İran: Reformist lider Musevi’den yeni anayasa çağrısı

Mir Hüseyin Musevi, İran’ı içinde bulunduğu krizlerden kurtarmak için yeni anayasa çağrısında bulundu

Venedik’te ‘İranlı kadınların yanında durun’ yazılı bir pankart tutan genç bir adam (Reuters)
Venedik’te ‘İranlı kadınların yanında durun’ yazılı bir pankart tutan genç bir adam (Reuters)
TT

İran: Reformist lider Musevi’den yeni anayasa çağrısı

Venedik’te ‘İranlı kadınların yanında durun’ yazılı bir pankart tutan genç bir adam (Reuters)
Venedik’te ‘İranlı kadınların yanında durun’ yazılı bir pankart tutan genç bir adam (Reuters)

İran’da 1979 Devrimi’nin 44. yıldönümünün kutlanmasına bir hafta kala, 10 yılı aşkın bir süredir ev hapsinde alıkonulan İranlı reformist lider Mir Hüseyin Musevi, İran’ı gittikçe artan krizlerden ‘kurtarmak’ için yeni bir anayasa hazırlanması, referandum yapılması, bağımsız ve adil şekilde seçimlerin düzenlenmesi çağrısında bulundu.
Musevi, ofisinin sözcülüğünü yapan Kelimeh haber sitesi tarafından yayınlanan açıklamasında İran'da son aylarda ve yıllarda yaşanan ‘kanlı’ olayların, 2009 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde desteklediği ‘anayasayı tavizsiz uygulama’ sloganının ‘artık etkili olmadığını’ gösterdiğini söyleyerek, bir önceki sloganından ‘ileriye doğru bir adım’ atılması gerektiğini vurguladı.
Musevi, “rejimin diyalog ve ikna yolunu için en ufak bir adım atmak yerine baskıcı yöntemlerde inat ve ısrar etmesi sebebiyle İran halkının iktidardaki müesses nizamdan ve mevcut siyasi yapıdan duyduğu hayal kırıklığına” işaret etti.
Yetkililer, Şubat 2011'den bu yana Mir Hüseyin Musevi, eşi Zehra Rahneverd ve müttefiki Mehdi Kerrubi’yi mahkemeye çıkartmadan ev hapsinde tutuyor. Ev hapsi kararı, Musevi ve Kerrubi’nin o zamanlar radikal muhafazakarlardan rakipleri Mahmud Ahmedinejad'ın zaferiyle sonuçlanan 2009 cumhurbaşkanlığı seçimlerinin sonuçlarını tanımayı reddetmesinin ve seçim sonuçlarında hile yapılmasını savunmasının akabinde çıkmıştı.
“Esas kriz sorumsuz güçtür”
Açıklamasında yönetimin performansı nedeniyle büyüyen krizlere değinen Musevi “Esas kriz, ülkenin sürdürülemez çelişkili yapısı ve temel sistemidir. Hayatı bize zindan eden ve mazlumların mutluluğuna giden yolu tıkayan işte bu hesap vermeyen sorumsuz güçtür” ifadelerini kullandı.
Musevi yaptığı açıklamada, İranlıların ana hatları ‘Kadın, Yaşam, Özgürlük Hareketi’nden oluşan radikal bir değişime ihtiyaç duyduğundan ve buna hazır olduklarından bahsederken, ülkenin dört bir yanında 160 şehirden fazla şehri kasıp kavuran protestoların sloganına atıfta bulundu. Öfkeli protestolar, Mahsa Amini adlı  genç kızın başörtüsünü düzgün takmadığı gerekçesiyle polis tarafından gözaltına alındığı sırada belirsiz koşullar altında hayatını kaybetmesinin akabinde patlak vermişti.
