Sudan: Protestolarda öldürülen bir güvenlik görevlisinin ailesi ‘kan hakkından’ feragat etti

21 Şubat'ta Hartum'da sivil yönetim çağrısı yapan protestolardan (AP)
21 Şubat'ta Hartum'da sivil yönetim çağrısı yapan protestolardan (AP)
TT

Sudan: Protestolarda öldürülen bir güvenlik görevlisinin ailesi ‘kan hakkından’ feragat etti

21 Şubat'ta Hartum'da sivil yönetim çağrısı yapan protestolardan (AP)
21 Şubat'ta Hartum'da sivil yönetim çağrısı yapan protestolardan (AP)

Martha'nın, uydurma olduğunu düşündüğü suçlamalarla bir yıldır hapiste olan oğlu Michael James için çok fazla ağlamaktan gözleri solgun görünüyordu. Martha'nın görme yeteneği zayıfladı ve ilacını alacak kimseyi bulamadı. Said Ebu el-Azaim, aynı suçtan hüküm giyen kardeşi Sivar ez-Zeheb'in maruz kaldığı vahşi işkenceden şikayetçi oldu. Sanık Halid'in kız kardeşi Ranya Memun Hader'e gelince, o, babasının ölümünden sonra aileyi geçimini sağlayacak kimse olmadan bırakan erkek kardeşinin masumiyetine inanıyor.
Sekiz sanığın avukatları, halk protestoları dalgası sırasında bir güvenlik görevlisinin öldürülmesi olayını doğruladı. İddianamenin sanıkları, mahkûmiyete sebebiyet verecek maddi delil olmaması nedeniyle çöken davanın “tamamlanmış ve esastan yoksun” olduğunu belirtti. Özellikle kan sahipleri davadan çekilip, kan hakkından feragat ettiğini ilan ettikten sonra dava çöktü.
Dava, Sudan Geçici Egemenlik Konseyi'nin şu açıklaması ile başladı: “Askeri İstihbarat'ta çavuş rütbesine sahip bir asker, cumhurbaşkanlığı sarayı yakınında göstericiler tarafından atılan taşlarla öldürüldü ve vücudu parçalandı. Bu olay, sivil yönetimin geri getirilmesi ve askeri otoritenin kaldırılması talebiyle 8 Mart 2022'de cumhurbaşkanlığı sarayına doğru ilerleyen protestolarda yaşandı. Birkaç gün sonra askeri istihbarat gücü, bu protestoları düzenleyen "direniş komitelerinin" üyesi olan 20 göstericiyi gözaltına aldı. Bunlardan 12'si peş peşe serbest bırakılırken, 8'i hakkında Askeri İstihbarat Teşkilatı Astsubay Mirgani el-Cili'yi öldürmek suçundan Ceza Kanunu'nun 130. Maddesine göre dava açıldı.”
Yaklaşık bir yıldır cezaevinde bulunan sekiz sanık, başkent Hartum'un "Doğu Deyyum" bölgesindeki direniş komitelerinin etkili üyeleri arasında yer alıyor. Bunlar: Halid Memun Hader, Hamza Salih, Mahcub İsmail, Şerafeddin Ebu el-Mecd, Sivar ez-Zeheb Ebu el-Azaim, Michael James, Kasım Hasib ve avcılıkla meşhur Hüsam Mansur.
3 Ekim'de duruşma başladığında okunan iddianamede, göstericilerin hareketini izlemek ve takip etmekle görevli olan kurbanın acımasızca dövüldüğü ve tecavüze uğradığı ifade edildi. İddianameye göre sanıklar, biber gazının bitmesinin ardından güvenlik gücünün üzerine atlayarak sopa ve taşlarla dövdüler. Mahkemede sanıklardan dördü, suçu işlediklerine dair itirafta bulunmaya zorlanmak için dövüldükleri ve işkence gördüklerini iddia etti. Mahkeme, bu kişilerin işkence iddialarını doğrulamak için onları bir doktora sevk etti.
Savunma avukatları ise adli tıp doktorunun ifadesinin mahkemenin tecavüz suçlamasını reddettiğini söyledi. "Darfur 24" kanalının aktardığına göre heyet üyelerinden avukat Rana Abdulgaffar, "İnceledikleri adli tıp raporunun sanıklara yöneltilen suçlamaları doğrulayan hiçbir bilgi içermediğini" belirtti.
Davanın ana tanığı Cad el-Kerim Cuma, soruşturma sırasında ifadesini geri aldı. Sanıklar aleyhine zorla "yalancı şahitlik" yapması için acımasızca işkence gördüğünü söyledi. Avukat Rehab el-Mubarek'e göre tanık mahkemeye yaptığı açıklamada, Askeri İstihbarat tarafından bir aydır gözaltında tutulduğunu ve gözaltı sırasında “hücrenin” uyumaması için suyla doldurulduğunu ve sanık aleyhine ifade vermesinin istendiğini söyledi. Daha önceki bir davayla ilgili şantaj yapılarak sanık olmakla tehdit edildi ve “gey” olmakla suçlandığı raporların iş birliği yapmaması halinde ailesine verileceği ifade edildi. Bu nedenle, hayatı ve serbest bırakılması konusundaki endişesi sebebiyle şahitliği kabul ettiğini belirtti.
