İran: Reformist lider Musevi’den yeni anayasa çağrısı

Mir Hüseyin Musevi, İran’ı içinde bulunduğu krizlerden kurtarmak için yeni anayasa çağrısında bulundu

Venedik’te ‘İranlı kadınların yanında durun’ yazılı bir pankart tutan genç bir adam (Reuters)
Venedik’te ‘İranlı kadınların yanında durun’ yazılı bir pankart tutan genç bir adam (Reuters)
TT

İran: Reformist lider Musevi’den yeni anayasa çağrısı

Venedik’te ‘İranlı kadınların yanında durun’ yazılı bir pankart tutan genç bir adam (Reuters)
Venedik’te ‘İranlı kadınların yanında durun’ yazılı bir pankart tutan genç bir adam (Reuters)

İran’da 1979 Devrimi’nin 44. yıldönümünün kutlanmasına bir hafta kala, 10 yılı aşkın bir süredir ev hapsinde alıkonulan İranlı reformist lider Mir Hüseyin Musevi, İran’ı gittikçe artan krizlerden ‘kurtarmak’ için yeni bir anayasa hazırlanması, referandum yapılması, bağımsız ve adil şekilde seçimlerin düzenlenmesi çağrısında bulundu.
Musevi, ofisinin sözcülüğünü yapan Kelimeh haber sitesi tarafından yayınlanan açıklamasında İran'da son aylarda ve yıllarda yaşanan ‘kanlı’ olayların, 2009 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde desteklediği ‘anayasayı tavizsiz uygulama’ sloganının ‘artık etkili olmadığını’ gösterdiğini söyleyerek, bir önceki sloganından ‘ileriye doğru bir adım’ atılması gerektiğini vurguladı.
Musevi, “rejimin diyalog ve ikna yolunu için en ufak bir adım atmak yerine baskıcı yöntemlerde inat ve ısrar etmesi sebebiyle İran halkının iktidardaki müesses nizamdan ve mevcut siyasi yapıdan duyduğu hayal kırıklığına” işaret etti.
Yetkililer, Şubat 2011'den bu yana Mir Hüseyin Musevi, eşi Zehra Rahneverd ve müttefiki Mehdi Kerrubi’yi mahkemeye çıkartmadan ev hapsinde tutuyor. Ev hapsi kararı, Musevi ve Kerrubi’nin o zamanlar radikal muhafazakarlardan rakipleri Mahmud Ahmedinejad'ın zaferiyle sonuçlanan 2009 cumhurbaşkanlığı seçimlerinin sonuçlarını tanımayı reddetmesinin ve seçim sonuçlarında hile yapılmasını savunmasının akabinde çıkmıştı.
“Esas kriz sorumsuz güçtür”
Açıklamasında yönetimin performansı nedeniyle büyüyen krizlere değinen Musevi “Esas kriz, ülkenin sürdürülemez çelişkili yapısı ve temel sistemidir. Hayatı bize zindan eden ve mazlumların mutluluğuna giden yolu tıkayan işte bu hesap vermeyen sorumsuz güçtür” ifadelerini kullandı.
Musevi yaptığı açıklamada, İranlıların ana hatları ‘Kadın, Yaşam, Özgürlük Hareketi’nden oluşan radikal bir değişime ihtiyaç duyduğundan ve buna hazır olduklarından bahsederken, ülkenin dört bir yanında 160 şehirden fazla şehri kasıp kavuran protestoların sloganına atıfta bulundu. Öfkeli protestolar, Mahsa Amini adlı  genç kızın başörtüsünü düzgün takmadığı gerekçesiyle polis tarafından gözaltına alındığı sırada belirsiz koşullar altında hayatını kaybetmesinin akabinde patlak vermişti.
