İran: Reformist lider Musevi’den yeni anayasa çağrısı

Mir Hüseyin Musevi, İran’ı içinde bulunduğu krizlerden kurtarmak için yeni anayasa çağrısında bulundu

Venedik’te ‘İranlı kadınların yanında durun’ yazılı bir pankart tutan genç bir adam (Reuters)
Venedik’te ‘İranlı kadınların yanında durun’ yazılı bir pankart tutan genç bir adam (Reuters)
TT

İran: Reformist lider Musevi’den yeni anayasa çağrısı

Venedik’te ‘İranlı kadınların yanında durun’ yazılı bir pankart tutan genç bir adam (Reuters)
Venedik’te ‘İranlı kadınların yanında durun’ yazılı bir pankart tutan genç bir adam (Reuters)

İran’da 1979 Devrimi’nin 44. yıldönümünün kutlanmasına bir hafta kala, 10 yılı aşkın bir süredir ev hapsinde alıkonulan İranlı reformist lider Mir Hüseyin Musevi, İran’ı gittikçe artan krizlerden ‘kurtarmak’ için yeni bir anayasa hazırlanması, referandum yapılması, bağımsız ve adil şekilde seçimlerin düzenlenmesi çağrısında bulundu.
Musevi, ofisinin sözcülüğünü yapan Kelimeh haber sitesi tarafından yayınlanan açıklamasında İran'da son aylarda ve yıllarda yaşanan ‘kanlı’ olayların, 2009 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde desteklediği ‘anayasayı tavizsiz uygulama’ sloganının ‘artık etkili olmadığını’ gösterdiğini söyleyerek, bir önceki sloganından ‘ileriye doğru bir adım’ atılması gerektiğini vurguladı.
Musevi, “rejimin diyalog ve ikna yolunu için en ufak bir adım atmak yerine baskıcı yöntemlerde inat ve ısrar etmesi sebebiyle İran halkının iktidardaki müesses nizamdan ve mevcut siyasi yapıdan duyduğu hayal kırıklığına” işaret etti.
Yetkililer, Şubat 2011'den bu yana Mir Hüseyin Musevi, eşi Zehra Rahneverd ve müttefiki Mehdi Kerrubi’yi mahkemeye çıkartmadan ev hapsinde tutuyor. Ev hapsi kararı, Musevi ve Kerrubi’nin o zamanlar radikal muhafazakarlardan rakipleri Mahmud Ahmedinejad'ın zaferiyle sonuçlanan 2009 cumhurbaşkanlığı seçimlerinin sonuçlarını tanımayı reddetmesinin ve seçim sonuçlarında hile yapılmasını savunmasının akabinde çıkmıştı.
“Esas kriz sorumsuz güçtür”
Açıklamasında yönetimin performansı nedeniyle büyüyen krizlere değinen Musevi “Esas kriz, ülkenin sürdürülemez çelişkili yapısı ve temel sistemidir. Hayatı bize zindan eden ve mazlumların mutluluğuna giden yolu tıkayan işte bu hesap vermeyen sorumsuz güçtür” ifadelerini kullandı.
Musevi yaptığı açıklamada, İranlıların ana hatları ‘Kadın, Yaşam, Özgürlük Hareketi’nden oluşan radikal bir değişime ihtiyaç duyduğundan ve buna hazır olduklarından bahsederken, ülkenin dört bir yanında 160 şehirden fazla şehri kasıp kavuran protestoların sloganına atıfta bulundu. Öfkeli protestolar, Mahsa Amini adlı  genç kızın başörtüsünü düzgün takmadığı gerekçesiyle polis tarafından gözaltına alındığı sırada belirsiz koşullar altında hayatını kaybetmesinin akabinde patlak vermişti.
