Sismik izolatör teknolojili hastaneler ve dayanıklılığı artırılan okullar İstanbul'un güvenli limanları olacak

Sismik izolatör teknolojisi, akıllı ve yeşil bina konseptiyle inşa edilen hastaneler ve modern yapı teknikleriyle inşa edilen okul ve çeşitli kamu kurumları, olası depremlerde metropolün güvenli limanları olacak.

AA
AA
TT

Sismik izolatör teknolojili hastaneler ve dayanıklılığı artırılan okullar İstanbul'un güvenli limanları olacak

AA
AA

İstanbul Valiliği İstanbul Proje Koordinasyon Biriminin (İPKB) yönettiği İstanbul Sismik Riskin Azaltılması ve Acil Durum Hazırlık Projesi (İSMEP) kapsamında sismik izolatör teknolojisi, akıllı ve yeşil bina konseptiyle inşa edilen hastaneler ve modern yapı teknikleriyle inşa edilen okul ve çeşitli kamu kurumları, olası depremlerde metropolün güvenli limanları olacak.
İSMEP projesi dahilinde toplamda 2 bin 639 sismik izolatör kullanılarak inşa edilen ve her yıl yüzbinlerce hastayı ağırlayan Prof. Dr. Cemil Taşcıoğlu Şehir Hastanesi, Prof. Dr. Süleyman Yalçın Şehir Hastanesi, Kartal Dr. Lütfü Kırdar Şehir Hastanesi ve Marmara Üniversitesi Prof. Dr. Asaf Ataseven Hastanesi, deprem riskine karşı da son teknolojiyle donatılmış durumda.
İPKB'nin, "afetlere dirençli bir şehir" misyonuyla inşa ettiği yapı yönetmeliklerine uygun ve üstün tekniklerle inşa edilen okul ve kamu kuruluşlarına ait yapılar da deprem riski yüksek İstanbul için önemli örnekleri oluşturuyor.

"1336 okulumuzu yeniden hizmete soktuk"
İPKB Direktörü Kazım Gökhan Elgin, Kahramanmaraş depreminin ardından yeniden gündeme gelen sismik izolatör teknolojisine ilişkin, AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.
İSMEP'i uygulamak için 2006 yılında kurulan İPKB'de 41 kişilik bir ekibin görev yaptığını belirten Elgin, bu birimin öncelikle İstanbul'un okul, hastane başta olmak üzere sosyal hizmet ve idari binalarını güçlendirdiğini, eğer güçlendirme yüzde 40'dan daha maliyetliyse yıkıp yeniden yapım faaliyetini gerçekleştirdiklerini söyledi.
Elgin, özellikle hastane, sağlık ocağı, okul, kamu kuruluşları gibi stratejik binaların deprem gibi afetlere dayanıklı olması için proje yürüttüklerini vurguladı.
Eğitim alanındaki önemli projelere imza attıklarını anlatan Elgin, "932 güçlendirme, 404'ü yeniden yapım olmak üzere 1336 okulumuzu yeniden hizmete soktuk. 1 milyon 700 bin öğrenci ve öğretmen artık güvenli, depreme dayanıklı okullarda eğitimlerine devam ediyor. Kalan riskli okulları da önümüzdeki 2 yıl içinde tamamlayacağız." diye konuştu.

