Felaket, Yunanistan’dan sonra Ermenistan’ı da Türkiye’ye yaklaştırdı mı?

Felaketin üstesinden gelme planları üzerinde çalışmalar başladı.

Hatay’da arama kurtarma ekipleri tarafından enkaz altında bir ceset çıkarıldı (AFP)
Hatay’da arama kurtarma ekipleri tarafından enkaz altında bir ceset çıkarıldı (AFP)
TT

Felaket, Yunanistan’dan sonra Ermenistan’ı da Türkiye’ye yaklaştırdı mı?

Hatay’da arama kurtarma ekipleri tarafından enkaz altında bir ceset çıkarıldı (AFP)
Hatay’da arama kurtarma ekipleri tarafından enkaz altında bir ceset çıkarıldı (AFP)

Türkiye’deki deprem felaketi onuncu gününe girdi. Dikkatler felaket sonrasına çevrildi. 6 Şubat’ta meydana gelen yıkıcı depremlerden etkilenen on şehirde yeniden yapılanma planları ve başlangıç ​​tarihleri ​​konuşulmaya başlandı. Öte yandan meydana gelen yıkıcı depremde büyük hasar gören Türkiye'ye Yunanistan ve Ermenistan Dış işleri bakanlarından sonra bugünde NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg ziyaret etti.
Richter ölçeğine göre 7.6 büyüklüğündeki ikinci depremin merkez üssü olan Kahramanmaraş’ın Elbistan ilçesinde enkaz kaldırma çalışmaları başladı. 7.7 büyüklüğündeki ilk depremin merkez üssü olan aynı şehrin Pazarcık ilçesinde arama kurtarma ekipleri tarafından çalışmalar devam ederken, arama çalışmaları sona eren molozlar kaldırılarak uzak bir toplama merkezine naklediliyor.
Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, iki depremden etkilenen bölgelerdeki yeniden yapılanma çalışmalarının bu ay sonunda başlayacağını duyurdu. On şehirde iki depremde hasar gören 41 bin 791 binanın tespit edildiğini ve hükümetin hasar değerlendirmesini bir hafta içinde tamamlamayı planladığını belirten Kurum, Afet ve Acil Durum Yönetimi (AFAD) ile koordinasyon dışında vatandaşların evlerinden eşya almamaları gerektiğini vurguladı.

Bir Türk vatandaşı, Kahramanmaraş depreminde kayıp bir çocuğun fotoğrafının asılı olduğu ağacın yanında duruyor (Reuters)
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, çarşamba sabahı Ankara’daki AFAD Başkanlığı Merkez Binası’nda düzenlenen kabine toplantısı sonrasında basın açıklaması yaptı. Bu çerçevede Erdoğan, depremden etkilenenler için mevcut duruma göre mart başı itibarıyla 30 bin konutun inşasına hemen başlayabileceklerini söyledi.
“Enkaz haline gelen 19 bini aşkın binadan 15 bininin müdahalesi tamamlandı” diyen Cumhurbaşkanı, “Depremin yıktığı ya da oturulamaz hale getirdiği evi, her iş yerini yeniden yapıp hak sahiplerine teslim edeceğiz” diyerek, kademeli olarak birkaç ay içinde fay hatlarının uzağında inşa edilecek tüm konutların yapımına geçilmiş olacağını vurguladı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, depremde yıkılan binaların yüzde 98’inin 17 binden fazla insanın hayatına mal olan yıkıcı Marmara depreminin yaşandığı 1999 yılı öncesinde inşa edildiğini söylerken, dünyadaki tüm deprem uzmanlarının Kahramanmaraş’taki iki depremin gücü ve verdiği hasarın boyutu açısından olağanüstü doğal afetler olduğu konusunda hemfikir olduklarını belirtti. Recep Tayyip Erdoğan, depremde hayatını kaybedenlerin sayısı 35 bin 418’e, yaralı sayısının ise 105 bini aştığına dikkati çekti.
Erdoğan, iki depremi bir kez daha ‘asrın felaketi’ olarak nitelendirdi. Dünyanın dört bir yanındaki uzmanların da aynı tanımı kullandığını ifade eden Cumhurbaşkanı, Türkiye ve halkının bu felaketten sonra yeniden ayağa kalkacağını ve geçmişte olduğu gibi bu acıları atlatacağını söyledi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Türkiye’nin diğer 71 vilayetinden gelenlerle birlikte yaklaşık 250 bin kamu görevlimiz, deprem bölgesindeki çalışmalarda yer alıyor” diyerek, sözlerinin devamın ise “Deprem bölgesinde yıkılan binaların altında kalan son vatandaşımızı da oradan çıkarana dek çalışmalarımızı sürdüreceğiz” ifadelerini kullandı.
Aynı şekilde İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, arama kurtarma ekiplerinin ‘enkaz altında kalan son kişi bulunana kadar çalışmalarına hız kesmeden devam edeceğini’ belirtti. 15 Şubat’ta Kahramanmaraş’ta gazetecilerin sorularını yanıtlayan Soylu, “Hatay’ın Antakya ilçesindeki iki konuttan biri yıkık ya da yıkılması gerekiyor” diyerek, hasar tespitlerinin devam ettiğini söyledi. Soylu ayrıca, bina yapılırken kimin hata yaptığının ve inşasından sonra herhangi bir değişiklik yapılıp yapılmadığının tespit edileceğine dikkati çekti.

