Anı ve tarih kitapları ‘en çok satanlar’ listelerinde romanları geride bıraktı

Kahire Kitap Fuarı’nın 54’üncü oturumu düzenlendi

Kahire Kitap Fuarı’ndan bir fotoğraf
Kahire Kitap Fuarı’ndan bir fotoğraf
TT

Anı ve tarih kitapları ‘en çok satanlar’ listelerinde romanları geride bıraktı

Kahire Kitap Fuarı’ndan bir fotoğraf
Kahire Kitap Fuarı’ndan bir fotoğraf

Kahire Uluslararası Kitap Fuarı’nın 54. oturumu tamamlandı. Fuarın yıllar önce Nasr şehrinden Beşinci Yerleşim’e taşınmasından bu yana kaydedilen en yüksek katılım oranına ulaşıldı. 25 Ocak-6 Şubat tarihleri ​​arasındaki toplam ziyaretçi sayısı 3,5 milyonu aştı.
Mısır Kültür Bakanı Dr. Nevin el-Kilani, fuarın katılımcıları ile etkinlikleri haber yapan medyaya teşekkür etti. Bakan bu fuarı, devletin kültürel çalışmanın değerine olan inancını somutlaştırdığını belirtti. Ayrıca toplumun geniş kesimlerini, özellikle de toplumun en geniş kesimini oluşturan gençleri hedef alan onlarca etkinlik aracılığıyla farkındalığı artırma ve tüm zorluklarla yüzleşme gücünü somutlaştıran istisnai bir fuar olduğunu da söyledi.
Çeşitli yayınevlerinin ‘en çok satan’ listeleri, fuarın önceki oturumlarında rakipsiz kalan romanın yerini tehdit eden bir şekilde, tarih, felsefe, anı ve kişisel gelişim gibi alanlarda kurgu dışı kitap satışının yükseldiğini gözler önüne serdi. Örneğin Albert Aryeh’nin ‘Mısırlı Bir Yahudinin Anıları’ kitabı eş-Şuruk Yayınevi en çok satanlar listesinde ilk sırada yer aldı. Söz konusu kitabın girişinde “Bazıları anılarımı yazmama neyin neden olduğunu, neden daha önce yazmadığımı ve neden hayatımın son günlerinde yazmayı seçtiğimi sorabilir. Gerçek şu ki ailemi ve ülkemi ben seçmedim ama yaşam tarzımı ben seçtim. Kral Fuad döneminde doğdum ve Kral Faruk’un döneminden Cumhurbaşkanı Sisi kadar tüm dönemine şahit oldum. Mısır’da uzun bir süre yaşadım, avantajlarını ve dezavantajlarını gördüm. Geçmiş hakkında konuşan birçok insanın cehaletten yanlış şeyler söylediğini görmek beni üzüyor” ifadeleri yer alıyor.
Merhum düşünür Dr. Louis Awad’ın ‘Mısır Düşünce Tarihi’ adlı kitabının yeni baskısı, el-Mahruse Yayınevi satışlarını zirveye çıkardı. Kitap, Mısır düşünce tarihini ele alan üç ciltten oluşuyor ve Fransız Devrimi’nden 1919 Devrimi’ne kadarki dönemi ele alıyor. Aynı alandaki birçok kitap da kayda değer bir dikkat çekti. Bunlar arasında, Mısır Lübnan Yayınevi tarafından Mustafa Ubeyd çevirisi ile yayınlanan ‘Ceset Okuyucu-Bir İngiliz Anatomistin Mısır Kraliyetindeki Anıları” kitabı, Tume Yayınevi tarafından yayınlanan Sehar Salah’ın yazdığı ‘Durumların Psikolojisi’ kitabı, El-Ayn Yayınevi’nin yayınladığı Zübeyde Muhammed Atta’nın yazdığı ‘Mısır Yahudileri-Siyasi Tarih’ kitabı, Devvin Yayınevi’nin yayınladığı Patrick King’in ‘Bir Psikiyatrist Gibi Düşün’ kitabı ve el-Faruk Yayınevi’nin yayınladığı Edward Fisher’ın ‘Aklın Felsefesi’ kitabı yer alıyor. Elbette bu, romanın sahnede hala var olduğu anlamına geliyor zira, İzzettin Şukri Fişer’in ‘Üniversitede Bir Suç’, İbrahim Abdulmecid’in ‘Eski Gazete Taşıyıcısı’, Havle Hamdi’nin ‘Beyaz Yasemin’ ve Muhammed Berake’nin “Öteki Dünyadaki Buzdan Kalp” gibi romanlar, yeni yayınlanan ve popülarite kazanan yaratıcı eserler arasında yer alıyor.
