IKBY mahkumları… Bir tasfiye operasyonu mu yoksa siyasi sindirme mi?

Bölgedeki özgürlüklerin düzeyine ilişkin iddialar ve ABD’nin eleştirileri üzerine BM soruşturması talep edildi

Kürdistan bölgesinde yer alan ve federal hükümete bağlı Suse Hapishanesi (internet siteleri)
Kürdistan bölgesinde yer alan ve federal hükümete bağlı Suse Hapishanesi (internet siteleri)
TT

IKBY mahkumları… Bir tasfiye operasyonu mu yoksa siyasi sindirme mi?

Kürdistan bölgesinde yer alan ve federal hükümete bağlı Suse Hapishanesi (internet siteleri)
Kürdistan bölgesinde yer alan ve federal hükümete bağlı Suse Hapishanesi (internet siteleri)

Basim Fransis
Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nde (IKBY) hapis cezalarını çeken aktivist ve gazetecilerin temsilcileri, mahkumların ‘sistematik zehirlenme’ yoluyla hayatlarının tehlikeye girdiği iddiaları üzerine sağlık kontrolünden geçirilmesi için Birleşmiş Milletler (BM) müdahalesi talep etti. Bir Kürdistan Demokratik Partisi (KDP) üyesi ise partileri, bölgenin anayasal varlığını baltalamaya yönelik mevcut siyasi eğilimler çerçevesinde mahkumların dosyasını kullanmaya çalışmakla itham etti.
Kürt yetkililer, Bölge Koalisyon Hükümetini yöneten Mesud Barzani liderliğindeki KDP’nin nüfuz bölgelerinden olan Duhok vilayetinin Behdinan bölgesindeki protestoların ardından Ağustos 2020’de bir hareket başlatarak 80’i aşkın eylemci, gazeteci ve protestocuyu tutukladı. Ardından onlarcası serbest bırakılırken diğerleri de 1 ila 6 yıl arasında hapis cezalarına çarptırıldı. Daha sonra Bölge Yönetimi tarafından ceza indirimine karar verildi. Şu an ise yedi kişi ceza sürelerinin tamamlanmasını bekliyor.

Tasfiye ve parti müdahalesine ilişkin şüpheler
Behdinan Mahkumları temsilcisi İhan Said yaptığı açıklamada, “Erbil’de yargı ve yetişkin ıslahevlerinin işlerine yönelik parti müdahaleleri mevcut. Hapishane yönetimi yetkililerinin, tutuklulara muamele biçiminden oldukça şüpheliyiz. O kadar ki son günlerde özellikle tutuklu Şirvan Şirvani’ye yönelik karanlık bir plan ve biyolojik bir terörün varlığından şüphe ediyoruz. İlgili yerel ve uluslararası tarafları ikaz ettik, tutukluların nahoş herhangi bir duruma maruz bırakılmış olmaları halinde hükümet ile Kdp tarafından yönetilen hapishanenin idare ve güvenlik yetkililerini sorumlu tutuyoruz” ifadelerine yer verdi.
Said’in meselenin çözümüne dair sunduğu önerilerden biri şu:
“BM Misyonu ve İnsan Hakları Komisyonu ile işbirliği içerisinde bağımsız bir yüksek sağlık komitesi oluşturularak, laboratuvar testleri ile serbest bırakılanlar da dahil olmak üzere tutukluların sağlık durumlarını değerlendirmek.”
Said, avukatlara bir an önce müvekkilleriyle görüşme izni verilmesini ve hükmün hafifletilmesi kararının kapsamadığı ve gizli bir mahkeme ile haklarında 7 yıl hapis cezası verilen kişilerin serbest bırakılmasını talep ediyor.
Mahkumların ceza sürelerinin, yargı kararında öngörülen yasal süreyi aştığını belirten Said durumun, Bölge Yönetimi tarafından 32 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 331. maddesindeki koşullu serbestliğe ilişkin kanun dikkate alınarak çıkarılan yüzde 60 ceza indirimi kararına da uygun olmadığını dile getirdi.

