İran: Reformist lider Musevi’den yeni anayasa çağrısı

Mir Hüseyin Musevi, İran’ı içinde bulunduğu krizlerden kurtarmak için yeni anayasa çağrısında bulundu

Venedik’te ‘İranlı kadınların yanında durun’ yazılı bir pankart tutan genç bir adam (Reuters)
Venedik’te ‘İranlı kadınların yanında durun’ yazılı bir pankart tutan genç bir adam (Reuters)
TT

İran: Reformist lider Musevi’den yeni anayasa çağrısı

Venedik’te ‘İranlı kadınların yanında durun’ yazılı bir pankart tutan genç bir adam (Reuters)
Venedik’te ‘İranlı kadınların yanında durun’ yazılı bir pankart tutan genç bir adam (Reuters)

İran’da 1979 Devrimi’nin 44. yıldönümünün kutlanmasına bir hafta kala, 10 yılı aşkın bir süredir ev hapsinde alıkonulan İranlı reformist lider Mir Hüseyin Musevi, İran’ı gittikçe artan krizlerden ‘kurtarmak’ için yeni bir anayasa hazırlanması, referandum yapılması, bağımsız ve adil şekilde seçimlerin düzenlenmesi çağrısında bulundu.
Musevi, ofisinin sözcülüğünü yapan Kelimeh haber sitesi tarafından yayınlanan açıklamasında İran'da son aylarda ve yıllarda yaşanan ‘kanlı’ olayların, 2009 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde desteklediği ‘anayasayı tavizsiz uygulama’ sloganının ‘artık etkili olmadığını’ gösterdiğini söyleyerek, bir önceki sloganından ‘ileriye doğru bir adım’ atılması gerektiğini vurguladı.
Musevi, “rejimin diyalog ve ikna yolunu için en ufak bir adım atmak yerine baskıcı yöntemlerde inat ve ısrar etmesi sebebiyle İran halkının iktidardaki müesses nizamdan ve mevcut siyasi yapıdan duyduğu hayal kırıklığına” işaret etti.
Yetkililer, Şubat 2011'den bu yana Mir Hüseyin Musevi, eşi Zehra Rahneverd ve müttefiki Mehdi Kerrubi’yi mahkemeye çıkartmadan ev hapsinde tutuyor. Ev hapsi kararı, Musevi ve Kerrubi’nin o zamanlar radikal muhafazakarlardan rakipleri Mahmud Ahmedinejad'ın zaferiyle sonuçlanan 2009 cumhurbaşkanlığı seçimlerinin sonuçlarını tanımayı reddetmesinin ve seçim sonuçlarında hile yapılmasını savunmasının akabinde çıkmıştı.
“Esas kriz sorumsuz güçtür”
Açıklamasında yönetimin performansı nedeniyle büyüyen krizlere değinen Musevi “Esas kriz, ülkenin sürdürülemez çelişkili yapısı ve temel sistemidir. Hayatı bize zindan eden ve mazlumların mutluluğuna giden yolu tıkayan işte bu hesap vermeyen sorumsuz güçtür” ifadelerini kullandı.
Musevi yaptığı açıklamada, İranlıların ana hatları ‘Kadın, Yaşam, Özgürlük Hareketi’nden oluşan radikal bir değişime ihtiyaç duyduğundan ve buna hazır olduklarından bahsederken, ülkenin dört bir yanında 160 şehirden fazla şehri kasıp kavuran protestoların sloganına atıfta bulundu. Öfkeli protestolar, Mahsa Amini adlı  genç kızın başörtüsünü düzgün takmadığı gerekçesiyle polis tarafından gözaltına alındığı sırada belirsiz koşullar altında hayatını kaybetmesinin akabinde patlak vermişti.