Musevi, “Kadın, Yaşam, Özgürlük” sloganının ‘parlak bir geleceğin ve baskıdan, yoksulluktan, aşağılanmadan ve ayrımcılıktan arınmış bir geleceğin nüvesini’ oluşturduğunu söyledi. Musevi “Bu üç kelime, canlılık, düşünme, mücadele ve umutların tarihini taşırken, kadınlar en büyük umut kaynağıdır. Mutluluk, kamu yararı ve büyük toplumsal mücadele; bütün bunlar, kadın ve erkekler hep birlikte durmadan elde edilemez” dedi.
Musevi üç öneri sundu. Bunlar; yeni bir anayasa taslağı hazırlamak, ‘bağımsız ve adil’ bir oylamayla referandum yapmak ve nihai olarak yeni anayasayı kabul etmek üzere bir Kurucu Meclis oluşturmak.
İran halkının tüm kesimlerini ‘kamu güvenliğini korumak ve mevcut rejimlerin oluşturulmasını gerektiren her türlü şiddetten kaçınmak için’ temel bir anlaşma oluşturmaya çağıran Musevi “Bu, her uyruktan ve her siyasi ve ideolojik yönelimden insanlar tarafından onaylanmalıdır” dedi. Bu üç önerisinin ‘hukukun üstünlüğüne dayalı ve insan hakları standartları ve halkın iradesi ile örtüşen bir sistemin istikrarı için’ önemini ısrarla vurguladı.
Musevi, “Hukuk, hem insanlardan hem de insanlara mutluluk ve refah getirir. Kendini hukukun üzerinde görenlerin haksız imtiyazlarını ve statülerini korumaya hizmet etmez” dedi.
İslam Cumhuriyeti'nin yerine yeni bir yapı ve düzen getirilmesini öneren Musevi, “Başlı başına yeni bir sistemin getirilmesi, baskıcı gücü sarsacak ve tepki vermeye itecektir. Çünkü gücün kaynağı insandır, silah ve baskı değil” ifadelerini kullanarak ‘beğenseler de beğenmeseler de halkın desteğini almazsa yapının çökeceğini’ vurguladı.
Geçen ağustos ayında Musevi’nin rejim lideri Ali Hamaney’in oğlu Mücteba Hamaney’e atıfta bulunarak, halkı iktidarın babadan oğula geçmemesi gerektiği konusunda uyarması siyasi elitlerde geniş çaplı bir tartışmanın fitilini ateşlemişti.
Musevi’nin son açıklaması İranlı ünlü avukat Şirin Ebadi’nin Reuters Haber Ajansı’na röportaj vermesinden bir gün sonra geldi. Ebadi söz konusu röportajında Amini’nin hayatını kaybetmesinin ‘İran İslam Cumhuriyeti’ndeki rejimin çöküşüne yol açacak, geri dönüşü olmayan devrimci bir süreci’ tetiklediğini söylemişti.
İranlı yetkililer protestolara son 40 yıldır olduğu gibi baskıyla karşılık verdi. Yetkililer ayrıca protestolara katılanlar arasından onlarca kişiye idam cezası verdi ve en az dört kişiyi darağacına gönderdi. İnsan hakları aktivistleri bunu, insanları korkutmak ve onları sokaklardan uzak tutmak için planlanmış bir önlem olarak nitelendiriyor.
Son protestolar İran'ı krize sürükledi. Amini'nin ölümü, İranlılar arasında ekonomik sefaletten tutun, etnik azınlıklara yönelik ayrımcılığa ve yetkililerin katı sosyal ve siyasi kısıtlamalar dayatmasına kadar çeşitli sorunlar nedeniyle yıllarca bastırılmış bir halk öfkesini serbest bıraktı.
Aylarca hayatın her kesiminden bir çok İranlı, müesses nizamın devrilmesi çağrısında bulundu ve rejimin içinde son sözü söyleyen “Rehber” Ali Hamaney aleyhinde sloganlar attı.
