İngiltere’nin Ortadoğu ve Kuzey Afrika İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Lord Tarık Ahmed, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘İran’ın Ukrayna savaşına müdahil olması, dünya üzerindeki istikrarsızlaştırıcı etkisini açığa çıkardı’

İngiltere Devlet Bakanı, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada İran’a dair uranyum zenginleştirme raporlarının endişe verici olduğunu söyledi.

İngiltere’nin Ortadoğu ve Kuzey Afrika İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Lord Tarık Ahmed.
İngiltere’nin Ortadoğu ve Kuzey Afrika İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Lord Tarık Ahmed.
TT

İngiltere’nin Ortadoğu ve Kuzey Afrika İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Lord Tarık Ahmed, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘İran’ın Ukrayna savaşına müdahil olması, dünya üzerindeki istikrarsızlaştırıcı etkisini açığa çıkardı’

İngiltere’nin Ortadoğu ve Kuzey Afrika İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Lord Tarık Ahmed.
İngiltere’nin Ortadoğu ve Kuzey Afrika İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Lord Tarık Ahmed.

İngiltere’nin Ortadoğu ve Kuzey Afrika İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Lord Tarık Ahmed, İran’ın Ukrayna’ya karşı savaşında Rusya’ya insansız hava araçlarıyla verdiği desteğin küresel olarak istikrarsızlaştırıcı rolünü kanıtladığını söyledi.
Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısının birinci yıl dönümü münasebetiyle Şarku’l Avsat’a konuşan Bakan, ülkesinin Kiev’e askeri ve insani desteğinin dört milyar doları aştığını belirtirken, Rus kuvvetlerine Ukrayna topraklarından çekilme çağrısında bulunan uluslararası toplumun birliğine övgüde bulundu. Bakan, Kiev’e savaş uçağı sağlama olasılığını düşük görürken, Londra’nın Ukrayna’nın savunma yeteneklerini güçlendirme taahhüdüne dikkat çekti. Diğer yandan İngiliz Bakan, Moskova ile Kiev arasındaki esir takası anlaşmalarının bir parçası olarak gözaltına alınan bazı kişilerin serbest bırakılmasında ‘temel bir rol’ oynayan Suudi Arabistan’a teşekkürlerini dile getirdi.

4 milyar sterlin destek
İngiliz hükümeti, Kiev’e savaş uçağı sağlamayı reddetti. Ancak Ukrayna’ya Rus veya Sovyet dönemi uçakları göndermek isteyen herhangi bir ülkeye güvenlik sağlamaya veya ‘boşluğu kapatmaya’ hazır olduğunu söyledi.
Lord Ahmed, ülkesinin Ukrayna’ya insani, ekonomik ve askeri destek sağlamada başı çektiğini belirtirken, bu yardımın toplam tutarının 4 milyar sterlini aştığına dikkat çekti. Bakan ayrıca, “Ukrayna’ya füze savunma sistemi ve tank sağlayan ülkelerin başındaydık” dedi.
Lord Tarık Ahmed, Ukrayna’nın kendisine savaş uçağı sağlama talebi konusunda, Londra’nın pilotlara eğitim verdiğini, ancak Ukrayna’nın ihtiyaç duyduğu türden savaş uçaklarına sahip olmadığını söylerken, İngiltere Savunma Bakanı Ben Wallace tarafından yapılan açıklamalara atıfta bulundu. Ancak Ukrayna’nın savunma kapasitesinin güçlendirilmesi ve Rus kuvvetlerini Ukrayna topraklarından çıkmaya zorlamak için ihtiyaç duyduğu tam desteğin sağlanması gerektiğini vurguladı.
İngiltere, Ukrayna’ya cephane ve silah gönderdi. Kuvvetleri ise şu an Ukrayna’ya İngiliz tanklarını kullanmaları için eğitim veriyor. Ancak İngiltere, Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy’nin savaş uçaklarıyla desteklenmesi taleplerine karşı çıkıyor. Savunma Bakanı, 24 Şubat sabahı ülkesinin Ukrayna’ya hızlı yardım sağlama yollarından birinin Kiev’e MiG-29 veya Su-24 savaş uçakları sağlamak olabileceğine dikkat çekti. Ben Wallace, ‘The Times’ gazetesine yaptığı açıklamada “Ülkeler, savaşçı sağlamak isterse ortaya çıkan boşluğu doldurmak için savaş uçaklarımızı kullanabileceğiz” demişti.
Lord Ahmed, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun Rus kuvvetlerinin Ukrayna’dan ‘derhal’ geri çekilmesi ve işgalin birinci yıl dönümü öncesinde ‘adil ve kalıcı’ bir barış çağrısında bulunan, bağlayıcı olmayan bir kararı geniş bir çoğunlukla kabul etmesini memnuniyetle karşıladı.
Bakan, bu oylamanın daha önceki geri çekilme beklentilerine rağmen Uluslararası Koalisyon’un Ukrayna’ya güçlü ve kararlı desteğindeki kararlılığını kanıtladığını söyledi. “Diplomatik açıdan bakıldığında, ülkelerin Birleşmiş Milletler’de (BM) saflarını birleştirmelerinin çok önemli olduğuna inanıyorum” diyen İngiliz Bakan, Rusya Dışişleri Bakanı’nın sadece ay sayıda ülkeyi karara karşı oy kullanmaya ikna etmeyi başaramadığına dikkat çekti.
BM’nin toplam 193 üye ülkesinden 141’inin desteğini alan karara, ‘Rusya, Belarus, Suriye, Kuzey Kore, Mali, Nikaragua ve Eritre’ olmak üzere yedi ülke itiraz etti. İran, Çin ve Hindistan’ın da aralarında bulunduğu 32 ülke oylamaya katılmadı.