13 Şubat'taki oturumda hazır bulunan maktulün ailesi, maktulün eşi ve erkek kardeşinden oluşan "kan sahipleri", "özel hak"tan feragat ettiklerini ve mahkemeden çekildiklerini açıklayınca, mahkeme heyeti ve mahkemedeki avukatlar şaşırdılar. Avukat El-Mubarak bu durumla ilgili şunları söyledi: “Maktulün ailesinin mahkemeden geri çekilmesi, duruşmayı takip etmeleri ve tanıkların dinlenmeleri sonucunda sekiz sanığın suçsuz olduğunu ve Mirghani'nin öldürülmesi davasıyla hiçbir ilgilerinin olmadığını düşünmelerinden ileri geliyor. Sanıkların beraat etmesini bekliyorum.”
"Askeri yargı" tarafından temsil edilen suçlama makamı yeni tanıklar çıkaramadı ve geçen pazartesi günkü oturumda mahkemeden tanıkların mahkeme huzuruna çıkarılması için karar vermesi istendi. Eğer onları bilgilendirmezse, bir sonraki celseden muaf olurlar. Aynı zamanda, iddia makamı ve yasa "askeri yargıya" suçlamayı temsil etme yetkisi vermesine rağmen, mahkemeden "asıl hakkın sahibi" olarak mahkeme huzuruna çıkması için "cumhuriyet savcılığına" bildirimde bulunulmasını istedi.
Duruşmanın ardından sanık James Michael'ın annesi Martha, oğlunun tutukluluğu nedeniyle yaşadığı acıyı ve kederi Şarku’l Avsat’a anlattı: “İnsanlar bana oğlumuzun tutuklandığını söylediler. Gözlerim ağrıyana kadar onun için ağladım. Bende ilaç parası yok, bu yüzden aileden sorumlu olan kişi masum olan ‘sanık’ oğlumdu. Ben de tahliyesini talep ettim.”
Tıpkı Martha gibi, protestolarda yaralanan sanıkların kardeşi Sivar ed-Dihab Ebu al-Azim Abdulhay, kardeşinin 29 Mart 2022'de vahşice tutuklandığını söyledi. Abdulhay sözlerine şöyle devam etti: "Büyük bir askeri istihbarat gücü eve saldırdı, mahremiyeti ihlal etti, kapıları kırdı ve sanki savaştaymış gibi havaya ateş açtı. Bize saldıran güç bütün bir bölgeyi özgürleştirmeye yeter.”
Sanığın savunma ekibinden olan Avukat Haşim Beşir el-Cali, Şarku’l Avsat'a suçlamanın "sanığı mahkûm edecek kanıt sağlamadığını" ve 19 tanığın dinlendiğini ancak ifadelerin iddianameye yardım etmediğini söyledi. Cali, “Son celsede suçlama, pazartesi günkü celse için şahitleri açıklamak veya onlardan vazgeçmek için son bir şans istedi ve mahkeme bu isteği kabul etti. Kan sahiplerinin ceza davasında özel haklarından feragat etmesi sanıkların masumiyetinin bir işaretidir. Bu dava "kamu hakkı" kapsamında devam edecek. Önümüzdeki celsede diğer tanıkları da dinlemeyi bekliyoruz ve eğer getirilmezlerse, dava kapanacak, sanıkların kendilerine atfedilen suçla ilgili sorgulama aşamasına geçeceğiz.” dedi.
Buna karşılık, Halid Memun Hader'in kız kardeşi "Amani" nispeten dirençli görünüyordu ve erkek kardeşinin suçlanmasını "temelsiz" olarak nitelendirdi. Amani “Allah’ın adaletini bekliyoruz, çünkü sadece kardeşimin değil, tüm sanıkların masumiyetine inanıyoruz. Halid bizim en büyüğümüz ve babamızın ölümünden sonra bizden sorumlu kişi. O gözaltındayken tam bir yıl geçti, bu süre zarfında aşağılayıcı denetimler nedeniyle çok acı çektik ve zulmü tattık. Annem de oğlunun durumuna üzülmesine rağmen bize dayatılan gerçeklerle cesaretle yüzleşti.” dedi.
Askeri İstihbarata bağlı bir çavuşu öldürmekle suçlanan sanıkları savunan avukatlardan Mutaz el-Medeni, adaletin sağlanmasına yönelik prosedürleri şiddetle eleştirdi: “Tutuklama Askeri İstihbarat tarafından, soruşturma Askeri İstihbarat tarafından ve yine hapis cezası Askeri İstihbarat tarafından kararlaştırıldı. Bu şartlarda adil bir soruşturma yapılamaz.”
25 Ekim 2021 darbesinden beri sivil yönetim çağrısı yapan protestolar durmadı. Ancak, güvenlik yetkilileri protestoculara karşı orantısız güç kullandı. 124 barışçıl protestocunun öldürüldüğü protestolarda, göz yaşartıcı gaz ve gerçek mermiler kullanıldı.



