Türk yetkili Şarku’l Avsat’a konuştu: Atatürk Barajı depremin artçılarından etkilenmez

Atatürk Barajı (Atatürk Barajı internet sitesi)
Atatürk Barajı (Atatürk Barajı internet sitesi)
TT

Türk yetkili Şarku’l Avsat’a konuştu: Atatürk Barajı depremin artçılarından etkilenmez

Atatürk Barajı (Atatürk Barajı internet sitesi)
Atatürk Barajı (Atatürk Barajı internet sitesi)

Uzmanlar, Pazartesi günü şafak vaktinde Türkiye’nin güneyinde ve güneydoğusundaki 10 şehri vuran Kahramanmaraş merkezli depremlerin artçılarının, Atatürk ve Keban barajları başta olmak üzere Fırat Nehri üzerindeki barajları etkilemeyeceğini düşünüyor.
Türkiye ve Irak’taki bazı kişiler sosyal medyada, Türk yetkililerin artçı sarsıntılar nedeniyle Atatürk Barajı’nın çökmesinden endişelendiğini söyleyerek, barajın sularının boşalttığını gösteren bir video yayınladı. Twitter’da yapılan bir paylaşımda “Daha önce görülmemiş bir şekilde, Türkiye, Fırat Nehri’nin 48 milyar metreküplük suyunu depolayan Atatürk Barajı’nın sismik artçı sarsıntılar nedeniyle yıkılmasından korkarak suyu tasfiye ediyor. Tutulan su, şimdi Irak’ın Duhok vilayetinin Zakho şehrine akıyor” ifadelerine yer verildi.
Başka bir paylaşımda “Türkiye’nin güneydoğusundaki Atatürk Barajı, ülkeyi vuran şiddetli depremde hasar gördü. Bu altyapı, bin 800 metreye kadar uzanan 48 milyar metreküplük rezervuarı ile dünyanın üçüncü en büyük hidroelektrik santralini teşkil ediyor” ifadeleri kullanıldı. 
Atatürk Barajı’nın artçı sarsıntılar nedeniyle çökme ihtimaline ilişkin sosyal medyadaki iddiaları değerlendiren deprem uzmanı ve Jeoloji Mühendisleri Derneği üyesi Dr. Bülent Özmen ise, ‘ülkeyi vuran iki büyük depremden sağ çıkabilen barajların artçılardan etkilenmesinin tasavvur edilemeyeceğini’ söyledi.
Özmen, barajların özel olarak tasarlanmış yapılar olduğunu açıklarken “Henüz yetkililerden, barajlarımıza karşı bir tehdit olduğuna yönelik bir mesaj gelmedi” ifadelerini kullandı. Ayrıca Atatürk ve Keban barajlarının yapısal istatistiklerinin insan yerleşimlerindeki yapılardan farklı özellikler taşıdığına dikkati çekti.
Özmen Atatürk ve Keban barajlarının Türkiye’nin en büyük barajları olduğunu, yapılarının, daha büyük depremlere maruz kalma olasılığına göre tasarlandığını belirtti. Atatürk Barajı, Adıyaman ile Şanlıurfa arasında, Keban Barajı ise Elazığ’da Fırat Nehri üzerinde inşa edildi. Diğer yandan Malatya Valiliği, depremde hasar gören Sultansuyu Barajı’nın tedbir amaçlı olarak kademeli olarak boşaltılacağını duyurdu.
Atatürk Barajı, Türkiye’nin en büyük su projelerinden ve en büyük hidroelektrik enerji üretim projelerinden biri. İnşası yaklaşık 10 yıl süren baraj, yaklaşık 2 bin 400 megavat elektrik üretiyor. Başkent Ankara’ya 600 km uzaklıkta, Şanlıurfa'nın 80 km kuzeybatısında yer alan baraj, Fırat Nehri’nin yukarı kesimlerinde, Suriye sınırına 60 km’lik uzaklıkta Anadolu platosunun yükseltileri arasında bulunuyor. Ayrıca Karakaya Barajı ile arasında 180 km mesafe bulunuyor.
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, Salı günü deprem bölgelerindeki barajlar hakkında yaptığı açıklamada “Herhangi bir sorunumuz yok. Sadece bir barajımız var; Malatya Sultansuyu. Burada da enine ve boyuna bazı çatlaklar ve açılma olduğu için tedbir amaçlı kademeli su tahliyesine başlayacağız. Vatandaşlarımız buna şahit olurlarsa bu sadece o suyun risk oluşturmasın diye boşaltılmasından ibarettir” dedi. Oktay, Türkiye’deki diğer barajlarda herhangi bir sıkıntı olmadığını vurguladı.



