İran: Reformist lider Musevi’den yeni anayasa çağrısı

Mir Hüseyin Musevi, İran’ı içinde bulunduğu krizlerden kurtarmak için yeni anayasa çağrısında bulundu

Venedik’te ‘İranlı kadınların yanında durun’ yazılı bir pankart tutan genç bir adam (Reuters)
Venedik’te ‘İranlı kadınların yanında durun’ yazılı bir pankart tutan genç bir adam (Reuters)
TT

İran: Reformist lider Musevi’den yeni anayasa çağrısı

Venedik’te ‘İranlı kadınların yanında durun’ yazılı bir pankart tutan genç bir adam (Reuters)
Venedik’te ‘İranlı kadınların yanında durun’ yazılı bir pankart tutan genç bir adam (Reuters)

İran’da 1979 Devrimi’nin 44. yıldönümünün kutlanmasına bir hafta kala, 10 yılı aşkın bir süredir ev hapsinde alıkonulan İranlı reformist lider Mir Hüseyin Musevi, İran’ı gittikçe artan krizlerden ‘kurtarmak’ için yeni bir anayasa hazırlanması, referandum yapılması, bağımsız ve adil şekilde seçimlerin düzenlenmesi çağrısında bulundu.
Musevi, ofisinin sözcülüğünü yapan Kelimeh haber sitesi tarafından yayınlanan açıklamasında İran'da son aylarda ve yıllarda yaşanan ‘kanlı’ olayların, 2009 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde desteklediği ‘anayasayı tavizsiz uygulama’ sloganının ‘artık etkili olmadığını’ gösterdiğini söyleyerek, bir önceki sloganından ‘ileriye doğru bir adım’ atılması gerektiğini vurguladı.
Musevi, “rejimin diyalog ve ikna yolunu için en ufak bir adım atmak yerine baskıcı yöntemlerde inat ve ısrar etmesi sebebiyle İran halkının iktidardaki müesses nizamdan ve mevcut siyasi yapıdan duyduğu hayal kırıklığına” işaret etti.
Yetkililer, Şubat 2011'den bu yana Mir Hüseyin Musevi, eşi Zehra Rahneverd ve müttefiki Mehdi Kerrubi’yi mahkemeye çıkartmadan ev hapsinde tutuyor. Ev hapsi kararı, Musevi ve Kerrubi’nin o zamanlar radikal muhafazakarlardan rakipleri Mahmud Ahmedinejad'ın zaferiyle sonuçlanan 2009 cumhurbaşkanlığı seçimlerinin sonuçlarını tanımayı reddetmesinin ve seçim sonuçlarında hile yapılmasını savunmasının akabinde çıkmıştı.
“Esas kriz sorumsuz güçtür”
Açıklamasında yönetimin performansı nedeniyle büyüyen krizlere değinen Musevi “Esas kriz, ülkenin sürdürülemez çelişkili yapısı ve temel sistemidir. Hayatı bize zindan eden ve mazlumların mutluluğuna giden yolu tıkayan işte bu hesap vermeyen sorumsuz güçtür” ifadelerini kullandı.
Musevi yaptığı açıklamada, İranlıların ana hatları ‘Kadın, Yaşam, Özgürlük Hareketi’nden oluşan radikal bir değişime ihtiyaç duyduğundan ve buna hazır olduklarından bahsederken, ülkenin dört bir yanında 160 şehirden fazla şehri kasıp kavuran protestoların sloganına atıfta bulundu. Öfkeli protestolar, Mahsa Amini adlı  genç kızın başörtüsünü düzgün takmadığı gerekçesiyle polis tarafından gözaltına alındığı sırada belirsiz koşullar altında hayatını kaybetmesinin akabinde patlak vermişti.