Yunanistan tarafından Türkiye için toplanan yardım (EPA)
Kurtarma ekipleri, geçen hafta pazartesi günü Kahramanmaraş’ta meydana gelen depremlerin vurduğu bölgelerde çalışmaları sırasında yeni mucizeler yaşanması umuduyla gece gündüz çalışmalarına devam ediyor. 7.7 ve 7.6 şiddetlerindeki iki depremin merkez üstü Kahramanmaraş’ın Pazarcık ve Elbistan ilçeleri. İki deprem, Kahramanmaraş, Hatay, Osmaniye, Kilis, Adana, Adıyaman, Malatya, Şanlıurfa, Gaziantep ve Diyarbakır’dan da hissedildi.
AFAD, 15 Şubat sabahı merkezi Kahramanmaraş’ta olmak üzere Richter ölçeğine göre 4.7 büyüklüğünde bir artçı sarsıntı meydana geldiğini duyurdu.
Kahramanmaraş’ta arama kurtarma ekipleri, meydana gelen iki depremden 222 saat sonra 42 yaşındaki Melike İmamoğlu’nu enkazdan çıkarmayı başardı.
Ekipler, Adıyaman’ın Alitaş Mahallesi’nde de 45 yaşındaki Ramazan Yücel’i 207 saat sonra enkazın altından çıkarmayı başardı.
Kahramanmaraş’ta da kurtarma ekipleri, 35 yaşındaki Ayşegül Bayır’ı Hayrullah mahallesinde yıkılan evinin enkazından 205 saat sonra kurtardı.
Hatay’da arama kurtarma çalışmalarına katılan Avustralyalı arama kurtarma ekibinin lideri Grant Rice, Türkiye’deki felaketin ölçeğinin ‘inanılmaz’ olduğunu söyledi. Rice, depremin bölgede büyük hasara yol açtığına dikkat çekerek, Türk halkının dayanıklılığından etkilendiğini dile getirdi. Grant Rice, ayrıca “Bunu atlatmaları epey zaman alacak diye düşünüyorum” dedi.
AFAD ise diğer ülkelerden gelen arama kurtarma ekiplerinin sayısının 9 bin 456’ya ulaştığını açıkladı. AFAD ayrıca, deprem bölgesinde resmi ve gayri resmi çeşitli kurum ve kuruluşlardan toplam işçi sayısının 249 bin 89 kişi olduğuna dikkat çekti.
Öte yandan Türk askeri uçakları, çeşitli ülkeler tarafından İstanbul Atatürk Havalimanı’na gönderilen insani yardımları depremden etkilenen bölgelere ulaştırmaya devam ediyor.
Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, yıkıcı depremin ardından 100 ülkenin yardımda bulunduğunu açıkladı. Çavuşoğlu, Bosna ve Hersekli mevkidaşı Elmedin Dino Konakovic ile 15 Şubat’ta düzenlediği basın toplantısında 100 ülkenin yardımda bulunduğunu, 76 ülkenin de Türkiye’ye kurtarma ekipleri gönderdiğini belirtti. Dışişleri Bakanı ayrıca, 34 büyükelçiliğin deprem bölgelerinde destek ve yardımda bulunduğunu ve tüm devlet kurumlarının depremzedelerin barınması için çalıştığını ifade etti.
Ankara’da Ermeni mevkidaşı Ararat Mirzoyan ile görüşmesinin ardından düzenlenen ikinci basın toplantısında ise Bakan Mevlüt Çavuşoğlu, “Ermenistan, bu zor günümüzde insanımıza dostluk elini uzattı” derken, Mirzoyan ise “Barış inşa etme arzumuzu bir kez daha teyit etmek için bu zor zamanlarda Türkiye’deyim” ifadelerini kullandı.
Öte yandan Avrupa Birliği’nin (AB) Türkiye Delegasyonu Başkanı Büyükelçi Nikolaus Meyer-Landrut, “Hatay şehrinin ve diğer şehirlerin başına gelenler hayal bile edilemez” dedi. Arama kurtarma ekiplerinin Türk makamlarının talebi üzerine en başından beri seferber olduğunu ve kurtarma faaliyetlerine bin 650’den fazla kişinin katıldığını söyleyen Meyer-Landrut, afetin bundan sonraki aşamalarında da desteklerini sürdüreceklerini vurguladı.
Meyer-Landrut, “Kurtarma aşaması maalesef sona erdi. Şu an odak noktası barınak ve tıbbi yardım” diyerek, 12 Avrupa ülkesinin 50 bin kış çadırı, 100 bin battaniye ve 50 bin ısıtıcı sağladığına ve üye ülkelerin sahra hastaneleri kurmak için de çalıştığına dikkati çekti.
Nikolaus Meyer-Landrut, AB Acil Durum Müdahalesi Koordinasyon Merkezi (ERCC), çeşitli üyeler tarafından 2 bin çadır ve 8 bin yatağın sağlandığını belirtti. AB yetkilisi ayrıca, Avrupa Komisyonu’nun, depremden etkilenen insanların rehabilitasyonuna katkıda bulunmak için mart ayında Brüksel’de uluslararası bağışçılar için bir konferans düzenleyeceğini ve AB sivil koruma ekibinin de durumu değerlendirmek için sahada olduğunu dile getirdi.

