İran: Reformist lider Musevi’den yeni anayasa çağrısı

Mir Hüseyin Musevi, İran’ı içinde bulunduğu krizlerden kurtarmak için yeni anayasa çağrısında bulundu

Venedik’te ‘İranlı kadınların yanında durun’ yazılı bir pankart tutan genç bir adam (Reuters)
Venedik’te ‘İranlı kadınların yanında durun’ yazılı bir pankart tutan genç bir adam (Reuters)
TT

İran: Reformist lider Musevi’den yeni anayasa çağrısı

Venedik’te ‘İranlı kadınların yanında durun’ yazılı bir pankart tutan genç bir adam (Reuters)
Venedik’te ‘İranlı kadınların yanında durun’ yazılı bir pankart tutan genç bir adam (Reuters)

İran’da 1979 Devrimi’nin 44. yıldönümünün kutlanmasına bir hafta kala, 10 yılı aşkın bir süredir ev hapsinde alıkonulan İranlı reformist lider Mir Hüseyin Musevi, İran’ı gittikçe artan krizlerden ‘kurtarmak’ için yeni bir anayasa hazırlanması, referandum yapılması, bağımsız ve adil şekilde seçimlerin düzenlenmesi çağrısında bulundu.
Musevi, ofisinin sözcülüğünü yapan Kelimeh haber sitesi tarafından yayınlanan açıklamasında İran'da son aylarda ve yıllarda yaşanan ‘kanlı’ olayların, 2009 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde desteklediği ‘anayasayı tavizsiz uygulama’ sloganının ‘artık etkili olmadığını’ gösterdiğini söyleyerek, bir önceki sloganından ‘ileriye doğru bir adım’ atılması gerektiğini vurguladı.
Musevi, “rejimin diyalog ve ikna yolunu için en ufak bir adım atmak yerine baskıcı yöntemlerde inat ve ısrar etmesi sebebiyle İran halkının iktidardaki müesses nizamdan ve mevcut siyasi yapıdan duyduğu hayal kırıklığına” işaret etti.
Yetkililer, Şubat 2011'den bu yana Mir Hüseyin Musevi, eşi Zehra Rahneverd ve müttefiki Mehdi Kerrubi’yi mahkemeye çıkartmadan ev hapsinde tutuyor. Ev hapsi kararı, Musevi ve Kerrubi’nin o zamanlar radikal muhafazakarlardan rakipleri Mahmud Ahmedinejad'ın zaferiyle sonuçlanan 2009 cumhurbaşkanlığı seçimlerinin sonuçlarını tanımayı reddetmesinin ve seçim sonuçlarında hile yapılmasını savunmasının akabinde çıkmıştı.
“Esas kriz sorumsuz güçtür”
Açıklamasında yönetimin performansı nedeniyle büyüyen krizlere değinen Musevi “Esas kriz, ülkenin sürdürülemez çelişkili yapısı ve temel sistemidir. Hayatı bize zindan eden ve mazlumların mutluluğuna giden yolu tıkayan işte bu hesap vermeyen sorumsuz güçtür” ifadelerini kullandı.
Musevi yaptığı açıklamada, İranlıların ana hatları ‘Kadın, Yaşam, Özgürlük Hareketi’nden oluşan radikal bir değişime ihtiyaç duyduğundan ve buna hazır olduklarından bahsederken, ülkenin dört bir yanında 160 şehirden fazla şehri kasıp kavuran protestoların sloganına atıfta bulundu. Öfkeli protestolar, Mahsa Amini adlı  genç kızın başörtüsünü düzgün takmadığı gerekçesiyle polis tarafından gözaltına alındığı sırada belirsiz koşullar altında hayatını kaybetmesinin akabinde patlak vermişti.
