İsrailli diplomat, Afrika Birliği salonundan güvenlik görevlilerince çıkarıldı

Afrika Birliği Zirvesi’ne katılan liderler (AP)
Afrika Birliği Zirvesi’ne katılan liderler (AP)
TT

İsrailli diplomat, Afrika Birliği salonundan güvenlik görevlilerince çıkarıldı

Afrika Birliği Zirvesi’ne katılan liderler (AP)
Afrika Birliği Zirvesi’ne katılan liderler (AP)

Filistin Başbakanı Muhammed Iştiyye, Afrika Birliği (AfB) Liderler Zirvesi’nin 36. olağan oturumunda bir konuşma yaparken, İsrail Dışişleri Bakanlığı Afrika Direktör Yardımcısı Sharon Bar-li Addis Ababa’daki Afrika Birliği konferans salonundan çıkarıldı.
Bu adım İsrail tarafından kınandı.
Gözlemciler ise bunu, ‘Afrika’nın İsrail’in kıtaya dayatmak istediği bir oldu bittiyi reddetmesi’ olarak yorumladı.
Iştiyye konuşmasında, Arap-Afrika diyaloğunun geliştirilmesinin önemine vurgu yaparak, Filistin’i AfB zirvesine davet etmenin, ‘Filistin’in devredilemez haklarıyla dayanışma mesajı’ olduğunu belirtti.
AfB kürsüsünden Filistin adına konuşma fırsatı verdikleri için Afrikalı liderlere teşekkür eden Iştiyye, “Sömürgeciliği yenen ve halkı için parlak bir geleceği aydınlatan özgür bir Afrika, bugün askeri ve gümrük engellerinden uzakta serbest dolaşım ve ticaret için birliğini herkese gösteriyor” diye konuştu.
Afrika ülkelerinin Filistin’e olan tutumunu takdir eden Iştiyye şu ifadelerle devam etti;
“Filistin her zaman Afrika ve Afrika kurtuluş hareketleriyle aynı cephede olmuştur ve bugün buradaki katılımı, Afrika’nın şiddet, yoksulluk ve işsizlikten arınmış refahı için birlikte çalışmaya devam edildiğini teyit etmektedir.”
Ülkesinin İsrail’in Filistin topraklarını sömürgeleştirmesi ve yerleşim birimleri kurmasıyla, dünyadaki son sömürgeleştirmeyle karşı karşıya olduğunu dile getiren Iştiyye şöyle konuştu;
“Bu sömürgecilik, yakın zamanda yeni İsrail hükümeti tarafından daha fazla toprağa el konulması ve mevcut hükümet tarafından onaylanan ırkçılık ve radikalizme dayalı daha fazla İsrail yerleşim biriminin inşa edilmesi yoluyla toprak sahiplerini mülteciye dönüştürmesiyle taçlandırıldı.”
Bu arada, zirvenin açılış oturumuna katılmaya çalışan bir İsrail heyetinin salonda çıkarıldığını gösteren bir video yayınlandı.
Sosyal medya platformlarında geniş yankı uyandıran videoda, bazı güvenlik görevlilerinin İsrail Dışişleri Bakanlığı Afrika Direktör Yardımcısı Sharon Bar-li’ye zirve salonundan çıkarken eşlik ettiği görülüyor.
Bar-li’nin üye ülke ve gözlemci ülkelerin temsilcilerinin olduğu yere izinsiz şekilde girdiği öne sürüldü.
İsrail, Afrika Birliği Örgütü’nün (OAU) 2002’de yeniden yapılandırılarak AfB’ye dönüştükten sonra gözlemci üyeliğini kaybetmişti.
Sosyal medyada paylaşılan görüntülerde, İsrailli diplomatın şaşkınlık yaşadığı ve görevlilerle tartıştığı görüldü.
İsrail, İran’ı ‘bu adımı Cezayir ve Güney Afrika’nın yardımıyla planlamakla’ suçlayarak, elçisinin AfB zirvesinden çıkarılmasını kınadı.
İsrail Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Lior Hayat, ülkesinin akredite olmuş bir gözlemci ülke olduğunu belirtti.
2021’de AfB Komisyonu Başkanı olan Musa Faki, tek taraflı olarak ve AfB’ye üye devletlere danışmadan İsrail’i gözlemci olarak akredite etmeyi kabul etti.
Bu, örgüt içinde bir sürtüşmeye yol açtı ve geçen yıl, AfB zirvesi İsrail’in üyelik kararını askıya alma kararı aldı.
İsrail’e gözlemci statüsü verme kararının uygulanıp uygulanmayacağına karar vermek için Cezayir ve Güney Afrika’nın başkanlık edeceği yedi kişilik bir komite kurulmasına da karar verildi.
Güney Afrika ve Cezayir’den yetkililer, İsrail’e AfB’de gözlemci statüsü verilmesinin birliğin Filistinlileri destekleme pozisyonlarıyla çeliştiğini söyledi.
Şarku’l Avsat’a açıklama yapan, Mısır’ın eski dışişleri bakan yardımcısı ve Mısır Afrika İşleri Konseyi Başkan Yardımcısı Büyükelçi Salah Halima, İsrail’e AfB’nin gözlemci üyesi statüsü verilme kararının baştan beri bir hata olduğunu söyledi.
İsrail elçisini salondan çıkarma kararı ve sendikanın oturumlarına katılmasını engellemenin diplomatik kuralları ihlal etmediğini vurgulayan Halima, “İsrail’in AfB’ye üyeliği örgüt ve kıtanın tarihiyle çelişiyor. Afrika sömürgeciliğe ve topraklarının yabancı ülkeler tarafından işgaline direnmek için zorlu bir mücadele yürütmüştür” dedi.
AfB’ye üye devletlerinin üçte ikisinden fazlası İsrail’i tanıyor ve onunla diplomatik ilişkiler sürdürüyor.
Öte yandan, Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt, zirvenin açılış oturumunda yaptığı konuşmada, ‘sağlam’ olarak nitelendirdiği Arap-Afrika ortaklığına övgüde bulundu.
Ebu Gayt, 5. Arap-Afrika Zirvesi’ni bu yıl Suudi Arabistan’da düzenleme isteğini dile getirerek, “İki taraf arasındaki stratejik ortaklıkta, aralarındaki tarihsel bağları ve ortak çıkarları yansıtacak şekilde büyük bir sıçrama gerçekleşecek” dedi.



