İran: Reformist lider Musevi’den yeni anayasa çağrısı

Mir Hüseyin Musevi, İran’ı içinde bulunduğu krizlerden kurtarmak için yeni anayasa çağrısında bulundu

Venedik’te ‘İranlı kadınların yanında durun’ yazılı bir pankart tutan genç bir adam (Reuters)
Venedik’te ‘İranlı kadınların yanında durun’ yazılı bir pankart tutan genç bir adam (Reuters)
TT

İran: Reformist lider Musevi’den yeni anayasa çağrısı

Venedik’te ‘İranlı kadınların yanında durun’ yazılı bir pankart tutan genç bir adam (Reuters)
Venedik’te ‘İranlı kadınların yanında durun’ yazılı bir pankart tutan genç bir adam (Reuters)

İran’da 1979 Devrimi’nin 44. yıldönümünün kutlanmasına bir hafta kala, 10 yılı aşkın bir süredir ev hapsinde alıkonulan İranlı reformist lider Mir Hüseyin Musevi, İran’ı gittikçe artan krizlerden ‘kurtarmak’ için yeni bir anayasa hazırlanması, referandum yapılması, bağımsız ve adil şekilde seçimlerin düzenlenmesi çağrısında bulundu.
Musevi, ofisinin sözcülüğünü yapan Kelimeh haber sitesi tarafından yayınlanan açıklamasında İran'da son aylarda ve yıllarda yaşanan ‘kanlı’ olayların, 2009 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde desteklediği ‘anayasayı tavizsiz uygulama’ sloganının ‘artık etkili olmadığını’ gösterdiğini söyleyerek, bir önceki sloganından ‘ileriye doğru bir adım’ atılması gerektiğini vurguladı.
Musevi, “rejimin diyalog ve ikna yolunu için en ufak bir adım atmak yerine baskıcı yöntemlerde inat ve ısrar etmesi sebebiyle İran halkının iktidardaki müesses nizamdan ve mevcut siyasi yapıdan duyduğu hayal kırıklığına” işaret etti.
Yetkililer, Şubat 2011'den bu yana Mir Hüseyin Musevi, eşi Zehra Rahneverd ve müttefiki Mehdi Kerrubi’yi mahkemeye çıkartmadan ev hapsinde tutuyor. Ev hapsi kararı, Musevi ve Kerrubi’nin o zamanlar radikal muhafazakarlardan rakipleri Mahmud Ahmedinejad'ın zaferiyle sonuçlanan 2009 cumhurbaşkanlığı seçimlerinin sonuçlarını tanımayı reddetmesinin ve seçim sonuçlarında hile yapılmasını savunmasının akabinde çıkmıştı.
“Esas kriz sorumsuz güçtür”
Açıklamasında yönetimin performansı nedeniyle büyüyen krizlere değinen Musevi “Esas kriz, ülkenin sürdürülemez çelişkili yapısı ve temel sistemidir. Hayatı bize zindan eden ve mazlumların mutluluğuna giden yolu tıkayan işte bu hesap vermeyen sorumsuz güçtür” ifadelerini kullandı.
Musevi yaptığı açıklamada, İranlıların ana hatları ‘Kadın, Yaşam, Özgürlük Hareketi’nden oluşan radikal bir değişime ihtiyaç duyduğundan ve buna hazır olduklarından bahsederken, ülkenin dört bir yanında 160 şehirden fazla şehri kasıp kavuran protestoların sloganına atıfta bulundu. Öfkeli protestolar, Mahsa Amini adlı  genç kızın başörtüsünü düzgün takmadığı gerekçesiyle polis tarafından gözaltına alındığı sırada belirsiz koşullar altında hayatını kaybetmesinin akabinde patlak vermişti.