Musevi, “Kadın, Yaşam, Özgürlük” sloganının ‘parlak bir geleceğin ve baskıdan, yoksulluktan, aşağılanmadan ve ayrımcılıktan arınmış bir geleceğin nüvesini’ oluşturduğunu söyledi. Musevi “Bu üç kelime, canlılık, düşünme, mücadele ve umutların tarihini taşırken, kadınlar en büyük umut kaynağıdır. Mutluluk, kamu yararı ve büyük toplumsal mücadele; bütün bunlar, kadın ve erkekler hep birlikte durmadan elde edilemez” dedi.
Musevi üç öneri sundu. Bunlar; yeni bir anayasa taslağı hazırlamak, ‘bağımsız ve adil’ bir oylamayla referandum yapmak ve nihai olarak yeni anayasayı kabul etmek üzere bir Kurucu Meclis oluşturmak.
İran halkının tüm kesimlerini ‘kamu güvenliğini korumak ve mevcut rejimlerin oluşturulmasını gerektiren her türlü şiddetten kaçınmak için’ temel bir anlaşma oluşturmaya çağıran Musevi “Bu, her uyruktan ve her siyasi ve ideolojik yönelimden insanlar tarafından onaylanmalıdır” dedi. Bu üç önerisinin ‘hukukun üstünlüğüne dayalı ve insan hakları standartları ve halkın iradesi ile örtüşen bir sistemin istikrarı için’ önemini ısrarla vurguladı.
Musevi, “Hukuk, hem insanlardan hem de insanlara mutluluk ve refah getirir. Kendini hukukun üzerinde görenlerin haksız imtiyazlarını ve statülerini korumaya hizmet etmez” dedi.
İslam Cumhuriyeti'nin yerine yeni bir yapı ve düzen getirilmesini öneren Musevi, “Başlı başına yeni bir sistemin getirilmesi, baskıcı gücü sarsacak ve tepki vermeye itecektir. Çünkü gücün kaynağı insandır, silah ve baskı değil” ifadelerini kullanarak ‘beğenseler de beğenmeseler de halkın desteğini almazsa yapının çökeceğini’ vurguladı.
Geçen ağustos ayında Musevi’nin rejim lideri Ali Hamaney’in oğlu Mücteba Hamaney’e atıfta bulunarak, halkı iktidarın babadan oğula geçmemesi gerektiği konusunda uyarması siyasi elitlerde geniş çaplı bir tartışmanın fitilini ateşlemişti.
Musevi’nin son açıklaması İranlı ünlü avukat Şirin Ebadi’nin Reuters Haber Ajansı’na röportaj vermesinden bir gün sonra geldi. Ebadi söz konusu röportajında Amini’nin hayatını kaybetmesinin ‘İran İslam Cumhuriyeti’ndeki rejimin çöküşüne yol açacak, geri dönüşü olmayan devrimci bir süreci’ tetiklediğini söylemişti.
İranlı yetkililer protestolara son 40 yıldır olduğu gibi baskıyla karşılık verdi. Yetkililer ayrıca protestolara katılanlar arasından onlarca kişiye idam cezası verdi ve en az dört kişiyi darağacına gönderdi. İnsan hakları aktivistleri bunu, insanları korkutmak ve onları sokaklardan uzak tutmak için planlanmış bir önlem olarak nitelendiriyor.
Son protestolar İran'ı krize sürükledi. Amini'nin ölümü, İranlılar arasında ekonomik sefaletten tutun, etnik azınlıklara yönelik ayrımcılığa ve yetkililerin katı sosyal ve siyasi kısıtlamalar dayatmasına kadar çeşitli sorunlar nedeniyle yıllarca bastırılmış bir halk öfkesini serbest bıraktı.
Aylarca hayatın her kesiminden bir çok İranlı, müesses nizamın devrilmesi çağrısında bulundu ve rejimin içinde son sözü söyleyen “Rehber” Ali Hamaney aleyhinde sloganlar attı.