Lübnan Cumhurbaşkanı Avn, “ateşkes plus” formülünü ve düşmanlığa son vermeyi gündeme taşırken barış ise ertelendi

Sivil Savunma görevlileri, salı günü Lübnan'ın güneyinde İsrail saldırısında hayatını kaybeden iki meslektaşlarının tabutlarını taşıyor (EPA)
Sivil Savunma görevlileri, salı günü Lübnan'ın güneyinde İsrail saldırısında hayatını kaybeden iki meslektaşlarının tabutlarını taşıyor (EPA)
TT

Lübnan Cumhurbaşkanı Avn, “ateşkes plus” formülünü ve düşmanlığa son vermeyi gündeme taşırken barış ise ertelendi

Sivil Savunma görevlileri, salı günü Lübnan'ın güneyinde İsrail saldırısında hayatını kaybeden iki meslektaşlarının tabutlarını taşıyor (EPA)
Sivil Savunma görevlileri, salı günü Lübnan'ın güneyinde İsrail saldırısında hayatını kaybeden iki meslektaşlarının tabutlarını taşıyor (EPA)

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, ‘ateşkes plus’ formülünü bugün Washington'da başlayıp yarın da sürecek olan İsrail ile müzakerelere taşıyor. Lübnan bu müzakerelere, İsrail ile barış anlaşması ya da normalleşmeyle sonuçlanmayacağı net bir tutumla katılıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan resmi bir kaynak, Cumhurbaşkanı Avn'ın müzakerelere yalnızca güvenlik prosedürleri ve düzenlemeleriyle sınırlı bir süreç gözüyle baktığını belirtti. Kaynağa göre bu süreç nihai olarak, 1949 yılında imzalanan ateşkes anlaşmasına benzeyen, ancak bazı yetkililerin ‘ateşkes plus’ olarak tanımladığı geliştirilmiş bir formüle ulaşmayı amaçlıyor. Kaynak, Lübnan'ın müzakerelerden beklentisinin henüz olgunlaşmamış bir Arap sürecine bağlı bir barış anlaşması değil, düşmanlık halinin sona erdirilmesi olduğunu vurguladı.

