Suriye’deki deprem Arap ve Avrupa ülkeleri ile normalleşme kartlarını yeniden kardı

Türkiye’nin sınır kapılarının açık kalmaya devam etmesi ve ABD’nin uyguladığı yaptırımların dondurulması için görüşmeler yapılırken Esed’in yakında Umman’a gitmesi planlanıyor

Esad, 15 şubatta Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen es-Safadi'yi kabul etti (AP)
Esad, 15 şubatta Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen es-Safadi'yi kabul etti (AP)
TT

Suriye’deki deprem Arap ve Avrupa ülkeleri ile normalleşme kartlarını yeniden kardı

Esad, 15 şubatta Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen es-Safadi'yi kabul etti (AP)
Esad, 15 şubatta Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen es-Safadi'yi kabul etti (AP)

Bundan yaklaşık iki hafta önce Türkiye ve Suriye’yi vuran, on binlerce insanın hayatını kaybetmesine neden olan ve her iki ülkede de çok sayıda evin ve altyapının yıkılmasına yol açan deprem, Arap ve Batı ülkelerinin başkentlerinde felakete nasıl yanıt verileceği ve ‘Suriye’ ile ‘rejim’ arasında ayrım yapılıp yapılamayacağı konusunda soru işaretlerini ve temel sorunları gündeme getirirken Şam ile Arap ve Batı başkentleri arasında ‘normalleşme kartlarını’ yeniden kardı.
Çoğu ülkeden gelen ilk tepki, bu insani felaket karşısında Suriye ve Türkiye halklarının yanında olmak oldu. Herhangi bir ülkenin başkentinin, Ankara'nın yanında duyup Şam’a karşı farklı bir tutum sergilemesi son derece güçtü, çünkü felaket siyasi değil, insaniydi. Bu bir iç savaş değil, depremdi. Ancak sorun, Türk hükümetinin uluslararası siyasi tanınırlığına karşın Suriye hükümetinin aynı ölçüde tanınırlığa sahip olmamasıydı. Şam hükümetinin halen uluslararası kurumlarda ülkeyi temsil ettiği ve dış politika söyleminde artık ‘rejim’ yerine ‘hükümet’ kelimesinin kullanıldığı doğru olsa da halen Arap Birliği’nin (AL) dışında ve büyük Arap ve Batı ülkelerinin başkentleri ile ilişkileri kopuk durumda.
Suriyeli kişilere ve kurumlara karşı ekonomik yaptırımlar, hesap verebilirlikler, raporlar ve suçlamalarla ilgili uzun bir liste ve Şam'ın 2011'de protestoların başlamasını takip eden yıllarda krizle nasıl başa çıktığına dair büyük Arap ve bölge ülkelerinin başkent Şam’daki büyükelçiliklerinin kısa bir listesi söz konusu. Felaket Halep, Hama ve Lazkiye gibi Şam’ın kontrolündeki bölgeleri etkilese de depremden en çok etkilenen Suriye'nin kuzeyindeki Halep ve İdlib kırsalı Suriye hükümetinin kontrolünde değil.
Acı çeken ve unutulan Suriye
Suriye bundan bir yıl önce Ukrayna’da savaşın başlamasıyla unutuldu, terk edildi, yok oldu ve bölgesel ve uluslararası öncelikler listesinden çıktı. Ancak deprem felaketi, buna bir son verdi. Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi gibi liderlerden son on yıl içinde hiç almadığı telefonlar aldı. Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen es-Safadi, yıllar sonra ilk kez Şam’ı ziyaret etti.
Önce diplomatik bir bölünme yaşandı. Batı ülkeleri, Birleşmiş Milletlerin (BM) Türkiye’ye Suriye’nin kuzeyindeki muhalif bölgelere açılan sınır kapılarını açması çağrısında bulunan yeni bir karar çıkarması çağrıda bulundular. Rusya, başta, uluslararası yardım kararına çerçevesinde ‘erken kurtarma’ projelerinde Batı ülkelerinin finansman payının artırılması karşılığında bu öneriyi kabul etmeyi düşündü.
Fakat Şam ile Arap ve diğer ülkelerin başkentleri arasındaki görüşmelerde başka bir dolaylı takas için bir anlaşmaya varıldı. Esed, ‘Suriye devletinin ülkenin tüm toprakları üzerindeki egemenliği’ konusunda ısrar etti. Türkiye'den Suriye'nin kuzeyine iki sınır kapısının daha üç ay boyunca açık kalması ve Şam’ın kontrolündeki bölgelerden İdlib'e yardım taşınmasını kabul etti. Ardından Washington, Başkan Joe Biden yönetiminin önceliklerine göre banka havalelerine yönelik bazı yaptırımları insani yardımları engellememek amacıyla altı aylığına askıya aldı.
Suriyeli yetkililerin depremden zarar gören bölgelere hızla müdahale etmemesinin ardından Arap ülkelerinin ile Esed ile resmi temasları ve Şam’a yapılan ziyaretler ek esneklik sağladı. Bu esneklik, usule ilişkin adımlar, yardımların ve yardım uçaklarının kabul edilmesi, birçok ülkenin herhangi bir soruşturma ya da şüphecilik olmaksızın Şam ile temaslar kurması, deprem bölgelerine saha ziyaretleri ve resmi açıklamalarda şekil ve içerik olarak yeni bir söylemin gelişmesiyle belirgin hale geldi. Suriyeli yetkililer tarafından kameralar karşısında yapılan açıklamalarda Suriyeliler teselli edilirken diyalog kurmaktan bahsedildi, ‘kardeş ve dost Arap ülkelerine’ teşekkür edildi. Açıklamalarda İdlib, depremin vurduğu Hama, Halep ve Lazkiye ile birlikte depremden etkilenen iller listesinde yer almazken ‘müttefiklere’, yani İran’a ve Rusya'ya ya da ‘işgalci’ ABD’ye yahut Türkiye’ye herhangi bir atıfta da bulunulmadı.
Normalleşme
Deprem, durgun olan durumu hareketlendirdi. Suriye ile normalleşen ya da normalleşmek isteyen Arap ülkeleri, telefon görüşmeleri ve ziyaretlerle kendilerine deprem afeti için artacakları adımları hızlandırabilecekleri bir alan açtılar. Esed'in ilerleyen günlerde Umman ve başkenti Maskat'ı, ardından da Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ziyaret etmesi planlanıyor. Öte yandan Arap ülkeleri, insani yardımları, mültecilerin gönüllü olarak geri dönüşü için uygun koşulları sağlamaya ve Suriye krizine çözüm bulmaya yönelik çabalarla birleştiren tutumlarını sürdürüyor. İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) yurtdışı kolu Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani'nin depremden sonra Suriyeli yetkililerden de önce Halep'i ziyaret etmesi, Şam ile ‘ittifakın’ devam ettiğine dair İran tarafından yapılan bir hatırlatma niteliğindeydi. Diğer taraftan Avrupa ve Avrupa Birliği (AB) ülkeleri ortak bir tutum sergilemekte zorlanıyorlar. Çünkü İtalya, Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ve Avusturya gibi geçmiş yıllarda ‘oldubittilerin kabul edilmesi’ çağrısında bulunan ülkeler artık ‘siyasi süreçte ilerleme kaydedilmeden normalleşmeye, yeniden inşaya ve yaptırımların kaldırılmasına hayır’ şeklindeki ‘Avrupa’nın üç hayırının’ gözden geçirilmesi yönündeki talepleri için daha güçlü bir konumda olduklarına inanırken diğer Avrupa ülkeleri ve ABD, son günlerde bir karşı saldırı başlatmak için koordinasyon toplantıları gerçekleştirdiler. Her ne kadar yaşanan olay, Türkiye ve Suriye'ye insani yardım sağlayarak ve tıbbi tesislerin yeniden inşasına katkıda bulunarak yanıt verilmesi gereken bir insani felaket olsa da bu, ‘üç hayırdan’ ya da siyasi süreçten vazgeçileceği anlamına gelmiyor.
Avrupa ülkeleri arasındaki bu bölünme, AB’nin önümüzdeki ayın sonunda Suriye ve Türkiye için çağrıda bulunduğu yeniden yapılanma konferansına ilişkin tutumlarla ortaya çıktı. ‘Normalleşme’ taraftarı olan ülkeler, Suriye hükümetini konferansa davet etme, bunun için siyasi gündemi bırakma ve Suriye'de Avrupa ülkelerinin ortak tutumundan uzaklaşarak doğrudan Şam ile tek taraflı adımlar atmakla tehdit eden ‘gerçekçi adımlar’ atmak için önümüzdeki haziran ayında Brüksel'de yapılması planlanan bağışçılar konferansının iptal edilmesi çağrısında bulunuyorlar. İç dengeler ve ittifaklarla ilgili olarak bir Arap ülkesini diğerine, aynı şekilde bir Batı ülkesini diğerine tercih ettirecek birçok faktör söz konusu. Ancak bu faktörlerden biri, Şam ve diğer ülkelerin başkentlerinin ilerleyen süreçte özellikle önümüzdeki haftalarda ve aylarda depremin neden olduğu felaketin gerçek boyutu ortaya çıkacağı için insani yardımların ve yardım fonlarının ele alınması, yeniden inşaya ihtiyaç duyan diğer bölgelere nasıl ulaştırılacağı ve kapalı kapılar ardında verilen sözlerin ne kadarının tutulacağı konusundaki davranışları olacak.
Felaketin Türkiye'den sınır kapılarının açık kalmasının, temas hatlarından geçişlerin sağlanmasının, insani yardımların ABD yaptırımlardan muaf tutulmasının 180 günlük süre dolduktan sonra aylarca daha uzatılacağına, hatta Avrupa ülkelerini bazı yaptırımları kaldırmaya, Arap ülkelerini normalleşmeyi daha da ileri taşımaya iteceğine ve Ankara ile Şam arasındaki normalleşme sürecini güçlendireceğine şüphe yok. Ancak Batılı ülkeler halen Türkiye'den sınır kapılarının açılmasının, Suriye’nin egemen kararıyla değil, uluslararası bir kararla ‘meşrulaştırılması’ imasında bulunuyorlar. Şam, diğer tarafların tutumlarını izlerken diğerleri de Şam'ın ve açıktaki, molozların arasındaki ve karanlıktaki Suriyelilerin davranışlarını takip ediyorlar.



