Irak Başbakanı Sudani Şarku’l Avsat’a konuştu: Ülkemizin bir hesaplaşma arenası olmasını kabul etmiyoruz

Başbakan Sudani, devlet kontrolü dışındaki silahlarla ve ‘yolsuzluk salgını’ ile mücadeleye ve yağmalanan fonların geri alınmasına yönelik bir güvenlik reformunun başlattıklarını duyurdu.

Sudani, Bağdat'taki Başbakanlık konutunda Şarku’l Avsat’a röportaj verdi
Sudani, Bağdat'taki Başbakanlık konutunda Şarku’l Avsat’a röportaj verdi
TT

Irak Başbakanı Sudani Şarku’l Avsat’a konuştu: Ülkemizin bir hesaplaşma arenası olmasını kabul etmiyoruz

Sudani, Bağdat'taki Başbakanlık konutunda Şarku’l Avsat’a röportaj verdi
Sudani, Bağdat'taki Başbakanlık konutunda Şarku’l Avsat’a röportaj verdi

Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, Irak ve Suudi Arabistan'ın bölgede ve dünyada istikrara temel oluşturacak bir bölgesel eksen kurabileceklerini belirterek iki ülkenin bu konudaki ciddiyetinin altını çizdi. Başbakan Sudani, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile iki ülke arasındaki ilişkileri geliştirmek için bakanlıklar düzeyindeki ziyaretlerle başlayan ve ardından 3 yıllık bir süre boyunca projeleri uygulamak için Suudi Arabistan-Irak Koordinasyon Konseyi’ni bir araya getiren bir yol haritası üzerinde uzlaşıldığını açıkladı.
Bağdat’ın Suudi Arabistan ile İran arasındaki müzakerelere ev sahipliği yapmaya devam edeceğini vurgulayan Başbakan Sudani, güvenlik toplantılarının düzeyinin diplomatik düzeye çıkarılması umuduyla yakın bir gelecekte bir toplantı yapılacağını duyurdu.
Sudani, hükümetinin 100 günlük kurulma sürecinde İran’dan ya da ABD’den herhangi bir müdahale olmadığını belirterek, “Hükümet, yüzde 100 olarak Irak’ın egemen kararıyla kuruldu. Ne doğrudan ne de dolaylı olarak hiçbir baskıya yahut müdahaleye maruz kalmadı” dedi. Ülkesinin ilişkilerin gergin olduğu iki müttefiki ABD ve İran ile nasıl çalıştığına dairse Bağdat'ın her iki ülkeyle olan ilişkilerine değinen Irak Başbakanı, “Irak'ın bir hesaplaşma arenası olmasını istemiyoruz. Ortak çıkarlar, karşılıklı saygı ve iç işlerine karışmama ilkelerine göre ilişkilerimizi güçlendirmeye özen gösterdiğimiz kadar, diğerine karşı bir başkasının tarafında da değiliz. Sloganımız ‘önce Irak'ın çıkarı’” ifadelerini kullandı.
Irak'ın ‘İran'ın yanı sıra kardeş Arap ülkeleriyle birlikte bölgedeki lider rolüne sahip olduğunu’ vurgulayan Başbakan Sudani, Irak'ın kaderinin Arap ülkelerinin kaderi olduğunu ve bunun da Irak için gayet normal olduğunu söyledi. Irak ile ABD arasındaki ilişkiyi ekonomik, kültürel, sosyal ve eğitim alanlarına taşıyan Washington ile Bağdat arasındaki ‘stratejik çerçeve’ anlaşmasının etkinleştirilmesi gerektiğini belirten Sudani, bunu yapmanın yalnızca güvenlik açısından önemiyle sınırlı olmadığının da altını çizdi.
Ülkesinin iç durumu ve hükümetinin attığı, ‘vatandaşların sonuçlarını hissetmeye başlayacağı’ adımlar hakkında uzun uzun konuşan Irak Başbakanı, idari ve güvenlik reformlara, ‘yolsuzluk salgını’ ile mücadeleye ve yağmalanan fonların geri alınmasına devam edildiğini belirterek şimdiye kadar 80 milyon doların geri alındığını ve sürecin devam ettiğini açıkladı.
Sudani, başkanlığını kendisinin yaptığı bir komisyonun güvenlik reformu ve devlet kontrolü dışındaki silah sorununun ele alınmasına ilişkin çalışmaların başlatıldığını belirterek Devlet Yönetimi İttifakı’ndaki tüm siyasi güçlerin, devlet kontrolü dışındaki silahlar sorununu ve güvenlik reformunun ele alınması gerektiğinde hemfikir olduklarını söyledi. Başbakan, devlet kontrolü dışındaki silahların ancak kanunla kurulan güvenlik hizmetleri kurumların kontrolüne gireceklerini ve bu kurumların kontrolü dışında silah olmayacağını ifade etti.
Irak'tan İran ve Türkiye'ye dolar kaçakçılığı sorununa değinen Başbakan Sudani, dünyanın bütün ülkelerinde döviz kaçakçılığının yapıldığını belirterek, “Irak da diğer ülkelerle aynı durumda” dedi. Bölgedeki bir çok ülkenin resmi para birimlerinde büyük değer kaybıyla karşı karşıya kaldıklarına ve dolara ihtiyaçları olduğuna dikkati çeken Sudani, Irak bankalarının ve bankacılık şirketlerinin bu konuya müdahil olduğunu ve büyük karlar elde ettiklerini belirterek, konunun ele alınabileceğine dair iyimserliğini vurguladı. Başbakan, “Öyle sanıyorum ki Irak'ta ekonomik, mali ve bankacılık reformuna açılan kapı burası” dedi.
Bağdat-Erbil ilişkileriyle ilgili çalışmalara dikkati çeken Sudani, petrol gelirleri ve İran ile Irak sınırlarındaki güvenlik durumuyla ilgili olarak Kürt tarafının onayı ile Bağdat'ta yakın zamanda bir anlaşma imzalanacağını açıkladı.
Sudani, DEAŞ terör örgütünün artık herhangi bir tehlike oluşturmadığını, çünkü artık herhangi bir yeri kontrol etmediğini ve Irak güçlerinin DEAŞ’ın uyuyan hücrelerinin izini sürmeye devam ettiğini vurguladı.

Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani ile yapılan röportajın soru-cevap bölümü:

-Sayın Başbakan, göreve başlamanızın üzerinden 100 gün geçti. İyimser misiniz yoksa endişeleriniz var mı? Size böyle zor bir görevi kabul ettiğiniz için pişman mısın diye sormayacağım.
İşin ve sorumluluğun büyüklüğünü bilerek bu görevi kabul ettim ve kesinlikle pişman olmadım. İyimserim. Hükümet, 100 gün sonra gerek uluslararası ilişkiler düzeyinde gerek iç düzeyde ve programlarda, gerekse yoksulluğun azaltılması, iş fırsatları oluşturma, devlet hizmetleri, ekonomik reformlar ve yolsuzlukla mücadele konularında olsun çeşitli düzeylerde önceliklerini yerine getirmeye başladı. Tüm bu başlıklarda uzun bir yol kat ettik. Bu önceliklerin yerine getirilmesi için temel direkler oluşturduk. Hükümet programında da bunu hedeflemiştik.

-Bu süreç, daha önce yaptığınız bir açıklamada Irak'taki yolsuzluk vakalarının koronavirüs salgınından daha beter olduğu şeklindeki sözlerinizi doğruladı mı?
Bu yüzden ‘yolsuzluk salgını’ adını verdim. Yolsuzluk, Irak devleti için koronavirüs salgınından ve DEAŞ’tan daha tehlikeli.

-“Yüzyılın hırsızlığı” ile diye bir ifşanız oldu. Öncelikle şunu sormak istiyorum: Saddam Hüseyin rejiminin düşmesinden sonra sizce ne kadar para israf edildi?
Milletvekiliyken takip ettiğim ‘vergi katiplikleri’ hırsızlığı vakasının, siyasi kaosun gölgesinde uzun süren (başbakanlığa) adaylık dönemimden sonra, çalışmalarına devam edeceğim ilk dosya olmasını ummuştum, ama dosya görevime başlayamadan açıldı. Maalesef baş zanlıların çoğu kaçarak Irak'tan para çıkarılmayı başardılar. Bu büyüklükte bir miktarı çalmayı başaranların yakalanması için dikkatli bir operasyon yürütülmesi gerekiyordu.

-Tahmininize göre ne kadar çalındı?
İlgili kurumların ön hesaplarına göre miktar 3 trilyon 700 milyar dinar (yaklaşık 2,5 milyar dolar) civarında. Ancak hükümetimiz, daha fazla şeffaflık, açıklık ve kamu parasının korunması adına, çalınan gerçek rakamı öğrenmek için uluslararası bir denetim firması ile anlaştı. (Saddam Hüseyin rejiminin düştüğü) 2003 yılından bu yana yapılan para israfı konusuna gelince, doğru resmi okumalar yahut istatistikler mevcut değil. Yolsuzluğun çeşitleri ve birçok biçimi var. Bazen işletme bütçesinde, bazen yatırım bütçesinde, bazen de bütçe dışı kararlarda ortaya çıkar. Buna mali ve idari yolsuzluk denir. Bir arazinin hak sahibi olmayan yatırımcıya verilmesi, yatırım fırsatı için rekabetin engellenmesi, tekelleştirilmesi ya da bir kişiyle sınırlandırılması gibi idari kararlarda yolsuzluklar yapılabiliyor. Ancak daha önce de belirttiğim gibi, yolsuzluk, kalkınma ve hizmetleri ilerletmek için tüm devlet plan ve programlarının karşı karşıya olduğu bir sorundur.

