İran: Reformist lider Musevi’den yeni anayasa çağrısı

Mir Hüseyin Musevi, İran’ı içinde bulunduğu krizlerden kurtarmak için yeni anayasa çağrısında bulundu

Venedik’te ‘İranlı kadınların yanında durun’ yazılı bir pankart tutan genç bir adam (Reuters)
Venedik’te ‘İranlı kadınların yanında durun’ yazılı bir pankart tutan genç bir adam (Reuters)
TT

İran: Reformist lider Musevi’den yeni anayasa çağrısı

Venedik’te ‘İranlı kadınların yanında durun’ yazılı bir pankart tutan genç bir adam (Reuters)
Venedik’te ‘İranlı kadınların yanında durun’ yazılı bir pankart tutan genç bir adam (Reuters)

İran’da 1979 Devrimi’nin 44. yıldönümünün kutlanmasına bir hafta kala, 10 yılı aşkın bir süredir ev hapsinde alıkonulan İranlı reformist lider Mir Hüseyin Musevi, İran’ı gittikçe artan krizlerden ‘kurtarmak’ için yeni bir anayasa hazırlanması, referandum yapılması, bağımsız ve adil şekilde seçimlerin düzenlenmesi çağrısında bulundu.
Musevi, ofisinin sözcülüğünü yapan Kelimeh haber sitesi tarafından yayınlanan açıklamasında İran'da son aylarda ve yıllarda yaşanan ‘kanlı’ olayların, 2009 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde desteklediği ‘anayasayı tavizsiz uygulama’ sloganının ‘artık etkili olmadığını’ gösterdiğini söyleyerek, bir önceki sloganından ‘ileriye doğru bir adım’ atılması gerektiğini vurguladı.
Musevi, “rejimin diyalog ve ikna yolunu için en ufak bir adım atmak yerine baskıcı yöntemlerde inat ve ısrar etmesi sebebiyle İran halkının iktidardaki müesses nizamdan ve mevcut siyasi yapıdan duyduğu hayal kırıklığına” işaret etti.
Yetkililer, Şubat 2011'den bu yana Mir Hüseyin Musevi, eşi Zehra Rahneverd ve müttefiki Mehdi Kerrubi’yi mahkemeye çıkartmadan ev hapsinde tutuyor. Ev hapsi kararı, Musevi ve Kerrubi’nin o zamanlar radikal muhafazakarlardan rakipleri Mahmud Ahmedinejad'ın zaferiyle sonuçlanan 2009 cumhurbaşkanlığı seçimlerinin sonuçlarını tanımayı reddetmesinin ve seçim sonuçlarında hile yapılmasını savunmasının akabinde çıkmıştı.
“Esas kriz sorumsuz güçtür”
Açıklamasında yönetimin performansı nedeniyle büyüyen krizlere değinen Musevi “Esas kriz, ülkenin sürdürülemez çelişkili yapısı ve temel sistemidir. Hayatı bize zindan eden ve mazlumların mutluluğuna giden yolu tıkayan işte bu hesap vermeyen sorumsuz güçtür” ifadelerini kullandı.
Musevi yaptığı açıklamada, İranlıların ana hatları ‘Kadın, Yaşam, Özgürlük Hareketi’nden oluşan radikal bir değişime ihtiyaç duyduğundan ve buna hazır olduklarından bahsederken, ülkenin dört bir yanında 160 şehirden fazla şehri kasıp kavuran protestoların sloganına atıfta bulundu. Öfkeli protestolar, Mahsa Amini adlı  genç kızın başörtüsünü düzgün takmadığı gerekçesiyle polis tarafından gözaltına alındığı sırada belirsiz koşullar altında hayatını kaybetmesinin akabinde patlak vermişti.
Musevi, “Kadın, Yaşam, Özgürlük” sloganının ‘parlak bir geleceğin ve baskıdan, yoksulluktan, aşağılanmadan ve ayrımcılıktan arınmış bir geleceğin nüvesini’ oluşturduğunu söyledi. Musevi “Bu üç kelime, canlılık, düşünme, mücadele ve umutların tarihini taşırken, kadınlar en büyük umut kaynağıdır. Mutluluk, kamu yararı ve büyük toplumsal mücadele; bütün bunlar, kadın ve erkekler hep birlikte durmadan elde edilemez” dedi.
Musevi üç öneri sundu. Bunlar; yeni bir anayasa taslağı hazırlamak, ‘bağımsız ve adil’ bir oylamayla referandum yapmak ve nihai olarak yeni anayasayı kabul etmek üzere bir Kurucu Meclis oluşturmak.
İran halkının tüm kesimlerini ‘kamu güvenliğini korumak ve mevcut rejimlerin oluşturulmasını gerektiren her türlü şiddetten kaçınmak için’ temel bir anlaşma oluşturmaya çağıran Musevi “Bu, her uyruktan ve her siyasi ve ideolojik yönelimden insanlar tarafından onaylanmalıdır” dedi. Bu üç önerisinin ‘hukukun üstünlüğüne dayalı ve insan hakları standartları ve halkın iradesi ile örtüşen bir sistemin istikrarı için’ önemini ısrarla vurguladı.
Musevi, “Hukuk, hem insanlardan hem de insanlara mutluluk ve refah getirir. Kendini hukukun üzerinde görenlerin haksız imtiyazlarını ve statülerini korumaya hizmet etmez” dedi.
İslam Cumhuriyeti'nin yerine yeni bir yapı ve düzen getirilmesini öneren Musevi, “Başlı başına yeni bir sistemin getirilmesi, baskıcı gücü sarsacak ve tepki vermeye itecektir. Çünkü gücün kaynağı insandır, silah ve baskı değil” ifadelerini kullanarak ‘beğenseler de beğenmeseler de halkın desteğini almazsa yapının çökeceğini’ vurguladı.