İddiaların soruşturulmasına ilişkin kısıtlamalar
Amerikan Barış Yapıcı Ekipler Kuruluşu’nun (CPT) bir üyesi olan Muhammed Salah, Independent Arabia’ya yaptığı açıklamada “Yaklaşık 81 gazeteci ve eylemci, 2020’de tutuklanmıştı. Daha sonra bazıları yargılanmadan peş peşe serbest bırakıldı. Siyasilerin ve halkın baskıları ile insani yardım kuruluşları ve uluslararası hükümetlerin eleştirileri neticesinde Bölge Yönetimi kararıyla mahkumiyet süreleri bitmeden önce haklarında yargı kararı verilen başkaları da serbest bırakıldı. Halihazırda 7 tutuklu hapishanede. Bir kısmının önümüzdeki ay serbest bırakılması öngörülüyor, içlerinden birinin de önümüzdeki Ekim ayı sonunda mahkumiyeti bitecek. Bunların aileleri, cezaevinde kötü koşullarda bulunmalarından şikayetçi; mahkumların sistematik olarak zehirlendiklerinden yana şüphe duyduklarını dile getirdiler. Tutuklulardan birinin kardeşi bize, haftada iki öğün olmak üzere onlara sunulan yemekte garip bir tat fark ettiklerini aktardı. Biz sağlık durumları hakkında bilgi almak ve iddiaların doğruluğunu tespit etmek için defalarca ziyaret etmek istedik, ancak onay alamadık. Aynı şey diğer insani kuruluşlar ve hatta avukatları için de geçerli” dedi.

ABD’nin güçlü eleştirisi
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia kaynaklı haberine göre, ABD Dışişleri Bakanlığı, bu ayın başında Washington’da düzenlenen özel bir törenle farklı ülkelerden 10 kişi arasında Behdinan Mahkumları Savunma Ekibi Başkanı Beşdar Hasan’a da Dünya İnsan Hakları Savunucuları ödülü verdi.  
ABD’nin Bağdat Büyükelçisi, Behdinan Mahkumları Savunma Ekibi’nin kimliği belirsiz kişiler tarafından korkutma, baskı, taciz ve ölüm tehditleri aldığını dile getirdi.
Hasan ise, bölgede yargının bağımsızlığını kaybettiğini söyleyerek, geçen hafta Erbil’deki yetişkin ıslahevindeki üç mahkumla görüşmeye çalıştıktan sonra ‘herhangi bir sebep sunulmadan görüşmelerinin engellendiğini’ açıkladı.
ABD’nin Bölge Konsolosu Irvin Hicks, bölgede özgürlüklere ve gazetecilik faaliyetine yönelik baskılar konusunda yeni bir uyarıda bulundu. Konsolos, IKBY Başkanı Neçirvan Barzani’ye yakın Rudaw kanalına verdiği röportajda, “Bölgedeki özgürlüklerin durumuna ilişkin gözlemler üzerine ülkemin hükümeti ve dünya ülkelerinden birçok temsilci olarak biz, özellikle gazetecilerin tutuklanması olmak üzere insan hakları dosyasında bir gerileme görüyoruz” dedi.

Belirsiz yasalar
İnsan Hakları İzleme Örgütü, dünyada insan haklarının durumuna dair geçen ay yayınladığı yıllık raporunda bölge yetkililerini, ‘eleştirenleri hedef almak amacıyla muğlak ifadelere sahip yasaları kullanmakla’ suçladı.
Örgüt konuyu şu ifadelerle değerlendirdi:
“Geçtiğimiz Ağustos ayında, hükümeti eleştirenler tarafından çağrısı yapılan bir gösteri başlamadan önce onlarca gazeteci ve eylemci tutuklandı. Erbil Ceza Mahkemesi 2021 yılında, ciddi adil yargılama ihlalleri ve siyasi müdahalelerle gölgelenen yargılamalar neticesinde 3 gazeteci ve 2 eylemci için altı yıl hapis cezasına hükmetti. Bu, Kürdistan Bölgesinde yıllardır benimsenen bir eğilim. Nitekim adam kaçırma ve tutuklama eylemleri defalarca tekrarlandı.”