-Yirmi yıldan kısa bir süre zarfında israf edilen miktarın 600 milyar doları bulduğu söyleniyor. Bu doğru mu?
Neden 700 değil? Neden 500 değil? Bunlar sadece tahminler ve rakamlar, bize gerçekçi bir tablo vermiyorlar. Size yatırım ve yatırım planları düzeyinde bütçeler ve projeler arasındaki bu bölünme varken ilgili kurumların tam bir rakam veremediklerini ve bizim de veremeyeceğimizi söyledim. Ancak yolsuzlukla mücadelede hükümetimizi diğerlerinden farklı kılan, yolsuzluk fonlarını geri alma konusundaki kararlılığıdır. Bu durum, 2003'ten beri var olan bir boşluk yaratıyor. Trilyonlar çalan biri için 5, 10 ya da 15 yıl hapis cezası neye yarar? Örneğin ‘vergi katiplikleri’ hırsızlığı. Şüphelileri hapse atmak istersek 15 ile 25 yıl arasında hapis cezası alırlar, ama yine 3,7 trilyon dinara ulaşamayız. Çünkü bu fonların büyük bir kısmının sahipleri var ve bunları bizden geri istiyorlar.  Bu yüzden fonların geri alınması konusunu hükümetin çalışmalarının ilk sırasına oturttuk. Bir kısmı 2003 yılından önce yağmalanan ve sonuncusu ilgili kurumların prosedürleri çerçevesinde geri alınan 80 milyon dolar olmak üzere geri ödemelerle fonlar akmaya başladı.

-2003 yılından önce bu para boşa mı harcandı?
Evet.

-Devlet, güçlü olandan da bu paraları geri alabilir mi?
Evet, kolluk kuvvetleri aracılığıyla yapabilirsiniz. Irak yasalarına göre hata yapan bir vatandaş, hatası kanıtladıktan sonra bir katılım komitesine sevk edilir. Boşa harcanan para buna dahil değildir. Sorumlu kişi zararı öder ve bedeli ödenene kadar hapisten çıkmaz. Şimdi bu süreci başlattık. Tutuklanan önde gelen siyasi isimler var. Bu paralar onlardan alınmaya başlandı.

-Yolsuzluk siyasetin hangi düzeyindeydi? Nereye ulaştı?
Ne yazık ki, yolsuzluk siyasetin her düzeyde var. Kıdemsiz çalışanlar da yolsuzluk yapıyor. Hatta bunun en zararlısı olduğunu söylesem abartmış olmam. Fakat herkes yolsuzluk yapıyor diyemeyiz. Kamu malını koruyan ve yolsuzluğa karşı olan dürüst insanlardan oluşan bir ordu var. Biz de onların yanında olmalı ve onları cesaretlendirmeliyiz, aksi takdirde herkesin yolsuzluğa bulaşmış olduğunu tekrarlayıp durursak, yolsuzluk yapanların tüm işlerin dizginlerini ellerinde tuttuklarını kabul etmiş oluruz.

-Yolsuzluk yapanlar ordusu ile dürüst insanlardan oluşan bir ordu var mı?
Daha dürüst insanlar. Vatanseverlikleri ve vatan sevgileri temelinde kamu parasını korumak için onurlu tarafta olan dürüst ve vatansever insanlar var. Allah sayılarını artırsın.

-Irak gibi zengin bir ülkenin sık sık elektrik kesintisi yaşaması akla yatıyor mu? Bunun nedeni de yolsuzluk mu?
Yolsuzluk, kötü yönetim ve planlamanın bir sonucudur. 2003 yılında elektrik üretimi 3 bin 800 megavatı geçmiyordu, şimdi 21 bin megavatı aştık. Büyümede ve ihtiyaçlarda bir genişleme söz konusu. Eskiden evlerde sadece bir vantilatör vardı, şimdi tüm evde klima ve çeşitli cihazlar var. Birçok sorunumuz var. Dediğim gibi yolsuzluk, kötü yönetim ve planlamanın bir sonucudur. 2013 yılı sonunda elektrik sorununu bitirdik, ama DEAŞ ile mücadele başlayınca bu alanda geriledik. Bazen idari krizler, bazen de kötü planlamalar yüzünde sorun devam etti. Bir de elektrik sektöründeki bir diğer konu olarak Irak'ın tamamında elektriğin yüzde 10'u ya da daha azını geçmemesi dikkati çekiyor.

-Neden?
Bunun birinci sebebi, devletin sahip olduğu genel kültür. İkincisi, elektrik kesintileri ve kötü hizmet verip vergi talep etmek devleti zayıflatıyor.  Hizmet alan kişi ödeme yapana kadar bana kesintisiz hizmet vermemi söylüyor. Siemens ve General Electric gibi şirketlerin ve Iraklı teknisyenlerin hesaplarına göre elektrikte israf sorunu kökünden çözebilir. Bizim Iraklı vatandaşlar olarak elektrik geldiğinde enerji tasarrufu kültürümüz yok. Elektrik gelir ve ev soğutulmak için bütün klimalar açılır.

-Şu an vergi oranı arttı mı?
Düne kadar vergi sadece yılda 600 milyar dinarı (yaklaşık 400 milyon dolar) buluyordu.

-Peki bu rakam ne kadar olmalı?
Milyarlar olduğu tahmin ediliyor. İran'dan ithal ettiğimiz doğalgaza yılda sadece 7 milyar dolar harcıyoruz. Yatırımcılardan petrol türevlerinin yanı sıra yaklaşık 2,5 milyar dolarlık elektrik satın alıyoruz. Yani yüksek maliyet, ama düşük vergi.

REFORMLARA UYGUN ZEMİN

-Irak'ta reformlara uygun bir zemin var mı?
Günümüzde reform bir hak haline geldi. Ekonomi deyince bizim için ekonomik reformdan ve gelir kaynaklarının geliştirilmesinden başka çare yok. Bütçe giderlerini karşılamak için petrol gelirlerine bağımlı kalamayız. Tarımın, sanayinin, turizmin harekete geçirilmesi gibi alternatifler gerekiyor. İdari reformdan bahsederken, devletin tek işi kaynak olmak olamayacağını söylüyoruz. İş olanakları oluşturma konusunda destekleyici olmak için bu kurumları reforme etmeli ve özel sektörü desteklemeliyiz. Güvenlik alanında da reforma gitmeliyiz. Başkanlığını üstlendiğimiz bir komisyon oluşturarak bu yola çıktık. Dolayısıyla reform, Irak'ın durumunda, özellikle de bu hükümette tüketim ya da seçim sloganı değil, bir haktır.

-Irak'ta kaç devlet memuru var? Yani devlet ne kadar maaş ödüyor?
Irak’ın 4 milyona yakın memuru var, ama bu sayının netlik kazanması için bir süreç başlatıldı. Planlama Bakanlığı'nın ulaştığı sayı 3,2 milyon ve atanan çalışanlara ek olarak hala eklenecek sayılar var ve bunlar 500 bin aralığında.

-Kadrolular mı?
Evet, sözleşmeli olarak çalışıyorlardı ve kadroya alındılar. Sayının 4 milyondan fazla olduğunu düşünüyorum.

-Irak’ta İşsizlik oranının yüzde 16, yoksulluk oranının yüzde 25 olduğu doğru mu?
Yaklaşık olarak bu civarlarda. İstatistiklere göre yoksulluk yüzde 20 ile yüzde 22 arasında. Özellikle son iki yılda bakanlıkların valiliklerde projeler hayata geçirmek için harcama verimliliğinin düşük olması ve   gereken desteği alamadıkları için özel sektör projelerinin zayıf bir ivmeyle başlatılması nedeniyle istatistikler işsizlik oranlarının arttığını gösteriyor.
Iraklı ailelerin yetiştirme tarzından doğan genel bir eğilimin bir sonucu olarak çok sayıda üniversite mezununun olmasının yanı sıra devletin yüksek öğrenim için tüm gereksinimleri sağlamasıyla birlikte bu durum işsizlik oranını etkiledi ve çok sayıda işsiz genç ortaya çıktı. Hükümetimiz bu zorluğa, devlet tarafından istihdam da dahil olmak üzere çeşitli çözümlerle ilgileniyor. Bunu da kadrolarla tamamladık. İkinci çözüm, iş fırsatları oluşturma konusunda hükümeti destekleyecek özel sektörle ilgili. Irak Temsilciler Meclisi'nde oylanacak önemli bir yasamız var. Emeklilik, sosyal güvenlik ve işçi yasası. Bu yasa özel sektörde çalışanların haklarını devlet çalışanları ile eşit düzeye getirecek. Bu, önemli bir yapısal reformdur.

-İlerleyen süreçte kamu dışında kararlar alacak mısınız?
Hükümetimiz reform kararları almak zorunda. Reform kararları genellikle sancılı olsa da bir süre sonra elbette herkes için faydalı olacaktır.

-Popülaritenizin düşmesinden çekiniyor musunuz?
Ben her şeyden önce Irak'ın ve Irak halkının çıkarları için endişe ediyorum. Irak ve halkının çıkarlarına karşı popülaritemi ya da hayatımı sorgulamıyorum. Irak'ın ve Irak halkının çıkarları benim pusulamdır. Bir karar alırken bunun ülkenin çıkarına olduğunu görürsem o kararı alırım, ama zararı azaltmak benim sorumluluğum. Çünkü her kararın belli bir tarafa zararı olacaktır. Sadece yoksul ve düşük gelirli sınıfa verilen zararı en aza indirmeyi umursuyorum.