Netanyahu'nun savaş sonrası planına yanıt olarak Blinken: Gazze'nin her türlü yeni işgalini reddediyoruz

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, Arjantin Dışişleri Bakanı Diana Mondino ile Arjantin'in başkenti Buenos Aires’teki Casa Rosada Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda ortak basın toplantısına katıldı. (Reuters)
ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, Arjantin Dışişleri Bakanı Diana Mondino ile Arjantin'in başkenti Buenos Aires’teki Casa Rosada Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda ortak basın toplantısına katıldı. (Reuters)
TT

Netanyahu'nun savaş sonrası planına yanıt olarak Blinken: Gazze'nin her türlü yeni işgalini reddediyoruz

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, Arjantin Dışişleri Bakanı Diana Mondino ile Arjantin'in başkenti Buenos Aires’teki Casa Rosada Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda ortak basın toplantısına katıldı. (Reuters)
ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, Arjantin Dışişleri Bakanı Diana Mondino ile Arjantin'in başkenti Buenos Aires’teki Casa Rosada Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda ortak basın toplantısına katıldı. (Reuters)

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken dün (Cuma) yaptığı açıklamada ABD'nin savaşın bitiminden sonra Gazze Şeridi'nde herhangi bir ‘yeni işgali’ reddettiğini yineledi. Blinken’ın açıklamaları, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun, İsrail'in işgal altındaki Batı Şeria ve Gazze Şeridi'ndeki güvenlik kontrolünün devamına dikkat çeken, Hamas'a karşı savaş sonrası bir plan duyurmasına yanıt olarak geldi.