Kaynak, ateşkesi durdurmayacağı anlaşılan İsrail engelinin yanı sıra bir diğer engelin Lübnan’ın içinden kaynaklandığına, bunun da iletişim kurulamayan Hizbullah olduğuna dikkati çekti. Washington'ın ateşkesin ilan edilmesi halinde Hizbullah'ın buna uyacağına dair güvencelere ilişkin Lübnan talebine soru işaretleriyle yanıt verdiğini aktaran kaynak, Cumhurbaşkanı Avn'ın bu konuda Hizbullah'a sorular ilettiğini, ancak herhangi bir yanıt alamadığını da ortaya koydu.


Lübnan ile İsrail arasındaki üçüncü tur görüşmeler bugün Washington’da yapılacak

Güney Lübnan’daki Deyr ez-Zehrani köyünü hedef alan İsrail hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)
Güney Lübnan’daki Deyr ez-Zehrani köyünü hedef alan İsrail hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)
TT

Lübnan ile İsrail arasındaki üçüncü tur görüşmeler bugün Washington’da yapılacak

Güney Lübnan’daki Deyr ez-Zehrani köyünü hedef alan İsrail hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)
Güney Lübnan’daki Deyr ez-Zehrani köyünü hedef alan İsrail hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)

Lübnan ve İsrail bugün Washington’da yeni bir barış görüşmeleri sürecine başlıyor. Görüşmeler, yürürlükte olan ancak süresinin sonuna yaklaşan ateşkesin devam ettiği bir dönemde gerçekleştiriliyor. Süreç, İsrail’in düzenlediği hava saldırılarında yüzlerce kişinin hayatını kaybettiği bir ortamda ilerliyor.

Müzakerelerin arifesinde Lübnan Sağlık Bakanlığı dün İsrail’in hava saldırılarını yoğunlaştırması sonucu 22 kişinin hayatını kaybettiğini, bunlar arasında sekiz çocuğun da bulunduğunu açıkladı.

Lübnan Ulusal Haber Ajansı (NNA) ise İsrail saldırılarının ülkenin güneyi ve doğusunda yaklaşık 40 hedefi vurduğunu bildirdi.

Lübnan ile İsrail arasındaki son görüşme 23 Nisan’da Beyaz Saray’da gerçekleşmişti. O görüşmede ABD Başkanı Donald Trump, ateşkesin üç hafta daha uzatıldığını açıklamış ve tarihi bir anlaşmaya varılacağına dair iyimserlik dile getirmişti.

Trump, o dönemde yaptığı açıklamada, ateşkes süresi içinde İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn’ı Washington’da ağırlayarak taraflar arasında ilk ‘tarihi zirvenin’ yapılabileceğini öngörmüştü.

Ancak söz konusu zirve gerçekleşmedi. Avn, böyle sembolik bir toplantıdan önce güvenlik anlaşmasına varılması ve İsrail saldırılarının durdurulması gerektiğini ifade etti.

Ateşkes daha sonra pazar gününe kadar uzatıldı. 17 Nisan’da yürürlüğe girdiğinden bu yana İsrail saldırılarında 400’den fazla kişinin hayatını kaybettiği, bu verinin AFP tarafından Lübnan makamlarına dayandırılarak aktarıldığı bildirildi.

İsrail ise İran destekli Hizbullah hedeflerine yönelik saldırılarını ateşkes sürecine rağmen sürdüreceğini açıkladı.