KAÇIRILAN DOLARLAR

-Sayın Başbakan, basında okuduğumuz doların kaçırılması meselesi nedir?
Irak Merkez Bankası 2007 yılından sonra doğru bir adım atarak enflasyonu ve yerel para biriminin anormal durumunu ele aldı. Dolarla ilişkimiz 1990’lı yıllarda abluka döneminde başladı. O zamanlar doları takip ediyorduk. Dolar kuru yükselince gıda fiyatları da yükseldi. Merkez bankası, para biriminin değerini yükseltmek için bir pencere açmaya çalıştı. Tüccarların ürünleri ithal etmesi için bir döviz firmasıyla iletişime geçmesine dayanan ticari bir mekanizmaya ve bununla ilgili bir incelemeye ihtiyacı vardı. Döviz firması, Merkez Bankası'na bağlı yerel bankalarla bağlantılıydı. Bu ticari mekanizmanın büyük bir kısmı üzerinde iyi bir inceleme yapılmamıştı. Yani, bankacılık sistemine uyumlu değildi. İthal edilen ürünlerin fiyatına ya da miktarına ilişkin yanlış tahminler vardı. Amaç, tüccarın yurtdışından ithal ürün getirmek için mümkün olduğunca çok dolar almasıydı. Bu rakam günlük 300 milyon dolara ulaştı.

-Kime satılıyordu?
Merkez Bankası onları (dolarları) bankalara ve şirketlere satıyor. Bankalar ithalat çerçevesinde yurt dışına (dolar) transfer yapıyor. Günlük 300 milyon dolar ithal eden bir ülkenin olması, doları ithal edip vatandaşına satmadığı sürece makul değildir. Bu mekanizma, ABD Hazine Bakanlığı ve ABD Merkez Bankası (FED) dışında herkese açıktı. Kimse buna karşı çıkmaya cesaret edemedi. Biz o dönemin milletvekilleri ve analistleri olarak bu konuya değiniyorduk. Ta ki ABD Hazine Bakanlığı’nın, kaçakçılığın, kara paranın aklanmasının vb. önlenmesi ve ABD'nin bazı ülkelere yönelik kararları açıklayıp dolar baskısını artırana kadar. Bölgede, Körfez’de ABD’nin doları yasaklandığı bir dolar bile vermediği ülkelerden bahsetmek bile istemiyorum.

-Peki ya Körfez ülkeleri?
Evet. Onlar için mesele egemenlik ve ekonomi meselesi.

-Kime göre?
ABD’ye göre. Dolarının doğru yerde kullanıldığından, yanlış ya da çıkarlarına aykırı kullanıldığını düşündüğü yerlere gitmediğinden emin olmak istiyor. Irak ile ABD arasında, standartların uygulanmasına hazırlık olarak bankaların eğitimi, tüccarların eğitimi ve elektronik bir platform oluşturulması gibi adımların yer aldığı bir anlaşma imzalandı. Başbakanlık görevine başlamadan önce bu bilgiye ulaştım ve Merkez Bankası Başkanı’na ‘Bankaları ve döviz değişim firmalarını kapsayan bir mekanizma var, buna hazır mısınız?’ diye sordum. Bana ‘Evet, hazırız’ cevabı verdi. Oysa ben göreve başlattıktan sonra 3 ayı doldurduğumuz halde bu hazırlığın yapılmamış olduğu ortaya çıktı. Mekanizma, 2022 yılı sonlarında yani iki ülke arasında imzalanan anlaşmada öngörülen iki yılın bitiminden sonra devreye girdi.

-O iki yıl içinde hiçbir şey yapılmadı mı?
Hiçbir şey yapılmadı. Piyasaları hazırlamak için gerekli tedbirler alınmadı. Yani bir bankanız, bir döviz şirketiniz ve bir tüccarınız var ve 10 yıldır belirli bir mekanizmaya göre çalışıyorsunuz. Bir gecede yeni bir mekanizmayı uygulamanız istense mutlaka itiraz edersiniz. Şimdi bu ay içinde iki yıllık bir çalışmayı yürütüyoruz. Tüccarla görüşüyoruz. Doğru ticaret yapmaları ve gerçek tüccarlar olup ticaretlerinin devam etmesini istiyorlarsa, doğru yoldan gitmeleri gerektiğini söylüyoruz. Belgeli kredi açarsanız, ithalat lisansı da alırsınız, dolar da alırsınız diyoruz. Birtakım sorunlarımız var, durumumuzun mükemmel olduğunu iddia etmiyorum. Satış noktaları üzerinde mutlak kontrolümüz söz konusu değil. Gümrükte gecikmiş vergi düzenlenmesi gibi sorunlarımız var. İthalat izni verirken rutin olarak aldığımız notlar var.

-Türkiye’ye ve İran'a dolar kaçırılıyor mu?
Döviz kaçakçılığı Irak’ta olduğu gibi dünyanın bütün ülkelerinde devam ediyor. Bölgedeki birçok ülkede yerel para biriminde bir gerileme söz konusu. İsimlere girmek istemiyorum. Kesinlikle dolara ihtiyaçları var. Bizimle ticaret yapanların bir kısmı, yurtiçindeki bazı bankalar ve döviz şirketleri ve komşu ülkelere ve bölgedeki ülkelere aktarılan dolarları satarak büyük karlar elde ediyorlar.

-Tedavinin işe yarayacağı konusunda iyimser misiniz?
Evet iyimserim. Bu sürecin Irak'ta ekonomik, mali ve bankacılık reformuna açılan kapı olduğunu düşünüyorum.

-Irak dinarındaki değer kaybı sorununa yakında bir çözüm getirilecek mi?
Irak'taki bankacılık ve finans sistemini uluslararası standartlara uygun olarak reforme etmek için bir dizi adımlar atarak çözüme doğru ilerlemeye başladık. Bununla birlikte vatandaşların ürün ve hizmet açısından neye ihtiyaç duyduğunu bulma yönünde de bir çalışma başladı. Bakanlar Kurulu, ekonomi için bir dizi karar aldı. Fiyatlardaki dalgalanma sürecine eşlik eden tüm faktörlere uyum sağlamak için para politikasıyla ilgilenen özel sektör, bankalar ve Merkez Bankası ile incelemeler devam ediyor. Devlet olarak en çok, temel ürünlerin fiyatlarını sabit tutup vatandaşın omuzlarına yük getirmeyen uygun fiyatlara sunulması ve özel sektörle sürekli bu standartlarda engellerin aşılması için çalışıyoruz.

STRATEJİK ÇERÇEVE ANLAŞMASI

-ABD Başkanı Joe Biden sizi telefonla arayarak ülkesinin stratejik ortaklığa bağlılığını teyit etti. Iraklı bir heyet, Washington'ı ziyaret etmeye hazırlanıyor. ABD’den talebiniz ne olacak?
Başkan Biden, Irak ile ABD arasındaki ilişkileri ekonomik, kültürel, sosyal ve eğitim alanlarına taşıyan ‘stratejik çerçeve’ anlaşmasının etkinleştirilmesi gerektiğini söyledi. Biz de bunu destekliyoruz. Stratejik çerçeve anlaşması, Irak Temsilciler Meclisi tarafından onaylanan açık bir anlaşma ve bunu uygulamamız gerekiyor. Son derece önemli bir anlaşma ve ABD ile ilişkilerimiz sadece güvenlik boyutuyla sınırlı kalmamalı. ABD, ekonomik, kültürel, sosyal ve eğitim alanlarında Irak için stratejik bir ortaktır. Ekonomimizin tüm alanlarında ilerleme için onun şirketlerinden ve uzmanlığından yararlanabiliriz.

-Irak'ın ABD’ye ihtiyacı var mı? Iraklı siyasi güçler arasında ABD ile ilişkilerin gerekli olduğu düşünülüyor mu?
ABD büyük bir ülke ve daha önce de dediğim gibi Irak, ABD ile yapılan anlaşmalara bağlı kalıyor. En önemli anlaşmalardan biri de stratejik çerçeve anlaşması. DEAŞ ile mücadele alanında ABD ile iş birliği yapıyoruz. Tüm siyasi güçler, Irak'ın çıkarlarına uygun olduğu sürece tüm ülkelerle olan ilişkileri desteklediklerini teyit ediyorlar. ABD ile ilişkide çıkarımız olduğuna, itiraz edemeyiz. A ya da B devletleriyle de çıkarlarımız var. Daha önce söylediğim gibi Irak'ın çıkarı bizim pusulamızdır.