Stoltenberg: Türkiye'deki depremler NATO’nun kurulmasından bu yana görülen en korkunç felaket
NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Kahramanmaraş merkezli depremlerle ilgili, "Bu aslında bizim ittifakımızın topraklarında NATO'nun kurulmasından bu yana en ölümcül, en korkunç felakettir." nitelemesinde bulundu.
Anadolu Ajansı’nın (AA) haberine göre, Stoltenberg, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile yaptığı görüşmenin ardından ortak basın toplantısı düzenledi.
Stoltenberg sıcak karşılama için Çavuşoğlu'na teşekkür ederek "İttifakımıza göstermiş olduğunuz güçlü şahsi taahhütten dolayı da teşekkür etmek istiyorum." dedi.
Deprem felaketi sonrasında Türkiye'ye ve Suriye'ye dayanışma mesajları vermek için Ankara'da bulunduğunu belirten Stoltenberg, "Bu aslında bizim ittifakımızın topraklarında NATO’nun kurulmasından bu yana en ölümcül, en korkunç felakettir. NATO adına en derin, en içten başsağlığı dileklerimi Türk halkına ve bu felakette hayatlarını kaybetmiş olan kişilerin ailelerine ve sevdiklerine iletmek istiyorum." diye konuştu.

"İhtiyacınız olduğu anda NATO, Türkiye ile birlikte bulunmaktadır"
Stoltenberg, Türkiye’deki ilk acil durum faaliyetlerini gerçekleştiren kişilerin cesaretlerini de alkışladığını dile getirerek "NATO bu anlamda Türkiye ile dayanışma içinde bulunduğunu göstermek için burada bulunuyor. Bu hafta Bakanlar Komitesi toplantımızda bir saygı duruşunda bulunduk. İhtiyacınız olduğu anda NATO Türkiye ile birlikte bulunmaktadır." mesajını verdi.
Depremin ertesi günü NATO Acil Durum Koordinasyon Merkezi'nin bütün NATO müttefiklerine Türkiye'nin bu konudaki taleplerini ilettiğini hatırlatan Stoltenberg, bu aşamadan itibaren binlerce yardım ve acil arama kurtarma ekibinin farklı ülkelerce Türkiye'ye gönderildiğini ifade etti.
Stoltenberg, Türkiye'ye gelen arama kurtarma ekipleri içerisinde itfaiyeciler, tıbbi uzmanların da bulunduğuna işaret ederek şunları kaydetti:
"NATO müttefikleri desteklerini vermeye devam ediyor. Hollanda'dan, Norveç'ten, Birleşik Krallık'tan ve ABD'den sağlanan askeri uçaklar gece gündüz buradaki alana uluslararası yardımları iletmek için çalışıyor. Tabii ki tıbbi anlamda arama çalışmalarına oradan aktarılması gereken yaralılara yardımcı oluyorlar. Yine Arnavutluk, Kanada, Almanya birçok farklı finansal ve farklı yardım yöntemlerini kullanarak destek vermeye devam ediyor. Tabii ki NATO'nun bütün ülkelerinde vatandaşlarımız milyonlarca avroyu Türkiye'ye aktarmak için bağış kampanyaları düzenliyor. Bütün bunlar dayanışmamızın bir sembolü."
Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından Finlandiya ve İsveç'in gösterdiği dayanışmanın çok önemli olduğunu belirten Stoltenberg, İsveç'in martta uluslararası bir bağışçılar konferansı düzenleyeceğini söyledi.