"4 hastanemizde toplam 2 bin 639 tane izolatör kullandık"
Elgin, olası bir deprem riskini göz önünde bulundurarak hastanelerin de özel teknolojilerle inşa edildiğini dile getirdi.
Çok sayıda sismik izolatörün, hastanelerde hizmetin devam edebilmesi için kullanıldığını ifade eden Elgin, "Özellikle pandemi döneminde 3 bin 500 yatak kapasitesine sahip depreme dayanıklı, güvenli, izolatör teknolojisini kullandık. 4 hastanemizde toplam 2 bin 639 izolatör kullandık. Prof. Dr. Cemil Taşçıoğlu Şehir Hastanesi, Prof. Dr. Süleyman Yalçın Şehir Hastanesi, Kartal'da Lütfü Kırdar Şehir Hastanesi, Marmara Üniversitesine bağlı olarak da Prof. Dr. Asaf Ataseven Hastanesini yaptık. Prof. Dr. Asaf Ataseven Hastanesi aslında 30 yıl önce yapılmaya başlanmış bir hastaneydi. Burada kolon ve perdeleri keserek izolatör yerleştirdik. Bu da dünyadaki izolatör teknolojisiyle sonradan güçlendirilen en büyük hastanedir. "dedi.
Elgin, özellikle mega yapı projelerinde kullanımıyla dikkati çeken izolatörler hakkında şu bilgileri aktardı:
"İzolatörler depremde, arabalarda amortisör tekniği gibi depremi temelde absorbe eden, depremin yukarıdaki katlara yüzde 10-15 seviyesinde hissedilmesini sağlayan bir teknoloji. Normal binalar temelden sabitlenip, yukarı katlar daha fazla eğilirken, bizim binalarımızda istediğimiz kadar deplasman, yer değiştirmeyi istediğimiz yönde verebiliyoruz. Böylece operasyonel açıdan sağlam, ekonomik olarak da yıkılmayacak ve hasar görmeyecek binalar olduğu, tesisatı ve ekipmanları da koruyacağı için hizmet sürekliliğini sağlayacağımız binalar oluyor. Bu teknolojiyi hastanelerimize kurduk. Bu hastanelerimiz aynı zamanda çevreci, sürdürülebilir, modern. Kovid döneminde de hastalarımıza şifa oldu. Biz bu konuda uluslararası gelişmeleri takip eden bir birimiz."

"Her binanın izolatörlü olmasına gerek yok"
İzolatörlerin dünyada hem yapı büyüklüğü hem de maliyet hesaplanarak kullanıldığına dikkati çeken Elgin, şöyle devam etti:
"Her binanın izolatörlü olmasına gerek yok, ekonomik de değil. Özellikle operasyonda kalacak hastane, veri merkezleri ve stratejik yerlerde uygulanması gerekiyor. Dünyada da böyle. Tüm binalar izolatörlü değil. Yeter ki yapı yönetmeliklerine uygun binalar üretelim. Normal binayı tasarlarken onun kapasitesini yüzde 50 daha fazla artırıyor, daha sağlam yapıyoruz. Yeni yaptığımız okullarımız da sığınaklarıyla, jeneratörleriyle, su depolarıyla bu şekilde dizayn edildi."
Elgin, bina yapımında temel prensibin yönetmeliklere uymak olduğunun altını çizdi.
Binaların deprem riskine karşı güvenli olması için temel ilkelere de değinen Elgin, "Yönetmeliklerde belirtilen özellikle kolon ebatları, nervürlü demir kullanılması, hazır beton özellikle perde kullanılması çok önemli. Perdeleri iki yönlü yapıyoruz, yatay yükleri aldığı için depreme karşı güvenli oluyorlar. Yapısal olmayan elemanların da deprem öncesinde sabitlenmesi çok önemli, raflar, dolaplar, saksılar, büyük malzemeler sabitlenmeli. İzolatörlü binalarda ise binaya çok az bir yük geldiği için tesisat ve yapısal olmayan elemanlar da zarar görmüyor. Bu işin psikolojik etkisi de var. Hastane çalışanları da çok rahat hizmetlerini vermeye devam ediyorlar. "diye konuştu.