-Irak, İran’ın nüfuzuyla ABD’nin rolünü birbirinden nasıl ayrıştırıyor?
Bu, her zaman ortaya çıkan sorunlardan biri ve bununla başa çıkmak için takip ettiğimiz bir yol var. Öncelikle İran, komşu bir ülke. Onunla dini, kültürel ve sosyal birçok ortak yönümüz bulunuyor. İran başından beri siyasi sürecin yanında yer aldı. DEAŞ ile mücadele de bizimle birlikte hareket etti. İlişkilerimizi bu çerçevede sürdürüyoruz. Elbette Irak halkının çeşitli kesimlerinden birçok siyasi gücün İran tarafıyla da olumlu ilişkileri var. Bölgedeki birçok ülkede olduğu gibi bu da olumlu bir nokta. Ama ülkenin iç işlerine ve egemen karara karışmama ya da etkilememe çerçevesinde olmak kaydıyla. İlişkilerimizde ve görüşmelerimizde bunu görüyoruz. Herkes böyle bir ilişki biçimine saygı duyar. ABD, 2003 sonrası Irak’ın değişim sürecine katkı sağladı, Irak'ın DEAŞ’ı yenmesine yardım eden Uluslararası Koalisyona öncülük yaptı. Bugün ABD’yi başka alanlarda da ilişkilerimizi geliştirmek istediğimiz bir ortak olarak görüyoruz. Evet, ABD ile İran ilişkilerinde bir gerginlik söz konusu, fakat bunun Irak’a olumsuz bir yansıması olmayacak. Irak'ın bir hesaplaşma arenası olmasını istemiyoruz. Ortak çıkarlar, karşılıklı saygı ve iç işlerine karışmama ilkelerine göre ilişkilerimizi güçlendirmeye özen gösterirken bir tarafa karşı diğer tarafın yanında da değiliz.

IRAK’IN DİĞER ÜLKELERLE İLİŞKİLERİ

-Ukrayna'ya karşı İran yapımı silahların kullanıldığının ortaya çıkmasından sonra İran'ın Batı ile ilişkilerinin bozulmasının Irak'a olumsuz yansımasından korkuyor musunuz? Yani İran'ın Avrupalılarla ilişkilerinde önemli bir gerileme oldu mu?
Genel olarak istikrar eğilimindeyiz. Bu istikrar ancak gerilimi yaratan kaynaklar kurutularak sağlanabilir. Rusya-Ukrayna savaşı sadece Avrupa'yı değil tüm bölgeyi etkiliyor. Burası hassas bir bölge. Daha fazla anlayışa ve diyaloga ihtiyaç var. Hiçbir ülke müdahil olmamalı. Herhangi bir çatışma durumunda herhangi bir ülkenin herhangi bir ülkeye müdahalesini desteklemiyoruz. Çünkü böyle bir destek, krizi daha da şiddetlendirir. Rusya-Ukrayna krizi, ancak tüm dünya ülkelerinin müdahaleyi durdurması halinde sona erebilir. Böylece iki tarafı müzakere masasına oturmaya zorlayabiliriz. Diyalog, bu ülkelerin ve bölgenin trajedilerinden kaçınmanın en iyi yoludur. Irak, savaşlardan ve ablukalardan büyük zarar gördü ve bunların yansımalarını çok iyi biliyor. Dolayısıyla bu deneyimle konuşuyoruz. Diyalogsuz krizler bitmez ve müdahale her krizi uzatır.

-Rusya-Ukrayna krizinde Rusya ya da ABD sizden arabuluculuk yapmanızı istedi mi?
Biz tutumumuzu vizyonumuz, inancımız ve ilkelerimiz doğrultusunda belirleriz. Dediğim gibi Irak, savaşlardan ve ablukalardan çok çekmiş bir ülke. Kendi iç işlerimize karışılmasını kabul etmediğimiz gibi, başka ülkelerin iç işlerine karışılmasını da kesinlikle kabul etmiyoruz.

BAŞARISIZLIĞIN MAZERETİ YOK

-Sayın Başbakan, 2003’ten beri Sadr Hareketi’nin bulunmadığı bir hükümete başkanlık eden ilk Irak başbakanısınız. Sadr Hareketi ile bir ateşkes var mı? Varsa bu nasıl bir anlaşma? Şu anki ekonomik sıkıntının daha önce yaşananlara benzer bir isyana (gençlik ayaklanması) yol açmasından mı yoksa Sadr Hareketi’nin sokaklara taşmasından mı korkuyorsunuz?
Sadr Hareketi tanınmış bir liderliğe sahip, ister parlamentoda ve hükümette isterse parlamento ve hükümet dışında olsun, siyasi süreçte aktif bir role sahip geniş bir siyasi harekettir. Parlamentodan çekilme kararına saygı duyuyoruz. Siyasi faaliyetlerde yer almasını, yasal ve anayasal çerçevede herhangi bir olumsuz duruma dikkat çekerek eleştirilerde rolünü oynamasını önemsiyoruz. Hareketten, gençlerden veya başkalarından gelen bir ayaklanmadan korkup korkmadığımıza gelince; Allah korusun, hükümet programımızı uygulamada ve halkın karşısında taahhüt ettiğimiz önceliklerimizin uygulanmasında yaşanan herhangi bir başarısızlık, şu veya bu siyasi parti tarafından değil, Irak halkının tüm bileşenleri tarafından kesinlikle reddedilecektir. Mevcut durum bu başarısızlığa müsamaha göstermiyor. Dolayısıyla bu hükümeti oluşturan, çeşitli bileşenlerden 280 milletvekilinin yer aldığı ve Koordinasyon Çerçevesi, Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) ve Egemenlik ve Azm hareketlerini içeren ‘Devletin İdaresi Koalisyonu’, olumlu ve olumsuz tüm yönleriyle bu aşamadan sorumludur. İster Sadr Hareketi ister gençler isterse Irak halkının büyük çoğunluğu olsun, diğer tarafların karşısında hiçbir mazeret yoktur. Biliyorsunuz, seçmenlerin yüzde 60’tan fazlası oy kullanmadı. Yani demek istediğim, diğer siyasi bileşenlere bakmadan önce bu yüzde 60’a bakmalıyız. Bu yüzde 60, performanstan memnun değilse mutlaka bir konumu olacaktır.

-Son milletvekilliği seçimlerinde oy kullanma hakkı olanların yüzde 60’ı seçimlere katılmadı mı?
Evet, resmi tahminler seçimlere katılma konusunda net bir isteksizlik olduğunu gösteriyor. Bu oran yüzde 60 civarında.

-Bunun nedeni, siyasi güçlerin halkı hayal kırıklığına uğratması mıydı?
Bu önemli sebeplerden biridir. Seçim sonuçlarının açıklanması ve siyasi güçlerin bir yıl boyunca girdaba girmesinin ardından yüzde 60’lık kesimin kararı böyle oldu. Bu yüzde 60, yüzde 40’a dedi ki: Bakın, size sürecin faydasız olduğunu söyledik.

-Sayın Başbakan, Koordinasyon Çerçevesi halen hükümetinizin yönergelerinden memnun mu?
Elbette Koordinasyon Çerçevesi, Şii bileşenin en büyük bloğudur. Başbakanın adaylığını benimseyen, tüm taraflardan bakanları olan ve diğer bloklarla anlaşmaya varan onlardır. Devletin İdaresi Koalisyonu’nu da o kurdu. İktidarın başarısı veya başarısızlığı, Allah göstermesin, Çerçeve ve Devletin İdaresi tarafından üstleniliyor. Rahatlık ya da huzursuzluk meselesinin ucu bence açık. Bir yönteme gidiyoruz. Tüm konular için genel yönergelerin tartışıldığı ve üzerinde anlaşmaya varıldığı bir bakanlık platformu ve programı var. Bu programı veya bakanlık müfredatını her uyguladığımızda, kabul veya ret derecesini ölçeriz. Bunun dışındaki durum ile ilgilenmiyorum.

BAŞARI KORKUSU

-2003’ten bugüne siyasi süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?
2003’ten bugüne siyasi süreçte bir başarı korkusu var gibi görünüyor. Bu mantıklı değil.

-Başarı korkusu ne anlama geliyor?
Gerçekleşen siyasi durumların bir kısmı, bazılarının başarıdan korkmasıdır. Birçok engelle karşılaştık. Vatandaşın mağduriyetini hafifletecek, hükümetleri başarıya ulaştıracak projeler oldu ama şu veya bu hükümet başarılı olur korkusuyla bunlar iptal edildi. Umuyorum ki bu saplantıyı aşmışızdır. Çünkü bu saplantının devam etmesi, yönelimleri, hırsları ve programları ne olursa olsun her türlü hükümeti engelleyecektir. Tahminime göre şu an orada bulunanların hepsi, hükümetin başarısı konusunda ilgili ve herkes destekleyici. Herkes, tehlikeyi hissediyor ve bunun önemli bir fırsat ve son şans olduğunun açıkça farkında. Yatırım yapmazlarsa halkın karşısında mazeretleri yoktur.

-Mevcut hükümet başarısız olursa büyük bir çöküş yaşanabilir mi?
Allah’ın izniyle bu olmayacak. Çünkü Irak’ta işlerin kontrolü elinde olan güç merkezleri var.

DEVLET HUKUKU

-Irak devletinin güvenlik ve ekonomi dahil bileşenlere ve gruplara dağıtıldığı söylendi. Bu doğru mu? Irak’ı çeşitli unsurlardan ve gruplardan haklarını geri alan bir devlet olarak görecek miyiz?
İlk olarak, bir tür netlik eksikliği var. Koalisyon hükümetinden bahsediyoruz. Bir koalisyon hükümeti genellikle parlamentoda bulunan siyasi güçlerden oluşur. Siyasi güçlerin hükümette var olma hakkı vardır. Biz parlamentoda bulunan siyasi güçleri temsil eden bir koalisyon hükümetiyiz. Ben de bakanların kendi partilerinden benim belirlediğim kriterlere göre aday gösterilmesini istiyordum. Her parti bana üçer aday gösteriyor. Bakanları ben seçiyorum.