Stoltenberg, bu konferansta odaklanılacak noktanın bölgenin yeniden yapılandırılması ve desteklenmesi olduğunu vurguladı. Bu bağlamda NATO'nun da yerinden edilmiş binlerce kişiyi ağırlamak için konaklama ve barınma imkanı sağlamaya çalıştığını aktaran Stoltenberg, binlerce çadırın Türkiye'ye aktarılması için stratejik nakliye kapasitesini de aktive ettiklerini dile getirdi.
Bütün bunların hayatların kurtarılmasına yardımcı olacağına işaret eden Stoltenberg, NATO'nun Türk yetkili mercileriyle sahada çalışan bir ekibi olduğunu ve bu iki ekibin omuz omuza çalışmaya devam ettiğini vurguladı.
Stoltenberg, günün ilerleyen saatlerinde bu çalışmalara destek veren bazı kişileri alanda ziyaret edeceğini bildirerek onlara gösterdikleri profesyonellik ve adanmışlıkları için teşekkür etmek istediğinin altını çizdi.
Çavuşoğlu'na kendisini ağırladığı için teşekkür eden Stoltenberg, "Zaman, müttefiklerin yan yana durma zamanı, müttefiklerin Türkiye'yi güçlü bir şekilde dayanışmayla destekleme zamanı." dedi.

"İsveç ve Finlandiya'nın başvurusunun onaylanma zamanı geldi"
Stoltenberg, Finlandiya ve İsveç'in NATO üyeliği hakkındaki soru üzerine, kendi pozisyonunun iki ülkenin de başvurusunun onaylanma zamanının geldiği şeklinde olduğunu söyledi.
Her iki ülkenin de Madrid Zirvesi'nde imzalanan Üçlü Muhtıra'dan bu yana son derece önemli adımlar attığına dikkati çeken Stoltenberg, şöyle devam etti:
"Silah ihracatıyla ilgili kısıtlamaları kaldırdılar. Terörizmle ilgili işbirliği konusunda daha fazla adım attılar. Bu konudaki taahhütlerini gösterdiler. İsveç, aynı zamanda anayasasını değiştiriyor ve Türkiye'yle ilgili yaptığı çalışmalarda bir daimi mekanizmayı kurup Türkiye'yle terörizmle mücadele konusunda bu daimi mekanizmanın çalışacağını ifade ediyor."
Stoltenberg, bu anlamda hem İsveç'in hem Finlandiya'nın başvurusuyla ilgili onaylama zamanının geldiğini düşündüğünü vurguladı.
Türkiye'nin de son derece meşru güvenlik endişeleri olduğunu bildiğine işaret eden Stoltenberg, hiçbir müttefikin de bu ihtiyaçları göz ardı ettiğini düşünmediğini belirtti.
Stoltenberg, bu nedenle 3'lü mutabakat zaptının önemli bir boyutunun terörizmle ilgili olduğunu belirterek şu ifadeleri kullandı:
"Bu anlamda NATO için terörizmle mücadele en önemli konulardan bir tanesi. Bir taraftan Vilnius Zirvesi'ne hazırlanıyoruz. Bununla ilgili NATO gündeminde terörizm, önemli maddelerden birini oluşturacak. Aynı zamanda ittifakın içerisine İsveç ve Finlandiya'nın da dahil olması durumunda uluslararası terörizmle mücadele etme kapasitemizin artacağına inanıyorum."

