İran: Reformist lider Musevi’den yeni anayasa çağrısı

Mir Hüseyin Musevi, İran’ı içinde bulunduğu krizlerden kurtarmak için yeni anayasa çağrısında bulundu

Venedik’te ‘İranlı kadınların yanında durun’ yazılı bir pankart tutan genç bir adam (Reuters)
Venedik’te ‘İranlı kadınların yanında durun’ yazılı bir pankart tutan genç bir adam (Reuters)
TT

İran: Reformist lider Musevi’den yeni anayasa çağrısı

Venedik’te ‘İranlı kadınların yanında durun’ yazılı bir pankart tutan genç bir adam (Reuters)
Venedik’te ‘İranlı kadınların yanında durun’ yazılı bir pankart tutan genç bir adam (Reuters)

İran’da 1979 Devrimi’nin 44. yıldönümünün kutlanmasına bir hafta kala, 10 yılı aşkın bir süredir ev hapsinde alıkonulan İranlı reformist lider Mir Hüseyin Musevi, İran’ı gittikçe artan krizlerden ‘kurtarmak’ için yeni bir anayasa hazırlanması, referandum yapılması, bağımsız ve adil şekilde seçimlerin düzenlenmesi çağrısında bulundu.
Musevi, ofisinin sözcülüğünü yapan Kelimeh haber sitesi tarafından yayınlanan açıklamasında İran'da son aylarda ve yıllarda yaşanan ‘kanlı’ olayların, 2009 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde desteklediği ‘anayasayı tavizsiz uygulama’ sloganının ‘artık etkili olmadığını’ gösterdiğini söyleyerek, bir önceki sloganından ‘ileriye doğru bir adım’ atılması gerektiğini vurguladı.
Musevi, “rejimin diyalog ve ikna yolunu için en ufak bir adım atmak yerine baskıcı yöntemlerde inat ve ısrar etmesi sebebiyle İran halkının iktidardaki müesses nizamdan ve mevcut siyasi yapıdan duyduğu hayal kırıklığına” işaret etti.
Yetkililer, Şubat 2011'den bu yana Mir Hüseyin Musevi, eşi Zehra Rahneverd ve müttefiki Mehdi Kerrubi’yi mahkemeye çıkartmadan ev hapsinde tutuyor. Ev hapsi kararı, Musevi ve Kerrubi’nin o zamanlar radikal muhafazakarlardan rakipleri Mahmud Ahmedinejad'ın zaferiyle sonuçlanan 2009 cumhurbaşkanlığı seçimlerinin sonuçlarını tanımayı reddetmesinin ve seçim sonuçlarında hile yapılmasını savunmasının akabinde çıkmıştı.
“Esas kriz sorumsuz güçtür”
Açıklamasında yönetimin performansı nedeniyle büyüyen krizlere değinen Musevi “Esas kriz, ülkenin sürdürülemez çelişkili yapısı ve temel sistemidir. Hayatı bize zindan eden ve mazlumların mutluluğuna giden yolu tıkayan işte bu hesap vermeyen sorumsuz güçtür” ifadelerini kullandı.
Musevi yaptığı açıklamada, İranlıların ana hatları ‘Kadın, Yaşam, Özgürlük Hareketi’nden oluşan radikal bir değişime ihtiyaç duyduğundan ve buna hazır olduklarından bahsederken, ülkenin dört bir yanında 160 şehirden fazla şehri kasıp kavuran protestoların sloganına atıfta bulundu. Öfkeli protestolar, Mahsa Amini adlı  genç kızın başörtüsünü düzgün takmadığı gerekçesiyle polis tarafından gözaltına alındığı sırada belirsiz koşullar altında hayatını kaybetmesinin akabinde patlak vermişti.
Musevi, “Kadın, Yaşam, Özgürlük” sloganının ‘parlak bir geleceğin ve baskıdan, yoksulluktan, aşağılanmadan ve ayrımcılıktan arınmış bir geleceğin nüvesini’ oluşturduğunu söyledi. Musevi “Bu üç kelime, canlılık, düşünme, mücadele ve umutların tarihini taşırken, kadınlar en büyük umut kaynağıdır. Mutluluk, kamu yararı ve büyük toplumsal mücadele; bütün bunlar, kadın ve erkekler hep birlikte durmadan elde edilemez” dedi.
Musevi üç öneri sundu. Bunlar; yeni bir anayasa taslağı hazırlamak, ‘bağımsız ve adil’ bir oylamayla referandum yapmak ve nihai olarak yeni anayasayı kabul etmek üzere bir Kurucu Meclis oluşturmak.
İran halkının tüm kesimlerini ‘kamu güvenliğini korumak ve mevcut rejimlerin oluşturulmasını gerektiren her türlü şiddetten kaçınmak için’ temel bir anlaşma oluşturmaya çağıran Musevi “Bu, her uyruktan ve her siyasi ve ideolojik yönelimden insanlar tarafından onaylanmalıdır” dedi. Bu üç önerisinin ‘hukukun üstünlüğüne dayalı ve insan hakları standartları ve halkın iradesi ile örtüşen bir sistemin istikrarı için’ önemini ısrarla vurguladı.
Musevi, “Hukuk, hem insanlardan hem de insanlara mutluluk ve refah getirir. Kendini hukukun üzerinde görenlerin haksız imtiyazlarını ve statülerini korumaya hizmet etmez” dedi.
İslam Cumhuriyeti'nin yerine yeni bir yapı ve düzen getirilmesini öneren Musevi, “Başlı başına yeni bir sistemin getirilmesi, baskıcı gücü sarsacak ve tepki vermeye itecektir. Çünkü gücün kaynağı insandır, silah ve baskı değil” ifadelerini kullanarak ‘beğenseler de beğenmeseler de halkın desteğini almazsa yapının çökeceğini’ vurguladı.
