İran: Reformist lider Musevi’den yeni anayasa çağrısı

Mir Hüseyin Musevi, İran’ı içinde bulunduğu krizlerden kurtarmak için yeni anayasa çağrısında bulundu

Venedik’te ‘İranlı kadınların yanında durun’ yazılı bir pankart tutan genç bir adam (Reuters)
Venedik’te ‘İranlı kadınların yanında durun’ yazılı bir pankart tutan genç bir adam (Reuters)
TT

İran: Reformist lider Musevi’den yeni anayasa çağrısı

Venedik’te ‘İranlı kadınların yanında durun’ yazılı bir pankart tutan genç bir adam (Reuters)
Venedik’te ‘İranlı kadınların yanında durun’ yazılı bir pankart tutan genç bir adam (Reuters)

İran’da 1979 Devrimi’nin 44. yıldönümünün kutlanmasına bir hafta kala, 10 yılı aşkın bir süredir ev hapsinde alıkonulan İranlı reformist lider Mir Hüseyin Musevi, İran’ı gittikçe artan krizlerden ‘kurtarmak’ için yeni bir anayasa hazırlanması, referandum yapılması, bağımsız ve adil şekilde seçimlerin düzenlenmesi çağrısında bulundu.
Musevi, ofisinin sözcülüğünü yapan Kelimeh haber sitesi tarafından yayınlanan açıklamasında İran'da son aylarda ve yıllarda yaşanan ‘kanlı’ olayların, 2009 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde desteklediği ‘anayasayı tavizsiz uygulama’ sloganının ‘artık etkili olmadığını’ gösterdiğini söyleyerek, bir önceki sloganından ‘ileriye doğru bir adım’ atılması gerektiğini vurguladı.
Musevi, “rejimin diyalog ve ikna yolunu için en ufak bir adım atmak yerine baskıcı yöntemlerde inat ve ısrar etmesi sebebiyle İran halkının iktidardaki müesses nizamdan ve mevcut siyasi yapıdan duyduğu hayal kırıklığına” işaret etti.
Yetkililer, Şubat 2011'den bu yana Mir Hüseyin Musevi, eşi Zehra Rahneverd ve müttefiki Mehdi Kerrubi’yi mahkemeye çıkartmadan ev hapsinde tutuyor. Ev hapsi kararı, Musevi ve Kerrubi’nin o zamanlar radikal muhafazakarlardan rakipleri Mahmud Ahmedinejad'ın zaferiyle sonuçlanan 2009 cumhurbaşkanlığı seçimlerinin sonuçlarını tanımayı reddetmesinin ve seçim sonuçlarında hile yapılmasını savunmasının akabinde çıkmıştı.
“Esas kriz sorumsuz güçtür”
Açıklamasında yönetimin performansı nedeniyle büyüyen krizlere değinen Musevi “Esas kriz, ülkenin sürdürülemez çelişkili yapısı ve temel sistemidir. Hayatı bize zindan eden ve mazlumların mutluluğuna giden yolu tıkayan işte bu hesap vermeyen sorumsuz güçtür” ifadelerini kullandı.
Musevi yaptığı açıklamada, İranlıların ana hatları ‘Kadın, Yaşam, Özgürlük Hareketi’nden oluşan radikal bir değişime ihtiyaç duyduğundan ve buna hazır olduklarından bahsederken, ülkenin dört bir yanında 160 şehirden fazla şehri kasıp kavuran protestoların sloganına atıfta bulundu. Öfkeli protestolar, Mahsa Amini adlı  genç kızın başörtüsünü düzgün takmadığı gerekçesiyle polis tarafından gözaltına alındığı sırada belirsiz koşullar altında hayatını kaybetmesinin akabinde patlak vermişti.
Musevi, “Kadın, Yaşam, Özgürlük” sloganının ‘parlak bir geleceğin ve baskıdan, yoksulluktan, aşağılanmadan ve ayrımcılıktan arınmış bir geleceğin nüvesini’ oluşturduğunu söyledi. Musevi “Bu üç kelime, canlılık, düşünme, mücadele ve umutların tarihini taşırken, kadınlar en büyük umut kaynağıdır. Mutluluk, kamu yararı ve büyük toplumsal mücadele; bütün bunlar, kadın ve erkekler hep birlikte durmadan elde edilemez” dedi.
Musevi üç öneri sundu. Bunlar; yeni bir anayasa taslağı hazırlamak, ‘bağımsız ve adil’ bir oylamayla referandum yapmak ve nihai olarak yeni anayasayı kabul etmek üzere bir Kurucu Meclis oluşturmak.
İran halkının tüm kesimlerini ‘kamu güvenliğini korumak ve mevcut rejimlerin oluşturulmasını gerektiren her türlü şiddetten kaçınmak için’ temel bir anlaşma oluşturmaya çağıran Musevi “Bu, her uyruktan ve her siyasi ve ideolojik yönelimden insanlar tarafından onaylanmalıdır” dedi. Bu üç önerisinin ‘hukukun üstünlüğüne dayalı ve insan hakları standartları ve halkın iradesi ile örtüşen bir sistemin istikrarı için’ önemini ısrarla vurguladı.
Musevi, “Hukuk, hem insanlardan hem de insanlara mutluluk ve refah getirir. Kendini hukukun üzerinde görenlerin haksız imtiyazlarını ve statülerini korumaya hizmet etmez” dedi.
İslam Cumhuriyeti'nin yerine yeni bir yapı ve düzen getirilmesini öneren Musevi, “Başlı başına yeni bir sistemin getirilmesi, baskıcı gücü sarsacak ve tepki vermeye itecektir. Çünkü gücün kaynağı insandır, silah ve baskı değil” ifadelerini kullanarak ‘beğenseler de beğenmeseler de halkın desteğini almazsa yapının çökeceğini’ vurguladı.
