İlham Ahmed, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Rejimi ayakta tutmak siyasi bir çözüm üretmiyor’

MSD Yürütme Konseyi Başkanı İlham Ahmed. (Demokratik Suriye Meclisi)
MSD Yürütme Konseyi Başkanı İlham Ahmed. (Demokratik Suriye Meclisi)
TT

İlham Ahmed, Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘Rejimi ayakta tutmak siyasi bir çözüm üretmiyor’

MSD Yürütme Konseyi Başkanı İlham Ahmed. (Demokratik Suriye Meclisi)
MSD Yürütme Konseyi Başkanı İlham Ahmed. (Demokratik Suriye Meclisi)

Demokratik Suriye Meclisi (MSD) Yürütme Konseyi Başkanı İlham Ahmed, Suriye rejimiyle koşulsuz ilişkinin rejimin ayakta tutulmasına yol açacağını, bu sebeple siyasi bir çözümün üretilmeyeceğini söyledi. Özellikle Suriye ve Türkiye'yi vuran yıkıcı deprem ışığında, Arap ülkeleri ve diğer yönetimlerin Şam'daki rejimle normalleşmesine karşı olduğunu savundu.
Kamışlı’da (Haseke) Şarku’l Avsat’a konuşan İlham Ahmed, “ABD'li yetkililer, bize Suriye'ye uygulanan yaptırımlardan son muafiyetlerin Ceaser (Sezar) Yasası ile çelişmediğini söyledi” ifadelerini kullandı. Ahmed, Suriye rejimi ile normalleşmeden bölgesel diplomasiye kadar birçok başlıktaki sorularımızı yanıtladı:

- Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed’in savaşın ardından geçen 10 yıl içerisindeki ikinci Arap ülkesi ziyareti olan Umman Sultanlığı ziyareti hakkındaki yorumunuz nedir?
Bu ziyaretlerin Suriye düzeyinde siyasi bir çözüm sağlayacağını düşünmüyorum. Zira koşulsuz anlaşma, genellikle siyasi çözümlere değil, rejimin su üstünde tutulmasına yol açar. Rejim, politikalarını zerre değiştirmedi. Dolayısıyla bu ziyaretler Suriye halkına fayda sağlamayacaktır. Arap ülkelerinden ve uluslararası alandan yollanan insani yardımlar izlenmeli. Nerede olursa olsun bu depremden etkilenen tüm vatandaşlara adil bir şekilde dağıtılmalıdır.

-Son zamanlarda Arap taraflarla resmi görüşmeler yaptınız. Hükümetlerinin Suriye rejimine yönelik politikasında bir değişiklik fark ettiniz mi?
Bu taraflar, görüşmelerde Arap hükümetlerinin rejimi mevcut haliyle kabul ettiğine dair bir değişiklikten bahsetmedi. Suriye krizini çözmek için bir Arap projesinin sunulması gerektiğini vurguladık. Ayrıca Türkiye'den güçlerini ülkenin kuzeybatısından çekmesi, İran'ın açık askeri müdahalesine bir son vermesi çağrısında bulunduk. Arap Birliği’ni siyasi çözüm için bir yol haritası çizmeye, devam eden savaşların sona erdirilmesi için üzerine düşeni yapmaya, halkın çektiği acılara son vermeye, askeri açıdan bölünmüş bu ülkenin insanları arasındaki olağanüstü anlaşmazlıkları çözmeye çağırdık.

-Ancak Türkiye, iktidardaki rejim ile ilişkilerini normalleştirme isteğini açıkladı. Türk yetkililer Suriyeli mevkidaşlarıyla resmi görüşmelerde bulundu. Muhalefetteki Suriye Koalisyonu’nun ve geçici hükümetinin bu toplantılardaki rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz?
Koalisyonun açıklamaları, Suriye rejimi ile normalleşilmesi de dahil olmak üzere her zaman Türkiye'nin tutumundan yana oldu. Muhalif Suriyelileri ikna etmek için bir araç olarak kullanıldı. Ancak Suriyeli muhalif gruplar tarafından kontrol edilen bölgelerdeki halkın karşı çıkması, söz konusu bölgeleri kontrol eden taraflara bunun yasa dışı olduğu yönünde bir mesajdı. Tutumlarımız benzer. Bu yönde protesto düzenleyen taraflar ile diyalog için el uzatıyoruz.

