İran: Reformist lider Musevi’den yeni anayasa çağrısı

Mir Hüseyin Musevi, İran’ı içinde bulunduğu krizlerden kurtarmak için yeni anayasa çağrısında bulundu

Venedik’te ‘İranlı kadınların yanında durun’ yazılı bir pankart tutan genç bir adam (Reuters)
Venedik’te ‘İranlı kadınların yanında durun’ yazılı bir pankart tutan genç bir adam (Reuters)
TT

İran: Reformist lider Musevi’den yeni anayasa çağrısı

Venedik’te ‘İranlı kadınların yanında durun’ yazılı bir pankart tutan genç bir adam (Reuters)
Venedik’te ‘İranlı kadınların yanında durun’ yazılı bir pankart tutan genç bir adam (Reuters)

İran’da 1979 Devrimi’nin 44. yıldönümünün kutlanmasına bir hafta kala, 10 yılı aşkın bir süredir ev hapsinde alıkonulan İranlı reformist lider Mir Hüseyin Musevi, İran’ı gittikçe artan krizlerden ‘kurtarmak’ için yeni bir anayasa hazırlanması, referandum yapılması, bağımsız ve adil şekilde seçimlerin düzenlenmesi çağrısında bulundu.
Musevi, ofisinin sözcülüğünü yapan Kelimeh haber sitesi tarafından yayınlanan açıklamasında İran'da son aylarda ve yıllarda yaşanan ‘kanlı’ olayların, 2009 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde desteklediği ‘anayasayı tavizsiz uygulama’ sloganının ‘artık etkili olmadığını’ gösterdiğini söyleyerek, bir önceki sloganından ‘ileriye doğru bir adım’ atılması gerektiğini vurguladı.
Musevi, “rejimin diyalog ve ikna yolunu için en ufak bir adım atmak yerine baskıcı yöntemlerde inat ve ısrar etmesi sebebiyle İran halkının iktidardaki müesses nizamdan ve mevcut siyasi yapıdan duyduğu hayal kırıklığına” işaret etti.
Yetkililer, Şubat 2011'den bu yana Mir Hüseyin Musevi, eşi Zehra Rahneverd ve müttefiki Mehdi Kerrubi’yi mahkemeye çıkartmadan ev hapsinde tutuyor. Ev hapsi kararı, Musevi ve Kerrubi’nin o zamanlar radikal muhafazakarlardan rakipleri Mahmud Ahmedinejad'ın zaferiyle sonuçlanan 2009 cumhurbaşkanlığı seçimlerinin sonuçlarını tanımayı reddetmesinin ve seçim sonuçlarında hile yapılmasını savunmasının akabinde çıkmıştı.
“Esas kriz sorumsuz güçtür”
Açıklamasında yönetimin performansı nedeniyle büyüyen krizlere değinen Musevi “Esas kriz, ülkenin sürdürülemez çelişkili yapısı ve temel sistemidir. Hayatı bize zindan eden ve mazlumların mutluluğuna giden yolu tıkayan işte bu hesap vermeyen sorumsuz güçtür” ifadelerini kullandı.
Musevi yaptığı açıklamada, İranlıların ana hatları ‘Kadın, Yaşam, Özgürlük Hareketi’nden oluşan radikal bir değişime ihtiyaç duyduğundan ve buna hazır olduklarından bahsederken, ülkenin dört bir yanında 160 şehirden fazla şehri kasıp kavuran protestoların sloganına atıfta bulundu. Öfkeli protestolar, Mahsa Amini adlı  genç kızın başörtüsünü düzgün takmadığı gerekçesiyle polis tarafından gözaltına alındığı sırada belirsiz koşullar altında hayatını kaybetmesinin akabinde patlak vermişti.
Musevi, “Kadın, Yaşam, Özgürlük” sloganının ‘parlak bir geleceğin ve baskıdan, yoksulluktan, aşağılanmadan ve ayrımcılıktan arınmış bir geleceğin nüvesini’ oluşturduğunu söyledi. Musevi “Bu üç kelime, canlılık, düşünme, mücadele ve umutların tarihini taşırken, kadınlar en büyük umut kaynağıdır. Mutluluk, kamu yararı ve büyük toplumsal mücadele; bütün bunlar, kadın ve erkekler hep birlikte durmadan elde edilemez” dedi.
Musevi üç öneri sundu. Bunlar; yeni bir anayasa taslağı hazırlamak, ‘bağımsız ve adil’ bir oylamayla referandum yapmak ve nihai olarak yeni anayasayı kabul etmek üzere bir Kurucu Meclis oluşturmak.
İran halkının tüm kesimlerini ‘kamu güvenliğini korumak ve mevcut rejimlerin oluşturulmasını gerektiren her türlü şiddetten kaçınmak için’ temel bir anlaşma oluşturmaya çağıran Musevi “Bu, her uyruktan ve her siyasi ve ideolojik yönelimden insanlar tarafından onaylanmalıdır” dedi. Bu üç önerisinin ‘hukukun üstünlüğüne dayalı ve insan hakları standartları ve halkın iradesi ile örtüşen bir sistemin istikrarı için’ önemini ısrarla vurguladı.
Musevi, “Hukuk, hem insanlardan hem de insanlara mutluluk ve refah getirir. Kendini hukukun üzerinde görenlerin haksız imtiyazlarını ve statülerini korumaya hizmet etmez” dedi.
İslam Cumhuriyeti'nin yerine yeni bir yapı ve düzen getirilmesini öneren Musevi, “Başlı başına yeni bir sistemin getirilmesi, baskıcı gücü sarsacak ve tepki vermeye itecektir. Çünkü gücün kaynağı insandır, silah ve baskı değil” ifadelerini kullanarak ‘beğenseler de beğenmeseler de halkın desteğini almazsa yapının çökeceğini’ vurguladı.