Fuarda aynı zamanda YouTube’daki içerik oluşturucuların yazdığı bir kitap için düzenlenen imza törenlerinde, 20 yaşın altındaki gençlerin kitabı imzalamak için uzun kuyruklarda beklemesi ile tartışmalı sahneler de yaşandı. Yani eşi benzeri görülmemiş bir satış patlaması yakalayan kitaplar, köklü kültürel projelere sahip ünlü yazarların değil, sosyal medyada yakaladıkları şöhreti fırsat bilen Youtuber’ların kitaplarıydı. Bu kişiler, hafif ve hızlı olan, gençlerin hayal gücüne hitap eden kitaplar yazdılar. Bunlar arasında korku edebiyatına ait ‘Cabir Amcanın Kayığı’ romanının yazarı Yahya Azzam ve sinema eleştirilerinin yer aldığı ‘1950’lerde Film’ kitabının yazarı Hamad Taher ve insani gelişme dünyasına yakın makaleler, vizyonlar ve fikirler içeren ‘En Başarısızlar’ kitabının yazarı Ali Gazlan’ın kitapları vardı.
Her zaman olduğu gibi, izleyiciler ve kültür aktivistleri arasında bu olağanüstü sahnelere karşı farklı tutumlar vardı. Bazıları bunu düşünceyi ve edebiyatı seven genç kız ve erkeklere atfedilen olumlu bir olgu olarak görürken, bazıları da bunu zayıf ve yüzeysel okuma tercihlerine yönelim olarak değerlendirdi.
Fuarda halkın büyük ilgisini çeken önemli temalar arasında ‘Bir Yazar Bir Proje’ kültürel programı da yer aldı. Bu bağlamdaki önemli etkinliklerden biri, Arap dünyasında popüler edebiyatın öncülerinden biri olan merhum Dr. Ahmed Mursi’nin somut olmayan kültürel miras alanındaki çabalarının ele alındığı ‘Kültürel Gelişim-Halk Geleneklerin Devamı’ başlıklı sempozyum oldu. Sempozyum işaret diline de çevrildi. Arap dünyasındaki kültürel gelişim ufukları, Arap iş birliğinin boyutlarını ve ufkunu güçlendirmedeki katkılar ve somut olmayan miras konularındaki ilgi ve tutkuda en üst düzeye çıkarmakla ilgili bir dizi konu tartışıldı. Sempozyumda ayrıca belgeleme ve bunun sürdürülebilir kalkınma ile ilişkisi, mit, terminoloji, miras yönetimi ve mülkiyeti dahil olmak üzere somut olmayan kültürel mirasla ilgili bir dizi bilimsel konu da ele alındı.
Sempozyuma Mısır Kitap Genel Kurul Başkanı Dr. Ahmed Bahiddin ve Arap dünyasında somut olmayan kültürel miras alanıyla ilgilenen bir dizi yerel ve bölgesel yetkili de katıldı. Katılan arasında İbrahim es-Seyid (Katar), Abdulaziz el-Muslim (BAE), Kahtan Fercullah (Irak) ve Vivian Fuad (Mısır) yer alıyordu. Sempozyumun moderatörlüğünü Mısır Kültür Bakanlığı Somut Olmayan Kültürel Miras İşleri Danışmanı Dr. Nahla İmam yaptı. Mursi’nin torunu Dr. Muhammed Ahmed Mursi de katıldı.
Genel Mısır Kitap Organizasyonu başta olmak üzere Mısır’daki yayın kuruluşları fuarın ödüllerinden büyük bir kısmını aldı. En İyi Roman ödülünü, el-Arabi Yayınevi tarafından yayınlanan ‘Perde Düştükten Sonra’ adlı romanıyla Muhammed Amr Hasan kazandı. Mahmud Ayad, ‘Yabancının Yapraklarından’ adlı kısa öykü dizisi ile Kısa Öykü Ödülü ödülünü kazandı. Klasik Şiir Ödülü’nü ise ‘Yokluk aynı zamanda özlem yeridir’ adlı kitabı ile şair Alaa Muhammed aldı. Halk dili şiirinde ‘Tebrikler, Beklemeyi Bıraktım’ adlı derlemesi ile Medhat Munir ödülü kazandı ve son üç eseri Genel Mısır Kitap Organizasyonu tarafından yayınlanmıştı.
Çocuk edebiyatında, Mısır Kalkınması Yayınevi’nin yayınladığı ‘Deniz ve Dağ’ kitabıyla Velid Muhammed Taher ödülü aldı. Edebiyat eleştirisi dalında Şarka Hültür Kurumu tarafından yayınlanan ‘Çağdaş Şiirde Metafor Teorisi’ kitabıyla Muhammed Zeydan ödülü aldı. En iyi Mısırlı yayıncı ödülü ise el-Fuad Yayınevine verildi. En iyi Arap yayıncı ödülüne gelince, el-Mahruse Yayın, Basın ve Bilgi Hizmetleri Merkezi ve Memduh Advan Yayınevi tarafından ortaklaşa alındı.
Mısırlı, Arap ve 53 ülkeyi temsil eden yabancılardan 1047 temsilci fuara kaldı. Fuar’da 500'ü aşan fikir ve sanat faaliyetleri de yer aldı. Ürdün’ün onur konuğu olduğu etkinlikte, şair Salah Jahin ve çocuk edebiyatının öncüsü Necib el-Kilani Yılın Kişisi ödülünü aldı.