Musevi, “Kadın, Yaşam, Özgürlük” sloganının ‘parlak bir geleceğin ve baskıdan, yoksulluktan, aşağılanmadan ve ayrımcılıktan arınmış bir geleceğin nüvesini’ oluşturduğunu söyledi. Musevi “Bu üç kelime, canlılık, düşünme, mücadele ve umutların tarihini taşırken, kadınlar en büyük umut kaynağıdır. Mutluluk, kamu yararı ve büyük toplumsal mücadele; bütün bunlar, kadın ve erkekler hep birlikte durmadan elde edilemez” dedi.
Musevi üç öneri sundu. Bunlar; yeni bir anayasa taslağı hazırlamak, ‘bağımsız ve adil’ bir oylamayla referandum yapmak ve nihai olarak yeni anayasayı kabul etmek üzere bir Kurucu Meclis oluşturmak.
İran halkının tüm kesimlerini ‘kamu güvenliğini korumak ve mevcut rejimlerin oluşturulmasını gerektiren her türlü şiddetten kaçınmak için’ temel bir anlaşma oluşturmaya çağıran Musevi “Bu, her uyruktan ve her siyasi ve ideolojik yönelimden insanlar tarafından onaylanmalıdır” dedi. Bu üç önerisinin ‘hukukun üstünlüğüne dayalı ve insan hakları standartları ve halkın iradesi ile örtüşen bir sistemin istikrarı için’ önemini ısrarla vurguladı.
Musevi, “Hukuk, hem insanlardan hem de insanlara mutluluk ve refah getirir. Kendini hukukun üzerinde görenlerin haksız imtiyazlarını ve statülerini korumaya hizmet etmez” dedi.
İslam Cumhuriyeti'nin yerine yeni bir yapı ve düzen getirilmesini öneren Musevi, “Başlı başına yeni bir sistemin getirilmesi, baskıcı gücü sarsacak ve tepki vermeye itecektir. Çünkü gücün kaynağı insandır, silah ve baskı değil” ifadelerini kullanarak ‘beğenseler de beğenmeseler de halkın desteğini almazsa yapının çökeceğini’ vurguladı.
Geçen ağustos ayında Musevi’nin rejim lideri Ali Hamaney’in oğlu Mücteba Hamaney’e atıfta bulunarak, halkı iktidarın babadan oğula geçmemesi gerektiği konusunda uyarması siyasi elitlerde geniş çaplı bir tartışmanın fitilini ateşlemişti.
Musevi’nin son açıklaması İranlı ünlü avukat Şirin Ebadi’nin Reuters Haber Ajansı’na röportaj vermesinden bir gün sonra geldi. Ebadi söz konusu röportajında Amini’nin hayatını kaybetmesinin ‘İran İslam Cumhuriyeti’ndeki rejimin çöküşüne yol açacak, geri dönüşü olmayan devrimci bir süreci’ tetiklediğini söylemişti.
İranlı yetkililer protestolara son 40 yıldır olduğu gibi baskıyla karşılık verdi. Yetkililer ayrıca protestolara katılanlar arasından onlarca kişiye idam cezası verdi ve en az dört kişiyi darağacına gönderdi. İnsan hakları aktivistleri bunu, insanları korkutmak ve onları sokaklardan uzak tutmak için planlanmış bir önlem olarak nitelendiriyor.
Son protestolar İran'ı krize sürükledi. Amini'nin ölümü, İranlılar arasında ekonomik sefaletten tutun, etnik azınlıklara yönelik ayrımcılığa ve yetkililerin katı sosyal ve siyasi kısıtlamalar dayatmasına kadar çeşitli sorunlar nedeniyle yıllarca bastırılmış bir halk öfkesini serbest bıraktı.
Aylarca hayatın her kesiminden bir çok İranlı, müesses nizamın devrilmesi çağrısında bulundu ve rejimin içinde son sözü söyleyen “Rehber” Ali Hamaney aleyhinde sloganlar attı.