Yetkililerin protestolara yönelik baskıları, 2015 yılında imzalanan İran nükleer anlaşmasını yeniden canlandırma müzakerelerinin askıya alındığı bir dönemde diplomatik gerginliğe neden oldu. ABD ve Batılı ülkeler, baskılarda ve insan hakları ihlallerinde payı olmaları nedeniyle İran makamlarına ve başka kuruluşlara yaptırımlar uyguladı.
Öte yandan Hollanda merkezli Gamaan kuruluşu tarafından yapılan bir anket, halkın yüzde 81'inin ülkedeki İslam Cumhuriyeti rejimine son verilmesini istediğini ortaya koydu.
Gamaan Başkanı ve Tilburg Üniversitesi’nden Siyaset Bilimci Prof. Dr. Ammar Maleki, konuya ilişkin yaptığı açıklamada anket sonuçlarının, İranlıların çoğunluğunun mevcut protestolar bağlamında İran muhalefet partilerinden ortak bir komite kurulmasını talep ettiğini gösterdiğini kaydetti. Rejimin devrilmesine destek verenlerin oranı yüzde 20 arttı.
Kuruluş, anketin 21 Aralık ila 31 Aralık tarihleri arasında yapıldığını söyledi. Ankete İran içinden 158 bin kişi ve yurt dışından 42 bin İranlı katıldı. Kuruluş, katılımcıların yalnızca yüzde 15'inin İslam Cumhuriyeti'nin devam etmesini tercih ettiğini bildirdi.
İran'daki katılımcıların yüzde 70’i, Batılı ülkeleri protestolara destek vermeye ve yetkililere baskı yapmaya çağırdı. Yüzde 19’u ise ‘Batı ülkelerinin protestolar gibi iç meselelere karışmasına’ karşı çıktı. Katılımcıların yüzde 70’i Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) terör örgütü ilan edilmesini, İran büyükelçilerinin sınır dışı edilmesini ve göstericilerin bastırılmasına karışan güçlere yaptırım uygulanmasını destekledi.
Yurt dışında yaşayanların yüzde 96'sı, Batı'nın protestolara verdiği desteği ve Tahran üzerindeki baskının artırılmasını destekliyor.
İran’daki katılımcıların yüzde 81'i protestoları desteklerken, yüzde 15'i karşı çıkıyor. Protestoları destekleyenlerin yüzde 67'si protestoların ‘faydalı olacağını’ söylerken, yüzde 14'ü başarısız olacağını düşünüyor. Katılımcıların yüzde 22'si rejim karşıtı yürüyüşlere katıldığını, yüzde 56'sı ileride katılacağını, yüzde 35'i başörtüsü çıkarma ve rejimi kınayan sloganlar da dahil olmak üzere sivil itaatsizliğe destek verdiğini ve yüzde 35’i sivil itaatsizliğe katılmaya açık olduğunu ifade etti. Kuruluş tarafından yayınlanan anket sonuçlarına göre katılımcıların yüzde 44'ü grevlere katıldığını, yüzde 38'i ise katılacağını açıkladı.
Yurt dışındaki İranlıların ise yüzde 99'u protestoları desteklediğini, yüzde 90'ı bunun sonuç vereceğini umduğunu ve yüzde 9'u protestoların başarısız olmasını beklediğini belirtti.
Katılımcılar, mevcut iktidar düzenine alternatif olarak seçecekleri rejimin yapısı hakkında düşüncelerini dile getirdiler. Yurt içinde yüzde 28 ve yurt dışından yüzde 32 oranında katılımcı başkanlık sistemi istediğini söylerken, yurt içinde yüzde 12, yurt dışında ise yüzde 29 oranında katılımcı parlamenter sistemi tercih etti. Yurt dışında yaşayanların yüzde 25'inin desteklediği anayasal monarşiye ise İran içinden yüzde 22'lik bir destek geldi.