Yasalara müracaat
Bölge Hükümetinde Uluslararası Tavsiyeler Direktörü Dindar Zibari suçlamalara şu sözlerle yanıt verdi: “Tutuklama emirleri bölgede ve bir bütün olarak Irak’ta yürürlükte olan yasalara uygun olarak çıkarıldı. Soruşturmalarda ve yargılama aşamalarında bunun, gazetecilik mesleği ve sivil faaliyetle bir ilgisi olmadığı ispatlandı. Sanıklar, şeffaf adli prosedürlere göre soruşturmaya tâbi tutuldu ve mahkumların bir kısmı 2021 yılında itirafta bulunduktan sonra, 2003 tarihli 21 sayılı kanunun ilk maddesi uyarınca hüküm giydi. Geçen yılın Şubat ayında IKBY kararıyla haklarındaki cezalarda yüzde 60 indirim yapıldı.”
Zibari, birkaç gün önce, parlamento ve yargıyla işbirliği içinde, kanunları gözden geçirmek ve uluslararası yükümlülüklerin yerine getirileceğine dair güvence vermek suretiyle insan hakları koşullarını iyileştirmeye yönelik bir plan uygulanması yöneliminin haberini verdi. Ayrıca, yerel ve uluslararası insan hakları kuruluşlarının 2021 ve 2022 yılında farklı davalara ilişkin olmak üzere cezaevine 85 ziyaret gerçekleştirdiğini açıkladı.

‘Dosyayı şişirme’ güdüleri
KDP’nin önde gelen mensuplarından İmad Baclan, özgürlükler dosyası hakkında yöneltilen eleştirilere ilişkin yaptığı açıklamada, “Bölge hapishaneleri yerel ve uluslararası kuruluşlara her zaman açık olmuştur. Mahkumların tasfiyesine çalışıldığı iddiası, işledikleri suçlardan ötürü kanunların gereklerine göre yargılandıkları sürece, asılsız bir iddiadır. Koronavirüs pandemisi sırasında uygulanan katı karantina önlemlerini ihlal ettiler ve halk karşısında usulen sivil muhakemeye göre haklarında hüküm verildi. Bölge hapishanelerinde ailesi veya avukatıyla görüşmesi engellenen hiçbir mahkum yoktur” ifadelerini kullandı.
Baclan, ismini vermediği bir partiyi, ‘baskı ve para güdülü niyetler’ çerçevesinde, sadece yedi kişinin yargılanmasına ilişkin olarak bu dosyayı şişirmeye çalışmakla suçladı. Baclan’ın ifadesine göre Irak’ın geri kalan bölgelerinde 70 bin kayıp kişi var ve akıbetleri hala bilinmiyor. Hapishaneler, bazıları henüz yargılanmamış masumlarla dolu. Yüzlerce gazeteci, eylemci ve protestocu açıkça öldürüldü ve tasfiye edildi. Baclan “Keşke en azından usulen bir yargılama görseydik. Buradan da açıkça görülüyor ki bu abartma, Kürdistan varlığını her yolla baltalama gündemlerinin bir parçasıdır” dedi.
Baclan, Washington’un bölgeye yönelik eleştirilerine ise, “ABD yönetiminin açıklanan tutumu, malum. O her zaman insan hakları ve ifade özgürlüğü ilkelerinden yana. Ama bölgede bu açıdan gelinen seviyelere bakalım; Irak’ın geri kalan vilayetleri ve bazı bölge ülkeleriyle kıyaslanamaz bile. İktidara gece gündüz saldıran medya kuruluşlar var, ifade özgürlüğü alanında hiçbir şekilde hesap sorulmayan açık bir alanımız mevcut” ifadeleriyle yanıt verdi.