"9 şiddetinde depreme dahi dayanıklı"
Sismik izolatöre sahip Kartal Dr. Lütfü Kırdar Şehir Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Recep Demirhan da bu sistemin deprem anında oluşabilecek hasarı minimize etme, ortadan kaldırma fonksiyonu bulunduğunu, bir nevi "amortisör" görevini üstlendiğini belirtti.
Hastanelerinin de 855 sismik izolatör üzerine kurulu olduğunu anlatan Prof. Dr. Demirhan, neredeyse her kamu binası ile hastanenin artık sismik izolatörlü yapıldığını söyledi.
Hastanelerinin İstanbul'da bu sisteme sahip ilk sağlık kurumlarından biri olduğunu aktaran Demirhan, aynı şekilde Göztepe Prof. Dr. Süleyman Yalçın Şehir Hastanesi, Prof. Dr. Cemil Taşcıoğlu Şehir Hastanesi ile Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi'nde de sismik izolatörler bulunduğunu dile getirdi.
Prof. Dr. Recep Demirhan, izolatörlü binanın hastanelerdeki çalışma sistemine sağladığı fayda üzerine şu değerlendirmeleri yaptı:
"Depremde dahi yaptığınız işe ara vermiyor, ameliyat yapıyorsunuz, poliklinik hizmetine devam ediyorsunuz. Deprem nedeniyle sarsıntı hissetmediğinizden dolayı çalışma temponuza ara vermiyorsunuz. Deprem gibi olağanüstü durumlarda da sağlık sektörü çok önemli. Bu sektörün sürekli çalışıyor olması gerekiyor. Bu nedenle yüzde 5-10 da olsa, maliyete ek yük yüklese de kamunun tüm sağlık kurumları artık izolatörlü yapılıyor. Bilgim şu yönde; bu bina, 9 şiddetinde depreme dahi dayanıklı olacak şekilde sismik izolatöre sahip."



Türkiye'nin İran’daki savaş kaynaklı endişeleri ve hesapları

 Türkiye'nin kuzeydoğusundaki Kapıköy (Razi) Sınır Kapısı’na ulaşan İranlılar, 3 Mart 2026 (AFP)
Türkiye'nin kuzeydoğusundaki Kapıköy (Razi) Sınır Kapısı’na ulaşan İranlılar, 3 Mart 2026 (AFP)
TT

Türkiye'nin İran’daki savaş kaynaklı endişeleri ve hesapları

 Türkiye'nin kuzeydoğusundaki Kapıköy (Razi) Sınır Kapısı’na ulaşan İranlılar, 3 Mart 2026 (AFP)
Türkiye'nin kuzeydoğusundaki Kapıköy (Razi) Sınır Kapısı’na ulaşan İranlılar, 3 Mart 2026 (AFP)

Rustem Mahmud

Türkiye, ABD ve İsrail’in İran'a karşı sürdürdüğü savaşın etkisiyle son derece tedirgin bir siyasi ve güvenlik ortamı yaşıyor. Karar alma merkezine yakın çevreler ve ‘derin devlete’ yakın siyasi güçler, bölgede Türkiye'nin bölgesel düzeydeki rolünü ve konumunu etkileyecek, hatta belki de iç kimliğini sarsacak jeopolitik dönüşümlerin yaşanacağını hissediyor. İran'da Kürt sorununun gündeme gelmesi, mezhepçi kutuplaşmanın artması ve tarihi bir imparatorluğun mirasçısı olan Türkiye ile benzerlikler taşıyan İran devletinin parçalanma olasılığı, Türkiye'de siyasi ve güvenlik açısından ‘endişe’ yaratıyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın iktidar koalisyonundaki ortağı ve ülkedeki derin devlet kurumları üzerindeki hakimiyetleriyle tanınan liderlerden biri olan Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) lideri Devlet Bahçeli, partisinin düzenlediği Ramazan iftarında yaptığı uzun konuşmada İran'da yaşananlarla ilgili Türkiye'nin endişelerini şu sözlerle özetledi:

“Suriye tecrübesi bize ağır bedeller ödeterek öğretmiştir ki, devlet otoritesinin zayıfladığı alanlar kısa sürede farklı silahlı grupların, vekâlet unsurlarının, düzensiz göç hareketlerinin, kaçak ekonomi ağlarının ve dış müdahalelerin sahasına dönüşmektedir. Bugün İran merkezli gelişmeler de aynı dikkatle okunmalıdır.

Bir bölgede devlet boşluğu oluştuğu an oraya akıl, vicdan, izan ve merhamet yerleşmez; önce silah yerleşir, sonra istihbarat yerleşir, ardından vekâlet savaşı yerleşir. Sonrasında o coğrafyanın halkları başkalarının hesaplarının altında ezilir.

