İran: Reformist lider Musevi’den yeni anayasa çağrısı

Mir Hüseyin Musevi, İran’ı içinde bulunduğu krizlerden kurtarmak için yeni anayasa çağrısında bulundu

Venedik’te ‘İranlı kadınların yanında durun’ yazılı bir pankart tutan genç bir adam (Reuters)
Venedik’te ‘İranlı kadınların yanında durun’ yazılı bir pankart tutan genç bir adam (Reuters)
TT

İran: Reformist lider Musevi’den yeni anayasa çağrısı

Venedik’te ‘İranlı kadınların yanında durun’ yazılı bir pankart tutan genç bir adam (Reuters)
Venedik’te ‘İranlı kadınların yanında durun’ yazılı bir pankart tutan genç bir adam (Reuters)

İran’da 1979 Devrimi’nin 44. yıldönümünün kutlanmasına bir hafta kala, 10 yılı aşkın bir süredir ev hapsinde alıkonulan İranlı reformist lider Mir Hüseyin Musevi, İran’ı gittikçe artan krizlerden ‘kurtarmak’ için yeni bir anayasa hazırlanması, referandum yapılması, bağımsız ve adil şekilde seçimlerin düzenlenmesi çağrısında bulundu.
Musevi, ofisinin sözcülüğünü yapan Kelimeh haber sitesi tarafından yayınlanan açıklamasında İran'da son aylarda ve yıllarda yaşanan ‘kanlı’ olayların, 2009 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde desteklediği ‘anayasayı tavizsiz uygulama’ sloganının ‘artık etkili olmadığını’ gösterdiğini söyleyerek, bir önceki sloganından ‘ileriye doğru bir adım’ atılması gerektiğini vurguladı.
Musevi, “rejimin diyalog ve ikna yolunu için en ufak bir adım atmak yerine baskıcı yöntemlerde inat ve ısrar etmesi sebebiyle İran halkının iktidardaki müesses nizamdan ve mevcut siyasi yapıdan duyduğu hayal kırıklığına” işaret etti.
Yetkililer, Şubat 2011'den bu yana Mir Hüseyin Musevi, eşi Zehra Rahneverd ve müttefiki Mehdi Kerrubi’yi mahkemeye çıkartmadan ev hapsinde tutuyor. Ev hapsi kararı, Musevi ve Kerrubi’nin o zamanlar radikal muhafazakarlardan rakipleri Mahmud Ahmedinejad'ın zaferiyle sonuçlanan 2009 cumhurbaşkanlığı seçimlerinin sonuçlarını tanımayı reddetmesinin ve seçim sonuçlarında hile yapılmasını savunmasının akabinde çıkmıştı.
“Esas kriz sorumsuz güçtür”
Açıklamasında yönetimin performansı nedeniyle büyüyen krizlere değinen Musevi “Esas kriz, ülkenin sürdürülemez çelişkili yapısı ve temel sistemidir. Hayatı bize zindan eden ve mazlumların mutluluğuna giden yolu tıkayan işte bu hesap vermeyen sorumsuz güçtür” ifadelerini kullandı.
Musevi yaptığı açıklamada, İranlıların ana hatları ‘Kadın, Yaşam, Özgürlük Hareketi’nden oluşan radikal bir değişime ihtiyaç duyduğundan ve buna hazır olduklarından bahsederken, ülkenin dört bir yanında 160 şehirden fazla şehri kasıp kavuran protestoların sloganına atıfta bulundu. Öfkeli protestolar, Mahsa Amini adlı  genç kızın başörtüsünü düzgün takmadığı gerekçesiyle polis tarafından gözaltına alındığı sırada belirsiz koşullar altında hayatını kaybetmesinin akabinde patlak vermişti.
Musevi, “Kadın, Yaşam, Özgürlük” sloganının ‘parlak bir geleceğin ve baskıdan, yoksulluktan, aşağılanmadan ve ayrımcılıktan arınmış bir geleceğin nüvesini’ oluşturduğunu söyledi. Musevi “Bu üç kelime, canlılık, düşünme, mücadele ve umutların tarihini taşırken, kadınlar en büyük umut kaynağıdır. Mutluluk, kamu yararı ve büyük toplumsal mücadele; bütün bunlar, kadın ve erkekler hep birlikte durmadan elde edilemez” dedi.
Musevi üç öneri sundu. Bunlar; yeni bir anayasa taslağı hazırlamak, ‘bağımsız ve adil’ bir oylamayla referandum yapmak ve nihai olarak yeni anayasayı kabul etmek üzere bir Kurucu Meclis oluşturmak.
İran halkının tüm kesimlerini ‘kamu güvenliğini korumak ve mevcut rejimlerin oluşturulmasını gerektiren her türlü şiddetten kaçınmak için’ temel bir anlaşma oluşturmaya çağıran Musevi “Bu, her uyruktan ve her siyasi ve ideolojik yönelimden insanlar tarafından onaylanmalıdır” dedi. Bu üç önerisinin ‘hukukun üstünlüğüne dayalı ve insan hakları standartları ve halkın iradesi ile örtüşen bir sistemin istikrarı için’ önemini ısrarla vurguladı.
Musevi, “Hukuk, hem insanlardan hem de insanlara mutluluk ve refah getirir. Kendini hukukun üzerinde görenlerin haksız imtiyazlarını ve statülerini korumaya hizmet etmez” dedi.
İslam Cumhuriyeti'nin yerine yeni bir yapı ve düzen getirilmesini öneren Musevi, “Başlı başına yeni bir sistemin getirilmesi, baskıcı gücü sarsacak ve tepki vermeye itecektir. Çünkü gücün kaynağı insandır, silah ve baskı değil” ifadelerini kullanarak ‘beğenseler de beğenmeseler de halkın desteğini almazsa yapının çökeceğini’ vurguladı.