Geçen ağustos ayında Musevi’nin rejim lideri Ali Hamaney’in oğlu Mücteba Hamaney’e atıfta bulunarak, halkı iktidarın babadan oğula geçmemesi gerektiği konusunda uyarması siyasi elitlerde geniş çaplı bir tartışmanın fitilini ateşlemişti.
Musevi’nin son açıklaması İranlı ünlü avukat Şirin Ebadi’nin Reuters Haber Ajansı’na röportaj vermesinden bir gün sonra geldi. Ebadi söz konusu röportajında Amini’nin hayatını kaybetmesinin ‘İran İslam Cumhuriyeti’ndeki rejimin çöküşüne yol açacak, geri dönüşü olmayan devrimci bir süreci’ tetiklediğini söylemişti.
İranlı yetkililer protestolara son 40 yıldır olduğu gibi baskıyla karşılık verdi. Yetkililer ayrıca protestolara katılanlar arasından onlarca kişiye idam cezası verdi ve en az dört kişiyi darağacına gönderdi. İnsan hakları aktivistleri bunu, insanları korkutmak ve onları sokaklardan uzak tutmak için planlanmış bir önlem olarak nitelendiriyor.
Son protestolar İran'ı krize sürükledi. Amini'nin ölümü, İranlılar arasında ekonomik sefaletten tutun, etnik azınlıklara yönelik ayrımcılığa ve yetkililerin katı sosyal ve siyasi kısıtlamalar dayatmasına kadar çeşitli sorunlar nedeniyle yıllarca bastırılmış bir halk öfkesini serbest bıraktı.
Aylarca hayatın her kesiminden bir çok İranlı, müesses nizamın devrilmesi çağrısında bulundu ve rejimin içinde son sözü söyleyen “Rehber” Ali Hamaney aleyhinde sloganlar attı.
Yetkililerin protestolara yönelik baskıları, 2015 yılında imzalanan İran nükleer anlaşmasını yeniden canlandırma müzakerelerinin askıya alındığı bir dönemde diplomatik gerginliğe neden oldu. ABD ve Batılı ülkeler, baskılarda ve insan hakları ihlallerinde payı olmaları nedeniyle İran makamlarına ve başka kuruluşlara yaptırımlar uyguladı.
Öte yandan Hollanda merkezli Gamaan kuruluşu tarafından yapılan bir anket, halkın yüzde 81'inin ülkedeki İslam Cumhuriyeti rejimine son verilmesini istediğini ortaya koydu.
Gamaan Başkanı ve Tilburg Üniversitesi’nden Siyaset Bilimci Prof. Dr. Ammar Maleki, konuya ilişkin yaptığı açıklamada anket sonuçlarının, İranlıların çoğunluğunun mevcut protestolar bağlamında İran muhalefet partilerinden ortak bir komite kurulmasını talep ettiğini gösterdiğini kaydetti. Rejimin devrilmesine destek verenlerin oranı yüzde 20 arttı.
Kuruluş, anketin 21 Aralık ila 31 Aralık tarihleri arasında yapıldığını söyledi. Ankete İran içinden 158 bin kişi ve yurt dışından 42 bin İranlı katıldı. Kuruluş, katılımcıların yalnızca yüzde 15'inin İslam Cumhuriyeti'nin devam etmesini tercih ettiğini bildirdi.
İran'daki katılımcıların yüzde 70’i, Batılı ülkeleri protestolara destek vermeye ve yetkililere baskı yapmaya çağırdı. Yüzde 19’u ise ‘Batı ülkelerinin protestolar gibi iç meselelere karışmasına’ karşı çıktı. Katılımcıların yüzde 70’i Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) terör örgütü ilan edilmesini, İran büyükelçilerinin sınır dışı edilmesini ve göstericilerin bastırılmasına karışan güçlere yaptırım uygulanmasını destekledi.
Yurt dışında yaşayanların yüzde 96'sı, Batı'nın protestolara verdiği desteği ve Tahran üzerindeki baskının artırılmasını destekliyor.
İran’daki katılımcıların yüzde 81'i protestoları desteklerken, yüzde 15'i karşı çıkıyor. Protestoları destekleyenlerin yüzde 67'si protestoların ‘faydalı olacağını’ söylerken, yüzde 14'ü başarısız olacağını düşünüyor. Katılımcıların yüzde 22'si rejim karşıtı yürüyüşlere katıldığını, yüzde 56'sı ileride katılacağını, yüzde 35'i başörtüsü çıkarma ve rejimi kınayan sloganlar da dahil olmak üzere sivil itaatsizliğe destek verdiğini ve yüzde 35’i sivil itaatsizliğe katılmaya açık olduğunu ifade etti. Kuruluş tarafından yayınlanan anket sonuçlarına göre katılımcıların yüzde 44'ü grevlere katıldığını, yüzde 38'i ise katılacağını açıkladı.
Yurt dışındaki İranlıların ise yüzde 99'u protestoları desteklediğini, yüzde 90'ı bunun sonuç vereceğini umduğunu ve yüzde 9'u protestoların başarısız olmasını beklediğini belirtti.
Katılımcılar, mevcut iktidar düzenine alternatif olarak seçecekleri rejimin yapısı hakkında düşüncelerini dile getirdiler. Yurt içinde yüzde 28 ve yurt dışından yüzde 32 oranında katılımcı başkanlık sistemi istediğini söylerken, yurt içinde yüzde 12, yurt dışında ise yüzde 29 oranında katılımcı parlamenter sistemi tercih etti. Yurt dışında yaşayanların yüzde 25'inin desteklediği anayasal monarşiye ise İran içinden yüzde 22'lik bir destek geldi.