Musevi, “Kadın, Yaşam, Özgürlük” sloganının ‘parlak bir geleceğin ve baskıdan, yoksulluktan, aşağılanmadan ve ayrımcılıktan arınmış bir geleceğin nüvesini’ oluşturduğunu söyledi. Musevi “Bu üç kelime, canlılık, düşünme, mücadele ve umutların tarihini taşırken, kadınlar en büyük umut kaynağıdır. Mutluluk, kamu yararı ve büyük toplumsal mücadele; bütün bunlar, kadın ve erkekler hep birlikte durmadan elde edilemez” dedi.
Musevi üç öneri sundu. Bunlar; yeni bir anayasa taslağı hazırlamak, ‘bağımsız ve adil’ bir oylamayla referandum yapmak ve nihai olarak yeni anayasayı kabul etmek üzere bir Kurucu Meclis oluşturmak.
İran halkının tüm kesimlerini ‘kamu güvenliğini korumak ve mevcut rejimlerin oluşturulmasını gerektiren her türlü şiddetten kaçınmak için’ temel bir anlaşma oluşturmaya çağıran Musevi “Bu, her uyruktan ve her siyasi ve ideolojik yönelimden insanlar tarafından onaylanmalıdır” dedi. Bu üç önerisinin ‘hukukun üstünlüğüne dayalı ve insan hakları standartları ve halkın iradesi ile örtüşen bir sistemin istikrarı için’ önemini ısrarla vurguladı.
Musevi, “Hukuk, hem insanlardan hem de insanlara mutluluk ve refah getirir. Kendini hukukun üzerinde görenlerin haksız imtiyazlarını ve statülerini korumaya hizmet etmez” dedi.
İslam Cumhuriyeti'nin yerine yeni bir yapı ve düzen getirilmesini öneren Musevi, “Başlı başına yeni bir sistemin getirilmesi, baskıcı gücü sarsacak ve tepki vermeye itecektir. Çünkü gücün kaynağı insandır, silah ve baskı değil” ifadelerini kullanarak ‘beğenseler de beğenmeseler de halkın desteğini almazsa yapının çökeceğini’ vurguladı.
Geçen ağustos ayında Musevi’nin rejim lideri Ali Hamaney’in oğlu Mücteba Hamaney’e atıfta bulunarak, halkı iktidarın babadan oğula geçmemesi gerektiği konusunda uyarması siyasi elitlerde geniş çaplı bir tartışmanın fitilini ateşlemişti.
Musevi’nin son açıklaması İranlı ünlü avukat Şirin Ebadi’nin Reuters Haber Ajansı’na röportaj vermesinden bir gün sonra geldi. Ebadi söz konusu röportajında Amini’nin hayatını kaybetmesinin ‘İran İslam Cumhuriyeti’ndeki rejimin çöküşüne yol açacak, geri dönüşü olmayan devrimci bir süreci’ tetiklediğini söylemişti.
İranlı yetkililer protestolara son 40 yıldır olduğu gibi baskıyla karşılık verdi. Yetkililer ayrıca protestolara katılanlar arasından onlarca kişiye idam cezası verdi ve en az dört kişiyi darağacına gönderdi. İnsan hakları aktivistleri bunu, insanları korkutmak ve onları sokaklardan uzak tutmak için planlanmış bir önlem olarak nitelendiriyor.
Son protestolar İran'ı krize sürükledi. Amini'nin ölümü, İranlılar arasında ekonomik sefaletten tutun, etnik azınlıklara yönelik ayrımcılığa ve yetkililerin katı sosyal ve siyasi kısıtlamalar dayatmasına kadar çeşitli sorunlar nedeniyle yıllarca bastırılmış bir halk öfkesini serbest bıraktı.
Aylarca hayatın her kesiminden bir çok İranlı, müesses nizamın devrilmesi çağrısında bulundu ve rejimin içinde son sözü söyleyen “Rehber” Ali Hamaney aleyhinde sloganlar attı.