Yetkililerin protestolara yönelik baskıları, 2015 yılında imzalanan İran nükleer anlaşmasını yeniden canlandırma müzakerelerinin askıya alındığı bir dönemde diplomatik gerginliğe neden oldu. ABD ve Batılı ülkeler, baskılarda ve insan hakları ihlallerinde payı olmaları nedeniyle İran makamlarına ve başka kuruluşlara yaptırımlar uyguladı.
Öte yandan Hollanda merkezli Gamaan kuruluşu tarafından yapılan bir anket, halkın yüzde 81'inin ülkedeki İslam Cumhuriyeti rejimine son verilmesini istediğini ortaya koydu.
Gamaan Başkanı ve Tilburg Üniversitesi’nden Siyaset Bilimci Prof. Dr. Ammar Maleki, konuya ilişkin yaptığı açıklamada anket sonuçlarının, İranlıların çoğunluğunun mevcut protestolar bağlamında İran muhalefet partilerinden ortak bir komite kurulmasını talep ettiğini gösterdiğini kaydetti. Rejimin devrilmesine destek verenlerin oranı yüzde 20 arttı.
Kuruluş, anketin 21 Aralık ila 31 Aralık tarihleri arasında yapıldığını söyledi. Ankete İran içinden 158 bin kişi ve yurt dışından 42 bin İranlı katıldı. Kuruluş, katılımcıların yalnızca yüzde 15'inin İslam Cumhuriyeti'nin devam etmesini tercih ettiğini bildirdi.
İran'daki katılımcıların yüzde 70’i, Batılı ülkeleri protestolara destek vermeye ve yetkililere baskı yapmaya çağırdı. Yüzde 19’u ise ‘Batı ülkelerinin protestolar gibi iç meselelere karışmasına’ karşı çıktı. Katılımcıların yüzde 70’i Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) terör örgütü ilan edilmesini, İran büyükelçilerinin sınır dışı edilmesini ve göstericilerin bastırılmasına karışan güçlere yaptırım uygulanmasını destekledi.
Yurt dışında yaşayanların yüzde 96'sı, Batı'nın protestolara verdiği desteği ve Tahran üzerindeki baskının artırılmasını destekliyor.
İran’daki katılımcıların yüzde 81'i protestoları desteklerken, yüzde 15'i karşı çıkıyor. Protestoları destekleyenlerin yüzde 67'si protestoların ‘faydalı olacağını’ söylerken, yüzde 14'ü başarısız olacağını düşünüyor. Katılımcıların yüzde 22'si rejim karşıtı yürüyüşlere katıldığını, yüzde 56'sı ileride katılacağını, yüzde 35'i başörtüsü çıkarma ve rejimi kınayan sloganlar da dahil olmak üzere sivil itaatsizliğe destek verdiğini ve yüzde 35’i sivil itaatsizliğe katılmaya açık olduğunu ifade etti. Kuruluş tarafından yayınlanan anket sonuçlarına göre katılımcıların yüzde 44'ü grevlere katıldığını, yüzde 38'i ise katılacağını açıkladı.
Yurt dışındaki İranlıların ise yüzde 99'u protestoları desteklediğini, yüzde 90'ı bunun sonuç vereceğini umduğunu ve yüzde 9'u protestoların başarısız olmasını beklediğini belirtti.
Katılımcılar, mevcut iktidar düzenine alternatif olarak seçecekleri rejimin yapısı hakkında düşüncelerini dile getirdiler. Yurt içinde yüzde 28 ve yurt dışından yüzde 32 oranında katılımcı başkanlık sistemi istediğini söylerken, yurt içinde yüzde 12, yurt dışında ise yüzde 29 oranında katılımcı parlamenter sistemi tercih etti. Yurt dışında yaşayanların yüzde 25'inin desteklediği anayasal monarşiye ise İran içinden yüzde 22'lik bir destek geldi.



