Jack Dorsey'nin desteklediği Web3 uygulaması Damus'a dair tüm bilinenler

Bitcoin'le entegre edilen yeni merkeziyetsiz uygulama, Çin'de yasaklanmasıyla şimdiden gündem yarattı.

İnternete erişimin daha güvenli ve sansürsüz yolları arandıkça Damus gibi yeni uygulamalar hızla ortaya çıkabilir (Independent Türkçe / Midjourney)
İnternete erişimin daha güvenli ve sansürsüz yolları arandıkça Damus gibi yeni uygulamalar hızla ortaya çıkabilir (Independent Türkçe / Midjourney)
TT

Jack Dorsey'nin desteklediği Web3 uygulaması Damus'a dair tüm bilinenler

İnternete erişimin daha güvenli ve sansürsüz yolları arandıkça Damus gibi yeni uygulamalar hızla ortaya çıkabilir (Independent Türkçe / Midjourney)
İnternete erişimin daha güvenli ve sansürsüz yolları arandıkça Damus gibi yeni uygulamalar hızla ortaya çıkabilir (Independent Türkçe / Midjourney)

Twitter'ın kurucusu Jack Dorsey'nin de yatırımcıları aralarında yer aldığı merkeziyetsiz uygulama geliştiricisi Nostr'ın iddialı projesi piyasaya çıktı.
Kolay arayüzü ve Twitter'a benzerliğiyle dikkat çeken Damus adlı platform, Apple ve Google'ın uygulama mağazalarında yerini aldı.
Web3 altyapısı üzerine kurulu uygulama, Bitcoin'in ödeme sistemiyle entegre olmasıyla da dikkat çekiyor.
Nostr bu merkeziyetsiz platform konusunda o kadar iddialı ki onu "Twitter katili" diye tanıtıyor.

Damus nasıl bir uygulama?
Damus, Web3 tabanlı sosyal ağları teşvik edebilecek kolaylıkta bir uygulama olarak görülüyor.
Ara yüzü Twitter'la epey benzer olan uygulamayı mobilden değil de örneğin bilgisayardan kullanmak isteyenler için "iris.to" ve "snort.social" gibi siteler geliştirilmiş durumda.
Platformda tıpkı Twitter gibi iletiler yazıp, bunlara yorum yapmak veya bunları yeniden paylaşmak mümkün. Ancak merkeziyetsiz olmasının da yanında çok önemli bir farkı var: Damus'ta karakter sınırı yok.

Neden merkeziyetsiz deniyor?
Platformun en önemli yönü ise açık kaynaklı Nostr protokolü üzerine kurulmuş olması. Bazılarına göre bu merkeziyetsiz yazılım protokolü internetin geleceğini değiştirmeye oynuyor.
Merkeziyetsizlik kavramı kabaca, kontrol ve karar verme yetkisinin merkezi bir varlıktan (birey, kuruluş veya grup) alınıp bir ağa dağıtılması anlamına geliyor. 
Twitter, Facebook ve Instagram gibi popüler platformlar, tek merkezden (şirketin yöneticileri) ve tek sunucu üzerinde yönelitiliyor. Dolayısıyla tüm kullanıcıların verileri bu merkezin elinde tutuluyor.
Bu merkez, kullanıcının hoşlanmayacağı değişiklikleri yapabilirken, aynı zamanda kullanıcının hesabını tamamen silebiliyor, verileri reklam şirketlerine satabiliyor ve bunlar üzerinden kazandığı parayı tamamıyla kendisine saklıyor.
Merkeziyetsiz platformlarda ise adından da anlaşılacağı üzere tek bir merkez yok. Bunlar, aslında iç içe geçmiş bir dizi ağdan oluşuyor. Bu ağlara Türkçede aktarıcı anlamına gelen "relay" adı veriliyor.
Nostr'ın açılımı da "Aktarıcılar Tarafından Aktarılan Notlar ve Diğer Öğeler" (Notes and Other Stuff Transmitted by Relays).
Diğer bir deyişle, Damus kullanıcılarının paylaştığı her bir ileti, bu iç içe geçmiş ağlara veri aktarılmasıyla sonuçlanıyor.