Darfur’daki silahlı hareketler tarihi dayanak noktalarını kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya

HDK’nın Darfur bölgesi vilayetleri üzerindeki neredeyse tam hakimiyeti, söz konusu hareketleri kendi coğrafyaları, tarihi dayanakları ve özgün ortamlarının dışında savaşmak zorunda bıraktı (AFP)
HDK’nın Darfur bölgesi vilayetleri üzerindeki neredeyse tam hakimiyeti, söz konusu hareketleri kendi coğrafyaları, tarihi dayanakları ve özgün ortamlarının dışında savaşmak zorunda bıraktı (AFP)
TT

Darfur’daki silahlı hareketler tarihi dayanak noktalarını kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya

HDK’nın Darfur bölgesi vilayetleri üzerindeki neredeyse tam hakimiyeti, söz konusu hareketleri kendi coğrafyaları, tarihi dayanakları ve özgün ortamlarının dışında savaşmak zorunda bıraktı (AFP)
HDK’nın Darfur bölgesi vilayetleri üzerindeki neredeyse tam hakimiyeti, söz konusu hareketleri kendi coğrafyaları, tarihi dayanakları ve özgün ortamlarının dışında savaşmak zorunda bıraktı (AFP)

Cemal Abdulkadir el-Bedevi

Darfur’daki silahlı hareketlerin, Sudan’da barışa yönelik Cuba Anlaşması çerçevesinde orduyla iktidar ortaklığı kurmasına ve ardından ‘Ortak Kuvvetler’ bünyesinde Hızlı Destek Kuvvetleri'ne (HDK) karşı sahada fiilen onun yanında yer almasına karşın, yaşanan gelişmeler ve HDK’nın bölgenin beş vilayeti üzerinde kurduğu fiili hakimiyet, bu hareketleri kendi coğrafyaları, tarihi dayanakları ve özgün ortamlarının dışında savaşmak zorunda bıraktı.

Otorite ve yapılar

HDK liderliğindeki Sudan Kurucu İttifakı (Tesis İttifakı), bölge üzerindeki hakimiyetini pekiştirme yolunda önemli bir adım atarak yürütme ve yasama organlarını tamamladığını, idari ve ekonomik düzeni yeniden tesis ettiğini, bankacılık sistemini işler hale getirdiğini duyurdu. İttifak, Güney Darfur'daki Nyala şehrini başkent ilan etti.

Sudan Kurucu İttifakı paralel hükümeti Başbakanı Muhammed Hasan el-Teayişi, yürütme organındaki boş bakanlık koltuklarını doldurmak amacıyla yedi bakanın yanı sıra çeşitli bakanlıklara müsteşar ve genel müdür atamalarını kararname ile gerçekleştirdi. Atamalar arasında Polis Kuvvetleri Genel Müdürü de yer alıyor.

Stratejik hata

Sudan Sivil ve Demokratik Araştırmalar Merkezi'nin kurucusu ve direktörü Nehar Osman Nehar, yaptığı değerlendirmede, “Darfur’daki hareketlerin çatışan taraflardan (Sudan ordusu ve HDK) birinin safına geçmek yerine yapıcı tarafsızlık ilkesini benimsemesi ve arabuluculuk ile çözüm üretme rolüne soyunması çok daha isabetli olurdu. Oysa hareketler, kendilerinin yaratmadığı ve meyvelerini devşiremeyeceği bir savaşta yakıt olmayı tercih ederek büyük bir stratejik hata yaptı. Ne var ki söz konusu çatışma özünde Sudan ordusu ile başlangıçta onun bir parçası olan HDK kuvvetleri arasındaki kurumsal bir hesaplaşmadır. Darfur hareketlerinin yapması gereken, bu savaşta taraf olmak değil; yapıcı tarafsızlık tutumunu öne çıkararak arabuluculuk ve çözüm üretme işlevini üstlenmekti.

Baskı kozu

Nehar’a göre silahlı hareketlerin yapıları gereği özerkliklerinden gönüllü olarak vazgeçmelerinin pek olası değil. Çünkü bağımsız silahlı yapılar olarak varlıklarını sürdürmek, liderlerinin hükümet taleplerini koparabilmek için elindeki tek baskı aracı. Orduya entegre olmaları, anlaşmaların hayata geçirilmesi için sahip oldukları tüm kaldıraç gücünü ellerinden alır. Bu yüzden Nehar, söz konusu liderlerin, ellerindeki tüm imkânları seferber ederek bu özerkliği korumaya çalışacaklarını öngörüyor. Bu, maaşlarını, rütbelerini ya da gerçek bir ilgi göremeyebilecek savaşçılarının zararına olsa bile. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardı analize göre bu tablo, buradaki çıkarın davanın değil, liderlerin çıkarı olduğuna işaret ediyor.