Geçen ağustos ayında Musevi’nin rejim lideri Ali Hamaney’in oğlu Mücteba Hamaney’e atıfta bulunarak, halkı iktidarın babadan oğula geçmemesi gerektiği konusunda uyarması siyasi elitlerde geniş çaplı bir tartışmanın fitilini ateşlemişti.
Musevi’nin son açıklaması İranlı ünlü avukat Şirin Ebadi’nin Reuters Haber Ajansı’na röportaj vermesinden bir gün sonra geldi. Ebadi söz konusu röportajında Amini’nin hayatını kaybetmesinin ‘İran İslam Cumhuriyeti’ndeki rejimin çöküşüne yol açacak, geri dönüşü olmayan devrimci bir süreci’ tetiklediğini söylemişti.
İranlı yetkililer protestolara son 40 yıldır olduğu gibi baskıyla karşılık verdi. Yetkililer ayrıca protestolara katılanlar arasından onlarca kişiye idam cezası verdi ve en az dört kişiyi darağacına gönderdi. İnsan hakları aktivistleri bunu, insanları korkutmak ve onları sokaklardan uzak tutmak için planlanmış bir önlem olarak nitelendiriyor.
Son protestolar İran'ı krize sürükledi. Amini'nin ölümü, İranlılar arasında ekonomik sefaletten tutun, etnik azınlıklara yönelik ayrımcılığa ve yetkililerin katı sosyal ve siyasi kısıtlamalar dayatmasına kadar çeşitli sorunlar nedeniyle yıllarca bastırılmış bir halk öfkesini serbest bıraktı.
Aylarca hayatın her kesiminden bir çok İranlı, müesses nizamın devrilmesi çağrısında bulundu ve rejimin içinde son sözü söyleyen “Rehber” Ali Hamaney aleyhinde sloganlar attı.
Yetkililerin protestolara yönelik baskıları, 2015 yılında imzalanan İran nükleer anlaşmasını yeniden canlandırma müzakerelerinin askıya alındığı bir dönemde diplomatik gerginliğe neden oldu. ABD ve Batılı ülkeler, baskılarda ve insan hakları ihlallerinde payı olmaları nedeniyle İran makamlarına ve başka kuruluşlara yaptırımlar uyguladı.
Öte yandan Hollanda merkezli Gamaan kuruluşu tarafından yapılan bir anket, halkın yüzde 81'inin ülkedeki İslam Cumhuriyeti rejimine son verilmesini istediğini ortaya koydu.
Gamaan Başkanı ve Tilburg Üniversitesi’nden Siyaset Bilimci Prof. Dr. Ammar Maleki, konuya ilişkin yaptığı açıklamada anket sonuçlarının, İranlıların çoğunluğunun mevcut protestolar bağlamında İran muhalefet partilerinden ortak bir komite kurulmasını talep ettiğini gösterdiğini kaydetti. Rejimin devrilmesine destek verenlerin oranı yüzde 20 arttı.
Kuruluş, anketin 21 Aralık ila 31 Aralık tarihleri arasında yapıldığını söyledi. Ankete İran içinden 158 bin kişi ve yurt dışından 42 bin İranlı katıldı. Kuruluş, katılımcıların yalnızca yüzde 15'inin İslam Cumhuriyeti'nin devam etmesini tercih ettiğini bildirdi.
İran'daki katılımcıların yüzde 70’i, Batılı ülkeleri protestolara destek vermeye ve yetkililere baskı yapmaya çağırdı. Yüzde 19’u ise ‘Batı ülkelerinin protestolar gibi iç meselelere karışmasına’ karşı çıktı. Katılımcıların yüzde 70’i Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) terör örgütü ilan edilmesini, İran büyükelçilerinin sınır dışı edilmesini ve göstericilerin bastırılmasına karışan güçlere yaptırım uygulanmasını destekledi.
Yurt dışında yaşayanların yüzde 96'sı, Batı'nın protestolara verdiği desteği ve Tahran üzerindeki baskının artırılmasını destekliyor.
İran’daki katılımcıların yüzde 81'i protestoları desteklerken, yüzde 15'i karşı çıkıyor. Protestoları destekleyenlerin yüzde 67'si protestoların ‘faydalı olacağını’ söylerken, yüzde 14'ü başarısız olacağını düşünüyor. Katılımcıların yüzde 22'si rejim karşıtı yürüyüşlere katıldığını, yüzde 56'sı ileride katılacağını, yüzde 35'i başörtüsü çıkarma ve rejimi kınayan sloganlar da dahil olmak üzere sivil itaatsizliğe destek verdiğini ve yüzde 35’i sivil itaatsizliğe katılmaya açık olduğunu ifade etti. Kuruluş tarafından yayınlanan anket sonuçlarına göre katılımcıların yüzde 44'ü grevlere katıldığını, yüzde 38'i ise katılacağını açıkladı.
Yurt dışındaki İranlıların ise yüzde 99'u protestoları desteklediğini, yüzde 90'ı bunun sonuç vereceğini umduğunu ve yüzde 9'u protestoların başarısız olmasını beklediğini belirtti.
Katılımcılar, mevcut iktidar düzenine alternatif olarak seçecekleri rejimin yapısı hakkında düşüncelerini dile getirdiler. Yurt içinde yüzde 28 ve yurt dışından yüzde 32 oranında katılımcı başkanlık sistemi istediğini söylerken, yurt içinde yüzde 12, yurt dışında ise yüzde 29 oranında katılımcı parlamenter sistemi tercih etti. Yurt dışında yaşayanların yüzde 25'inin desteklediği anayasal monarşiye ise İran içinden yüzde 22'lik bir destek geldi.