Yetkililerin protestolara yönelik baskıları, 2015 yılında imzalanan İran nükleer anlaşmasını yeniden canlandırma müzakerelerinin askıya alındığı bir dönemde diplomatik gerginliğe neden oldu. ABD ve Batılı ülkeler, baskılarda ve insan hakları ihlallerinde payı olmaları nedeniyle İran makamlarına ve başka kuruluşlara yaptırımlar uyguladı.
Öte yandan Hollanda merkezli Gamaan kuruluşu tarafından yapılan bir anket, halkın yüzde 81'inin ülkedeki İslam Cumhuriyeti rejimine son verilmesini istediğini ortaya koydu.
Gamaan Başkanı ve Tilburg Üniversitesi’nden Siyaset Bilimci Prof. Dr. Ammar Maleki, konuya ilişkin yaptığı açıklamada anket sonuçlarının, İranlıların çoğunluğunun mevcut protestolar bağlamında İran muhalefet partilerinden ortak bir komite kurulmasını talep ettiğini gösterdiğini kaydetti. Rejimin devrilmesine destek verenlerin oranı yüzde 20 arttı.
Kuruluş, anketin 21 Aralık ila 31 Aralık tarihleri arasında yapıldığını söyledi. Ankete İran içinden 158 bin kişi ve yurt dışından 42 bin İranlı katıldı. Kuruluş, katılımcıların yalnızca yüzde 15'inin İslam Cumhuriyeti'nin devam etmesini tercih ettiğini bildirdi.
İran'daki katılımcıların yüzde 70’i, Batılı ülkeleri protestolara destek vermeye ve yetkililere baskı yapmaya çağırdı. Yüzde 19’u ise ‘Batı ülkelerinin protestolar gibi iç meselelere karışmasına’ karşı çıktı. Katılımcıların yüzde 70’i Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) terör örgütü ilan edilmesini, İran büyükelçilerinin sınır dışı edilmesini ve göstericilerin bastırılmasına karışan güçlere yaptırım uygulanmasını destekledi.
Yurt dışında yaşayanların yüzde 96'sı, Batı'nın protestolara verdiği desteği ve Tahran üzerindeki baskının artırılmasını destekliyor.
İran’daki katılımcıların yüzde 81'i protestoları desteklerken, yüzde 15'i karşı çıkıyor. Protestoları destekleyenlerin yüzde 67'si protestoların ‘faydalı olacağını’ söylerken, yüzde 14'ü başarısız olacağını düşünüyor. Katılımcıların yüzde 22'si rejim karşıtı yürüyüşlere katıldığını, yüzde 56'sı ileride katılacağını, yüzde 35'i başörtüsü çıkarma ve rejimi kınayan sloganlar da dahil olmak üzere sivil itaatsizliğe destek verdiğini ve yüzde 35’i sivil itaatsizliğe katılmaya açık olduğunu ifade etti. Kuruluş tarafından yayınlanan anket sonuçlarına göre katılımcıların yüzde 44'ü grevlere katıldığını, yüzde 38'i ise katılacağını açıkladı.
Yurt dışındaki İranlıların ise yüzde 99'u protestoları desteklediğini, yüzde 90'ı bunun sonuç vereceğini umduğunu ve yüzde 9'u protestoların başarısız olmasını beklediğini belirtti.
Katılımcılar, mevcut iktidar düzenine alternatif olarak seçecekleri rejimin yapısı hakkında düşüncelerini dile getirdiler. Yurt içinde yüzde 28 ve yurt dışından yüzde 32 oranında katılımcı başkanlık sistemi istediğini söylerken, yurt içinde yüzde 12, yurt dışında ise yüzde 29 oranında katılımcı parlamenter sistemi tercih etti. Yurt dışında yaşayanların yüzde 25'inin desteklediği anayasal monarşiye ise İran içinden yüzde 22'lik bir destek geldi.