Blinken, Arjantin'in başkenti Buenos Aires'te düzenlediği basın toplantısında sorulan bir soruya yanıt olarak şu cevabı verdi:

“Planı görmedim, bu yüzden yanıt vermekten kaçınıyorum. Ancak Gazze'de yeni bir İsrail işgali olmamalı ve Gazze toprakları daraltılmamalı. Gazze Şeridi'nin geleceği için bu iki husus, ‘iki temel ilkeyi’ oluşturuyor.”

Blinken ayrıca Gazze'nin “teröre platform olmaması gerektiğini” vurguladı.

Bölgedeki birçok ülkenin Gazze'de savaş sonrası döneme ilişkin bir plan üzerinde birlikte çalıştığına dikkati çeken Blinken, geçtiğimiz günlerde Brezilya'daki G20 Zirvesi ve Münih Güvenlik Konferansı oturum aralarında Arap yetkililerle konuyu görüştü.

Perşembe günü işgal altındaki Batı Şeria'daki bir Yahudi yerleşiminin yakınında meydana gelen ve üç Filistinlinin kalabalık bir otoyolda arabalara ateş açarak bir İsrailliyi öldürdüğü ve sekizini yaraladığı saldırıyla ilgili bir soruya yanıt olarak Blinken, Washington'un İsrail'in ‘güvenlik, meşru müdafaa ve terörle mücadele’ hakkına verdiği desteği yineledi.

Blinken ayrıca Cumhuriyetçi ve Demokrat ABD yönetimlerinin, yeni yerleşimlerin kalıcı barışa ulaşma konusunda ters etki yaptığı ve uluslararası hukuka aykırı olduğu yönündeki uzun süredir devam eden tutumunu da yineledi.

Blinken, “Yönetimimiz yerleşimlerin genişletilmesine kararlılıkla karşı çıkmaya devam ediyor. Bizim görüşümüze göre bu, İsrail'in güvenliğini güçlendirmez, yalnızca zayıflatır” ifadelerini kullandı.

İsrail medyası, Netanyahu'nun Savaş Kabinesi’ne Gazze için savaş sonrası bir plan sunduğunu, İsrail'in, yenilenen operasyonları önlemek ve gelecekteki tehditleri engellemek amacıyla tüm Gazze Şeridi’nde zaman sınırlaması olmaksızın hareket özgürlüğünü sürdüreceğini vurguladığını aktardı.

Netanyahu'nun planı, Gazze Şeridi'nde İsrail yerleşimlerine komşu alanda bir güvenlik bölgesi kurma niyetini ortaya koyuyordu. Söz konusu bölge ihtiyaç duyulduğu sürece yerinde kalacak ve İsrail, Gazze Şeridi'ndeki örgütlerin yeniden silahlanmasını önlemek için Gazze ile Mısır arasındaki sınırı kapatmayı sürdürecek.

Uzun vadede plan, ‘Filistinlilerle kalıcı bir çözüme ilişkin uluslararası emirleri’ reddediyor ve böyle bir anlaşmaya yalnızca iki taraf arasında önkoşulsuz doğrudan müzakerelerle ulaşılabileceğini vurguluyor.


Sudan'da çatışmanın tarafları ‘savaş suçu’ ithamlarıyla karşı karşıya

Sudan Ordusu Komutanı Korgeneral Abdulfettah el-Burhan (solda) ve Hızlı Destek Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu (Hamideti), 2019. (AFP)
Sudan Ordusu Komutanı Korgeneral Abdulfettah el-Burhan (solda) ve Hızlı Destek Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu (Hamideti), 2019. (AFP)
TT

Sudan'da çatışmanın tarafları ‘savaş suçu’ ithamlarıyla karşı karşıya

Sudan Ordusu Komutanı Korgeneral Abdulfettah el-Burhan (solda) ve Hızlı Destek Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu (Hamideti), 2019. (AFP)
Sudan Ordusu Komutanı Korgeneral Abdulfettah el-Burhan (solda) ve Hızlı Destek Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu (Hamideti), 2019. (AFP)

Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiserliği dün (Cuma), Sudan'daki savaşın her iki tarafının da hastaneler, pazarlar ve hatta yerinden edilmiş insanların yaşadığı kamplar gibi sivil bölgelere ayrım gözetmeyen saldırılar da dahil olmak üzere ‘savaş suçu’ anlamına gelebilecek ihlaller gerçekleştirdiğini bildirdi.

Sudan ordusu ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasında 10 aydır süren çatışmayı sona erdirme çabaları şu ana kadar başarısız oldu. 12 binden fazla insan öldürüldü ve altı milyondan fazla kişi ya yerinden edildi ya da mülteci olarak evlerini terk etmek zorunda kaldı. Bu da Sudan'ı dünyadaki en fazla yerinden edilmiş insanın var olduğu ülke yapıyor.

BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, rapora ek olarak yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

Bu ihlallerin bir kısmı savaş suçu teşkil ediyor. Dolayısıyla silahlar susturulmalı ve siviller derhal korunmalıdır.