İsrail’in 8 kez vurduğu Ebu’z Zuhur Askeri Havaalanı hakkında ne biliyoruz?

İsrail’in 8 kez vurduğu Ebu’z Zuhur Askeri Havaalanı hakkında ne biliyoruz?
TT

İsrail’in 8 kez vurduğu Ebu’z Zuhur Askeri Havaalanı hakkında ne biliyoruz?

İsrail’in 8 kez vurduğu Ebu’z Zuhur Askeri Havaalanı hakkında ne biliyoruz?

Suriye’nin yakın tarihinde, Esed rejimi ile muhalif gruplar arasındaki çatışmanın simgelerinden biri olarak görülen Ebu’z Zuhur Askeri Havaalanı, yıllardır hizmet dışı bulunuyor. Havaalanının kontrolü, 2015-2018 yılları arasında savaşın seyrine bağlı olarak birkaç kez el değiştirdi.

İsrail uçaklarının bu sabaha karşı düzenlediği saldırının önemi ise Beşşar Esed rejiminin Aralık 2024’te devrilmesinden bu yana havaalanına yönelik gerçekleştirilen ilk saldırı olması. Saldırının gerçekleştiği bölge, Suriye’nin kuzeyindeki Türk nüfuz alanı içinde yer alıyor. İdlib ve Halep başta olmak üzere kuzey Suriye’nin çeşitli bölgelerinde Türk birlikleri konuşlanmış durumda.