Musevi, “Kadın, Yaşam, Özgürlük” sloganının ‘parlak bir geleceğin ve baskıdan, yoksulluktan, aşağılanmadan ve ayrımcılıktan arınmış bir geleceğin nüvesini’ oluşturduğunu söyledi. Musevi “Bu üç kelime, canlılık, düşünme, mücadele ve umutların tarihini taşırken, kadınlar en büyük umut kaynağıdır. Mutluluk, kamu yararı ve büyük toplumsal mücadele; bütün bunlar, kadın ve erkekler hep birlikte durmadan elde edilemez” dedi.
Musevi üç öneri sundu. Bunlar; yeni bir anayasa taslağı hazırlamak, ‘bağımsız ve adil’ bir oylamayla referandum yapmak ve nihai olarak yeni anayasayı kabul etmek üzere bir Kurucu Meclis oluşturmak.
İran halkının tüm kesimlerini ‘kamu güvenliğini korumak ve mevcut rejimlerin oluşturulmasını gerektiren her türlü şiddetten kaçınmak için’ temel bir anlaşma oluşturmaya çağıran Musevi “Bu, her uyruktan ve her siyasi ve ideolojik yönelimden insanlar tarafından onaylanmalıdır” dedi. Bu üç önerisinin ‘hukukun üstünlüğüne dayalı ve insan hakları standartları ve halkın iradesi ile örtüşen bir sistemin istikrarı için’ önemini ısrarla vurguladı.
Musevi, “Hukuk, hem insanlardan hem de insanlara mutluluk ve refah getirir. Kendini hukukun üzerinde görenlerin haksız imtiyazlarını ve statülerini korumaya hizmet etmez” dedi.
İslam Cumhuriyeti'nin yerine yeni bir yapı ve düzen getirilmesini öneren Musevi, “Başlı başına yeni bir sistemin getirilmesi, baskıcı gücü sarsacak ve tepki vermeye itecektir. Çünkü gücün kaynağı insandır, silah ve baskı değil” ifadelerini kullanarak ‘beğenseler de beğenmeseler de halkın desteğini almazsa yapının çökeceğini’ vurguladı.
Geçen ağustos ayında Musevi’nin rejim lideri Ali Hamaney’in oğlu Mücteba Hamaney’e atıfta bulunarak, halkı iktidarın babadan oğula geçmemesi gerektiği konusunda uyarması siyasi elitlerde geniş çaplı bir tartışmanın fitilini ateşlemişti.
Musevi’nin son açıklaması İranlı ünlü avukat Şirin Ebadi’nin Reuters Haber Ajansı’na röportaj vermesinden bir gün sonra geldi. Ebadi söz konusu röportajında Amini’nin hayatını kaybetmesinin ‘İran İslam Cumhuriyeti’ndeki rejimin çöküşüne yol açacak, geri dönüşü olmayan devrimci bir süreci’ tetiklediğini söylemişti.
İranlı yetkililer protestolara son 40 yıldır olduğu gibi baskıyla karşılık verdi. Yetkililer ayrıca protestolara katılanlar arasından onlarca kişiye idam cezası verdi ve en az dört kişiyi darağacına gönderdi. İnsan hakları aktivistleri bunu, insanları korkutmak ve onları sokaklardan uzak tutmak için planlanmış bir önlem olarak nitelendiriyor.
Son protestolar İran'ı krize sürükledi. Amini'nin ölümü, İranlılar arasında ekonomik sefaletten tutun, etnik azınlıklara yönelik ayrımcılığa ve yetkililerin katı sosyal ve siyasi kısıtlamalar dayatmasına kadar çeşitli sorunlar nedeniyle yıllarca bastırılmış bir halk öfkesini serbest bıraktı.
Aylarca hayatın her kesiminden bir çok İranlı, müesses nizamın devrilmesi çağrısında bulundu ve rejimin içinde son sözü söyleyen “Rehber” Ali Hamaney aleyhinde sloganlar attı.