Çelişkili açıklamalar
Kürdistan Gazeteciler Sendikasının ortaya koyduğu bir istatistik, geçtiğimiz yıl gazetecilere yönelik ihlallerin sayısında 2001 yılına kıyasla hafif bir düşüş olduğunu gösteriyor. Buna göre tutuklama, adam kaçırma, mesleğin icrasına engel olma, hakaret, tehdit, medya kuruluşlarının kapatılması, yaralama ve basın ekipmanlarının kırılması gibi 73 farklı ihlal vakası gerçekleşti.
Bununla birlikte bağımsız Metro Basın Özgürlükleri Merkezi’nin verileri, ihlallerde bir artışı ortaya koydu. Merkez, 301 gazeteci ve medya kuruluşu hakkında 431 ihlal tespit etti; bunlar arasında 46 saldırı ve tehdit, 2 füze saldırısı, gazetecilerin evine yönelik 3 baskın, 6 elektronik saldırı, 16 zorla taahhüt alma, gazetecilere yönelik 64 yargısız tutuklama vakası bulunuyor, ayrıca gazetecilik faaliyetinin yürütülmesine dair de 195 engelleme eylemi kaydedildi.

Siyasi çekişmenin kurbanı olan hukuk
Bölge Parlamento Başkanı Reyvaz Faik yakın zamanda, gösteri yapma ve bilgiye erişim hakkına ilişkin uygun yasaların çıkarılmasına rağmen genelde uygulama sıkıntısıyla karşı karşıya kaldıklarını ifade etti.
Bir panelde konuşan Faik, “Basının durumuna ile ifade ve gösteri özgürlüğüne ilişkin tüm haberler, içerdikleri gerçekler inkâr edildiği sürece bir çözüme kavuşmayacak” değerlendirmesinde bulundu.
Daha sonra yaptığı açıklamada ise ‘sorunun yasalarda değil, yargı ve yürütme erkinde olduğunun’ altını çizdi.
Süleymaniye Valisi Heval Ebubekir ise, “Özgürlükleri savunabilecek en uygun taraf yargı erkidir, ama maalesef diğer kurumlar gibi bu kurum da siyasi çekişmelerin etkisi altında kalmıştır. Parlamento, yargı erkinin yasaları ve özgürlükleri himaye etmede etkin konumunu geri getiremezse başka hiçbir bir kurum bunu yapamaz” dedi.



ABD hesaplarındaki değişimden sonra Suriye: Kürt bileşen için yeni sürece dair bir okuma

Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
TT

ABD hesaplarındaki değişimden sonra Suriye: Kürt bileşen için yeni sürece dair bir okuma

Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)

Ömer Önhon (Türkiye'nin Suriye eski büyükelçisi)

2026 Münih Güvenlik Konferansı, “Trump dönemi” olarak adlandırılan dönemde kurallara dayalı uluslararası düzenin yeniden çizildiği, tarihi açıdan çok önemli bir anda toplandı. Münih salonlarında, Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun yanı sıra diğer üst düzey yetkililer tarafından, hızlı dönüşümlere ilişkin analizlerini ve bir sonraki aşamanın gidişatına dair öngörülerini sunan son derece önemli konuşmalar yapıldı.

Bu bağlamda, Suriye Kürt sorunu özel bir ilgi gördü. Konferansa Suriye'den katılanlar arasında Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Lideri Mazlum Abdi ve Dış İlişkiler Dairesi Eşbaşkanı İlham Ahmed yer aldı. Toplantıya Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Neçirvan Barzani de katıldı.

Suriye iç savaşı yıllarında Kürtler, Amerikan desteğinden yararlanarak ve DEAŞ'a karşı savaşta Washington ve müttefikleriyle iş birliği yaparak askeri ve siyasi olarak yeniden örgütlendiler. Birkaç yıl içinde SDG, Deyrizor ve Rakka gibi Arap nüfusun ağırlıklı olduğu bölgeler de dahil olmak üzere Suriye topraklarının neredeyse üçte birini kontrol altına aldı. Buna stratejik petrol sahaları, sınır kapıları, barajlar ve su yolları ile geniş tarım arazileri de dahildi.