Musevi, “Kadın, Yaşam, Özgürlük” sloganının ‘parlak bir geleceğin ve baskıdan, yoksulluktan, aşağılanmadan ve ayrımcılıktan arınmış bir geleceğin nüvesini’ oluşturduğunu söyledi. Musevi “Bu üç kelime, canlılık, düşünme, mücadele ve umutların tarihini taşırken, kadınlar en büyük umut kaynağıdır. Mutluluk, kamu yararı ve büyük toplumsal mücadele; bütün bunlar, kadın ve erkekler hep birlikte durmadan elde edilemez” dedi.
Musevi üç öneri sundu. Bunlar; yeni bir anayasa taslağı hazırlamak, ‘bağımsız ve adil’ bir oylamayla referandum yapmak ve nihai olarak yeni anayasayı kabul etmek üzere bir Kurucu Meclis oluşturmak.
İran halkının tüm kesimlerini ‘kamu güvenliğini korumak ve mevcut rejimlerin oluşturulmasını gerektiren her türlü şiddetten kaçınmak için’ temel bir anlaşma oluşturmaya çağıran Musevi “Bu, her uyruktan ve her siyasi ve ideolojik yönelimden insanlar tarafından onaylanmalıdır” dedi. Bu üç önerisinin ‘hukukun üstünlüğüne dayalı ve insan hakları standartları ve halkın iradesi ile örtüşen bir sistemin istikrarı için’ önemini ısrarla vurguladı.
Musevi, “Hukuk, hem insanlardan hem de insanlara mutluluk ve refah getirir. Kendini hukukun üzerinde görenlerin haksız imtiyazlarını ve statülerini korumaya hizmet etmez” dedi.
İslam Cumhuriyeti'nin yerine yeni bir yapı ve düzen getirilmesini öneren Musevi, “Başlı başına yeni bir sistemin getirilmesi, baskıcı gücü sarsacak ve tepki vermeye itecektir. Çünkü gücün kaynağı insandır, silah ve baskı değil” ifadelerini kullanarak ‘beğenseler de beğenmeseler de halkın desteğini almazsa yapının çökeceğini’ vurguladı.
Geçen ağustos ayında Musevi’nin rejim lideri Ali Hamaney’in oğlu Mücteba Hamaney’e atıfta bulunarak, halkı iktidarın babadan oğula geçmemesi gerektiği konusunda uyarması siyasi elitlerde geniş çaplı bir tartışmanın fitilini ateşlemişti.
Musevi’nin son açıklaması İranlı ünlü avukat Şirin Ebadi’nin Reuters Haber Ajansı’na röportaj vermesinden bir gün sonra geldi. Ebadi söz konusu röportajında Amini’nin hayatını kaybetmesinin ‘İran İslam Cumhuriyeti’ndeki rejimin çöküşüne yol açacak, geri dönüşü olmayan devrimci bir süreci’ tetiklediğini söylemişti.
İranlı yetkililer protestolara son 40 yıldır olduğu gibi baskıyla karşılık verdi. Yetkililer ayrıca protestolara katılanlar arasından onlarca kişiye idam cezası verdi ve en az dört kişiyi darağacına gönderdi. İnsan hakları aktivistleri bunu, insanları korkutmak ve onları sokaklardan uzak tutmak için planlanmış bir önlem olarak nitelendiriyor.
Son protestolar İran'ı krize sürükledi. Amini'nin ölümü, İranlılar arasında ekonomik sefaletten tutun, etnik azınlıklara yönelik ayrımcılığa ve yetkililerin katı sosyal ve siyasi kısıtlamalar dayatmasına kadar çeşitli sorunlar nedeniyle yıllarca bastırılmış bir halk öfkesini serbest bıraktı.
Aylarca hayatın her kesiminden bir çok İranlı, müesses nizamın devrilmesi çağrısında bulundu ve rejimin içinde son sözü söyleyen “Rehber” Ali Hamaney aleyhinde sloganlar attı.