BM raporu, bir olayda, Darfur eyaletinin Zalingei kentindeki kamplarının HDK tarafından 14-17 Eylül tarihleri ​​arasında bombalanması sonucu onlarca yerinden edilmiş kişinin öldürüldüğünü belirtti. Diğer yandan 22 Ağustos'ta ordunun köprü altına sığınan sivillere attığı top atışlarında çoğu kadın ve çocuk olmak üzere 26 sivil hayatını kaybetti.

BM raporu, Nisan'dan Aralık ayına kadar olan dönemi kapsıyor ve 300'den fazla mağdur ve tanıkla yapılan görüşmelere dayanıyor.


Mısır'ın 1973 savaşına ilişkin belgeleri, İsrail'in sivillere karşı işlediği suçları ortaya koyuyor

Yom Kippur Savaşı (AA)
Yom Kippur Savaşı (AA)
TT

Mısır'ın 1973 savaşına ilişkin belgeleri, İsrail'in sivillere karşı işlediği suçları ortaya koyuyor

Yom Kippur Savaşı (AA)
Yom Kippur Savaşı (AA)

Mısır'ın 6 Ekim 1973'te İsrail'e karşı yürüttüğü Yom Kippur Savaşı'yla ilgili yayımladığı belgeler, İsrail ordusunun sivillere yönelik suçlar işlediğini ortaya koyuyor.

Mısır Savunma Bakanlığı, 17 Şubat’ta yayımladığı belgelerle Mısır ve Suriye'nin 50 yıl önce İsrail'e karşı başlattığı Yom Kippur Savaşı'na dair gizli askeri bilgler üzerindeki perdeyi araladı.

Söz konusu gizli belgelerin, Mısır'ın 1973 yılında işgalden kurtardığı Sina Yarımadası konusunda Kahire ile Tel Aviv arasında son haftalarda yaşanan gerilimden sonra yayımlanması dikkati çekti.

İsrail'in 2006 yılından beri abluka altında tuttuğu Gazze Şeridi'ne 7 Ekim 2023'ten beri devam eden saldırıları ve bölge halkını Mısır sınırına doğru göçe zorlaması, Kahire ve Tel Aviv arasındaki Sina Yarımadası gerilimini tırmandırdı.

Mısır’ın yayınladığı belgelerin içerisinde İsrail'in sivillere yönelik işlediği suçları belgeleyen 200’den fazla askeri yetkililerin el yazısı anılar, raporlar, haritalar ve "güvenlik planı" başlıklı bir stratejik aldatma bulunuyor.

- Belgeler, 1973 savaşında yaşananları zihinlerde canlandırıyor

AA muhabiri, bahsi geçen 50 yıllık askeri belgelerdeki gizliliğinin kaldırılmasında etkili olan olayları derledi.

Mısır Savunma Bakanlığı, söz konusu belgeleri 17 Şubat’ta "Ekim 1973 Savaşının Belgeleri, Savaşın Sırları" başlığıyla internet sitesinde ilk defa yayımladı.

Ekim 2023’te Yom Kippur Savaşı'nın 50. yıldönümünü kutlayan Kahire yönetimi, belgeleri yayımlama sebebine ilişkin açıklama yapmadı.

Nasır Yüksek Askeri Akademisi Danışmanı Tümgeneral Adil el-Umde, Mısır'ın El-Yevm Es-Sabi isimli yerel gazetesine yaptığı açıklamada belgelerin bölgenin çok değişken olan bir dönemde yayımlanmasının önemine işaret etti.

Yayımlanan belgelerin 1973'teki savaşta yaşananları zihinlerde yeniden canlandırdığına dikkati çeken Umde, şu değerlendirmede bulundu:

"Bu belgeler, yaşananları hem bizim hem de başkalarının zihinlerinde yeniden canlandırmış oluyor. Bizler de dünyaya, o günlerdeki zor şartlara rağmen istediğimiz başarıyı elde ettiğimizi ve bugünlerde sahip olduğumuz imkanlarla istediğimizi elde edebileceğimizi hatırlatmış oluyoruz."

- İsrail'in Refah'a saldırı planı Mısır'ı endişelendiriyor

ABD medyasının birkaç gün önce Mısırlı kaynaklara dayandırdığı haberlerde, Kahire yönetiminin 1979 yılında İsrail ile yapılan barış anlaşmasını askıya alma ihtimalinin bulunduğuna işaret edilmişti.

Haberlerde, İsrail'in ordusunun 7 Ekim'de Gazze Şeridi’ne başlattığı ve bugüne kadar yaklaşık 30 bin sivilin öldürüldüğü saldırıların ardından Mısır sınırında yaklaşık 1,5 milyon Filistinlinin sığındığı Refah kentine karadan işgal için saldırıya geçmesi halinde Kahire'nin barış anlaşmasını yeniden gözden geçirebileceği belirtildi.

Nitekim İsrail ordusunun Refah kentine kara saldırısı başlatması halinde yüz binlerce Filistinlinin Mısır'ın Sina Yarımadası'na zorla göç etmesi kaçınılmaz olacak. Mısır ise bunu, milli güvenlik tehdidi ve Filistin davasını tümüyle tasfiye etme adımı olarak görüyor.

Yayımlanan belgeler, Mısır'ın Sina Yarımadası'nı İsrail'den geri almasıyla sonuçlanan savaşa ilişkin harita, raporlar ve askeri yazışmalardaki bazı detayları ilk kez gün yüzüne çıkardı.