Fakat bu durum, Suriye ordusunun geçen ocak ayında SDG'yi geri çekilmeye zorlayan ve ülkedeki siyasi ve askeri dengeyi yeniden kuran büyük ölçekli saldırı başlatmasıyla dramatik bir şekilde değişti. Bunun sonucunda SDG kontrol ettiği toprakların en az yüzde 80'ini, petrol sahalarından oluşan ana gelir kaynağını ve saflarındaki Arap aşiret unsurlarının desteğini kaybetti, ayrıca uzun süredir sahip olduğu koşulsuz Amerikan desteğinde de bir gerileme yaşandı.

Washington'da, Kürt lobisi ile SDG yanlısı lobi, ABD savunma kurumlarında halen eski müttefiklerine güvenen önemli bir nüfuza sahip

 Bu atılım, esasında Başkan Donald Trump'ın Şam, SDG ve Türkiye'ye yönelik politikasındaki değişimin sonucuydu; birçok gözlemci bunu Washington'un yeni bir Kürtleri terk etme bölümü olarak görüyor. Diplomatik çevrelerde dolaşan anlatılara göre ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, 30 Ocak anlaşmasıyla sonuçlanan Erbil görüşmeleri sırasında SDG Lideri Mazlum Abdi'ye, ABD'nin onlar adına askeri müdahalede bulunmayacağını ve SDG'nin yeni gerçekliğe uyum sağlaması gerektiğini bildirdi.

Bununla birlikte, Kürt lobisi ile SDG yanlısı lobi, Washington'da hâlâ önemli bir nüfuza sahip. ABD savunma kurumları içindeki eski müttefiklerine, Senatör Lindsey Graham da dahil olmak üzere kendilerine sempati duyan Kongre üyelerine ve İsrail yanlısı lobi gruplarına güveniyorlar. Bu taraflar, yönetimin yaklaşımını yeniden şekillendirmeye çalışarak, endişelerini önce Başkan Yardımcısı J.D. Vance'e, ardından da Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yakın bir çalışma ilişkisi bulunan Başkan Trump'a iletmeyi başardılar.

10 Mart'ta Şam'da imzalanan anlaşma sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri Lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)10 Mart'ta Şam'da imzalanan anlaşma sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri Lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)

Bu adımlar, Suriye meselelerini takip edenlerin uzlaşma olarak nitelendirdiği bir çözümün formüle edilmesine katkıda bulundu. 30 Ocak tarihli anlaşma, SDG'ye 4 Ocak tarihli taslakta yer alanlardan daha az, ancak 18 Ocak tarihli teklifte sunulanlardan daha fazla taviz verdi.

Münih'te, SDG temsilcileri, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Senatör Lindsey Graham ve Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul da dahil olmak üzere etkili isimlerle bir dizi üst düzey görüşme gerçekleştirdi. Cumhurbaşkanı Macron, Mazlum Abdi ve güçlerini “özgürlük savaşçıları” olarak nitelendirdi ve onlara sürekli destek çağrısında bulundu. Macron'un sözleri, Suriyeli Kürtlerin sivil ve eğitim haklarının korunması ve tam olarak tanınmasına yönelik desteğini yeniden teyit eden Avrupa Parlamentosu'nun 12 Şubat tarihli kararında da yankı buldu. Buna ek olarak Fransa, ABD ile birlikte, diplomatik sürecin önemli bir kolaylaştırıcısı olarak konumlanarak, Kürt haklarını garanti altına alırken, aynı zamanda devlet yapılarına entegrasyon ile sonuçlanacak düzenlemelerin formüle edilmesine katkıda bulundu.