Web3'ün farkı: Mastodon'un aksine tek bir sunucuya bağlı değilsiniz
Elon Musk'ın Ekim 2022'de Twitter'ı resmen satın alması ve kullanıcıların hoşlanmayabileceği bir dizi değişikliğe gitmesi yeni platform arayışını beraberinde getirmişti.
Twitter'ın dışına çıkmak isteyen kullanıcıların yöneldiği ilk platform Mastodon olmuştu.
Mastodon da tıpkı Damus gibi merkeziyetsiz bir platform. Bu da iç içe geçmiş bir dizi ağdan oluşuyor. Örneğin Twitter'da tek bir ağ, Mastodon'da ise 5 binden fazla ağ var. Bunlara "sunucu" adı veriliyor.
Ancak Mastodon Web3 değil, Web2 tabanlı. Web2, bugün kullanıcıların deneyimlediği internete deniyor. Bu, kişisel veriler karşılığında hizmet sağlayan şirketlerin hakim olduğu bir ortam. Ancak Mastodon, dağıtık sunucular aracılığıyla Web2'de de merkeziyetsizliğin mümkün olduğunu savunan bir uygulama.
Web3 ise blok zinciri üzerinde inşa edilen, merkeziyetsiz uygulamaların hüküm sürdüğü yeni bir internet hayali.
 
Bu noktada akla şu soru geliyor: Damus'un Mastodon'dan ne farkı var?
En dikkat çeken farklılık, Mastodon'daki her bir sunucunun bir moderatörünün olması. Diğer bir deyişle, Mastodon'daki yaklaşık 5 bin sunucunun her biri bir sosyal medya platformu gibi davranıyor. Bu sunucuları kuran kişilerin, sunucuya kayıtlı kullanıcıyı engelleme, hesabını silme ve hatta mesajlarını okuyabilme olanağı bile var.
Öte yandan kullanıcılar bir moderatör tarafından engellenirse bir başka sunucuya hesabını taşıyarak veya bir başka sunucuda hesap açarak yine Mastodon ekosisteminde var olabilir. Mastodon'un Twitter karşısındaki en sık dile getirilen avantajı da bu.
Ancak Mastodon'un mantığı gereği platforma kaydolmak isteyen kullanıcının önce tek bir sunucuyu seçmesi ve ardından burada hesap açması gerekiyor. Örneğin Twitter anlaşmasından sonra Türkiye'den de Mastodon'a önemli bir akış olmuş ve bunun üzerine Berkay Çağır adlı genç bir yazılımcı "mastodon.com.tr" diye bir sunucu kurmuştu. Halihazırda Türk kullanıcıların önemli bir kısmı bu sunucu üzerine kayıtlı ve Çağır'ın koyduğu kurallara tabii.
Başka sunuculardan kullanıcıları takip etmek ve onlarla iletişim kurmak da sunucular arası veri aktarımıyla mümkün oluyor.
Damus'ta ise kullanıcının tek bir sunucuya bağlı kalmasına gerek yok. Kullanıcılar aynı anda 10 kadar "relay" seçebiliyor ve veri aktarımı bunlar üzerinden sağlanıyor. Yani kullanıcı hesaplarının engellenmesi mümkün değil.
Geliştiricilere göre bu, Web3 altyapısının en önemli özelliği. Bu merkeziyetsiz sistem sayesinde uygulama DDoS gibi tehlikeli siber saldırılara karşı da önemli bir korumaya sahip.

Sansüre çok daha dirençli, uçtan uca şifreli
Bu durum, Damus'un sansüre daha dirençli ve daha merkeziyetsiz bir yapıya sahip olduğu anlamına geliyor.
Kullanıcıların mesajları uçtan uca şifreli olduğu için üçüncü kişilerin bu yazıları okuması mümkün değil. Yani mesajlaşmalar hem Twitter hem de Mastodon'dan daha gizli.
Bunun yanı sıra kullanıcıların uygulamaya kaydolması için mail adresi veya telefon numarası gibi kimlik bilgilerini paylaşmasına gerek yok.
Kayıt olmak isteyenlerin yalnızca "yeni anahtar oluştur" (create a new key) seçeneğine tıklaması yeterli. Böylece hesap otomatik olarak açılıyor. Profil ve kapak fotoğrafı ayarlarken de telefon ya da bilgisayardan dosya yüklemek gerekmiyor. İnternet ortamında var olan herhangi bir görselin paylaşım linkini yapıştırarak profili süslemek mümkün.