Başkanlık doktoru: Trump'ın sağlık durumu "mükemmel"

ABD Başkanı Donald Trump, 27 Mayıs'ta Beyaz Saray'da düzenlenen kabine toplantısında, (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, 27 Mayıs'ta Beyaz Saray'da düzenlenen kabine toplantısında, (AP)
TT

Başkanlık doktoru: Trump'ın sağlık durumu "mükemmel"

ABD Başkanı Donald Trump, 27 Mayıs'ta Beyaz Saray'da düzenlenen kabine toplantısında, (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, 27 Mayıs'ta Beyaz Saray'da düzenlenen kabine toplantısında, (AP)

ABD Başkanı Donald Trump'ın doktoru, dün akşam yayımlanan sağlık raporunda, 79 yaşındaki başkanın "mükemmel sağlık durumuna" sahip olduğunu açıkladı. Trump, hafta başında rutin sağlık kontrolünden geçmişti.

ABD Donanması'nda görevli Doktor Kaptan Sean Barbabella tarafından hazırlanan raporda, "Başkan Trump, mükemmel sağlık durumunu korumaktadır. Kalp, akciğer, sinir sistemi ve genel fiziksel fonksiyonlarında güçlü bir performans sergilemektedir" ifadelerine yer verildi.

Barbabella ayrıca, Trump'ın "başkomutan ve devlet başkanı olarak tüm görevlerini yerine getirmeye tamamen uygun" olduğunu belirtti.

Raporda, Trump'a beslenme düzenine ilişkin tavsiyeler verildiği, düşük doz aspirin kullanmasının önerildiği, fiziksel aktivitesini artırmasının ve kilo vermeye devam etmesinin tavsiye edildiği kaydedildi.

Üç sayfalık rapor, Trump'ın salı günü Washington yakınlarındaki Walter Reed Ulusal Askerî Tıp Merkezi'nde geçirdiği fiziksel muayene ve tanısal testlerin sonuçlarını özetliyor.

Gelecek ay 80 yaşına girecek olan Trump'ın, kolesterol kontrolü için iki ilaç ve kalp hastalıklarına karşı koruyucu amaçla aspirin kullandığı belirtildi.

Boyu 191 santimetre olan Trump'ın kilosunun, geçen yıl nisan ayında yapılan son yıllık sağlık kontrolünde101,6 kilogram iken 108 kilograma ulaştığı bildirildi.

Bu sağlık kontrolü, Trump'ın geçen yıl yeniden göreve dönmesinden beri geçirdiği üçüncü muayene oldu. Kontrol, özellikle ellerinde görülen morlukların ardından sağlık durumuna ilişkin artan spekülasyonların gölgesinde gerçekleştirildi.

Raporda, söz konusu morlukların "kalp ve damar hastalıklarına karşı koruyucu amaçla aspirin kullanımı sırasında sık el sıkışmaya bağlı gelişen hafif yumuşak doku hassasiyetiyle uyumlu olduğu" ifade edildi.

Beyaz Saray daha önce de bu morlukların kan sulandırıcı ilaç kullanımından kaynaklandığını açıklamıştı.


Netanyahu'ya yakın bir düşünür: "Hizbullah, İsrail'i yıpratma savaşına sürükledi"

İsrailli iki asker, perşembe günü Lübnan'ın güneyinde öldürülen meslektaşları için gözyaşı döküyor (Arşiv-AFP)
İsrailli iki asker, perşembe günü Lübnan'ın güneyinde öldürülen meslektaşları için gözyaşı döküyor (Arşiv-AFP)
TT

Netanyahu'ya yakın bir düşünür: "Hizbullah, İsrail'i yıpratma savaşına sürükledi"