-Sizi zorladılar mı?
Hayır. Tüm bakanlık kabinesinin seçimini ben yapıyorum.

-Her siyasi güç size üç isim mi verdi?
İki aday ismi verdiler. Altı aday ismi veren siyasi bir blok da var. İkiyi de üçü de dördü de reddediyorum. Ta ki ikna oluncaya kadar.

-Kriterleriniz nelerdi?
Doğruluk, verimlilik, bakanlık dosyasına erişim ve bazı diğer özellikler. Bu kabineyi ben seçtim. Burada güvenlik kurumları hakkında kafa karışıklığı ve konuşmalar başladı. Şunu söylüyorum: Bir isim istiyorum, bir siyasi tarafa veya bir güvenlik grubuna verdiğimiz hassas bir güvenlik pozisyonu uyarınca önümüze koyulmuş bir iş talep ediyorum. Ama bir düzensizlik var.

-Bu olmadı mı?
Olmadı ve olmayacak. Güvenlik hizmetleri, Sudani hükümetinde güvenlik kurumu çalışanları dışında yönetilmeyecektir. Buna bir nokta koyalım. Finans kurumu yalnızca bu kurumdan uzmanlar tarafından yönetilecektir. Bu arada ve dürüst olmak gerekirse; siyasi güçler herhangi bir taraftan güvenlik bölgesi talep etmedi. Bu karara saygı duydular ve oy birliği ile desteklediler. Devletin İdaresi Koalisyonu’nda güvenlik kurumları hakkında konuşuldu. Ben de fikrimi söyledim. ‘Biz de bu kararı destekliyoruz’ dediler. Geri dönüp diyorum ki öneri sunanlar, bana bir grup, milis, taraf veya bunun gibi bir kesime verdiğimiz güvenlik yetkisinin nerede olduğunu söylesin.

SUUDİ DENEYİMİ

-Gelelim başka bir konuya... Birkaç gün önce Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan ile görüştünüz. Şu an Suudi Arabistan ile olan ilişkinizi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Hamdolsun bu, önceki hükümetlerden bu yana iyi ve birikimli bir ilişki. Irak ve Suudi Arabistan’ın İslami, Arap, ekonomik ve coğrafi düzeylerdeki ağırlığı ve ‘aramızda kolayca siyasi ve ekonomik bir eksen olabilecek ve istikrarlı bir bölgesel sistem kurabilecek’ ortaklıkları gibi mantıklı nedenleri bilen herkes bu ilişkiyi sürdürmeye hevesli.

-Suudi Arabistan ile bölgede ve uluslararası alanda istikrarın temeli olacak bölgesel bir eksen kurabilir misiniz?
Evet, bölgenin ve dünyanın istikrarının temeli olacak bir bölgesel sistem kurulabilir. Yani ekonomik, siyasi, coğrafi ve tüm standartlarda… Irak ve Suudi Arabistan olarak bölgede ve dünyada bir odak noktası olacak şekilde bu ekseni oluşturabiliyoruz. Biz bu konuda ciddiyiz. Sayın Veliaht Prens Muhammed bin Selman ile bir görüşme yaptım. Onu her zamanki gibi duyarlı, bu hedefe netlik ve ciddi bir istekle ulaşmak için ilerlerken buldum. Arap- Çin Zirvesi’ne katılımım sırasında karşılıklı ziyaretler için aramızda bir gündem belirledik. Dışişleri Bakanı’nın ziyaretinin ardından Ticaret Bakanı’nın Koordinasyon Kurulu Başkanı’na ziyareti gerçekleşti.

-Ziyaret nereye yapıldı?
Bağdat’a. Bakanlarımız Suudi Arabistan’ı da ziyaret etti. Irak- Suudi Koordinasyon Konseyi’nin Bağdat veya Riyad’daki oturumuna hazırlanana kadar toplantılar dönüşümlü olarak yapılıyor, sorun yok. Koordinasyon Kurulu’nda üç yıllık bir görev ve proje takvimini zaman çizelgeleriyle birlikte sunacağız.

- Veliaht Prens ile bu konuda anlaştınız mı?
Evet, Riyad’da bu konuda anlaşmıştık.

-Veliaht Prens Muhammed bin Selman ile ilk görüşmeniz bu muydu?
Hayır. Bakan olarak onunla birden fazla kez görüştüm.

- Ya başbakan olarak?
İlk kez Arap-Çin Zirvesi sırasında ikili görüşmeler gerçekleştirdik.

-Suudi Arabistan’ın tanık olduğu süreç hakkındaki görüşleriniz nelerdir?
Bu, saygıyı ve deneyim alışverişini hak eden bir deneyim. Suudi Arabistan Krallığı, kaynaklarını ekonomik düzeyde, doğru bir şekilde yatırım yapma konusunda önemli adımlar attı. Ben Sanayi Bakanı iken bu tecrübeyi gördüm. Bu öncü bir tecrübedir. Ras el-Hayr, el-Cübeyl ve Riyad’ı ziyaret ettim. Suudi endüstrisinin temeli hakkında bilgilendirildim. Oldukça gelişmişti. Küresel pazar ihtiyaçlarının büyük bir bölümünü karşılamaya katkıda bulundum. Bu deneyim, kardeşlerle deneyim alışverişi için değer. Siyasi düzeyde de bugün Suudi Arabistan’ın önemli bir rolü var ve Arap-Çin Zirvesi konferansı doğru yönde atılmış bir adımdı. Bu, Araplar ve bölge ülkeleri olarak bizim için önemli. Bölgedeki gerilimlerin azaltılmasına ve krizlerin yatıştırılmasına katkıda bulunmalıyız. Çünkü kalkınma sloganını yükseltiyoruz ve kalkınma istikrar gerektirir. Bölgedeki ve dünyadaki konular ekonomik meselelerdir. Vizyonlar aynı.

SUUDİ ARABİSTAN-İRAN DİYALOGU

-Yakın zamanda Bağdat’ta yeni bir Suudi Arabistan- İran diyalog turu bekliyor muyuz?
İnşallah. Yakın zamanda bu görüşmeyi gerçekleştireceğiz. Hükümetin çalışmalarının başlangıcından bu yana Suudi Arabistan ve İran’daki kardeşlerimizin talebi üzerine bu ilişkinin devam etmesini istiyoruz. Bunu da bir gereklilik olarak görüyoruz. Çünkü bölgedeki farklı bakış açıları ne zaman bir araya gelse bu istikrara yansıyor

-Bu, bir hafta içinde mi yoksa daha uzun bir süre sonra mı gerekleşir?
Görüşmeler veya temaslar, toplantılar düzenlemek için devam ediyor ve zaten bazı düzeylerde de mevcutlar. Ancak seviyeyi yükseltmek istiyoruz. Hedefimiz, Irak himayesinde güvenlik görevlilerinden diplomatik ilişkilere kadar görüşme seviyesini yükseltmektir.

-Bu toplantılara bizzat katılacak mısınız?
Evet, bizzat takip ediyorum.

-Geçmişte Bağdat’ta Türk- Arap diyalogları mı yapılıyordu, yoksa sadece Suudi Arabistan- İran diyalogu mu?
Güvenlik koordinasyonu olduğuna inanıyorum. Güvenlik birimlerimizin edindiği deneyim ve birçok terör komplosunu ortaya çıkarma yetenekleri göz önüne alındığında, güvenlik konusunda bölgedeki tüm ülkelerle koordinasyon içinde olmaya istekliyiz. Bu bilgiyi bölge ülkeleri ile paylaşmak istiyoruz.

-Mesela kimlerle?
Hepsiyle. Mısır, Ürdün, Körfez ülkeleri, İran ve Türkiye hatta Avrupa ülkeleri ile. Güvenlik servislerimiz terörist gruplara nüfuz etme ve onları tasfiye etme kabiliyetine sahiptir.

-DEAŞ konusunda endişeli misiniz?
Hayır. DEAŞ, sadece inlerine kaçan, korkmuş bir çete. Onları her gün tüm pozisyonlarda düzenlediğimiz saldırılarla hedef alıyoruz. Araziyi ellerinde tutamazlar. Aksine onlar, vatandaşları veya konutları hedef almış operasyonlarda hareket eden 4- 5 kişiyi geçmeyen küçük gruplardır. Bu teröristlerin yakalanması ve takibi için çalışmalar devam ediyor.

-Birimler, sizi hedef almaya yönelik bir girişim tespit etti mi?
Hayır, böyle bir girişim tespit edilmedi.

KONTROLSÜZ SİLAHLAR

- ‘Kontrolsüz silahlar’ diye bir sorun var. Devlet bu olguyla mücadelede hangi aşamada?
DEAŞ ile girdiğimiz savaşta silah taşıyabilen birilerini arıyorduk ki mücadele edilebilsin. DEAŞ’ın varlığı masum vatandaşları, köyleri, şehirleri ve mahalleleri hedef alıyor, farklı unvanlara sahip oluşumlarla savaşçılar yaratıyordu. Zaferin ardından eski hükümetler güvenlik reformu sürecinde çaba göstermediler. Güvenlik kurumlarının profesyonel olması ve bağlamlara göre çalışması için güvenlik reformunun gerekliliğine ilişkin BMGK kararları bulunuyor. Biz başladık. Bugün, güvenlik kurumlarında güvenlik reformunu kabul etmek üzere başkanlığını yaptığım bir komite kurulması kararı aldım. Bu reformun en önemli önceliklerinden biri, silahların kanuna göre güvenlik kurumları çerçevesinde kontrol edilmesi, yani güvenlik kurumları dışında silah olmamasıdır.