Geçen ağustos ayında Musevi’nin rejim lideri Ali Hamaney’in oğlu Mücteba Hamaney’e atıfta bulunarak, halkı iktidarın babadan oğula geçmemesi gerektiği konusunda uyarması siyasi elitlerde geniş çaplı bir tartışmanın fitilini ateşlemişti.
Musevi’nin son açıklaması İranlı ünlü avukat Şirin Ebadi’nin Reuters Haber Ajansı’na röportaj vermesinden bir gün sonra geldi. Ebadi söz konusu röportajında Amini’nin hayatını kaybetmesinin ‘İran İslam Cumhuriyeti’ndeki rejimin çöküşüne yol açacak, geri dönüşü olmayan devrimci bir süreci’ tetiklediğini söylemişti.
İranlı yetkililer protestolara son 40 yıldır olduğu gibi baskıyla karşılık verdi. Yetkililer ayrıca protestolara katılanlar arasından onlarca kişiye idam cezası verdi ve en az dört kişiyi darağacına gönderdi. İnsan hakları aktivistleri bunu, insanları korkutmak ve onları sokaklardan uzak tutmak için planlanmış bir önlem olarak nitelendiriyor.
Son protestolar İran'ı krize sürükledi. Amini'nin ölümü, İranlılar arasında ekonomik sefaletten tutun, etnik azınlıklara yönelik ayrımcılığa ve yetkililerin katı sosyal ve siyasi kısıtlamalar dayatmasına kadar çeşitli sorunlar nedeniyle yıllarca bastırılmış bir halk öfkesini serbest bıraktı.
Aylarca hayatın her kesiminden bir çok İranlı, müesses nizamın devrilmesi çağrısında bulundu ve rejimin içinde son sözü söyleyen “Rehber” Ali Hamaney aleyhinde sloganlar attı.
Yetkililerin protestolara yönelik baskıları, 2015 yılında imzalanan İran nükleer anlaşmasını yeniden canlandırma müzakerelerinin askıya alındığı bir dönemde diplomatik gerginliğe neden oldu. ABD ve Batılı ülkeler, baskılarda ve insan hakları ihlallerinde payı olmaları nedeniyle İran makamlarına ve başka kuruluşlara yaptırımlar uyguladı.
Öte yandan Hollanda merkezli Gamaan kuruluşu tarafından yapılan bir anket, halkın yüzde 81'inin ülkedeki İslam Cumhuriyeti rejimine son verilmesini istediğini ortaya koydu.
Gamaan Başkanı ve Tilburg Üniversitesi’nden Siyaset Bilimci Prof. Dr. Ammar Maleki, konuya ilişkin yaptığı açıklamada anket sonuçlarının, İranlıların çoğunluğunun mevcut protestolar bağlamında İran muhalefet partilerinden ortak bir komite kurulmasını talep ettiğini gösterdiğini kaydetti. Rejimin devrilmesine destek verenlerin oranı yüzde 20 arttı.
Kuruluş, anketin 21 Aralık ila 31 Aralık tarihleri arasında yapıldığını söyledi. Ankete İran içinden 158 bin kişi ve yurt dışından 42 bin İranlı katıldı. Kuruluş, katılımcıların yalnızca yüzde 15'inin İslam Cumhuriyeti'nin devam etmesini tercih ettiğini bildirdi.
İran'daki katılımcıların yüzde 70’i, Batılı ülkeleri protestolara destek vermeye ve yetkililere baskı yapmaya çağırdı. Yüzde 19’u ise ‘Batı ülkelerinin protestolar gibi iç meselelere karışmasına’ karşı çıktı. Katılımcıların yüzde 70’i Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) terör örgütü ilan edilmesini, İran büyükelçilerinin sınır dışı edilmesini ve göstericilerin bastırılmasına karışan güçlere yaptırım uygulanmasını destekledi.
Yurt dışında yaşayanların yüzde 96'sı, Batı'nın protestolara verdiği desteği ve Tahran üzerindeki baskının artırılmasını destekliyor.
İran’daki katılımcıların yüzde 81'i protestoları desteklerken, yüzde 15'i karşı çıkıyor. Protestoları destekleyenlerin yüzde 67'si protestoların ‘faydalı olacağını’ söylerken, yüzde 14'ü başarısız olacağını düşünüyor. Katılımcıların yüzde 22'si rejim karşıtı yürüyüşlere katıldığını, yüzde 56'sı ileride katılacağını, yüzde 35'i başörtüsü çıkarma ve rejimi kınayan sloganlar da dahil olmak üzere sivil itaatsizliğe destek verdiğini ve yüzde 35’i sivil itaatsizliğe katılmaya açık olduğunu ifade etti. Kuruluş tarafından yayınlanan anket sonuçlarına göre katılımcıların yüzde 44'ü grevlere katıldığını, yüzde 38'i ise katılacağını açıkladı.
Yurt dışındaki İranlıların ise yüzde 99'u protestoları desteklediğini, yüzde 90'ı bunun sonuç vereceğini umduğunu ve yüzde 9'u protestoların başarısız olmasını beklediğini belirtti.
Katılımcılar, mevcut iktidar düzenine alternatif olarak seçecekleri rejimin yapısı hakkında düşüncelerini dile getirdiler. Yurt içinde yüzde 28 ve yurt dışından yüzde 32 oranında katılımcı başkanlık sistemi istediğini söylerken, yurt içinde yüzde 12, yurt dışında ise yüzde 29 oranında katılımcı parlamenter sistemi tercih etti. Yurt dışında yaşayanların yüzde 25'inin desteklediği anayasal monarşiye ise İran içinden yüzde 22'lik bir destek geldi.