BM: Yemen’de durum hızla değişiyor... Batı kıyılarına erişimi kısıtlamalar engelliyor

BM, son gelişmelerin ay başından bu yana 100 binden fazla kişinin yerinden edilmesine yol açtığını açıkladı (AP)
BM, son gelişmelerin ay başından bu yana 100 binden fazla kişinin yerinden edilmesine yol açtığını açıkladı (AP)
TT

BM: Yemen’de durum hızla değişiyor... Batı kıyılarına erişimi kısıtlamalar engelliyor

BM, son gelişmelerin ay başından bu yana 100 binden fazla kişinin yerinden edilmesine yol açtığını açıkladı (AP)
BM, son gelişmelerin ay başından bu yana 100 binden fazla kişinin yerinden edilmesine yol açtığını açıkladı (AP)

Birleşmiş Milletler (BM), Yemen’de yerinden edilme hızının 3 Eylül’den bu yana belirgin şekilde arttığını ve ay başından itibaren 100 binden fazla kişinin yerinden edildiğini açıkladı. Yerinden edilenlerin büyük bölümü Taiz ve Lahic vilayetlerine yöneldi.

BM Yemen Mukim Koordinatörü ve İnsani İşler Koordinatörü Laurent Buquera, Şarku’l Avsat’a özel açıklamasında, Batı kıyısı boyunca çatışmaların sürmesi nedeniyle Yemen’de yeni yerinden edilme dalgaları ve insani ihtiyaçlarda beklenen artışla başa çıkmaya hazır olduklarını belirtti. Buquera, 15 Eylül itibarıyla 60 binden fazla yerinden edilmiş kişinin Hızlı Müdahale Mekanizması aracılığıyla yardım aldığını söyledi.