Yetkililerin protestolara yönelik baskıları, 2015 yılında imzalanan İran nükleer anlaşmasını yeniden canlandırma müzakerelerinin askıya alındığı bir dönemde diplomatik gerginliğe neden oldu. ABD ve Batılı ülkeler, baskılarda ve insan hakları ihlallerinde payı olmaları nedeniyle İran makamlarına ve başka kuruluşlara yaptırımlar uyguladı.
Öte yandan Hollanda merkezli Gamaan kuruluşu tarafından yapılan bir anket, halkın yüzde 81'inin ülkedeki İslam Cumhuriyeti rejimine son verilmesini istediğini ortaya koydu.
Gamaan Başkanı ve Tilburg Üniversitesi’nden Siyaset Bilimci Prof. Dr. Ammar Maleki, konuya ilişkin yaptığı açıklamada anket sonuçlarının, İranlıların çoğunluğunun mevcut protestolar bağlamında İran muhalefet partilerinden ortak bir komite kurulmasını talep ettiğini gösterdiğini kaydetti. Rejimin devrilmesine destek verenlerin oranı yüzde 20 arttı.
Kuruluş, anketin 21 Aralık ila 31 Aralık tarihleri arasında yapıldığını söyledi. Ankete İran içinden 158 bin kişi ve yurt dışından 42 bin İranlı katıldı. Kuruluş, katılımcıların yalnızca yüzde 15'inin İslam Cumhuriyeti'nin devam etmesini tercih ettiğini bildirdi.
İran'daki katılımcıların yüzde 70’i, Batılı ülkeleri protestolara destek vermeye ve yetkililere baskı yapmaya çağırdı. Yüzde 19’u ise ‘Batı ülkelerinin protestolar gibi iç meselelere karışmasına’ karşı çıktı. Katılımcıların yüzde 70’i Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) terör örgütü ilan edilmesini, İran büyükelçilerinin sınır dışı edilmesini ve göstericilerin bastırılmasına karışan güçlere yaptırım uygulanmasını destekledi.
Yurt dışında yaşayanların yüzde 96'sı, Batı'nın protestolara verdiği desteği ve Tahran üzerindeki baskının artırılmasını destekliyor.
İran’daki katılımcıların yüzde 81'i protestoları desteklerken, yüzde 15'i karşı çıkıyor. Protestoları destekleyenlerin yüzde 67'si protestoların ‘faydalı olacağını’ söylerken, yüzde 14'ü başarısız olacağını düşünüyor. Katılımcıların yüzde 22'si rejim karşıtı yürüyüşlere katıldığını, yüzde 56'sı ileride katılacağını, yüzde 35'i başörtüsü çıkarma ve rejimi kınayan sloganlar da dahil olmak üzere sivil itaatsizliğe destek verdiğini ve yüzde 35’i sivil itaatsizliğe katılmaya açık olduğunu ifade etti. Kuruluş tarafından yayınlanan anket sonuçlarına göre katılımcıların yüzde 44'ü grevlere katıldığını, yüzde 38'i ise katılacağını açıkladı.
Yurt dışındaki İranlıların ise yüzde 99'u protestoları desteklediğini, yüzde 90'ı bunun sonuç vereceğini umduğunu ve yüzde 9'u protestoların başarısız olmasını beklediğini belirtti.
Katılımcılar, mevcut iktidar düzenine alternatif olarak seçecekleri rejimin yapısı hakkında düşüncelerini dile getirdiler. Yurt içinde yüzde 28 ve yurt dışından yüzde 32 oranında katılımcı başkanlık sistemi istediğini söylerken, yurt içinde yüzde 12, yurt dışında ise yüzde 29 oranında katılımcı parlamenter sistemi tercih etti. Yurt dışında yaşayanların yüzde 25'inin desteklediği anayasal monarşiye ise İran içinden yüzde 22'lik bir destek geldi.