-ABD yönetimi, yıkıcı depremin ardından Suriye'ye yönelik yaptırımları hafifletme kararı aldı. Bu kararın gerekçesini anlamak için doğu Suriye'de çalışan ABD’li büyükelçiler ile temasa geçtiniz mi?
Evet, Kuzeydoğu Suriye'de bulunan ABD büyükelçileri ile temaslarda bulunduk. Bize bu muafiyetlerin insani bağlamda olduğunu, Ceaser (Sezar) Yasası ile çelişmediğini söylediler. ABD’nin Doğu Suriye'deki askeri varlığı, terörle mücadele ve DEAŞ’ı ortadan kaldırma bağlamında kaydediliyor.

-Rusya, Şam hükümeti ile aranızda arabuluculuk rolü oynamaya çalışıyor. Bu çabalarda gelinen nokta nedir?
Ruslar, savaş yıllarında bizimle Suriye hükümeti arasında arabuluculuk rolü oynamaya çalıştı, ancak bu çabalar sonuç vermedi. Rejimi destekledikleri malum. İktidar rejiminin tüm Suriye topraklarındaki hakimiyetini pekiştirme çerçevesinde siyasi çözümden yanalar. Kendileriyle yaptığımız resmi görüşmelerde Suriye ihtilafında tarafsız rol oynamadıklarını gördük. Zira arabuluculuktan çok rejimden yanalar. İstenen sonuçlara ulaşılamamasının doğrudan nedeni buydu.

- Bu çabaların ardından rejimin politikası gerçekten değişti mi?
İktidardaki rejim, ne insani ne de siyasi düzeyde tutumunu değiştirdi. Kendisiyle aynı fikirde olmayan Suriyeliler hususunda herhangi bir esneklik göstermedi. Yıkıcı deprem ve insani trajedi ile başa çıkmak için iletişim kanallarını kabul etmedi. Gerek iktidarda gerekse muhalefette olsun, tüm Suriyelilerin bu felaketi yalnızca insani çerçevede ele alması, siyasi anlaşmazlıkları bir kenara bırakması gerekiyor. Ülkesine, devletine ve halkına gönül vermiş her Suriyeli, siyasi anlaşmazlıkları bir kenara bırakarak kapsamlı bir çözüme doğru yol alabilir. Rejimin bu insani felaketi istismar etmesi, Suriyelilerin acıları ve yaraları pahasına kendini ön plana çıkarması, otoritesini ve konumunu pekiştirmesi başlı başına bir trajedidir.

-Peki, Suriye'nin kuzeybatısında meydana gelen deprem, Suriye sahnesinde değişikliğe yol açar mı?
Tarihe baktığımızda, doğal afetlerin ardından iktidardaki rejimlerin yeni bir aşamaya girdiğini, politikalarını değiştirdiğini, ulusal hükümetlerin kurulduğunu, vatandaşları etrafında birleştiğini doğrulayan birçok deneyim var. Ancak Suriye'de böyle olmadı. Savaşan taraflar arasındaki anlaşmazlıklara, Suriye’nin iç meselelerine müdahale eden uluslararası ve bölgesel tarafların varlığına bakıldığında, bu bölünmüş ülkede durumun değişeceğine dair olumlu işaretler görmüyorum. Bu, Suriyelilerin vizyonlarının birleştirilmesi önündeki en büyük engeldir. Bu nedenle Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi ve siyasi konseyinin yaptığı yardımın kabul edilmemesi, Suriyeliler arasındaki anlaşmazlıklar konusunda bu ülkedeki durumun değişmeyeceğinin en büyük kanıtıdır.

-Sizce Suriye’deki durumun bu boyuta gelmesinin ardındaki sorumlu kim?
Suriye rejiminin insani felaketi siyasallaştırması, uluslararası yardımın alım ve dağıtımı hususunda kendisini uluslararası topluma dayatması rejimin zayıflığının kanıtıdır. Birleşmiş Milletler’in rejim bölgelerine gönderdiği yardımlar, günlerce başkent Şam'da kalıyor. Rejimin Cebele ve Halep şehirlerinin de depremden etkilendiğini yıkıcı felaketin üzerinden bir hafta geçene dek hiç konuşmadığını hepimiz gördük. Üstelik her gün yardım çağrıları yapılırken. Uluslararası toplumun askeri bölünmelere rağmen rejimi tek meşru taraf olarak görmesi, tüm Suriyelilerin yönetiminden sorumlu tutması, uluslararası toplumun ve BM organlarının yaptığı en büyük hataydı.