İdlib’in güneydoğu kırsalında bulunan havaalanı, yaklaşık 16 kilometrekarelik bir alana yayılıyor. Taftanaz Askeri Havaalanı’nın ardından kuzey Suriye’deki ikinci büyük askeri üs olarak kabul ediliyor.

Havaalanı aynı zamanda stratejik bir coğrafi konuma sahip. İdlib, Hama ve Halep olmak üzere üç önemli vilayetin ortasında yer alan havaalanı, doğu yönünde Suriye çölüne açılan bir kapı niteliği taşıyor. Bu konumu nedeniyle askeri ve lojistik açıdan büyük önem taşıyan havaalanı, uzun yıllar boyunca rejim güçleri ile muhalif gruplar arasındaki yoğun çatışmaların merkezlerinden biri oldu.

Syrian Memory internet sitesinde yer alan bilgilere göre Ebu’z Zuhur Askeri Havaalanı, aynı adı taşıyan beldenin bitişiğinde ve İdlib kentinin yaklaşık 40 kilometre doğusunda bulunuyor. Kuzey Suriye’deki ikinci büyük askeri havaalanı olarak bilinen tesiste 22 pist bulunuyor ve havaalanının alanı yaklaşık 8 kilometrekare. Muhalif gruplar, Eylül 2015’te havaalanının kontrolünü ele geçirdi. Rejim güçleri ise 21 Ocak 2018’de Ebu’z Zuhur Askeri Havaalanı’nın kontrolünü tamamen yeniden sağladığını açıkladı.

ju7jk8l
İdlib vilayetindeki Ebu’z Zuhur Askeri Havaalanı bölgesinde nöbet tutan bir rejim askeri, 21 Ocak 2018 (Arşiv – AFP)

Havaalanı, bölgedeki nüfuz mücadelesinin devam ettiği süreçte kuzey Suriye’deki askeri ve siyasi dönüşümlere tanıklık etmeyi sürdürdü. Havaalanıyla ilgili başlıca dönüm noktaları ise şöyle sıralanabilir:

2015’in sonlarında muhalif gruplar, üç yıl süren kuşatmanın ardından havaalanının kontrolünü ele geçirdi. Bu gelişme, dönemin Suriye yönetimi açısından ağır bir darbe olarak değerlendirildi. Yönetim, havaalanındaki üsten çekilmek zorunda kaldığını kabul etti.

2018’in başlarında ise Suriye rejim güçleri, yoğun Rus hava desteğiyle havaalanının kontrolünü yeniden ele geçirdi. 2017’nin sonlarında başlayan saldırı kapsamında rejim güçleri, El-Ca‘kiyye ve Tel Selmo gibi çevredeki çok sayıda köyü kontrol altına aldı. Ardından yoğun hava saldırıları eşliğinde havaalanı üssüne girmeyi başardı. Operasyon sırasında 100’ü aşkın hava saldırısı düzenlendi.

Şam Haber Ağı’nın Ocak 2018 tarihli bir haberinde, İdlib’in doğu kırsalındaki Ebu’z Zuhur bölgesinde kontrol haritasının birden fazla güç arasında paylaşılmış durumda olduğu belirtildi. Haberde, bu durumun son dönemdeki askeri gelişmelerin bir sonucu olduğu ifade edildi. Habere göre Esed güçleri, İdlib’in güney kırsalından ilerleyerek Ebu’z Zuhur’un güney sınırlarına ulaşırken, İran destekli milisler Halep’in güney kırsalından gelerek bölgenin kuzeyindeki Ebu Ruveyl Tepesi’ne ulaştı. DEAŞ ise Hama’nın doğu kırsalından ilerleyerek bölgenin güneydoğu sınırlarına kadar geldi. Haberde ayrıca, “Ebu’z Zuhur bölgesi, belde ve kırsalı ile beldenin doğusundaki askeri havaalanı, havaalanının 9 Eylül 2015’te ele geçirilmesinden bu yana Heyetu Tahriru’ş Şam’ın (HTŞ) kontrolünde bulunuyor” ifadelerine yer verildi.