Belirsiz bir gelecek

Sivil ve Demokratik Araştırmalar Merkezi direktörü sözlerini şöyle sürdürdü:

“Eksik ya da kısmi de olsa barışa yönelik her adımı ilke olarak destekliyorum. Ancak gerçekler farklı bir tablo ortaya koydu. 2020 yılının kasım ayında imzalanan Cuba Anlaşması, 2023 yılının nisan ayında savaşın patlak vermesine dek geçen sürede yerinden edilmiş kişiler ve mülteciler açısından, kalkınma alanında, hatta güvenlik düzenlemeleri ve geçiş dönemi adaleti maddelerinde somut hiçbir şey üretemedi. Fiilen hayata geçen tek şey, hareket liderlerine tanınan egemenlik ve siyasi mevkilerden ibaret kaldı. Anlaşmanın geleceğini son derece muğlak görüyorum; zira sahada uygulanan tek şey, hâlâ hareket liderlerinin elinde bulunan egemenlik pozisyonları oldu.”

‘Tesis’ adlı paralel hükümet, kontrolünü sağlamaya yönelik kararlar aldı (AFP)‘Tesis’ adlı paralel hükümet, kontrolünü sağlamaya yönelik kararlar aldı (AFP)

Nehar, Hızlı Destek Kuvvetleri'nin Darfur üzerindeki hakimiyetini kelimenin tam anlamıyla bir işgal olarak nitelendiriyor: güç yoluyla bölgeye dayatılan yeni bir gerçeklik. Kontrolünde bulunan bölgelerdeki ihlallerin genel hacminin önceki dönemlere kıyasla azaldığını kabul etmekle birlikte, tablonun normalden çok uzak olduğunun altını çiziyor. Bu bölgelerdeki vatandaşlar ifade özgürlüğünden ve serbest dolaşım hakkından yoksun; ticari hayat neredeyse durma noktasına gelmiş, insani yardımlar kısıtlanmış, telefon kullanımı bile denetim ve baskı altında. "Bu ne kurtuluştur ne de yönetimdir; bu salt bir işgaldir" diyor.

Ateşkes kaygıları

Darfur tarihi araştırmacısı Abdurrahim Yahya da benzer bir perspektiften değerlendiriyor. Cuba Anlaşması'nı imzalayanlar başta olmak üzere söz konusu hareketlerin, kuruluşlarından bu yana en tehlikeli evreyle karşı karşıya olduğunu belirten Yahya’ya göre bunun sebebi eski güçlerinin her zaman Darfur'daki toprak denetimine, toplumsal tabana ve bölge halkının haklarını koruma söylemine dayanıyor olması.

Bu hareketlerin insani ateşkese karşı çıkmasını, tüm Darfur'u HDK'nın eline bırakan sahada oluşmuş gerçekliğin kalıcı hale gelmesi kaygısıyla doğrudan ilişkilendiren Yahya’ya göre uzun süreli bir çatışma durmasının mevcut kontrol haritasını dondurabileceğini, bunun da sonradan değiştirilmesi güç kalıcı bir siyasi gerçeğe ya da müzakere zeminine dönüşebileceğini düşünüyorlar.

Kaygılar ve katılaşan tutumlar

Yahya'ya göre Darfur’daki hareketlerin kaderi artık büyük ölçüde bölge üzerindeki kontrolü ne kadar hızlı yeniden ele geçirebileceklerine bağlı. Bunu başarabilirse rollerini ve nüfuzlarını yeniden inşa edebilirler. Ancak HDK'nın bölgedeki hakimiyeti uzun süre yerleşik kalırsa, hareketlerin Darfur içindeki siyasi ve askeri ağırlığının giderek erimesi kaçınılmaz hale gelecek.

