte yandan Birleşmiş Milletler (BM), Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarının devam etmesini sert bir dille kınadı. Kınama açıklamasında, salı ve çarşamba günleri Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı ile Abha Uluslararası Havalimanı’nın hedef alınması da yer aldı. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre söz konusu saldırılarda vatandaşlar ve ülkede ikamet eden kişiler arasında ölenler ve yaralananlar oldu.

BM Sözcüsü, sivillerin ve sivil altyapının hedef alınmasının uluslararası insancıl hukuk kapsamında yasak olduğunu vurguladı.


Sudan’da Mavi Nil bölgesinde yerinden edilmiş kişilerin kaldığı merkeze düzenlenen saldırıda 41 kişi öldü; HDK sorumluluğunu reddetti

Hartum Uluslararası Havalimanı’nda görülen askerî birlikler (AFP)
Hartum Uluslararası Havalimanı’nda görülen askerî birlikler (AFP)
TT

Sudan’da Mavi Nil bölgesinde yerinden edilmiş kişilerin kaldığı merkeze düzenlenen saldırıda 41 kişi öldü; HDK sorumluluğunu reddetti

Hartum Uluslararası Havalimanı’nda görülen askerî birlikler (AFP)
Hartum Uluslararası Havalimanı’nda görülen askerî birlikler (AFP)

Sudan’ın Mavi Nil bölgesinde yerinden edilmiş kişilerin barındığı bir merkeze düzenlenen saldırıda 41 kişi hayatını kaybetti, çok sayıda kişi yaralandı. Şarku’l Avsatın DPA’dan aktardığına göre Sudanlı bir hukuk örgütü saldırının insansız hava aracıyla (İHA) gerçekleştirildiğini bildirdi.

Acil Durum Avukatları grubu, cuma gecesi ile cumartesi sabahı arasında Facebook hesabından yaptığı açıklamada, Mavi Nil bölgesindeki Ved el-Mahi ilçesinde bulunan Ebu Şindi yerinden edilmiş kişiler barınma merkezine düzenlenen İHA saldırısında hayatını kaybedenlerin sayısının 41’e yükseldiğini duyurdu. Grup, saldırıyı Hızlı Destek Kuvvetleri’nin (HDK) gerçekleştirdiğini öne sürdü.

HDK’nin öncülüğündeki Sudan Kurucu İttifakı (Tesis) ise Ebu Şindi barınma merkezini hedef aldığı yönündeki iddiaları reddetti. İttifak, söz konusu iddiaları “istihbarat servisleri tarafından üretilmiş, yanıltıcı ve kışkırtıcı haberler” olarak nitelendirdi.

Tesis tarafından Facebook üzerinden yayımlanan açıklamada, HDK’ye yöneltilen suçlamaların, bölgede elde edildiği belirtilen “büyük zaferlerin” ardından kuvvetlerin imajını zedelemeye yönelik umutsuz ve açık bir girişim olduğu savunuldu.

İttifak ayrıca, herkesi kapsayan, demokratik, ademi merkeziyetçi ve gönüllü birlik esasına dayalı yeni bir Sudan’ın kurulması için çalışmayı sürdüreceğini bildirdi.

Sudan’da ordu ile paramiliter HDK arasında Nisan 2023’ten bu yana devam eden savaşta en az 59 bin kişi hayatını kaybetti. Çatışmalar yaklaşık 13 milyon kişinin yerinden edilmesine neden olurken ülkenin birçok bölgesinde kıtlık yaşanmasına yol açtı. Ülkede 30 milyondan fazla kişinin insani yardıma ihtiyaç duyduğu belirtiliyor.