Zeydi, silahların kontrol altına alınması girişiminin başarısız olacağı uyarısında bulundu

Başbakan Ali ez-Zeydi’nin katıldığı “Koordinasyon Çerçevesi” toplantısından (Irak Haber Ajansı)
Başbakan Ali ez-Zeydi’nin katıldığı “Koordinasyon Çerçevesi” toplantısından (Irak Haber Ajansı)
TT

Zeydi, silahların kontrol altına alınması girişiminin başarısız olacağı uyarısında bulundu

Başbakan Ali ez-Zeydi’nin katıldığı “Koordinasyon Çerçevesi” toplantısından (Irak Haber Ajansı)
Başbakan Ali ez-Zeydi’nin katıldığı “Koordinasyon Çerçevesi” toplantısından (Irak Haber Ajansı)

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, Şii “Koordinasyon Çerçevesi” güçlerini, silahların devlet kontrolünde toplanmasına ilişkin belirlenen takvimlere uymamanın doğuracağı sonuçlar konusunda uyardı. Zeydi, “hükümet kabinesinin tamamlanması da dahil olmak üzere bütün dosyaların sonuçlandırılması ve böylece devletin egemenliği ile ülke ve bölgedeki güvenliğin istikrarının güçlendirilmesi” gerektiğini vurguladı.

Konuya yakın bir kaynak Şarku’l Avsat’a, “Zeydi ayrıca gruplarla müzakereler yürüten komitenin çalışmalarının desteklenmesi ve üzerinde mutabık kalınan takvim doğrultusunda silahların teslim edilmesine ilişkin nihai bir anlaşmaya varılması gerektiğini vurguladı. Zeydi, son Washington ziyaretinde ABD yönetimiyle görüştüğü başlıca konuları ve bu sürecin başarısız olması halinde Irak’ın karşı karşıya kalabileceği ekonomik, siyasi ve güvenlik sonuçlarını da ele aldı” dedi.

Öte yandan Zeydi, “Egemenlik Günü” etkinlikleri kapsamında Bağdat’taki “Tahrir Meydanı”nda düzenlenen askerî geçit sırasında Haşdi Şabi bünyesindeki bazı grupların ABD bayrağına yönelik eyleminin ayrıntılarını ortaya çıkarmak üzere bir soruşturma komisyonu kurulması talimatını verdi.


Yemen, devletin yeniden tesis edilmesi için operasyon başlattı; koalisyon destek veriyor

El-Alimi 
El-Alimi 
TT

Yemen, devletin yeniden tesis edilmesi için operasyon başlattı; koalisyon destek veriyor

El-Alimi 
El-Alimi 

Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, dün İran’la müttefik olan Husilere karşı, cumhuriyet topraklarının geri kalanını yeniden ele geçirmek, devlet otoritesini ve kurumlarını ülkenin tamamında tesis etmek amacıyla askerî operasyonların başlatıldığını duyurdu.

Alimi’nin açıklamasından saatler sonra, “Meşru Hükümete Destek Koalisyonu” Komutanlığı, Yemen güçlerine tam operasyonel destek sağlanacağını ve “devlet ile kurumları yeniden tesis edilene, terörist Husi milislerinden kurtuluna ve deniz seyrüseferine yönelik tehdid sona erdirilene kadar” meşru hükümetin yanında olunacağını açıkladı.

Koalisyon güçleri Sözcüsü Tümgeneral Türki el-Maliki yaptığı açıklamada, “Terörist Husi milislerinin Suudi Arabistan’a yönelik saldırıları... terörist Husi milislerinin saldırgan eylemlerini caydırmak amacıyla gerekli ve zorunlu tedbirlerin sürdürülmesini gerektiriyor. Bu tedbirler, Krallığın güvenlik ve egemenliğinin yanı sıra bölgesel ve uluslararası güvenliği korumayı amaçlıyor” ifadelerini kullandı.

Alimi operasyonların, “görev tamamlanıncaya kadar” onaylanan planlar doğrultusunda sürdürüleceğini belirtirken, söz konusu açıklama, Husilerle gerilimi düşürme ve barış sağlama girişimlerinin sonuçsuz kalmasının ardından hazırlık ve seferberlik aşamasından açık askerî harekât aşamasına resmî geçiş anlamına geliyor.