Fransa Dışişleri Bakanı: Lübnan’da İsrail’in uzun süreli işgalini hiçbir şey haklı çıkaramaz

Dün Lübnan’ın güneyindeki Sur kentinin çevresine düzenlenen İsrail hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)
Dün Lübnan’ın güneyindeki Sur kentinin çevresine düzenlenen İsrail hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)
TT

Fransa Dışişleri Bakanı: Lübnan’da İsrail’in uzun süreli işgalini hiçbir şey haklı çıkaramaz

Dün Lübnan’ın güneyindeki Sur kentinin çevresine düzenlenen İsrail hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)
Dün Lübnan’ın güneyindeki Sur kentinin çevresine düzenlenen İsrail hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)

Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noel Barrot, ABD’nin ilan ettiği ateşkese rağmen İsrail ile Hizbullah arasında gece boyunca çatışmaların sürmesi üzerine bugün yaptığı açıklamada, Lübnan’daki askerî operasyonların devam etmesini ve İsrail’in uzun süreli bir işgal yürütmesini hiçbir gerekçenin haklı gösteremeyeceğini söyledi.

France TV’ye konuşan Barrot, “İran ile ABD arasında bir anlaşmaya varılamamasının bedelinin bir şekilde Lübnan’a ödetilmesi kesinlikle kabul edilemez” dedi. Barrot, dün akşam ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile görüştüğünü de belirtti.

İsrail ordusu, 18 yıllık işgalin ardından 2000 yılında çekildiği Lübnan’da, o tarihten bu yana en derin askerî kara harekâtını yürütüyor.

Barrot, “Arzumuz, İsrail ve Lübnan hükümetleri arasında bu hafta yapılması planlanan görüşmelerin mümkün olan en uygun koşullarda gerçekleştirilmesidir” ifadesini kullandı.

dfvrtbfr
Lübnan’ın güneyindeki Sur kentinde İsrail hava saldırısının gerçekleştiği bölgenin yakınında hasar görmüş bir hastanenin pencerelerinden dışarıyı izleyen insanlar (AFP)

Diplomatik ilişkileri bulunmayan Lübnan ile İsrail, Hizbullah’ın karşı çıktığı görüşmelerin yeni turu için salı ve çarşamba günleri yeniden bir araya geliyor. Taraflar arasında gerçekleştirilecek görüşmeler, mart ayı başında savaşın patlak vermesinden bu yana dördüncü tur olma özelliği taşıyor.

Washington’un nisan ayında Lübnan’da ateşkes sağlandığını duyurmasına rağmen İsrail, Güney Lübnan’a hava saldırıları düzenlemeyi ve binaları yıkmayı sürdürdü.

Buna karşılık Hizbullah da İsrail’in kuzeyini hedef alan insansız hava aracı (İHA) saldırıları ve roket atışları gerçekleştirdiğini sık sık duyuruyor.

Lübnan’da bir anlaşmaya varılması, Ortadoğu’daki savaşın sona erdirilmesine yönelik herhangi bir anlaşmada Lübnan’da ateşkes sağlanmasını şart koşan İran nedeniyle ABD Başkanı Donald Trump açısından büyük önem taşıyor.

Öte yandan bugün Güney Lübnan’da bir aracı hedef alan İsrail saldırısında üç kişi hayatını kaybetti.

Şarku’l Avsat’ın Lübnan Ulusal Haber Ajansı’ndan (NNA) aktardığına göre, Kalya beldesinden bir diş hekimi, oğlu ve kızı, Sayda’dan dönüşleri sırasında Nebatiye-Hardali yolu üzerinde araçlarının düşman bir İHA tarafından hedef alınması sonucu yaşamını yitirdi.

NNA, diş hekiminin sabah saatlerinde çocuklarıyla birlikte üniversite ve okul işlemlerini takip etmek ve sınavlara katılmalarını sağlamak amacıyla Sayda’ya gittiğini, dönüş yolunda ise aracın saldırıya uğradığını bildirdi.

scdvfgthy
İsrail’in dün Lübnan’ın başkenti Beyrut’un güney banliyölerine saldırı tehdidinde bulunmasının ardından otoyolda ciddi trafik sıkışıklığı yaşandı. (AP)

İsrail savaş uçakları, Sur’a bağlı Şuhur beldesine hava saldırısı düzenlerken, eş zamanlı olarak topçu birlikleri de Sur’a bağlı Sarifa ve Şuhur beldeleri arasındaki bölgeyi hedef aldı.