İsrailli iki asker, perşembe günü Lübnan'ın güneyinde öldürülen meslektaşları için gözyaşı döküyor (Arşiv-AFP)
İsrailli iki asker, perşembe günü Lübnan'ın güneyinde öldürülen meslektaşları için gözyaşı döküyor (Arşiv-AFP)

İsrail ordusunun Lübnan’da daha kapsamlı askerî gerilim için hareket serbestisi talep ettiği bir dönemde, bugün sağ kanadın önde gelen isimlerinden biri olarak görülen Prof. Eyal Zisser, bu yaklaşımın karşısında duran dikkat çekici bir siyasi çıkış yaptı. Zisser, Lübnan’daki askerî operasyonların artık İsrail’in çıkarlarına ciddi zarar veren stratejik hata hâline geldiğini ve savaş yönetiminde ciddi bir başarısızlığı ortaya koyduğunu söyledi.

Bir İsrail radyosuna verdiği röportajda Zisser, ağırlıklı olarak Lübnan’daki Şii çevreleri hedef alan bu operasyonların İsrail’e herhangi bir olumlu sonuç getirmeyeceğini belirtti. Ona göre, Gazze Şeridi’ndeki sivillere yönelik baskılar nasıl Hamas liderliğini etkilemediyse, Lübnan’daki saldırılar da Hizbullah yönetimi üzerinde benzer bir etki yaratmıyor. Aksine, her iki durumda da ilgili örgütlerin “mağduriyet” algısını güçlendirdiğini ifade eden Zisser, bunun Hizbullah etrafında toplumsal kenetlenmeye yol açtığını ve ağır darbeler alan örgütün yeniden toparlanmasına katkı sunduğunu belirtti.

Zisser ayrıca Hizbullah’ın, İsrail’i askerlerini hedef alabileceği yıpratıcı savaşın içine çekerek, önemli bir başarı elde ettiğini savundu. Lübnan topraklarının işgalinin İsrail’e ağır bir bedel yüklediğini dile getiren Zisser, bunun asker kayıplarına neden olduğunu ve ülkeyi kendi çıkarlarının dışında kalan alanlara sürüklediğini kaydetti.

İran cephesine yönelik eleştiriler

Zisser, İran cephesindeki Amerikan ve İsrail politikalarını da eleştirdi. Her iki tarafın da İran rejiminin ideolojik ve siyasal dinamiklerini yeterince dikkate almadığını söyleyen Zisser, savaşın temel hedeflerinden birinin rejimi devirmek olarak belirlendiğini hatırlattı. Ancak çatışmaların rejimin yıkılmadan sona ermesi hâlinde, Tahran yönetiminin halkına karşı “direndiği” mesajını verebileceği değerlendirmesinde bulundu.

Zisser’e göre bu durum başlı başına tehlikeli; çünkü rejim, uğradığı suikastlar ve maruz kaldığı yıkıma rağmen özgüvenini yeniden kazanabilir.

Bu açıklamalar, İsrail ordusunun tutumuyla açık bir çelişki oluşturması bakımından ayrıca önem taşıyor. Ordu, hükümeti operasyonlarını kısıtlamakla suçlarken, görevlerini tamamlayabilmek için daha geniş hareket alanı talep ediyor. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre askerî yetkililer, operasyonların yalnızca hedefli suikastlarla sınırlı kalmaması ve Beyrut’a yönelik yoğun bombardıman seçeneğinin de değerlendirilmesi gerektiğini savunuyor.

Ordunun bu yaklaşımı, İsrail kamuoyunda yükselen sert eleştirilerden de besleniyor. Güvenlik güçleri, kuzey bölgelerinde yaşayan vatandaşların güvenliğini sağlamada başarısız olmakla suçlanıyor.

 ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Aralık 2025'te Florida, Palm Beach'teki Mar-a-Lago'da (Reuters)ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Aralık 2025'te Florida, Palm Beach'teki Mar-a-Lago'da (Reuters)

Trump’ın yaklaşımına bağlılık

Bu tablo, Başbakan Binyamin Netanyahu’yu rahatsız ediyor. Çünkü Netanyahu, daha geniş çaplı bir askerî gerilime karşı çıkıyor; ancak bunu kendi tercihinden çok ABD Başkanı Donald Trump’ın tutumuna bağlı olarak yapıyor. Netanyahu, Trump’ı İsrail’in şimdiye kadar sahip olduğu en güçlü destekçilerden biri olarak görüyor ve özellikle yolsuzluk davası nedeniyle yürüttüğü siyasi varlık mücadelesinde Washington’un desteğine ihtiyaç duyuyor.