Alimi, Yemen halkına hitaben yaptığı konuşmada, silahlı kuvvetler, güvenlik güçleri ve tüm askerî birliklere görevlerini yerine getirmeleri yönünde talimat verildiğini belirtti. Alimi, savaşın devlet kurumlarını yeniden tesis etmeyi amaçladığını, Husilerin kontrolündeki bölgelerde yaşayanlara, herhangi bir mezhep veya kabileye karşı yürütülmediğini vurguladı.

Husilerin kontrolündeki bölgelerde yaşayanlara askerî mevzilerden, askerî toplanma noktalarından ve ikmal yollarından uzak durmaları çağrısında bulunan Alimi, ailelerden çocuklarının çatışmalara sürüklenmesini engellemelerini istedi. Alimi ayrıca silah bırakarak Husiler safında savaşmayı bırakanlara yönelik güvenli dönüş ve ilan edilen af politikasına bağlı kalacaklarını yineledi.

Hükümet güçlerine ve direniş gruplarına yönelik mesajında Başkanlık Konseyi Başkanı, görevin “yalnızca toprakları geri almak değil, devleti de bu topraklara yeniden götürmek” olduğunu vurguladı. Alimi, sivillerin ve malların korunması ile hukuka uyulması çağrısında bulunarak intikam, misilleme veya masumlara yönelik saldırılara izin verilmeyeceğini belirtti.

Alimi’nin açıklaması, Taiz vilayetindeki çatışmaların şiddetlendiği bir dönemde yapıldı. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Husiler, Taiz kentini güney kırsalı ve hükümetin kontrolündeki Lahic ve Aden gibi bölgelerle bağlayan yolları kesme amacıyla kentin güneybatısındaki kırsal kesimlere yönelik saldırılarını yoğunlaştırdı.

Çatışmalar nedeniyle Turba ile Taiz kenti arasındaki yolun ulaşıma kapandı. Bu gelişmenin, Taiz kentinin güney çevresi ve aralarında Aden’in de bulunduğu hükümet kontrolündeki bölgelerle bağlantısının kesilmesi riskini artırdığı belirtiliyor.


Lübnan içinde Hizbullah’ın hangi müttefikleri kaldı?

Hizbullah destekçileri, örgütün eski genel sekreterleri Hasan Nasrallah ve Haşim Safiyuddin’in öldürülmelerinin ikinci yıl dönümü dolayısıyla düzenlenen anma töreninde (DPA)
Hizbullah destekçileri, örgütün eski genel sekreterleri Hasan Nasrallah ve Haşim Safiyuddin’in öldürülmelerinin ikinci yıl dönümü dolayısıyla düzenlenen anma töreninde (DPA)
TT

Lübnan içinde Hizbullah’ın hangi müttefikleri kaldı?

Hizbullah destekçileri, örgütün eski genel sekreterleri Hasan Nasrallah ve Haşim Safiyuddin’in öldürülmelerinin ikinci yıl dönümü dolayısıyla düzenlenen anma töreninde (DPA)
Hizbullah destekçileri, örgütün eski genel sekreterleri Hasan Nasrallah ve Haşim Safiyuddin’in öldürülmelerinin ikinci yıl dönümü dolayısıyla düzenlenen anma töreninde (DPA)

Hizbullah’ın iki eski genel sekreteri Hasan Nasrallah ve Haşim Safiyuddin’in öldürülmelerinin ikinci yıl dönümü, örgütün Lübnan içindeki karşı karşıya olduğu tabloyu ortaya koydu. Anma etkinliğinde, 2024 savaşından önce Hizbullah’ın müttefiki olan bazı isimlerin ilk kez yirmi yıl aradan sonra görülmemesi, örgütün ülkedeki müttefik ağını kaybettiğini gösterdi.