Arabuluculuk çabaları
İngiltere Devlet Bakanı, Körfez ülkelerinin ve Suudi Arabistan’ın ‘dünya genelinde karşılaşılan birçok zorluğun’ çözümünde ön planda oynadığı role övgüde bulundu. Bu ayın ortalarında Bahreyn, Kuveyt ve Suudi Arabistan’a ziyarette bulunan Lord Ahmed şunları söyledi:
“Körfez devletlerinin, Suudi Arabistan Krallığı’nın ve diğer bazı Körfez ortaklarının, bölge dahil olmak üzere küresel olarak karşı karşıya kaldığımız pek çok sorunu çözme yeteneğine kesinlikle inanıyorum.”
Bakan, Ukrayna savaşındaki arabuluculuk çabalarına ilişkin de şu açıklamada bulundu:
“Bölgedeki ortaklarımızın çabalarını takdir ediyoruz. Tabii ki gözaltına alınan bazı kişilerin serbest bırakılmasına yardımcı olan Suudi Arabistan’a özellikle minnettarım.”
Rusya ile Ukrayna arasında, ABD, İngiltere, İsveç, Hırvatistan ve Fas vatandaşlarının serbest bırakılmasını içeren bir esir takas anlaşmasına atıfta bulundu.
Lord Ahmed, Ukrayna’daki savaşı sonlandırmanın yolları üzerine ülkesinin barışı desteklediğini vurguladı. Aynı şekilde “İngiltere ve ortakları, Kiev ile yan yana durmaya kararlıdır. Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy ve ekibi, barış müzakerelerinin ön saflarında yer almalı” dedi.

İstikrarsızlaştırıcı etki
Lord Ahmed, ülkesinin İran’ın istikrarı bozma faaliyetlerinden duyduğu endişeyi de dile getirdi. “Bu, Ortadoğu genelindeki bölgelerde birçok taraf için açıktı” diyen Bakan, özellikle Tahran’ın, ülkesinin İran’dan Yemen’e gönderilen silahların tedarikini durdurarak Körfez’dekiler de dahil olmak üzere ortaklarıyla mücadele etmeye çalıştığı Yemen’deki Husilere verdiği desteğe atıfta bulundu.
İngiliz Bakan, İran’ın Moskova’ya insansız hava araçları sağlayarak Rusya’nın Ukrayna’ya karşı savaşına müdahil olmasının, İran’ın dünya düzeyinde istikrarsızlaştırıcı faaliyetlerinin etkisini kanıtladığını vurguladı. “Bunun, dünyanın pek çok yerinde, özellikle de Ukrayna’ya tam destek göstermeye veya İran’ın istikrarı bozan etkisini tanımaya isteksiz olabilecek ülkelere gerçeği gösterdiğine inanıyorum” ifadesini kullandı.
Bakan, Tahran’a uygulanan yaptırım paketini, faaliyetlerine karşı koymak için en önemli araçlardan biri olarak nitelendirirken, “Geçen hafta uluslararası toplum, Avrupa Birliği (AB), ABD, İngiltere ve diğer ortakların birliğini açıkça göstererek hem Rusya’ya hem de İran’a ek yaptırımlar ilan ettik” dedi.