Musevi, “Kadın, Yaşam, Özgürlük” sloganının ‘parlak bir geleceğin ve baskıdan, yoksulluktan, aşağılanmadan ve ayrımcılıktan arınmış bir geleceğin nüvesini’ oluşturduğunu söyledi. Musevi “Bu üç kelime, canlılık, düşünme, mücadele ve umutların tarihini taşırken, kadınlar en büyük umut kaynağıdır. Mutluluk, kamu yararı ve büyük toplumsal mücadele; bütün bunlar, kadın ve erkekler hep birlikte durmadan elde edilemez” dedi.
Musevi üç öneri sundu. Bunlar; yeni bir anayasa taslağı hazırlamak, ‘bağımsız ve adil’ bir oylamayla referandum yapmak ve nihai olarak yeni anayasayı kabul etmek üzere bir Kurucu Meclis oluşturmak.
İran halkının tüm kesimlerini ‘kamu güvenliğini korumak ve mevcut rejimlerin oluşturulmasını gerektiren her türlü şiddetten kaçınmak için’ temel bir anlaşma oluşturmaya çağıran Musevi “Bu, her uyruktan ve her siyasi ve ideolojik yönelimden insanlar tarafından onaylanmalıdır” dedi. Bu üç önerisinin ‘hukukun üstünlüğüne dayalı ve insan hakları standartları ve halkın iradesi ile örtüşen bir sistemin istikrarı için’ önemini ısrarla vurguladı.
Musevi, “Hukuk, hem insanlardan hem de insanlara mutluluk ve refah getirir. Kendini hukukun üzerinde görenlerin haksız imtiyazlarını ve statülerini korumaya hizmet etmez” dedi.
İslam Cumhuriyeti'nin yerine yeni bir yapı ve düzen getirilmesini öneren Musevi, “Başlı başına yeni bir sistemin getirilmesi, baskıcı gücü sarsacak ve tepki vermeye itecektir. Çünkü gücün kaynağı insandır, silah ve baskı değil” ifadelerini kullanarak ‘beğenseler de beğenmeseler de halkın desteğini almazsa yapının çökeceğini’ vurguladı.
Geçen ağustos ayında Musevi’nin rejim lideri Ali Hamaney’in oğlu Mücteba Hamaney’e atıfta bulunarak, halkı iktidarın babadan oğula geçmemesi gerektiği konusunda uyarması siyasi elitlerde geniş çaplı bir tartışmanın fitilini ateşlemişti.
Musevi’nin son açıklaması İranlı ünlü avukat Şirin Ebadi’nin Reuters Haber Ajansı’na röportaj vermesinden bir gün sonra geldi. Ebadi söz konusu röportajında Amini’nin hayatını kaybetmesinin ‘İran İslam Cumhuriyeti’ndeki rejimin çöküşüne yol açacak, geri dönüşü olmayan devrimci bir süreci’ tetiklediğini söylemişti.
İranlı yetkililer protestolara son 40 yıldır olduğu gibi baskıyla karşılık verdi. Yetkililer ayrıca protestolara katılanlar arasından onlarca kişiye idam cezası verdi ve en az dört kişiyi darağacına gönderdi. İnsan hakları aktivistleri bunu, insanları korkutmak ve onları sokaklardan uzak tutmak için planlanmış bir önlem olarak nitelendiriyor.
Son protestolar İran'ı krize sürükledi. Amini'nin ölümü, İranlılar arasında ekonomik sefaletten tutun, etnik azınlıklara yönelik ayrımcılığa ve yetkililerin katı sosyal ve siyasi kısıtlamalar dayatmasına kadar çeşitli sorunlar nedeniyle yıllarca bastırılmış bir halk öfkesini serbest bıraktı.
Aylarca hayatın her kesiminden bir çok İranlı, müesses nizamın devrilmesi çağrısında bulundu ve rejimin içinde son sözü söyleyen “Rehber” Ali Hamaney aleyhinde sloganlar attı.