Açık ve gizli anahtarlar
Damus'a kaydolan kullanıcılara iki anahtar veriliyor: Açık (public) ve kapalı (close) anahtarlar. Bunlar aslında çok uzun ve rastgele sıralanmış rakam ve harflerden oluşuyor.
Açık anahtar, kullanıcıların birbirini bulmak için kullandığı, bir nevi kullanıcı adı oluyor. Çünkü Damus'a kaydolmak için kimlik, e-mail veya telefon numarası bilgisi paylaşmak yerine bu anahtarları oluşturmak yeterli.
Tıpkı Mastodon gibi, burada da farklı relay'leri kullanan kişilerin birbirini bulması zor olabiliyor. Farklı relay'leri seçen kullanıcıları bulmanın tek yolu arama penceresine bu açık anahtarı yazmak.
Gizli anahtar ise kullanıcının uygulamaya ve profiline erişmek için kullandığı şifre. Bu da yine sistem tarafından oluşturuluyor. Bu yüzden uygulamaya hem kaydolmak hem de giriş yapmak son derece kolay. Çünkü açılan pencereye gizli anahtarınızı kopyalayıp yapıştırmanız yetiyor.

Dananın kuyruğunun koptuğu yer: Bitcoin
Uygulamanın Bitcoin'le ilişkisi hem çok övülen hem de en kafa karıştırıcı özelliklerden biri. Sistem Bitcoin Yıldırım Ağı'nı (Lightning Network) kullanarak bireylerin birbirine bahşiş vermesini, beğendiği iletilere bağış yapmasını mümkün kılıyor.
Yıldırım Ağı, ödeme işlemlerini hızlandıran ve işlem ücretlerini azaltan bir Bitcoin ödeme aracı.
Bu noktada akla şu soru geliyor: Damus'u kullanmak için Bitcoin cüzdanı mı gerekiyor?
Damus'ta beğenilen içeriklere kripto parayla bağış yapmak, bahsi geçen sistem sayesinde çok kolay. Ancak bağış yapma zorunluluğu yok. Yani Damus'u kullanmak isteyenlerin herhangi bir kripto cüzdanı olması gerekmiyor.

Dolandırıcılık riskine dikkat
Benzer şekilde uygulamayı kullanmak isteyenlerin Damus'a ait herhangi bir token alması da gerekmiyor. Ancak kripto paraların çoğu internet kullanıcısı tarafından karmaşık görülmesi dolandırıcılık riskini de artırıyor.
Örneğin daha şimdiden Damus'la ilgili dolandırıcılık girişimleri oldu. Kimliği belirsiz bir grup, DAMUS adlı bir token oluşturarak bunları uygulama adına satmaya başladı.
Uygulamanın resmi Twitter hesabından yapılan açıklamada konuyla ilgili şu ifadelere yer verildi:
"Damus'un token'ı yok ve asla olmayacak. Bir $DAMUS tokenı satın aldıysanız, dolandırıldınız demektir."

Sistemde güvenlik zaafiyeti olabilir
Bunun yanı sıra bazı uzmanlara göre uygulamanın işleyişi, kripto para takası yapan kullanıcılar için güvenlik zaafiyeti yaratabilir.
Nostr'da hesabın güvenliği sadece gizli anahtara bağlı. Bu anahtar çözüldükten sonra tüm hesabı ve dolayısıyla yapılan bağışları kontrol etmeleri mümkün oluyor.
Öte yandan, Web3 tabanlı uygulama geliştiriciler bu tür olası zaafiyetleri telafi etmek için de yeni yöntemler geliştirmeye devam ediyor.

Destekçileri arasında Snowden da var
Uygulama şimdiden Twitter kullanıcıları arasında konuşulmaya ve hatta indirilmeye başladı. Bunda Jack Dorsey'nin yanı sıra Edward Snowden'ın da payı var.
Jack Dorsey, Nostr'ı "açık kaynaklı protokoller için bir dönüm noktası" diye nitelerken Snowden da uygulamadaki yerini aldı.
CIA'in internet üzerinden tüm vatandaşları gözetlemek üzere bir sistem geliştirdiğini ortaya çıkaran ve ifşalarının ardından Rusya'ya sığınan Snowden, Damus için şunları yazdı:
"Platform sahibinin kimin konuşacağına ve neyin duyulacağına karar verdiği eski sosyal medya 'platformlarının' aksine #nostr açık kaynaklı. Platformlar bir su deposu ise protokoller bir nehirdir. Hiç kimse onların sahibi olamaz ve herkes yüzmekte özgür."
Dorsey de Nostr'ın geliştirilme sürecini finanse etmek için 14 BTC (yaklaşık 6 milyon lira) bağış yapmıştı.