Netanyahu, geçen hafta Beyrut’un merkezine düzenlenen ve Hizbullah’ın üst düzey bir komutanının öldüğü hava saldırısının ardından yaptığı açıklamada, “Düşmanlarımıza açıkça söylüyorum: Hiçbir teröristin dokunulmazlığı yoktur. İsrail’i tehdit eden herkes bedelini ödeyecektir” ifadelerini kullandı.

Lübnan ateşkesin kalıcı hale getirilmesi için çaba gösteriyor

Lübnanlı bir yetkili, kimliğinin açıklanmaması koşuluyla AFP’ye yaptığı açıklamada, ülkesinin Washington’daki görüşmeler sırasında ateşkesi ‘güçlendirmeye ve kalıcı hale getirmeye’ çalışacağını söyledi. Yetkili, en önemli önceliğin ‘ölüm ve yıkımın sona erdirilmesi’ olduğunu vurguladı.

Öte yandan İran, Lübnan’da kalıcı bir ateşkes sağlanmadan daha geniş çaplı çatışmanın sona erdirilmesine yönelik herhangi bir anlaşmaya karşı çıkarak kalıcı ateşkes çağrısında bulundu. Bu tutumun, Trump’ın kendi şartlarına uygun bir anlaşma yapılması yönündeki taleplerinin kabul edilmemesi nedeniyle rahatsızlık yarattığı belirtildi.

Hizbullah üzerindeki baskı

Lübnan’da savaşın başlamasından bu yana Lübnan Sağlık Bakanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre en az 2 bin 896 kişi hayatını kaybetti, 8 bin 824 kişi ise yaralandı.

Söz konusu kayıplar arasında, Hizbullah tarafından yapılan açıklamalara göre, İsrail saldırılarında ölen örgüt mensupları da bulunuyor.

İsrail’in, Şii nüfusun yoğun olduğu bölgeleri, özellikle de Beyrut’un güneyindeki banliyöleri hedef aldığı; ayrıca güney bölgelerde kara operasyonları gerçekleştirdiği bildirildi.

ABD ise Lübnan’ın tüm toprakları üzerinde egemenliğini korumasına yönelik çağrıları desteklediğini belirtirken, aynı zamanda Hizbullah’a karşı adım atılması için Beyrut yönetimine sık sık baskı uyguladı.

ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, ‘kapsamlı barışın, Lübnan devlet otoritesinin tamamen yeniden tesis edilmesine ve Hizbullah’ın tamamen silahsızlandırılmasına bağlı olduğu’ ifade edildi.

Açıklamada ayrıca, bu görüşmelerin son yirmi yıldır izlenen ve ‘devlet dışı silahlı grupların kökleşmesine, kendilerini finanse etmelerine, Lübnan devlet otoritesini zayıflatmalarına ve İsrail’in kuzey sınırını tehdit etmelerine yol açan başarısız yaklaşımı kırmayı amaçladığı’ belirtildi.

Bu tur, diplomatik ilişkisi bulunmayan iki taraf arasında gerçekleştirilecek üçüncü müzakere turu olacak.

Üçüncü tura kimler katılıyor?

Lübnan ile İsrail arasında daha önce Beyaz Saray’da düzenlenen son oturumun aksine ya da ilk turdan farklı olarak, bu kez ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve ABD Başkanı Donald Trump görüşmelere katılmayacak.

İki gün sürecek ve ABD Dışişleri Bakanlığı binasında yapılacak toplantılarda ABD tarafında arabulucu olarak İsrail ve Lübnan büyükelçileri yer alacak. Bunlar arasında, Evanjelik bir papaz geçmişine sahip ve İsrail’in bölgesel hedeflerine güçlü desteğiyle bilinen Mike Huckabee, Lübnan doğumlu iş insanı ve Trump’ın golf arkadaşı olan Michel Issa ve Marco Rubio’ya yakın bir isim olarak bilinen Mike Needham bulunuyor.

Lübnan tarafını ise Lübnan’ın egemenliğini güçlü şekilde savunan deneyimli hukukçu ve diplomat Simon Karam temsil edecek. Karam aynı zamanda Lübnan’ın Washington Büyükelçisi olarak görev yapıyor.