Geçen ağustos ayında Musevi’nin rejim lideri Ali Hamaney’in oğlu Mücteba Hamaney’e atıfta bulunarak, halkı iktidarın babadan oğula geçmemesi gerektiği konusunda uyarması siyasi elitlerde geniş çaplı bir tartışmanın fitilini ateşlemişti.
Musevi’nin son açıklaması İranlı ünlü avukat Şirin Ebadi’nin Reuters Haber Ajansı’na röportaj vermesinden bir gün sonra geldi. Ebadi söz konusu röportajında Amini’nin hayatını kaybetmesinin ‘İran İslam Cumhuriyeti’ndeki rejimin çöküşüne yol açacak, geri dönüşü olmayan devrimci bir süreci’ tetiklediğini söylemişti.
İranlı yetkililer protestolara son 40 yıldır olduğu gibi baskıyla karşılık verdi. Yetkililer ayrıca protestolara katılanlar arasından onlarca kişiye idam cezası verdi ve en az dört kişiyi darağacına gönderdi. İnsan hakları aktivistleri bunu, insanları korkutmak ve onları sokaklardan uzak tutmak için planlanmış bir önlem olarak nitelendiriyor.
Son protestolar İran'ı krize sürükledi. Amini'nin ölümü, İranlılar arasında ekonomik sefaletten tutun, etnik azınlıklara yönelik ayrımcılığa ve yetkililerin katı sosyal ve siyasi kısıtlamalar dayatmasına kadar çeşitli sorunlar nedeniyle yıllarca bastırılmış bir halk öfkesini serbest bıraktı.
Aylarca hayatın her kesiminden bir çok İranlı, müesses nizamın devrilmesi çağrısında bulundu ve rejimin içinde son sözü söyleyen “Rehber” Ali Hamaney aleyhinde sloganlar attı.
Yetkililerin protestolara yönelik baskıları, 2015 yılında imzalanan İran nükleer anlaşmasını yeniden canlandırma müzakerelerinin askıya alındığı bir dönemde diplomatik gerginliğe neden oldu. ABD ve Batılı ülkeler, baskılarda ve insan hakları ihlallerinde payı olmaları nedeniyle İran makamlarına ve başka kuruluşlara yaptırımlar uyguladı.
Öte yandan Hollanda merkezli Gamaan kuruluşu tarafından yapılan bir anket, halkın yüzde 81'inin ülkedeki İslam Cumhuriyeti rejimine son verilmesini istediğini ortaya koydu.
Gamaan Başkanı ve Tilburg Üniversitesi’nden Siyaset Bilimci Prof. Dr. Ammar Maleki, konuya ilişkin yaptığı açıklamada anket sonuçlarının, İranlıların çoğunluğunun mevcut protestolar bağlamında İran muhalefet partilerinden ortak bir komite kurulmasını talep ettiğini gösterdiğini kaydetti. Rejimin devrilmesine destek verenlerin oranı yüzde 20 arttı.
Kuruluş, anketin 21 Aralık ila 31 Aralık tarihleri arasında yapıldığını söyledi. Ankete İran içinden 158 bin kişi ve yurt dışından 42 bin İranlı katıldı. Kuruluş, katılımcıların yalnızca yüzde 15'inin İslam Cumhuriyeti'nin devam etmesini tercih ettiğini bildirdi.
İran'daki katılımcıların yüzde 70’i, Batılı ülkeleri protestolara destek vermeye ve yetkililere baskı yapmaya çağırdı. Yüzde 19’u ise ‘Batı ülkelerinin protestolar gibi iç meselelere karışmasına’ karşı çıktı. Katılımcıların yüzde 70’i Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) terör örgütü ilan edilmesini, İran büyükelçilerinin sınır dışı edilmesini ve göstericilerin bastırılmasına karışan güçlere yaptırım uygulanmasını destekledi.
Yurt dışında yaşayanların yüzde 96'sı, Batı'nın protestolara verdiği desteği ve Tahran üzerindeki baskının artırılmasını destekliyor.
İran’daki katılımcıların yüzde 81'i protestoları desteklerken, yüzde 15'i karşı çıkıyor. Protestoları destekleyenlerin yüzde 67'si protestoların ‘faydalı olacağını’ söylerken, yüzde 14'ü başarısız olacağını düşünüyor. Katılımcıların yüzde 22'si rejim karşıtı yürüyüşlere katıldığını, yüzde 56'sı ileride katılacağını, yüzde 35'i başörtüsü çıkarma ve rejimi kınayan sloganlar da dahil olmak üzere sivil itaatsizliğe destek verdiğini ve yüzde 35’i sivil itaatsizliğe katılmaya açık olduğunu ifade etti. Kuruluş tarafından yayınlanan anket sonuçlarına göre katılımcıların yüzde 44'ü grevlere katıldığını, yüzde 38'i ise katılacağını açıkladı.
Yurt dışındaki İranlıların ise yüzde 99'u protestoları desteklediğini, yüzde 90'ı bunun sonuç vereceğini umduğunu ve yüzde 9'u protestoların başarısız olmasını beklediğini belirtti.
Katılımcılar, mevcut iktidar düzenine alternatif olarak seçecekleri rejimin yapısı hakkında düşüncelerini dile getirdiler. Yurt içinde yüzde 28 ve yurt dışından yüzde 32 oranında katılımcı başkanlık sistemi istediğini söylerken, yurt içinde yüzde 12, yurt dışında ise yüzde 29 oranında katılımcı parlamenter sistemi tercih etti. Yurt dışında yaşayanların yüzde 25'inin desteklediği anayasal monarşiye ise İran içinden yüzde 22'lik bir destek geldi.