Ciddi sonuçlar
Lord Ahmed, İran’ın vatandaşlarına karşı aldığı ‘şok edici’ önlemleri eleştirdi ve ülkesinin yüksek düzeyde uranyum zenginleştirmeye ilişkin basında çıkan haberlerden duyduğu derin endişeyi dile getirerek şunları söyledi:
“İran’ın uranyum zenginleştirmede nereye ulaştığını doğrulamak için Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) son raporunu bekliyoruz. Ancak basında bu konuda çıkan haberler çok endişe verici.”
Birkaç gün önce yayınlanan raporlar, UAEA müfettişlerinin atom silahları üretmek için gerekli olan yaklaşık yüzde 90 saflıkta, yüzde 84’e kadar zenginleştirilmiş uranyum bulduğunu ortaya koydu.
Diğer yandan üst düzey İngiliz yetkili, İran sokaklarında kadınlar, çocuklar ve erkeklerin gösterdiği inanılmaz cesarete övgüde bulunurken Mahsa Amini adlı genç kadının 16 Eylül’de öldürülmesinin ardından onlarca şehirde gerçekleştirilen yaygın gösterilere işaret etti.
Bakan, İran makamlarının göstericilere karşı uyguladığı baskı ve infaz kampanyasını kınayarak, 20 bin kişinin tutuklanmasını, 65’i çocuk olmak üzere 650 ila 700 kişinin öldürülmesini de eleştirdi. İngiliz Bakan ayrıca İran’ın Ukrayna’ya karşı savaşında halkına ve bölgedeki ve uluslararası düzeydeki faaliyetlerine karşı aldığı artan önlemlerin ‘ciddi sonuçları’ olacağını fark etmesi gerektiğini vurguladı.

Devrim Muhafızları Ordusu’nun sınıflandırılması
Lord Tarık Ahmed, İngiltere’nin İran Devrim Muhafızları Ordusu’nu ‘terör örgütü’ olarak sınıflandırmaktaki isteksizliğinin nedenine ilişkin şunları söyledi:
“İngiltere, İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun dahili, bölgesel ve uluslararası düzeyde istikrarı bozan faaliyetlerinin farkında ve tetiktedir. Bu nedenle kendisine en ağır yaptırımları uyguladık ve bu örgüte ve bünyesinde çalışan birçok kişiye karşı tavır aldık. Üst düzey yetkilileri de dahil Devrim Muhafızları Ordusu’na kapsamlı yaptırımlar uygulandı.”