Suikastların üzerinden iki yıl geçerken, Hizbullah’ın durumunu yakından takip edenlere göre örgüt yalnızca kapasitesini yeniden inşa etme ve saflarını toparlama sorunuyla karşı karşıya değil; aynı zamanda yıllar içinde oluşturduğu ittifak ağının da aşınmasıyla mücadele ediyor. Bazı siyasi güçlerin, ülke içindeki ve bölgedeki güç dengelerinin değişmesi karşısında Hizbullah’la ilişkilerini sürdürmenin faydasını yeniden değerlendirdiği görülüyor.

Hasan Nasrallah’ın oğlu Muhammed Mehdi, babasının öldürülmesinin ikinci yıl dönümü anma töreninde iki davetlinin arasında, Beyrut’un güney banliyölerinde (Reuters)
Hasan Nasrallah’ın oğlu Muhammed Mehdi, babasının öldürülmesinin ikinci yıl dönümü anma töreninde iki davetlinin arasında, Beyrut’un güney banliyölerinde (Reuters)

Nasrallah’ın anma töreninde eski müttefiklerinden öne çıkan isimler arasında yalnızca, Cumhurbaşkanı Joseph Avn’ın seçilmesinden önce Hizbullah’ın cumhurbaşkanı adayı olan Marada Hareketi lideri Süleyman Franciyye yer aldı. Törende ayrıca Hizbullah’ın Şii siyasi “ikilisi”ndeki ortağı Emel Hareketi’ni temsil eden liderler de hazır bulundu.

Siyasi destek ağı çözülüyor

Hizbullah, 2006 yılında Özgür Yurtsever Hareket ile mutabakat belgesini imzalamasından itibaren Lübnan’daki çok sayıda mezhep ve siyasi çevreye uzanan geniş bir ittifak ağı kurmayı başarmıştı. Örgütün muhaliflerine göre bu ağ, Hizbullah’a silahlarını elinde tutması ve nüfuzunu artırması için “siyasi örtü” sağladı ve zamanla devlet kurumlarının yanında paralel bir yapı oluşturmasına imkân verdi.

Ancak bu ağ, “Gazze’ye destek savaşı”nın ardından Hizbullah’ın askeri gücünde yaşanan büyük gerileme ve Lübnan’daki konumunun değişmesiyle birlikte aşamalı olarak çözülmeye başladı. Bunun en belirgin göstergelerinden biri, başta Hristiyan siyasi sahnesindeki Özgür Yurtsever Hareket olmak üzere önemli müttefiklerin Hizbullah’tan uzaklaşması ve Sünni ve Dürzi çevrelerdeki müttefiklerinin etkisinin azalması oldu.

Müttefiklerin Hizbullah’tan uzaklaşması yalnızca savaş sonrasında değişen güç dengeleriyle açıklanmıyor. Hizbullah’a yakın olmanın beraberinde getirdiği siyasi ve mali riskler de etkili. ABD’nin Hizbullah’la bağlantılı olduğu veya örgüte destek sağladığı gerekçesiyle bazı kişi ve kuruluşlara uyguladığı yaptırımların yanı sıra, yaptırım listesinin başka siyasi müttefikleri ve isimleri de kapsayacak şekilde genişletilebileceği yönündeki tehditler, bazı müttefikleri hesaplarını yeniden yapmaya itti. Böylece Hizbullah’la ilişki, bazıları açısından siyasi nüfuz kaynağından yaptırım ve maliyet riskine dönüşmeye başladı.

Çıkar temelli ittifaklar

Beyrut Amerikan Üniversitesi siyaset bilimi profesörü Hilal Haşan’a göre Hizbullah’ın siyasi hayata girmesinden itibaren oluşturmaya çalıştığı “mezhepler üstü ağ” esasen “sınırlı” bir niteliğe sahipti. Haşan, örgütün uzun süre askeri gücünü geniş siyasi nüfuz oluşturmak için kullandığını ve kendisini İsrail karşısında denge kurabilecek bir güç olarak sunduğunu belirtiyor.