Uygulama Çin’de yasaklandı
Öte yandan Çin hükümeti dün (4 Şubat) aldığı ani bir kararla Damus'u uygulama mağazalarından kaldırttı.
Yabancı servislerin ülkede faaliyet göstermesine karşı çıkan ve pek çok şirketin yasaklı olduğu Çin'in Siber Uzay İdaresi uygulamanın ulusal konuşma yasalarını ihlal ettiğini söylüyor.



Intel çip üretimi için Musk'la el sıkıştı

Intel, yapay zeka yarışında rakiplerini yakalamaya çalışıyor (Reuters)
Intel, yapay zeka yarışında rakiplerini yakalamaya çalışıyor (Reuters)
TT

Intel çip üretimi için Musk'la el sıkıştı

Intel, yapay zeka yarışında rakiplerini yakalamaya çalışıyor (Reuters)
Intel, yapay zeka yarışında rakiplerini yakalamaya çalışıyor (Reuters)

Intel, Elon Musk'ın yapay zeka çipi üretme projesi Terafab'e katıldığını duyurdu. 

Musk iki şirketi SpaceX ve Tesla'nın ortak bir projeyle, pek çok alanda kullanılmak üzere çip üretmeye başlayacağını geçen ay söylemişti.

20 milyar dolarlık proje kapsamında ABD'nin Teksas eyaletinde yeni bir yarı iletken üretim tesisi inşa edilmesi planlanıyor.

Teknoloji milyarderi daha önce Intel'le çalışmayı düşündüğünü söylese de işbirliği kesinleşmemişti. 

Intel, X hesabından dün (7 Nisan) paylaştığı gönderide Terafab projesine katıldığını duyurdu. 

Şirketin gönderisinde "Ultra yüksek performanslı çipleri büyük ölçekte tasarlama, üretme ve paketlemedeki yetkinliğimiz, yapay zeka ve robotik alanındaki atılımları desteklemek üzere Terafab'in yılda 1 TW işlem gücü üretme hedefini hızlandırmaya katkı sağlayacak" ifadelerine yer veriliyor.

Interesting Engineering'e göre yılda 1 TW'lık üretim, sektördeki mevcut normların çok üstünde ve böyle bir tesisin muazzam enerjiye ihtiyaç duyması bekleniyor. 

Teknoloji sitesi TechCrunch ise fabrikanın 20 milyar dolardan daha fazlaya mal olacağını öngörüyor.

sdfvrtg
Intel CEO'su Lip-Bu Tan, geçen hafta sonu Elon Musk'ı şirkette ağırladı (Intel / X)

Musk, Teksas'ın Austin kentinde iki gelişmiş çip fabrikası kurulacağını geçen ay duyurmuştu. Bunlardan biri otomobil ve insansı robotlara güç sağlarken, diğerinin uzaydaki yapay zeka veri merkezleri için tasarlanacağını söylemişti.

Intel CEO'su Lip-Bu Tan dün paylaştığı gönderisinde şöyle dedi: 

Elon, bütün bir sektörü yeniden şekillendirme konusunda kendisini kanıtladı. Bu, günümüz yarı iletken üretiminde tam da ihtiyaç duyulan şey. 

Bir zamanlar ABD'nin önde gelen silikon üreticisi olan Intel, yapay zeka yarışında Nvidia gibi rakiplerinin gerisinde kaldı.

Bir yıldan uzun süredir Intel'i yöneten Tan, işten çıkarmalar gibi yöntemlerle ekonomik durumu düzeltmeye çalışıyor. Şirket ayrıca Nvidia ve ABD hükümetinden milyarlarca dolarlık yatırım da almıştı.

Ancak Terafab projesi Intel'in yeniden yarışa girmesini sağlayabilir. Yeni işbirliğinin duyurulmasının ardından şirketin hisseleri yüzde 2'den fazla yükseldi.