Deprem felaketi
İngiltere’nin Ortadoğu’dan Sorumlu Devlet Bakanı, Türkiye ve Suriye’yi vuran ve iki ülkede 40 binden fazla kişinin yaşamını yitirmesine neden olan depremden etkilenen bölgelerde ülkesinin yaptığı kurtarma çalışmalarına ve yardımlara değindi. Bakan, Suriye’ye uygulanan yaptırımların yardımların ulaşmasını engellediğini ise kategorik olarak yalanladı:
“Ortadoğu İşleri Bakanı olarak, Suriye içindeki çeşitli muhalefet liderleriyle doğrudan temastaydım. İnsani yardım ve tıbbi cephede inanılmaz destek sağlayan Beyaz Baretliler’in liderleriyle de doğrudan görüştüm.”
Ülkesinin halen devam eden bir sürecin parçası olarak Suriye’ye ek fon ve destek sağladığına dikkat çeken Lord Tarık Ahmed “BM Genel Sekreter Yardımcısı ve Acil Yardım Koordinatörü Martin Griffiths ve ekibiyle yakın çalıştık ve onlarla sürekli iletişim halindeyiz” ifadesini kullandı.
İngiliz Bakan, yardım ulaştırmak için yeni sınır kapılarının açılması çağrısında bulunduğu açıklamasını şöyle sürdürdü:
“İngiltere, kuzeybatıdaki tek açık kanal (Bab el-Hava Sınır Kapısı) dışındaki kanallardan Suriye’ye yardım ulaştırmak için uzun ve zorlu şekilde mücadele etti. Bunun için BM’de sürekli kampanya yürütüyoruz. İnsani yardımın gelişini kim engelliyor? Rusya ve Suriye rejimi.”
“Ben Yaptırımlar Bakanı olarak görev yaptım ve insani yardımların herhangi bir yerde uygulanan yaptırımlardan ayrı tutulmasını sağladık” diyen Lord Ahmed, yaptırımların yardımın ulaşmasını engellediği iddialarını ‘yanlış bilgilendirme’ olarak nitelendirdi.



Gazze’deki karmaşık durumun ortasında Barış Konseyi’nin taahhütleri sınanıyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
TT

Gazze’deki karmaşık durumun ortasında Barış Konseyi’nin taahhütleri sınanıyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlık ettiği Barış Konseyi’nin ilk toplantısı, çeşitli önerileri gündeme taşıdı. Washington yönetimi toplantının çıktısını Gazze Şeridi’nin yeniden imarı için finansman sağlanması ve Hamas’ın silahsızlandırılması başlıklarında özetlerken, Arap tarafı taleplerini Gazze Şeridi’nde ateşkes anlaşmasının tüm maddeleriyle uygulanması, uluslararası istikrar güçlerinin konuşlandırılması ve teknokrat komitenin Tel Aviv’in engellemeleri olmaksızın görev yapabilmesi üzerine yoğunlaştırdı.

40’tan fazla ülkeden temsilciler ile 12 ülkeden gözlemcinin katıldığı toplantının sonuçlarının uygulama aşamasında başarıya ulaşıp ulaşamayacağı ise tartışma konusu oldu. Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, özellikle İsrail’in geri çekilmemesi ve Hamas’ın silahsızlandırılmasına ilişkin net mutabakat sağlanamaması gibi başlıca engeller nedeniyle sürecin ciddi zorluklarla karşılaşabileceğini, bunun da anlaşmanın aksamasına ya da askıya alınmasına yol açabileceğini ifade etti.

Endişeler

Endonezya Devlet Başkanı Prabowo Subianto, Gazze Şeridi’ndeki barış sürecini zayıflatabilecek girişimlere karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguladı.

Söz konusu açıklama, Subianto’nun, ABD Başkanı Donald Trump tarafından başlatılan Barış Konseyi’nin açılışına katılmasının ertesi gününde geldi. Toplantıda, İsrail saldırılarıyla büyük yıkıma uğrayan Gazze Şeridi’nin yeniden inşası ve bölgede uluslararası bir istikrar gücü oluşturulması konuları öne çıkmıştı.

Trump, ABD’nin konseye 10 milyar dolar bağışta bulunacağını açıklarken; Suudi Arabistan, Kazakistan, Azerbaycan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Fas, Bahreyn, Katar, Özbekistan ve Kuveyt’in Gazze Şeridi’ne yönelik yardım paketi için 7 milyar dolardan fazla katkı sağladığını belirtti.

Hamas’ın silahsızlandırılması gerektiğini vurgulayan Trump, hareketin söz verdiği üzere silahlarını teslim edeceğini ifade ederek, aksi halde ‘sert bir karşılık’ verileceği uyarısında bulundu. Trump, “Dünya şu anda Hamas’ı bekliyor… Şu an önümüzdeki tek engel o” dedi.

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar da Barış Konseyi toplantısındaki konuşmasında Hamas ve diğer grupların silahsızlandırılması planına destek verdiğini açıkladı. Başbakan Binyamin Netanyahu ise toplantı öncesinde “Gazze silahsızlandırılmadan yeniden inşa olmayacak” mesajını vermişti.