Husiler, doktorları kaçırarak ve hastaları tedaviden mahrum bırakarak sağlık sisteminin çöküşünü derinleştiriyor

İlaç sıkıntısı çeken Sana’daki bir hastanede çocuklarını aşı olmaya getiren Yemenli kadınlar (EPA)
İlaç sıkıntısı çeken Sana’daki bir hastanede çocuklarını aşı olmaya getiren Yemenli kadınlar (EPA)
TT

Husiler, doktorları kaçırarak ve hastaları tedaviden mahrum bırakarak sağlık sisteminin çöküşünü derinleştiriyor

İlaç sıkıntısı çeken Sana’daki bir hastanede çocuklarını aşı olmaya getiren Yemenli kadınlar (EPA)
İlaç sıkıntısı çeken Sana’daki bir hastanede çocuklarını aşı olmaya getiren Yemenli kadınlar (EPA)

Husilerin kontrolündeki bölgelerde sağlık sistemindeki kötüleşme sürerken, sağlık çalışanlarına yönelik ihlallerin artması ve temel sağlık hizmetlerini etkileyen krizlerin derinleşmesi, 10 yılı aşkın süredir devam eden savaşın siviller üzerindeki baskısını gözler önüne seriyor.

Doktorlar ve sağlık çalışanlarına yönelik gözaltı operasyonlarının arttığı bir dönemde, temel ilaçların temin edilememesi nedeniyle binlerce kronik hastanın mağduriyeti büyüyor. Buna çevresel krizlerin de eklenmesi, başkent Sana’da salgın hastalık riskini artırıyor.

Sana ve İb vilayetlerinde aynı anda yaşanan üç ayrı kriz, sağlık sektöründeki tablonun daha da ağırlaştığını ortaya koyuyor. İnsan hakları kaynakları, Husileri sağlık çalışanlarını keyfi şekilde gözaltına almaya devam etmekle suçlarken, kronik hastalar hayat kurtarıcı ilaçların bulunamamasından şikâyet ediyor. Öte yandan kanalizasyon sularının taşması ve su kaynaklarının kirlenmesi nedeniyle binlerce kişi artan sağlık riskleriyle karşı karşıya bulunuyor.

Gözlemcilere göre bu gelişmeler yalnızca sağlık hizmetlerindeki gerilemeyi değil, aynı zamanda Husilerin kontrolündeki bölgelerde insani krizin daha da derinleşeceğine işaret ediyor. Sağlık alanındaki nitelikli personelin bölgeden ayrılmayı sürdürmesi ve sağlık tesislerinin temel ihtiyaçları karşılama kapasitesinin giderek zayıflaması da endişeleri artırıyor.

Doktorların kaçırılması

Yemen’in Husilerin kontrolündeki başkenti Sana ile İb vilayetinde doktorlar ve sağlık çalışanlarını hedef alan uygulamalarda dikkat çekici bir artış yaşanıyor. Husi yönetimi, sağlık çalışanlarına yönelik gözaltı ve zorla kaybetme politikasını sürdürmekle suçlanıyor.

Konuya ilişkin bilgi sahibi kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Husi silahlı unsurlarının son dönemde Sana ve İb’de çok sayıda doktor ve sağlık çalışanının evine ve iş yerine baskın düzenlediğini belirtti. Kaynaklar, gözaltına alınan kişilerin ailelerine nerede tutuldukları ya da hangi gerekçeyle gözaltına alındıkları konusunda herhangi bir bilgi verilmeden bilinmeyen yerlere götürüldüğünü aktardı.

Birleşmiş Milletler’in (BM) sağladığı finansmanın azalmasının ardından, Husilerin kontrolünde bulunan bölgelerdeki sağlık sistemi giderek kötüleşiyor. (BM)Birleşmiş Milletler’in (BM) sağladığı finansmanın azalmasının ardından, Husilerin kontrolünde bulunan bölgelerdeki sağlık sistemi giderek kötüleşiyor. (BM)

Son olayda, ortopedi uzmanı ve eklem cerrahı Dr. Macid el-Hazzan, Sana’da gözaltına alındı. Bu durum, doktorun hastaları için planlanan çok sayıda ameliyatın ertelenmesine yol açtı.

El-Hazzan yayımladığı videoda, neden gözaltına alındığını bilmediğini ifade ederek, hastaları ve vatandaşların haklarını savunmasının hedef alınmasına neden olduğunu söyledi.

Doktora yakın kaynaklar ise daha önce kalp anjiyosu geçiren el-Hazzan’ın düzenli tıbbi takibe ihtiyaç duyduğunu belirterek, gözaltı sürecinde hayatının risk altında olabileceği uyarısında bulundu. Kaynaklar, doktorun güvenliğinden Husileri sorumlu tuttu.

Bu olaydan birkaç gün önce de ortopedi uzmanı Dr. Lebib Baabad, İb vilayetinde açtığı özel tıp merkezinin ardından gözaltına alınmıştı. Husi silahlı unsurlarının merkeze baskın düzenleyerek Baabad’ı, yıllar önce örgütün el koyduğu el-Menar Doktorlar Hastanesi’ni yöneten bir Husi yetkilisinin ihbarı üzerine bilinmeyen bir yere götürdüğü bildirildi.

b vilayetinde Husi yargı yönetiminin kontrolündeki el-Menar Doktorlar Hastanesi (Şarku’l Avsat)İb vilayetinde Husi yargı yönetiminin kontrolündeki el-Menar Doktorlar Hastanesi (Şarku’l Avsat)

El-Udeyn Devlet Hastanesi Radyoloji Bölüm Başkanı Dr. Mustafa Paşa da mali haklarının ödenmesini talep etmesinin ardından haftalardır gözaltında tutuluyor. Öte yandan, Husiler yaklaşık iki yıldır Dr. Ali el-Mudvahi’yi, serbest bırakılması yönündeki tekrarlanan çağrılara rağmen tutuklu bulundurmaya devam ediyor.