Yetkililerin protestolara yönelik baskıları, 2015 yılında imzalanan İran nükleer anlaşmasını yeniden canlandırma müzakerelerinin askıya alındığı bir dönemde diplomatik gerginliğe neden oldu. ABD ve Batılı ülkeler, baskılarda ve insan hakları ihlallerinde payı olmaları nedeniyle İran makamlarına ve başka kuruluşlara yaptırımlar uyguladı.
Öte yandan Hollanda merkezli Gamaan kuruluşu tarafından yapılan bir anket, halkın yüzde 81'inin ülkedeki İslam Cumhuriyeti rejimine son verilmesini istediğini ortaya koydu.
Gamaan Başkanı ve Tilburg Üniversitesi’nden Siyaset Bilimci Prof. Dr. Ammar Maleki, konuya ilişkin yaptığı açıklamada anket sonuçlarının, İranlıların çoğunluğunun mevcut protestolar bağlamında İran muhalefet partilerinden ortak bir komite kurulmasını talep ettiğini gösterdiğini kaydetti. Rejimin devrilmesine destek verenlerin oranı yüzde 20 arttı.
Kuruluş, anketin 21 Aralık ila 31 Aralık tarihleri arasında yapıldığını söyledi. Ankete İran içinden 158 bin kişi ve yurt dışından 42 bin İranlı katıldı. Kuruluş, katılımcıların yalnızca yüzde 15'inin İslam Cumhuriyeti'nin devam etmesini tercih ettiğini bildirdi.
İran'daki katılımcıların yüzde 70’i, Batılı ülkeleri protestolara destek vermeye ve yetkililere baskı yapmaya çağırdı. Yüzde 19’u ise ‘Batı ülkelerinin protestolar gibi iç meselelere karışmasına’ karşı çıktı. Katılımcıların yüzde 70’i Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) terör örgütü ilan edilmesini, İran büyükelçilerinin sınır dışı edilmesini ve göstericilerin bastırılmasına karışan güçlere yaptırım uygulanmasını destekledi.
Yurt dışında yaşayanların yüzde 96'sı, Batı'nın protestolara verdiği desteği ve Tahran üzerindeki baskının artırılmasını destekliyor.
İran’daki katılımcıların yüzde 81'i protestoları desteklerken, yüzde 15'i karşı çıkıyor. Protestoları destekleyenlerin yüzde 67'si protestoların ‘faydalı olacağını’ söylerken, yüzde 14'ü başarısız olacağını düşünüyor. Katılımcıların yüzde 22'si rejim karşıtı yürüyüşlere katıldığını, yüzde 56'sı ileride katılacağını, yüzde 35'i başörtüsü çıkarma ve rejimi kınayan sloganlar da dahil olmak üzere sivil itaatsizliğe destek verdiğini ve yüzde 35’i sivil itaatsizliğe katılmaya açık olduğunu ifade etti. Kuruluş tarafından yayınlanan anket sonuçlarına göre katılımcıların yüzde 44'ü grevlere katıldığını, yüzde 38'i ise katılacağını açıkladı.
Yurt dışındaki İranlıların ise yüzde 99'u protestoları desteklediğini, yüzde 90'ı bunun sonuç vereceğini umduğunu ve yüzde 9'u protestoların başarısız olmasını beklediğini belirtti.
Katılımcılar, mevcut iktidar düzenine alternatif olarak seçecekleri rejimin yapısı hakkında düşüncelerini dile getirdiler. Yurt içinde yüzde 28 ve yurt dışından yüzde 32 oranında katılımcı başkanlık sistemi istediğini söylerken, yurt içinde yüzde 12, yurt dışında ise yüzde 29 oranında katılımcı parlamenter sistemi tercih etti. Yurt dışında yaşayanların yüzde 25'inin desteklediği anayasal monarşiye ise İran içinden yüzde 22'lik bir destek geldi.