Toplantıda konuşan ve yeni kurulan uluslararası istikrar gücünün komutanı olan General Jasper Jeffers, Endonezya, Fas, Kazakistan, Kosova ve Arnavutluk’un güç göndermeyi taahhüt ettiğini açıkladı. Gazze’ye komşu iki ülke olan Mısır ve Ürdün’ün ise polis ve güvenlik güçlerinin eğitilmesini üstlenmeyi kabul ettiği bildirildi.

Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli, toplantıda yaptığı konuşmada Batı Şeria ile Gazze Şeridi arasındaki bağın korunmasının önemine işaret ederek, Filistin Yönetimi’nin Gazze Şeridi’ndeki sorumluluklarını yeniden üstlenebilmesi gerektiğini belirtti. Medbuli, Filistinlilerin kendi işlerini doğrudan yürütebilmesi ve teknokrat komitenin Gazze Şeridi’nin tüm bölgelerinde görev yapabilmesi çağrısında bulundu.

Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Muhammed bin Abdurrahman Al Sani ise konuşmasında Doha’nın nihai çözüme ulaşılması amacıyla Konsey’in çalışmalarına 1 milyar dolar katkı sağlayacağını duyurdu. Al Sani, Trump liderliğindeki Barış Konseyi’nin ‘20 maddelik planın tam ve gecikmeksizin uygulanmasını’ sağlayacağını ifade etti.

Yerinden edilmiş Filistinli amatör boksör Farah Ebu’l-Kumsan, Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları önünde duruyor. (AFP)Yerinden edilmiş Filistinli amatör boksör Farah Ebu’l-Kumsan, Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları önünde duruyor. (AFP)

El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi’nde İsrail meseleleri analisti olarak görev yapan Dr. Said Ukkaşe, Barış Konseyi’nde ortaya konan çerçevenin net planlar içermediğini ve bunun anlaşmanın uygulanmasında karmaşaya, hatta tıkanma ve donmaya yol açabileceğini belirtti. Ukkaşe, ABD Başkanı Donald Trump’ın, engellerin giderilmesi ve gerekli mutabakatların sağlanmasına odaklanmadan konseyi hızla devreye sokarak bir başarı elde etmeye çalıştığını ifade etti.

Filistinli siyasi analist Nizar Nazzal da benzer bir görüş dile getirdi. Nazzal, Konsey’in taahhütlerinin uygulama aşamasında sekteye uğrayabileceğini belirterek, ekonomik başlıklara -örneğin yeniden imar için fon sağlanmasına- ağırlık verildiğini, ancak açık bir yol haritası ortaya konmadığını söyledi. Güvenlik boyutunda ise Hamas’ın silahsızlandırılmasının gündeme getirildiğini, buna karşın İsrail’in çekilmesi ya da hareketin geleceği konusunda netlik bulunmadığını kaydetti.

Nazzal, siyasi yükümlülüklerden uzak bu yaklaşımın temel bir sorun teşkil ettiğini vurgulayarak, uluslararası istikrar gücünün konuşlandırılması, İsrail’in geri çekilmesi ve teknokrat komitenin yetkilendirilmesi gibi hassas başlıkların güvenlik alanındaki karmaşık dengeler nedeniyle gecikebileceğini ifade etti.

Hamas’ın önceliği

Hamas ise son günlerde ABD Başkanı Donald Trump’ın silahsızlanma yönündeki açıklamalarıyla doğrudan bir polemiğe girmekten kaçınmayı sürdürdü. Hareket, perşembe günü yayımladığı bildiride, Gazze Şeridi’ne ilişkin herhangi bir düzenlemenin ‘İsrail saldırılarının tamamen durdurulmasıyla’ başlaması gerektiğini vurguladı.

Hamas, akşam saatlerinde yaptığı bir başka açıklamada da Gazze’nin ve Filistin halkının geleceğine dair ele alınacak her türlü siyasi sürecin ya da düzenlemenin, ‘saldırıların bütünüyle sona erdirilmesi, ablukanın kaldırılması ve başta özgürlük ve kendi kaderini tayin hakkı olmak üzere Filistin halkının meşru ulusal haklarının güvence altına alınması’ temelinde şekillenmesi gerektiğini belirtti.