İsrail heyetinde ise Washington Büyükelçisi Yechiel Leiter yer alacak. Leiter’in, Netanyahu’ya yakın bir isim olduğu ve işgal altındaki Batı Şeria’daki yerleşimci hareketiyle güçlü bağlara sahip olduğu belirtildi.


Suçlamalar ve askeri yığınak... Sudan ve Etiyopya bir çatışmanın eşiğinde mi?

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan ve Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, daha önce Hartum’da gerçekleşen bir görüşmede (Etiyopya Başbakanlık Ofisi)
Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan ve Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, daha önce Hartum’da gerçekleşen bir görüşmede (Etiyopya Başbakanlık Ofisi)
TT

Suçlamalar ve askeri yığınak... Sudan ve Etiyopya bir çatışmanın eşiğinde mi?

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan ve Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, daha önce Hartum’da gerçekleşen bir görüşmede (Etiyopya Başbakanlık Ofisi)
Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan ve Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, daha önce Hartum’da gerçekleşen bir görüşmede (Etiyopya Başbakanlık Ofisi)

Sudan ile Etiyopya arasındaki ilişkiler, silahlı gruplara destek verilmesi ve insansız hava araçlarıyla (İHA) saldırılar düzenlenmesi yönündeki karşılıklı suçlamaların ardından benzeri görülmemiş bir gerilim sürecine girdi. Ortak sınır hattında yaşanan askeri hareketlilik ise krizin bölgesel çapta açık bir çatışmaya dönüşebileceği yönündeki endişeleri artırıyor.

Bu gerilim, Sudan’ın, ordu ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasında süren savaş nedeniyle son derece karmaşık bir iç krizden geçtiği dönemde yaşanıyor. Söz konusu durum, Hartum yönetiminin yeni bir dış krizle başa çıkma kapasitesine ilişkin soru işaretlerini gündeme getirirken, karşılıklı suçlamaların siyasi ve güvenlik boyutunda mı kalacağı yoksa doğrudan askeri çatışmaya mı dönüşeceği tartışılıyor.

Gözler, Afrika Boynuzu uzmanı Cameron Hudson’ın değerlendirmelerine çevrilmiş durumda. Hudson, Sudan ile Etiyopya arasındaki diplomatik ilişkilerin kötüleştiğine ve Hartum’un ortak sınır yakınında askeri güç yığınağı yaptığına dikkat çekti. Bu değerlendirme, Sudan ordusunun birkaç gün önce Addis Ababa yönetimini Sudan’a yönelik düşmanca faaliyetlere karışmakla suçlamasının ardından geldi. Sudan ordusu ayrıca, Etiyopya’daki Bahir Dar Havalimanı’nın, HDK’ye ait İHA’ların kalkış noktası olarak kullanılmasına izin verildiğini öne sürdü.

Hudson, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı paylaşımda, Sudan’ın ‘Etiyopya ile diplomatik ilişkilerini kestiğini ve sınır bölgesine yeni askeri birlikler sevk ettiğini’ öne sürdü. Hudson, iki ülke arasındaki tarihsel gerilimin daha geniş çaplı bir çatışmaya dönüşme ihtimalinden duyduğu endişeyi dile getirirken, Sudan’ın 2023’ten bu yana devam eden iç savaş nedeniyle son derece hassas bir süreçten geçtiğine dikkat çekti. Sudan tarafından diplomatik ilişkilerin tamamen kesildiğine dair resmî bir açıklama yapılmamış olsa da Hartum yönetimi Etiyopya Büyükelçisi’ni geri çağırdı. Bu adım, Sudan ordusunun Etiyopya ve Birleşik Arap Emirlikleri’ni (BAE), Hartum Havalimanı ve diğer noktaları hedef alan İHA saldırılarına karışmakla suçlamasının ardından geldi.

Sudan ordusu geçen hafta yaptığı açıklamada, son saldırıların Etiyopya’daki Bahir Dar Havalimanı’ndan başlatıldığını öne sürerken, Addis Ababa yönetimi bu suçlamaları kesin bir dille reddederek ‘hiçbir temele dayanmadığını’ savundu.