İlham Ahmed: Silahlı mücadeleden Suriye devletine entegrasyonla siyasi aşamaya geçtik

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, 25 Ağustos’ta Şam’daki Halk Sarayı’nda Mustafa Abdi ve İlham Ahmed ile görüşürken (AP)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, 25 Ağustos’ta Şam’daki Halk Sarayı’nda Mustafa Abdi ve İlham Ahmed ile görüşürken (AP)
TT

İlham Ahmed: Silahlı mücadeleden Suriye devletine entegrasyonla siyasi aşamaya geçtik

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, 25 Ağustos’ta Şam’daki Halk Sarayı’nda Mustafa Abdi ve İlham Ahmed ile görüşürken (AP)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, 25 Ağustos’ta Şam’daki Halk Sarayı’nda Mustafa Abdi ve İlham Ahmed ile görüşürken (AP)

Kuzey ve Doğu Suriye’de daha önce “Özerk Yönetim” olarak adlandırılan yapının Dış İlişkiler Komitesi Başkanı İlham Ahmed, 29 Ocak’ta varılan anlaşmanın kalıcı ateşkes için zemin hazırladığını ve devlet kurumlarına entegrasyon sürecinin önünü açtığını belirterek Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) Suriye ordusuna birlikler halinde dahil edilmesi konusunda ilerleme kaydedildiğini söyledi.

Ahmed ayrıca yeni Suriye Anayasası’nın Kürtlerin dilsel ve kültürel haklarına yönelik güvenceler içermesi gerektiğini vurgulayarak ülkenin farklı bileşenlerinin varlığının tanınmasının Suriye’nin birliğiyle çelişmediğini belirtti.

Kürt siyasetçi, bugün (Salı) İlke televizyona verdiği mülakatta, İç Güvenlik Güçleri mensuplarının devletin güvenlik kurumlarına katılmak üzere kayıt işlemlerinin sürdüğünü söyledi. Ahmed ayrıca Özerk Yönetim’e bağlı kurum ve kuruluşların devlet kurumlarına entegre edilmesi sürecinin de devam ettiğini belirtti.

Ahmed, SDG’nin Suriye ordusuna entegrasyon sürecinin tamamlanmasının Kürt meselesini yeni bir siyasi aşamaya taşıdığını ifade etti. Önümüzdeki dönemde önceliğin Kürtlerin haklarının anayasada güvence altına alınması olacağını belirten Ahmed, bunun yönetim birimleri ile güvenlik güçlerinin devlet kurumlarına entegrasyonunun tamamlanmasıyla eş zamanlı yürütüleceğini kaydetti.

rgbthyju
YPJ merkez karargâhının Kasım 2024’te açılışı

Kürt lider, Suriye’nin kuzeydoğusundaki bölgelerde uygulanan tüm adımların Şam yönetimiyle müzakere ve uzlaşı temelinde atıldığını vurgulayarak, “Ne bizim tarafımızdan ne de devlet tarafından tek taraflı adımlar atılıyor. Her şey müzakere yoluyla yürütülüyor” dedi.

Entegrasyon süreciyle bağlantılı olarak kadınların hâlâ karar alma mekanizmalarından uzak olduğunu belirten Ahmed, resmi kurumlarda kadınların varlığının bazı makamların kendilerine açılmış olmasına rağmen sınırlı veya sembolik düzeyde kaldığını söyledi.

Kürt Özerk Yönetimi’ne bağlı Kadın Savunma Birlikleri’nin (YPJ) geleceğine ilişkin Ahmed, başlangıçta bu gücün Suriye ordusuna dahil edilmesini talep ettiklerini belirtti. Ahmed, dünyanın birçok ordusunda kadınların görev yaptığını hatırlatarak bu talebin müzakereler sırasında kabul edilmediğini söyledi. Görüşmelerin şu anda YPJ’nin İçişleri Bakanlığı’na bağlı bir “özel operasyon birimi” olarak yapılandırılması yönünde ilerlediğini ifade etti.