Sağlık sektöründe görev yapan çalışanlar, söz konusu ihlallerin daha fazla nitelikli sağlık personelinin Husilerin kontrolündeki bölgeleri terk etmesine ya da mesleğini bırakmasına yol açtığını belirtiyor. Bu durumun, zaten ciddi personel ve imkân yetersizliği yaşayan sağlık sistemini daha da zayıflattığı ifade ediliyor.

Hastaların hayatına yönelik tehdit

Sağlık çalışanlarının hedef alınmasına paralel olarak, İb vilayetinde binlerce hasta, diyabet ilaçlarının yaklaşık üç aydır temin edilememesi nedeniyle ciddi bir krizle karşı karşıya bulunuyor.

Sağlık kaynakları, ilaç stoklarının tükenmesi ve yeniden temin edilmesine yönelik herhangi bir çözüm bulunamaması nedeniyle 5 binden fazla hastanın temel olarak bağımlı olduğu ücretsiz tedaviden mahrum kaldığını belirtti.

Kaynaklar, tıbbi malzeme ve ilaç sevkiyatlarının aksamasıyla krizin son haftalarda daha da derinleştiğini ifade ederek, mevcut durumun devam etmesinin hastaların hayatını tehdit ettiği ve ölümle sonuçlanabilecek ciddi komplikasyon riskini artırdığı uyarısında bulundu.

Hudeyde şehrindeki bir hastanede yatan hastalar (Reuters)Hudeyde şehrindeki bir hastanede yatan hastalar (Reuters)

Kaynaklar, ilaçların ihtiyaç sahiplerine ulaşmasının engellenmesinden Husi yetkilileri sorumlu tutarak, krizin nedenlerini ortaya çıkaracak ve tedavilerin herhangi bir müdahale olmaksızın hastalara ulaştırılmasını sağlayacak bağımsız bir soruşturma çağrısında bulundu.

İb vilayetindeki hastalardan biri, insülini eczanelerden maddi gücünü aşan fiyatlarla satın almak zorunda kaldığını belirterek, ilacın bulunamaması nedeniyle zaman zaman günlerce düzenli dozlarını alamadığını söyledi.

İb’in el-Udeyn ilçesinde diyabet hastası bir çocuğun annesi ise tedaviyi karşılayabilmek için defalarca borç almak zorunda kaldığını ifade etti. Süregelen ilaç kesintisinin oğlunun hayatını tehlikeye attığını belirten anne, diğer bazı hastaların da ellerindeki ilaçları daha uzun süre kullanabilmek için dozlarını azaltmaya başladığını, ancak bunun ciddi sağlık komplikasyonlarına yol açabileceğini kaydetti.

Uzmanlar ise kronik hastalık ilaçlarının temin edilememeye devam etmesinin yalnızca hastaların hayatını tehdit etmediğini, aynı zamanda komplikasyon ve ölüm oranlarını artırdığını, zaten sınırlı imkânlarla çalışan hastaneler üzerindeki baskıyı daha da ağırlaştırdığını belirtiyor.

Çevresel sorun

Husilerin kontrolündeki başkent Sana’da, es-Suneyne mahallesinde binlerce kişi, kanalizasyon sularının iki haftadan uzun süredir sokaklara taşması nedeniyle giderek büyüyen çevre ve sağlık kriziyle karşı karşıya bulunuyor. Sorunun çözümü için herhangi bir müdahalede bulunulmadığı belirtiliyor.

Mahalle sakinleri, biriken kanalizasyon sularının kötü kokuların yayılmasına ve böceklerin çoğalmasına yol açtığını, vatandaşların hareketlerini engellediğini, ayrıca ev ve ticari işletmelere zarar verdiğini ifade ediyor. Sakinler, içme suyu kaynaklarının kirlenmesinden de endişe duyuyor.