Tarihin ileride kayıt altına alacağı günleri yaşarken; bizler, bu sorunun cevabını aramak ve Türkiye’nin hangi istikamette yürümesi gerektiğini açık bir şekilde ortaya koymak durumundayız.”

Irak savaşlarının anıları

Türkiye’deki siyaset, medya ve halk çevreleri, 1980’li yılların başlarından itibaren arka arkaya yaşanan ‘Irak savaşları’ sırasında yaşadıklarına benzer bir genel durumla karşı karşıya. Şu anda yaşanan olağanüstü bölgesel dönüşümlerin Türkiye’deki iç dengeleri etkileyeceği ve ülkeye mülteci dalgalarının başlayacağı yönünde bir algı söz konusu. Savaş daha da uzarsa, Türk siyasi güçleri arasında olup bitenlerle ilgili anlaşmazlıklar ve iç kutuplaşmalar yaşanacak ve bu da Türk hükümetini iç ve bölgesel olarak zor kararlar almaya itecek.

Milli Savunma Bakanlığı, bu savaşta sahada yaşanabilecek her türlü gelişmeye karşı önlem almak ve hazırlıklı olmak amacıyla, İran topraklarından Türkiye'ye milyonlarca mültecinin akınını engellemek için Türkiye ile İran arasında bir ‘tampon bölge’ oluşturmaya çalışıyor.

Türk basını, Milli Savunma Bakanlığı'nın bu savaşta sahadaki olası gelişmelere karşı önlem almak amacıyla, İran topraklarından Türkiye'ye milyonlarca mültecinin akınını engellemek için Türkiye ile İran arasında bir ‘sınır tampon bölgesi’ oluşturmaya çalıştığına dair haberler yayınladı.

İran’da endişe verici üç konu

Savaş devam ederken Türkiye, İran’daki ve Türkiye üzerinde, özellikle de ülkedeki mevcut siyasi dengeler üzerinde somut etkisi olan üç iç meseleye ilişkin endişe duyuyor. Sayıları 7 ila 10 milyon arasında değişen milyonlarca İranlı Kürt, ortak sınır boyunca yaşıyor ve sınırdaki üç ilin nüfusunun çoğunluğunu oluşturuyor. İranlı Kürtlerin mevcut durumu, Türkiye’ye geçtiğimiz yıllarda Suriye'deki Kürtlerin durumunu hatırlatıyor. Suriye'deki Kürtler, on yıl boyunca Türkiye için jeopolitik bir sorun oluşturmuş, Türkiye'yi Suriye'de birden fazla savaşa girmeye zorlamış ve Türkiye'nin iç siyasi çatışmalara ve krizlere tanık olmasına neden olmuştu. İran Kürtleri siyasi açıdan son derece örgütlü ve PKK’ya yakınlığıyla bilinen Kürdistan Özgür Yaşam Partisi (PJAK) aralarında geniş bir nüfuza sahip. Bölgelerindeki saf Kürt coğrafyası ve demografisi, Suriye Kürtlerine uygulanan politikaların uygulamasına izin vermiyor. Buna, kolektif hafıza ve yaşadıkları tarihsel deneyimler de eklenmeli. İranlı Kürtler, 1946'da bir Kürt devletinin kurulduğunu ilan eden tek Kürt grubu olurken, 1980'lerin başında iktidara karşı uzun soluklu silahlı mücadeleye giriştiler. Savaşın sonuçları nedeniyle siyasi ve coğrafi alan kazanmaları, öncelikle bölgedeki tüm ülkelerde Kürt sorununun gelişimine yansıyacak, ancak aynı zamanda Türkiye’deki Kürtleri de siyasi taleplerinin sıklığını ve niteliğini artırmaya itecek.

Türkiye, İran’da devletin ve kamu düzeninin uzun süreli çöküşünden ve ülkenin zamanla bir dizi iç çatışmanın yanı sıra bölgesel ve uluslararası güç merkezlerinin sahnesine dönüşmesinden endişe duyuyor.