-Güvenlik kurumlarının dışında silah olmayacak mı?
Bu konu, platformdaki tüm siyasi güçlerle uzlaşı çerçevesindedir. Silahlar, kanunla kurulan güvenlik hizmetlerindir. Bu kurumun dışında silah bulunmayacaktır.

-Bunlara el koyacak mısınız?
Müsadere ve diyalog ile tüm bu sorunlara son verilecek. Önemli sorun, konuyu (silah taşıma) yabancı tarafların varlığına bağlayanların var olmasıdır. Yabancı varlığı olduğu görüşünde olan, yasa ve anayasa dışında yabancı varlığına izin verilmemesi gerektiğine inanan taraflar var. Bu, birçok Iraklı tarafından desteklenen bir görüştür. Biz bu varlığı anayasal ve yasal çerçevede düzenlersek bu kişilerin hiçbir mazereti kalmayacaktır.

-Tahviller sorunu konusunda söylenenlerden sonra Kürdistan Bölgesi ile ilişkinizi nasıl tanımlıyorsunuz?
Bağdat- Erbil arasındaki sorunları çözmek için önceki bütçelerin finansmanından başlayarak bir yol haritası ile yola çıktık. Federal Mahkeme’nin kararıyla ters düşerek kanun ve yetkiler dahilinde başka bir sürece yöneldik. Bütçeyi sunmanın eşiğindeyiz. Biz de bütçe kanununda petrol yönetiminin şekli ve mali ödeneklerin finansmanı konusunda bölgeyle mutabakata vardık. Bütçeyi onayladıktan sonra petrol ve gaz yasasının yasalaşmasına geçeceğiz. Bu durum, 2003’ten sonra anayasanın yazılmasından bu yana yaşanan en önemli zorluklardan biri. Çünkü petrol ve gaz, sadece bölgenin beklentisi değil. Aksine tüm petrol üreten vilayetler, onu bekliyorlar.

-Bu bir Kürt talebi mi?
Irak’ın talebi. Ama petrol sorunları nedeniyle mesele, sanki petrol sadece merkezle bölgenin sorunlarını çözüyormuş gibi görünüyordu. Bu senaryoyu uygulamaya gidiyoruz. Geri kalan sorunlar, yetki ve prosedürler dahilinde kontrol ediliyor. İnancımız şudur ki ister Erbil, Süleymaniye, Anbar’da olsun ister Necef’te, ulusal sorumluluğumuzun Irak’ın tüm coğrafi bölgelerindeki tüm vatandaşları kapsadığı yönündedir. Hukuki ve ahlaki durum budur. Adalet ve eşitlik ilkesini koruyarak tüm vatandaşlarla ilgilenmeye istekliyiz. Bizi birleştiren toplum sözleşmesi anayasadır.

-Arap Zirvesi yakın zamanda yapılacak mı?
Evet. Ama tarih henüz belirlenmedi. Arap Zirvesi’nin düzenlenmesi kararı sonrasında geriye sadece tarihin belirlenmesi kalıyor. Sanıyorum ki Riyad’da düzenlenecek.

Sudani, Irak Milli Takımı’yla birlikte Basra’da, ‘25. Arap Körfez Kupası’ zaferini kutladı. (Facebook)
-Suriye bu zirveye katılacak mı?
Suriye’nin katılmasını umuyorum. Suriye’yi eski konumuna ve Arap Birliği’ndeki varlığına geri döndürmek için ciddi bir şekilde çalışmamızın zamanı geldi. Bir anlayış olmalı, çünkü Suriye’nin istikrarı bölgenin istikrarıdır. Irak’a yönelik bir terör faaliyeti tehdidi varsa bu, Suriye sınırından geliyordur. Suriye’deki herhangi bir istikrarsız durum Ürdün’e, Lübnan’a ve diğer bölge ülkelerine ulaşıyor. Uzun bir süredir acı çeken ve artık zor durumda ve ekonomik koşullarda yaşayan Suriye halkının acılarını hafifletecek şekilde Suriye hükümeti ile diyalog içinde olunması oldukça önemlidir.

SINIR GÜVENLİĞİ

-İran, Kürdistan’daki bazı grupları İsfahan’a yönelik saldırının kolayca düzenlenmesinde rol oynamakla suçladı. İran’ın Kürdistan’daki herhangi bir büyük eyleminden endişe duyuyor musunuz?
Bu dönemde hükümetin karşılaştığı sorunlardan biri de Irak- İran sınırında ve Irak- Türkiye sınırında gerçekleşen saldırılardır. Bunlar, iki ülke arasında tartışma ve diyaloga konu oldu. Eğilim, bölge ve federal kurumların İran tarafıyla birlikte bulunduğu ortak bir güvenlik komitesinde, ortak bir rapor sonuçlandırmak veya imzalamak yönündeydi. Böylece şu üç görevi yerine getiriyoruz:
Birincisi; sınırların federal resmi güçlere alınması. İkincisi; aranan kişilerin yasal düzenlemelere uygun olarak teslim edilmesi. Üçüncüsü; herhangi bir tarafın kamp kurmasına veya silah bulundurmasına izin verilmemesi.

- PKK’yı mı kastediyorsunuz?
Evet, PKK ve muhalefetteki İran Kürdistan Demokrat Partisi. KDP eskidir. Ancak uydu kanallarının gösterdiği gibi bir kamp, ​​silah ve eğitim değil, mülteci kapasitesindedir.

-Bölge federal güçleri almayı kabul etti mi?
Evet. Bir anlaşma sürecindeyiz. Bağdat’ta anlaşma imzalamak için İran’dan bir heyet gelecek. Sınırları korumak üzere bu komite için bir toplantı yaptık. Yasal çerçeve herhangi bir şiddete sürüklenmeyi engelleyecek nitelikte.

-Suriye ile üst düzeyde ilişkiler var mı?
Resmi çerçevede var.

-Suriye’yi ziyaret ettiniz mi?
Hayır.

-Suriye’den Bağdat’a gelen oldu mu?
Göreve başladığımdan bu yana kimse gelmedi. Sadece büyükelçi ile görüşmeler yapıldı.

-Lübnan’daki durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Lübnan’daki durum, siyasi istikrarsızlığın yanı sıra ekonomik yansımaları nedeniyle bizi endişelendiriyor. Bu durumu Irak’ta da yaşadık. Tarafları bu zor koşullarda Lübnan halkına yük olan ekonomi ile yüzleşmek için bir anlaşmaya varmaya, bir cumhurbaşkanı seçmeye ve bir hükümet kurmaya teşvik etmek için tüm çabamızı sarf ediyoruz. Her türlü iş birliğine ve desteğe açığız ve hazırız.

-Yardım ediyor musunuz?
Evet. Akaryakıt güvenliği mevcut. Bunu sürdürüyoruz. Devletimiz bu konuda kararlı.

SADDAM HÜSEYİN’İN KOLTUĞU

-Sayın Başbakan; Saddam Hüseyin ile Abdüsselam Arif’in sizden önce oturduğu koltukta bulunuyorsunuz. Aynı karargâhta, Saddam Hüseyin’in yerine oturan bir Iraklı ne hisseder?
Koltuğa oturanlar, kendinden öncekilerden nereye gittikleri, nasıl gittikleri ve geride bıraktıkları konusunda ibret almalı, bunları önüne koymalıdır. Gün gelecek bu koltuktan kalkacak, ama ardında ne bırakacak?

-50 yaşınızı aştınız...
Yaş 50, 60, 70 ya da 100 olsun bu koltuktan ayrılacaksınız. Ama Cenab-ı Allah, sana halkına hizmet etme, bu makamda olma fırsatı vermiş. Bu durumda senin sorgun ve Allah katındaki duruşun uzun olacak. Ayrıca sorgu, sıradan vatandaşın karşılaştığından farklı olacak. Çünkü güvenlik, ekonomik ve sosyal kararlardan sorumlu olacağım. Büyük bir sorumluluğum var ve büyük özen gösteriyorum. Her gün 17 saat çalışıyorum ve gün ayrımı yapmıyorum. Bugünün cuma mı perşembe mi ya da cumartesi mi olduğunu programlarım nedeniyle bilmiyorum. Hatta işimde çok rahatsız edici olduğum için çevremdekileri bile yordum. Bunun nedeni sorumluluktur. Ben de bu topluluktan geliyorum. 1989’dan 1992’ye kadar Bağdat Üniversitesi Ziraat Fakültesi’nde öğrenciydim. Geceleri Hamada Pazarı’nda çalışırdım.

-Resmi ve siyasi işlerdeki deneyiminiz uzun. Peki, durakları nelerdir?
Seksenlerde yaşadım ve doksanlarda yaşadım, ablukayı gördüm. 2003’ten sonraki siyasi çalışmalarda bulundum. Her aşamadan insanlarla bağlantılıyım. 1980’lerden 2003’ten sonrasına kadar Iraklılarla birlikte yaşamış ve görevlere dahil olmuş tek Irak başbakanıyım. Devlet sisteminden geliyorum. 1997’de memur, 2003’ten sonra da ilçe komiseri, meclis üyesi, vali, birkaç bakanlıkta da bakandım.

-Şu an Davet Partisi’nin dışında mısınız?
Evet, 2019’da istifa ettim.