Geçen ağustos ayında Musevi’nin rejim lideri Ali Hamaney’in oğlu Mücteba Hamaney’e atıfta bulunarak, halkı iktidarın babadan oğula geçmemesi gerektiği konusunda uyarması siyasi elitlerde geniş çaplı bir tartışmanın fitilini ateşlemişti.
Musevi’nin son açıklaması İranlı ünlü avukat Şirin Ebadi’nin Reuters Haber Ajansı’na röportaj vermesinden bir gün sonra geldi. Ebadi söz konusu röportajında Amini’nin hayatını kaybetmesinin ‘İran İslam Cumhuriyeti’ndeki rejimin çöküşüne yol açacak, geri dönüşü olmayan devrimci bir süreci’ tetiklediğini söylemişti.
İranlı yetkililer protestolara son 40 yıldır olduğu gibi baskıyla karşılık verdi. Yetkililer ayrıca protestolara katılanlar arasından onlarca kişiye idam cezası verdi ve en az dört kişiyi darağacına gönderdi. İnsan hakları aktivistleri bunu, insanları korkutmak ve onları sokaklardan uzak tutmak için planlanmış bir önlem olarak nitelendiriyor.
Son protestolar İran'ı krize sürükledi. Amini'nin ölümü, İranlılar arasında ekonomik sefaletten tutun, etnik azınlıklara yönelik ayrımcılığa ve yetkililerin katı sosyal ve siyasi kısıtlamalar dayatmasına kadar çeşitli sorunlar nedeniyle yıllarca bastırılmış bir halk öfkesini serbest bıraktı.
Aylarca hayatın her kesiminden bir çok İranlı, müesses nizamın devrilmesi çağrısında bulundu ve rejimin içinde son sözü söyleyen “Rehber” Ali Hamaney aleyhinde sloganlar attı.
Yetkililerin protestolara yönelik baskıları, 2015 yılında imzalanan İran nükleer anlaşmasını yeniden canlandırma müzakerelerinin askıya alındığı bir dönemde diplomatik gerginliğe neden oldu. ABD ve Batılı ülkeler, baskılarda ve insan hakları ihlallerinde payı olmaları nedeniyle İran makamlarına ve başka kuruluşlara yaptırımlar uyguladı.
Öte yandan Hollanda merkezli Gamaan kuruluşu tarafından yapılan bir anket, halkın yüzde 81'inin ülkedeki İslam Cumhuriyeti rejimine son verilmesini istediğini ortaya koydu.
Gamaan Başkanı ve Tilburg Üniversitesi’nden Siyaset Bilimci Prof. Dr. Ammar Maleki, konuya ilişkin yaptığı açıklamada anket sonuçlarının, İranlıların çoğunluğunun mevcut protestolar bağlamında İran muhalefet partilerinden ortak bir komite kurulmasını talep ettiğini gösterdiğini kaydetti. Rejimin devrilmesine destek verenlerin oranı yüzde 20 arttı.
Kuruluş, anketin 21 Aralık ila 31 Aralık tarihleri arasında yapıldığını söyledi. Ankete İran içinden 158 bin kişi ve yurt dışından 42 bin İranlı katıldı. Kuruluş, katılımcıların yalnızca yüzde 15'inin İslam Cumhuriyeti'nin devam etmesini tercih ettiğini bildirdi.
İran'daki katılımcıların yüzde 70’i, Batılı ülkeleri protestolara destek vermeye ve yetkililere baskı yapmaya çağırdı. Yüzde 19’u ise ‘Batı ülkelerinin protestolar gibi iç meselelere karışmasına’ karşı çıktı. Katılımcıların yüzde 70’i Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) terör örgütü ilan edilmesini, İran büyükelçilerinin sınır dışı edilmesini ve göstericilerin bastırılmasına karışan güçlere yaptırım uygulanmasını destekledi.
Yurt dışında yaşayanların yüzde 96'sı, Batı'nın protestolara verdiği desteği ve Tahran üzerindeki baskının artırılmasını destekliyor.
İran’daki katılımcıların yüzde 81'i protestoları desteklerken, yüzde 15'i karşı çıkıyor. Protestoları destekleyenlerin yüzde 67'si protestoların ‘faydalı olacağını’ söylerken, yüzde 14'ü başarısız olacağını düşünüyor. Katılımcıların yüzde 22'si rejim karşıtı yürüyüşlere katıldığını, yüzde 56'sı ileride katılacağını, yüzde 35'i başörtüsü çıkarma ve rejimi kınayan sloganlar da dahil olmak üzere sivil itaatsizliğe destek verdiğini ve yüzde 35’i sivil itaatsizliğe katılmaya açık olduğunu ifade etti. Kuruluş tarafından yayınlanan anket sonuçlarına göre katılımcıların yüzde 44'ü grevlere katıldığını, yüzde 38'i ise katılacağını açıkladı.
Yurt dışındaki İranlıların ise yüzde 99'u protestoları desteklediğini, yüzde 90'ı bunun sonuç vereceğini umduğunu ve yüzde 9'u protestoların başarısız olmasını beklediğini belirtti.
Katılımcılar, mevcut iktidar düzenine alternatif olarak seçecekleri rejimin yapısı hakkında düşüncelerini dile getirdiler. Yurt içinde yüzde 28 ve yurt dışından yüzde 32 oranında katılımcı başkanlık sistemi istediğini söylerken, yurt içinde yüzde 12, yurt dışında ise yüzde 29 oranında katılımcı parlamenter sistemi tercih etti. Yurt dışında yaşayanların yüzde 25'inin desteklediği anayasal monarşiye ise İran içinden yüzde 22'lik bir destek geldi.