Saddam Hafter’in Libya’nın güneyindeki askeri üs hamlesi ve arkasındaki boyutlar

Ulusal Ordu" Komutan Yardımcısı Saddam Hafter, güneydeki el-Vav Askeri Üssü'nde incelemelerde bulunuyor (Ulusal Ordu)
Ulusal Ordu" Komutan Yardımcısı Saddam Hafter, güneydeki el-Vav Askeri Üssü'nde incelemelerde bulunuyor (Ulusal Ordu)
TT

Saddam Hafter’in Libya’nın güneyindeki askeri üs hamlesi ve arkasındaki boyutlar

Ulusal Ordu" Komutan Yardımcısı Saddam Hafter, güneydeki el-Vav Askeri Üssü'nde incelemelerde bulunuyor (Ulusal Ordu)
Ulusal Ordu" Komutan Yardımcısı Saddam Hafter, güneydeki el-Vav Askeri Üssü'nde incelemelerde bulunuyor (Ulusal Ordu)

Libya Ulusal Ordusu Genel Komutan Yardımcısı Korgeneral Saddam Hafter’in ülkenin güneybatısındaki Vav Askerî Üssü’ne gerçekleştirdiği ziyaret, güneydeki Fizan bölgesinin sınır güvenliği alanında karşı karşıya olduğu sorunları yeniden gündeme taşıdı.