Yetkililerin protestolara yönelik baskıları, 2015 yılında imzalanan İran nükleer anlaşmasını yeniden canlandırma müzakerelerinin askıya alındığı bir dönemde diplomatik gerginliğe neden oldu. ABD ve Batılı ülkeler, baskılarda ve insan hakları ihlallerinde payı olmaları nedeniyle İran makamlarına ve başka kuruluşlara yaptırımlar uyguladı.
Öte yandan Hollanda merkezli Gamaan kuruluşu tarafından yapılan bir anket, halkın yüzde 81'inin ülkedeki İslam Cumhuriyeti rejimine son verilmesini istediğini ortaya koydu.
Gamaan Başkanı ve Tilburg Üniversitesi’nden Siyaset Bilimci Prof. Dr. Ammar Maleki, konuya ilişkin yaptığı açıklamada anket sonuçlarının, İranlıların çoğunluğunun mevcut protestolar bağlamında İran muhalefet partilerinden ortak bir komite kurulmasını talep ettiğini gösterdiğini kaydetti. Rejimin devrilmesine destek verenlerin oranı yüzde 20 arttı.
Kuruluş, anketin 21 Aralık ila 31 Aralık tarihleri arasında yapıldığını söyledi. Ankete İran içinden 158 bin kişi ve yurt dışından 42 bin İranlı katıldı. Kuruluş, katılımcıların yalnızca yüzde 15'inin İslam Cumhuriyeti'nin devam etmesini tercih ettiğini bildirdi.
İran'daki katılımcıların yüzde 70’i, Batılı ülkeleri protestolara destek vermeye ve yetkililere baskı yapmaya çağırdı. Yüzde 19’u ise ‘Batı ülkelerinin protestolar gibi iç meselelere karışmasına’ karşı çıktı. Katılımcıların yüzde 70’i Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) terör örgütü ilan edilmesini, İran büyükelçilerinin sınır dışı edilmesini ve göstericilerin bastırılmasına karışan güçlere yaptırım uygulanmasını destekledi.
Yurt dışında yaşayanların yüzde 96'sı, Batı'nın protestolara verdiği desteği ve Tahran üzerindeki baskının artırılmasını destekliyor.
İran’daki katılımcıların yüzde 81'i protestoları desteklerken, yüzde 15'i karşı çıkıyor. Protestoları destekleyenlerin yüzde 67'si protestoların ‘faydalı olacağını’ söylerken, yüzde 14'ü başarısız olacağını düşünüyor. Katılımcıların yüzde 22'si rejim karşıtı yürüyüşlere katıldığını, yüzde 56'sı ileride katılacağını, yüzde 35'i başörtüsü çıkarma ve rejimi kınayan sloganlar da dahil olmak üzere sivil itaatsizliğe destek verdiğini ve yüzde 35’i sivil itaatsizliğe katılmaya açık olduğunu ifade etti. Kuruluş tarafından yayınlanan anket sonuçlarına göre katılımcıların yüzde 44'ü grevlere katıldığını, yüzde 38'i ise katılacağını açıkladı.
Yurt dışındaki İranlıların ise yüzde 99'u protestoları desteklediğini, yüzde 90'ı bunun sonuç vereceğini umduğunu ve yüzde 9'u protestoların başarısız olmasını beklediğini belirtti.
Katılımcılar, mevcut iktidar düzenine alternatif olarak seçecekleri rejimin yapısı hakkında düşüncelerini dile getirdiler. Yurt içinde yüzde 28 ve yurt dışından yüzde 32 oranında katılımcı başkanlık sistemi istediğini söylerken, yurt içinde yüzde 12, yurt dışında ise yüzde 29 oranında katılımcı parlamenter sistemi tercih etti. Yurt dışında yaşayanların yüzde 25'inin desteklediği anayasal monarşiye ise İran içinden yüzde 22'lik bir destek geldi.