Ebyen Valisi Şarku’l Avsat’a konuştu: Husilere karşı ‘sıfır saatine’ hazırız

Ebyen Valisi Dr. Muhtar er-Rabaş, Ebyen cephesinin hem komuta kademesi hem de askerler açısından hazır olduğunu ve sıfır saatini beklediğini vurguladı. (Fotoğraf: Turki el-Ukayli)
Ebyen Valisi Dr. Muhtar er-Rabaş, Ebyen cephesinin hem komuta kademesi hem de askerler açısından hazır olduğunu ve sıfır saatini beklediğini vurguladı. (Fotoğraf: Turki el-Ukayli)
TT

Ebyen Valisi Şarku’l Avsat’a konuştu: Husilere karşı ‘sıfır saatine’ hazırız

Ebyen Valisi Dr. Muhtar er-Rabaş, Ebyen cephesinin hem komuta kademesi hem de askerler açısından hazır olduğunu ve sıfır saatini beklediğini vurguladı. (Fotoğraf: Turki el-Ukayli)
Ebyen Valisi Dr. Muhtar er-Rabaş, Ebyen cephesinin hem komuta kademesi hem de askerler açısından hazır olduğunu ve sıfır saatini beklediğini vurguladı. (Fotoğraf: Turki el-Ukayli)