Independent Türkçe, TechCrunch, Reuters, Interesting Engineering


Artemis II astronotları, insanların uzayda kat ettiği en uzun mesafe rekorunu kırdı

 (foto altı) Artemis II mürettebatı Orion kapsülünün içinde (AFP)
(foto altı) Artemis II mürettebatı Orion kapsülünün içinde (AFP)
TT

Artemis II astronotları, insanların uzayda kat ettiği en uzun mesafe rekorunu kırdı

 (foto altı) Artemis II mürettebatı Orion kapsülünün içinde (AFP)
(foto altı) Artemis II mürettebatı Orion kapsülünün içinde (AFP)

‘Artemis II’ görevi kapsamında dört astronot dün (pazartesi) 1970 yılında Apollo görevleri sırasında ulaşılan en uzak noktayı geride bırakarak Dünya’dan şimdiye kadar gidilen mesafe rekorunu aştı. Astronotların, Ay’ın keşfedilmemiş bölgeleri ve karanlık yüzü üzerinde saatler sürecek bir uçuş gerçekleştirmeye hazırlandığı bildirildi.

Daha önce Apollo 13 göreviyle ulaşılan 400 bin 171 kilometrelik mesafe rekoru kırılırken, ABD’li astronotlar Christina Koch, Victor Glover, Reid Wiseman ile Kanadalı Jeremy Hansen’in Ay yörüngesindeki uçuşları sırasında Dünya’dan 406 bin kilometreden fazla uzaklaşmalarının beklendiği kaydedildi.

ABD Havacılık ve Uzay Ajansı’nın (NASA) Teksas eyaletine bağlı Houston kentindeki kontrol merkezinden astronotlara seslenen ekip iletişim sorumlusu Jenny Gibbons, “Bugün kontrol odası Ay keşfinin heyecanıyla dolu, sanırım siz de bunu hissediyorsunuz” ifadesini kullandı.

Deneyimli astronot Christina Koch ise tarihte Ay çevresinde uçuş gerçekleştiren ilk kadın olarak kayda geçerken, ekipteki astronotların büyük bölümünün yolculuk sırasında pencerelere kilitlendiğini söyledi.

Astronotlar Ay yüzeyine iniş yapmayacak olsa da görevin tarihi bir önem taşıdığına dikkat çekiliyor. Zira 1968-1972 yılları arasında gerçekleştirilen Apollo görevlerinde kadın astronotlar, siyahi astronotlar ya da ABD dışından katılımcılar yer almamıştı.

Apollo 8 ve Apollo 13 görevlerinde yer alan astronot Jim Lovell’in, 2025 yılında hayatını kaybetmeden önce kaydettiği mesajda, “Bu tarihi bir gün” dediği aktarıldı. Lovell’in mesajında, “Eski görev yerime hoş geldiniz” ifadeleriyle yeni ekibi selamladığı ve “Çok meşgul olacağınızı biliyorum ama manzaranın tadını çıkarmayı unutmayın” tavsiyesinde bulunduğu belirtildi.

Görev komutanı Reid Wiseman ise canlı yayın sırasında, Artemis ekibinin uzay aracına aldığı Apollo 8 görev amblemini izleyicilere gösterdi.

Öte yandan, uzay keşfi tarihinde Rus ya da Çinli astronotların Dünya’dan 400 kilometreden daha uzağa gitmediği, bu mesafenin Dünya yörüngesindeki istasyonlara karşılık geldiği hatırlatıldı. Ay’a yönelik derin uzay görevlerinin ise bugüne kadar yalnızca belirli uzay araçları tarafından gerçekleştirildiği ifade edildi.

 NASA’nın Artemis II roketi, Florida’daki Kennedy Uzay Merkezi’nden fırlatıldı. (AP)NASA’nın Artemis II roketi, Florida’daki Kennedy Uzay Merkezi’nden fırlatıldı. (AP)

Ay’ın gözlemlenmesi yaklaşık yedi saat sürecek ve bu süreç Greenwich saatine göre 18.45’te başlayacak. Bu süre boyunca Ay’ın, Orion uzay aracının penceresini tamamen dolduracağı belirtildi.

NASA’ya bağlı Gezegen Jeolojisi Laboratuvarı Başkanı Noah Petro ise Ay’ın astronotlara ‘el ucunda tutulan bir basketbol topu büyüklüğünde’ görüneceğini ifade etti.