Somali’de dijital tehditler terörle mücadeleyi zorlaştırıyor

Somali Savunma Bakanı, Kuvvetler Genelkurmay Başkanı ve ordu komutanları (Somali Ulusal Haber Ajansı)
Somali Savunma Bakanı, Kuvvetler Genelkurmay Başkanı ve ordu komutanları (Somali Ulusal Haber Ajansı)
TT

Somali’de dijital tehditler terörle mücadeleyi zorlaştırıyor

Somali Savunma Bakanı, Kuvvetler Genelkurmay Başkanı ve ordu komutanları (Somali Ulusal Haber Ajansı)
Somali Savunma Bakanı, Kuvvetler Genelkurmay Başkanı ve ordu komutanları (Somali Ulusal Haber Ajansı)

Somali’de El-Kaide bağlantılı Eş-Şebab terör örgütüyle yürütülen mücadele, askeri operasyonların ötesine geçerek siber alana ve dijital teknoloji boyutuna taşındı. Mogadişu yönetimi, örgütün yapay zekâ ve insansız hava araçları (İHA) gibi ileri teknolojileri kullanmaya başlaması üzerine uluslararası topluma acil destek çağrısında bulundu.

Somali’nin BM Daimî Temsilcisi Abukar Dahir Osman, BMGK’da yaptığı konuşmada terör tehdidinin sürekli evrildiğini vurguladı. Örgütün yapay zekâ yardımıyla propaganda hazırladığını, şifreli haberleşme uygulamaları üzerinden saldırı planladığını ve 10 yıl önce imkânsız olan nitelikte İHA saldırıları gerçekleştirdiğini belirtti.

1991'de Siad Barre rejiminin devrilmesinden sonra merkezi otorite zafiyeti yaşanan ülkede, hükümet güçleri başkent dışındaki kırsal alanlarda hakimiyet sağlamakta zorlanıyor. Afrika Birliği barış gücü misyonunun (AUSSOM/ATMIS) geleceğine ilişkin belirsizlikler ve hükümet birliklerinin geri çekilme riskleri tabloyu ağırlaştırıyor.

Somalili siyasi analist Abdirahman Jama Barre, terörle mücadelenin artık konvansiyonel askeri yöntemlerle sınırlı kalamayacağını, örgütün teknolojik üstünlük arayışına karşı Somali ordusunun siber güvenlik, gelişmiş istihbarat ve teknolojik donanımla desteklenmesi gerektiğini vurgula

Mısır Eski İçişleri Bakan Yardımcısı Tümgeneral Muhammed Nur el-Din, radikal örgütlerin yapay zekâ araçlarını güvenlik ağlarını aşmak için kullandığına dikkat çekerek; güvenlik güçlerinin yalnızca sahada değil, siber uzayda da önleyici stratejiler geliştirmesi ve uluslararası ortaklıkları artırması gerektiğini ifade etti.

Mogadişu yönetimi, uluslararası toplumdan askeri teçhizat desteğinin yanı sıra terörün dijital ayak izlerini silmeye yönelik siber güvenlik kapasitesinin artırılması için teknik yardım talep ediyor.

Aşağı Cuba Bölgesinde devriye gezen Somali Ulusal Ordu Birlikleri (SONNA)
Aşağı Cuba Bölgesinde devriye gezen Somali Ulusal Ordu Birlikleri (SONNA)

Ağustos 2026'da Eş-Şebab’ın ülkenin orta kesimindeki stratejik Teedaan kasabasını şiddetli çatışmaların ardından yeniden ele geçirmesi, sahadaki askeri dengelerin kırılganlığını bir kez daha gözler önüne serdi. Yaşanan bu gelişmeler, terörle mücadelenin yalnızca konvansiyonel yöntemlerle yürütülemeyeceğini ve dijital alana yayılması gerektiğini doğruluyor.

Mısırlı güvenlik uzmanlarına göre Somali Ulusal Güvenliği'nin korunması ve terörün kaynağında kurutulması yalnızca Mogadişu’nun sorumluluğunda olamaz. Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz bölgesinin istikrarı, komşu ülkeler ve uluslararası toplumun ortak stratejik hamlelerine bağlıdır.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Somalili siyasi analistler, uluslararası yardımın konvansiyonel askeri teçhizatın ötesine geçerek siber güvenlik, dijital istihbarat ve kapasite inşasını kapsayan bütüncül bir güvenlik ortaklığına dönüştürülmesi gerektiğini savunuyor.

Terör örgütlerinin sosyal medya platformları üzerinden yürüttüğü sempatizan toplama, propaganda ve radikalleşme faaliyetlerini engellemek adına gençlere yönelik sosyal önleme programlarına ve teknik altyapı yatırımlarına ağırlık verilmesi isteniyor.

Askeri uzmanlar, radikal grupların insansız hava araçları (İHA) ve yapay zekâ entegrasyonuna karşı Somali’nin kendi imkanlarıyla mücadele etmesinin güç olduğuna dikkat çekerek, internet ve siber alanda sürdürülebilir ulusal kapasite geliştirilmesini elzem görüyor.