Gazze'den bir kadın, savaştan sonra yüzünü nasıl "yeniden eski haline getirdiğini" anlatıyor

Mısır'da estetik ameliyat geçiren Aya Salame (Tedaviyi gerçekleştiren doktor)
Mısır'da estetik ameliyat geçiren Aya Salame (Tedaviyi gerçekleştiren doktor)
TT

Gazze'den bir kadın, savaştan sonra yüzünü nasıl "yeniden eski haline getirdiğini" anlatıyor

Mısır'da estetik ameliyat geçiren Aya Salame (Tedaviyi gerçekleştiren doktor)
Mısır'da estetik ameliyat geçiren Aya Salame (Tedaviyi gerçekleştiren doktor)

Aya Salame, bir buçuk yıl boyunca aynaya bakmaktan kaçındı; sokağa çıkabildiği zamanlarda bile yüzünün yarısından fazlasını örtüyordu. İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırısında yüzü tamamen deforme olan Aya, hayatının normale döneceği umudunu hiç kaybetmedi.

33 yaşındaki Aya Salame, yaralanmasının ardından yaşadığı acıları, Mısır'daki tedavi sürecini ve bir kadın olarak yüzüne kavuşma hayalini anlatıyor. Şarku’l Avsat'a verdiği röportajda, 7 Aralık 2023'te Gazze'nin kuzeyinde İsrail'in ateş hattında yaralandığını söylüyor.

Ve devam ediyor: “Tamamen yandım ve ateş göğsüme sıçradı.”

Çifte acı

Gazze’li bayan, yangından kurtulduğunu anlatıyor; hastanede etrafındaki herkes ondan şehadet getirmesini istiyor; çünkü alevlerin yüzünü ve göğsünü ciddi şekilde tahrip etmesinden sonra, herkes onun ömrünün sayılı günleri kaldığını düşünüyordu.

Aya, el-Şifa Hastanesinde 40 gün yoğun bakımda kaldı. “Gazze’deki durum çok zordu. Gazlı bezimiz ya da pansuman malzememiz yoktu. İlk birkaç gün boyunca pansuman değiştirmek için elimizde sadece en temel araçlar vardı” diyor. Altı aydır evinden çıkamadığı için hemşire olan komşusunun yaralarını temizlemesine yardım etmek üzere gönüllü olduğunu belirtiyor. “Tek bir adım bile atamıyordum, temiz hava bile alamıyordum” diyor.