Tüylerinizi diken diken edecek

Dört kişilik mürettebatın, Ay’daki jeolojik oluşumları tanıyıp Dünya’daki bilim insanlarına doğru şekilde aktarabilmek için iki yıldan uzun süre eğitim aldığı bildirildi. Bu eğitimlerde özellikle yüzeydeki kahverengi ve bej tonlarının ayırt edilmesine odaklanıldığı belirtildi.

Astronotlar dün dönüşümlü olarak Ay’ın önlerindeki tam görünümünü tarif etti. Christina Koch, “Fotoğraflarda daha önce fark etmediğim bir şey var, ancak burada çok belirgin: Bu yeni kraterlerin tamamı son derece parlak” ifadelerini kullandı.

Koch, bu görüntüyü ‘içinden ışık geçen küçük deliklerle kaplı bir reflektöre’ benzeterek, kraterlerin Ay’ın geri kalanına kıyasla çok daha parlak göründüğünü söyledi.

Victor Glover ise gördüklerini tarif etmek için daha fazla zamana ihtiyacı olduğunu belirterek, “Keşke burada oturup gördüklerimi anlatmak için daha fazla vaktim olsaydı” dedi.

Jeremy Hansen de Ay yüzeyinde yeşil ve kahverengi tonlarında gölgeler gözlemlediğini aktardı.

Bu gözlemlerin, bilim insanlarının Ay’ın jeolojisini ve tarihini daha iyi anlamasına katkı sağlayabileceği ifade edildi.

Görevin, Netflix ve YouTube gibi platformlardan canlı yayımlandığı, ancak Ay’ın sinyalleri engellemesi nedeniyle 40 dakikalık bir iletişim kesintisi yaşanacağı belirtildi.

Görevin baş bilim insanı Kelsey Young, geçen hafta sonu düzenlenen basın toplantısında, “Bu ekibin Ay yüzeyini anlatışını dinlemek tüylerinizi diken diken edecek” ifadesini kullandı.

Chicago Üniversitesi Astronomi ve Astrofizik Bölümü’nden Derek Buzasi ise, Apollo astronotlarının bu başarıyı 50 yıldan fazla süre önce gerçekleştirdiğini hatırlatarak, “Ancak çoğumuz o dönemde henüz doğmamıştı, bu nedenle bu deneyim bizim için benzersiz olacak” değerlendirmesinde bulundu.

Artemis II, Ay’a doğru yol alıyor. (NASA – AFP)Artemis II, Ay’a doğru yol alıyor. (NASA – AFP)

Gündoğumu ve günbatımı

Astronotların, Ay’ın arka tarafına geçerek Dünya’dan hiçbir zaman görülemeyen uzak yüzü keşfedeceği bildirildi.

NASA Bilim Keşifleri Bölüm Başkanı Jacob Bleacher, bu süreçte astronotların ‘Apollo görevlerindeki hiçbir mürettebatın gözlemleyemediği bölgeleri görme ihtimalinin yüksek olduğunu’ belirterek, bu olasılığın kendisini heyecanlandırdığını ifade etti.

Mürettebatın ayrıca, ‘Ay’ın Büyük Kanyonu2 olarak da anılan dev bir çarpma krateri olan Orientale Havzası’nı kısmen gözlemlediği, bu yapının şimdiye kadar yalnızca uzay araçları tarafından tam olarak görüntülenebildiği aktarıldı.

Jeremy Hansen deneyimi, “Bu tam olarak eğitimlerdeki gibi, ancak üç boyutlu ve gerçekten hayranlık verici” sözleriyle anlattı.

Görev kapsamında dün ilerleyen saatlerde astronotların, görev komutanının hayatını kaybeden eşi anısına bir Ay kraterine ‘Carol Taylor Wiseman’ adını verme kararı aldığı belirtildi.

Canlı yayında konuşan Hansen, “Ay yüzeyinde harika bir noktada yer alan bir oluşum var. Ay geçişinin belirli anlarında Dünya’dan da görülebilecek. Bu açık renkli bölgeye ‘Carol’ adını vermek istiyoruz” dedi.