Yetkililerin protestolara yönelik baskıları, 2015 yılında imzalanan İran nükleer anlaşmasını yeniden canlandırma müzakerelerinin askıya alındığı bir dönemde diplomatik gerginliğe neden oldu. ABD ve Batılı ülkeler, baskılarda ve insan hakları ihlallerinde payı olmaları nedeniyle İran makamlarına ve başka kuruluşlara yaptırımlar uyguladı.
Öte yandan Hollanda merkezli Gamaan kuruluşu tarafından yapılan bir anket, halkın yüzde 81'inin ülkedeki İslam Cumhuriyeti rejimine son verilmesini istediğini ortaya koydu.
Gamaan Başkanı ve Tilburg Üniversitesi’nden Siyaset Bilimci Prof. Dr. Ammar Maleki, konuya ilişkin yaptığı açıklamada anket sonuçlarının, İranlıların çoğunluğunun mevcut protestolar bağlamında İran muhalefet partilerinden ortak bir komite kurulmasını talep ettiğini gösterdiğini kaydetti. Rejimin devrilmesine destek verenlerin oranı yüzde 20 arttı.
Kuruluş, anketin 21 Aralık ila 31 Aralık tarihleri arasında yapıldığını söyledi. Ankete İran içinden 158 bin kişi ve yurt dışından 42 bin İranlı katıldı. Kuruluş, katılımcıların yalnızca yüzde 15'inin İslam Cumhuriyeti'nin devam etmesini tercih ettiğini bildirdi.
İran'daki katılımcıların yüzde 70’i, Batılı ülkeleri protestolara destek vermeye ve yetkililere baskı yapmaya çağırdı. Yüzde 19’u ise ‘Batı ülkelerinin protestolar gibi iç meselelere karışmasına’ karşı çıktı. Katılımcıların yüzde 70’i Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) terör örgütü ilan edilmesini, İran büyükelçilerinin sınır dışı edilmesini ve göstericilerin bastırılmasına karışan güçlere yaptırım uygulanmasını destekledi.
Yurt dışında yaşayanların yüzde 96'sı, Batı'nın protestolara verdiği desteği ve Tahran üzerindeki baskının artırılmasını destekliyor.
İran’daki katılımcıların yüzde 81'i protestoları desteklerken, yüzde 15'i karşı çıkıyor. Protestoları destekleyenlerin yüzde 67'si protestoların ‘faydalı olacağını’ söylerken, yüzde 14'ü başarısız olacağını düşünüyor. Katılımcıların yüzde 22'si rejim karşıtı yürüyüşlere katıldığını, yüzde 56'sı ileride katılacağını, yüzde 35'i başörtüsü çıkarma ve rejimi kınayan sloganlar da dahil olmak üzere sivil itaatsizliğe destek verdiğini ve yüzde 35’i sivil itaatsizliğe katılmaya açık olduğunu ifade etti. Kuruluş tarafından yayınlanan anket sonuçlarına göre katılımcıların yüzde 44'ü grevlere katıldığını, yüzde 38'i ise katılacağını açıkladı.
Yurt dışındaki İranlıların ise yüzde 99'u protestoları desteklediğini, yüzde 90'ı bunun sonuç vereceğini umduğunu ve yüzde 9'u protestoların başarısız olmasını beklediğini belirtti.
Katılımcılar, mevcut iktidar düzenine alternatif olarak seçecekleri rejimin yapısı hakkında düşüncelerini dile getirdiler. Yurt içinde yüzde 28 ve yurt dışından yüzde 32 oranında katılımcı başkanlık sistemi istediğini söylerken, yurt içinde yüzde 12, yurt dışında ise yüzde 29 oranında katılımcı parlamenter sistemi tercih etti. Yurt dışında yaşayanların yüzde 25'inin desteklediği anayasal monarşiye ise İran içinden yüzde 22'lik bir destek geldi.