"Bir kutsal kitabın yakılması utanç verici bir fiil"
İsveç ve Finlandiya'nın üyelik başvurusunun birlikte mi yoksa ayrı ayrı mı onaylanması konusunda da Stoltenberg, her ikisinin de şu aşamada onaylanabileceğini düşündüğünü dile getirdi.
Stoltenberg, iki ülkenin üyelik başvurusunda temel konunun birlikte onaylanıp onaylanmamaları değil mümkün olduğunca kısa sürede İsveç ve Finlandiya'nın üye olması olduğunu belirtti.
İsveç'te Kur'an-ı Kerim'in yakılmasına ilişkin Stoltenberg, bu olayın Türkiye'de çok büyük ve güçlü reaksiyonlar ortaya çıkardığını ve bu acıyı anlayıp paylaştığını ifade etti.
Stoltenberg, "Bir kutsal kitabın yakılmasının utanç verici bir fiil olduğunu düşünüyorum. Bu çerçevede Türkiye ve dünyadaki Müslümanların duygularını anlıyorum. Bu nedenle de çok güçlü bir biçimde, şiddetle bu fiili kınadım." diye konuştu.
İsveç'in buna benzer fiilleri engellemesinin de önemli olduğunu belirten Stoltenberg, İsveç hükümeti ve İsveç Başbakanı Ulf Kristersson'ın da bu fiilleri net biçimde kınamasının olumlu olduğunu söyledi.
Stoltenberg, utanç verici, gayriahlaki ve provokatif olabilen bütün fiillerin gayrihukuki olmadığını belirterek şöyle devam etti:
"Ancak net biçimde burada konum ortaya koymak, İsveç hükümetinin de gördüğümüz şekilde atmış olduğu adımların pozisyonunu netleştirdiğine inanıyorum. Bu nedenle İsveç ve Finlandiya'nın politikalarının, Türkiye'nin endişelerini anlayan ve aynı zamanda bunları tanıyan adımlar olduğunu düşünüyorum. Bu açıdan da bu iki ülkenin adaylık başvurusunun onaylanmasının zamanının geldiğini düşünüyorum."
İsveç ve Finlandiya'nın adaylık başvurusunun Türkiye'nin kararı olacağını vurgulayan Stoltenberg, "Türk hükümeti ve parlamentosu, bu onay konusuna karar verecektir. Bu, kendi içerisinde Türkiye'nin kararıdır çünkü bu aşamada Türkiye, bu katılım belgelerinin onaylanıp onaylanmayacağına kendisi karar verecektir." dedi.
Erdoğan, Şubat ayı başlarında İsveç’in sunduğu talebe ‘İsveç Hükümeti tarafından engellenmeyen Kur’an-ı Kerim yakma eylemlerinin yanı sıra, Terör örgütü Kürdistan İşçi Partisi (PKK) yandaşlarının protestoları’ nedeniyle kapıları kapatırken, Türk parlamentosunun Finlandiya’nın üyeliğini onaylayabileceğini açıklamıştı.



Pezeşkiyan: İran, küresel güçlerin baskısına boyun eğmeyecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
TT

Pezeşkiyan: İran, küresel güçlerin baskısına boyun eğmeyecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, ülkesinin ABD ile nükleer görüşmeler sürerken dünya güçlerinin baskısına "boyun eğmeyeceğini" söyledi.

Reuters'ın haberine göre Pezeşkiyan televizyonda yayınlanan konuşmasında, "Dünya güçleri bizi boyun eğmeye zorlamak için sıraya giriyor... ama bize yarattıkları tüm sorunlara rağmen başımızı eğmeyeceğiz" ifadelerini kullandı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü, İran'a iki taraf arasındaki devam eden müzakerelerde "anlamlı bir anlaşmaya" varması için 15 günlük bir ültimatom verdi, aksi takdirde "kötü sonuçlarla" karşılaşacakları uyarısında bulundu. Tahran ise uranyum zenginleştirme hakkını yineledi.

ABD'nin bölgedeki askeri yığılması devam ederken, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD müttefiki olan ülkesinin Tahran'ın herhangi bir saldırısına güçlü bir şekilde karşılık vereceği konusunda uyardı.

ABD ve İran, Umman'ın arabuluculuğuyla 6 Şubat'ta dolaylı görüşmelere yeniden başladı. Salı günü Cenevre'de ikinci tur görüşmeleri gerçekleştirdikten sonra müzakerelere devam etme niyetlerini açıkladılar.

İran çarşamba günü bu müzakereleri ilerletmek için bir taslak çerçeve hazırladığını açıklarken, ABD, Tahran'a saldırmak için "birden fazla neden" olduğunu belirterek uyarı tonunu korudu.

Trump, “Yıllar içinde İran'la uygulanabilir bir anlaşmaya varmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Uygulanabilir bir anlaşmaya varmalıyız, yoksa kötü şeyler olacak” dedi.