Geçen şubat ayından bu yana askerî noktalara yönelik saldırıların tekrarlanması, güvenlik endişelerini artırıyor. Söz konusu saldırıların, Muhammed Verdagu’nun liderlik ettiği silahlı grup tarafından gerçekleştirildiği belirtiliyor. Grubun faaliyetlerinde gerileme yaşanmasına rağmen, yerel basında yer alan son haberlerde Batı Libya’daki ittifaklar aracılığıyla nüfuzunu yeniden tesis etmeye çalıştığı öne sürülüyor.

Saddam Hafter, pazartesi günü gerçekleştirdiği ziyaretin amacını vurgulayarak bunun sınır güvenliğini sağlama ve Libya’nın egemenliğini koruma çalışmalarını yerinde takip etmeye yönelik saha ziyaretleri kapsamında yapıldığını belirtti. Üste görev yapan subay ve askerlerle bir araya gelen Hafter, personelin bölgenin güvenliğini sağlama ve sınır aşan suç örgütleriyle mücadele kapsamında üstlendiği görevler hakkında bilgi aldı.

Hafter, ziyaretin ardından yaptığı açıklamalarda, kaçakçılık ve organize suçlarla mücadelenin sürdürülmesinin önemine de dikkat çekti. Genel Komutanlığın güney bölgesine yönelik vizyonunun yalnızca sınırların korunmasıyla sınırlı olmadığını belirten Hafter, güvenliğin pekiştirilmesi, kalkınmanın desteklenmesi ve ekonomik faaliyetlerin canlandırılmasının da bu yaklaşımın devamı olduğunu ifade etti.

Verdagu’nun Batı Libya’daki temasları gündemde

Genel Komutanlığa yakınlığıyla bilinen askerî araştırmacı Muhammed Terhuni, Muhammed Verdagu ve liderliğini yaptığı, “Güneyi Kurtarma Harekât Odası” olarak bilinen yapının Batı Libya’daki silahlı gruplarla gerçekleştirdiği toplantı ve temaslara ilişkin haberlere dikkat çekti.

Terhuni, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, ismini vermediği bazı tarafların güneydeki dengeleri yeniden değiştirmeye çalıştığını savundu. Terhuni, bu girişimlerin Libya’daki siyasi sürecin ilerletilmesi ve bölünmüşlüğün sona erdirilmesi amacıyla uluslararası düzeyde yakınlaşma işaretlerinin görüldüğü bir eş zamanlı olduğunu belirtti.

Yerel basında daha önce de Verdagu ile Batı Libya’daki Ulusal Birlik Hükümeti arasında bağlantılar bulunduğuna ilişkin haberler yayımlanmıştı. Ancak hükümetten üst düzey bir yetkili, daha önce Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada bu yöndeki iddiaları reddetmişti. İki taraf arasındaki ilişkilerin niteliğini kesinleştirecek bağımsız kanıtlar ise ortaya konmuş değil.

Vav Üssü stratejik konumuyla öne çıkıyor

Libya’nın güneybatısında, Nijer ve Çad sınırlarına yakın çöl bölgesinde bulunan Vav Askerî Üssü, kontrol edilmesi güç geniş bir güvenlik sahasının parçası olması nedeniyle önem taşıyor. Sınır aşan hareketlilik, kaçakçılık faaliyetleri ve silahlı grupların varlığı, bölgedeki güvenlik sorunlarını daha da karmaşık hâle getiriyor.

Geçen şubat ayından itibaren orduya bağlı üs ve stratejik noktalara yönelik saldırılar tekrarlandı. Bu saldırıların bir kısmı, Verdagu’nun liderliğindeki grupla ilişkilendirildi. Nijer sınırındaki Tüm Sınır Kapısı’na düzenlenen saldırı, grubun faaliyetleriyle bağlantılı öne çıkan operasyonlardan biri olarak kayda geçti. Bazı Libya aşiretleri ve belediyeler de daha önce söz konusu gruba atfedilen saldırıları kınamıştı.

Saddam Hafter’in Vav Üssü ziyareti sırasında sınır güvenliği konusu ön plana çıktı. Hafter, bir Türk şirketi ile yürütülmesi kararlaştırılan proje kapsamında sınırların korunması, yönetilmesi ve gözetlenmesine yönelik sistemin geliştirilmesi çalışmalarının sürdürüleceğini belirtti.