Suriye: Şebbiha’nın geri dönüşü karşıtlığı protesto hareketine dönüştü

Suriye: Şebbiha’nın geri dönüşü karşıtlığı protesto hareketine dönüştü
TT

Suriye: Şebbiha’nın geri dönüşü karşıtlığı protesto hareketine dönüştü

Suriye: Şebbiha’nın geri dönüşü karşıtlığı protesto hareketine dönüştü

Suriye'nin çeşitli illerinde halk çevrelerinde eski rejimin ‘şebbihaları’ olarak tanımlanan kişilerin yeniden sokaklara dönüşünü protesto eden ve hesap sorulmasını isteyen gösteriler devam ederken bu protestolar günlük bir harekete evrilmeye devam ediyor. Suriye İçişleri Bakanlığı vatandaşları hukuk çerçevesi dışında hiçbir intikam ya da saldırı eylemine sürüklenmemeye çağırırken Ulusal Geçiş Adaleti Kurumu, pazartesi günü yayımladığı bildirgede ‘geçiş dönemi adaletinin intikam ve kin üzerine kurulamayacağını ve hakkın yargı dışında bireysel yollarla takip edilemeyeceğini’ vurguladı.

Suriye basını dün Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'nın geçtiğimiz perşembe günü Şam kırsalından ileri gelenlerle yaptığı toplantıda dile getirdiği açıklamalara odaklandı. Şara toplantıda geçiş dönemi adaletinin intikam için bir başlık ya da tahakküm aracına dönüştürülmemesi çağrısında bulunurken “Çünkü bu durumda bir zulme başka bir zulümle karşılık vermiş oluruz" ifadelerini kullandı.

Deyrizor, Halep, İdlib ve Şam kırsalı dahil Suriye'nin farklı illerinde eski rejimle bağlantılı kişilerin yeniden sisteme dahil edilmesini reddeden halk protestoları düzenleniyor. Göstericiler bu kişilerin geri dönüşünün şehitlerin kanına hakaret anlamına geleciğini vurguluyor. Aktivistlerin paylaştığı bir videoda ise yerel halktan bazı kişilerin eski rejim döneminde kendilerine zarar veren kişilerden hesap sorma girişiminde bulunduğu görüldü.

sd
Halep ve İdlib'de ‘şebbiha’ ve devrik Esed rejimi yandaşlarının yargılanması talebiyle düzenlenen gece gösterileri (Sosyal medya)

Halep'in es-Sukkari Mahallesi’nde cuma günü başlayan protestoların ardından hareket cumartesi akşamından itibaren genişledi. Eski rejim karşıtı mahallelerde yüzlerce kişinin katıldığı gece gösterileri düzenlendi.

Suriye devlet televizyonunun aktardığına göre protestocular söz konusu mahallelerdeki camilerden akşam namazının ardından sokağa çıkarak ‘devrik Esed rejiminin kalıntıları ve şebbihasının’ kovulması, geçiş dönemi adaleti sürecinin hızlandırılması ve Suriyelilere yönelik suç işleyenlerin yargılanması taleplerinin yer aldığı pankartlarla yürüyüş yaptı.

Halep’te de benzer gösteriler düzenlenirken Tel Rıfat'ta okul ve cami duvarlarına eski rejimi destekleyen sloganların yazılmasının ardından güvenlik kuvvetlerinin kontrol altına aldığı bir gerginlik yaşandı. İç Güvenlik Kuvvetleri pazar günü, yerel halktan bazı kişilerin ‘şebbiha yuvası’ olarak nitelendirdiği evlere saldırmasının ve bu kişileri şehirden sürmeye çalışmasının ardından Tel Rıfat'a yayıldı. Sosyal medyada ise kamuoyunu kışkırttıkları gerekçesiyle bazı kişilere yönelik gözaltı operasyonu başlatıldığına dair haberler yer aldı.

Suriye'nin kuzeyindeki İdlib’in farklı bölgelerinde düzenlenen gösterilerin yanı sıra Kefer Taharim gibi bölgelerde eski rejimle iş birliği yaptığı iddiasıyla bir vatandaş yerel halktan bir grubun saldırısına uğradı. Darp edilen kişi hayatını kaybetti. Olay, sosyal medyada geniş yankı uyandırdı. Suriye Ultra'nın haberine göre benzer bir saldırı Kefer Uayd'da da yaşandı. Yine eski rejimle iş birliği iddialarıyla saldırıya uğrayan bir genç ağır yaralı olarak kurtuldu.

DMO’nun simge isimlerinin geri dönüşü

Doğu Suriye'deki Deyrizor'da her gün kalabalık gösteriler düzenleniyor; en dikkat çekeni şehir merkezinde gerçekleşiyor. Halk, ‘Kerame (Onur) Nöbeti Çadırı’ kurarak eski rejimle bağlantılı isimlerin geri dönüşüne karşı mücadele etmekte kararlı olduklarını ve geçiş dönemi adaleti sürecinin hızlandırılması ile hesap sorulması taleplerini dile getirdiler.