Türkiye ile ilişkiler

İlham Ahmed, eski SDG Komutanı ve şu anki Suriye Cumhurbaşkanı Danışmanı Mazlum Abdi ile kendisinin Türkiye’yi ziyaret ederek Abdullah Öcalan ile görüşeceği yönündeki iddialara ve planlara ilişkin, bu tür temasların sorunların diyalog yoluyla çözülmesinde belirleyici olduğunu ve bir an önce gerçekleştirilmesinin önemini vurguladı

sdfrgty
İlham Ahmed, İlke TV sunucusu Banu Güven ile röportajı sırasında (Kanalın internet sitesi)

Türkiye’nin Şam ve diğer ülkelerle ilişkilerinde SDG dosyasını öncelikli konuların başında tuttuğunu ifade eden Ahmed, Ankara’nın SDG’nin feshedilmesi ve silahsızlandırılması yönündeki taleplerine dikkat çekti.

Ahmed, Türkiye’nin bu tutumunun Şam ile diyaloğun kurulması ve ateşkesin ilan edilmesinde önemli bir etkisi olduğunu belirterek bunun aynı zamanda kendilerinin Suriye hükümetiyle çatışmaya girmekten kaçınma arzularıyla da örtüştüğünü söyledi.

Rusya ve İran’ın da daha önce Suriye’de bulunduğunu ancak artık ülkede etkilerinin kalmadığını belirten Ahmed, Türkiye’nin ise farklı bir konumda olduğunu ifade etti. Ahmed, Ankara’daki “bürokratik” güvenlik kurumlarıyla temasların bulunduğunu ancak Dışişleri Bakanlığı ile herhangi bir iletişimin olmadığını söyledi.

Bu çerçevede Abdullah Öcalan’ın farklı dönemlerde önemli roller üstlendiğini belirten Ahmed, kendilerine ulaşan mesajların Öcalan’ın uzlaşı sürecini desteklediğini ve bölgede daha geniş çaplı bir savaşın çıkmasını istemediğini gösterdiğini söyledi.

Ahmed, Öcalan’ın Kürt meselesinin “demokratik bir Suriye” içinde çözülmesini istediğini ancak bazı haberlerde yer aldığı şekilde silah bırakma konusunu doğrudan gündeme getirmediğini belirtti. Öcalan’ın silah meselesini çözüm süreci ve Kürtlerin haklarının tanınmasıyla bağlantılı ele aldığını ifade etti.

Görevi için kararname bekliyor

Suriye Halk Meclisi’ne atanması ve görev yapacağı komitelere ilişkin de konuşan Ahmed, Halk Meclisi’nde üstleneceği görevin henüz resmen belirlenmediğini ve kendisiyle ilgili kararnamenin henüz yayımlanmadığını söyledi.

Ahmed, mecliste şu anda Afrin ve Haseke’den iki Kürt kadın milletvekilinin bulunduğunu belirterek kendi görevinin kararnamenin yayımlanmasının ardından netleşeceğini ifade etti. Ahmed, kendisinin Dış İlişkiler Komitesi veya Anayasa Komitesi’nde görev yapmasının gündemde olduğunu söyledi.

“İlke” televizyonuna verdiği röportajda Ahmed, parlamentodaki üye sayısının tamamlanmasının ve çalışmaların başlamasının ardından Suriye’nin yeni anayasasına ilişkin tartışmaların başlayacağını belirtti. Yeni anayasanın gündeme alınacağını söyleyen Ahmed, “Yeni Suriye’nin demokratik adımlara açık olması gerektiğine inanıyoruz” dedi.

Ahmed, Suriye’deki yönetim modelini de eleştirerek aşırı merkeziyetçiliğin yeni sorunlara yol açabileceğini söyledi. Önümüzdeki anayasa görüşmelerinde vilayetlere kendi işlerini yönetebilmeleri için belirli bir hareket alanı tanınması gerektiğini savundu.