UNIFIL, Lübnan'ın güneyinde meydana gelen füze patlaması sonucu bir askerinin hayatını kaybettiğini duyurdu

UNIFIL araçları, Lübnan'ın güneyindeki Nakura bölgesinde bir Lübnan ordusu mevzisinin önünden geçiyor (AFP)
UNIFIL araçları, Lübnan'ın güneyindeki Nakura bölgesinde bir Lübnan ordusu mevzisinin önünden geçiyor (AFP)
TT

UNIFIL, Lübnan'ın güneyinde meydana gelen füze patlaması sonucu bir askerinin hayatını kaybettiğini duyurdu

UNIFIL araçları, Lübnan'ın güneyindeki Nakura bölgesinde bir Lübnan ordusu mevzisinin önünden geçiyor (AFP)
UNIFIL araçları, Lübnan'ın güneyindeki Nakura bölgesinde bir Lübnan ordusu mevzisinin önünden geçiyor (AFP)

Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Gücü (UNIFIL), yaptığı açıklamada, güney Lübnan'daki mevzilerinde füze patlaması sonucu bir askerinin öldüğünü ve füzenin kaynağının henüz bilinmediğini belirtti.

Güç, dün yaptığı açıklamada, «Dün gece, İsrail ile sınırda bulunan ve yaklaşık bir aydır Lübnan’da Hizbullah ile kanlı bir savaş yürüten Adşit el-Kusayr bölgesi yakınlarındaki UNIFIL üssünde bir mühimmatın patlaması sonucu bir barış gücü askeri trajik şekilde hayatını kaybetti, bir diğer asker ise ağır yaralandı» ifadelerini kullandı.