İkinci konu, Türkiye sınırına yakın Batı ve Doğu Azerbaycan eyaletlerinde yaşayan ve hatta başkent Tahran'da da nüfusa sahip olan yaklaşık 15 milyon Azeri ile ilgili. 1990'ların başlarından itibaren, Türkiye ve Azerbaycan Cumhuriyeti'nin ekonomik ve siyasi olarak öne çıkması ve onlar tarafından yakından takip edilen Türk basını bu nüfus üzerinde etkili. İran nüfusunun yaklaşık dörtte birini oluşturan İranlı Azeriler, bağımsızlık, konfederasyon ve federalizm gibi siyasi önerilerde bulunuyor ve bunların tümü Türkiye için birer zorluk teşkil ediyor.

Görsel kaldırıldı.
Irak'ın Erbil kenti dışındaki bir kampta eğitim gören Kürdistan Özgürlük Partisi’ne (PAK) üyesi İranlı Kürtler, 12 Şubat 2026 (Reuters)

Türkiye’nin İranlı Azerilerin taleplerine ilişkin tüm seçenekleri son derece zorlu. Çünkü bu talepleri kabul etmek, fiilen ya İran’ın parçalanması ya da federal bir siyasi düzeni kabul etmek anlamına geliyor. Dolayısıyla İranlı Kürtler için federal bir yapıyı kabul etmek ve Türkiye’ye komşu birçok bölgede Kürtler için federal modelin tekrarlanması demek oluyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Azerilerin beklentilerini engellemek, içerdeki Türk milliyetçiliği eğilimleriyle, özellikle de muhalefet partileriyle çatışmak anlamına gelecektir.

Kürtlerin ve Azerilerin beklentileri, talepler açısından birbiriyle örtüşse de gerçekte nesnel olarak çatışıyor. Batı Azerbaycan eyaletinde İranlı Kürtler ile Azeriler arasındaki siyasi, ekonomik ve sembolik çatışma yıllardır en şiddetli halini almış durumda. Bu da şimdiye kadar bu çatışmayı tek başına kontrol altında tutan ülkenin siyasi rejimi çökerse, geniş çaplı bir çatışmaya yol açabilir. Bu durum, Irak'ın Kerkük ilindeki Kürtler ile Türkmenler arasında yaşananlara ve bunun Türkiye'nin tutumuna etkisine benziyor.

Türkiye, İran’da devletin ve kamu düzeninin uzun süreli çöküşünden ve ülkenin zamanla bir dizi iç çatışmanın yanı sıra bölgesel ve uluslararası nüfuz merkezlerinin vekalet savaşları alanına dönüşmesinden endişe duyuyor. İran rejimi, geçtiğimiz yıllar boyunca devletin kurumlarını ve işleyiş mekanizmalarını parçaladı ve altyapıların hizmet, sağlık ve eğitim sektörlerinde köklü çöküş yaşadığı bir dönemde, devletin değil iktidarın etrafında yoğunlaşan sağlam bir yönetim çekirdeği oluşturdu. Büyük şehirler ise içme suyu sağlayamama da dahil olmak üzere giderek kötüleşen hizmet koşullarıyla boğuşuyor.

Türkiye, İran’ın içindeki patlamanın yeniden yapılanma sürecinin yıllar alacağını ve özellikle de istikrarı Türkiye’nin ulusal güvenliğinin bir parçası olan tarihi bir imparatorluğun yokluğu nedeniyle bunun kendisi üzerinde de yansımaları olacağını biliyor.

* Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Türkiye PKK'nın sınıflandırılması ve entegrasyon sürecini tartışmaya hazırlanıyor

Irak'ın kuzeyindeki Kandil Dağları'nda bulunan PKK’lılar (Reuters)
Irak'ın kuzeyindeki Kandil Dağları'nda bulunan PKK’lılar (Reuters)
TT

Türkiye PKK'nın sınıflandırılması ve entegrasyon sürecini tartışmaya hazırlanıyor

Irak'ın kuzeyindeki Kandil Dağları'nda bulunan PKK’lılar (Reuters)
Irak'ın kuzeyindeki Kandil Dağları'nda bulunan PKK’lılar (Reuters)

Türkiye, Barış Süreci kapsamında PKK üyelerinin silahsızlandırılması ve entegrasyonu ile ilgili hazırlanacak yasal düzenlemeler üzerine tartışmalar yoğunlaşıyor. Kaynaklara göre, PKK üyelerinin dört kategoriye ayrılması ve bu çerçevede entegrasyon sağlanması planlanıyor.

Parlamento, kısa süre içinde, PKK’nın silahsızlandırılmasına yönelik yasal çerçeveyi öneren Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komitesi raporunu Adalet Komisyonu’nda görüşmeye başlayacak. Komite onayladığı yasal düzenlemeleri daha sonra genel kurulda tartışacak.

Dört kategorili sınıflandırma

Hükümete yakın “Türkiye” gazetesinin aktardığına göre, PKK üyeleri dört kategoriye ayrılacak: “Suç işleyenler, işlemeyenler, arananlar ve tutuklular.” Kaynaklar, hâlihazırda yaklaşık 4 bin PKK üyesinin cezaevinde bulunduğunu, bunların 500’ünün ağır hapis cezaları çektiğini, aralarında örgüt liderı Abdullah Öcalan’ın da yer aldığını belirtti. Öcalan, müebbet hapis cezası ile yaklaşık 27 yıldır cezasını çekiyor ve “Barış Süreci”ni yönetmesi gerekçesiyle serbest bırakılması talepleri artıyor.

ythyt
PKK üyelerinden bir grup, Öcalan'ın çağrısı üzerine 26 Ekim'de Türkiye'den çekildi (Reuters)

Yasal düzenlemelerin kabulü, devletin ilgili kurumlarının (istihbarat, İçişleri ve Milli Savunma Bakanlıkları) PKK’nın silahsızlandırma sürecini tamamen tamamladığını onaylamasına bağlı olacak. Buna göre Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, istihbarat raporunun sürecin tamamlandığını doğrulaması durumunda Nisan ayında bir “Çerçeve Kanun” çıkarabilecek. Ancak, İran’daki savaşın süreci bir süre yavaşlatabileceği de belirtiliyor.

Öcalan’dan yeni parti hamlesi

Öcalan’ın, eski HDP eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’a bir mesaj gönderdiği, Demirtaş’tan siyasete dönmeye hazırlanmasını istediği iddia ediliyor. Mesajda, yeni kurulacak partinin tek liderli olacağı ve Demirtaş’ın bu görev için uygun görüldüğü belirtiliyor.

Öcalan, geleneksel Kürt partilerinin yerine geçecek yeni bir parti kurmayı, “Barış Süreci” ve demokratik entegrasyonu desteklemeyi, sadece Kürtleri değil Türkleri de kapsayacak bir parti kurmayı planlıyor.

fgt
Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komitesi, "barış süreci" için gerekli hukuki şartlara ilişkin raporunu 18 Şubat'ta Meclis'e sundu (Türkiye Parlamentosu - X)

Demirtaş, 2017’de HDP eşbaşkanı Figen Yüksekdağ ve diğer Kürt siyasetçilerle birlikte “terör örgütüne destek” suçlamasıyla tutuklanmış, partisinin kapatılması talebi yıllardır Anayasa Mahkemesi’nde bekletiliyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Demirtaş’ın derhal serbest bırakılması yönünde kararlar almıştı. Demirtaş, 2014 ve 2018 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Erdoğan’a rakip olmuş, 2015’te ise partisinin barajı aşarak Meclis’e girmesini sağlamıştı.