Prof. Zisser’in ordu planlarına yönelik sert çıkışı, Netanyahu’nun savaşın sona erdirilmesine yönelik bir zemin hazırlamaya başladığı şeklinde yorumlanıyor. Bu, Netanyahu’nun savaşı bitirmek istemesinden değil; aksine savaşın sürmesini en çok isteyen isimlerden biri olmasına rağmen, ABD yönetiminin en azından mevcut aşamada çatışmaları durdurma yönünde karar verdiğine inanmasından kaynaklanıyor.

Bu değerlendirmeye göre Netanyahu, Dünya Kupası’nın başlaması ve temmuz ayında ABD’nin kuruluşunun 250. yıl dönümü kutlamalarının yaklaşması nedeniyle Başkan Trump’ı zor durumda bırakmak istemiyor. Trump’ın Amerikan kamuoyunda, Netanyahu’nun etkisiyle savaşa sürüklendiği yönündeki eleştirilerle karşı karşıya kaldığını düşünen Netanyahu’nun, şimdilik Washington’un tercihleri doğrultusunda hareket etmeyi planladığı ifade ediliyor.

Netanyahu’nun çevresine göre İran yönetiminin “kibirli tutumu” olası bir anlaşmayı bozabilir ve böyle bir durumda savaş yeniden başlayabilir. Bu senaryoda çatışmaların yeniden patlak vermesinin sorumluluğu İsrail’e değil, İran’a yüklenmiş olacaktır.

Bu süreçte Netanyahu, “şüphe doktrini” olarak adlandırdığı yaklaşımına geri dönerek orduyu ve “derin devlet” olarak nitelendirdiği çevreleri kendisine karşı komplo kurmakla suçlamaya başladı. Yaklaşan ve ekim ayında yapılması planlanan seçimler öncesinde, bu çevrelerin kendisini iktidardan uzaklaştırmaya çalıştığını öne sürüyor.

Netanyahu, bu dönemde savaşın farklı cephelerinde elde edilen kazanımların öne çıkarılması gerektiğini savunuyor ve yeni askerî maceralara girişilmesine karşı çıkıyor. Netanyahu dikkat çekici biçimde, normalde daha çok sol çevrelerin kullandığı bazı ifadeleri de dile getirmeye başladı. Bunlar arasında “savaşın genişletilmesinin İsrail’i bir yıpratma savaşına sürüklediği” ve “savaş hedeflerine hizmet etmediği” yönündeki değerlendirmeler yer alıyor.

İsrail’in uzun soluklu bir mücadeleye hazırlıklı olması gerektiğini vurgulayan Netanyahu, savaşın tek bir darbeyle sonuçlanamayacağını savunuyor. Bu açıklamalar, onun alışılmış siyasi söyleminden farklı bir çizgiye işaret ediyor.


Putin: Rusya hiçbir zaman Avrupa ülkelerini tehdit etmedi

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Kazakistan'da düzenlediği basın toplantısında (Sputnik)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Kazakistan'da düzenlediği basın toplantısında (Sputnik)
TT

Putin: Rusya hiçbir zaman Avrupa ülkelerini tehdit etmedi

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Kazakistan'da düzenlediği basın toplantısında (Sputnik)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Kazakistan'da düzenlediği basın toplantısında (Sputnik)

NATO üyesi Romanya dün, Bükreş’in Rusya’ya ait olduğunu belirttiği bir insansız hava aracının (İHA) bir konuta çarpmasının ardından yaşanan gelişmeyi "tehlikeli ve sorumsuz bir gerilim artırma" olarak niteleyerek kınadı. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise İHA’nın kaynağı hakkında kesin bir şey söylenemeyeceğini ifade etti.