Mısır Savunma Bakanlığı, belgeleri "Haziran 1967 Savaşı", "Askeri Stratejik Planlama", "Operasyon İdaresi/Savaşın Ateşkes Sürecine Kadar Olan Aşamaları", "Boşluğu Doldurma Planlaması", "Çatışmaları Bitirerek İsrail Güçlerini Geri Çekme", "1973 Savaşındaki Askeri Enformasyon", "Bölgesel ve Uluslararası Heyetler-Örgütler" ve "Savaşla İlgili Komutanların Anıları" şeklinde 8 farklı madde halinde yayımladı.

- İsrail, saldırılarıyla BMGK'nin ateşkes kararını ihlal etti

"Çatışmaları Bitirerek İsrail Güçlerini Geri Çekme" başlığı altındaki maddede, 1973'teki Yom Kippur Savaşı'nın 16. gününde Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) 338 sayılı kararı çıkardığı aktarıldı.

Tüm askeri faaliyetlerin 22 Ekim 1973 tarihi itibariyle durmasını gerektiren BMGK'nin söz konusu kararı, Mısır tarafından kabul gördü ancak her zaman olduğu gibi İsrail tarafından ihlal edilmişti.

İsrail'in ihlalleri, BMGK'nin 28 Ekim'den itibaren İsrail'in de bağlı kalacağı yeni bir kararı 24 Ekim'de çıkarmasına sebep oldu.

Mısır belgeleri, İsrail'in BMGK'den çıkan ikinci karardan sonra ateşkese bağlı kalmak zorunda kaldığını ve daha sonra uluslararası güçlerin gözlemci olarak görevlendirilmesiyle esir takasının başladığını içeriyor.

Aynı maddede, "Önemli Raporlar" başlığı altında, İsrail'in sivillere ve askeri olmayan hedeflere yönelik saldırılarına ilişkin bir rapora atıfta bulunan 1 Aralık 1973 tarih ve 538/20051 sayılı belge yer alıyor.

Mısır Savunma Bakanlığı, "Gizli" başlığı altında 13 belge yayımladı; bunlardan biri "İsrail'in sivillere ve askeri olmayan hedeflere yönelik uluslararası anlaşma hükümlerinin ihlali niteliğindeki saldırılarına ilişkin açıklama" başlığını taşıyor.

Belgede, 6 Ekim-6 Kasım 1973 tarihleri ​​arasında "düşmanın" Mısır'ın aralarında, Buheyra, Kefr eş-Şeyh, Dimyat ve Kalyubiyya (kuzey), İsmailiyye, Süveyş ve Port Said'in yer aldığı çeşitli kentlerine yönelik gerçekleştirdiği ihlaller bulunuyor.

Belgelere göre bu ihlaller çok sayıda vatandaşın ölümüne ve yaralanmasına, onlarca evin yıkılmasına, kamu yollarının hasar görmesine, iletişim ağının zarar görmesine ve yangınların çıkmasına neden oldu.

Belgelerde ayrıca "düşman" hareketlerine ilişkin düzinelerce harita ve askeri rapor, "Bar Lev Hattı" (1967 Altı Gün Savaşı'nın ardından İsrail tarafından Süveyş Kanalı'nın doğusunda inşa edilen savunma hattı) olarak bilinen ünlü toprak setin geçilmesi ve yok edilmesine ilişkin telsiz telefon iletişimleri ve liderler arasındaki konuşmalar da yer alıyor.

- Mısırlı askeri yetkilinin raporu

Eski Mısır Savaş Bakanı ve Devlet Başkanı Askeri Danışmanı Mareşal Muhammed Abdulgani El Cemsi'nin gizli bir oturumda Mısır Milli Güvenlik Komitesi'ne verdiği brifingi özetleyen rapor da yayımlanan belgeler arasında yer alıyor.

Cemsi, 24 sayfadan oluşan raporda, Mısır'ın aslında 28 Eylül 1968'te İsrail'e karşı yıpratma savaşı başlattığını ve bunun 7 Ağustos 1970'te sona erdiğini belirterek, düşman saflarına en büyük zayiat vermekle paralel olarak savaş hazırlığının yapıldığını dikkati çekiyor.

Savaşta en belirgin faktörün Mısır askerleri ve onların sahip olduğu manevi güç olduğuna işaret eden Cemsi, "Bu savaşta en büyük sürpriz ise Mısırlı askerlerin yeterliliği ve fedakarlığa olan hazırlığıydı." ifadelerini kullanıyor.

-Yom Kippur Savaşı

Mısır ve Suriye'nin 6 Ekim 1973'te İsrail'e karşı başlattığı Yom Kippur Savaşı, İsrail ile Arap ülkelerinin bugüne kadar karşı karşıya geldiği son muharebe olmuştu.

Yahudilerin en kutsal günü Yom Kippur’da (Kefaret günü) başlaması sebebiyle savaşa bu isim verilmişti.

Savaşın amacı İsrail'den 1967'de işgal ettiği Golan Tepeleri ve Sina Yarımadası'nı geri almaktı. Ancak İsrail'in Suriye'ye oranla daha gelişmiş tanklara sahip olması ve Mısır'ın savaşın ikinci haftasındaki yanlış hamleleri sebebiyle Kahire ile Şam amaçladıkları sonuçlara büyük ölçüde ulaşamamıştı.

ABD'nin ara buluculuğunda Mısır ile İsrail arasında 18 Ocak 1974'te İsrail askerlerinin Süveyş Kanalı'nın batısı ve Sina’dan da belli bir ölçüde geri çekilmesini sağlayan bir anlaşma imzalanmıştı.