Bazı bölge halkı, evlerine ulaşan suyun renginde değişiklik fark ettiklerini ve sudan kötü kokular geldiğini belirterek, içme ve yemek yapma amacıyla bu suyu kullanmayı bıraktıklarını söyledi. Vatandaşlar, bunun yerine tüketilebilir su satın almak zorunda kaldıklarını, bunun da zorlu ekonomik koşullar altında geçim yüklerini daha da artırdığını dile getirdi.

Sana’da bir mahalle, kanalizasyonun tıkanması nedeniyle kirli suyla doldu. (Şarku’l Avsat)Sana’da bir mahalle, kanalizasyonun tıkanması nedeniyle kirli suyla doldu. (Şarku’l Avsat)

Halk sağlığı uzmanları, atık suların birikmeye devam etmesinin kolera ve akut ishal gibi su yoluyla bulaşan hastalıkların yanı sıra cilt ve solunum yolu hastalıklarının yayılması için uygun bir ortam oluşturduğu uyarısında bulunuyor.

Mahalledeki sağlık merkezlerinden birinde görev yapan tıbbi kaynak, son günlerde ishal, cilt hastalıkları ve ateşli rahatsızlıklarla başvuranların sayısında belirgin bir artış görüldüğünü belirtti. Kaynak ayrıca, bazı hastalarda kolera, tifo ve sıtma şüphesi bulunduğunu, bu durumun kanalizasyon sularının taşmasından kaynaklanan çevre kirliliğiyle bağlantılı olduğunu ifade etti.

Mahalle sakinleri, iki haftadan uzun süredir devam eden krize müdahale etmemekle Husi yönetimini suçluyor. Vatandaşlar, Husi grubunun ‘temizlik’, ‘şehir iyileştirme’ ve ‘kanalizasyon hizmetleri’ adı altında ücret ve vergi toplamaya devam ettiğini, ancak bunun temel hizmetlerin seviyesine yansımadığını belirtiyor.


G7 ülkeleri, Sudan'ın el Ubeyd kentindeki saldırıların durdurulması çağrısında bulundu

Sudanlı kadınlar, Güney Kurdufan bölgesindeki el-Ubeyd kenti yakınlarındaki el-Rahmaniye mülteci kampında sıcak yemek için bir araya geldi (AFP)
Sudanlı kadınlar, Güney Kurdufan bölgesindeki el-Ubeyd kenti yakınlarındaki el-Rahmaniye mülteci kampında sıcak yemek için bir araya geldi (AFP)
TT

G7 ülkeleri, Sudan'ın el Ubeyd kentindeki saldırıların durdurulması çağrısında bulundu

Sudanlı kadınlar, Güney Kurdufan bölgesindeki el-Ubeyd kenti yakınlarındaki el-Rahmaniye mülteci kampında sıcak yemek için bir araya geldi (AFP)
Sudanlı kadınlar, Güney Kurdufan bölgesindeki el-Ubeyd kenti yakınlarındaki el-Rahmaniye mülteci kampında sıcak yemek için bir araya geldi (AFP)

G7 ülkelerinin dışişleri bakanları ile Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi, bugün yaptıkları ortak açıklamada, Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ve müttefiki silahlı gruplara, Sudan'ın el Ubeyd kentinde yeni katliamlara yol açabilecek veya sivilleri tehlikeye atabilecek bütün eylemleri durdurmaları çağrısında bulundu.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’ten aktardığına göre açıklamada Sudan ordusu da dahil olmak üzere bütün taraflardan çatışmaları durdurmaları, insani yardımların ulaştırılmasına izin vermeleri ve iyi niyetle müzakerelere katılmaları istendi.

Ortak açıklamada ayrıca, Birleşmiş Milletler'in gerilimi düşürmeye yönelik çabalarına destek verildiği belirtilirken, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne Darfur için uygulanan silah ambargosunun tüm Sudan'ı kapsayacak şekilde genişletilmesi çağrısı yapıldı.

G7 ve AB, dış aktörleri de çatışan taraflara sağlanan askeri ve mali desteği sonlandırmaya davet ederken, ihlallerden sorumluların hesap vermesini sağlayacak mekanizmaların güçlendirilmesi ile Sudan'ın birliğini ve demokratik beklentilerini destekleme taahhüdünde bulundu.