Ahmed, Kürtlerin durumuna ilişkin değerlendirmesinde ise şu ifadeleri kullandı:

“Kürtlere belirli bir özgürlük alanı sağlandı, bazı adımlar atıldı. Kürtlerin ulusal bayramları ve Nevruz resmen tanındı. Kürtler her yerde kendi dillerini konuşabiliyor ve kültürlerini koruyabiliyor. Ancak Kürtçe henüz okullarda resmi bir dil olarak kabul edilmedi. Devletin resmi dili olarak değil, ‘ulusal dil’ olarak kabul edildi. Üzerinde anlaşmaya varılan formül, Kürtçenin haftada 3 saat okutulmasının yanı sıra tarih, coğrafya, felsefe ve etkinlikler gibi bazı derslerin de Kürtçe yürütülmesini öngörüyor.”

Ahmed, mevcut düzenlemeden memnun olmadıklarını belirterek şöyle devam etti:

“Bu sonuçtan memnun değiliz. Mevcut durum öncekinden daha geride. Çünkü bölgedeki (Suriye’nin kuzeydoğusu) okullarda son 15 yıl boyunca derslerin büyük bölümü Kürtçe okutuluyordu. Yıllarca Kürtçe eğitim alan öğrencilerin bir anda Arapçaya geçmesi, eğitim düzeylerinde sorunlara yol açabilir.”


Irak yargı başkanı “silahların kontrol altına alınması” politikasına desteğini teyit etti

Yüksek Yargı Konseyi Başkanı, ABD Büyükelçiliği Maslahatgüzarı ile görüşürken (Yargı Basın Birimi)
Yüksek Yargı Konseyi Başkanı, ABD Büyükelçiliği Maslahatgüzarı ile görüşürken (Yargı Basın Birimi)
TT

Irak yargı başkanı “silahların kontrol altına alınması” politikasına desteğini teyit etti

Yüksek Yargı Konseyi Başkanı, ABD Büyükelçiliği Maslahatgüzarı ile görüşürken (Yargı Basın Birimi)
Yüksek Yargı Konseyi Başkanı, ABD Büyükelçiliği Maslahatgüzarı ile görüşürken (Yargı Basın Birimi)

Irak yargısı, “silahların devletin kontrolünde toplanmasına yönelik hükümet adımlarını” desteklediğini açıkladı. Irak Yüksek Yargı Konseyi Başkanı Yargıç Faik Zeydan, Irak’taki yeni ABD Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Steven Fagin’e, “Yargı, Koordinasyon Çerçevesi’nin benimsediği plan doğrultusunda hükümetin silahları devletin kontrolünde toplama yönündeki adımlarını destekliyor” dedi.

Yargı Basın Birimi tarafından yapılan açıklamada, Zeydan’ın dün Fagin’i kabul ettiği ve görüşmede “yargının, hükümetin silahların devletin kontrolünde toplanması programını hayata geçirmesine verdiği destek kapsamında attığı adımların” ele alındığı belirtildi.

Açıklamada ayrıca, silahların devletin kontrolünde toplanması sürecinin, “Koordinasyon Çerçevesi tarafından benimsenen kapsamlı bir plan doğrultusunda” yürütüleceği ifade edildi. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre, Koordinasyon Çerçevesi bünyesinde oluşturulan bir komite planı hazırlayacak; çalışma tamamlandığında ve uygun zamanda kamuoyuna açıklanacak. Bunun, “Irak’ın uluslararası toplumla olumlu ilişkilerini sürdürme ve anayasa ile yasal hükümlerin uygulanmasına bağlılığını güvence altına alma” hedefi doğrultusunda gerçekleştirileceği kaydedildi.