Geçen temmuz ayında Libya’nın güney sınırlarında yaşanan istikrarsızlık ve silah ile uyuşturucu kaçakçılığındaki artış, Mareşal Halife Hafter liderliğindeki Libya Ulusal Ordusu Genel Komutanlığını, geniş bir alana yayılan sınır hattında kontrolü güçlendirmek amacıyla Türk şirketiyle iş birliğini genişletmeye yöneltmişti.

Güneydeki Harawa Belediyesi ileri gelenleri, Korgeneral Saddam Hafter'i karşılıyor (Genel Komutanlık)
Güneydeki Harawa Belediyesi ileri gelenleri, Korgeneral Saddam Hafter'i karşılıyor (Genel Komutanlık)

Güvenlik ve kalkınma birlikte ele alınıyor

Saddam Hafter’in açıklamaları yalnızca askerî konularla sınırlı kalmadı. Hafter, altyapı yatırımlarına ilişkin projelere de değindi. Bu kapsamda Sirte-Sukna-Sebha uluslararası kara yolu, Sirte Serbest Bölgesi, güneyde bulunan şehirler arasındaki yolların bakımı ve yıllardır âtıl durumda olan tarım projelerinin yeniden canlandırılması öne çıktı.

Hafter, söz konusu projelerin ülkenin kuzeyi ile güneyi arasındaki bağlantıyı güçlendirmeyi, ayrıca Afrika’daki komşu ülkelerle ticaret ve yatırım imkanlarını geliştirmeyi amaçladığını söyledi.

Fizan bölgesindeki toplumsal kesimlere de övgüde bulunan Hafter, bu kesimlerin güneyin güvenliğini tehlikeye atmaya yönelik girişimleri reddettiğini ifade etti. Bölge halkına desteğin sürdürüleceğini kaydeden Hafter, hizmetlerin iyileştirilmesi ve yaşam koşullarının geliştirilmesi yönündeki çalışmaların devam edeceğini belirtti.

Güvenlik ile kalkınmanın birlikte ele alınması, güney Libya’da istikrarın yalnızca askerî birliklerin konuşlandırılmasıyla değil, altyapının iyileştirilmesi ve ekonomik fırsatların artırılmasıyla da sağlanabileceği yaklaşımını yansıtıyor.

Hafter Hırava’da aşiret temsilcileriyle görüştü

Genel Komutanlık, dün Saddam Hafter’in Hırava Belediyesine gerçekleştirdiği ziyaretin ayrıntılarını da paylaştı. Hafter, bölgede Süleyman, Cemaat ve Amamra aşiretlerinin şeyhleri ve ileri gelenleri tarafından karşılandı.

Genel Komutanlığın açıklamasına göre aşiret temsilcileri, Genel Komutan Yardımcısı’nın ziyaretinden duydukları memnuniyeti dile getirerek, Silahlı Kuvvetler Genel Komutanlığının güvenlik ve istikrarın korunmasındaki rolünü takdir etti. Temsilciler ayrıca ülkenin korunması, egemenliğinin savunulması ve birliğinin sürdürülmesine yönelik çabalara desteklerini bildirdi.

Saddam Hafter ise Süleyman, Cemaat ve Amamra aşiretlerinin “millî rolüne” övgüde bulundu. Aşiretlerin tarih boyunca sergilediği tutumları takdir eden Hafter, “Kerame Muharebesi” sırasında silahlı kuvvetlere verdikleri desteğe, toplumsal bütünlüğün korunmasına ve ulusal uzlaşı çabalarına katkılarına dikkat çekti.


Bağdat’tan “silahların devletin kontrolünde toplanmasına” karşı çıkanlara uyarı

Haziran 2026’nın başlarında Samarra’da Irak devletine entegrasyon sürecinin başlangıç törenine katılan Seraya es-Selam mensupları. (AP)
Haziran 2026’nın başlarında Samarra’da Irak devletine entegrasyon sürecinin başlangıç törenine katılan Seraya es-Selam mensupları. (AP)
TT

Bağdat’tan “silahların devletin kontrolünde toplanmasına” karşı çıkanlara uyarı

Haziran 2026’nın başlarında Samarra’da Irak devletine entegrasyon sürecinin başlangıç törenine katılan Seraya es-Selam mensupları. (AP)
Haziran 2026’nın başlarında Samarra’da Irak devletine entegrasyon sürecinin başlangıç törenine katılan Seraya es-Selam mensupları. (AP)

Irak’ta yürütme ve yasama organları, dün “silahların devletin kontrolünde toplanması” projesine karşı çıkanlara yönelik yaptırım uygulanabileceği uyarısında bulundu. İktidardaki Koordinasyon Çerçevesi İttifakı, silah meselesinin 30 Haziran 2027’ye kadar çözüme kavuşturulmasını öngören anlaşmaya bağlılığını teyit etti.