Gösterilere ve nöbete katılan siyasi aktivist Ragıb et-Taya, doğu bölgesinde, özellikle Deyrizor'da, Beşşar Esed rejiminin katil ‘şebbihasını’ caddelerde serbestçe dolaşırken görmenin halkta derin bir infiale yol açtığını belirtti.

Şarku’l Avsat’a konuşan Taya, “Bu durum, Esed rejimiyle mücadelede bedel ödeyen her vatandaşın içinde biriken bastırılmış öfkenin patlamasına yol açtı. Hükümetimizin, onurlarının çiğnendiğini hisseden şehit aileleri, mağdurlar ve yoksulların karşısında bu sıkıntılı konuma düşürülmesini istemezdik" dedi.

Taya ayrıca, çadırdaki oturma eylemi düzenleyen protestocular arasında Sednaya Cezaevi'nde çocuklarını yitiren ya da Esed'in ordusu ve şebbihasının kurşunuyla hayatını kaybedenlerin anneleriyle bu süreçte engelli kalan kişilerin bulunduğunu da aktardı.

dfvfd
Deyrizor'daki Kerame (Onur) Nöbeti Çadırı (Facebook)

Protestolarda dile getirilen talepler arasında devrim saflarında yer almış gençlerin istihdamı ve dışlanmamaları da yer alıyor. Bununla ilgili olarak Taya, “Esed rejimine karşı mücadele etmiş gençlerden şimdi istihdam için imkânsız koşullar aranıyor. Bunlardan biri de bedenlerinin sağlam olması şartı!” ifadelerini kullandı.

daha önce Esed rejimiyle ve İran destekli milislerle bağlantılı Bakara Aşireti şeyhi Nevaf el-Beşir, kısa bir süre önce Deyrizor’a geri dönmüştü. Bu durum halk arasında geniş çaplı infiale yol açtı. Bunun yanı sıra İran destekli bir milis grup kuran ve İran projesinin ekonomik cephesi olduğu iddia edilen Medlul el-Aziz serbest bırakıldı. Öte yandan İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) ile silah ve uyuşturucu kaçakçılığı yaptığı suçlamalarının yöneltildiği Ferhan el-Mursumi'nin sicili temizlendi.

Deyrizor'dan gazeteci Davud es-Seyyid, bu kişiler için kanlı geçmişlerine rağmen yapılan karşılama törenlerinin ve İran Kudüs Gücü komutasıyla doğrudan bağlantılı olduğu belirtilen Şuviş ailesinden bazılarının da geri dönmesinin ‘halk üzerinde büyük bir provokasyon etkisi yarattığını’ vurguladı.

Seyyid, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede eski rejimin şebbihası ve muhbirlerinin sahneden kaybolmadığını ve haklarında herhangi bir yasal takibat başlatılmadığını da belirterek Nevaf el-Beşir'in oğlunun komuta ettiği Bakır Tugayı’nın halka ağır acılar çektirdiğini hatırlattı.

Mağdurların hakları göz ardı edilmeyecek

Hükümetin halk arasındaki gerilimi azaltma çabaları kapsamında Deyrizor Vali Yardımcısı Bedri el-Masluh ve İç Güvenlik Kuvvetleri Komutanı Tuğgeneral Huzeyfe es-Sava, pazar günü oturma eylemi çadırına katılanlardan bir grup ile bir araya geldi.

Vilayetin duyurusuna göre görüşmede halkın talep ve önerileri dinlendi. Gündeme taşınan konuların takip edileceği ve kamu yararını gözeterek vatandaşların ihtiyaçlarına yanıt verecek biçimde uygulanabilir olanların çözümüne yönelik gerekli adımların atılacağı teyit edildi.

Sava yaptığı açıklamada ‘İç Güvenlik Kuvvetleri'nin suçluları ve yasa dışı unsurları hukuki prosedürlere uygun biçimde takip etme görevini sürdürdüğünü’ vurguladı.