Bu gelişmeler, Reuters tarafından aylar önce yayımlanan bir araştırma dosyasının ardından gündeme geldi. Söz konusu haberde, Etiyopya’nın Sudan sınırındaki Benishangul-Gumuz bölgesinde, HDK mensubu binlerce savaşçının eğitildiği gizli bir kamp bulunduğu iddia edilmişti. Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre bu bilgiler saha kaynakları ve uydu görüntülerinden elde edildi.

Haberde ayrıca bu kampın, Sudan’daki savaşın bölgesel boyuta taşındığının göstergesi olduğu değerlendirmesi yapılırken, Etiyopya makamları konuya ilişkin resmî bir açıklama yapmadı. Aynı bağlamda, Yale Üniversitesi bünyesindeki İnsani Araştırmalar Laboratuvarı tarafından yayımlanan bir raporda da,geçtiğimiz nisan ayında Asosa kentindeki bir askeri üste HDK lehine Etiyopya kaynaklı askeri destek işaretlerinin tespit edildiği belirtildi.

Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) Komutanı Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu (Hamideti) ile Aralık 2023’te Addis Ababa’da bir araya geldi. (X)Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) Komutanı Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu (Hamideti) ile Aralık 2023’te Addis Ababa’da bir araya geldi. (X)

Etiyopya ise suçlamalara karşılık vererek, Sudan’ın Tigray bölgesindeki hükümet karşıtı grupları desteklediğini ve Etiyopya’nın toprak bütünlüğünü ihlal ettiğini öne sürdü. Etiyopya Dışişleri Bakanlığı ayrıca Hartum yönetimini, HDK ile yürütülen savaşta bazı Tigraylı isyancıları kullanmakla suçladı. Bakanlık, iki ülke arasındaki ilişkileri koruma amacıyla bu iddiaları daha önce kamuoyuna açıklamaktan kaçındığını belirtti.

Mevcut gerilim, iki ülke arasında uzun yıllardır süregelen karşılıklı güvensizlik ve örtülü çatışma geçmişine dayanıyor. Etiyopya, farklı dönemlerde Sudanlı muhalif gruplara ev sahipliği yaparken, özellikle Sudan Halk Kurtuluş Hareketi lideri John Garang ile Sudanlı taraflar arasındaki arabuluculuk süreçlerinde de siyasi rol üstlendi. Sudan’daki mevcut savaşın başlamasının ardından Addis Ababa yönetimi, Korgeneral Muhammed Hamdan Dagalu (Hamideti) liderliğindeki HDK heyetini ağırlarken, eski Sudan Başbakanı Abdullah Hamduk öncülüğündeki Sivil Demokratik Güçler Koordinasyonu (Tekaddum) da dahil olmak üzere Sudanlı sivil muhalif grupların toplantılarına ev sahipliği yaptı.

Öte yandan Sudan da geçmişte Etiyopya’nın iç çatışmalarında etkili roller üstlendi. Sudanlı İslamcı lider Hasan et-Turabi, geçmişte verdiği röportajlarda Etiyopyalı isyancıların Addis Ababa’ya Etiyopyalılar tarafından kullanılan Sudan tanklarıyla girdiklerini söylemişti. Sudan Ulusal Güvenlik Eski Danışmanı el-Fatih Urve ise 1991 yılında Mengistu Haile Mariam rejiminin devrilmesinin ardından, Etiyopya eski Devlet Başkanı Meles Zenawi’yi Hartum’dan Addis Ababa’ya taşıyan uçağı kendisinin kullandığını açıklamıştı.