- Özerk Yönetim ve MSD’nin etkilenen bölgelere yaptığı yardım, Türk harekat bölgelerinde kabul edilmezken, rejim bölgelerinde kabul edildi. Bu konuda ne düşünüyorsun?
MSD ve Özerk Yönetim, deprem anında kuzeybatı Suriye'deki etkilenen bölgelere insani yardım gönderme konusunda olumlu bir karar aldı. Ancak Suriye muhalefet koalisyonuna bağlı geçici hükümet bunu reddetti. Bu ret, bu siyasi tarafları Türk hükümetinin yönelimleri lehine onaylayacak siyasi kararın yokluğundan kaynaklanmakta. Bu, bu muhalif güçlerin kendi bağımsız karar alma mekanizmasına sahip olmadıklarını, kendileri için karar veren Türkiye'yi takip ettiklerini gösteriyor. Yardımların İdlib, kuzey Halep ve Afrin'deki Mankubin'e ulaşmaması koalisyonun, geçici hükümetinin ve ona bağlı askeri grupların sorumluluğundadır.

-Suriye hükümeti sizin tarafınızdan sağlanan yardımı nasıl karşıladı?
İktidardaki rejime bağlı bölgelere bakıldığında, Halep ve düzenli güçlerin kontrolündeki mahallelerin yanı sıra en çok etkilenen bölge Cebele şehri oldu. Bunun için bölge vatandaşlarının topladığı tıbbi ve lojistik malzemeleri içeren sevkiyatların yanı sıra 100 akaryakıt deposundan oluşan yardım tahsis ettik. Ancak rejim, yardımların girişine itiraz etti. Bu yardımlar geçiş noktalarında en az bir hafta tutuldu. Ardından yakıt araçlarının girişi kabul edildi. Lojistik malzemeler ise engellere takıldı.

-Bu ret, yönetimin meşruiyetinin bu taraflarca kabul edilmesinden mi kaynaklanıyor?
Tam olarak bu şekilde. Yönetimden ve MSD’den yardım alma korkusu, bu tarafların zayıflığının, yönetimin kendisiyle ve kurumlarıyla muamele etmek için bu kabulden yararlanacağının kanıtıdır. Bunlar yalnızca asılsız argümanlar. İnsanların hayatlarıyla oynuyorlar. Bu taraflar (rejim ve koalisyon), zamanında yardım ulaştırılamamasının ilk sorumlusudur.



SDG'nin yenilgisinin İsrail-Suriye anlaşması açısından sonuçları nelerdir?

İsrail işgali altındaki Golan Tepeleri ile Suriye arasındaki ateşkes hattına yakın Mecdel Şems'te, İsrail ve Suriye sınırındaki Dürzi protestocular, 16 Temmuz 2025 (Reuters)
İsrail işgali altındaki Golan Tepeleri ile Suriye arasındaki ateşkes hattına yakın Mecdel Şems'te, İsrail ve Suriye sınırındaki Dürzi protestocular, 16 Temmuz 2025 (Reuters)
TT

SDG'nin yenilgisinin İsrail-Suriye anlaşması açısından sonuçları nelerdir?

İsrail işgali altındaki Golan Tepeleri ile Suriye arasındaki ateşkes hattına yakın Mecdel Şems'te, İsrail ve Suriye sınırındaki Dürzi protestocular, 16 Temmuz 2025 (Reuters)
İsrail işgali altındaki Golan Tepeleri ile Suriye arasındaki ateşkes hattına yakın Mecdel Şems'te, İsrail ve Suriye sınırındaki Dürzi protestocular, 16 Temmuz 2025 (Reuters)

Michael Harari

Bu ayın başlarında Paris'te İsrail ve Suriye arasında yeniden başlayan müzakereler resmi bir anlaşmayla sonuçlanmadı, ancak bir dizi uzlaşıya varılmasını sağlamış gibi görünüyor. Bu toplantılar o dönemde İsrail medyasında kendisine geniş bir yer bulmadı, ancak konu son günlerde, özellikle Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ve Suriye rejimi arasındaki devam eden çatışmalar ve rejimin askeri kazanımları ışığında, yeniden manşetlerde yer almaya başladı.

Genel olarak, İsrail medyasının haberleri Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'ya karşı artan bir şüpheciliği ifade ediyor, tekrarlanan haberlerinde cihatçı geçmişine ve niyetleri ile İsrail'in güvenlik çıkarlarını ne kadar dikkate alabileceği ile ilgili soru işaretlerine odaklanıyor.

İki taraf arasındaki görüşmelerin özüne ilişkin olarak, İsrail medyasında yer alan haberlerde de yansıtıldığı üzere, birkaç noktanın vurgulanması gerekiyor. Bu noktalar; yanlış değerlendirmeleri önlemeyi amaçlayan bir mekanizmanın kurulması, düzenli periyodik toplantıların yapılmasının yanı sıra, karşılıklı güven artırıcı adımların atılmasında uzlaşıya varılmasıdır.