İçişleri Bakanlığı da İdlib’deki gerginliklere ilişkin yayımladığı bildirgede suç ve ihlalleri gerçekleştirenlerin yargılanması ile adaletin sağlanmasının devletin yetkili kurumları aracılığıyla üstlendiği bir sorumluluk olduğunu hatırlattı. Bakanlık ayrıca suç ya da ihlallerle ilişkili kişilere dair belgelenmiş bilgi ya da delile sahip olan herkesi bu bilgileri resmi kanallar aracılığıyla yetkili mercilere iletmeye çağırarak kurbanların haklarının zayi olmayacağının altını çizdi.

Şam kırsalına uzanan dalga

Devrik rejimin simgelerine yönelik öfkeli halk hareketi Şam kırsalına da sıçradı. Tel şehrinin koordinasyon komitesinin paylaştığı bir videoda bir grup gencin Büyük Cami çevresinde bir şebbihayı kovaladığı görüldü. Öte yandan aktivistler ve haber platformları, Kara şehrinde şebbiha üyelerini konut mahallelerini terk etmeye ya da evlerinde bekleyerek hesap gününü beklemeye davet eden el ilanlarının dağıtıldığını aktardı.

İran'ın ve eski rejimin çatışma yıllarındaki zirve döneminde protestoları bastırmak ve rejim saflarında savaşmak üzere devşirdiği kişilerin kesin sayısına ilişkin doğru veriler bulunmamakla birlikte raporlar bu sayının 50 ila 100 bin kişi arasında olduğuna işaret ediyor.

Mağdurlar ve sanıklar için haklar

Suriyeli hukukçu El-Mu'tasım el-Kiylani, söz konusu protestoların şu an gündeme gelmesinin kendisini şaşırtmadığını belirtti. Kiylani’ye göre çatışmalardan ya da otoriter rejimlerden çıkan toplumlar, mağdurlar ve yakınlarının gerçeği ortaya çıkarmak, ihlallerden sorumlu olanları hesaba çekmek ve bu ihlallerin tekrarlanmamasını güvence altına almak için çabaladığı ‘geçiş adaleti’ olarak bilinen bir aşamadan geçiyor.

Kiylani, Şarku’l Avsat’a bu taleplerin korku ya da uygun siyasi ortamın yokluğu nedeniyle yıllarca ertelenebileceğini, güç dengelerinin değişip hesap verebilirliğin daha gerçekçi bir olasılık hâline gelmesiyle ise güçlü biçimde yüzeye çıktığını açıkladı.

fvbfrb

Bu taleplerin intikam, toplu cezalandırma ya da delile dayanmayan suçlamalar yoluyla değil, hukukun üstünlüğü çerçevesinde ele alınması gerektiğini vurguladı. Temel hukuki ilkenin sorumluluğun bireysel niteliğini esas aldığını, suç ya da ihlal iddiasıyla itham edilen herkesin hem mağdurların hem de sanıkların haklarını eş zamanlı güvence altına alan bağımsız soruşturma ve adil yargılama süreçlerine tabi tutulması gerektiğini de belirtti.

Kiylani’ye göre Suriye'nin yeni yönetimi, hesap verebilirlik dosyasının iç istikrar üzerindeki en hassas ve en belirleyici konulardan birini teşkil ettiğini biliyor. Bu yüzden başarının ölçütü, yönetimin geçmişteki ihlalleri ele alacak hukuki ve kurumsal mekanizmalar oluşturma kapasitesinde yatıyor. Buna karşın bu taleplerin görmezden gelinmesi ya da uzun süre ertelenmesi, halk arasındaki öfkenin tırmanmasına ve devlet kurumlarına güvenin sarsılmasına zemin hazırlayabilir.

Kiylani, gerçek zorluğun adalet ile istikrar arasında bir tercih yapmak değil, aksine intikamın ve toplumsal kutuplaşmanın yeni biçimlerinin önünü kapayarak istikrara ve ulusal uzlaşıya katkı sağlayacak kurumsal ve hukuki bir adalet anlayışını hayata geçirmek olduğunu vurguladı.