Buquera, insani yardım çalışanlarının hareketlerinin Batı kıyısındaki bazı bölgelerde olumsuz etkilendiğini belirterek güvenlik sorunları, hareket kısıtlamaları ve iletişim kesintilerinin bazı bölgelere erişimi hâlâ engellediği uyarısında bulundu.

csdfvgthyj
BM Yemen Mukim Koordinatörü ve İnsani İşler Koordinatörü Laurent Buquera (BM)

BM yetkilisi, artan ihtiyaçlar karşısında güvenli ve sürdürülebilir insani erişimin sağlanmasının, çatışmalardan kaçan siviller için güvenli koridorlar oluşturulmasının ve acil yardım çalışmalarının sürdürülebilmesi için gerekli kaynakların sağlanması acil önem taşıdığını vurguladı.

100 binden fazla kişi yerinden edildi

Buquera, Yemen’de yerinden edilme hızının 3 Eylül’den bu yana büyük ölçüde arttığını belirterek Uluslararası Göç Örgütü’nün (IOM) son verilerine göre ay başından bu yana 100 binden fazla kişinin yerinden edildiğini söyledi.

Durumun hâlâ hızla değiştiğini belirten Buquera, önümüzdeki dönemde ülke içinde yerinden edilenlerin sayısının daha da artmasının beklendiğini ifade etti.

BM ve insani yardım ortaklarının, güvenlik koşulları, erişim imkânları ve mevcut kaynakların elverdiği ölçüde Yemen genelindeki en kırılgan kesimlere, özellikle de yerinden edilenlere destek sağladığını belirten Buquera, yardımların ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmaya devam ettiğini kaydetti.

Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) daha önce Yemen’de devam eden çatışmalar nedeniyle yalnızca iki hafta içinde 57 binden fazla çocuğun yerinden edildiğini ve çocukların temel hizmetlere erişimden mahrum kaldığını açıklamıştı. UNICEF, tırmanan çatışmaların insani yardıma ihtiyaç duyan 12,2 milyon çocuğun bulunduğu krizi daha da ağırlaştırdığı uyarısında bulunmuştu.

Acil ihtiyaçlar ve tükenen stoklar

BM koordinatörüne göre en acil insani ihtiyaçlar arasında acil barınma, temel ev ihtiyaçları, gıda, güvenli su, sanitasyon hizmetleri, acil sağlık hizmetleri, koruma ve nakdi yardımlar bulunuyor.

Buquera, yerinden edilenlerin büyük bölümünün zaten son derece kırılgan koşullarda yaşadığını, bazılarının ise birden fazla kez yerinden edilmek zorunda kaldığını belirtti.

İnsani müdahale kapasitesinin ciddi baskı altında olduğunu vurgulayan Buquera, stokların hızla tükendiğini ve finansman açığının sürdüğünü söyledi. Buna güvenlik sorunları ve ihtiyaç sahiplerine hızlı ulaşmayı daha da zorlaştıran erişim kısıtlamalarının eşlik ettiğini ifade etti.

csdfgthyj
UNICEF’e göre çatışmalar, iki hafta içinde 57 binden fazla çocuğun yerinden edilmesine yol açtı (AFP)

Barınma, su ve sanitasyon, gıda güvenliği, sağlık, beslenme, koruma ve nakdi yardım sektörlerinde hâlâ büyük açıklar bulunduğunu belirten Buquera, Hızlı Müdahale Mekanizması’nın ihtiyaçlarda yaşanabilecek büyük artışlara karşı hazırlık yapmak amacıyla çeşitli senaryolar üzerinden planlama yaptığını söyledi.

Yardım çalışanları ve depolar için güvenlik endişesi

Moka kentindeki kontrol değişikliğine ilişkin değerlendirmesinde Buquera, BM ve ortakları açısından öncelikli kaygının halkın güvenliği ve refahı olduğunu belirtti. Özellikle son çatışmalar nedeniyle yerinden edilmek zorunda kalan ya da temel hizmetlere ve insani yardımlara erişimi etkilenen sivillerin durumunun yakından takip edildiğini söyledi.