Aya Salame sağ gözünü ve yüzünü kaybetti; durumuna duyduğu üzüntü nedeniyle felç geçirdi. Ancak oğlu Hamid onu görüp tanımadığında, acısının katlanarak arttığını söylüyor. Acıyla şöyle anlatıyor: «Çocuklarım benden korktu. Oğlum ‘Bu anne değil’ dedi.»

Aya Salame, Gazze’de dışarı çıkabilecek duruma geldikten sonra bile dışarı çıkmaktan kaçınıyordu ve dışarı çıktığında yüzünü örtüyordu. Şöyle devam ediyor: “İnsanlar bunun savaş yarası olduğunu biliyordu. Gözlerim bir perdeyle kapalıydı ve bir yıl üç ay boyunca aynaya hiç bakmadım.”

Tıbbi olarak büyük zorluk

Mısırlı plastik cerrah ve danışman Doktor Mahmud el-Desuki ile mikroskobik cerrahi uzmanı için Gazze Savaşı'nın yol açtığı ilk vaka değildi. El-Desuki Şarku’l Avsat’a, savaşta yaralanarak deformasyona uğrayan onlarca vakayla ilgilendiğini, ancak “Aya'nın vakasının büyük ve karmaşık bir zorluk oluşturduğunu” belirtiyor.

Doktor şöyle diyor: “Aya’nın yaralanması çok şiddetliydi, özellikle yüzünün sağ tarafında; yanak, yanak kasları, deri ve yedinci sinir tamamen deforme olmuştu; ayrıca yüzünde şarapnel parçaları da vardı. Tüm bunlar dokuların nekrozuna ve yaralı gözün çevresinde iltihaplanmaya neden oldu.”

Doktor, bir göz hastalıkları uzmanıyla iş birliği içinde durumu değerlendirdikten sonra, tedavi aşamalarının sayısını azaltmak amacıyla kapsamlı bir cerrahi müdahaleye başlanmasına karar verildiğini ifade etti. İlk ameliyat 8 ila 10 saat sürdü ve deri greftleri kullanılarak göz kapaklarının onarılması, lokal dokuların hareket ettirilmesi yoluyla yanağın yeniden yapılandırılması, kasların ve yüz sinirinin onarılması girişimi ile ağzın doğal haline yakın olarak yeniden şekillendirilmesini içeriyordu.

Ameliyata çok disiplinli bir tıbbi ekip katıldı. Tedavi ekibinin açıklamasına göre bu aşama en önemli ve en zor aşama olarak tanımlandı. Bunu, bir yıl boyunca devam eden tamamlayıcı aşamalar izledi. Bu aşamalar, mümkün olan en iyi sonuca ulaşmak amacıyla, protez gözün görünümünü iyileştirme, yağ enjeksiyonu, lazer seansları ve fizik tedavi gibi işlemleri içeriyordu.

Doktorun resmi sayfası, «X» platformu ve «Facebook» üzerinden takipçilerin, Aya’nın ameliyat öncesi ve sonrası fotoğraflarına gösterdiği tepkilerle ilgili olarak doktor şöyle diyor: “Vaka Gazze'den ve savaş yaralanması olduğu için ameliyat öncesi ve sonrası arasındaki büyük görünüm farkı ve elbette yüzünde doğrudan meydana gelen yaralanma nedeniyle, bu durum insanların vakaya daha fazla tepki vermesine neden oldu. Bazı insanlar görünümdeki değişikliği ‘iğrenç’ olarak nitelendirdi.”

Mısırlı doktor, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, bu tür ameliyatların bazı ülkelerde nadir sayılabileceğini, ancak daha karmaşık yaralanmalar da dahil olmak üzere birçok vakada yerel olarak yapıldığını belirtiyor. Doktor, Aya'nın yüzü için daha iyi bir sonuç elde etme konusunda “estetik cerrahların hırsı” olarak tanımladığı şeyi hayal etmeye devam ederken, kadının hayali ise çocuklarını tekrar kucağında görmek. Aya şöyle diyor: “Yaralanmam kolay değildi... Aylarca acı çektim. Ama tek hayal ettiğim şey, çocuklarımın kucağıma dönmesi.”


Libya ordusunun birleştirilmesi... Flintlock 2026 anahtar mı olacak?

Batı Libya’daki askeri birlikler, Flintlock 2026 tatbikatına katılmak üzere Sirte’ye doğru yola çıkmadan önce (Batı Libya Savunma Bakanlığı)
Batı Libya’daki askeri birlikler, Flintlock 2026 tatbikatına katılmak üzere Sirte’ye doğru yola çıkmadan önce (Batı Libya Savunma Bakanlığı)
TT

Libya ordusunun birleştirilmesi... Flintlock 2026 anahtar mı olacak?