ABD’li arabulucu Bishara Bahbah ise perşembe günü basına yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahsızlandırılmasının, mensuplarına güvence ve koruma sağlanmasına bağlı olduğunu ifade etti.

Ukkaşe, ABD ve İsrail’den gelen açıklamaların, silahsızlanma gerçekleşmeden Gazze Şeridi’nde saldırıların durmasının mümkün olmadığına işaret ettiğini savundu. Ukkaşe, Hamas’ın izlediği çizginin örgütün varlığını sürdürme isteğini yansıttığını belirterek, bunun anlaşma maddelerinin tamamlanmasına engel olabileceğini ve Washington’un istikrar gücünün yetkileri ile konuşlandırılma takvimini netleştirmemesi halinde savaşın yeniden başlayabileceğini söyledi.

Nazzal ise Hamas’ın tamamen tasfiyesi üzerinden bir müzakere yürütülmesinin mümkün olmadığını belirterek, hareketin geleceğinin kapsamlı biçimde ele alınması ve karşılıklı tavizlere dayalı formüller yerine gerçek ve ciddi mutabakatlara yönelinmesi gerektiğini ifade etti.


Amerika Birleşik Devletleri, Suriye'deki büyükelçiliğini yeniden açmayı planlıyor

29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
TT

Amerika Birleşik Devletleri, Suriye'deki büyükelçiliğini yeniden açmayı planlıyor

29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)

Trump yönetimi, ülkedeki iç savaş sırasında 2012 yılında kapatılan Şam'daki ABD büyükelçiliğini yeniden açma planlarıyla ilgili olarak Kongre'ye bildirimde bulundu.

Associated Press (AP) tarafından elde edilen ve bu ayın başlarında Kongre komitelerine gönderilen bir bildirimde, Dışişleri Bakanlığı'nın "Suriye'deki büyükelçilik faaliyetlerinin olası yeniden başlatılmasına yönelik aşamalı bir yaklaşım uygulamayı" amaçladığı belirtildi.

10 Şubat tarihli bildirimde, bu planlara ilişkin harcamaların 15 gün içinde, yani gelecek hafta başlayacağı belirtilmişti; ancak planların tamamlanma tarihi veya Amerikalı personelin Şam'a kalıcı olarak ne zaman döneceğine dair bir zaman çizelgesi belirtilmemişti.

Şarku'l Avsat'ın AP'den aktardığına göre ABD yönetimi geçen yıldan beri, özellikle Beşşar Esed rejiminin Aralık 2024'te beklenen düşüşünden kısa bir süre sonra, büyükelçiliği yeniden açmayı değerlendiriyordu.

Yönetim, bu adımı Başkan Donald Trump'ın Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack'ın gündemindeki en önemli önceliklerden biri olarak belirledi.


İsrail’in Lübnan’ın doğu ve güney bölgelerine düzenlediği saldırılarda 8 kişi hayatını kaybetti

 İsrail’in Bekaa Vadisi’ne düzenlediği hava saldırılarından (Sosyal medya)
İsrail’in Bekaa Vadisi’ne düzenlediği hava saldırılarından (Sosyal medya)
TT

İsrail’in Lübnan’ın doğu ve güney bölgelerine düzenlediği saldırılarda 8 kişi hayatını kaybetti

 İsrail’in Bekaa Vadisi’ne düzenlediği hava saldırılarından (Sosyal medya)
İsrail’in Bekaa Vadisi’ne düzenlediği hava saldırılarından (Sosyal medya)

Lübnan’ın doğu ve güney bölgelerine dün düzenlenen İsrail hava saldırılarında en az 8 kişi hayatını kaybetti. İsrail ordusu, hedef alınan unsurların Hizbullah ile müttefiki Hamas mensupları olduğunu açıkladı.

Hizbullah’a yakın bir kaynak AFP’ye yaptığı açıklamada, Bekaa bölgesini hedef alan saldırılarda örgütün askeri komutanlarından birinin de hayatını kaybedenler arasında bulunduğunu bildirdi.