İsrail, Filistinli mahkumlara işkenceyi artırıyor

İsrail'deki Sde Teiman Hapishanesi'nde Filistinli mahkumlara işkence edildiği haberleri üzerine cezaevi önünde 2024'te protestolar düzenlenmişti (Reuters)
İsrail'deki Sde Teiman Hapishanesi'nde Filistinli mahkumlara işkence edildiği haberleri üzerine cezaevi önünde 2024'te protestolar düzenlenmişti (Reuters)
TT

İsrail, Filistinli mahkumlara işkenceyi artırıyor

İsrail'deki Sde Teiman Hapishanesi'nde Filistinli mahkumlara işkence edildiği haberleri üzerine cezaevi önünde 2024'te protestolar düzenlenmişti (Reuters)
İsrail'deki Sde Teiman Hapishanesi'nde Filistinli mahkumlara işkence edildiği haberleri üzerine cezaevi önünde 2024'te protestolar düzenlenmişti (Reuters)

İsrail hapishanelerindeki Filistinli mahkumlara yönelik kötü muamele ve işkence vakaları giderek artıyor.

Wall Street Journal'ın incelemesi, 7 Ekim 2023'te Hamas'ın düzenlediği saldırıyla patlak veren Gazze savaşının ardından İsrail hapishanelerindeki Filistinli tutukluların koşullarının belirgin şekilde ağırlaştığını ortaya koyuyor.

Gazetenin irtibata geçtiği, 2024'te serbest bırakılan 12 Filistinli mahkum ağır fiziksel ve psikolojik şiddete uğradıklarını söylüyor. Bazı mahkumlar, diğer tutukluların önünde cinsel saldırıya uğradıklarını da belirtiyor.

İsrailli insan hakları kuruluşu Physicians for Human Rights Israel, şubattan bu yana görüştüğü 59 Filistinli tutuklunun tamamının gıda ve sağlık hizmetlerine erişiminin yetersiz olduğunu bildiriyor. Ayrıca çeşitli gözaltı merkezlerinde uyuz salgınları tespit edildiği aktarılıyor.

Örgütün raporunda, hakkında resmi bir hukuki işlem başlatılmadan gözaltında tutulan 19 yaşındaki bir Filistinlinin, iki bacağı ve bir kolunda kısmi felç oluştuğu belirtiliyor. Bunun, uyuz nedeniyle gencin omurgasında enfeksiyon oluşmasıyla bağlantılı olduğu ifade ediliyor.

Kâr amacı gütmeyen İsrailli örgüt Hamoked'e göre, ulusal güvenliğe tehdit iddiasıyla gözaltında tutulan Filistinlilerin sayısı savaş öncesinde yaklaşık 5 bin 200'dü. Sonraki dönemdeyse bu sayı 9 bin 300'e yükseldi. Kuruluş, bu kişilerin büyük bölümünün herhangi bir resmi suçlama olmaksızın alıkonduğunu belirtiyor.

Lavi Hapishanesi'nde tutulan Filistinli mahkumlardan 44 yaşındaki İyad Ömer, şunları söylüyor:

Her gün, bazen günde üç kez birileri dayak yiyordu. Böyle bir şey 7 Ekim'den önce olmazdı. Ancak açlık grevi veya isyan çıkması halinde bu şekilde suiistimale uğrardık.

Aynı hapishanede tutulan 47 yaşındaki Muhammed Merdavi de hücresindeki diğer iki mahkumun önünde cinsel saldırıya uğradığını belirterek "Keşke orada ölseydim" diyor.

Hapishanedeki kötü koşullara yönelik eleştirilerin odağında radikal sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir var. Bakan, sivil toplum örgütlerinin 2024'te açtığı davayla ilgili gönderdiği mektupta, "güvenlik suçlamalarıyla bağlantılı mahkumların koşullarını yasanın gerektirdiği asgari seviyeye indirme politikasını" benimsediğini bildirmişti.

İsrail Adalet Bakanlığı'na bağlı araştırmacıların Aralık 2025'te yayımladığı raporda da Gazze savaşı sonrasında Filistinli mahkumlara daha fazla şiddet uygulandığı ifade edilmişti. Tutukluların nakil ve aramalar sırasında dövüldüğü, hapishanede aç bırakıldığı belirtilmişti.

Birleşmiş Milletler'in bu yıl yayımladığı raporda da İsrail'in Gazze ve Batı Şeria'da Filistinlilere yönelik cinsel şiddet uyguladığı açıklanmıştı.  

Independent Türkçe, Wall Street Journal, BBC