NNA’ya göre İsrail ordusu gece yarısından sonra Debbin’in Arid bölgesinde geniş çaplı bir bombalama operasyonu gerçekleştirdi. Şiddetli patlamaların sesi çok sayıda yerleşim yerinden duyulurken, yankıları Sayda kentine kadar ulaştı.

NNA, operasyonun bölgedeki bir mahalleyi tamamen hedef aldığını, bunun sonucunda patlama alanı içerisinde bulunan çok sayıda ev ve iş yerinin yıkıldığını bildirdi.

sdfrgtyh
Dün kuzey sınırında Hizbullah’a ait bir insansız hava aracının (İHA) düzenlediği saldırının ardından, bir İsrail askeri İsrail-Lübnan sınırı yakınlarında siper alırken etrafı gözetliyor. (AFP)

Bu gelişmeler, ABD Başkanı Donald Trump’ın dün İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile yaptığı telefon görüşmesinin ardından, Tel Aviv’in Beyrut’un güney banliyölerine yönelik saldırı planlarını durdurduğunu açıklamasından saatler sonra yaşandı. Söz konusu anlaşma kapsamında, Hizbullah’ın İsrail’e yönelik ateşi kesmesi karşılığında İsrail’in de Beyrut’un güneyindeki Dahiye bölgesine saldırı düzenleme planlarından vazgeçtiği belirtilmişti.


Beyrut'un banliyöleri bir kez daha hedef tahtasında... hem de ABD'den gelen yeşil ışıkla

Lübnan'ın güneyindeki Marjayoun şehrinde, İsrail'in hava saldırısının ardından duman yükseliyor (Reuters)
Lübnan'ın güneyindeki Marjayoun şehrinde, İsrail'in hava saldırısının ardından duman yükseliyor (Reuters)
TT

Beyrut'un banliyöleri bir kez daha hedef tahtasında... hem de ABD'den gelen yeşil ışıkla

Lübnan'ın güneyindeki Marjayoun şehrinde, İsrail'in hava saldırısının ardından duman yükseliyor (Reuters)
Lübnan'ın güneyindeki Marjayoun şehrinde, İsrail'in hava saldırısının ardından duman yükseliyor (Reuters)

İsrail, Başbakan Binyamin Netanyahu ve Savunma Bakanı Yisrael Katz'ın dün sabah verdikleri talimatlar, Beyrut'un güneyindeki Dahiye bölgesini doğrudan çatışmanın merkezine çekti. Bu adım, ABD arabuluculuğunda yürütülen müzakere süreciyle eş zamanlı olarak, Lübnan üzerindeki askeri ve siyasi baskıyı artırma eğilimini yansıtıyor.

İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee, dün öğleden sonra Beyrut'un güneyindeki sakinlere bölgeyi tahliye etme çağrısında bulunarak, "Eğer terör örgütü Hizbullah İsrail şehir ve kasabalarına roket fırlatmaya devam ederse, savunma ordusu güney banliyölerindeki hedefleri vurarak karşılık verecektir" dedi.

İsrail'in bu tehdidi Dahiye'de yoğun bir göç dalgasına ve trafik sıkışıklığına yol açarken, birçok okul da velilerden çocuklarını almalarını istedi. İsrail kaynakları, bu kararın Washington ile koordineli olarak ve operasyonların Lübnan'ın güneyinden Beyrut'a doğru genişletilmesine yönelik istişarelerle eş zamanlı alındığını vurguladı.

Netanyahu, Hizbullah'ın Beyrut'taki komuta merkezlerinin "hedef dışı kalmayacağını" belirtirken, Savunma Bakanı Yisrael Katz ise İsrail'in kuzeyinin güvenliği ile Beyrut'un güvenliği arasında bağ kurarak, "Dahiye'nin hükmü, kuzey kasabalarının hükmü gibidir" ifadesini kullandı.

Kırmızı çizgilerin sonu

Emekli Tuğgeneral Fadi Davud, İsrail'in Dahiye'yi hedef alma kararının doğrudan askeri amacın ötesinde mesajlar taşıdığını ve Tel Aviv’in Hizbullah ve Lübnan ile olan çatışmayı yönetme yaklaşımındaki değişimi gösterdiğini savunuyor.