Tel Aviv ile Şam arasında da 5 Haziran 1974'te Kuvvetlerin Çekilme Anlaşması imzalandı. İsrail bu anlaşmayla savaş sırasında işgal ettiği Suriye topraklarından çekilmeyi kabul ederken, 1967'de işgal ettiği Golan Tepeleri'nde kalmaya devam etmişti.


Gıyabi yargılanan eski Tunus Cumhurbaşkanı Merzuki'ye 8 yıl hapis cezası

AA
AA
TT

Gıyabi yargılanan eski Tunus Cumhurbaşkanı Merzuki'ye 8 yıl hapis cezası

AA
AA

 Eski Tunus Cumhurbaşkanı Munsif el-Merzuki'nin, sosyal medyada yaptığı açıklamalar nedeniyle gıyabında yargılandığı davada 8 yıl hapis cezasına çarptırıldığı belirtildi.

Tunus İlk Derece Mahkemesi sözcüsü Muhammed Zeytune, Tunus'un ulusal radyosu Mosaique FM'e açıklamalarda bulundu.

Zeytune, sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamaların ardından Cumhuriyet Savcılığı tarafından Merzuki hakkında "devletin yapısını değiştirmeye yönelik saldırı planlamak, halkı kin ve düşmanlığa teşvik etmek" suçlamasıyla açılan davanın sonuçlandığını ifade etti.

Zeytune, Tunus İlk Derece Mahkemesi Ceza Dairesinin, Merzuki hakkında 8 yıl hapis cezası verdiğini kaydetti.

Sözcü, Merzuki'nin söz konusu açıklamaları hangi sosyal medya platformunda ve ne zaman yaptığına ilişkin bilgi vermedi.

Merzuki'den söz konusu cezaya ilişkin henüz açıklama gelmedi.

Eski Tunus Cumhurbaşkanı Munsif el-Merzuki'ye, 22 Aralık 2021'de de "devletin dış güvenliğine saldırmak" suçlamasıyla gıyabında yargılandığı davada 4 yıl hapis cezası verilmişti.


El-Mada Başkanı’nın hedef alınması Irak'ta suikast sorununu yeniden hatırlattı

Fahri Kerim’in eski Başbakan Haydar el-İbadiile Uluslararası Kitap Fuarı’nda çekilmiş son fotoğrafı
Fahri Kerim’in eski Başbakan Haydar el-İbadiile Uluslararası Kitap Fuarı’nda çekilmiş son fotoğrafı
TT

El-Mada Başkanı’nın hedef alınması Irak'ta suikast sorununu yeniden hatırlattı

Fahri Kerim’in eski Başbakan Haydar el-İbadiile Uluslararası Kitap Fuarı’nda çekilmiş son fotoğrafı
Fahri Kerim’in eski Başbakan Haydar el-İbadiile Uluslararası Kitap Fuarı’nda çekilmiş son fotoğrafı

Irak’ın önde gelen yayıncısı ve siyasetçisi Fahri Kerim, perşembe akşamı silahlı kişilerin yolunu kesip aracına 11 el ateş açmasıyla gerçekleştirdiği suikast girişiminden kurtuldu. Güvenlik kaynakları ise Bağdat’ta suikastların arttığını açıkladı.

Kerim, 1990’lı yılların başında kurduğu el-Mada kuruluşunun sponsorluğunda şehirde düzenlenen Irak Uluslararası Kitap Fuarı’nın etkinliklerine katıldıktan sonra Bağdat’ın el-Kadisiyye mahallesindeki evine doğru yola çıktı. Sergiden çıktıktan bir saat sonra suikast girişimine maruz kaldı. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre perşembe akşamı saat 21.00’da, içerisinde Fahri Kerim’in bulunduğu Land Cruiser marka aracı bir Pickup aracı durdurdu. Ardından silahlı kişiler, 11 el ateş etti. Ancak Kerim’i öldürmeyi veya yaralamayı başaramadılar. Kerim’e yakın bir kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Kerim’in sürücünün yanındaki koltukta oturduğunu söyledi. Kaynağa göre silahlı kişiler, araçlarından inip sağa sola ateş ederken, bir başka kişi de araçtan inip Kerim’in aracına yaklaştı. Kerim’i öldürmek üzereydi, ancak o sırada şans eseri bir hükümet konvoyu geçti ve saldırganlar geri çekilip kaçmak zorunda kaldı.

El-Mada kuruluşu, yaptığı basın açıklamasında ‘suçlular ve onların arkasındakiler hakkında hızlı bir soruşturma başlatılması ve cezalarını almaları için adalete teslim edilmeleri’ çağrısında bulundu.

Son birkaç günde suikast olaylarında göreceli bir artış görüldü. Güvenlik kaynakları, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada hedef alınanlardan bazılarının hükümet yetkilileri, politikacılar veya onların akrabaları olduğunu söyledi.


Barış çabaları Kahire'den Paris'e taşındı

Filistinliler, İsrail ordusunun bombaladığı Refah kentindeki El-Huda Camisi'nde dün cuma namazı kıldı. (EPA)
Filistinliler, İsrail ordusunun bombaladığı Refah kentindeki El-Huda Camisi'nde dün cuma namazı kıldı. (EPA)
TT

Barış çabaları Kahire'den Paris'e taşındı

Filistinliler, İsrail ordusunun bombaladığı Refah kentindeki El-Huda Camisi'nde dün cuma namazı kıldı. (EPA)
Filistinliler, İsrail ordusunun bombaladığı Refah kentindeki El-Huda Camisi'nde dün cuma namazı kıldı. (EPA)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ‘Hamas'tan Sonraki Gün – İlkeler’ başlıklı kısa ama yaratıcı bir belge hazırladı. Bu belgenin içeriği, Gazze Şeridi'ni yeniden işgal etme ve başta ABD Başkanı Joe Biden olmak üzere müttefiklerin ve ortakların önünü kesmek için ‘iki halk, üç varlık’ yaratma arayışı olarak özetlenebilir. Zira İsrail aşırı sağı Filistin devletini siyasi dolaşımdan çıkardığı sürece ‘iki devletli çözümü’ savaş sonrası hesaplarına dahil etmiyor.