Batı Libya’daki askeri birlikler, Flintlock 2026 tatbikatına katılmak üzere Sirte’ye doğru yola çıkmadan önce (Batı Libya Savunma Bakanlığı)
Batı Libya’daki askeri birlikler, Flintlock 2026 tatbikatına katılmak üzere Sirte’ye doğru yola çıkmadan önce (Batı Libya Savunma Bakanlığı)

Libya’nın Sirte kentinde ay ortasında düzenlenmesi planlanan Flintlock 2026 tatbikatına yönelik hazırlıklar hız kazanırken, ülkenin doğu ve batısından askeri birliklerin katılımı dikkat çekiyor. Siyasi ve askeri bölünmüşlüğün sürmesine rağmen, her iki taraftan askeri yetkililerin son dönemde yaptığı açıklamalar, tatbikatın orduyu birleştirme sürecine yaklaşmak için bir platform olarak değerlendirildiğine işaret ediyor.

Son 48 saat içinde verilen bu mesajlar, ABD Afrika Komutanlığı’nın (AFRICOM) himayesinde gerçekleştirilen tatbikatın yalnızca sahadaki askeri yönüyle sınırlı kalmayıp daha geniş anlamlar kazanıp kazanmayacağı sorusunu gündeme getirdi. Gözlemciler, tatbikatın, Muammer Kaddafi rejiminin çöküşünden bu yana gerçekleştirilemeyen birleşik bir Libya ordusu oluşturma hedefi için ‘anahtar bir adım’ haline gelebileceğini değerlendiriyor.

2019-2020 yıllarında Trablus savaşı sırasında karşı karşıya gelen taraflar arasında söylemde dikkat çekici bir yumuşama gözleniyor. Doğu Libya’da bu değişim, Libya Ulusal Ordusu (LUO) Genel Komutan Yardımcısı Orgeneral Saddam Hafter’in açıklamalarında öne çıktı. Hafter, tatbikata ilişkin değerlendirmelerinde ‘Libya gençliğinin birlik olma kapasitesine’ ve ‘askeri kurumun profesyonelliğine’ vurgu yaparken, Trablus ve diğer tüm Libya şehirlerinden askerlerin katılımına dikkat çekerek doğu ile batı arasındaki bölünmenin aşılmasına yönelik mesajlar verdi.

fbfr
Batı Libya Savunma Bakan Vekili Abdusselam ez-Zubi, geçtiğimiz mart ayında askeri komutanlarla birlikte (Batı Libya Savunma Bakanlığı)

Aynı mesaj, LUO Genelkurmay Başkanı Halid Hafter tarafından da vurgulandı. Hafter, Flintlock 2026 tatbikatının askerlerin ‘ülkenin birliğine’ olan bağlılığını yansıttığını belirterek, doğu, batı ve güneydeki askeri personelin eğitilmesi ve kapasitesinin artırılmasının, ‘Libya ordusunun yeniden birleşmesine gerçek bir destek’ anlamına geldiğini ifade etti. Hafter, bu sürecin ülkenin korunması ve güvenliğinin sağlanması açısından önemli olduğunu dile getirdi.

Batı Libya’da ise Savunma Bakan Vekili Abdusselam ez-Zubi, tatbikata sembolik bir anlam yükledi. Zubi, tatbikatı ‘uzun süredir ayrı düşmüş silahların buluşması’ olarak nitelendirirken, bunun yıllar süren çatışmaların ardından geldiğine dikkat çekti. Ayrıca tatbikatı, ‘askeri kurumun birleştirilmesi iradesinin somut bir yansıması’ olarak değerlendirdi.

Gözlemciler, taraflar arasında verilen bu karşılıklı mesajları temkinli bir iyimserlikle karşıladı. Daha önce Sirte’nin tatbikat için seçilmesi de bu iyimserliği destekleyen bir unsur olarak görülüyor. Libya’nın orta kesiminde, kıyı hattında yer alan kent, doğu ile batı arasında coğrafi bir denge noktası olması nedeniyle ‘nispeten tarafsız’ bir alan olarak değerlendiriliyor ve farklı bölgelerden güçlerin katılımına imkân tanıyor.

fdvfd
Libya Ulusal Ordusu’na (LUO) bağlı birlikler, Sirte’de düzenlenecek Flintlock 2026 tatbikatı için hazırlık çalışmaları yürütüyor. (LUO Genel Komutanlığı Basın Bürosu)

Resmî söylemde Sirte, birkaç yıl önce DEAŞ’ın en önemli kalelerinden biri iken Bunyan el-Mersus Operasyonu ile örgütün tasfiye edilmesinin ardından, bir çatışma merkezinden eğitim ve uluslararası iş birliği platformuna dönüşümün örneği olarak sunuluyor. Doğu Libya’daki askeri liderlik söyleminde şehir ‘terörizme karşı kazanılmış bir zafer’ olarak öne çıkarılırken, batıdaki yetkililer ise Sirte’yi yıllar süren bölünmenin ardından bir buluşma noktası olarak yeniden tanımlıyor.