Önce kurtuluş

Darfur Bölgesi Valisi Minni Arko Minawi ile Adalet ve Eşitlik Hareketi Başkanı Cibril İbrahim, herhangi bir ateşkes anlaşmasında önceliğin Cidde mutabakatının hayata geçirilmesi, yani HDK milislerinin kentlerden ve sivil yerleşim alanlarından çekilmesi olması gerektiği konusunda hemfikir.

Darfurlu iki lider, HDK’nın kontrolündeki yerleşim bölgelerinden ve sivil alanlardan tam çekilme sağlanmadıkça hiçbir askeri yumuşamanın işe yaramayacağını düşünüyor. Onlara göre sivil yaşamın normale dönmesi ve halkın korunması ancak bu şekilde mümkün olabilir.

Minawi, düşmanlıkların sona erdirilmesine yönelik her türlü süreçte milislerin elindeki bütün tutuklu ve kaçırılmışların koşulsuz serbest bırakılmasını ön şart olarak koyarken, barışın, Darfur'da ve diğer eyaletlerde hakların iadesi ile mülklere ve özgürlüklere yönelik ihlallerin sona erdirilmesiyle başladığını vurguluyor.

İbrahim ise Darfur’un HDK’nın elinden kurtarılmasının en büyük öncelik olduğunu kararlılıkla dile getiriyor. İbrahim, bölgenin tamamı geri alınmadan savaşın durdurulmasının ya da müzakere masasına oturulmasının mümkün olmadığını savunuyor ve sorumluluklarının Darfur'u geri almak için büyük ilerlemeye hazır olmayı gerektirdiğini belirtiyor.

İki tarafı keskin bıçak

Devrim Güçleri Demokratik Sivil İttifakı'nın başkanı ve eski Başbakan Abdullah Hamduk, ateşkesin iki tarafı keskin bıçak gibi olduğu konusunda Minawi ile aynı noktada buluşuyor. Ancak ateşkes için gerekli düzenleme ve koşullar meselesinde görüşleri ayrışıyor. Hamduk, insani ateşkesi net bir siyasi süreçle ilişkilendiriyor ve böyle bir zemin oluşturulmadan atılacak adımın ülkenin fiilen bölünmüşlüğünü pekiştirebileceği ya da en iyi ihtimalle yeni çatışma turlarının başlamasından önce yaşanan geçici bir soluklanmaya dönüşebileceğine karşı uyarıyor.

Acil insani ateşkes çağrısı (AFP)

Acil insani ateşkes çağrısı (AFP)

Bu ateşkesin özgürlük, barış ve adalet şiarlarını taşıyan Aralık Devrimi'nin hedeflerine ulaşmayı ve kalıcı istikrarı gözeten kapsamlı, bağımsız ve güvenilir bir siyasi sürece zemin hazırlaması gerektiğini vurgulayan Hamduk, tüm tarafları acil insani ateşkesi derhal kabul etme çağrısını yinelerken, arayışındaki siyasi sürecin ülkenin parçalanmasına doğru sürüklenmesini önleyebilecek ve köklü, kapsamlı çözümlere ulaşabilecek tek yol olduğunu ısrarla belirtiyor.

Olağanüstü durum

Darfur El-Cedide gazetesi genel yayın yönetmeni Ali Mansur ise HDK milislerinin Darfur'un büyük bölümü ile Kurdufan'ın bir kısmı üzerindeki hakimiyetini, savaş koşullarının ve askeri tablonun karmaşıklığının dayattığı olağanüstü bir durum olarak değerlendiriyor; kalıcı ya da uzun vadede sürdürülebilir bir gerçeklik olarak görmüyor. Milislerin istikrarlı bir yönetim modeli ortaya koyamaması, ordunun ve müttefik kuvvetlerin çeşitli cephelerdeki süregelen ilerleyişi, milislerin içinden geçtiği yıpranma ve saflarındaki ayrılıklar, bu güçlerin bölgede askeri veya coğrafi bölünmeye dayalı kalıcı bir statüko tesis etmesini giderek daha güç hale getiriyor.