İsrail’in Güney Lübnan’a düzenlediği hava saldırılarında 4 kişi hayatını kaybetti

İsrail’in Güney Lübnan’a düzenlediği hava saldırılarında 4 kişi hayatını kaybetti
TT

İsrail’in Güney Lübnan’a düzenlediği hava saldırılarında 4 kişi hayatını kaybetti

İsrail’in Güney Lübnan’a düzenlediği hava saldırılarında 4 kişi hayatını kaybetti

Lübnan Sağlık Bakanlığı bugün yaptığı açıklamada, ülkenin güneyine düzenlenen bir İsrail hava saldırısında dört kişinin hayatını kaybettiğini, üç kişinin de yaralandığını bildirdi. Bakanlığa bağlı Acil Sağlık Operasyon Merkezi tarafından yayımlanan basın açıklamasında, ‘İsrail’in Sur kentine bağlı er-Remadiye beldesini hedef aldığı, saldırıda dört sivilin yaşamını yitirdiği ve üç kişinin yaralandığı’ ifade edildi.

Açıklamada, İsrail’in Güney Lübnan’daki çeşitli bölgelere yönelik hava saldırılarını sürdürdüğü, bunun sınır hattındaki günlük çatışmaların bir parçası olduğu aktarıldı. Saldırılar sonucunda ölü ve yaralıların olduğu belirtilirken, Güney Lübnan’dan İsrail’in kuzeyine doğru roket ve insansız hava aracı (İHA) saldırılarının da devam ettiği, buna karşılık İsrail ordusunun karşılık verdiği kaydedildi. Sınır köylerinde çatışmaların sürdüğü ve operasyonların Litani Nehri’nin kuzeyine doğru genişleyebileceğine dair işaretler bulunduğu belirtildi.