UNIFIL, “Şu ana kadar merminin kaynağını bilmiyoruz. Olayın ayrıntılarını belirlemek için soruşturma başlattık” açıklamasında bulundu.


Bağdat neden silahlı grupların eylemlerine karşı koyamıyor?

Kerkük Uluslararası Havalimanı’nda Haşdi Şabi güçlerine ait bir merkeze düzenlenen hava saldırısının ardından dumanlar yükseldi (Reuters)
Kerkük Uluslararası Havalimanı’nda Haşdi Şabi güçlerine ait bir merkeze düzenlenen hava saldırısının ardından dumanlar yükseldi (Reuters)
TT

Bağdat neden silahlı grupların eylemlerine karşı koyamıyor?

Kerkük Uluslararası Havalimanı’nda Haşdi Şabi güçlerine ait bir merkeze düzenlenen hava saldırısının ardından dumanlar yükseldi (Reuters)
Kerkük Uluslararası Havalimanı’nda Haşdi Şabi güçlerine ait bir merkeze düzenlenen hava saldırısının ardından dumanlar yükseldi (Reuters)

Birçok Iraklı, ABD ve İsrail ile İran arasındaki bölgesel savaşın ülkeye yansımalarını büyük bir ilgi ve kaygıyla takip ediyor. Gözlemcilere göre bu tedirginlik, İran’a bağlı silahlı grupların, Irak içinde sivil, askeri, diplomatik ve ekonomik hedeflere yönelik füze ve insansız hava aracı (İHA) saldırılarına geniş çapta katılmamış olsaydı, bu boyutta yaşanmayacaktı. Ancak hükümet, yaklaşık 500 saldırıyı aşan bu eylemlere karşı ciddi bir adım atmadı; sadece kınama ve protesto mesajları yayınlamakla yetindi ve saldırıları gerçekleştiren gruplardan tek bir kişi bile tutuklanamadı.

Gün geçtikçe ülke, hükümetin veya siyasi güçlerin herhangi bir karar veya önlem almadan bölgesel çatışmaya dahil oluyor. Bu durum, silahlı grupların güç ve karar tekeline bağlı olarak gerçekleşiyor. Halk ve bazı siyasi isimler arasında, hükümetin rolü ve işlevi ile bu grupların etkisi arasındaki sınırlar konusunda ciddi soru işaretleri oluşuyor.

Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin (Kürt), Cumartesi günü yaptığı açıklamada, ülkenin yönetiminde uygulanan “Şii politikası” karşısındaki şaşkınlığını dile getirdi. Bakan Hüseyin “Şii siyasetçiler bu politika ile bizi mahvetti. Bir yandan Amerika’yı eleştiriyorlar, öte yandan ABD Başkanı Donald Trump’ın bir tweetine yanıt veriyorlar” dedi. Buradaki tweet, “Koordinasyon Çerçevesi”nin Nuri el-Maliki’yi başbakan adayı göstermesini reddeden ifadeye işaret ediyordu.

Hüseyin ayrıca, “Hiç kimse Haşdi Şabi ile silahlı gruplar arasındaki farkı tam olarak bilmiyor. Bazıları Haşdi araçlarını ve kimliklerini kullanıyor. Haşdi, resmi bir güvenlik kuruluşuyken, yasa dışı silahlı gruplar farklıdır ve bu durum ülke dışında yanlış bir algı yaratıyor. Amerikalılar da biliyor ki bazı grupların üyeleri Haşdi bünyesinde bulunuyor” ifadelerini kullandı.

İran ile ideolojik bağ

Şarku’l Avsat’a konuşan Akademisyen ve Siyasi Düşünce Merkezi Başkanı İhsan el-Şemri, hükümetin silahlı gruplara karşı koyamamasının birden fazla iç içe faktöre bağlı olduğunu vurguladı. Bu faktörlerden biri, grupların İran ile ideolojik ve askeri bağlarının güçlenmesi. Şemri, “Bu bağ, gruplara özellikle siyasi alanda büyük güç sağladı. Onlara yapılacak herhangi bir saldırı, fiilen İran’a yönelik bir saldırı olarak algılanıyor ve İran’ın etkisini zayıflatma girişimi sayılıyor” dedi.