BM kuruluşlarının ihtiyaçları değerlendirmek ve yardımların ulaştırılmaya devam etmesini sağlamak amacıyla müdahalelerini uyarlamak için çalıştığını belirten Buquera, insani yardım çalışanlarının güvenliği ile merkezlerin, depoların ve diğer insani yardım varlıklarının güvenliğinin “son derece ciddi bir endişe kaynağı” olduğunu vurguladı.

fgthy
Buquera, çatışmalar nedeniyle uygulanan hareket kısıtlamalarının Batı kıyısındaki bölgelere erişimi engellediğini belirtti (AFP)

İnsani yardım çalışanlarına, tesislerine ve varlıklarına her zaman saygı gösterilmesi ve bunların korunması gerektiğini belirten Buquera, hayat kurtarıcı yardımların ihtiyaç sahiplerine ulaşmaya devam edebilmesi için insani yardımların güvenli ve engelsiz şekilde ulaştırılmasının sağlanması çağrısında bulundu.

En fazla Taiz ve Lahic’e sığınılıyor

BM yetkilisi, insani yardım ortaklarının çatışmalardan etkilenen ve yerinden edilenleri kabul eden bölgelerde, özellikle de en fazla kişinin sığındığı Taiz ve Lahic vilayetlerinde acil yardım sağladığını belirtti.

Yerinden edilenlerin sayısındaki artış ve ihtiyaçlarının büyümesiyle birlikte kayıt işlemlerinin sürdüğünü belirten Buquera, 15 Eylül itibarıyla 60 binden fazla ülke içinde yerinden edilmiş kişinin Hızlı Müdahale Mekanizması aracılığıyla yardım aldığını, bunun yanı sıra yerinden edilen ailelere başka desteklerin de sağlandığını ifade etti.

vdfgbhyju
Buquera’ya göre 15 Eylül itibarıyla 60 binden fazla yerinden edilmiş kişi Hızlı Müdahale Mekanizması aracılığıyla yardım aldı (AP)

Bazı bölgelere erişimin güvenlik sorunları, hareket kısıtlamaları ve iletişim kesintileri nedeniyle hâlâ zor olduğunu belirten Buquera, BM İnsani İşler Koordinasyon Ofisi’nin (OCHA) yardımların ulaştırılmasını kolaylaştırmak ve sivillerin güvenli geçişini sağlamak amacıyla ilgili makamlarla iletişimini sürdürdüğünü kaydetti.

Krizin genişlemesine yönelik senaryolar

Buquera, BM’nin mevcut koşullara müdahale ederken aynı zamanda yeni yerinden edilme dalgalarına ve insani ihtiyaçlarda yaşanabilecek artışlara hazırlık yaptığını belirtti.

Ortak kuruluşların, hızlı müdahale mekanizmaları, çok amaçlı nakdi yardımlar ve gıda tedarikinin de dahil olduğu çok sektörlü yardımları kapsayan planlama senaryoları hazırladığını belirten Buquera, bu çalışmaların çok sayıda kişinin ihtiyaçlarının karşılanmasını amaçladığını söyledi.

cdfgthyju
Yemen’de çatışmaların yeniden başlaması nedeniyle evlerini terk eden Taiz vilayetindeki kadınlar ve çocuklar (BM)

BM koordinatörü, sivillerin ve sivil altyapının her zaman korunması gerektiğini vurgulayarak yerinden edilme merkezleri, yollar, okullar ve hastanelerin de bu koruma kapsamına girdiğini belirtti.

Buquera ayrıca çatışmalardan kaçan siviller için güvenli koridorlar oluşturulması ve artan ihtiyaçlara yanıt verebilmek için gerekli kaynakların sağlanması çağrısını yineledi.


Suudi Arabistan'a Husi saldırılarına karşı bölgesel ve uluslararası kınama

Cizan'da bir cami ve araçlarda meydana gelen hasardan bir görünüm (SPA)
Cizan'da bir cami ve araçlarda meydana gelen hasardan bir görünüm (SPA)
TT

Suudi Arabistan'a Husi saldırılarına karşı bölgesel ve uluslararası kınama

Cizan'da bir cami ve araçlarda meydana gelen hasardan bir görünüm (SPA)
Cizan'da bir cami ve araçlarda meydana gelen hasardan bir görünüm (SPA)

Husilerin Suudi Arabistan'daki sivilleri, sivil tesisleri ve İslami kutsal mekânları füze ve insansız hava araçlarıyla hedef alan saldırılarına yönelik Arap, İslam dünyası ve uluslararası çevrelerden kınamalar salı günü de devam etti. Açıklamalarda Suudi Arabistan'la tam dayanışma içinde olunduğu vurgulanırken ülke topraklarının hedef alınması ve egemenliğinin ihlal edilmesi reddedildi.