Diğer yandan Hizbullah bugün yaptığı açıklamada, savaşçılarının İsrail’in kuzeyine İHA ve roket saldırıları düzenlediğini duyurdu. İsrail ordusuna bağlı İç Cephe Komutanlığı’na göre sınır hattı boyunca sirenler devreye girdi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Hizbullah, sınır bölgelerindeki İsrail güçlerini hedef alan roket saldırıları düzenlediğini ve İsrail’de bir köyü hedef alan İHA saldırısı gerçekleştirdiğini bildirdi.

İç Cephe Komutanlığı’na göre, söz konusu bölgelerde sirenler çalarken, herhangi bir can kaybı ya da hasara ilişkin resmi bir bildirim yapılmadı.

İsrail’in yoğun hava saldırıları, İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz’ın dün yaptığı açıklamalarla eş zamanlı gerçekleşti. Katz, “Operasyonun tamamlanmasının ardından İsrail ordusu, tanksavar füzelere karşı savunma hattı olarak Lübnan içinde bir güvenlik bölgesi oluşturacak ve Litani Nehri’ne kadar olan tüm alan üzerinde güvenlik kontrolünü sağlayacak” ifadesini kullandı. Söz konusu hattın, sınırdan yaklaşık 30 kilometre derinliğe uzanacağı belirtildi. Lübnanlı yetkililere göre, saldırılar ve İsrail’in uyarıları nedeniyle bir milyondan fazla kişi evlerini terk etmek zorunda kaldı.

Lübnan Savunma Bakanı Michel Menassa ise yazılı açıklamasında, İsrailli mevkidaşının sözlerini kınayarak, “Bu açıklamalar artık yalnızca tehdit değil, Lübnan topraklarında yeni bir işgal dayatma niyetini açıkça yansıtıyor” değerlendirmesinde bulundu. İsrail’in artan saldırıları karşısında Lübnan ordusu, Güney Lübnan’da ‘yeniden konuşlanma ve konuşlandırma’ operasyonu gerçekleştirdiğini duyurdu. Açıklamada, bu adımın özellikle sınır kasabaları çevresinde ‘düşman ilerlemesinin görüldüğü bölgelerde artan İsrail saldırganlığı’ nedeniyle atıldığı belirtildi.

Lübnan Sağlık Bakanlığı’nın dün paylaştığı verilere göre, 2 Mart’ta Hizbullah ile başlayan çatışmalardan bu yana İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısı bin 300’ü aştı.

Bakanlık açıklamasında, 1 Nisan itibarıyla toplam can kaybının bin 318’e yükseldiği, hayatını kaybedenler arasında 53 sağlık çalışanı ve 125 çocuğun bulunduğu bildirildi. Yaralı sayısının ise 3 bin 935’e ulaştığı kaydedildi.


İran-Hizbullah hattında değişmeyen denklem: Kasım’a gönderilen Hamaney mesajında tek cephe vurgusu

Güney Lübnan’da İsrail hava saldırısında öldürülen gazetecilerin cenaze törenine katılan bir kadın (AFP)
Güney Lübnan’da İsrail hava saldırısında öldürülen gazetecilerin cenaze törenine katılan bir kadın (AFP)
TT

İran-Hizbullah hattında değişmeyen denklem: Kasım’a gönderilen Hamaney mesajında tek cephe vurgusu

Güney Lübnan’da İsrail hava saldırısında öldürülen gazetecilerin cenaze törenine katılan bir kadın (AFP)
Güney Lübnan’da İsrail hava saldırısında öldürülen gazetecilerin cenaze törenine katılan bir kadın (AFP)

İran Dini Lideri Mücteba Hamaney’in, Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım’a gönderdiği ve ‘babasının İslam Devrimi lideri olarak hayatını kaybetmesi dolayısıyla ilettiği taziye için teşekkür’ içeren mesaj, bölgesel gerilimin kritik bir aşamasında geldi. Bu durum, mesajın hem iç hem de dış kamuoyuna doğrudan siyasi mesajlar taşıdığı şeklinde yorumlandı. Mesajın, İran ile Hizbullah arasındaki ilişkinin sürekliliğini teyit ettiği ve örgütün Tahran’ın yürüttüğü strateji içindeki yerini pekiştirdiği değerlendirilirken, aynı zamanda açık çatışmanın sürdürülmesine yönelik bir teşvik içerdiği ifade edildi.