Ancak iki ülke arasındaki ilişkiler, 1995 yılında dönemin Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek’e yönelik Addis Ababa’daki suikast girişiminin ardından ciddi bir gerilim sürecine girdi. Mübarek, o dönemde Afrika Birliği (AfB) zirvesine katılmak üzere Etiyopya’da bulunuyordu. Etiyopya ve Mısır, Sudan eski Cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir yönetimini ve Ulusal İslam Cephesi hareketini saldırıya karışmakla suçlamış, Hartum yönetimi ise bu iddiaları reddetmişti. İki ülke arasındaki gerilimin önemli başlıklarından biri de Sudan’ın doğusundaki el-Faşka sınır bölgesi olmaya devam etti. Sudan ordusu, 2020 yılının sonunda bölgede yeniden konuşlanarak uzun yıllardır Etiyopyalı grupların kontrolünde bulunan bazı alanları geri aldı. Addis Ababa yönetimi ise bu hamleyi, Etiyopya’nın Tigray bölgesindeki savaşla meşgul olmasının fırsata çevrilmesi olarak değerlendirdi.

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan ve Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, Port Sudan’da daha önceki bir görüşmede (Sudan Egemenlik Konseyi)Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan ve Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, Port Sudan’da daha önceki bir görüşmede (Sudan Egemenlik Konseyi)

Mevcut gerilim ortamında temel sorulardan biri, karşılıklı suçlamaların doğrudan bir savaşa dönüşüp dönüşmeyeceği olarak öne çıkıyor. Askeri uzmanlar, taraflar açısından siyasi, askeri ve ekonomik maliyetlerin yüksek olması nedeniyle kapsamlı bir savaş ihtimalinin halen sınırlı olduğu görüşünde birleşiyor. Uzmanlara göre Sudan ordusu zaten Nisan 2023’ten bu yana HDK ile geniş çaplı bir savaş yürütürken, Etiyopya da çeşitli bölgelerde iç karışıklıklar ve karmaşık güvenlik sorunlarıyla karşı karşıya bulunuyor.

Sudanlı askeri uzman Dr. Cemal eş-Şehid, Sudan ile Etiyopya arasındaki gerilimin artık geleneksel diplomatik anlaşmazlıkların ötesine geçtiğini, stratejik mesajlar ve güvenlik baskılarının karşılıklı olarak verildiği bir aşamaya ulaştığını söyledi. Ancak eş-Şehid, mevcut koşullarda taraflar arasında kapsamlı bir askeri çatışma çıkmasını düşük ihtimal olarak değerlendirdi. Gerilimin özellikle el-Faşka bölgesi, Nahda (Hedasi) Barajı ve silahlı gruplara destek verildiği yönündeki karşılıklı suçlamalar nedeniyle sınırlı sınır çatışmalarına dönüşebileceğini belirten eş-Şehid, Sudan’ın şu anda önceliğinin iç savaşı sonuçlandırmak ve ülke içinde istikrarı yeniden sağlamak olduğunu, bu nedenle dış cephede bir savaşın son derece maliyetli olacağını ifade etti.

Öte yandan emekli pilot yarbay et-Tayyib el-Malekabi, mevcut gerilimin yalnızca siyasi söylem düzeyinde kalmadığını ve bölgesel bir çatışmanın yaklaşmakta olduğuna işaret edebileceğini savundu. Bununla birlikte el-Malekabi, Sudan ordusunun Etiyopya ile açık bir savaşa girecek düzeyde fiili askeri hazırlığa sahip olmadığını düşündüğünü söyledi. El-Malekabi ayrıca dış tehdit söyleminin, iç savaşın yarattığı baskıları hafifletmeye yönelik bir araç olarak da kullanılıyor olabileceğini dile getirdi.

Diplomatik gerilim, askeri hareketlilik, sınır anlaşmazlıkları ve karşılıklı müdahale suçlamalarının gölgesinde, Sudan ile Etiyopya arasındaki ilişkilerin son derece hassas bir sınavdan geçtiği değerlendiriliyor. Uzmanlara göre güvenlik kırılganlığının ve çok katmanlı çatışmaların hâkim olduğu Afrika Boynuzu’nda olası bir doğrudan çatışma, yalnızca iki ülke için değil, bölgenin tamamının istikrarı açısından yeni bir tehdit oluşturabilir.