Ebyen Valisi ve Askeri Cephe Komutanı Tümgeneral Dr. Muhtar er-Rabaş el-Heysemi, kuvvetlerinin Husilere yönelik taarruzu başlatacak ‘sıfır saatine’ hazır olduğunu doğrulayarak, diğer cepheler ve askeri birimlerle koordinasyon halinde yürütülen plan ile operasyonları ve Ebyen ile el-Beyda arasında yaklaşık 76 kilometre boyunca uzanan temas hattının ‘nitelikli’ silahlarla takviye edildiğini açıkladı.

Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada er-Rabaş, “Ebyen cephesi komuta kademesi ve personeliyle hazır durumda olup sıfır saatini beklemektedir” ifadesini kullandı. Birliklerin moralinin ‘her zamankinden daha yüksek’ olduğuna dikkat çeken er-Rabaş, hazırlıkların Suudi Arabistan liderliğindeki Koalisyon Güçleri, Başkanlık Konseyi ve Yemen Savunma Bakanlığı ile koordinasyon içerisinde ‘titiz bir plan’ doğrultusunda yürütüldüğünü belirtti.

Sahadaki son gelişmelerin hükümet güçlerinde ‘yüksek bir savaş ruhu ve moral’ ortaya koyduğunu vurgulayan er-Rabaş, askeri komutanları birleştiren ortak hedefin ‘Sana ve Yemen’i Husi milislerden kurtarmak ile İran projesine son vermek’ olduğunu dile getirdi.

Suudi Arabistan ile yapılan iş birliğini vilayetin yeniden imarı ve ıslahı planlarında önemli bir sütun olarak nitelendiren er-Rabaş, Suudi Arabistan Yemen Kalkınma ve Yeniden Yapılanma Programı ile gerçekleştirilen üç günlük çalıştay sonucunda öncelikli sekiz sektörün belirlendiğini ve 24 hizmet projesinin onaylandığını aktardı.

Husilerle 76 km’lik cephe hattı

Er-Rabaş’a göre Ebyen cepheleri birden fazla hatta yayılırken, Husilerle olan temas hatları el-Beyda vilayeti sınırında yaklaşık 76 kilometre boyunca uzanıyor ve bölgede sık sık çatışmalar yaşanıyor.

Er-Rabaş, bu cepheleri takviye etme planının; teyakkuz seviyesinin artırılmasını, birliklerin bazı nitelikli silahlarla desteklenmesini ve eş zamanlı olarak hükümet güçlerine arka çıkmak amacıyla toplumsal ve kabile düzeyinde bir seferberlik yürütülmesini kapsadığını belirtti.

Husilere barışa yönelmeleri için ‘üst üste fırsatlar verildiğini’ vurgulayan er-Rabaş, örgütün bu fırsatları değerlendirmek yerine ülke içinde gerilimi tırmandırmaya ve uluslararası seyrüsefer güvenliğini tehdit etmeye devam ettiğini, bu durumun da askeri netice alma şansını artırdığını ifade etti.

Husi militanları ve suikast girişimleri

Güvenlik dosyasına ilişkin değerlendirmelerde bulunan er-Rabaş, vilayette Husi hücrelerinin çökertildiğini açıklayarak güvenlik güçlerinin son yıllarda 120 ila 150 arasında Husi unsurunu yakaladığını belirtti.

Son çökertilen Husi hücresinde iki kişinin yakalandığını, dört kişinin ise kaçtığını ifade eden er-Rabaş; gözaltına alınan şahısların bizzat kendisini hedef almak üzere dört el yapımı patlayıcı hazırladıklarını ve Ebyen’deki Vatan Kalkanı Güçleri’nin komutanı Tuğgeneral Ahmed ed-Demani’yi hedef alma girişiminde bulunduklarını itiraf ettiklerini aktardı.

vfgbh
Ebyen Valisi Dr. Muhtar er-Rabaş, Ebyen’de Husiler ile diğer terör örgütleri arasında ‘iş birliği ve koordinasyon’ olduğunu açıkladı. (Valilik ofisi)

Husiler ile terör örgütleri arasında ‘çıkar birliği ve koordinasyon’ bulunduğunu vurgulayan er-Rabaş, yerel yönetim, güvenlik ve askeri makamlardan üst düzey isimlerin hedef alındığını, bu gruplarla yaşanan çatışmalarda bazı güvenlik komutanlarının yaşamını yitirdiğini söyledi.