Şöyle devam etti: “Bir adım daha ileri gitmemiz gerekebilir, gitmeyebiliriz veya bir anlaşmaya varabiliriz. Bunu muhtemelen önümüzdeki 10 gün içinde öğreneceksiniz.” Daha sonra Trump, gazetecilere sürenin “10-15 gün” olduğunu söyledi.


İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
TT

İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)

Yunanistan Kültür Bakanlığı, Naziler tarafından kurşuna dizilen 200 komünistin son anlarına ait olduğu belirtilen fotoğrafları bir Belçikalı koleksiyoncudan almak için ön anlaşma imzaladı.

Bu fotoğrafların ülke mirası olduğunu kabul eden Atina yönetimi, anlaşmanın detaylarını açıklamadı.

Anlaşma üzerine internetteki satış ilanı yayından kaldırıldı. 

Kültür Bakanı Lina Mendoni, koleksiyoncu Tim de Craene'nin yanına giden uzmanların, fotoğrafların gerçek olduğunu tespit ettiğini cuma günü duyurdu. 

200 komünistin, 1 Mayıs 1944'te Atina'nın banliyölerinden Kesariani'de infaz edilmeden önce çekildiği bildirilen 12 fotoğraf, geçen hafta eBay'de satışa çıkarılmıştı. 

Yunanistan Kültür Bakanlığı'nın Belçika'ya gönderdiği uzmanlar, bunların 1943-1944'teki Nazi işgali sırasında Yunanistan'da görevlendirilen Alman komutanlarından Hermann Heuer'ın imzasını taşıyan 262 fotoğraflık koleksiyonun bir parçası olduğunu fark etti. 

Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)

200 komünist siyasi mahkumun Naziler tarafından kurşuna dizilmesi, o dönemin en büyük katliamlarından biri olarak kabul ediliyor. Olaya dair fotoğraflar ilk kez gün yüzüne çıkarken açık artırma girişimi tepki çekti.

Teselya Üniversitesi'nde toplumsal tarih dersleri veren Polymeris Voglis, New York Times'a şu yorumu yaptı:

Kendi infazlarına yürüyen bu kişilerin yüzlerini 82 yıl sonra ilk kez görüyoruz. Boyun eğmeyen duruşları beni çok etkiledi.

Voglis bu fotoğrafların ders kitaplarına eklenmesi gerektiğini ifade etti. 

Kesariani'de Nazilerin öldürdüğü komünistler için yapılan bir anıt, fotoğrafların gündem olmasının ardından tahrip edildi. 

Anıtı onaracağını bildiren Kesariani Belediyesi, "Bazılarını ne kadar rahatsız ederse etsin tarihi hafıza silinemez" dedi.

II. Dünya Savaşı biterken Batı destekli yönetimle komünistler arasında patlak veren iç savaş 1949'a kadar sürmüştü. O dönemde yaşanan kutuplaşmaların etkileri, günümüzde de hissediliyor. 

Independent Türkçe, New York Times, France24, AP


Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
TT

Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)

Antoine el-Hac

ABD Başkan Yardımcısı J. D. Vance’ın geçen yılki Münih Güvenlik Konferansı’nda yaptığı konuşma, Avrupa için adeta bir alarm zili oldu. Eleştirel ve suçlayıcı tonuyla dikkat çeken konuşma, Başkan Donald Trump’ın ikinci döneminin, Beyaz Saray’ın NATO ve Avrupa ile ilişkilerinde daha sert bir tutum benimseyeceğinin en açık işareti olarak değerlendirildi.

Bu yıl ise ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Münih’teki konuşmasında başkanına olan bağlılığı ile Avrupa ile derin ilişkiler arasında bir denge kurdu. Ülkesini Avrupa’nın ‘çocuğu’ olarak tanımlayan Rubio, eski kıta liderlerine, “Sevgili müttefiklerimiz ve eski dostlarımızla birlikte yeni bir küresel düzen inşa etmeye kararlıyız” mesajını verdi. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ise bu açıklamalardan ‘çok memnun’ olduğunu belirtti.