Ancak bu mesajlara rağmen, bazı uzmanlar yaşanan sürecin hâlâ ‘sembolik bir birleşme’ çerçevesinde kaldığı görüşünde. Libya’nın eski Savunma Bakanı Muhammed el-Bergusi, Sirte’de doğu ve batıdan birliklerin yanı sıra AFRICOM unsurlarının katılımıyla düzenlenen bir tatbikatın, Libya’daki askeri kurumun birleştiği anlamına gelmeyeceğini söyledi.

Bergusi, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Farklı iki komutana bağlı güçler arasında gerçekleştirilen bir askeri tatbikat, tek bir komuta altında birleşmiş bir Libya ordusu görüntüsü vermez… Ordu birliği, tek bir komuta yapısının varlığını ve tüm askeri oluşumların, başkomutan olarak bilinen tek bir kişinin emrine girmesini gerektirir” ifadelerini kullandı.

Sirte’de yaşananların, farklı güçler arasında bir askeri iş birliği modeli olarak değerlendirilebileceğini belirten Bergusi, bunun Libya ordusunun birleştiğine dair bir kanıt olmadığını vurguladı. Gerçek bir askeri birliğin sağlanması için öncelikle komuta yapısı ve askeri karar mekanizmasının birleştirilmesi gerektiğini ifade etti.

Eski bakanın değerlendirmeleri, Libyalı araştırmacıların daha önce işaret ettiği yapısal engellerle de örtüşüyor. Bu engeller arasında, Muammer Kaddafi döneminden miras kalan karmaşık yapı, ortak bir askeri doktrinin bulunmaması ve doğu ile batı arasında farklı komuta sistemlerinin varlığı yer alıyor. Doğuda genel komutanlık yapısı bulunurken, batıda genelkurmay sisteminin geçerli olması bu ayrışmanın başlıca unsurları arasında sayılıyor.

vefv
Doğu Libya’daki Libya Ulusal Ordusu (LUO) Genelkurmay Başkanı Halid Hafter (LUO Genel Komutanlığı Basın Bürosu)

Libya’daki bu gelişmeler, Trablus’ta Abdulhamid Dibeybe liderliğindeki Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) ile Temsilciler Meclisi (TM) tarafından görevlendirilen ve Bingazi merkezli Usame Hammad başkanlığındaki hükümet arasındaki siyasi bölünme ortamında yaşanıyor. Doğu Libya’daki LUO ise Halife Hafter komutasında bulunuyor ve bu yapıya bağlı silahlı gruplar da sahada varlık gösteriyor.

2005’ten bu yana düzenlenen Flintlock tatbikatı, Afrika’daki en büyük yıllık özel kuvvetler eğitimi olarak biliniyor ve terörle mücadele kapasitesinin artırılması ile katılımcı ülkeler arasında iş birliğinin güçlendirilmesini hedefliyor.

Askerî niteliğine rağmen bazı değerlendirmelere göre Flintlock 2026, daha geniş stratejik anlamlar taşıyan bir dönüm noktası olarak görülüyor. Tatbikatın, doğu ve batıdaki Libyalı tarafların ABD arabuluculuğunda genel bütçeyi birleştirme konusunda anlaşmaya varmasından günler sonra düzenlenmesi dikkat çekiyor. Bu süreç, yıllardır süren tıkanıklığın ardından gerçekleşti.

Bu bağlamda, Libya ulusal güvenliği üzerine çalışan araştırmacı Faysal Ebu er-Rayika, yaşananları ABD’nin Libya ve bölgede yeniden konumlanmasına yönelik ‘bütüncül bir yaklaşım’ olarak değerlendirdi. Rayika, bu gelişmelerin zamanlaması nedeniyle özel bir önem taşıdığını ifade etti.

Rayika’ya göre Libya sahnesi, güvenlik düzenlemeleri ile mali uzlaşmaların birbirine paralel ilerlediği ‘bütünleşik bir sürece’ dönüşmüş durumda.

Bu paralel ilerleyişin, ülkenin karar alma mekanizmasının yeniden şekillendirilmesine ve yürütme yapısının güvenlik ve mali boyutları kapsayan bir çerçevede birleştirilmesine zemin hazırlayabileceği belirtiliyor.