Irak hükümeti de kurumlarına yasaları uygulama ve “silahların devlet kontrolünde toplanmasına ilişkin devlet kararlarını engelleyen, bu girişimlere katılan veya katkıda bulunan herkes hakkında cezai şikâyet süreçlerini başlatma” talimatı verdiğini açıkladı.

Irak Meclis Başkanı Heybet el-Halbusi de iç barışın korunması, hukukun uygulanması ve silahların devletin kontrolünde toplanması amacıyla hükümetin attığı adımlara destek verdiğini bildirdi.

Ankara’dan Irak ve Suriye açıklaması

Öte yandan Türkiye Savunma Bakanı Yaşar Güler, Türkiye’nin “komşuları Suriye ve Irak ile sınırlarının güvenliği tamamen sağlanana kadar” bu ülkelerdeki askerlerini tutmaya devam edeceğini söyledi.

Güler, “Kuvvet yapımız ve konuşlanmamız; terör tehdidinin gelişimine, sınır güvenliğimize ve sahadaki gelişmelere göre belirleniyor” ifadelerini kullandı.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Iraklı bazı silahlı grupların, silahların devlet kontrolünde toplanması planına katılmayı kabul etmeleri karşılığında öne sürdükleri şartlardan biri de Türk askerlerinin Irak’tan çekilmesiydi.


Yemen ordusu, Husilere verdirdiği kayıpları ikiye katladı

Güneydeki “Devler Tugayları”, Babülmendeb Boğazı’na hâkim Kahbub Dağları’na yönelik saldırıları püskürttü.
Güneydeki “Devler Tugayları”, Babülmendeb Boğazı’na hâkim Kahbub Dağları’na yönelik saldırıları püskürttü.
TT

Yemen ordusu, Husilere verdirdiği kayıpları ikiye katladı

Güneydeki “Devler Tugayları”, Babülmendeb Boğazı’na hâkim Kahbub Dağları’na yönelik saldırıları püskürttü.
Güneydeki “Devler Tugayları”, Babülmendeb Boğazı’na hâkim Kahbub Dağları’na yönelik saldırıları püskürttü.

Yemen ordusu, son saatlerde birçok cephede Husilere verdirdiği kayıpları artırdı. Yüzlerce hedefin vurulduğunu duyuran ordu, yaklaşık 500 Husi mensubunun etkisiz hale getirildiğini ve onlarca askeri aracın imha edildiğini açıkladı. Gelişmeler, “Yemen Şafağı” operasyonu sürerken Taiz’in güneyinde şiddetli çatışmaların yeniden başlamasıyla eş zamanlı yaşandı.

Taiz’deki hükümet güçleri ve Halk Direnişi, dün Şakab cephesinde Husilerin saldırılarını püskürttü. Cebel Sabır’daki köylerin topçu ateşine tutulduğu bildirildi. Sınemat ve Misrah bölgelerinde de çatışmalar devam etti.

Hava saldırıları ve insansız hava aracı (İHA) operasyonları, Husilerin Marib ve Cevf vilayetlerindeki mevzilerini de hedef aldı. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre güneydeki Devler Tugayları ise Lahic vilayetinin batısında, Babülmendeb Boğazı’na uzanan güzergâhların yakınındaki Kahbub Dağları’nda geniş çaplı bir saldırıyı püskürttü.

El-Alimi: Operasyon hedeflerine ulaşılana kadar sürecek

Siyasi cephede ise Yemen Başkanlık Liderlik Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, “Yemen Şafağı” operasyonunun hedeflerine ulaşılana kadar devam edeceğini vurguladı.

El-Alimi, Birleşmiş Milletler’den, Husilerin terör örgütü olarak sınıflandırılması, örgüte silah tedarikinin yasaklanması ve finansman kaynaklarının kurutulması amacıyla Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üzerinden girişimde bulunulmasına destek vermesini istedi.

El-Alimi ayrıca Taiz’e uygulanan kuşatmanın kaldırılması ve insani yardım malzemelerinin ulaştırılabilmesi için yolların açılması çağrısında bulundu.