İsrail ordusu, Gazze Şeridi'nin güneyini bombalayarak insani durumu perişan hale getirdi. Bu nedenle durumu sakinleştirecek, Refah kentine yönelik kara saldırısı ihtimalini erteleyecek ya da ortadan kaldıracak bir ateşkese ulaşma çabaları devam ediyor. Mısır, insani soykırım ve Filistinlilerin yerlerinden edilme tehlikesini taşıyan bu durumun bölgesel ve uluslararası düzeyde gerginliğe işaret ettiği konusunda defalarca uyarıda bulundu. Bu, ayrıca Mısır’ın ulusal güvenliği üzerindeki baskıyı da artırıyor.

Netanyahu söz konusu planını Mısır, Katar, ABD ve İsrail'in katılımıyla Kahire'de birkaç gün süren toplantıların ardından Paris'teki toplantıların başlama arifesinde sundu. Netanyahu, Gazze'de sükûnetin sağlanması, İsrailli esirlerin ve Filistinli mahkûmların serbest bırakılması ve Gazze Şeridi'ndeki insani durumun desteklenmesi amacıyla böyle bir plan ortaya koydu.

Fransa'nın başkentinde bir aydan kısa süre içinde türünün ikincisi olan Paris toplantılarına İsrail Dış İstihbarat Servisi Mossad Başkanı David Barnea ve İsrail İç İstihbarat Servisi Şin-Bet (Şabak) Başkanı Ronen Bar katılıyor.

Şarku’l Avsat’ın Times of Israel’den aktardığına göre İsrailli bir yetkili, ‘iyimser olmak için nedenler’ olduğunu, ancak müzakerelerin ‘zor’ olmasını beklediğini söyledi. El-Kahire el-İhbariyye televizyon kanalı da Mısırlı kaynaklara dayandırdığı haberinde, Paris'te ‘olumlu bir atmosfer’ olduğunu bildirdi.


İsrail ile çatışan Hizbullah bir mensubunun daha öldürüldüğünü duyurdu

AA
AA
TT

İsrail ile çatışan Hizbullah bir mensubunun daha öldürüldüğünü duyurdu

AA
AA

Hizbullah, Lübnan'ın güneyinde İsrail ordusu ile çıkan çatışmalarda 1 mensubunun daha öldürüldüğünü açıkladı.

Hizbullah, İsrail ile sınırda yaşanan çatışmalardaki kayıpları hakkında açıklama yaptı.

Açıklamada, Hizbullah'ın Muhammed Abdul Resul Alaviye adlı mensubunun öldürüldüğü ifade edildi.

Hizbullah yaptığı başka bir açıklamada, İsrail'in sınırdaki askeri mevzileri ve yerleşim birimlerine 5 defa saldırı gerçekleştirildiğini duyurdu.

Açıklamada, Malikiye, Radar ve Ruveysat el-Alem mevzilerinin füze ve uygun silahlarla, Kiryat Şmona yerleşim biriminin de iki kamikaze insansız hava aracı ile hedef alındığı kaydedildi.

İsrail'in sonik patlama ve hava saldırıları

Lübnan basınında yer alan haberlere göre İsrail'e ait savaş uçakları Lübnan'ın güneyi ve kıyı kentleri üzerinde alçak irtifada sortiler yapıp, ses duvarını aşarak sonik patlamalara neden oldu.

Ayrıca İsrail'in yine Lübnan'ın güneyinde yer alan Cebel Balat ve Ramya beldelerine en az 2 defa hava saldırısı düzenlediği aktarıldı.

İsrail ordusu ile 8 Ekim 2023’ten beri yaşanan çatışmalarda öldürülen Hizbullah mensubu sayısı 212’ye yükseldi.

Çatışmalarda ayrıca, 43 Lübnanlı sivil, 11 Emel Hareketi, 12 Hamas, 12 İslami Cihad Hareketi mensubu, 6 İsrailli sivil ve 11 İsrail askeri öldü.


Lübnan’da pul krizi

Pul eksikliği, devlet dairelerinde işlemlerin aksamasına neden oluyor (NNA)
Pul eksikliği, devlet dairelerinde işlemlerin aksamasına neden oluyor (NNA)
TT

Lübnan’da pul krizi

Pul eksikliği, devlet dairelerinde işlemlerin aksamasına neden oluyor (NNA)
Pul eksikliği, devlet dairelerinde işlemlerin aksamasına neden oluyor (NNA)

Lübnanlıların çektikleri sıkıntılara bir yenisi daha eklendi. Pul krizi resmi dairelerde işlemlerin durmasına ve resmi belgelerin tamamlanamamasına sebep oluyor. Özellikle de yurt dışında eğitim gören öğrenciler ve gurbetçiler durumdan mustaripken, evlilik ya da yurt dışında doğan çocuklarla ilgili evraklarda sıkıntılar yaşanıyor.

Pullar karaborsaya düştü. Bir miktar pula sahip olanlar, insanları zor durumda bırakıyor ve bunları resmi fiyatının 20 katının üzerinde satıyor.