Olay, Rusya’yı sorumlu tutan ve bu tür ihlallerin tekrarlanmaması konusunda uyarıda bulunan NATO ve Avrupa Birliği’nden (AB) geniş çaplı tepki aldı.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Putin, "Gerekli incelemeler yapılmadan hiç kimse şu veya bu hava aracının kaynağı hakkında kesin bir hükme varamaz" dedi ve "Eğer bize somut herhangi bir veri sunarlarsa, o zaman yaşananları değerlendiririz" ifadelerini kullandı.

Putin ayrıca, "Rusya, Avrupa ülkelerini hiçbir zaman tehdit etmemiştir ve şimdi de tehdit etmemektedir" diyerek, bu ülkelerin attığı tüm adımların yalnızca Rusya ile cepheleşmeyi sürdürme ve Avrupa ülkelerindeki vergi mükelleflerinin cebine göz dikerek bütçelerinden yapılan fahiş harcamaları meşrulaştırmayı amaçladığını belirtti.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin Kazakistan'da gazetecilere konuşuyor (AFP)Devlet Başkanı Vladimir Putin Kazakistan'da gazetecilere konuşuyor (AFP)

Neler yaşandı?

Yetkililerin aktardığı bilgilere göre Ukrayna sınırına yakın Galați kentinin merkezinde bir İHA’nın bir konutun çatısına çarpması sonucu yangın çıktı. Olay neticesinde 14 yaşında bir çocuk ile 53 yaşında bir kadın hastaneye kaldırıldı.

Romanya Savunma Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

"28-29 Mayıs gecesi Rusya Federasyonu, Ukrayna’da Romanya ile nehir sınırına yakın sivil hedeflere ve altyapıya yönelik İHA saldırılarını yeniden başlattı. Bu İHA’lardan biri Romanya hava sahasına girmiş, radar tarafından Galați kentinin güney kesiminde tespit edilmiş ve ardından bir konutun çatısına düşerek çarpma anında yangına yol açmıştır."

Bakanlık, İHA'nın Rusya'nın Ukrayna'ya yönelik bombardımanları sırasında Romanya hava sahasına girdiğini belirtti. Romanya Dışişleri Bakanlığı ise Rusya'nın bu adımını "tehlikeli ve sorumsuz bir gerilimi artırma" olarak nitelendirip sert bir dille kınadı. Açıklamada, "Romanya durum hakkında müttefiklerini ve NATO Genel Sekreteri'ni bilgilendirmiş, İHA ile mücadele kabiliyetlerinin Romanya'ya sevkiyatının hızlandırılması için önlemler alınmasını talep etmiştir" denildi.

Bu esnada Galați sakinleri korku, şaşkınlık ve öfkelerini dile getirdi. 47 yaşındaki Mihaila, "İHA savunma sistemleri nerede? Romanya sınırında bir yerlerde olmaları gerekmiyor mu? AB nerede? NATO nerede?" sözleriyle tepkisini gösterdi.

Rusya Başkonsolosu sınır dışı edildi

Romanya Cumhurbaşkanı Nicușor Dan, Rusya Federasyonu’nun Karadeniz kıyısındaki Köstence (Constanța) kentindeki Başkonsolosunu "istenmeyen kişi" (persona non grata) ilan etti ve kentteki Rusya Başkonsolosluğunun kapatılacağını duyurdu. Cumhurbaşkanı ayrıca Yüksek Ulusal Savunma Konseyi’ni toplantıya çağırdı.

Bu doğrultuda Romanya Dışişleri Bakanlığı, Rusya'nın Bükreş Büyükelçisini bakanlığa çağırırken; Moskova ise Romanya’nın başkonsolosu sınır dışı etme kararına misilleme yapma sözü verdi.

Şarku’l Avsat’ın Rus haber ajansı RIA Novosti’den aktardığına göre Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova yaptığı açıklamada, "Rus Başkonsolosun istenmeyen kişi ilan edilmesine ve başkonsolosluğun kapatılmasına yönelik yanıt adımlarımız gecikmeyecektir" dedi.

NATO da Rusya’nın "pervasızlığını" kınadı. NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, bu durumun "hepimiz için bir tehdit oluşturduğunu" belirtti. İttifaka yakın bir kaynak, Romanya’nın 1949 tarihli NATO Kuruluş Antlaşması’nın 4. Maddesi’ni işletme seçeneğine sahip olduğunu belirtti. Söz konusu madde, müttefiklerden herhangi biri toprak bütünlüğü, siyasi bağımsızlığı veya güvenliğinin tehdit altında olduğunu düşündüğünde "ortak istişare" yapılmasını öngörüyor.