Atlantik Konseyi tarafından yayınlanan makaleler de dahil olmak üzere bazı araştırma değerlendirmeleri, Libya’nın Flintlock 2026 ev sahipliğinin, ülkenin Batı güvenlik mimarisine entegrasyonuna yönelik mesajlar içerdiğini ve bunun Rusya’nın bölgedeki etkisine karşı bir denge arayışıyla paralel ilerlediğini ortaya koyuyor.

Gözlemcilere göre, tatbikatla birlikte verilen birlik mesajları askeri kurumun birleştirilmesine yönelik bir irade ortaya koysa da temel zorluk, bu söylemin somut adımlara dönüşerek Libya ordusunun tek bir komuta yapısı altında yeniden yapılandırılmasına dönüşüp dönüşmeyeceği noktasında yoğunlaşıyor.


Hamas’ın ‘koşullu yanıtı’, Kahire görüşmelerini ‘zorlu bir sınava’ tabi tutuyor

Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’ta bulunan bir mülteci kampında su kabı taşıyan Filistinli kız çocuğu (AFP)
Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’ta bulunan bir mülteci kampında su kabı taşıyan Filistinli kız çocuğu (AFP)
TT

Hamas’ın ‘koşullu yanıtı’, Kahire görüşmelerini ‘zorlu bir sınava’ tabi tutuyor

Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’ta bulunan bir mülteci kampında su kabı taşıyan Filistinli kız çocuğu (AFP)
Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’ta bulunan bir mülteci kampında su kabı taşıyan Filistinli kız çocuğu (AFP)

Mısır’ın başkenti Kahire’de, Gazze Şeridi’nde geçen yıl ekim ayında varılan ateşkes anlaşmasının uygulanmasının tamamlanmasına yönelik yürütülen görüşmeler, Hamas’ın ve diğer grupların silahlarının geleceği ile İsrail’in bölgeden tam çekilme maddesini geciktirmesi gibi kritik başlıkların tartışılacağı önemli bir aşamaya geldi. İsrail’in, anlaşmanın ilk aşamasındaki yükümlülükleri de tam olarak yerine getirmediği belirtiliyor.

Uzmanlara göre söz konusu başlıklar, Kahire görüşmelerini ‘zorlu bir sınavla’ karşı karşıya bırakıyor. Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, Hamas’ın anlaşmada ilerleme sağlanması ve İsrail’in taahhütlerini yerine getirmesine bağlı şartlı bir tutum benimsediğini ifade etti. Aynı uzmanlar, arabulucuların barış planını ilerletebilmek için gerçek tavizler elde etmeye ve güçlü güvenceler oluşturmaya çalışacağını öngörüyor.

Hamas’a yakın bir kaynak ise dün Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, heyetin Kahire’ye varmasının ardından Mısırlı yetkililerle gerçekleştirilen görüşmelerde İsrail’in ihlallerinin durdurulmasının gerekliliğinin vurgulandığını aktardı. Kaynak ayrıca, anlaşmanın ilk aşamasında yer alan diğer maddelerin uygulanmasının, özellikle saldırıların ve ihlallerin sona erdirilmesi, insani yardımların girişine izin verilmesi ve Hamas’a bağlı çalışanların teknokratlar komitesi yönetimine entegre edilmesi konularının ele alındığını belirtti.

rfbfrgb
Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi Başkanı Ali Şaas, komitenin görev tanımını imzalarken (X)

Kaynak, ‘heyetin silahların teslimine tamamen karşı olmadığını, ancak bunun, anlaşmanın tüm maddelerinin eksiksiz uygulanması, Filistin meselesine kapsamlı bir çözüm bulunması ve Batı Şeria ile Kudüs’ün günlük ihlaller karşısında korunmasına yönelik güvencelerin sağlanması şartına bağlı olduğunu’ belirtti. Aynı kaynak, ‘sunulan yanıtın ne tam bir kabul ne de kesin bir ret anlamına geldiğini’ ifade etti.

Öte yandan AFP tarafından aktarılan bilgilere göre, hareketten bir yetkili, Hamas’ın tüm İsrail saldırı ve ihlallerinin durdurulması gerektiğini vurguladığını söyledi. Yetkili ayrıca, işgal güçlerinin ‘sarı hattın’ batısında kurduğu tüm askeri noktaların kaldırılması, sınır kapılarının açılması, yolcu ve mal geçişlerinin artırılması ve Gazze Şeridi’ni yönetmek üzere kurulan ulusal komitenin görevine başlaması gerektiğini dile getirdi. Söz konusu komitenin, ABD Başkanı Donald Trump başkanlığındaki Barış Kurulu gözetiminde, Gazze Şeridi’nin geçici yönetimini üstlenmek üzere oluşturulan 15 Filistinli uzmandan meydana geldiği ifade edildi.