Portekiz Dışişleri Bakanı Rangel: İsrail yerleşimleri Filistin Devleti’ni baltalıyor

Filistin Dışişleri Bakanı Varsen Ağabekyan ve Portekiz Dışişleri Bakanı Paulo Rangel Lizbon'daki basın Toplantısında (EPA)
Filistin Dışişleri Bakanı Varsen Ağabekyan ve Portekiz Dışişleri Bakanı Paulo Rangel Lizbon'daki basın Toplantısında (EPA)
TT

Portekiz Dışişleri Bakanı Rangel: İsrail yerleşimleri Filistin Devleti’ni baltalıyor

Filistin Dışişleri Bakanı Varsen Ağabekyan ve Portekiz Dışişleri Bakanı Paulo Rangel Lizbon'daki basın Toplantısında (EPA)
Filistin Dışişleri Bakanı Varsen Ağabekyan ve Portekiz Dışişleri Bakanı Paulo Rangel Lizbon'daki basın Toplantısında (EPA)

Portekiz Dışişleri Bakanı Paulo Rangel, Lizbon’da Filistin Dışişleri Bakanı Varsen Ağabekyan ile gerçekleştirdiği görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, İsrail'in işgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs'teki yerleşim faaliyetleri ile uyguladığı mali baskıların sürdürülebilir bir Filistin devleti olasılığını ciddi şekilde tehdit ettiğini belirtti.

Rangel, İsrail'in E1 yerleşim projesini Batı Şeria'yı coğrafi olarak ikiye böleceği, Doğu Kudüs'ü izole edeceği ve iki devletli çözüm ilkesiyle çeliştiği için "aşırı derecede zararlı" olarak nitelendirdi.

Filistin Dışişleri Bakanı Varsen Ağabekyan ve Portekiz Dışişleri Bakanı Paulo Rangel, 14 Eylül 2026'da Lizbon'da gerçekleştirilen görüşmenin ardından bir anlaşma imzaladı, (EPA)
Filistin Dışişleri Bakanı Varsen Ağabekyan ve Portekiz Dışişleri Bakanı Paulo Rangel, 14 Eylül 2026'da Lizbon'da gerçekleştirilen görüşmenin ardından bir anlaşma imzaladı, (EPA)

İsrail'in Filistin yönetimine ait vergi gelirlerini alıkoymasını değerlendiren Bakan, bu adımı Filistin ekonomisini çökerten "acımasız bir boğma hamlesi" olarak tanımladı.  Doğu Kudüs'te Hristiyan okullarının kapatılmasına dikkat çeken Rangel, bölgedeki koşulların hızla kötüleştiğini vurguladı.

Portekiz'in bir yıl önce Filistin Devletini resmen tanıdığını hatırlatan Rangel, İsrail ve Filistin halklarının barış içinde bir arada yaşamasının tek yolunun iki devletli çözüm olduğunu ifade etti.

Söz konusu görüşme; Birleşik Krallık, Fransa ve Kanada'nın yasa dışı Batı Şeria yerleşim ürünlerine ithalat yasağı getirme kararlarına misilleme olarak, İsrail'in Doğu Kudüs'teki İngiliz Konsolosluğu'nu kapatacağını açıklamasının hemen ardından gerçekleşti.


İsrailli İnsan Hakları Örgütü B'Tselem: İsrail, Batı Şeria'da toplu Filistin Varlığını yok etmeyi amaçlayan bir 'silme projesi' yürütüyor

Filistinli bir çocuk okuldan çıkarken, Batı Şeria’nın Ramallah yakınlarındaki El-Mugayir köyünde okul avlusunu çevreleyen güvenlik çitinin arkasında, (I.B.A.)
Filistinli bir çocuk okuldan çıkarken, Batı Şeria’nın Ramallah yakınlarındaki El-Mugayir köyünde okul avlusunu çevreleyen güvenlik çitinin arkasında, (I.B.A.)
TT

İsrailli İnsan Hakları Örgütü B'Tselem: İsrail, Batı Şeria'da toplu Filistin Varlığını yok etmeyi amaçlayan bir 'silme projesi' yürütüyor

Filistinli bir çocuk okuldan çıkarken, Batı Şeria’nın Ramallah yakınlarındaki El-Mugayir köyünde okul avlusunu çevreleyen güvenlik çitinin arkasında, (I.B.A.)
Filistinli bir çocuk okuldan çıkarken, Batı Şeria’nın Ramallah yakınlarındaki El-Mugayir köyünde okul avlusunu çevreleyen güvenlik çitinin arkasında, (I.B.A.)