Münih'teki ABD-Suriye görüşmesi, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun heyetleri ile birlikte Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ve SDG Lideri Mazlum Abdi ile bir araya gelmesi nedeniyle önemli bir sembolik ağırlık taşıyordu

Münih'teki ABD-Suriye görüşmesi, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun heyetleri ile birlikte Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ve SDG Lideri Mazlum Abdi ile bir araya gelmesi nedeniyle önemli bir sembolik ağırlık taşıyordu. Görüşmelerin içeriğine ilişkin gizliliğe rağmen, ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack X platformundan yaptığı paylaşımda, toplantının önemini vurgulayarak, bunu “bir resim bin kelimeye bedeldir... yeni bir başlangıç” olarak nitelendirdi.

SDG yetkilisi İlham Ahmed ve Mazlum Abdi'nin, birleşik bir Suriye heyetinin parçası olarak değil de bağımsız olarak orada bulunmaları da dikkat çekti. Buna rağmen, Rubio, Senato üyeleri ve Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan ile ortak toplantılara katıldılar. Abdi, uluslararası topluma kendisini pragmatik ve sorumlu bir ortak olarak sunmaya çalışarak, mutedil ve uzlaşmacı bir tavır sergiledi.

Ankara resmi bir yanıt vermese de Türk medyası Abdi'nin Münih'e gitmesine ve konferansa katılmasına izin verilmesi kararını sert bir şekilde hedef aldı. Zira Türkiye, kendisi ile devam eden temaslara rağmen, SDG'yi terör örgütü ve Kürdistan İşçi Partisi'nin (PKK) bir uzantısı olarak sınıflandırmaya devam ediyor. MİT Başkanı İbrahim Kalın'ın Münih'te bulunması da Abdi ile olası bir özel görüşme hakkında spekülasyonlara neden oldu; ancak somut kanıtların yokluğunda bu haberleri doğrulamak zor.

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Tabka'da, SDG’li bir kadın savaşçının parçalanmış heykelinin üzerine çekilen Suriye bayrağı, 18 Ocak 2026 (Reuters)Suriye'nin kuzeydoğusundaki Tabka'da, SDG’li bir kadın savaşçının parçalanmış heykelinin üzerine çekilen Suriye bayrağı, 18 Ocak 2026 (Reuters)

İlerleyen Suriye hükümet güçleri karşısında geri çekildikten ve etkisi Haseke ile Kobani (Ayn el-Arap) çevresindeki dar bölge ile sınırlı kaldıktan sonra, bir zamanlar Suriye çatışmasının en büyük kazananı olarak kabul edilen SDG, kesin bir yenilgi yaşamış gibi görünüyor. Ancak yakından bakıldığında daha karmaşık bir tablo ortaya çıkıyor. Kürtler, siyasi ve askeri bir güç olarak resmi olarak tanındı ve “Kürt bölgeleri” kavramı resmi çerçevelere dahil edildi. Haseke şu anda Kürt bir yetkili tarafından yönetiliyor ve bu da Kürt bölgesi statüsünü pekiştiriyor. Suriye Ordusu içinde, komuta yapılarını ve silahlarını koruyan eski SDG savaşçılarından dört tugay oluşturuldu ve Derik, Kamışlı, Haseke ve Kobani dahil olmak üzere ağırlıklı olarak Kürt bölgelerinde konuşlandırıldı.

Kurumsal düzeyde, Kürtçe ulusal dil olarak tanındı ve Kürt toplumu eğitim alanında ayrıcalıklar elde etti. Bu düzenleme, etnik bütünlük ve birleşik ve coğrafi olarak bitişik bir Kürt bölgesinin yokluğu açısından Suriye'nin koşullarındaki temel farklılıkla birlikte Irak'taki modele benziyor.

İlerleyen Suriye hükümet güçleri karşısında geri çekildikten ve etkisi Haseke ile Kobani (Ayn el-Arap) çevresindeki dar bir bölge ile sınırlı kaldıktan sonra, bir zamanlar Suriye çatışmasının en büyük kazananı olarak kabul edilen SDG, kesin bir yenilgi yaşamış gibi görünüyor

Suriye çatışmasında kilit bir oyuncu olan Türkiye, savaş sırasında Suriye'deki uzun süreli güç boşluğunun sonuçlarını deneyimledikten sonra, sınırlarını ve topraklarını terör örgütlerinden ve yetkisiz yabancı aktörlerden koruyabilecek merkezi bir hükümete dayalı istikrarlı ve güvenli bir Suriye devleti istiyor.