Ürdün, Katar, Kuveyt, Mısır, Bahreyn, Yemen ve Birleşik Arap Emirlikleri Husilerin saldırılarını kınadı. Bu ülkeler, egemenliğini ve güvenliğini korumak amacıyla Suudi Arabistan'ın alacağı tüm meşru önlemlerde Riyad'ın yanında olduklarını belirterek sivillerin yanı sıra sivil ve ekonomik tesislerin hedef alınmasını reddetti.

Arap ülkelerinden gelen açıklamalarda devletlerin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı gösterilmesi gerektiği vurgulanırken tırmanışın bölgenin güvenliği ve istikrarı üzerindeki sonuçlarına karşı uyarıda bulunuldu.

Körfez Arap Ülkeleri İşbirliği Konseyi Genel Sekreteri Casim el-Budeyvi de Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik sürdürdüğü “günahkâr terör saldırılarını” en sert ifadelerle kınadı. Budeyvi, milislerin balistik füzeler ve insansız hava araçlarıyla sivil hedefleri ve sivilleri kasıtlı ve tekrarlanan şekilde hedef aldığını belirterek tırmanışı, “milislerin terörist yaklaşımını ortaya koyan tehlikeli bir suç eylemi” olarak nitelendirdi.

Dünya Müslüman Ligi, Arap Parlamentosu, İslam İşbirliği Teşkilatı ve Arap İçişleri Bakanları Konseyi de Suudi Arabistan'la tam dayanışma içinde olduklarını açıkladı. Söz konusu kuruluşlar, Riyad'ın saldırganları caydırmak, güvenliğini sağlamak ve vatandaşları ile ülkesinde yaşayanların güvenliğini korumak için alacağı tüm önlemleri desteklediklerini bildirdi.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin Babülmendep Boğazı'ndaki gelişmeleri görüşmek üzere düzenlediği acil oturumda Birleşmiş Milletler, Husilerin Suudi Arabistan'daki sivil altyapıya ve enerji sektörüne yönelik saldırılarını kınadı. BM, Kızıldeniz'in güvenliğinin korunması ve Babülmendep Boğazı'ndaki seyrüsefer hak ve özgürlüklerinin uluslararası hukuk ve ilgili Güvenlik Konseyi kararları doğrultusunda yeniden tesis edilmesi ve bunlara saygı gösterilmesi gerektiğini vurguladı.

BM Genel Sekreter Yardımcısı'nın Ortadoğu, Asya ve Pasifik'ten sorumlu yardımcısı Halid Hiyari, son günlerde Suudi Arabistan'ın maruz kaldığı saldırılara dikkat çekti. Hiyari, Kızıldeniz ve Babülmendep Boğazı'ndaki seyrüsefer hak ve özgürlüklerinin uluslararası hukuk ve ilgili Güvenlik Konseyi kararları, bunlar arasında 2722 sayılı karar doğrultusunda yeniden tesis edilmesi ve bunlara saygı gösterilmesi gerektiğini belirtti. Hiyari, deniz yollarındaki istikrarsızlığın etkilerinin uluslararası barış ve güvenliğe, küresel enerji piyasalarına, gıda güvenliğine ve en kırılgan ülkelerin ekonomilerine yayılabileceği uyarısında bulundu.

Öte yandan Avrupa Birliği'nin Orta Doğu ve Kuzey Afrika'dan sorumlu bölgesel medya ve iletişim ofisi de Husilerin Suudi Arabistan'a düzenlediği saldırıyı şiddetle kınadı.

Ofis, resmi X hesabından yaptığı açıklamada, İran yanlısı grupların düzenlediği saldırıların devam ettiği bir dönemde Avrupa Birliği'nin Körfez bölgesindeki ortaklarıyla dayanışma içinde olduğunu bildirdi.

Açıklamada ayrıca AB'nin Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer özgürlüğünü güvence altına almak ve Orta Doğu'nun istikrarını korumak amacıyla bölgesel ortaklarıyla çalışmayı sürdüreceği belirtildi. Bunun tüm tarafların çıkarına olduğu vurgulandı.

Söz konusu kınamalar, Husilerin Suudi Arabistan'da 7 bölgeyi hedef alan saldırılarının ardından geldi. Bölgesel gerilimin daha geniş bir alana yayılma riskini artıran saldırılarla ilgili olarak Yemen'deki Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu, salı sabahı erken saatlerde yaptığı açıklamada, Husi milislerinin saldırıları sonucu 13 sivilin hafif ve orta dereceli yaralandığını, 7 konut ile 2 aracın hasar gördüğünü duyurdu.