İsrailli insan hakları örgütü B'Tselem, dün yayımladığı "Silme Projesi: İsrail'in Batı Şeria'daki Filistin Varlığını Sistemli Olarak Tasfiyesi" (The Elimination / Erasure Project) başlıklı raporunda, İsrail'in Batı Şeria'daki politikalarının münferit güvenlik tedbirleri değil, Filistin halkının ulusal ve toplumsal varlığını ortadan kaldırmayı hedefleyen entegre bir sistem olduğunu belirtti.

B'Tselem; İsrail'in "Silme Projesi"ni şiddet ve korku iklimi, hareket kısıtlamaları, ekonomik boğma, siyasi ve toplumsal yapının yıkımı ile etnik temizlik/mekân gaspı olmak üzere birbiriyle eş zamanlı işleyen 5 ana sütun üzerinden yürüttüğünü açıkladı.

Raporda, şiddetin işgal rejiminin temel bir kontrol ve tehcir aracı haline geldiği vurgulandı. Devletin; ordu, ihtiyat birlikleri, Şin Bet (Şabak), polisin yanı sıra yerleşimci milisler ve sivil yerleşimcilere tanıdığı cezasızlık zırhıyla Filistin toplumu üzerinde doğrudan sistematik baskı uyguladığı kaydedildi.

Ekim 2023 ile 31 Ağustos 2026 tarihleri arasında İsrail güçlerinin ve silahlı yerleşimcilerin saldırıları sonucu Batı Şeria'da 245'i çocuk olmak üzere toplam bin 107 Filistinlinin katledildiği belirtildi.

İkinci mekanizma olan ulaşım engelleri kapsamında; 900'den fazla askeri kontrol noktası, kilitli demir kapılar ve toprak barikatlarla Filistin yerleşim alanlarının kantonlara bölünerek izole edildiği, buna karşın Yahudi yerleşimciler için kesintisiz ve ayrı bir ulaşım/altyapı ağı oluşturulduğu ifade edildi.

Kudüs'ü Batı Şeria'nın güneyindeki yerleşim yerleri ve bölgelere bağlayan bir tünel (Şarku’l Avsat)
Kudüs'ü Batı Şeria'nın güneyindeki yerleşim yerleri ve bölgelere bağlayan bir tünel (Şarku’l Avsat)

Üçüncü mekanizma ise ekonomik boğma olarak tanımlanıyor. Buna göre İsrail, Filistinlilerin istihdam olanakları, vergi gelirleri, finansal sistem ve altyapı üzerindeki kontrolünü kullanarak ekonomik krizi derinleştiriyor ve Filistinlilerin İsrail'e bağımlılığını artırıyor. B'Tselem'e göre bunun nihai amacı, kontrolü pekiştirmek, sürekli baskı uygulamak ve Filistin toplumunun İsrail yönetimine bağımlılığını artırmak.

Dördüncü mekanizma ise siyasi ve toplumsal yıkım. Bu süreçte İsrail, Filistin toplumunun toplumsal ve siyasi bir bütün olarak varlığını sürdürmesini sağlayan yapıları hedef alıyor; kurumların ve liderliğin varlığına, ortak hafıza ve anlatıya, kültür, eğitim ve basın faaliyetlerine, örgütlenme alanlarına ve siyasi bir geleceğe ilişkin koşulları aşındırıyor.

B'Tselem, Filistinlilerin temel yaşam koşullarını, ulusal kimliklerinin hangi sınırlar içinde meşru kabul edileceğini ve siyasi faaliyetlerinin sınırlarını belirleyen tarafın İsrail olduğunu belirtiyor.