Hamaney’in mesajında Lübnan devletine yer verilmemesi dikkat çekerken, söz konusu mesajın, Lübnanlı yetkililerin İran ile ‘bağları koparma’ yönünde adımlar attığı bir döneme denk gelmesi öne çıktı. Bu kapsamda, Hizbullah’ın güney cephesinde İran’a destek amacıyla başlattığı çatışmaların ardından Lübnan’da İran büyükelçisinin sınır dışı edilmesi ve örgütün askeri kanadının yasaklanması gibi çeşitli adımların atıldığı belirtildi.

Kesin olanın teyidi

Bu çerçevede Lübnanlı bakanlık kaynakları, İran’ın yeni Dini Lideri’nin mesajına ilişkin değerlendirmelerini ‘kesin olanın teyidi’ şeklinde özetledi. Kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, “Mesaj herhangi bir yenilik içermiyor; aksine önceden bilinen ve var olan bir durumu pekiştirme bağlamında geliyor. İran ile Hizbullah arasındaki ilişkide hiçbir aşamada kopuş yaşanmadı; karşılıklı destek ve sürekli koordinasyon çerçevesinde sabit kaldı. Devam eden savaşta gerçekleşen ortak operasyonlar bunun en açık göstergesidir” ifadelerini kullandı.

dfbfd
İran’ın yeni Dini Lideri Mücteba Hamaney’in Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım’a gönderdiği mesaj (Sosyal medya)

Kaynaklar, “Mesajın içeriği her iki tarafın da kamuoyuna açıkladığı söylemle tamamen örtüşüyor, bu da onu mevcut tutumların yeniden teyidi haline getiriyor. Dolayısıyla tartışma artık kullanılan ifadelerle ilgili değil; ilişkinin özü açık ve görünür hale gelmiş, geleneksel devlet anlayışını aşan bir yaklaşımı yansıtan kalıcı bir siyasi tablonun parçası olmuştur” dedi.

Savaş birliği ve ABD’nin düşman olarak kabul edilmesi

İran mesajının satır aralarına ilişkin değerlendirmesinde siyasi analist Ali el-Emin, metnin İran ile Hizbullah’ın yürüttüğü mücadelenin ‘tek bir savaş’ olduğunu açık şekilde yansıttığını belirtti. El-Emin, Mücteba Hamaney’in ifadelerinde yer alan ‘ABD ve İsrail’e karşı direniş ve sebat’ vurgusuna dikkat çekerek, bunun iki tarafın aynı cephede konumlandığını ortaya koyduğunu ifade etti. El-Emin, “Hizbullah ve İran’a ait, İsrail tarafından hedef alınan isimlere ilişkin sunulan anlatı, iki tarafın izlediği yol ve yöntemin ortak olduğunu teyit etmeye yönelik bir çabadır. Bu durum takipçiler açısından yeni olmasa da, aynı çizginin, yakın ilişkinin ve bu savaş bağlamında ortak kaderin altını çizme girişimidir” değerlendirmesinde bulundu.

fv
Sana’da bir Husi, babasının öldürülmesinin ardından İran’ın yeni Dini Lideri olan Mücteba Hamaney’in fotoğrafını kaldırıyor. (EPA)

Analist, mesajda dikkat çeken unsurlardan birinin de ABD’nin İsrail ile aynı düzeyde ‘düşman’ olarak konumlandırılması olduğunu belirterek, bunun metnin sonunda yer alan ‘Amerikan-Siyonist düşmanın yenilgisi’ vurgusunda açıkça görüldüğünü söyledi.