Görev sayesinde astronotların ayrıca Güneş tutulmasını, yani Güneş’in Ay’ın arkasında kaybolmasını, bunun yanı sıra Dünya’nın Ay’ın arkasından doğuşunu ve batışını gözlemleyebileceği ifade edildi.

Bu görüntülerin, 1968 yılında Apollo 8 görevi sırasında çekilen ve dünyaya bakışı değiştiren ünlü ‘Dünya’nın Doğuşu’ fotoğrafını hatırlattığına dikkat çekildi.

NASA’nın planlarına göre, bu görev ve gelecek yıl gerçekleştirilmesi öngörülen bir sonraki görev başarıyla tamamlanırsa, 2028 yılında astronotların Ay yüzeyine indirilmesi hedefleniyor.


Fırlatmanın ötesinde… Artemis II görevini yönlendiren gizli teknolojiler

NASA’nın Kennedy Uzay Merkezi’nde bulunan devasa Artemis (SLS) roketi (AFP)
NASA’nın Kennedy Uzay Merkezi’nde bulunan devasa Artemis (SLS) roketi (AFP)
TT

Fırlatmanın ötesinde… Artemis II görevini yönlendiren gizli teknolojiler

NASA’nın Kennedy Uzay Merkezi’nde bulunan devasa Artemis (SLS) roketi (AFP)
NASA’nın Kennedy Uzay Merkezi’nde bulunan devasa Artemis (SLS) roketi (AFP)

ABD Havacılık ve Uzay Ajansı (NASA), onlarca yıl sonra Ay’a dönüş programı kapsamında ilk insanlı uçuş olan ‘Artemis II’ görevini başlattı. Dikkatler aracı uzaya taşıyan dev roket üzerinde yoğunlaşsa da, görevin asıl önemi sahne arkasında çalışan karmaşık teknolojiler sisteminde yatıyor. Bu teknolojiler yalnızca ulaşımı sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda insanların uzayda yaşamasını ve çalışmasını mümkün kılıyor.

Bir test görevi... Sadece bir yolculuk değil

Artemis II görevi Ay yüzeyine inişi hedeflemiyor; daha çok, gelecekteki görevlerde kullanılacak sistemlerin kapsamlı bir test uçuşu niteliğinde. Bu sistemler arasında navigasyon, iletişim, yaşam destek, enerji yönetimi ve derin uzay ortamında insan-makine etkileşimi yer alıyor. Bu yaklaşım, uzay keşfi felsefesinde bir değişimi yansıtıyor. Artık odak noktası yalnızca ‘ulaşmak’ değil, uzun süreli uzayda kalabilme yeteneği, yani ‘süreklilik’. Bu da Mars gibi daha uzak yolculuklar için temel bir adım olarak görülüyor.

Orion... Bir uzay aracı mı, yoksa bir işletim sistemi mi?

Görevin merkezinde, birden fazla sistemi uyum içinde bir araya getiren entegre bir platform olarak görülebilecek ‘Orion’ aracı yer alıyor. Orion, yalnızca astronotları taşıyan bir kapsül değil; yaşam koşullarını Dünya’ya mümkün olduğunca yakın şekilde simüle eden kapalı bir ortam sunuyor. Sistem, oksijen, basınç ve nem kontrolünü sağlayan yaşam destek sistemlerinin yanı sıra su arıtma, atık yönetimi ve mürettebatın sağlık durumunu sürekli izleyen gözetim sistemlerini de içeriyor. Tüm bu unsurlar, aracı uzaydaki insan yaşamını yöneten adeta bir ‘çevresel işletim sistemi’ haline getiriyor.

fdv
NASA’nın Artemis II roketi, Florida’nın Cape Canaveral kentindeki Kennedy Uzay Merkezi’nden fırlatıldı. (Reuters)

Orion ayrıca temel enerji, itiş gücü ve kaynakları sağlamak üzere Avrupa Uzay Ajansı (ESA) tarafından geliştirilen Avrupa servis modülüne dayanıyor. Bu uluslararası entegrasyon, uzay programlarının artık ulusal projelerden küresel ortak altyapılara dönüştüğünü gösteriyor.

Uzayda seyir... Daha fazla bağımsızlık

Derin uzayda, tamamen Dünya’daki sistemlere güvenmek mümkün değil. Sinyallerin ulaşması zaman aldığı için, anında karar alma sürecinde zorluklar ortaya çıkıyor.