Bu yüzden Mansur, hareketlerin geçmiş yıllarda sergilediği büyük başarısızlıklara karşın, hatalarını gözden geçirme ve rotalarını düzeltme fırsatını hâlâ ellerinde bulundurduğunu düşünüyor. Bunun için Sudanlı siyasi çalışmanın geleceğinin silah gücüne, bölgeci söyleme ya da mağduriyet siyasetine değil, halkın güvenlik, istikrar, adalet ve kalkınma özlemlerine dokunan bir ulusal proje sunabilme kapasitesine dayandığının farkına varılması gerekiyor.

Kaçırılan fırsatlar

Darfur’daki hareketlerin barış anlaşmalarının ardından tarihsel bir dönüşüm fırsatını heba ettiğini düşünen Mansur’a göre bu hareketler, bölgesel ya da askeri nitelikli talep odaklı yapılar olmaktan çıkıp, bağımsızlıktan bu yana Sudan'ı çatışmalar, bölünmeler ve zayıf ulusal vizyon batağında tutan geleneksel partilerle rekabet edebilecek ulusal siyasi partilere dönüşebilirdi.

Mansur, söz konusu hareketlerin büyük çoğunluğunun isyan zihniyetinden devlet zihniyetine, savaş söyleminden siyaset söylemine geçişi başaramadığına dikkat çekiyor. Farklı bölgelerden, kabilelerden ve aidiyetlerden Sudanlıları kucaklayabilecek bütünlüklü bir ulusal program ortaya koyamadılar. Bir kısmı ise mevcut aşamanın devlet inşasını, yeniden yapılanmayı ve istikrarı merkeze alan kapsayıcı bir ulusal söylem gerektirmesine karşın, siyasi seferberliğin aracı olarak mağduriyet ve dışlanmışlık söyleminin esiri olmaktan kurtulamadı.

Geçtiğimiz yıl 26 Ekim'de Kuzey Darfur vilayetinin ve bölgenin yönetim şehri El-Faşir’in yaklaşık 18 aylık kuşatmanın ardından tamamen HDK kontrolüne geçmesiyle birlikte, bu güçler Darfur'un; Kuzey, Doğu, Orta, Batı ve Güney Darfur olmak üzere beş vilayet merkezi üzerindeki hakimiyetini tamamladı. El-Faşir, Sudan ordusunun bölgedeki son kalesi olma özelliğini de böylece yitirdi.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir.


Mukteda el-Sadr, askeri kanadı olan Seraya es-Selam’ın Irak hükümet kurumlarına entegre edildiğini duyurdu

Sadr Hareketi'nin lideri Mukteda el-Sadr (Hareket Medyası)
Sadr Hareketi'nin lideri Mukteda el-Sadr (Hareket Medyası)
TT

Mukteda el-Sadr, askeri kanadı olan Seraya es-Selam’ın Irak hükümet kurumlarına entegre edildiğini duyurdu

Sadr Hareketi'nin lideri Mukteda el-Sadr (Hareket Medyası)
Sadr Hareketi'nin lideri Mukteda el-Sadr (Hareket Medyası)

Irak’taki Şii hareketin lideri Mukteda es-Sadr, bugün yaptığı açıklamada “Seraya es-Selam”ın Irak devlet kurumlarına entegre edileceğini duyurdu.

Şarku’l Avsat’ın Irak Haber Ajansı’ndan aktardığına göre Sadr açıklamasında, “Vatanın genel çıkarları ve ülkeyi çevreleyen tehlikelerden kaçınmak adına, ‘Seraya es-Selam’ın Şii Ulusal Akımı’yla bağının tamamen sona erdiğini; tamamen devlete bağlanarak askeri oluşumlardan sorumlu genel otoritenin denetimine gireceğini ilan etmek zorundayız. Seraya’ya bağlı sivil yapılar ise herhangi bir karargâh, silah, üniforma, unvan ya da benzeri unsurlar olmaksızın ‘el-Bünyan el-Mersus’ yapısına dönüştürülecektir” ifadelerini kullandı.