Geniş çaplı kınama dalgası

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, "Rus saldırganlığının yeni bir çizgiyi daha aştığını" belirterek, AB'nin doğu sınırındaki caydırıcılığı artırma sözü verdi.

Almanya Başbakanı Friedrich Merz olayın "Rusya'nın gerilimi artırma niyetini" gösterdiğini ifade ederken, İngiltere Başbakanı Keir Starmer ise "NATO hava sahasının ağır bir şekilde ihlal edilmesini" kınadı. Rusya’nın Paris Büyükelçisini bakanlığa çağıran Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot, bu eylemi "sorumsuzluk" olarak nitelendirdi. Almanya Dışişleri Bakanı da ülkesinin "NATO bünyesinde Ukrayna ve Avrupa’nın savunmasını güçlendirmeye devam edeceğini" vurguladı.

ABD’nin NATO Daimî Temsilcisi Matthew Whitaker ise X platformundan yaptığı paylaşımda, olayı "sorumsuz bir ihlal" olarak niteledi ve kınadı. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, AB’ye Rusya’ya karşı "güçlü yaptırımlar" uygulama çağrısını yinelerken, Ukrayna Dışişleri Bakanı da "Rus saldırganlığının Karadeniz bölgesi ve tüm Avrupa için somut bir tehdit teşkil ettiğini" belirtti.

Rusya’dan tehditler ve bölgedeki durum

Ukrayna'da perşembe’yi cuma’ya bağlayan gece yeni Rus hava saldırısı beklentisiyle ilan edilen hava alarmı birkaç saat sonra kaldırıldı. Yerel makamların aktardığına göre, güneydeki Zaporijya kentinde saldırı kaynaklı çıkan yangında en az iki kişi yaralandı.

Ukrayna Deniz Kuvvetleri dün, Rusya’ya ait bir İHA’nın Odesa bölgesi limanlarından birinden ayrılan bir Türk kargo gemisine saldırdığını, olayda mürettebattan iki kişinin yaralandığını duyurdu. Türkiye Dışişleri Bakanlığı ise saldırının sorumlusuna değinmeden yaptığı açıklamada şu uyarıyı yineledi:

"Tüm ilgili taraflara uyarımızı tekrarlıyoruz: Çatışmanın kontrolsüz bir şekilde tırmanmasına yol açabilecek her türlü eylemden kaçınılmalıdır."

Cumartesi’yi Pazar’a bağlayan gece Rusya, dört yılı aşkın bir süre önce başlayan savaştan bu yana en şiddetli saldırılarından birini düzenlemiş; Moskova bu operasyonda yaklaşık 600 İHA, 35 balistik füze ve 50 seyir füzesi kullanmıştı.

Rusya Savunma Bakanlığı, perşembe’yi cuma’ya bağlayan gece Ukrayna’ya ait 208 İHA’nın imha edildiğini açıkladı. Yaroslavl Bölge Valisi Mihail Yevrayev, birkaç İHA’nın bir endüstriyel yakıt deposuna isabet ettiğini, çıkan yangında can kaybı veya yaralanma yaşanmadığını bildirdi.

Geçtiğimiz hafta sonu gerçekleşen devasa hava saldırısının ardından Ukrayna Devlet Başkanı, balistik füzeleri düşürebilen tek sistem olan Patriot hava savunma sistemleri için ABD’den daha fazla füze talebinde bulunmuştu.

Moskova’nın iddialarına göre, işgal altındaki Ukrayna topraklarındaki bir okulda 21 kişinin ölümüne yol açan Ukrayna saldırısına yanıt olarak Rusya, günlerdir Ukrayna’ya yönelik saldırılarını artırma tehdidinde bulunuyor.

Ukrayna veya Rusya ile sınırı olan Romanya, Polonya ve Baltık ülkeleri gibi NATO üyesi devletler, savaşın her iki tarafından da kendi topraklarına yönelik mükerrer İHA ihlallerine maruz kalmaya devam ediyor.