Ebyen’in, 2011 yılında El-Kaide’nin bazı bölgeleri kontrol altına almasından 2015’te Husilerin girişine ve 2019’da meşru hükümet ile Güney Geçiş Konseyi güçleri arasında yaşanan çatışmalara kadar ağır bedeller ödediğine dikkati çeken er-Rabaş, tüm bu süreçlerin altyapıya, sosyal dokuya ve yerel ekonomiye büyük zararlar verdiğini ifade etti.

Ebyen’deki El-Kaide’nin büyüklüğü

El-Kaide’nin bölgedeki güncel varlığına ilişkin değerlendirmede bulunan er-Rabaş, yetkili güvenlik birimlerinin tahminlerine göre örgüte bağlı ideolojik unsurların ‘son derece azaldığını’ ifade etti. Er-Rabaş, yoksulluk ve cehaletten yararlanan gizli hücreler ile kandırılan bazı gençlerin devşirilmesi nedeniyle tehlikenin varlığını koruduğuna dikkati çekti.

Bazı unsurların diğer vilayetlerden, bazılarının ise ‘bazı ülkelerden deniz yoluyla’ geldiğini belirten er-Rabaş, Ebyen’in 300 kilometreyi aşan sahil şeridinin ciddi bir güvenlik sorunu teşkil ettiğini ve geniş çaplı gözetleme imkanları gerektirdiğini aktardı.

Er-Rabaş, güvenlik ve askeri müdahalenin tek başına yeterli olmadığını vurgulayarak aşırıcılıkla mücadelenin; kabilelerin ve yerel toplumun sürece dahil edilmesinin yanı sıra eğitim, farkındalık, kalkınma ve istihdam yaratmayı kapsayan paralel bir hat üzerinden yürütülmesi gerektiğini kaydetti.

Er-Rabaş, “Vatandaş; okul, kamu hizmeti ve iş imkanıyla devletin varlığını hissettiğinde, yalnızca ölüm ve kan getiren fikirlere kapılma ihtimali azalır” değerlendirmesinde bulundu.

24 Suudi projesi

Kalkınma dosyasına ilişkin değerlendirmelerde bulunan er-Rabaş, Suudi Arabistan ile yürütülen iş birliğini vilayetin yeniden imarı ve ıslahı planlarında temel bir sütun olarak nitelendirdi. Er-Rabaş, Suudi Arabistan Yemen Kalkınma ve Yeniden Yapılanma Programı ile gerçekleştirilen üç günlük çalıştay sonucunda öncelikli sekiz sektörün belirlendiğini ve 24 hizmet projesinin onaylandığını aktardı.

bghn
Ebyen Valisi Dr. Muhtar er-Rabaş, Suudi Arabistan Yemen Kalkınma ve Yeniden Yapılanma Programı’nın Ebyen’de 24 projeyi onayladığını söyledi. (Yerel yönetim)

Projelerin elektrik, su, sağlık, eğitim ve karayolları sektörlerini kapsadığını belirten er-Rabaş, bunların yanı sıra üzerinde çalışılan daha büyük ölçekli stratejik projelerin de bulunduğunu ifade etti.

Ebyen’in büyük umut bağladığı projelerin başında stratejik Vadi Hasan Barajı’nın geldiğini vurgulayan er-Rabaş, barajın, Aden’e su sağlayan kuyuları ve yeraltı su kaynaklarını beslemenin yanı sıra tarım sektörünün yeniden canlandırılmasında da önemli bir rol oynayacağını kaydetti.

Vadi Hasan’ın tarihsel olarak Ebyen’in ‘Yemen’in gıda sepeti’ olarak tanınmasını sağlayan tarımsal konumunun bir parçası olduğunu belirten er-Rabaş, modern tarım teknolojilerine yapılacak yatırımların vilayete bu rolünü geri kazandırabileceğini ve üretim kapasitesini artırabileceğini dile getirdi.