Yemen hükümet güçleri, el-Yeteme’yi kurtararak el-Cevf’teki kazanımlarını genişletti

 Yemen Silahlı Kuvvetleri’ne ait bir araçtan füze fırlatıldığı an (AFP)
Yemen Silahlı Kuvvetleri’ne ait bir araçtan füze fırlatıldığı an (AFP)
TT

Yemen hükümet güçleri, el-Yeteme’yi kurtararak el-Cevf’teki kazanımlarını genişletti

 Yemen Silahlı Kuvvetleri’ne ait bir araçtan füze fırlatıldığı an (AFP)
Yemen Silahlı Kuvvetleri’ne ait bir araçtan füze fırlatıldığı an (AFP)

Yemen hükümet güçleri, Husi tırmanışının altıncı gününde; Sana’nın güneydoğusundaki el-Beyda vilayetinde geniş çaplı bir askeri operasyon başlatılması, Batı sahilinde ve Taiz’in batısında çatışmaların sürmesiyle eş zamanlı olarak, bugün birden fazla cephede sahadaki ilerleyişinin kapsamını genişletti. Birlikler, el-Cevf vilayetine bağlı el-Lebnat bölgesinin geri alınmasından bir gün sonra, aynı vilayette yer alan Habb ve eş-Şaaf ilçesindeki el-Yeteme bölgesinde kontrolü sağladı.

Söz konusu ilerleme; hükümet güçlerinin son birkaç gün içinde Husilerin karadaki saldırılarını bastırma aşamasından, örgütün bazı mevzilerdeki geri çekilişinden yararlanarak birden fazla eksende inisiyatifi yeniden ele alma aşamasına geçmesiyle kaydedildi. Ordu, halk direniş güçleri ve el-Amalika birlikleri operasyonlarını birden fazla cephede sürdürüyor.

Hükümet güçleri, el-Cevf’in güneyindeki el-Lebnat bölgesinin kurtarılmasından bir gün sonra, vilayetin kuzeydoğusundaki Habb ve eş-Şaaf ilçesine bağlı el-Yeteme bölgesinin temizlendiğini ve bölgedeki ilerleyişin devam ettiğini duyurdu.

dfvgbhyj
Yemen ordusu, 24 saat içinde el-Cevf vilayetinde hızlı bir ilerleme kaydetti. (Facebook)

İki bölge, Husilerin hareket ve ikmal hatları üzerindeki konumları nedeniyle sahada stratejik önem taşıyor. Söz konusu bölgelerin kontrol altına alınmasının, grubun el-Cevf’in bazı kesimlerindeki ikmal ve iletişim hatlarını daraltması, hükümet güçlerinin ise vilayet merkezi el-Hazm şehrine doğru operasyonlarını sürdürmesinin önünü açması bekleniyor.

Silahlı Kuvvetler Sözcüsü Kurmay Albay Macid en-Nezili, hükümet güçlerinin el-Cevf ve el-Beyda cephelerinde planlı askeri stratejiler doğrultusunda ilerlediğini belirterek, kara harekatlarının hava unsurları ve nitelikli silahlarla desteklendiğini vurguladı.

Nezili, birliklerin ve kabile güçlerinin bölgeye girişi öncesinde el-Yeteme’nin roketatarlarla hedef alındığını kaydetti. Askeri kaynaklar daha sonra bölgenin tamamen kontrol altına alındığını duyurdu. Sözcü ayrıca, birliklerin el-Beyda vilayetindeki Dhi Naim bölgesine girmeye hazırlandığını ve bölgenin sınırlarına ulaşıldığını aktardı.

Husi mensuplarına can güvenliklerini korumak adına ilerleme hatlarını hafif silahlarıyla terk etme çağrısında bulunan Nezili, hükümet güçlerine karşı çatışmayı sürdürmeleri halinde ağır sonuçlarla karşılaşacakları uyarısında bulundu.

El-Beyda’da yeni bir operasyon

El-Beyda’da el-Amalika güçleri Husilere karşı geniş çaplı bir askeri operasyon başlattı. Saha kaynaklarına göre söz konusu operasyonda, grubu geri çekilmeye zorlayan çatışmaların ardından stratejik açıdan kritik öneme sahip ileri mevziler ve bölgeler kontrol altına alındı.