Gerçekten de Türkiye'nin Şam üzerindeki etkisi olmasaydı, SDG nihayetinde üzerinde anlaşılanlardan çok daha elverişli şartlar elde ederdi. Ankara, başından beri bu güçlerin tamamen dağıtılması ve silahsızlandırılması konusunda ısrar etti ve Türk yetkililer, saflarındaki Suriyeli olmayan savaşçıların ayrılmalarını talep etti. SDG üyelerinin Suriye ordusuna entegre edilmesi ilkesini, bunun birleşik askeri birlikler şeklinde değil, bireysel olması şartıyla kabul etti.

 Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Münih Güvenlik Konferansı sırasında düzenlenen E-3 toplantısının başlangıcında bir arada, Münih, 13 Şubat 2026 (AFP) Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Münih Güvenlik Konferansı sırasında düzenlenen E-3 toplantısının başlangıcında bir arada, Münih, 13 Şubat 2026 (AFP)

Bu koşullar arasında, yaklaşık 1000 Suriyeli olmayan savaşçının Suriye topraklarından Kuzey Irak'a çekilmesi, şimdiye kadar uygulanan tek somut adım olarak öne çıkıyor. Buna rağmen Ankara, bu aşamada bu konu ile ilgili açıkça gerilimi artırmaktan veya önemli bir baskı uygulamaktan kaçındı. Zira Türk yönetimi, Türkiye içindeki Kürt taraflarla devam eden barış süreci ışığında, Suriye'deki politikalarını, özellikle SDG ve genel olarak Kürt meselesini ele alma şeklinin iç siyasi sonuçlarıyla dengelemeye çalışıyor.

Buna binaen, Suriye dosyası, Türkiye'nin ulusal güvenlik denkleminde temel bir unsur ve özellikle 2027 seçimlerinin yaklaşmasıyla birlikte iç politikada önemli bir faktör haline geldi. Zira iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), barış sürecinde ilerleme kaydederek Kürt seçmen tabanını genişletmeyi hedefliyor.

Sonraki adımlar büyük ölçüde Şam ile SDG arasındaki anlaşmaların nasıl uygulanacağına bağlı olacak; ancak anlaşmaların şartlarına dair yorumlarda devam eden farklılıklar var ve SDG Lideri Mazlum Abdi bu farklılıkları, özde değil, terminolojide bir anlaşmazlık olarak nitelendirdi. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre cevap bulmamış bir diğer soru ise bu düzenlemelerin beklenen Suriye anayasasına dahil edilip edilemeyeceği ve eğer edilecekse hangi biçimde olacağıdır. Mazlum Abdi ve İlham Ahmed, Kürtlerin eğitim ve kültür haklarıyla ilgili 13 sayılı kararnamenin anayasaya dahil edilmesi çağrısında bulundular. Abdi ayrıca özerk yönetimin Suriye devlet kurumlarına entegre edilmesi gerektiğini vurguladı.

Suriye sorunu, Türkiye'nin ulusal güvenlik denkleminde temel bir unsur ve iç politikasında önemli bir faktör haline geldi

 Ancak Abdi'nin son zamanlarda Suriye, Türkiye, Irak ve İran’daki “Kürdistan'ın dört parçası” ifadesine yaptığı atıflar ve Kürtlerin ortak bir siyasi otorite altında birleşmesi çağrısı, Ankara'da ve başka yerlerde mevcut endişeleri derinleştiriyor.