Sadr ayrıca, “Son olarak, ‘Seraya es-Selam’ bünyesindeki askeri oluşumlara, gerçekleştirdikleri tüm ‘büyük ve küçük cihatlar’ için teşekkür etmekten başka bir şey söyleyemem. Dini, ideolojik ve toplumsal anlayışımıza bütünüyle uyum sağlayamayan herkesi de Allah affetsin” dedi.

Öte yandan Irak Başbakanı ve Silahlı Kuvvetler Başkomutanı Ali Falih ez-Zeydi, Sadr’ın açıkladığı kararı memnuniyetle karşıladı.

Zeydi, yaptığı basın açıklamasında söz konusu adımın, “iç istikrarın güçlendirilmesi, silahın yalnızca devletin elinde toplanması ilkesinin pekiştirilmesi ve güvenlik güçlerinin anayasal görevlerini yerine getirmesine destek sağlanması açısından önemli bir süreç” olduğunu belirtti.

Başbakan ayrıca bütün silahlı gruplara da benzer bir yol izleme ve devletin resmî kurumları çatısı altında faaliyet gösterme çağrısında bulundu. Bunun Irak’ın korunması, egemenliğinin muhafaza edilmesi ve güvenlik ile istikrarın güçlendirilmesi açısından gerekli olduğunu vurgulayan Zeydi, silah taşıma ve yasaları uygulama yetkisinin yalnızca devlete ait olduğunu ifade etti.

Zeydi, mevcut dönemin ortak çaba, ulusal çıkarların öncelenmesi ve vatandaşların anayasal kurumlara olan güveninin güçlendirilmesini gerektirdiğini; bunun da hukukun üstünlüğüne dayalı güçlü bir devlet çerçevesinde mümkün olacağını söyledi.


İngiliz büyükelçisi Irak'taki grupları "mafya" olarak nitelendirdi

 İngiltere'nin Bağdat Büyükelçisi İrfan Sıddık (X)
İngiltere'nin Bağdat Büyükelçisi İrfan Sıddık (X)
TT

İngiliz büyükelçisi Irak'taki grupları "mafya" olarak nitelendirdi

 İngiltere'nin Bağdat Büyükelçisi İrfan Sıddık (X)
İngiltere'nin Bağdat Büyükelçisi İrfan Sıddık (X)

İngiltere’nin Irak Büyükelçisi İrfan Sıddık, dikkat çeken açıklamalarında silahlı grupların yöntemlerini “mafya usulleri” olarak nitelendirdi.

Şarku’l Avsat’ın basından aktardığına göre Sıddık, ülkesinin, yalnızca hükümet kontrolü altında olması şartıyla Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) ile çalışmaya karşı olmadığını belirtti. Londra’nın “kontrolsüz silah sorunuyla mücadelede”, Kuzey İrlanda deneyiminden yararlanarak Irak’a destek vermeye hazır olduğunu ifade etti.

Sıddık, “Savaş kararı yalnızca meşru devlet kurumlarının yetkisindedir. Bu tür meselelerle seçilmiş hükümet ilgilenir, başka hiç kimse değil” dedi.

İran’ın Irak’taki etkisini de eleştiren İngiliz diplomat, Tahran’ın müdahalelerini “geniş çaplı ve gayrimeşru” olarak tanımladı. Başbakan Ali al-Zeydi liderliğindeki yeni hükümete devlet otoritesini güçlendirme çağrısında bulunan Sıddık, “İranlılar Irak’ın egemenliğine saygı göstermiyor. Yeni hükümetin bu sorunu çözmesini umuyoruz” ifadelerini kullandı.

İngiltere-İran ilişkilerine de değinen Sıddık, savaş sürecinde Bağdat’taki İran Büyükelçisi ile diplomatik temaslarının azaldığını söyledi. İranlı büyükelçinin, ikili görüşme önerisi gündeme geldiğinde çekimser davrandığını da ifade etti.