Suudi Arabistan’ın vilayete ve genel olarak Yemen’e; özellikle hastaneler, okullar, elektrik ve karayolları alanında sağladığı desteği öven er-Rabaş, bu projelerin ‘doğrudan insan hayatına dokunduğunu’ vurguladı.

Er-Rabaş, “Kralı, veliaht prensi, hükümeti ve halkıyla kardeş Suudi Arabistan’a her alanda sundukları sayısız destek için teşekkür ve takdirlerimizi sunuyoruz” ifadesini kullanarak, Suudi desteğinin ‘hastaneler ve okullar inşasını, yolların rehabilitasyonunu, elektrik sektörünün desteklenmesini ve Yemen insanının hayatını iyileştirecek her alanı kapsadığını’ kaydetti.

Suudi Arabistan’ın rolü ile Husi örgütünün eylemlerini kıyaslayan er-Rabaş, “Suudi Arabistan’daki kardeşlerimiz hastaneler, okullar ve yollar inşa ederken, Husiler bunları yıkmak için füzelerle geliyor; öldürüyor, yıkıyor ve inşa etmiyor. Saldırıları camileri, okulları ve hastaneleri dahi hedef aldı” dedi. Er-Rabaş değerlendirmesini, “Aramızda kan, din, kabile ve komşuluk bağları bulunan Suudi kardeşimiz; imara ve insanların hayatını iyileştirmeye yardım etmek için geliyor. Basiret sahibi her insanın gördüğü fark işte budur” ifadeleriyle tamamladı.

‘Önce Ebyen’

Er-Rabaş, güvenlik ve kalkınmanın birbirinden ayrılamaz iki süreç olduğunu değerlendirerek yerel yönetimin ‘Önce Ebyen... Korunan saygınlık, inşa edilen kalkınma’ sloganını benimsediğini ifade etti.

Er-Rabaş, güvenliğin tesisi, terör ve suçla mücadele ile cephelerin teyakkuz seviyesinin artırılmasına paralel olarak önceliklerin beş ana sektörde toplandığını belirtti: Elektrik, su, sağlık, eğitim ve karayolları.

Toplumsal bir ortaklık kurmak amacıyla yerel yönetimin; kabileler, din adamları, basın mensupları, gençler, kadınlar, sosyal ve sportif çevrelerle temasları genişlettiğini aktaran er-Rabaş, halkın gösterdiği teveccühün yeni dönemin başarısındaki en önemli unsurlardan biri olduğunu vurguladı.

Er-Rabaş, vilayet halkına ‘kenetlenme ve tek bir yürek halinde çalışma’ çağrısında bulunduğu bir mesajla sözlerini tamamlayarak Ebyen’in istikrarı ile yeniden imarının ‘toplum ve yerel yönetim arasında hakiki bir ortaklık olmadan gerçekleşemeyeceğini’ vurguladı.


Yemen Kabile İşleri Dairesi Başkanı Şarku’l Avsat’a konuştu: Husilere söylüyorum, vaktiniz dolmak üzere

Yemen Kabile İşleri Dairesi Başkanı Şarku’l Avsat’a konuştu: Husilere söylüyorum, vaktiniz dolmak üzere
TT

Yemen Kabile İşleri Dairesi Başkanı Şarku’l Avsat’a konuştu: Husilere söylüyorum, vaktiniz dolmak üzere

Yemen Kabile İşleri Dairesi Başkanı Şarku’l Avsat’a konuştu: Husilere söylüyorum, vaktiniz dolmak üzere

Yemen İçişleri Bakanlığı Kabile İşleri Dairesi Başkanı Şeyh Bekil es-Sufi, Husilere yönelik mesajında, “Saatiniz yaklaşıyor. Yaptıklarınız nedeniyle Yemen’den çıkacaksınız” ifadelerini kullandı.

Es-Sufi, Husilerin kontrolündeki bölgelerde giderek artan öfkenin ekonomi ve yaşam koşullarına yönelik hoşnutsuzluğun ötesine geçtiğini belirterek, kabilelerin ‘sıfır saatini’ beklediği bir harekete geçme anına yaklaşıldığını ve Yemen hükümetinden gelecek bir ‘umut ışığı’ ya da desteğin beklendiğini söyledi.