Libya hapishanelerindeki Eritreli göçmenler: İşkence, aç bırakma ve tecavüz

Afrikalı göçmenlere Libya Sahil Güvenlik Teşkilatı tarafından ilk yardım sağlanıyor (Libya Sahil Güvenlik Teşkilatı)
Afrikalı göçmenlere Libya Sahil Güvenlik Teşkilatı tarafından ilk yardım sağlanıyor (Libya Sahil Güvenlik Teşkilatı)
TT

Libya hapishanelerindeki Eritreli göçmenler: İşkence, aç bırakma ve tecavüz

Afrikalı göçmenlere Libya Sahil Güvenlik Teşkilatı tarafından ilk yardım sağlanıyor (Libya Sahil Güvenlik Teşkilatı)
Afrikalı göçmenlere Libya Sahil Güvenlik Teşkilatı tarafından ilk yardım sağlanıyor (Libya Sahil Güvenlik Teşkilatı)

Avrupa’ya ulaşma umuduyla yola çıkan Eritreli göçmenler, Libya’nın doğusundaki bir cezaevinde kendilerini serbest bırakmaları karşılığında ailelerinden para talep eden gardiyanların insafına kaldı. Göçmenlerden bazıları AFP’ye yaptıkları açıklamalarda, aşırı kalabalık hücrelerde tutulduklarını, yetersiz miktarda yemek verildiğini ve tecavüz olaylarının yaşandığını anlattı.

Afrika Boynuzu’nda yer alan Eritre’den ayrılan 19 yaşındaki Debesay, ülkesinin 1993’te bağımsızlığını kazanmasından sonra ülkeyi demir yumrukla yöneten Isaias Afwerki’ye atıfta bulunarak, “Hücremizde neredeyse herkes halsizlik ve sağlık sorunları yaşıyor” dedi.

Nüfusu 3,5 milyon olan Eritre’den çok sayıda genç kaçıyor. Ülke, özellikle Birleşmiş Milletler’in kölelik olarak nitelendirdiği süresiz askerlik hizmetinden kaçanlar nedeniyle sıklıkla “Afrika’nın Kuzey Kore’si” olarak tanımlanıyor. Ailesini Eritre’de korumak amacıyla gerçek adının açıklanmasını istemeyen Debesay de bunlardan biri.

Genç asker, 27 Ocak 2025’te ordudan firar ettiğini ve zorlu bir yolculuğun ardından kaçakçıların eşliğinde 10 gün yürüyerek Sudan’a ulaştığını söyledi.

Kaçırılma ve işkence

Libya’ya ulaştıktan sonra kaçırılan Debesay, “tekrarlanan işkencelere” maruz kaldı. Annesi, serbest bırakılması için Eritre’de büyük bir meblağ olan 9 bin doları topladı. Afrika Kalkınma Bankası’na göre ülke nüfusunun yarısından fazlası yoksulluk içinde yaşıyor.

Fidyenin ödenmesinin ardından kaçıranlar Debesay’ı “başka bir gruba” sattı. Ancak borç yükü altında kalan ailesinin artık para gönderecek imkânı kalmamıştı. Üç ay sonra, fidye alamayan kaçırıcıları tarafından polise teslim edildi.

dfrgty
Avrupa'ya gizlice ulaşmaya çalışırken boğulmaktan kurtarılan Afrikalı göçmenler (EPA)

Debesay, tutulduğu cezaevindeki koşulların “son derece kötü” olduğunu belirterek, “Şiddetli açlık ve içme suyu sıkıntısı çekiyorduk. Küçük bir odaya yaklaşık 150 kişi tıkılmıştı. Başta verem ve sıtma olmak üzere bulaşıcı hastalıklar yaygındı ve ilaç bulunmuyordu” dedi. Polislerin kendilerini dövdüğünü ve hakaret ettiğini belirten Debesay, “Bize insan gibi davranmıyorlar” diye konuştu.

AFP, gardiyanların yardım istemeleri ve ailelerinden para almaları için telefonlarını kullanmalarına izin verdiği çok sayıda tutukluyla görüşebildi.

Birleşmiş Milletler’e göre, Muammer Kaddafi rejiminin 2011’de devrilmesinden bu yana Libya’daki istikrarsızlık, insan kaçakçılığının yanı sıra göçmenlerin maruz kaldığı çok sayıda ihlalin, özellikle de şantaj ve köleleştirmenin yayılmasına katkıda bulundu.