Kriz bu pullara son derece ihtiyaç duyan yeminli tercümanları da etkiledi. Adını vermek istemeyen tercümanlardan biri “Bir işlemi tamamlamak, bunu tercüme ettirmek ve Adalet ve Dışişleri bakanlıkları ile notere tasdik ettirmek zorunda kalan vatandaşlar, karaborsadan pul satın alıyor” dedi. Şarku’l Avsat’a konuşan tercüman “Normalde 10 ila 15 ABD doları arasında maliyeti olan bir işlemin maliyeti artık minimum 80 dolar” dedi.

Bu krizin çözülmesi için çaba harcanırken, Şarku’l Avsat’a konuşan milletvekili İbrahim Kenan, Başbakan Necib Mikati ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirerek ya yeni pul basılması ya da çalışmaların askıya alınmasını istendi. Kenan, Mikati’den bu konuyu Bakanlar Kurulu’nun ilk oturumunda gündeme getirme sözü aldı.


Mısır Başbakanı: BAE, iki ay içinde Mısır'a 35 milyar dolarlık doğrudan yatırım yapacak

Medbuli’nin projenin onaylandığını duyurduğu Mısır hükümeti perşembe günkü toplantısından (Mısır Bakanlar Konseyi)
Medbuli’nin projenin onaylandığını duyurduğu Mısır hükümeti perşembe günkü toplantısından (Mısır Bakanlar Konseyi)
TT

Mısır Başbakanı: BAE, iki ay içinde Mısır'a 35 milyar dolarlık doğrudan yatırım yapacak

Medbuli’nin projenin onaylandığını duyurduğu Mısır hükümeti perşembe günkü toplantısından (Mısır Bakanlar Konseyi)
Medbuli’nin projenin onaylandığını duyurduğu Mısır hükümeti perşembe günkü toplantısından (Mısır Bakanlar Konseyi)

Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli dün (Cuma), on yıllardır en kötü ekonomik krizlerinden birini yaşayan Mısır'a BAE’nin iki ay içinde "35 milyar dolarlık doğrudan yatırım" yapacağını duyurdu.

AFP'nin haberine göre Medbuli bu kaynağın, dış borcu 165 milyar dolara ulaşan Mısır'ın yaşadığı ciddi döviz krizinin çözümüne ve doların serbest piyasada resmi değerinin neredeyse iki katına yaklaşan fiyat sorununun kontrol altına alınmasına katkı sağlayacağını söyledi.

Mısır dün, Emirliklerle yatırım ortaklığı çerçevesinde kuzey kıyısındaki Ra’sü’l-Hikme şehrini geliştirmek için bir sözleşme imzaladı. Başbakan Medbuli’nin basın toplantısında "ülke tarihindeki en büyük doğrudan yabancı yatırım anlaşması" olarak tanımladığı anlaşmanın "Mısır yatırım yasaları çerçevesinde gerçekleşeceğini" ifade etti.

Mısır Başbakanı, Mısır'ın "proje kârının yüzde 35'ini" alacağını ve ülke için parasal istikrar sağlayacağını ve enflasyonun düşürülmesine katkıda bulunacağını umduğu Ra’sü’l-Hikme şehir projesinin "bir varlık satışı değil, bir ortaklık" olduğunu vurguladı.

Medbuli, proje yatırımlarının ilki bir hafta içinde 15 milyarlık ve ikincisi 20 milyarlık olmak üzere iki aşamaya ayrılacağını belirterek, "BAE'nin mevduatındaki 11 milyar doların kullanılacağını ve bu tutardan düşüleceğini, devletin dış borcunu azaltarak Merkez Bankası'na döviz sorununun çözümünde kullanılmak üzere likidite sağlayacağını" açıkladı.


Libya petrolü yeniden ‘kısmi kapanma’ döngüsüne girdi

Libya Petrol Tesislerini Muhafızları (Bir videodan alıntı)
Libya Petrol Tesislerini Muhafızları (Bir videodan alıntı)
TT

Libya petrolü yeniden ‘kısmi kapanma’ döngüsüne girdi

Libya Petrol Tesislerini Muhafızları (Bir videodan alıntı)
Libya Petrol Tesislerini Muhafızları (Bir videodan alıntı)

Libya Petrol Tesislerini Koruma Muhafızlarının haklarını ve mali alacaklarını korumak için ‘güneybatı bölgelerinde petrol ve doğal gaz taşıyan tüm sahaların ve hatların kapatıldığını’ duyurmasının ardından Libya petrolü bir kez daha ‘kısmi kapanma’ döngüsüne girdi. Muhafızlar yaptıkları açıklamada, Ulusal Birlik Hükümeti’ne (UBH) taleplerini karşılaması için 48 saatlik süre verdiklerini, ancak bir karşılık göremediklerini belirttiler. UBH Başbakanı Abdulhamid ed-Dibeybe’nin, alacaklarının kendilerine verilmesine ilişkin talimatlarının hala askıda olduğunu vurguladılar.

Muhafızlar dün (Cuma), ‘devletin malına zarar vermeden birden fazla barışçıl gösteride dile getirdikleri meşru taleplerine cevap vermesi gereken yetkililerin kayıtsız tavrına’ ilişkin şikayetlerini dile getirmek üzere güney Libya’daki Kuzey Hamada sahasının önünde toplandı.

Bu arada Libya Savcılığı, Batı Libya’daki Zliten şehrinde bir kamyonun içinde kaçak olarak bulunan büyük miktarda zehirli metil bromür tüplerinin ele geçirilmesi süreciyle ilgili kapsamlı bir soruşturma yürütüyor.

‘Kanserojen’ etkisi olan yasaklı gaz, son beş ayda ikinci, son bir yılda ise üçüncü kez ele geçirilen gaz oldu. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre resmi makamlar, karadan veya denizden bu gazın ülkeye nasıl girdiği konusunda herhangi bir açıklamada bulunmadı.