Miami’de Kübalı ebeveynlerden doğan Rubio, ortak kültürel bağlara da dikkat çekti; Beethoven ve Mozart’ın yanı sıra The Beatles ve The Rolling Stones gibi grupları örnek gösterdi. Rubio, “Geleceğiniz ve geleceğimiz bizim için çok önemli. Bazen görüş ayrılıkları yaşayabiliriz, ancak bu farklılıklar, Avrupa’ya duyduğumuz derin kaygıdan kaynaklanıyor” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)

Ancak Foreign Policy dergisinde konferansın ardından yapılan değerlendirmede, “Birçok Avrupa lideri özel oturumlarda endişelerini dile getirdi; Trump’ın son dönemde Grönland’ı ele geçirme tehdidini kırmızı çizgiyi aşma olarak gördüler. Rubio’nun Hristiyanlık ve Batı uygarlığına yaptığı vurgular ise bazıları için etnik çağrışımlar içeriyormuş gibi göründü” ifadeleri yer aldı.

Batı dışından konferansa katılanlar, Rubio’nun Avrupa’yı ABD’nin yanında Batı’yı genişletme yoluna davet etmesini, yeni kıtalara yerleşme ve dünya çapında imparatorluklar kurma vurgusuyla birlikte, yeniden sömürgeleştirme mesajı olarak yorumladı.

Rubio, Trump’ın Avrupa’nın göç ve iklim değişikliği konularındaki yaklaşımına yönelik eleştirilerini de yineleyerek, ABD’nin gerekirse kendi yolunu tek başına açmaya hazır olduğunu belirtti. Rubio, ülkesinin NATO ittifakını canlandırmak istediğini vurgulasa da Avrupa’nın buna olan iradesi ve kapasitesine şüpheyle yaklaştı.

Konuşma, Rubio’nun Trump’ın politik önceliklerine uyum ile Avrupa ortaklarını güvence altına alma arasında dikkatle kurması gereken dengeyi ortaya koydu. Cumhuriyetçi yönetimdeki birçok kişiden farklı olarak Rubio, ABD’nin dış politika hedeflerini gerçekleştirebilmesi için Avrupa ile ilişkilerde daha fazla diplomasiye ihtiyaç duyduğunu biliyor.

Rubio’nun görevi ve diplomasiye liderlik etmesi, tonunun göreceli olarak ılımlı olmasının nedeni olarak görülüyor. Rubio, güvenlik ve askeri kurumların varlığını -özellikle NATO’yu- her zaman desteklemişti. Örneğin 2019’da herhangi bir ABD başkanının NATO’dan çekilmesini engellemek için Cumhuriyetçi ve Demokrat partiler arasında yürütülen ortak çabanın parçası olmuştu. O dönemde, “Ulusal güvenliğimiz ve Avrupa’daki müttefiklerimizin güvenliği için ABD’nin NATO içinde etkin bir rol oynamaya devam etmesi hayati önemdedir” demişti.

Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)

Başka bir örnekte, Rubio’nun, ABD’nin taahhüdü konusunda Vladimir Zelenskiy’ye belirli güvence verdiği belirtiliyor. Aynı zamanda, savaşın sona ermesi için Ukrayna’nın zor tavizler kabul etmesi gerektiği uyarısında bulundu. Bu yaklaşım, Vance’in daha önce ABD’nin ‘birkaç mil toprak için’ on milyonlarca dolar harcamasının gerekçelerine şüpheyle bakmasından farklı.

Rubio’nun Münih’teki konuşması, Vance’in bir yıl önceki konuşmasına göre daha az bölücü olsa da Trump döneminde ABD dış politikasında herhangi bir temel değişikliği yansıtmıyor. Yeni denklem şöyle özetlenebilir: ABD, bazı çıkarlarını Avrupa ile paylaşsa da değerlerini paylaşmıyor.

Büyük Atlantik mesafeleri

Konu sadece konuşmalar, anlatılar veya dil üslubu meselesi değil; dünya, ittifakların, çekişmelerin ve hatta düşmanlıkların değiştiği yeni bir gerçekliği yaşamaya başladı.

Özellikle Avrupa’da, yüzyıllar boyunca en yıkıcı savaşları yaşamış kıtada birçok kişi, kendilerini Rusya’nın yayılmacı eğilimleri ile Çin’in saldırgan ekonomik politikaları arasında ve hızla değişen eski yakın müttefik ABD’nin arasında açıkta ve tehlikeye maruz hissediyor.

Eurobarometer tarafından yapılan yakın tarihli bir ankete göre, Avrupalıların yüzde 68’i ülkelerinin  tehdit altında olduğunu düşünüyor.