 Hizbullah destekçileri, Hasan Nasrallah’ın öldürülmesinin ikinci yıl dönümü anmasında sloganlar atıyor (DPA)
Hizbullah destekçileri, Hasan Nasrallah’ın öldürülmesinin ikinci yıl dönümü anmasında sloganlar atıyor (DPA)

Haşan’a göre Hizbullah yıllar boyunca, bazı parti ve güçlere siyasi koruma sağlarken, karşılığında kendi politikaları ve silahları için siyasi destek elde etti. Bu nedenle birçok ittifak, kalıcı siyasi veya ideolojik ortaklıklardan ziyade çıkar ve karşılıklı menfaat ilişkilerine yakındı.

Haşan, örgütün bu ilişkileri yönetmesini sağlayan güç dengesinin bozulmasının, eski ittifak ağını yeniden kurmasını son derece zorlaştıracağını düşünüyor. Ona göre, geçmişte Hizbullah’la ittifaktan siyasi kazanım ve koruma elde edeceğini düşünen güçler artık farklı bir tabloyla karşı karşıya. Haşan, önümüzdeki dönemde Şii toplumunun siyasi liderliğinin yeni yüzler aracılığıyla Emel Hareketi’ne geçebileceğini öngörüyor.

Uzaklaşmanın artması bekleniyor

Siyasi yazar ve Cenubiye internet sitesinin genel yayın yönetmeni Ali el-Emin ise Hizbullah’ın uzun yıllar boyunca müttefikleri ve siyasi himaye ilişkileri açısından bir çekim merkezi olduğunu, ancak “Gazze’ye destek savaşının” başlamasından üç yıl sonra artık aynı konumda bulunmadığını belirtiyor.

El-Emin, örgütün bugün müttefiklerden yoksun olduğunu ve hem içeride hem dışarıda baskıyla karşı karşıya bulunduğunu belirtiyor. El-Emin’in Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamaya  göre bu durum, eski genel sekreterleri Nasrallah ve Safiyuddin’in ölüm yıl dönümündeki törende açık biçimde görüldü; geçmişte ön sıralarda yer almak için birbirleriyle yarışan isimlerin büyük çoğunluğu bu kez etkinlikte yoktu.

El-Emin, Hizbullah’a yönelik bu uzaklaşmanın artabileceğini düşünüyor. Silah meselesinin ise örgütün rolü ve Lübnan’daki konumuyla bağlantılı ayrı bir konu olduğunu belirten el-Emin, Hizbullah’ın yaşadığı gelişmelere rağmen İran’daki dini liderliğin belirlediği hesaplara bağlı bir yapı olarak hareket etmeyi sürdürdüğünü ifade ediyor.

Çağrı cihazı patlamalarında yaralanan bir Hizbullah mensubu, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah’ın fotoğrafının bulunduğu telefonu, Nasrallah’ın öldürülmesinin ikinci yıl dönümü anmasında taşıyor (AFP)
Çağrı cihazı patlamalarında yaralanan bir Hizbullah mensubu, eski Genel Sekreter Hasan Nasrallah’ın fotoğrafının bulunduğu telefonu, Nasrallah’ın öldürülmesinin ikinci yıl dönümü anmasında taşıyor (AFP)

El-Emin’e göre mevcut siyasi ve güvenlik koşullarında ve Hizbullah’ın yeni gerçeklikle örtüşmeyen söylemini sürdürmesi halinde, örgütün kendi tabanı dışında destek bulması zorlaşacak. Bazı siyasi çevrelere gerçekleştirdiği ziyaretlerin de eski ittifaklarını veya siyasi dostluklarını yeniden tesis ettiğini gösterecek bir sonuç doğurmadığını belirten el-Emin, bunun örgütün devlet merkezli bir zeminde yeniden yapılanmasını daha da güçleştirdiğini kaydetti.

El-Emin, mevcut koşullar altında Hizbullah’ın çatlayan ittifaklarını onarmasının kolay görünmediğini; aksine bu ittifakların daha da zayıflaması ve dağılması riskinin bulunduğunu belirtti.