Gruplarla istişareler

Bilgili bir Hamas kaynağı da AFP’ye yaptığı açıklamada, hareket heyetinin Kahire’de bulunan çeşitli Filistinli grupların temsilci ve liderleriyle görüşmeler gerçekleştireceğini, ayrıca aynı konuları ele almak üzere Gazze Barış Kurulu Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov ile bir araya geleceğini belirtti.

Hamas’ın silahsızlandırılması, Mladenov’un geçtiğimiz mart ayı sonunda Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nde açıkladığı planın en önemli maddeleri arasında yer alıyor. Söz konusu plan, Filistinli hareketin tünel ağını imha etmesini ve sekiz ay içinde kademeli olarak silah bırakmasını öngörürken, Gazze’nin tamamen silahsız olduğunun nihai olarak doğrulanmasının ardından İsrail güçlerinin tamamen çekilmesini içeriyor. İsrail ise Hamas silahsızlandırılmadan Gazze Şeridi’nden çekilmeyeceğini belirtiyor.

trhtr
Han Yunus’taki yerinden edilmiş kişiler için kurulan geçici kampta çadırlar arasında yürüyen Filistinliler (AFP)

Mısır Stratejik Düşünce ve Araştırmalar Merkezi Genel Müdür Yardımcısı Tümgeneral Muhammed İbrahim ed-Duveyri, ABD Başkanı’nın planının gecikmeden uygulanmaya başlanmasının önemli olduğunu belirtti. Duveyri, özellikle İran’a yönelik savaşın sona ermesinin ardından bu adımın daha da kritik hale geldiğini vurgulayarak, “Mısır, ikinci aşamanın başlatılması için güçlü bir şekilde hareket ediyor ve bu nedenle Hamas, diğer gruplar ve Mladenov dahil tüm taraflarla koordinasyon sağlıyor” dedi.

Duveyri, Hamas’ın silahsızlandırılması konusunun önümüzdeki dönemde geniş yer tutacağını ve Mısır’ın bu konuda Hamas ile bir uzlaşı sağlamaya çalışacağını ifade etti. Mısırlı uzmana göre Kahire, İsrail’in Hamas’ın tutumunu gerekçe göstererek yeniden savaşa başlama ihtimalinden endişe ediyor.

Mevcut görüşmelerin tüm taraflar için zorlu bir sınav olduğunu belirten Duveyri, Mısır’ın İran savaşı sonrasında Gazze’de çatışmaları sürdürmeye hazır görünen İsrail’in önüne geçmek için tüm gerekçeleri ortadan kaldırmaya çalıştığını söyledi. Duveyri, ana güvencenin ise istisnasız tüm tarafların planın ikinci aşamasını uygulamaya bağlı kalması olduğunu, böylece siyasi sürece ilişkin adımların da hayata geçirilebileceğini kaydetti.

Netanyahu’nun istediği şey ‘kriz’

Filistinli siyaset analisti Dr. Abdulmehdi Mutava ise Hamas’ın beklenen şartlı yanıtlarının ‘bir kriz yarattığını’ ve bunun da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun yaklaşan seçim yılı bağlamında istediği bir durum olduğunu savundu. Mutava, bu durumun kimsenin arzu etmediği bir tırmanma senaryosuna kapı aralayabileceğini ve anlaşmanın tamamını tehdit edebileceğini ifade etti.

Kahire görüşmelerinden yeni sonuçlar beklenirken, Gazze Şeridi’ndeki Sivil Savunma Müdürlüğü yetkilileri cumartesi günü, Gazze Şeridi’nin orta kesiminde yer alan el-Bureyc Mülteci Kampı yakınındaki bir polis noktasına düzenlenen İsrail hava saldırısında 7 Filistinlinin hayatını kaybettiğini açıkladı.

Duveyri, Hamas’a, ‘yalnızca hareketin değil, Filistin halkının çıkarlarına odaklanması ve İsrail’e savaşı yeniden başlatma gerekçesi vermemesi’ çağrısında bulundu. Duveyri, Gazze’deki insani durumun son derece ağır olduğuna dikkat çekti.

Mutava, Kahire’deki mevcut görüşmelerin başarı şansının Hamas’ın atacağı adımlara bağlı olduğunu belirterek, hareket içindeki ‘İran kanadı’ olarak nitelendirdiği kesimin ABD ile İran arasındaki müzakerelerde ilerleme sağlanmasına bel bağladığını ifade etti. Mutava, gerçek tavizler ve güçlü güvenceler görülmediği sürece yakın vadede bir çözüm ihtimalinin şüpheli kalacağını sözlerine ekledi.