Bugün Atlantik ötesi ilişkiler incelendiğinde, bu yılki Münih Güvenlik Konferansı’nın manzarası, stratejik bir ‘bilişsel uyumsuzluk’ durumunu yansıtıyor. Psikolojide bilişsel uyumsuzluk, inançlar ile davranışlar arasında uyumsuzluk olduğunda ortaya çıkan zihinsel gerilimi ifade eder.  Antoine el-Hac’ın Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre Münih’te bu çelişki açıkça görüldü: dostluk açıklamaları, derin güvensizlik sinyalleriyle yan yana, stratejik güvence ise politik kararlarla çelişiyordu. Sonuç, biçimde birleşik ama özde sıkıntılı bir Avrupa-Amerika ittifakı oldu; bu durum, uygun önlem alınmazsa açık bir çatışma riski taşıyor.

Bu bağlamda Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, ABD’nin Avrupa’yı sonsuza dek koruyamayacağını kabul etti, ancak bölgesel baskılara -özellikle Grönland konusuna- kesin bir şekilde karşı çıktı. Pistorius, “Barış ve güvenliği sağlamak için uluslararası kuruluşlara başvurulmalı” dedi ve Avrupa Birliği (AB) ile ABD’nin bunu ancak birlikte başarabileceğini vurguladı. Bu tutum, ABD’nin iş birliği ve kolektif disiplin çağrısını temel alan yaklaşımıyla çelişiyor; söz konusu yaklaşım, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana geçerli olan kurallara ters düşen yeni bir oyun kuralı öneriyor.

Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)

Ada ve buz

İstikrarı en çok sarsan anlaşmazlıklardan biri Grönland meselesi oldu. Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, konunun hâlâ açık bir yara olduğunu belirtti. Donald Trump, Danimarka ve Avrupa’nın tepkilerini dikkate almadan, Danimarka egemenliğine bağlı ada ile ilgili cesur pozisyonunu açıkladı.

Bazı gözlemciler ve analistler, Münih’te ve diğer duraklarda gözlemlenen tutumların, mevcut krizin yalnızca siyasi elitler arasındaki iletişim eksikliğinden kaynaklanmadığını, daha geniş bir uyumsuzluk olduğunu gösterdiğini belirtiyor. Avrupa halkının kayda değer bir kısmı, ABD’nin kendilerini askeri saldırılara karşı korumayacağına inanıyor.

Bu nedenle Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Fransa’nın caydırıcı şemsiyesini Avrupa’nın geri kalanını kapsayacak şekilde genişletme tartışmasını yeniden açtı. Ancak bu güç gösterisi sağlam temellere dayanmıyor; yaklaşık 300 Fransız nükleer başlığı, 4 bin 309 nükleer başlığa sahip Rus cephaneliği karşısında caydırıcı olamaz. Avrupa ortaklarıyla bütünleşik bir komuta, kontrol ve iletişim sistemi olmadan hiçbir savunma sistemi anlam ifade etmiyor.

Öte yandan Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer Fransa ile iş birliğine hazır olduğunu ifade etse de Fransa’nın nükleer silahları yerel üretimken, İngiltere’nin nükleer caydırıcılığı, İngiliz yapımı savaş başlıkları taşıyan ve Kraliyet Donanması’nın denizaltılarında konuşlandırılan ABD yapımı Trident 2 D5 füzelerine dayanıyor. Bu nedenle İngiliz caydırıcılığı bağımsız değil ve bu stratejik açıdan kritik bir gerçek.

Avrupa liderleri, ülkelerinin mali, sosyal ve yaşam koşullarıyla ilgili sorunlar yaşadığını bilerek, ekonomik çıkar çatışmaları ve farklı söylemlere rağmen ‘Atlantik boşanmasının’ mümkün olmadığını anlıyor. Zor bir evliliğin maliyeti, acı bir boşanmadan daha azdır. Dolayısıyla zayıf taraf, ilişki sürekli gerilimli olsa da güçlü tarafla kalmak zorunda.

ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)

Bu liderler, Donald Trump ve ekibinin söyleminin değişmeyeceğini ve mesajının AB’yi zayıf ve yönelimlerinde hatalı gösterme amacını sürdüreceğini de biliyor. Ancak AB’nin sosyal piyasa ekonomisi modeli ve açıklık taahhüdü hâlâ somut kazançlar sağlıyor. Tereddüt ve şüphe yerine, AB’nin güçlü yönlerine yatırımını artırması ve deneyimini, özellikle ABD ile Çin arasındaki jeopolitik rekabetin yoğunlaştığı bu dönemde, iş birliği ve entegrasyon modeli olarak öne çıkarması gerekiyor. Avrupa başarılı olursa, bu sürekli dengesi bozulan bir dünya için yararlı olur; başarısız olur ise kıta, yıkıcı çatışmaların sahnesi haline gelebilir.