Öte yandan Hamaney, mesajında Kasım’a hitaben, ‘direniş tarihinin bu kritik anında hareketi yönettiğini’ ifade ederek, ‘düşmanın planlarını boşa çıkarma ve Lübnan halkına yeniden onur ve refah kazandırma konusunda onun tecrübesine, zekâsına ve cesaretine güvendiğini’ dile getirdi.

Mesajın sonunda ise İran’ın politikasının, ‘merhum Dini Lider ve şehit komutanın izlediği çizgi doğrultusunda sabit olduğu’ vurgulanarak, ‘İsrail ve ABD’ye karşı direnişe desteğin süreceği’ ifade edildi.

Lübnan devletinin yokluğu ve Hizbullah çevresinin çilesi

El-Emin, mesajda Lübnan devletinin yok sayılması noktasına da dikkat çekerek, “Metinde Lübnan devletiyle ilgili herhangi bir ifadeye yer verilmediği açıkça görülüyor” dedi. “Halktan söz ediliyor ancak egemenliği ve saygınlığı olan devletten bahsedilmiyor” ifadesini kullanan el-Emin, mesajda yalnızca ‘Lübnan halkına’ atıf yapıldığını, devlete ise hiçbir şekilde değinilmediğini belirtti. El-Emin, mesajın doğrudan Hizbullah’a yönelik olduğunu vurgulayarak, bunun Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım’a hitaben kullanılan “Direniş tarihinin bu kritik anında hareketi bugün o yönetiyor” ifadesinde de açıkça görüldüğünü kaydetti.

dvdsv
Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım (Reuters)

El-Emin, mesajın odağının tamamen ‘çatışma’, Hizbullah’ın rolü ve ‘direniş’ olarak tanımlanan çizgi üzerinde yoğunlaştığını belirterek, “Metinde Lübnan devletinin varlığına, resmi otoriteye ya da karar alma yetkisine sahip bir yapıya dair hiçbir unsurun dikkate alınmadığı açıkça görülüyor” dedi.

Bu çerçevede el-Emin, mesajın Lübnan’ın yaşadığı yıkım, yerinden edilme ve insani kayıplara da değinmediğini vurgulayarak, “Bir milyondan fazla yerinden edilmiş kişinin bulunduğu, büyük kısmının Şii topluluğa mensup olduğu ve önemli bir bölümünün Hizbullah destekçilerinden oluştuğu bir tabloda, bu acılara özellikle değinilmesi gerekirdi. Evlerini terk etmek zorunda kalan ve ülkenin farklı bölgelerine dağılan bu insanların yaşadıkları göz ardı ediliyor” ifadelerini kullandı.


SDG'ye bağlı YPJ'den bir heyet, Şam'da Savunma Bakanı ile görüştü

Suriye'nin kuzeydoğusunda düzenlenen tatbikat sırasında Kürt ağırlıklı YPJ üyeleri (Arşiv – X)
Suriye'nin kuzeydoğusunda düzenlenen tatbikat sırasında Kürt ağırlıklı YPJ üyeleri (Arşiv – X)
TT

SDG'ye bağlı YPJ'den bir heyet, Şam'da Savunma Bakanı ile görüştü

Suriye'nin kuzeydoğusunda düzenlenen tatbikat sırasında Kürt ağırlıklı YPJ üyeleri (Arşiv – X)
Suriye'nin kuzeydoğusunda düzenlenen tatbikat sırasında Kürt ağırlıklı YPJ üyeleri (Arşiv – X)

Dün Suriye’nin başkenti Şam'da Kürtlerden oluşan Kadın Koruma Birlikleri’nden (YPJ) bir heyet ile Suriye Savunma Bakanı Murhaf Ebu Kasra arasında bir görüşme gerçekleşti. Şarku’l Avsat’a konuşan Kürt kaynaklar, Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) bağlı YPJ'nin Suriye devlet kurumlarına entegrasyonuyla ilgili mekanizmalara ilişkin görüşmelerin ‘henüz olgunlaşmadığını’ ve bu konuda uzlaşmanın ‘daha fazla diyalog ve biraz sabır’ gerektirdiğini belirtti.