Suriye içinde, Sünni Arap çoğunluğun ve diğer grupların -Dürziler, Aleviler, Türkmenler ve Hristiyanlar- Kürtlere verilen ayrıcalıklara verdiği tepki, potansiyel gerilimlere işaret ediyor. Güneyde, geniş çaplı çatışmaların yerini kırılgan bir sakinliğin aldığı Dürziler arasında temkinli bir huzursuzluk hakimken, liderleri Şam'ın Kürt meselesini nasıl ele alacağını yakından takip ediyor. Kuzey ve güney Suriye arasında komşu ülkelerin pozisyonlarında temel bir farklılık bulunuyor. Kuzeyde Türkiye, Şam'ı SDG’ye karşı desteklerken, güneyde İsrail, Şam'a karşı olan Dürzi gruplara destek verdi.

Şam'ın karşı karşıya olduğu en büyük meydan okuma, savaşın harap ettiği bir ülkenin yeniden inşası ve zor durumdaki bir ekonominin canlandırılmasıdır; ne var ki azınlıkların şikayetleri ele alınmadan ve çözülmemiş siyasi anlaşmazlıklar giderilmeden bu yolda ilerlenemez. Bu hassas denklem, Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara için önemli bir sınav teşkil edecek; zira kendisi iç güçler, azınlıklarla ilişkiler ve dış güçlerin çatışan çıkarları arasında dengeyi aynı anda yönetme göreviyle karşı karşıyadır.


Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
TT

Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, İsrail'in dün gece karadan ve denizden Sayda (Sidon) bölgesini ve Bekaa Vadisi'ndeki kasabaları hedef alan saldırılarını şiddetle kınayarak, "Bu saldırıların devam etmesi, Lübnan'ın başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere dost ülkelerle istikrarı sağlamak ve İsrail'in Lübnan'a yönelik düşmanlıklarını durdurmak için yürüttüğü diplomatik çabaları ve girişimleri engellemeyi amaçlayan açık bir saldırganlık eylemidir" dedi.

Ulusal Haber Ajansı, Avn'un şu sözlerini aktardı: "Bu baskınlar, Lübnan'ın egemenliğinin yeni bir ihlalini ve uluslararası yükümlülüklerin açık bir şekilde çiğnenmesini temsil ediyor ve uluslararası toplumun iradesine, özellikle de Birleşmiş Milletler'in 1701 sayılı Kararına tam uyulmasını ve tüm hükümlerinin uygulanmasını öngören kararlarına karşı bir saygısızlığı yansıtıyor."

Bölgede istikrarı destekleyen ülkelere, "Lübnan'ın egemenliğini, güvenliğini ve toprak bütünlüğünü korumak ve bölgeyi daha fazla gerilim ve gerginlikten kurtarmak için saldırıları derhal durdurma ve uluslararası kararlara saygı gösterilmesi yönündeki sorumluluklarını üstlenmeleri" çağrısını yineledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre İsrail ordusunun Lübnan'ın doğusundaki Hizbullah komuta merkezlerini hedef aldığını söylediği baskınlarda en az 6 kişi öldü ve 25 kişi de yaralandı.


"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
TT

"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)

Washington, önceki gün Barış Konseyi'nin resmi açılışına tanık oldu. Bu hamleyi ABD Başkanı Donald Trump, kendisini bir barış başkanı olarak tanıtarak ve mesajını öncelikle Amerikan kamuoyuna yönelterek siyasi söyleminin merkezine yerleştirdi. Amerika Birleşik Devletleri artık dış politika dosyalarının iç mücadelenin bir parçası haline geldiği ve her diplomatik hamlenin seçmenler önünde Amerikan rolünün imajının yeni bir sınavı olduğu bir seçim yılına giriyor.

İran ile gerginliğin artmasıyla birlikte bölgedeki büyük askeri yığılma göz önüne alındığında şu soru gündeme geliyor: "İran'a önümüzdeki iki hafta içinde askeri bir saldırı düzenlenmesi durumunda Gazze ile ilgili müzakere edilen iyimser planlar nasıl gerçekçi olabilir?"

Öte yandan, "Gazze Şeridi Yönetimi Ulusal Komitesi"nin geçen akşam Geçici Polis Gücü'nde iş başvurularının alınmaya başlanacağını duyurmasının hemen ardından, Gazze'deki gençler başvurularını yapmak için yarışa girdiler.