Kasım ayında ise Suriyeli muhalif gruplar, Suriye rejim güçlerine karşı başlattıkları Saldırganlığı Caydırma Operasyonu kapsamında İdlib kırsalındaki Ebu’z Zuhur Askeri Havaalanı’nın kontrolünü ele geçirdi. Operasyon, Esed rejiminin devrilmesi ve Beşşar Esed’in ülkeden kaçmasıyla sonuçlandı.


Suriye: İsrail’in vurduğu hava üssünde Türk askeri varlığı planı yok

Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani (DPA)
Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani (DPA)
TT

Suriye: İsrail’in vurduğu hava üssünde Türk askeri varlığı planı yok

Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani (DPA)
Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani (DPA)

Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani, salı günü İsrail tarafından vurulan Ebu Zuhur Hava Üssü’nde Türk askeri üssü kurulmasına yönelik herhangi bir plan bulunmadığını açıkladı. Şeybani, üssün Suriye Hava Kuvvetleri tarafından kullanılmak üzere yeniden yapılandırıldığını söyledi.

Şeybani, Türk askerlerinin daha geniş kapsamlı eğitim ve askeri iş birliği çerçevesinde üsse ziyarette bulunduğunu belirtti. Türk askeri takviyesi yapıldığı iddialarını da reddeden Şeybani, tesisin büyük ölçüde boş olduğunu ve henüz faaliyete geçirilmediğini kaydetti.

Şarku’l Avsat’ın Axios ‘tan aktardığı haberde Şeybani, “Burada bir Türk üssü kurulması ya da bölgede kalıcı Türk askeri varlığı veya Türk birliklerinin konuşlandırılması yönünde bir niyet yok” dedi.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ise çarşamba günü yaptığı açıklamada, İsrail’in saldırıdan önce Suriye’yi üste Türk varlığına izin vermemesi konusunda uyardığını söyledi.

Netanyahu, “Mesajımız son derece açıktı: Bunu yapmayın. Sanırım mesajı tam olarak anlamadılar” ifadelerini kullandı.

Şeybani, İsrail’in söz konusu hava saldırısı için meşru bir gerekçesinin bulunmadığını belirtti.

Suriye’nin İsrail ile gerilimi azaltmaya yönelik müzakerelere hâlâ açık olduğunu kaydeden Şeybani, iki tarafın ABD arabuluculuğunda yaklaşık bir yıl süren görüşmelerde bir güvenlik anlaşmasına varma konusunda önemli ilerleme kaydettiğini, ancak İsrail’in daha sonra taahhütlerinden geri adım attığını ve anlaşmanın uygulanmadığını söyledi.

Şeybani, gelecekte yapılacak herhangi bir anlaşmanın her iki tarafın güvenlik kaygılarını ele alması ve Suriye’nin egemenliğine saygı göstermesi gerektiğini vurguladı. İsrail’in askeri operasyonlarını sürdürmesi halinde bölgede istikrarsızlığın daha da artacağı uyarısında bulundu.

Türkiye, askeri varlığını yalanladı

Öte yandan Türkiye Milli Savunma Bakanlığı, İsrail’in bu haftanın başında “Şam ve Ankara’nın güvenliğine tehdit oluşturduğu” gerekçesiyle vurduğu Suriye’nin kuzeybatısındaki Ebu Zuhur Havaalanı’nda Türk askeri personelinin bulunduğu iddiasını yalanladı.

Bakanlık yetkilisi gazetecilere yaptığı açıklamada, “İsrail’in Suriye’deki bu üsse düzenlediği saldırıdan önce veya saldırı sırasında Ebu Zuhur Havaalanı’nda herhangi bir Türk askeri heyetinin bulunmadığını teyit ediyoruz” dedi.

Milli Savunma Bakanlığı ayrıca İsrail’in Suriye’deki bir hava üssüne düzenlediği hava saldırılarının ve Ankara’yı bölgedeki “tehlikeli maceralar” konusunda uyarmasının ardından, Türkiye’nin Suriye’nin askeri kapasitesini ve askeri altyapısını geliştirme çabalarına destek vermeyi sürdüreceğini bildirdi.

Bakanlığın haftalık basın bilgilendirme toplantısında, İsrail’in hava saldırıları öncesinde veya saldırılar sırasında hedef alınan hava üssünde herhangi bir Türk askeri heyetinin bulunmadığı bir kez daha vurgulandı.