Şarku’l Avsat Podcast’in Riyad’daki Şarku’l Avsat haber merkezinde gerçekleştirilen yeni bölümünde es-Sufi, Cevf vilayetindeki ‘nekf’ geleneği ve Reyyan’daki kabile toplanma alanları, kabilelerin Husilerle ilişkisi ve kendisinin on yıldan uzun süre önce Husilerin liderleriyle yürüttüğü arabuluculuk deneyimi hakkında konuştu. Es-Sufi ayrıca, çatışmanın geleceğine ilişkin değerlendirmelerde bulunarak, yaklaşan askeri ‘sürprizlere’ işaret etti.

20 Ağustos 2026’da kayda alınan röportajda es-Sufi, nekfi, kabilelerin bir mağduriyet ya da seferberliği gerektiren bir durum ortaya çıktığında ‘matarih’ olarak bilinen alanlarda toplanmasına dayanan bir gelenek olarak açıkladı. Cevf’te yaşananların, Husilerin kabileleri boyun eğdirmeye ve aşağılamaya yönelik girişimleri ile ‘yaptıkları uygulamaların kabilelerde bıraktığı etkinin bir yansıması’ olduğunu vurguladı.

Es-Sufi’ye göre kabile, tarih boyunca ‘devletin ayrılmaz bir parçası’ ve devleti destekleyen ‘omurga’ konumunda oldu. Resmî kurumların bulunmadığı bölgelerde ise kabile gelenekleri ve toplumsal bağlar, güvenlik ve istikrarın korunmasında çeşitli roller üstleniyor.

Aldatıcı sloganlar

Es-Sufi, Husilerin Sana’ya girmelerinin ilk döneminde yoksulluk, hayat pahalılığı ve yolsuzluk gibi sorunlara ilişkin sloganlarla halkın duygularına hitap etmeyi başardığını düşünüyor. Ancak ona göre kabileler, bu sloganların iktidara ulaşmak için kullanılan bir araç olduğunu zamanla fark etti. Es-Sufi, Husileri çeşitli faaliyetlerden vergi ve haraç almakla suçlarken, yaşam koşullarındaki kötüleşmeyi gerekçelendirmek için ‘abluka’ söylemini kullandıklarını belirtti.

Ancak ona göre en önemli değişim, Husilerin kontrolündeki bölgelerin kendi içinde yaşanıyor. Kabilelerin ‘sadece matarihe katılmayı beklemediğini’, Husilere karşı harekete geçmek için daha geniş kapsamlı bir hazırlığın bulunduğunu söyleyen es-Sufi, “İnsanlar sadece sıfır saatini bekliyor” dedi. İsimlerini açıklamadan içerideki bazı kişilerle bizzat iletişim halinde olduğunu belirten es-Sufi, mevcut durumu ‘yanardağın ağzında’ sözleriyle tanımladı.

Es-Sufi, 2011 ve 2012 yıllarında Husiler ile Selefiler arasında Ketaf bölgesinde arabuluculuk komitesinin başkanlığını yaptığı dönemdeki deneyimini de anlattı. Bu süreçte Mehdi el-Meşat ile temas kurduğunu, Ebu Ali el-Hakim, Yusuf el-Feyşi ve Salih es-Sammad ile görüştüğünü belirtti. Es-Sufi, söz konusu deneyimin kendisini o dönemden itibaren Husilerin İran merkezli bir projeyi hayata geçirdiğine inanmaya yönelttiğini söyledi. Güvenlik ve askeri dosyaları yönetmesi nedeniyle Ebu Ali el-Hakim’i örgüt içerisinde tanıdığı en önemli isimlerden biri olarak değerlendirdi.

Müzakerelerin başarısızlığı

Es-Sufi, son yıllarda yürütülen müzakere sürecinin krizi sona erdirme kapasitesini ortaya koyamadığını düşünüyor. Husilerin baskı hissettiklerinde manevra yaptığını belirten es-Sufi, geçmişteki deneyimlerine atıfta bulunarak, grubun zayıf durumda olduğu dönemlerde taviz vermeye daha yatkın olduğunu ifade etti.