Şarku'l Avsat'a konuşan Davud, "İlk nokta, Netanyahu'nun pratikte hiçbir kırmızı çizginin olmadığını söylemesidir. Kendisi için önemli gördüğü bir hedefi Güneyde, Bekaa’da ya da Dahiye’de, nerede olursa olsun vuruyor. Vermek istediği temel mesaj budur" dedi.

Davud’a göre İsrail, "Tel Aviv’in askeri ve güvenlik hedeflerine hizmet ettiğini düşündüğü her an Lübnan'daki herhangi bir bölgenin hedef haline gelebileceği yeni bir gerçekliği dayatmaya çalışıyor. Bu da tehditlerin neden Güneyden Bekaa’ya, oradan da Beyrut’un güney banliyölerine kaydığını açıklıyor."

Hizbullah ve Lübnan Devleti üzerinde baskı

Davud, Dahiye’nin İsrail tarafından hem Hizbullah’a hem de Lübnan devletine karşı kullanılan çift yönlü bir baskı aracına dönüştüğünü düşünüyor:

"İsrail, operasyonlarının kapsamını Güneyden Bekaa’ya ve nihayetinde Dahiye’ye genişleterek, Hizbullah’ın yeteneklerini ve güçlerini dağıtmayı amaçlıyor. Aynı zamanda Lübnan devletine de 'Eğer başkenti korumak ve bombardımanın devamını engellemek istiyorsanız, Hizbullah’a karşı harekete geçmelisiniz' mesajını veriyor."

Müzakere masasında yeni kozlar

Mevcut askeri gerilimi gelecekteki olası müzakerelerle ilişkilendiren Davud, İsrail’in sahada baskıyı yoğunlaştırarak müzakere konumunu güçlendirmeye çalıştığını belirterek, "Müzakere masasına oturduğunuzda elinizde baskı kozlarının olması gerekir. Bugün yaşananlar tam olarak bu çerçeveye giriyor" değerlendirmesinde bulundu.

Bu değerlendirme, İsrail Kanal 12 televizyonunun, Netanyahu'nun ABD yönetimiyle istişareleri sürdürürken, operasyonları Beyrut'a doğru genişletme olasılığını görüşmek üzere 24 saatten kısa bir süre içinde ardı ardına güvenlik toplantıları düzenlediğini ifşa etmesiyle daha da önem kazanıyor. Ayrıca Netanyahu'nun ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile yaptığı ve ABD yönetimini Beyrut içinde Hizbullah'a "dokunulmazlık" tanımamaya ikna etmeye çalıştığı görüşmeyle de örtüşüyor.

İsrail'in bölgeyi hedef alacağı yönündeki tehditlerinin ardından Beyrut'un güney banliyölerinden ayrılmaya çalışan insanların neden olduğu trafik sıkışıklığı (Reuters)İsrail'in bölgeyi hedef alacağı yönündeki tehditlerinin ardından Beyrut'un güney banliyölerinden ayrılmaya çalışan insanların neden olduğu trafik sıkışıklığı (Reuters)

Şakif Kalesi'nden Beyrut'a: Yeni bir denklem

Son gerilim, İsrail ordusunun stratejik Şakif Kalesi'ni (Beaufort Kalesi) kontrol altına aldığını açıklamasından bir gün sonra geldi. Bu gelişme, İsrail'in sınır güvenliği için hayati gördüğü bölgelerde nüfuzunu pekiştirerek, askeri hedeflerin ötesine geçen yeni fiili durumlar yaratma peşinde olduğu endişesini artırdı.

Davud, yaşananların Hizbullah ile sahada yeni bir denklem kurma sürecinin parçası olduğunu ifade ederek, "Bu tamamen yeni bir denklem değil, ancak Hizbullah İsrail’e karşı füze veya İHA kullanımını artırdıkça, İsrail de Lübnan topraklarındaki saldırıların kapsamını genişleterek bunu daha net bir şekilde tahkim ediyor" diyerek, "Askeri okumaya göre bu, Hizbullah'ın her gerilimi artırma hamlesine İsrail'in hedef bankasını coğrafi olarak genişleterek karşılık vereceği anlamına geliyor. Buna, yakın zamana kadar doğrudan hedef alınma olasılığı düşük görülen bölgeler de dahil" ifadelerini kullandı.