Abbas, Filistin seçimlerinin yolunu açarken, Hamas "iktidarın tekelleştirilmesini" eleştiriyor

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, Fetih hareketinin Merkez Komitesi seçimlerinde oyunu kullanıyor (AFP)
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, Fetih hareketinin Merkez Komitesi seçimlerinde oyunu kullanıyor (AFP)
TT

Abbas, Filistin seçimlerinin yolunu açarken, Hamas "iktidarın tekelleştirilmesini" eleştiriyor

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, Fetih hareketinin Merkez Komitesi seçimlerinde oyunu kullanıyor (AFP)
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, Fetih hareketinin Merkez Komitesi seçimlerinde oyunu kullanıyor (AFP)

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, Filistin topraklarında 20 yıldır ilk kez yasama seçimlerinin yapılmasının önünü açan bir adım atarak genel seçim yasasında değişikliklere gitti. Söz konusu seçimlerin bu yıl yapılması, aynı dönemde Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) Ulusal Konseyi seçimleriyle eş zamanlı olarak gerçekleştirilmesi ve ardından Abbas’ın 2027 yılında yapılacağını taahhüt ettiği başkanlık seçimlerinin düzenlenmesi planlanıyor.

Filistin topraklarında son yasama seçimleri 2006 yılında yapılmış, o seçimleri Hamas kazanmıştı. Bu sürecin ardından Filistin içinde yıllar süren siyasi bölünme ve çatışmalar yaşandı.

Filistinli bir kaynak, “Ortaya konan adımların, Filistin yönetiminin yenilenmesine yönelik Arap ülkeleri, Avrupa ve ABD’ye verilen resmi taahhütlerin bir parçası olduğunu” ifade etti.

Hamas sözcüsü ise Abbas’ın adımlarını eleştirerek, bunun “tek taraflı yönetim anlayışının devamı” olduğunu söyledi.


Lübnan anlaşmanın sahaya yansımasını bekliyor

Sınırın İsrail tarafında bulunan Lübnan ve İsrail bayrakları (AP)
Sınırın İsrail tarafında bulunan Lübnan ve İsrail bayrakları (AP)
TT

Lübnan anlaşmanın sahaya yansımasını bekliyor

Sınırın İsrail tarafında bulunan Lübnan ve İsrail bayrakları (AP)
Sınırın İsrail tarafında bulunan Lübnan ve İsrail bayrakları (AP)

Lübnan, Washington ile Tahran arasında varılan ve Lübnan dahil bölgedeki askeri operasyonlar ile gerilimi sona erdirmeyi amaçlayan mutabakat muhtırasının sahaya yansımasını bekliyor.

Lübnan devleti tarafından üzerinde uzlaşılan maddeler ve uygulama mekanizmaları konusunda henüz resmi bir bildirim yapılmamışken Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, muhtırayı memnuniyetle karşıladı ve ‘Lübnan'ın özgünlüğüne saygı gösterilmesine’ ilişkin içeriğini takdirle değerlendirdi. Resmi çevreler ise sonraki aşamaya geçilmeden önce ateşkesin kalıcı hâle getirilmesine odaklanıyor. Bu aşama İsrail'in tam çekilmesini, ordunun konuşlanmasını, yerinden edilmişlerin dönüşünü ve yeniden yapılanmayı kapsıyor.

Tüm bunlar, İsrail'in hava saldırıları ve insansız hava araçlarının (İHA) ülkenin güneyindeki bölgeler, başkent Beyrut ve banliyöleri üzerindeki uçuşlarının kesintisiz sürdüğü bir ortamda yaşanıyor.

Öte yandan Hizbullah, Lübnan topraklarında İsrail askerleri ile araçlarını hedef aldığını açıkladı. Reuters ise örgütten bir yetkilinin, İran-ABD anlaşmasının ilan edilmesinden bu yana militanların herhangi bir operasyon düzenlemediğini ve örgütün ateşkese ilişkin tutumunun İsrail'in bu karara önce uymasına bağlı olduğunu söylediğini aktardı.