Beşinci mekanizma ise etnik temizlik ve mekânın ele geçirilmesi. B'Tselem, bunun sömürgeci silmenin iki boyutunun en açık biçimlerinden biri olduğunu belirterek, bir yandan Filistinlilerin bölgede varlığını sürdürmesinin koşullarının ortadan kaldırıldığını, diğer yandan ise birbirine bağlı ve kurumsallaşmış bir Yahudi yerleşim alanı oluşturulduğunu ifade etti.

Örgüt, bunun Filistinlilerin topraklarına el konulması, yapıların yıkılması, kalkınmanın engellenmesi, yerinden edilme ve Filistinli toplulukların bölgeden uzaklaştırılmasının yanı sıra yerleşimlerin, kaçak yerleşim noktalarının ve çiftliklerin kurulması, yolların açılması, altyapının inşa edilmesi, yerleşim alanlarının genişletilmesi ve Yahudi varlığının bölgede kalıcılaştırılmasına hizmet eden bir askeri düzenin güçlendirilmesi yoluyla gerçekleştirildiğini kaydetti.

B'Tselem, "Toprak üzerindeki kontrol yalnızca bir alanın kontrolü anlamına gelmiyor. Toprak, yaşamın temel koşuludur" ifadelerini kullandı.

B'Tselem Genel Direktörü Yuli Novak ise Batı Şeria'da Filistinlilerin yaşadıklarının birbirinden bağımsız olaylar dizisi olmadığını belirterek, "Bu, yaşamın tüm alanlarına nüfuz eden tek bir siyasi projedir" değerlendirmesinde bulundu.

Novak, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Topluluklar yerlerinden ediliyor, ekonomi çöküşün eşiğine sürükleniyor ve milyonlarca insan İsrail ordusunun veya yerleşimcilerin uyguladığı şiddet korkusuyla sürekli bir endişe içinde yaşıyor. Bu mekanizmalar, Filistinlilerin kolektif yaşamını parçalamak ve aynı zamanda Batı Şeria'nın tamamında Yahudi üstünlüğüne dayalı kalıcı bir sistemi pekiştirmek üzere birlikte işliyor. Dünya yaşananları izliyor ancak verdiği tepki, durumun ciddiyetinin gerektirdiği düzeyin çok uzağında."

 Filistinliler, işgal altındaki Batı Şeria’nın Nablus kenti yakınlarındaki İsrail yerleşim birimlerine karşı protesto düzenliyor (Reuters)
Filistinliler, işgal altındaki Batı Şeria’nın Nablus kenti yakınlarındaki İsrail yerleşim birimlerine karşı protesto düzenliyor (Reuters)

B'Tselem, "silme projesi"nin yeni olmadığını, aksine İsrail'in onlarca yıl boyunca geliştirdiği ve uyguladığı mekanizmalara dayandığını belirtti. Örgüt, söz konusu mekanizmaların 2022'nin sonunda mevcut İsrail hükümetinin kurulmasının ardından büyük ölçüde hız kazandığını ve Ekim 2023'te Gazze Şeridi'nde başlayan son savaşla birlikte daha da yoğunlaştığını ifade etti.

Mevcut projenin, aşırı sağcı İsrailli Bakan Bezalel Smotrich tarafından hazırlanan ve 2017'de yayımlanan "Karar Planı"na dayandığı belirtildi. Plan, Ürdün Nehri ile Akdeniz arasındaki bölgenin yalnızca tek bir meşru ulusal talebe yer olduğunu, bunun da Yahudilerin tam egemenliğine dayanan Siyonist talep olduğunu savunuyor. Bu nedenle plan, Filistinlilerin bölgede ulusal talebe sahip siyasi bir taraf olarak varlığını ortadan kaldırmayı amaçlıyor.

B'Tselem'e göre, "Karar Planı bu amacı açıkça ortaya koyuyor ve silme mekanizmalarının sahada uyguladığı politikaya doğrudan siyasi bir dil kazandırıyor: Filistinlilerin, boyun eğme ve bağımlılık koşulları altında bölgede kalmaya zorlanması, göç etmesi ya da güç kullanılarak bastırılması yoluyla meselenin nihai olarak çözüme kavuşturulması."