Ankara ayrıca uluslararası topluma, bölgesel barış ve istikrarı tehdit ettiğini belirttiği İsrail’in eylemlerine karşı daha ciddi ve etkili adımlar atması çağrısını yineledi.


Lübnan, Esed'in devrilmesinden sonra ilk olarak bir tuğgenerali Suriye’ye teslim etti

Suriyeli Eski Tümgeneral Adil İsa (Suriye İçişleri Bakanlığı)
Suriyeli Eski Tümgeneral Adil İsa (Suriye İçişleri Bakanlığı)
TT

Lübnan, Esed'in devrilmesinden sonra ilk olarak bir tuğgenerali Suriye’ye teslim etti

Suriyeli Eski Tümgeneral Adil İsa (Suriye İçişleri Bakanlığı)
Suriyeli Eski Tümgeneral Adil İsa (Suriye İçişleri Bakanlığı)

Suriye İçişleri Bakanlığı, Lübnan makamlarının dün Suriye ordusunda görev yapmış üst düzey eski bir subayı, cinayet ve işkence de dahil olmak üzere çeşitli suçlamalarla karşı karşıya olduğu gerekçesiyle Şam'a teslim ettiğini açıkladı. Bu, Beşşar Esed'in 2024'te devrilmesinden sğnra Lübnan'ın Esed döneminde görev yapmış bir askeri yetkiliyi Suriye'ye teslim ettiği ilk işlem oldu.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’ten aktardığı habere göre Suriye ordusunun eski 17. Tümen Komutanı ve daha sonra Deyrizor'daki kara kuvvetleri komutanı olarak görev yapan Tümgeneral Adil İsa, bu ayın başlarında Lübnan makamlarınca gözaltına alınmasının ardından Suriye makamlarına teslim edildi.

Suriye İçişleri Bakanlığı, İsa'nın “kasten öldürme, bir suçun işlenmesini kolaylaştırma, ikiden fazla kişinin kasten öldürülmesi, ölümle sonuçlanan işkence ve iç savaş ile mezhep çatışmalarını körüklemeyi amaçlayan saldırı suçları” nedeniyle hakkında çıkarılan yakalama kararı kapsamında arandığını bildirdi.

Bakanlık, İsa hakkındaki dosyanın şu anda Şam'daki bir sevk hâkiminin önünde bulunduğunu ve sanığın Şam Ağır Ceza Mahkemesi'ne sevk edilip edilmeyeceğine karar verilmesinin beklendiğini açıkladı.

İsa'nın gözaltına alınması ve teslim edilmesi süreci hakkında bilgi sahibi iki kaynak, İsa'nın Lübnan'da gözaltında tutulduğu sırada yöneltilen suçlamaları reddettiğini belirtti.

Bu teslimat, muhaliflerin mevcut Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara liderliğinde Aralık 2024'te Esed'i devirmesinin ardından sınırdan kaçtığı düşünülen onlarca eski Suriyeli güvenlik ve askeri yetkili açısından emsal teşkil edebilir.

67 yaşındaki İsa, bazı evrak işlemlerini tamamlamak üzere Beyrut'taki Suriye Büyükelçiliği'ne gittikten sonra 8 Ağustos'ta gözaltına alındı. Süreç hakkında bilgi sahibi iki kaynak, büyükelçilik yetkililerinin Lübnan Başsavcılığı'na İsa'nın Suriye'de arandığını bildirdiğini ve ardından Lübnanlı soruşturma görevlilerinin İsa'yı gözaltına aldığını ifade etti.

Teslimat, Şam'ın Esed döneminde görev yapan ve hükümetin devrilmesinin ardından Lübnan'a sığınan eski subaylara karşı harekete geçmesi için Beyrut'a aylardır yaptığı baskıların ardından gerçekleşti.

Reuters, ocak ayında Suriye makamlarının Lübnanlı güvenlik yetkililerine, Şam tarafından aranan 200'den fazla eski üst düzey subayın yer aldığı bir liste sunduğunu bildirmişti.

Üst düzey bir Suriyeli güvenlik yetkilisi de aralık ayında Beyrut'a giderek söz konusu kişilerin nerede bulunduğu, hukuki durumları ve yargılanmaları veya Suriye'ye teslim edilmeleri ihtimalini görüşmüştü.