-Partiyle kırgınlıklar kaldı mı?
Hayır, onlara karşı açıktım. Davet Partisi eski bir partidir ve bir sistemi vardır. Gazeteciler bile hata yapıyor. Gelip, “Siz, Davet Partisi’nin liderisiniz” diyorlar. Lider kelimesi ne demektir?

-Yani Davet Partisi’nde sorumluluğunuz yok muydu?
Asla. Ben sadece Davet’te bir şehidin oğluyum. Bu yüzden seçimlerde atandım; yani adaylığımı kastediyorum. Davet Partisi, seçimlerde yandaşlarına Muhammed Şiya es-Sudani’nin kabile şeyhi olarak toplumsal ağırlığı nedeniyle kazanacağını söylüyordu. Destekçileriniz varsa, ondan oy vermelerini isteyin. Davet Partisi bana fırsat verdi. Beni, Kanun Devleti’nde bakan olarak aday gösterdiler. Ben de hamdolsun ortaya bir icraat koydum. Davet Partisi, işinin ehli ve dürüst bir bakanı olduğunu söylüyor.

-Kasım Süleymani’yi tanıyor muydunuz veya kendisiyle hiç görüştünüz mü?
Genel toplantılarda. Bakanlıklara resmi heyetlerde gelir, görüşmeler yapardı.

-İran, hükümetinizi destekledi mi?
İran, hükümeti kurmak için yapılan müzakerelere hiçbir zaman müdahale etmedi.

-Kenani, sizinle bağlantılı mıydı?
Asla.

-Ya da ABD Büyükelçisi?
Hayır. Hükümet yüzde 100 Irak kararıyla kuruldu. Doğrudan ya da dolaylı hiçbir şekilde herhangi bir etkiye ve müdahaleye maruz kalmadı. Sayın Nuri el-Maliki’nin ikinci hükümetinde sekiz yıl bakanlık yaptım. Sayın Haydar el-İbadi hükümetinde herhangi bir siyasi partiden, yani beni aday gösteren partiden ‘bu anlaşma bizim çıkarımıza veya bize zarar verir ‘gibi bir emir almadım. Asla. Söylentilerin çoğu doğru değil.
Iraklılar, Iraklılığıyla, kişiliğiyle, duruşuyla ve ilkeleriyle gurur duyuyor ve hiçbir gerçek Iraklının kararından herhangi bir taraf için vazgeçmesi mümkün değil.

ARAP DERİNİĞİ

-Arap derinliğinden bahsetmeniz İran’ı rahatsız etmiyor mu?
Hayır, asla. Bu bir zorluk yaratmadığı gibi İran tarafının da bununla ilgili bir sorunu yok. Irak, Arap derinliğine sahip bir ülke ve yüzlerce yıldır öncü bir konumda. Bu bizim doğal rolümüz. Bunu kolaylıkla uygulamaktan gurur duyuyoruz. Çünkü bu, Arap ülkeleri ve komşu ülkeler, İran veya Türkiye de dahil olmak üzere bölgenin istikrarına katkıda bulunacaktır.

-Körfez ile çıkarları ilişkilendirme konusuna ne düşünüyorsunuz? Bunu onlarla (İranlılarla) görüştünüz mü?
Evet ve en yüksek düzeylerde. Irak’ın kardeşleriyle, ekonomisiyle bölgede öncü olması başta Irak ve İran- Irak ikili ilişkileri açısından önemli.

-Sizce Irak’ın kaderi Arap mı?
Evet. Irak’ın kaderi Araptır ve bu Irak için normal bir durumdur. Ve Irak, kendisine ait olmayan bir rolü üstlenmez. Bu yaratılıştan bu yana en önemli roldür.



Ahmed eş-Şera: Irak'taki deneyimim bana mezhep savaşı yapmamayı öğretti

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera'nın Şam'da eski İngiltere Başbakanı Tony Blair'in eski sözcüsü Alistair Campbell ve eski İngiliz Muhafazakâr bakan Rory Stewart ile diyaloğu (podcast hesabı)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera'nın Şam'da eski İngiltere Başbakanı Tony Blair'in eski sözcüsü Alistair Campbell ve eski İngiliz Muhafazakâr bakan Rory Stewart ile diyaloğu (podcast hesabı)
TT

Ahmed eş-Şera: Irak'taki deneyimim bana mezhep savaşı yapmamayı öğretti

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera'nın Şam'da eski İngiltere Başbakanı Tony Blair'in eski sözcüsü Alistair Campbell ve eski İngiliz Muhafazakâr bakan Rory Stewart ile diyaloğu (podcast hesabı)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera'nın Şam'da eski İngiltere Başbakanı Tony Blair'in eski sözcüsü Alistair Campbell ve eski İngiliz Muhafazakâr bakan Rory Stewart ile diyaloğu (podcast hesabı)

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, Irak hapishanelerinden salıverildikten sonra Suriye'ye döndüğünde kendisine iki şart koyduğunu söyledi: ‘Irak'ın mezhep savaşı deneyimini tekrarlamamak ve sadece rejimle mücadeleye odaklanmak.’

Bu ifadeler, eski İngiltere Başbakanı Tony Blair'in eski sözcüsü Alistair Campbell ve eski İngiliz Muhafazakâr bakan Rory Stewart'ın geçtiğimiz günlerde Şam'da eş-Şera ile bir araya gelerek gerçekleştirdikleri ve ‘Ahmed eş-Şera hapisteki bir El Kaide savaşçısından Suriye'nin liderine nasıl dönüştü?’ başlığıyla yayınlanan podcastte yer aldı.

Eş-Şera, “El Kaide'nin Irak'ta yaptıklarını tekrarlamak istediler ama ben bunu şiddetle reddettim. Bu durum aramızda bin 200'den fazla savaşçımızın öldürüldüğü ve benim de kuvvetlerimin yüzde 70'ini kaybettiğim büyük bir çatışmaya yol açtı. Ancak yeniden toparlandık ve rejimle savaşmaya odaklandık. Aynı zamanda DEAŞ ve benzeri gruplar gibi diğer taraflardan gelen tehditlerle de başa çıkmak zorunda kaldık” ifadelerini kullandı.

Eş-Şera, “Bir savaşçıydınız, bir mahkumdunuz, bir liderdiniz ve şimdi bir cumhurbaşkanısınız… Bu dönüşüm hakkında ne düşünüyorsunuz?” sorusuna şu yanıtı verdi: “Şu anda Esed'in eskiden bulunduğu bu saraydayım. Ben bir savaşçıydım, savaşmak istediğim için değil. Bugün cumhurbaşkanıyım ama cumhurbaşkanı olmak istediğim için değil.”

Irak savaşı deneyimi

Suriye Cumhurbaşkanı, üniversitenin ilk dönemlerinde genç bir adam olarak, Suriyelilerin 60 yıl boyunca maruz kaldığı acımasız baskıdan, Suriye toplumunun sistematik olarak yok edilmesinden ve Irak'ta savaş patlak verdiğinde oraya gitmesi gerektiğini hissetmesinden duyduğu öfkeden bahsetti.

Eş-Şera Irak'ta üç yıl savaşmış, ardından beş yılını hapiste geçirmiş. İngilizler ona hapishanenin onu nasıl değiştirdiğini, bundan ne öğrendiğini ve çeşitli grupların saflarında nasıl hızlı bir şekilde yükselebildiğini sordu.

cdfrgthy
Suriyeli sanatçı Tamara Bessam Ebu Alvan, Şam'da Devlet Başkanı Beşşar Esed'in devrilmesini kutlayan bir duvar resmi çiziyor. (Reuters)

Eş-Şera bu soruya şu cevabı verdi: “Suriye'de var olan baskının boyutlarını fark etmeye başladığımda yaklaşık 19 yaşındaydım. Ülkenin kötüye giden durumunu ve önceki rejimin ülkeyi nasıl korkunç bir şekilde yönettiğini görebiliyordum. Şam'ın taşıdığı yük ve rejimin Suriye toplumunu ve bu kadim şehri nasıl istismar ettiği konusunda derin bir acı hissettim.”

Sözlerine şöyle devam etti: “Bu rejimin düşmesi gerektiğine ikna olmuştum ama bunu gerçekleştirecek araçlarımız ya da uzmanlığımız yoktu. Bu yüzden deneyim kazanabileceğim her yere gitmeye karar verdim. O sırada Amerikalılar Irak'a girmeye hazırlanıyordu ve ABD'nin yaptıklarına karşı güçlü bir Arap ve İslami tepki vardı. Unutmamalısınız ki o zamanlar gençtim ve farklı bir düşünce tarzım vardı. Bu yüzden Irak'a gittim ve farklı gruplarla çalıştım. Zaman içinde bu gruplar yavaş yavaş küçülmeye ve El Kaide örgütüyle birleşmeye başladı. Bu şekilde kendimi El Kaide saflarında buldum.”

sxcdfrgt
Yaklaşan Ramazan Ayı için hazırlanan ‘Benatu’l Başa’ adlı dizinin çekimleri Eski Şam'da yapılıyor. (AFP)

22 yıllık bu yolculuk sırasında eş-Şera, Irak'taki deneyimlerinden öğrendiği en önemli şeyin, aynı hataları tekrarlamaktan kaçınmak istiyorsak politikaların sürekli olarak yeniden gözden geçirilmesi gerektiği olduğunu söyledi. O dönemde Batı'nın Ortadoğu'ya yönelik politikalarını eleştiren eş-Şera, “Bunlar yanlıştı ve değiştirilmeleri gerekiyordu. Bölge halkının her 10 yılda bir kötü kararların bedelini ödemesini istemiyoruz” dedi.