İsrail'in yeniden konumlanması ve iki farklı anlatı

Sahadaki gelişmeler yaşanırken, İsrail Ordu Radyosu, askeri operasyonun başında beş tümenin katıldığı Güney Lübnan'daki tümen sayısının, yeniden yapılanma ve saha komutası çerçevesinde Batı Sektörü sorumluluğunun 146. Tümen'den 91. Tümen'e devredilmesiyle birlikte, yalnızca 91. ve 36. tümenler olmak üzere ikiye düşürüldüğünü duyurdu.

İsrail'in bölgeyi hedef alacağı tehdidinin ardından Beyrut'un güney banliyölerinden büyük bir göç yaşandı (AP)İsrail'in bölgeyi hedef alacağı tehdidinin ardından Beyrut'un güney banliyölerinden büyük bir göç yaşandı (AP)

Buna karşılık Hizbullah, Şakif Kalesi'nin ele geçirildiğine dair İsrail iddialarını yalanlayarak, İsrail güçlerinin bölgede kontrolü sağlayamadığını savundu. Örgüt tarafından yapılan açıklamada, "İsrail ordusu, direnişin yayınladığı operasyon görüntülerinin etkisini telafi etmek amacıyla Şakif’te bir zafer fotoğrafı arayışına girdi. Günlerce Yahmar eş-Şakif ve çevresine yoğun hava saldırıları ve ağır bombardımanlar düzenleyerek kaleye doğru ilerlemeyi hedefledi" denildi.

Açıklamada, İsrail güçlerinin direnişle karşılaşması nedeniyle kalenin doğusundaki sarp yolları kullanmak zorunda kaldığı, bir piyade grubunun sis bombası koruması altında sızarak içeride fotoğraf çektiği ve bunu kontrolü sağladıkları algısını yaratmak için kullandıkları iddia edildi. Hizbullah, kalede kendilerinin askeri varlığı olmadığını ve bölgede İsrail güçlerine karşı "yıpratma savaşı" yürüttüklerini belirtti.

Gözler Bekaa bölgesinde

Davud, gelecekteki sürecin tek adresinin Dahiye olmayacağı kanaatinde: "Güney Lübnan'ın bölgedeki olası bir ateşkes anlaşmasının parçası olduğu konuşuluyor ancak saha, sadece Dahiye veya Güneyin ötesinde farklı bir yöne doğru ilerliyor."

Davud sözlerini şöyle sürdürdü: "Gözler Bekaa’da, özellikle de Batı Bekaa’da olmalı. Hıyam ve Hasbaya'dan Mercayun, Nebatiye, Cezzin’e kadar uzanan son İsrail saldırılarının haritasına baktığımızda, Batı Bekaa'nın hepsinin ortak coğrafi kesişim noktası olduğunu görüyoruz. Batı Bekaa, önümüzdeki dönemin giriş kapısı olabilir."

Yardım görevlileri, Lübnan'ın güneyindeki Sur (Tyre) kentinde İsrail'in düzenlediği bombalı saldırının ardından oluşan hasarı inceliyor (AFP).Yardım görevlileri, Lübnan'ın güneyindeki Sur (Tyre) kentinde İsrail'in düzenlediği bombalı saldırının ardından oluşan hasarı inceliyor (AFP).

Artan uyarılar ve hava saldırıları

Öte yandan İsrail ordusu, Nebatiye ve İklim el-Tuffah bölgelerindeki tahliye uyarılarını Melih ve Kefrehun’u da kapsayacak şekilde genişletti. Keyfun Belediyesi, bir evin hedef alınacağı gerekçesiyle tahliye telefonu aldığını bildirdi. Uyarıların ardından Tul, Şukin, Zutar el-Şarkiye, Yahmar eş-Şakif, Kefr Tibnit, Arnun, Haruf, Meyfendun, Hadatha ve Cuveyya gibi birçok noktaya geniş çaplı hava saldırıları düzenlendi; Zefte, Brikay ve Abba'da araç ve motosikletlerin hedef alınması sonucu ölü ve yaralıların olduğu bildirildi. İsrail İHA'ları ise Beyrut ve banliyöleri üzerindeki uçuşlarını yoğunlaştırdı.