Yerel basında yer alan haberlerde, hayatını kaybedenler arasında Hizbullah’ta görevli bir yetkilinin de bulunduğu, söz konusu ismin eski milletvekili Muhammed Yaği’nin oğlu olduğu ve Hizbullah’ın hayatını kaybeden eski genel sekreteri Hasan Nasrallah’ın yardımcılığını yaptığı öne sürüldü.

İsrail, Kasım 2024’te bir yılı aşkın süren çatışmaların ardından varılan ateşkes anlaşmasına rağmen Lübnan’a yönelik hava saldırılarını sürdürüyor. İsrail ordusu genellikle hedefin Hizbullah olduğunu belirtirken, zaman zaman Hamas Hareketi’ni de vurduğunu açıklıyor.

Lübnan Ulusal Haber Ajansı (NNA), Bekaa bölgesindeki İsrail saldırılarının ilk belirlemelere göre altı kişinin ölümüne ve 25’ten fazla kişinin yaralanmasına yol açtığını, yaralıların bölgedeki hastanelere sevk edildiğini duyurdu.

İsrail ordusu ise Bekaa’daki Baalbek bölgesinde Hizbullah’a ait karargâhların hedef alındığını açıkladı.

Söz konusu saldırılar, ülkenin en büyük Filistin mülteci kampı olan Ayn el-Hilve’ye yönelik İsrail hava saldırılarından saatler sonra gerçekleşti. Lübnan Sağlık Bakanlığı, saldırılarda iki kişinin hayatını kaybettiğini bildirdi. İsrail ordusu ise kampta Hamas’a ait bir karargâhın hedef alındığını duyurdu.

NNA, İsrail’e ait bir insansız hava aracının (İHA) Sayda’ya bitişik kampı vurduğunu aktardı.

İsrail ordusu açıklamasında, kampta ‘Hamas mensubu militanların faaliyet gösterdiği bir karargâhın’ hedef alındığını belirterek, Lübnan’da Hamas’ın ‘yerleşmesine karşı’ operasyonlarını sürdürdüğünü ve “Hamas terör örgütü militanlarına karşı nerede faaliyet gösterirlerse göstersinler güçlü şekilde hareket etmeye devam edeceğini” kaydetti.

 Lübnan’ın Bekaa Vadisi’ndeki Baalbek şehrinin genel görünümü (Reuters)

Lübnan’ın Bekaa Vadisi’ndeki Baalbek şehrinin genel görünümü (Reuters)

Hamas yaptığı yazılı açıklamada, sivil kayıplara yol açtığını belirttiği saldırıyı kınadı.

Açıklamada, ‘işgal ordusunun ileri sürdüğü iddiaların’ reddedildiği belirtilerek, bunların ‘gerçekler karşısında dayanaksız bahaneler’ olduğu savunuldu. Hedef alınan merkezin, kampta güvenlik ve istikrarı sağlamakla görevli Ortak Güvenlik Gücü’ne ait olduğu ifade edildi.

Lübnan hükümeti geçen yıl, İsrail ile yaşanan ve binlerce Hizbullah mensubunun yanı sıra çok sayıda üst düzey ismin hayatını kaybettiği savaşın ardından zayıflayan Hizbullah’ın silahsızlandırılacağını taahhüt etmişti.

Lübnan ordusu geçen ay, İsrail sınırına yakın bölgeden başlayarak Litani Nehri’ne kadar uzanan alanı kapsayan planın ilk aşamasını tamamladığını açıkladı.

Ancak Hizbullah’ı yeniden silahlanmakla suçlayan İsrail, Lübnan ordusunun kaydettiği ilerlemeyi yetersiz bulduğunu duyurdu.

Beş aşamadan oluşan planın ikinci etabı ise Litani Nehri’nin kuzeyinden başlayarak, başkent Beyrut’un yaklaşık 40 kilometre güneyindeki Sayda’nın kuzeyinden Akdeniz’e dökülen Evveli Nehri’ne kadar uzanan bölgeyi kapsıyor.