Demirtaş yeniden gündemde

Hükümet ortağı ve “Cumhur İttifakı” üyesi MHP lideri Devlet Bahçeli, AİHM kararlarının uygulanarak Demirtaş’ın serbest bırakılması çağrısını sıkça yineledi. 22 Ekim 2024’te başlatılan “Terörden Arındırılmış Türkiye” girişimi kapsamında Öcalan, 27 Şubat 2025’te PKK’ya silah bırakma çağrısı yapan “Barış ve Demokratik Toplum için Çağrı” metnini yayımlamıştı.

rgtr
İstanbul'daki Kürtler, gösterilerinden birinde Demirtaş'ın serbest bırakılmasını talep etmek için Demirtaş'ın fotoğrafını kaldırdılar (Demokrasi ve Eşitlik Partisi - X)

HDP eşbaşkanı Tunçer Bakırhan, Diyarbakır’daki Newroz kutlamalarında yaptığı konuşmada Öcalan’ın serbest bırakılmasını, tutuklu Demirtaş ve Yüksekdağ ile diğer Kürt siyasetçilerin serbest bırakılmasını ve Kürt sorununa yasal çözüm bulunmasını talep etti. Bakırhan, hükümeti “Barış Yasası” çıkarmaya, muhalefeti süreci desteklemeye ve kamuoyunu “uzlaşma ve hoşgörü” sürecini benimsemeye çağırdı.

vffv
Halkların Demokrasi ve Eşitlik Partisi Eş Başkanı Tuncer Pakiran, Türkiye'nin güneydoğusundaki Diyarbakır'da düzenlenen Nevruz kutlamaları sırasında konuşurken, arkasında Öcalan'ın bir fotoğrafı görülüyor (partinin X'teki hesabı).

 


Katar: Teknik arıza nedeniyle meydana gelen helikopter kazasında 7 kişi hayatını kaybetti

Katar’ın başkenti Doha (AFP)
Katar’ın başkenti Doha (AFP)
TT

Katar: Teknik arıza nedeniyle meydana gelen helikopter kazasında 7 kişi hayatını kaybetti

Katar’ın başkenti Doha (AFP)
Katar’ın başkenti Doha (AFP)

Katar Savunma Bakanlığı bu sabah erken saatlerde, Katar Silahlı Kuvvetleri’ne ait bir helikopterin rutin görev sırasında teknik arıza nedeniyle ülkenin kara suları içinde düştüğünü açıkladı.

Bakanlık, kazada 6 kişinin yaşamını yitirdiğini duyurdu. Yapılan açıklamada, “Bu sabah Katar kara sularında düşen personel taşıma helikopterinin mürettebatı ve yolcuları için devam eden arama ve kurtarma çalışmaları kapsamında, Katar Silahlı Kuvvetleri mensupları Kaptan Pilot Mubarek Salim Davay el-Mery, Çavuş Fahd Hadi Ganem el-Hıyarin, Onbaşı Muhammed Mahir Muhammed, Katar-Türk Birleşik Müşterek Kuvvet Komutanlığı’ndan Binbaşı Sinan Taştekin ile ASELSAN teknisyenleri Süleyman Cemre Kahraman ve İsmail Enes Can’ın şehit olduğu teyit edilmiştir. Katar Silahlı Kuvvetleri mensubu Kaptan Pilot Said Nasır Sumeyh’i arama çalışmaları devam etmektedir” denildi.

Daha sonra Katar İçişleri Bakanlığı, kazada kayıp olan yedinci kişinin de hayatını kaybettiğini bildirdi.

Türkiye Cumhuriyeti Millî Savunma Bakanlığı ise kazada bir Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) personeli ile iki ASELSAN personelinin yaşamını yitirdiğini doğruladı.

Yetkililer, kazanın Ortadoğu’da süren savaşla herhangi bir bağlantısı olmadığını belirtiyor.

Katar, savaşın başlamasının ardından özellikle enerji altyapısını hedef alan saldırılara maruz kaldı.

28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in İran’a yönelik ortak saldırısının ardından, bu hafta İran tarafından Ras Laffan LNG tesisine yönelik bir saldırı gerçekleşti.

Bir benzer olay, Birleşik Arap Emirlikleri’nde (BAE) 9 Mart’ta meydana geldi; Bakanlık açıklamasına göre, teknik arıza sonucu bir helikopter düştü ve iki asker hayatını kaybetti.