Askeri çözümün gecikmesine ilişkin ise es-Sufi, hükümetin iç ve dış yükümlülükleri bulunan bir devlet olarak hareket ettiğini söyledi. Hükümetin, silahlı gruplardan farklı olarak ekonomik ve askeri sonuçların yanı sıra savaş öncesi ve sonrasındaki gelişmeleri de hesaba katmak zorunda olduğunu belirtti.

Bununla birlikte es-Sufi, sözlerini Yemenlilerin yakında duyacağı ‘güçlü hazırlıklar’ ve ‘sürprizler’ bulunduğunu söyleyerek dikkat çekici bir mesajla tamamladı.

Söz konusu sürprizlerin ‘havada mı yoksa karada mı’ gerçekleşeceği sorusuna ise kısa bir yanıt veren es-Sufi, “Hem havada hem karada” dedi.


İdlib kırsalında bu ay ikinci kez silah deposunda patlama

Suriye polisi, (Şarku'l Avsat)
Suriye polisi, (Şarku'l Avsat)
TT

İdlib kırsalında bu ay ikinci kez silah deposunda patlama

Suriye polisi, (Şarku'l Avsat)
Suriye polisi, (Şarku'l Avsat)

Suriye’nin kuzeybatısındaki İdlib’in kuzey kırsalında bugün meydana gelen patlamada, ilk belirlemelere göre 8 kişi yaralandı.

Suriye resmi haber ajansı SANA’nın bildirdiğine göre patlama, Serada kenti yakınlarındaki Burc en-Nemra bölgesinde bulunan bir silah deposunda meydana geldi.

İdlib Acil Durum ve Afet Yönetimi Müdürlüğü Operasyonlar Sorumlusu Velid Aslan, ekiplerin patlamanın hemen ardından olay yerine sevk edildiğini belirterek, ilk bulguların olayın mühimmattan kaynaklandığını gösterdiğini söyledi. Ekiplerin bölgedeki durumu değerlendirdiği, olay yerinin güvenliğini sağladığı ve olası gelişmelere müdahale etmek için gerekli önlemleri aldığı kaydedildi.

İdlib kırsalındaki Binniş beldesinde de bu ayın başında mühimmat yüklü bir aracın patlaması sonucu 5 kişi hayatını kaybetmişti. Benzer olaylar 2024 ve 2025 yıllarında da sıkça yaşanırken, vakaların çoğu İdlib vilayetinde meydana geldi.

Suriye’nin yeni hükümetine bağlı polis aracı, 7 Şubat 2025’te ülkenin orta kesimindeki Palmira’da Saha Camisi yakınındaki bir caddeden geçerken (AFP).
Suriye’nin yeni hükümetine bağlı polis aracı, 7 Şubat 2025’te ülkenin orta kesimindeki Palmira’da Saha Camisi yakınındaki bir caddeden geçerken (AFP).

Kasım 2025’te Kefr Taharim bölgesindeki bir mühimmat deposunda meydana gelen patlamada 5 işçi hayatını kaybetmiş, 9 kişi yaralanmıştı. Ağustos 2025’te İdlib kenti çevresinde meydana gelen mühimmat patlamasında 4 kişi hayatını kaybetmiş, 5 kişi yaralanmıştı. Temmuz 2025’te ise İdlib kırsalındaki Maarat Mısrin’de Türkistan İslam Partisi’ne ait bir mühimmat deposunun patlaması sonucu 12 kişi ölmüş, 120’den fazla kişi yaralanmıştı.

Medya haberlerine göre bu tür patlamaların nedenleri arasında başta mühimmatın uygun olmayan koşullarda depolanması, güvenlik standartlarının yetersizliği ve özellikle sıcaklıkların yükseldiği dönemlerde patlayıcı maddelerin birbirinden ayrılmaması bulunuyor. Silahların taşınması ve sevkiyatında güvenlik kurallarına uyulmaması ile silah tüccarlarına ait depoların yerleşim alanlarının içinde veya yakınında bulunması da risk faktörleri arasında gösteriliyor. Bunun yanı sıra güvenlik kaynaklı nedenler de ihtimaller arasında değerlendiriliyor.