Buna karşılık Hizbullah, Taberiye'deki İsrail askeri mevzilerini hedef aldığını ve Bekaa Vadisi üzerinde “Hermes 450” tipi bir İHA'yı engellediğini duyurdu.


Trump'ın ateşkes ilanına rağmen İsrail ve Hizbullah arasında saldırılar devam ediyor

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Sur kentinde bir hastane yakınlarını hedef alan hava saldırısının ardından olay yerinde kurtarma ekipleri (AFP)
İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Sur kentinde bir hastane yakınlarını hedef alan hava saldırısının ardından olay yerinde kurtarma ekipleri (AFP)
TT

Trump'ın ateşkes ilanına rağmen İsrail ve Hizbullah arasında saldırılar devam ediyor

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Sur kentinde bir hastane yakınlarını hedef alan hava saldırısının ardından olay yerinde kurtarma ekipleri (AFP)
İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Sur kentinde bir hastane yakınlarını hedef alan hava saldırısının ardından olay yerinde kurtarma ekipleri (AFP)

 

 

Beyrut: “Şark El Avsat”

Hizbullah, dün akşamı Güney Lübnan'da İsrail güçlerine yönelik bir dizi saldırı düzenlediğini açıkladı. Bu gelişme, ABD Başkanı Donald Trump'ın karşılıklı saldırıların durdurulduğunu duyurmasından yalnızca saatler sonra yaşandı.

Lübnan'ın Ulusal Haber Ajansı (NNA), İsrail'in Güney Lübnan'daki çeşitli bölgelere hava saldırıları düzenlediğini bildirdi. Haberde, Mervaniye, Sıddikin, Yater ve Mansuri köylerinin hedef alındığı, ayrıca Debbin beldesinde “çok şiddetli bir patlama” meydana geldiği belirtildi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Hizbullah açıklamasında, savaşçılarının Hadatha beldesine doğru ilerleyen İsrail güçlerine patlayıcı düzeneklerle karşı koyduğunu duyurdu. Örgüt daha sonra yaptığı açıklamada ise dün gece yarısından kısa süre önce aynı bölgede iki “Merkava” tankının hedef alındığını bildirdi.

Bir başka açıklamada Hizbullah, saat 23.10'da Beyyada beldesinde bir “Merkava” tankını güdümlü füze ile vurduklarını ve “doğrudan isabet” sağladıklarını öne sürdü.

Öte yandan İsrail ordusu, bugün erken saatlerde yaptığı açıklamada, Lübnan'dan fırlatılan ve İsrail'in kuzeyine giren iki mühimmatın hava savunma sistemleri tarafından engellendiğini duyurdu.

Ordunun Telegram üzerinden yaptığı açıklamada, “Saat 01.35'te İsrail'in kuzeyindeki çeşitli bölgelerde sirenlerin çalmasının ardından, İsrail Hava Kuvvetleri Lübnan'dan İsrail topraklarına geçen iki mühimmatı önledi” denildi.

Açıklamada ayrıca, Lübnan sınırı yakınlarında İsrail topraklarına düşen “şüpheli bir hava hedefinin” tespit edildiği belirtilirken, olayda herhangi bir yaralanma yaşanmadığı ifade edildi.

ABD Başkanı Donald Trump, dün yaptığı açıklamada İsrail ile Hizbullah'ın çatışmaları durdurma konusunda anlaşmaya vardığını duyurmuştu. Trump, Truth Social platformundaki paylaşımında, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun Beyrut'a yönelik planlanan bir askeri saldırıyı iptal etmeyi kabul ettiğini de belirtmişti.