Şemri, 2018 sonrası silahlı grupların Irak devletinde daha da güçlendiğini, siyasi kanatlarının devlet kurumlarına girdiğini ve kazandıkları siyasi dokunulmazlık sayesinde hesap vermekten muaf olduklarını belirtti. Şemri “Bugün biliniyor ki bu grupların parlamentoda yaklaşık 100 milletvekili bulunuyor” dedi.

Ayrıca Şemri, silahlı grupların devletin birçok kilit noktasında sağlam bir yer edinmiş olmasının yanı sıra, mevcut hükümetin partiler arası paylaşım yoluyla oluşturulduğunu ve bu süreçte silahlı grupların rolünün belirleyici olduğunu söyledi. Bu durum, hükümetin bu gruplara karşı siyasi veya güvenlik anlamında hareket etmesini zorlaştırıyor.

Siyasi iradenin eksikliği

Şemri, hükümetin silahlı gruplara karşı koyamamasının diğer bir nedeni olarak, özellikle Şii siyasi aktörler arasındaki siyasi iradenin eksikliğini gösteriyor. Ona göre Şii aktörler hâlâ “Bu grupların faaliyetlerini zayıflatmak doğru değil, çünkü koordinasyon çerçevesi içinde ciddi güçleri var” anlayışıyla hareket ediyor. Bu nedenle, çerçevenin ılımlı kanadının bu gruplara karşı herhangi bir adımı desteklemesi zorlaşıyor.

Şemri ayrıca, önceki hükümetlerin de silahlı grupların etkisini kırmada başarısız olduğunu, programlarında silahın sadece devlete ait olmasını güvence altına alma niyetlerine rağmen, grupların gücü karşısında hareket edemediklerini ifade etti. Hükümetin bu gruplara karşı harekete geçmesi durumunda, çatışma veya iç savaş riski bulunduğu da belirtiliyor.

“Koordinasyon Çerçevesi” silahlı grupları meşrulaştırdı

Analist ve eski diplomat Dr. Gazî Faysal, hükümetin gruplara karşı koyamamasının nedenlerini açıklarken, “Koordinasyon Çerçevesi’ndeki bazı liderler ve partiler, silahlı grupları kurdu ve varlıklarını meşrulaştırdı; ya Haşdi Şabi’ye entegre ederek yasal statü kazandırdılar, ya da sürekli savunarak hesap vermelerini engellediler” dedi.

Faysal, “Irak’ta İran’ın etkisi altında, toplam 34’ten fazla silahlı grup bulunuyor. Bunların 6’sı ABD yaptırımları altındadır ve tamamı İran’ın velayetini tanıyor. Bu, onlara ülkede koruma ve hesap vermekten kaçma fırsatı sağlıyor” ifadelerini kullandı.

Faysal, silahlı grupların koordinasyon çerçevesiyle bağlantılı olduğunu, hükümetin talimatlarına ve Necef’teki dini otorite görüşlerine bağlı olmadıklarını belirtti. Bu gruplar yalnızca İran’ın velayeti ve İran Devrim Muhafızları’nın direktiflerine uyuyor.

Bu sebepler ve diğerleri nedeniyle, hükümetin silahlı gruplara karşı koyma kapasitesinin olmadığına dikkat çeken Faysal, hükümetin birçok unsur ve liderini tanımasına rağmen bu grupların gerçekleştirdiği saldırılara müdahale etmediğini, örneğin Irak İstihbarat Dairesi’ni, Başbakan Mustafa el-Kazımi’nin evini ve Kürt liderlerin Erbil ve Duhok’taki evlerini hedef alan saldırılara karşı harekete geçmediğini ifade etti.


Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar: Gazze’de İzzeddin el-Kassam’a bağlı bir saha komutanı kaçırıldı

Kasım ayında Gazze Şehri’nde İzzeddin el-Kassam Tugayları’ndan savaşçılar (EPA)
Kasım ayında Gazze Şehri’nde İzzeddin el-Kassam Tugayları’ndan savaşçılar (EPA)
TT

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar: Gazze’de İzzeddin el-Kassam’a bağlı bir saha komutanı kaçırıldı

Kasım ayında Gazze Şehri’nde İzzeddin el-Kassam Tugayları’ndan savaşçılar (EPA)
Kasım ayında Gazze Şehri’nde İzzeddin el-Kassam Tugayları’ndan savaşçılar (EPA)

Gazze’nin güneybatısındaki Tel el-Hava’da bugün (Pazar) kimlikleri tespit edilemeyen silahlı kişiler, Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’nda görevli bir saha komutanını kaçırdı. Bu olay, son haftalardaki artan silahlı gerilimlerin yeni bir göstergesi olarak değerlendiriliyor.

Hamas yakın kaynaklar Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, kaçırılan kişinin Kassam Tugayları’nda bir birliği komuta ettiğini belirtti. Pazar akşamı Tugay’a bağlı büyük bir güvenlik gücü Gazze sokaklarına konuşlandırıldı ve kaçıran kişilerin içinde olduğu şüpheli iki araç peşine düştü.

Gazze’nin farklı bölgelerinde yoğun silah sesleri duyuldu; kaynaklar bunun, kaçıran unsurların peşine düşülmesinden kaynaklandığını belirtti.

Hamas kaynaklarından alınan bilgilere göre kaçırma operasyonunun arkasında özel bir İsrail gücü veya İsrail ile iş birliği yapan silahlı bir çete unsurları olma ihtimali yüksek.

Bu olay, Pazar günü Hamas hükümetine bağlı bir güvenlik görevlisine yönelik suikast girişimiyle eş zamanlı gerçekleşti. Hedef, aynı zamanda Kassam Tugayları’nda aktif bir liderdi; saldırı sonucunda hafif şekilde yaralanırken, saldırganlardan biri yakalandı.

Son haftalarda Gazze Şeridi’nde İsrail destekli bazı silahlı çetelerin sık sık sızma girişimleri gözlemlendi. Bu durum zaman zaman Kassam Tugayları ile çeteler arasında çatışmalara yol açtı. Ayrıca, iki hafta önce Han Yunus’ta yaşandığı gibi bazı Kassam unsurlarına saldıran insansız hava araçları (dronlar) da kullanıldı; bu saldırılarda bazı Kassam üyeleri hayatını kaybetti.

dffdv
Gazze’nin merkezinde Filistinliler, İsrail’in polis aracını hedef alan saldırının meydana geldiği yeri inceliyor (Reuters)

Yaklaşık iki hafta önce, Hamas kaynakları İsrail kontrolündeki bölgelerde faaliyet gösteren silahlı çetelerle iş birliği yaptığı iddia edilen bir kişinin sorgulanmasının, bu gruplara verilen askeri ve eğitim desteğinin arttığını ortaya koyduğunu aktardı.

Kaynaklar, sorgulama sonucunda, İsrail’in bu çeteleri patlayıcı ve silah taşıyan dronları kullanacak şekilde eğittiğini ve bu dronlardan ateş açılabileceğini doğruladığını belirtti.

Ekim ayında İsrail ve Hamas arasında sağlanan ateşkesin ardından, Gazze’de bir “Sarı Hat” olarak bilinen hayali bir sınır çizgisi oluştu. Bu hat, Hamas’ın kontrolündeki alanları (batı) ve İsrail ordusu ile ona bağlı silahlı Filistin çetelerinin bulunduğu alanları (doğu) ayırıyor.

Hamas kaynakları, sorgulama sonucunda, dron kullanım eğitimlerinin yalnızca saldırı için olmadığını, Han Yunus ve özellikle Gazze’nin kuzeyinde faaliyet gösteren bu silahlı çetelerin, dronları bazı silahları taşımak ve Hamas kontrolündeki uzak bölgelere bırakmak için kullanabildiğini belirtti. Bu silahlar, çetelerin görevlendirdiği uyuyan hücreler aracılığıyla hareket ettirildi.