Bu nedenle Artemis II, kendi kendine navigasyon ile Dünya ile iletişimin bir kombinasyonuna dayanıyor ve araca belirli bir özerklik sağlıyor. Bu yetenek yalnızca teknik bir detay değil; özellikle daha uzak yolculuklar planlanırken zaman gecikmesinin artması göz önüne alındığında bir zorunluluk haline geliyor.

Enerji yönetimi ve Dünya’ya dönüş

Araç güneş enerjisiyle çalışıyor, ancak asıl zorluk yalnızca enerji üretmek değil, onu verimli şekilde yönetmekte yatıyor. Cihazlar, yaşam destek sistemleri ve iletişim ekipmanları, enerji dağılımının hassas bir şekilde yapılmasına bağımlı. Bunun yanı sıra sıcaklık da büyük bir meydan okuma oluşturuyor. Uzayda araç, aşırı sıcaklıklara maruz kalabiliyor; bu yüzden iç ortamın istikrarını koruyan hassas ısı kontrol sistemlerine ihtiyaç duyuluyor.

dfvfd
NASA’nın Artemis II görevinin bir parçası olan Orion kapsülü, Florida (EPA)

Fırlatma kritik bir an olsa da, Dünya’ya dönüş görevin en karmaşık aşamalarından biri olarak öne çıkıyor. Araç, atmosferi yüksek hızlarla geçerken aşırı ısı oluşuyor ve bu da gelişmiş bir ısı kalkanı gerektiriyor.

Bu kalkan yalnızca aracı korumakla kalmıyor; aynı zamanda mürettebatın güvenli bir şekilde geri dönmesini sağlayarak görevin başarısını belirliyor. Bu, uzun vadeli her uzay programı için temel bir unsur olarak değerlendiriliyor.

İnsanlar sistemin bir parçası

Artemis II sadece makineleri test etmekle kalmıyor, aynı zamanda insanı da sınayan bir görev niteliği taşıyor. Astronotlara, vücut işlevlerini izlemek için sensörler yerleştirilecek ve bu sayede uzay yolculuklarının bedensel etkileri daha iyi anlaşılacak. Bu yaklaşım, mürettebatı araç kullanıcıları olmaktan çıkarıp, entegre bir sistemin veri öğeleri haline getiriyor. Toplanan verilerin analiz edilebilmesi, gelecekteki görevlerin tasarımında kritik bir rol oynayacak.

erfr
53 yıl sonra... NASA, insanlığı Ay’ın eşiğine geri getiriyor

İletişim sistemleri ise göz ardı edilemeyecek bir başka alan olarak öne çıkıyor. Araç ile Dünya arasındaki kesintisiz bağlantıyı sağlamak, özellikle mesafe arttıkça karmaşık bir altyapı gerektiriyor. Bu sistemler yalnızca iletişimi sağlamakla kalmıyor; veri aktarımı, sistem güncellemeleri ve karar destek süreçlerinde de kritik rol oynuyor ve böylece görevin başarısının temel parçalarından biri haline geliyor.

Hedefler ve zorluklar arasında

Tüm teknolojik ilerlemelere rağmen görev, zorluklardan uzak değil. Sistemlerin karmaşıklığı, birden fazla kurumun katılımı ve yüksek maliyetler, program üzerinde önemli baskılar oluşturuyor. Görev öncesi yapılan bazı testler ve yaşanan gecikmeler, bu tür projelerin doğasını yansıtıyor; yüksek riskli bir ortamda hata yapma lüksü yok.

Artemis II’yi bağımsız bir görev olarak görmek mümkün değil; bu, uzun bir yolun parçası. Ay, burada nihai hedef değil, bir test istasyonu işlevi görüyor. Asıl amaç, insanların Mars’a seyahat edebilmesini ve orada hayatta kalabilmesini sağlayacak teknolojileri geliştirmek. Bu bağlamda Artemis II, varış noktasından çok, test ettiği sistemlerle ön plana çıkıyor.

Bugün gerçekleşen sadece yeni bir fırlatma değil; insan ile uzay arasındaki ilişkiyi, Dünya dışındaki varoluşu geçici bir deney olmaktan çıkarıp sürdürülebilir hale getirebilecek teknolojiler üzerinden yeniden tanımlama çabası.