Bir barış adamı!

Kendisini dünyaya bir barış adamı olarak tanıtmak isteyip istemediği ve kendisine halen şüpheyle yaklaşan ülkelerle nasıl ilişkiler kurmayı planladığı sorusuna eş-Şera şu yanıtı verdi: “Bölgemizde, özellikle Suriye'de savaşlardan bıktık. İnsanlık barış ve güvenlik olmadan yaşayamaz, insanların aradığı şey bu, savaş değil. İnsanları bir araya getirebilecek ve savaşa başvurmadan barışçıl çözümlere götürebilecek pek çok şey var. Barış içinde insan olarak bizi birleştiren şeyler, savaş içinde bizi bölen şeylerden çok daha büyüktür.”

scdfvgbth
Yeni Suriye yönetimi geçtiğimiz aralık ayında muhalif grupları birleşik bir Suriye ordusuna entegre etmeye çalıştı. (SANA)

HTŞ grupları

Podcastte eş-Şera’ya bazıları daha radikal olan birçok hareketten oluşan Heyetu Tahriru’ş Şam (HTŞ) içindeki pratik bir zorluk soruldu: “Burada bizimle birlikte oturmanıza kızanlar olabilir. Şimdi cumhurbaşkanı olduğunuza göre, en radikal olanlar da dahil olmak üzere tüm bu eski gruplarla nasıl başa çıkacaksınız?”

Ahmed eş-Şera şöyle yanıtladı: “Burada sizinle birlikte oturmama izin verilmediğini söylemek büyük bir abartı olur. O kadar da kötü değil. Bir arada yaşamamızı ve birbirimizle savaşmaya gerek kalmadan devrimin hedeflerine ulaşmamızı sağlayacak uygun ve kabul edilebilir bir formüle ulaşana kadar tüm bu taraflarla ikna ve diyalog yöntemlerini kullandım... Pek çok kişi bu yaklaşıma katıldı.”

scdfvgrth
Halep kırsalından Humus şehrine dönen yerinden edilmiş Suriyelileri taşıyan bir otobüsün penceresinden bakan bir çocuk, elinde Suriye bağımsızlık bayrağı tutuyor, 10 Şubat. (AFP)

Anayasa ve seçimler

“Peki ya ‘ulusal konferans’ ve anayasa ile seçimlerin belli bir zaman dilimi içinde yapılmasının garanti edilmesi hakkında ne söylersiniz?”

Eş-Şera, Suriye'nin çeşitli aşamalardan geçtiğini ve önceliğin hükümeti istikrara kavuşturmak ve devlet kurumlarının çöküşünü önlemek olduğunu söyledi.

Eş-Şera sözlerini şöyle sürdürdü: “İdlib hükümetini Şam'ın kontrolünü ele geçirdiğimizde iktidarı devralmaya hazır olacak şekilde hazırladık. Bu aşama için üç ay ayırdık. Daha sonra anayasal deklarasyon, ulusal konferansın toplanması ve cumhurbaşkanının atanmasını içeren bir sonraki aşamaya geçeceğiz. Uluslararası sözleşmelere uygun olarak bir cumhurbaşkanı atadık. Anayasa uzmanlarına danıştıktan sonra muzaffer güçler cumhurbaşkanını atadı, önceki anayasayı iptal etti ve eski parlamentoyu feshetti. Şimdi, yeni bir anayasanın ilan edilmesinin önünü açacak öneriler geliştirmek amacıyla çok çeşitli tarafların yer alacağı ulusal diyalog sürecine geçeceğiz. Geçici bir parlamento oluşturulacak ve bu parlamento yeni anayasayı hazırlamak üzere bir anayasa komitesi kurmakla sorumlu olacak.”

Trump ve Gazze

Eş-Şera, ABD Başkanı Donald Trump'ın Gazze Şeridi'ndeki Filistinlilerin Mısır ve Ürdün'e taşınmasına ilişkin açıklamalarıyla ilgili olarak şunları söyledi: “İnsanları topraklarını terk etmeye zorlayabilecek hiçbir güç olmadığına inanıyorum. Birçok ülke bunu yapmaya çalıştı ama hepsi başarısız oldu, özellikle de Gazze Şeridi'ne yönelik son savaş sırasında. Geçtiğimiz bir buçuk yıl boyunca Filistin halkı acıya, ölümlere ve yıkıma katlandı ama yine de topraklarını terk etmeyi reddetti. 80 yılı aşkın süredir devam eden bu çatışmada, Filistinlileri zorla yerlerinden etmeye yönelik tüm girişimler başarısız oldu. Terk edenler kararlarından pişman oldular. Birbirini izleyen Filistinli nesillerin aldığı ders, topraklarına bağlı kalmanın ve onu terk etmemenin önemidir.”

scdfvrgty
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera dün Silikon Vadisi'nden Suriye asıllı Amerikalı uzmanlardan oluşan bir heyetle bir araya geldi. (SANA)

Ekonomik model

Kendisini en çok ilgilendiren küresel ekonomik model ve ekonomi yönetimi açısından ilham aldığı belirli bir ülke ismi sorulan Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, Singapur, Suudi Arabistan, bazı dönemlerde Brezilya ve kalkınma yolunda büyük zorlukların üstesinden gelen Ruanda gibi ekonomik büyümeye tanık olan birçok ülkeyi incelediğini söyledi. Her ülkenin kendi zorlukları ve kalkınma aşamasıyla şekillenen kendi bağlamına sahip olduğunu belirtti. “Bu örneklerden değerli dersler çıkarılabilecek olsa da bunları körü körüne taklit etmemeliyiz. Bunun yerine, Suriye'nin kendine özgü durumuna uygun bir yaklaşım geliştirmek için bu dersleri uyarlamalı ve entegre etmeliyiz” dedi.

Ordu ve polisin lağvedilmesi

Eş-Şera'ya, Baas'tan arındırma sonrasında Irak'ta yaşananları anımsatan polis ve ordunun lağvedilmesi ve bu konunun nasıl ele alınacağı sorulduğunda, Suriye ve Irak'taki durum arasında büyük farklar olduğunu ve karşılaştırmaların her zaman büyük farklılıklar gösterdiğini söyledi. Suriye ordusunu ‘bir alternatif hazırlamadan’ dağıtmadığını belirtti.

Eski rejimin ordusunun Irak ordusu gibi olmadığını vurgulayan eş-Şera, “Çok sayıda milis ile İran ve Rusya'dan gelen dış müdahalelerle parçalanmıştı. Ordu dağılmış ve çökmüştü. Birçok genç erkek askere gitmemek için Suriye'den kaçıyordu. Dolayısıyla ordunun Suriyeliler için büyük bir önemi yoktu. Bugün Suriye'de zorunlu askerlik uygulamadım. Gönüllü askerliği tercih ettim. Bugün binlerce kişi yeni Suriye ordusuna katılıyor” ifadelerini kullandı.

Devrimci zihniyet bir devlet inşa edemez

Kendisini halen bir devrimci olarak görüp görmediği sorulan eş-Şera, devrimci zihniyetin bir devlet inşa edemeyeceğini söyledi. Şarku'l Avsat'ın Rory Stewart'ın röportajından aktardığına göre Eş-Şera, “Bir devlet inşa etmek ve bütün bir toplumu yönetmek söz konusu olduğunda farklı bir zihniyete ihtiyaç duyarsınız. Benim için devrim, rejimin devrilmesiyle sona erdi” dedi.

Eş-Şera sözlerini şöyle sürdürdü: “Bugün ülkenin yeniden inşası, ekonomik kalkınma, bölgesel istikrar ve güvenliğin sağlanması, komşu ülkelere güvence verilmesi ve Suriye ile Batı ülkeleri ve bölge ülkeleri arasında stratejik ilişkiler kurulmasını içeren yeni bir aşamaya geçtik.”

sdfgrt
Ahmed eş-Şera'nın geçen ay yaptığı bir konuşmayı Şam'daki er-Ravza kafede takip eden Suriyeliler (Şarku’l Avsat)

Batı medyasının kendisi hakkında söylediklerine ilişkin tutumu sorulan Ahmed eş-Şera, Suriye'nin küresel etkiye sahip stratejik bir ülke olduğunu söyledi. Eş-Şera, “Geçmişte rejim kasıtlı olarak Suriyelileri Avrupa'ya göç ettirmeyi ve Captagon'u Avrupa'ya ve bölgeye kaçırmayı amaçlıyordu. Şam ayrıca, Suriye içindeki bazı ülkelerin oynadığı son derece olumsuz rol nedeniyle bölgede daha fazla istikrarsızlık tohumları ekmek için bir üs olarak kullanıldı” değerlendirmesinde bulundu.

Suriye'nin durumunun kökten değiştiğini ve gelecek vaat eden yeni bir ülke haline geldiğini vurgulayan eş-Şera, “Suriye ekonomik kalkınma yoluyla bölgenin istikrara kavuşmasında önemli bir rol oynayacaktır” dedi. Eş-Şera, tarım, sanayi ve ticaret gibi sektörlerde önemli bir merkez olacak olan Suriye'nin tarihi İpek Yolu üzerinde yer aldığını ve Doğu ile Batı arasındaki ticaretin yeniden gelişmesinin beklendiğini belirtti.

Eş-Şera, Batı'nın Suriye'ye bakışını bu açıdan yeniden gözden geçirmesi gerektiğini söyledi.