Kaynaklar, en az 23 Husi mensubunun öldüğünü, onlarcasının yaralandığını ve örgüte ait araç ile teçhizatın imha edildiğini bildirdi. Birlikler bir yandan kontrolü sağladığı mevzileri sağlamlaştırırken diğer yandan çatışma hatlarındaki ilerleyişini sürdürüyor.

İlk günlerde çoğunlukla Batı sahili ve Taiz’in batısında yoğunlaşan çatışmaların ardından el-Beyda cephesinin el-Cevf ile eş zamanlı açılması, mevcut aşamada kara operasyonlarının kapsamının genişlediğini gösteriyor.

Taiz’de ise hükümet güçleri ile Husiler arasındaki çatışmalar, kentin doğusundaki el-Kelifat da dahil olmak üzere birden fazla cephede devam etti. Ed-Dali hattında yer alan Mureys cephesinde şiddetli çatışmalar yaşanırken, her türlü silahın kullanıldığı el-Kahre sektöründe Husiler ağır kayıplara uğratıldı.

Taiz’in batısındaki el-Barah hattında, özellikle de el-Kedaha’da çatışmalar sürdü. Operasyona katılan birlikler, hattın diğer sektörlerinde çatışmalar devam ederken Husilere ait üç savunma hattının imha edildiğini duyurdu.

Füze saldırıları

Batı sahilinde çatışmalar el-Cevf ve el-Beyda’daki ilerleyişe paralel olarak sürerken, Husiler sahadaki baskıyı sivil alanları hedef alarak telafi etmeye çalıştı.

Yerel yetkililer ve sağlık görevlilerinden alınan bilgiye göre, pazartesi akşamı el-Muha şehri tıbbi kompleks yerleşkesini hedef alan bir balistik füze saldırısına uğradı. Saldırı, sağlık tesislerine ve doktorlar ile hemşirelere tahsis edilen lojmanlara isabet ederken, sağlık tesislerinin ve çalışanlarının hedef alınmasının doğuracağı sonuçlara ilişkin uyarılara yol açtı.

El-Muha Sağlık Dairesi Müdürü Dr. Şevki el-Mıhlafi, tıbbi kompleksin hedef alınmasının doğrudan bir sağlık tesisine yönelik saldırı olduğunu belirtirken; el-Muha Genel Hastanesi Heyeti Müdürü Dr. Nasr Asker ise sağlık kuruluşlarının, tıbbi personelin ve sivillerin hedef alınmasının taşıdığı tehlikelere dikkat çekti.

Söz konusu bombardıman; Husilerin karadaki saldırılarını genişlettiği perşembe gününden bu yana Batı sahili ve Taiz’in batısındaki cephelerde yaşanan tırmanış kapsamında gerçekleşti. Hükümet güçleri, saldırıların ardından inisiyatifi yeniden ele alarak birden fazla noktada ilerleme kaydetti.

Son günlerde hükümet güçlerinin Hudeyde’nin güneyi ile Taiz’in batısında ilerlemesi ve çeşitli eksenlerdeki mevzileri geri almasıyla çatışmalar, sahil hattından daha geniş bir alana yayıldı. Husi grubu ise bölgeye takviye birlikler sevk ederek ileri mevzilerini korumaya çalıştı.

Yemen Başkanlık Konseyi Üyesi Tarık Salih, el-Muha’daki hastanelerde yatan yaralıları ziyareti sırasında, silahlı kuvvetlerin İran’ın Babu’l Mendeb’i kontrol etme projesini kırmayı başardığını söyledi. Salih, Husilere ve İran’a karşı cephelerin harekete geçmesinin direnişi güçlendireceğini ve Sana’nın kurtarılmasına yol açacağını vurguladı.

Sana’nın ve tüm Yemen topraklarının geri alınması ile İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) projesinin Yemen’deki varlığına son verilmesi hedefini yineleyen Tarık Salih, Batı sahilinde çatışan güçlerin fedakarlıklarını takdirle karşıladığını belirtti.