Birleşmiş Milletler kısa süre önce, Libya’da göçmenler, mülteciler ve sığınmacıların “cezasızlığın tamamen hüküm sürmesi nedeniyle sistematik ihlallere” maruz kaldığını bildirdi. BM’ye göre bu kişiler, ülke genelindeki yaklaşık 40 “resmi ve gayriresmî gözaltı merkezinde” keyfi olarak tutuluyor.

Avrupa’nın iş birliği eleştirisi

Çok sayıda insan hakları savunucusu, Avrupa Birliği’nin Libya’daki rakip yönetimlerle göçün kontrolü konusunda yürüttüğü “utanç verici” iş birliğini eleştirdi. Savunucular, bu iş birliğinin AB’yi göçmenlere yönelik “yaygın ve sistematik” ihlallerde, “cezasızlık” ortamında, “ortak” haline getirdiğini savunuyor.

Kaddafi’nin devrilmesinden bu yana Libya, iki rakip yönetim arasında bölünmüş durumda. Batıda Trablus merkezli ve Birleşmiş Milletler tarafından tanınan hükümete Abdulhamid Dibeybe başkanlık ederken, doğudaki diğer yönetim Mareşal Halife Hafter ve oğullarının nüfuzu altında bulunuyor.

sdfrgty
İspanyol Sahil Güvenlik tarafından yakalanan Afrikalı göçmenler (EPA)

35 yaşındaki Ziresnay ise yaklaşık sekiz aydır tutulduğu ve kendi ifadelerine göre Eritre ile Etiyopya’dan yaklaşık 700 göçmenin bulunduğu cezaevindeki koşulları anlattı.

“Her gün sabah yalnızca bir parça ekmek, öğle yemeğinde az miktarda pirinç ve akşam da benzer miktarda pirinç veriliyor” diyen Ziresnay, bazı polislerin bir tutukluyu serbest bırakmak için 4 bin dolara kadar para istediğini, ancak çoğu tutuklunun artık parasının kalmadığını söyledi.

Ziresnay, bir gün göçmenlerin hasta olanların tedavi edilmesini talep etmek amacıyla kapıları şiddetle vurduğu sırada polislerin içeri girerek “ateş açtığını” anlattı. Olayda iki göçmenin öldüğünü, onlarcasının yaralandığını ve yaralıların uygun tıbbi müdahale alamadığını belirten Ziresnay, “Onların ağladığını ve acı çektiğini duyabiliyoruz” dedi.

Tecavüz vakaları

Kadın göçmenler ise cinsel şiddete maruz kalıyor. Bunlardan biri, 2022’de Eritre’den Etiyopya’ya kaçmasının ardından geçen mart ayında Avrupa’ya doğru yola çıkan Fiore.

Sudan’daki kaçakçılar, Fiore’nin de içinde bulunduğu grubu ülkenin doğusunda yaşayan Arap Rashaida kabilesine teslim etti.

Daha sonra 9 bin 500 dolar karşılığında serbest bırakılan 25 yaşındaki kadın, “Bir gece, yattığım yere bazı adamlar geldi. Benden yıkanmamı istediler ve ardından beni odadan çıkmaya zorladılar. Daha sonra üç adam bana tecavüz etti” dedi.

Libya’ya girdikten sonra gözaltına alınan Fiore, üç aydır devam eden gözaltı sürecinde cezaevindeki “iki gardiyanın” tecavüzüne bir kez daha maruz kaldığını ve hamile kaldığını söyledi.

Fiore ayrıca kadın tutukluların ilaç sıkıntısı çektiğini, “açlık ve susuzlukla” mücadele ettiğini anlatarak, “Son üç ay içinde temiz hava almama izin verilen tek gün, iki gardiyanın bana tecavüz ettiği gündü” dedi.

Şarku’l Avsatın AFP’den aktardığı habere göre Eritre Enformasyon Bakanı Yemane Gebremeskel yaptığı açıklamada, yaşananları “sorumluluğu yalnızca ilgili Libya makamlarına ait olan üzücü eylemler” olarak nitelendirdi.

Libya’nın doğusundaki yetkililer ise AFP’nin yorum talebine cevap vermedi.

Bu sırada Debesay umudunu korumaya devam ediyor. “Hayatta kalmak, Avrupa’ya ulaşmak, eğitim almak, daha iyi bir hayat kurmak ve aileme destek olmak istiyorum” ifadelerini kullandı.