Bu gelişme öncesinde Şam'ın Suriye ordusunun yapısında kadın birliklerine yer verilmeyeceği yönündeki açıklamaları ve YPJ’den gönüllü olanların İçişleri Bakanlığı'na bağlı kadın polis teşkilatına katılmaları önerilmişti.

Kürtçe yayın yapan Hawar Haber Ajansı ANHA’nın haberine göre heyetin kadrosunda Suzdar Haci ve Ruhlat Afrin'in yanı sıra Kamışlı Tugayı’na bağlı Kadın Taburu’nun komutanı Halise Ayid ve YPJ Sözcüsü Roksan Muhammed yer alıyordu. ANHA, heyetin YPJ’nin devlet kurumlarına entegrasyonu süreciyle ilgili görüşmelerin ardından dün Şam'dan döndüğünü bildirdi.

Görsel kaldırıldı.
Suriye Savunma Bakanı Murhaf Ebu Kasra

SDG ile Suriye hükümeti arasında imzalanan ‘29 Ocak 2026 Anlaşması’ kapsamında gerçekleştirilen görüşme, entegrasyon sürecinin uygulanmasına yönelik mekanizmaların oluşturulmasını amaçlıyor.

ANHA’nın YPJ heyetindeki kaynaklardan aktardığına göre görüşmenin ana gündem maddesinin YPJ'nin orduya katılım şekliydi. YPJ heyetinin, görüşmenin ayrıntılarını ve sonuçlarını içeren resmi bir açıklama yapması bekleniyor.

SDG'nin Suriye resmi kurumlarına entegrasyon süreci devam ederken, erkek komutanlar Savunma Bakanlığı ve yerel yönetimde atanmış olsa da kadın unsurların entegrasyonu konusu belirsizliğini koruyor.

Kürtlerden oluşan Demokratik Birlik Partisi’nin (PYD) yetkilisi Muhammed Aybaş, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, YPJ'nin Suriye ordusuna entegrasyonu konusundaki tartışmaların henüz olgunlaşmadığını söyledi. Aybaş, “Çünkü Şam tarafında bir ret var, buna karşılık ise YPJ'nin İçişleri Bakanlığı ve sivil dairelere entegre edilmesi önerisi var” diye ekledi.

Görsel kaldırıldı.
YPJ Sözcüsü Roksan Mohammad (solda), iç güvenlik güçlerinden kadın savaşçılarla birlikte Kamışlı Havalimanı yakınlarında beklerken, 8 Şubat 2026 (AFP)

Şam, daha önce, yapısında kadınlara özel tugaylar bulunmadığı için YPJ'nin Suriye Arap Ordusu’na entegre edilemeyeceğini, ‘ancak hizmetlerine devam etmek isteyenler, iç güvenlik alanındaki deneyimlerinden yararlanmak üzere İçişleri Bakanlığı'na gönüllü olarak başvurabileceklerini’ açıklamıştı.

Şam ile SDG arasında varılan anlaşmanın uygulanmasını denetlemekle görevli Cumhurbaşkanlığı ekibinin sözcüsü Ahmed el-Hilali, Şarku’l Avsat’a, Suriye hükümetinin Haseke-Şam yolu üzerinde heyete güvenlik koruması sağladığını söyledi.

Dün Savunma Bakanlığı ile yapılan görüşmelerin bir anlaşmaya varıp varmadığı sorusuna ise, “Görüşmeler, belirli bir konuda anlaşmaya varıldığı anlamına gelmez. Görüşmenin sonuçlarının resmi olarak açıklanmasını bekliyoruz” yanıtını verdi.

Şarku’l Avsat, görüşmenin ayrıntılarını öğrenmek için Savunma Bakanlığı'nın Halkla İlişkiler ve Medya Ofisi ile iletişime geçmeye çalıştı, ancak yanıt alamadı.