Güney Suriye'deki Dürzi azınlığın korunmasına ilişkin olarak, iki tarafın da bunu dış müdahale veya güç kullanımı olmaksızın çözülmesi gereken Suriye’nin bir iç meselesi olarak değerlendirme konusunda anlaşmış olduğu görülüyor. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun ofisinden yapılan açıklamada, “Anlaşma, ortak hedeflere ulaşmak ve ülkedeki Dürzi azınlığın güvenliğini sağlamak için diyaloğun devamını öngörüyor” denildi.

İsrail medyasında yer alan haberlerde, 8 Aralık 2024'te eski Suriye rejiminin çöküşünün ardından İsrail'in ele geçirdiği topraklardan çekilmesinin kapsamına ilişkin herhangi bir ayrıntı yer almıyor. İsminin açıklanmasını istemeyen üst düzey bir ABD’li yetkili, ABD'nin her iki tarafa da Ürdün'de ortak bir operasyon merkezi kurulmasını ve sınırın her iki tarafında da silahsızlandırılmış bir bölge oluşturulmasını önerdiğini belirtti.

Suriye rejimi ile SDG arasındaki ateşkes geniş yankı uyandırdı ve özellikle SDG’nin ve bunun bir yandan İsrail, diğer yandan Türkiye için potansiyel sonuçları üzerinde duruldu

Son günlerde, Suriye rejimi güçleri ile SDG arasındaki şiddetli çatışmaların ortasında dört önemli nokta öne çıktı.

Birincisi, özellikle Esed rejiminin çöküşünün ardından İsrail'in kontrolünü pekiştirdiği Golan Tepeleri’ndeki topraklardan çekilmesi durumunda Tel Aviv’in hayati çıkarlarını tehdit edebilecek riskler konusunda, Şara yönetimine ilişkin şüpheler belirgin bir şekilde arttı. Benzer şekilde, önde gelen İsrailli askeri kaynaklar, silah kaçakçılığı (Hizbullah dahil) veya radikal İslamcı unsurların yeni rejimin tam kontrol edemediği bölgelere geri dönme olasılığı gibi nedenlerle İsrail’in aşırı bir şekilde geri çekilmesinden endişe duyduklarını dile getirdiler.

İkincisi, Suriye rejimi ile Kürtler arasındaki ateşkes geniş yankı uyandırdı ve özellikle “Kürtlerin yenilgisi” ve bunun bir yandan İsrail, diğer yandan da Türkiye için potansiyel sonuçları üzerinde duruldu; Türkiye, olaylardan en büyük faydayı sağlayan ülke olarak gösterildi.

sc vcf
İsrail güçleri, işgal altındaki Golan Tepeleri'ndeki Mecdel Şems köyü yakınlarında Suriye ile sınır hattında devriye geziyor, 23 Temmuz 2025 (AFP)

Üçüncüsü, Suriye rejimi ile Kürtler arasındaki çatışmanın sonucu ışığında Dürzi azınlığının kaderiyle ilgili endişeler arttı. Hükümetin Dürzi toplumunu koruma rolünden vazgeçmeyi ve bu konudaki etkisinden vazgeçmeyi kabul edebileceği korkusu da belirginleşti.

Dördüncüsü, medyanın İsrail güvenlik teşkilatı ile siyasi liderlik arasında ortaya çıkardığı uçurumla ilgili önemli bir ayrıntıyla bağlantılı. Haberlere göre, ordu daha geniş güvenlik mesafelerini korumaya çalışıyor ve Suriye sınırından kaynaklanabilecek daha fazla sürpriz olasılığı konusunda uyarıyor.

Bu, iki ülke arasında bir güvenlik anlaşmasına varılma şansının azalması anlamına gelmiyor, ancak dikkatlice değerlendirilmesi gereken çeşitli sonuçlar var.

İsrail ve Suriye arasında bir güvenlik anlaşmasına varılmasının önünde halen engeller bulunuyor. Bu engeller aşılmaz görünmese de, özellikle Kürtlerle ilgili son gelişmeler ışığında, bunların üstesinden gelmek daha fazla açıklık ve netlik gerektiriyor

İsrail, özellikle Kürtler tarafından fiili bir teslimiyet teşkil edip etmediği konusunda, Şara ile Kürtler arasında yapılan son anlaşmayı yakından inceleyecektir. Bu gelişme, İsrail'in Dürzi azınlığı ve Kürt nüfusunu koruma konusundaki duruşu açısından önemli sonuçlar doğuracaktır.

Türkiye faktörü son derece önemli ve hassas bir konu; zira İsrailli karar vericiler, Türkiye'nin Suriye'deki artan müdahalesinin ve bunun uzun vadeli sonuçlarının etkilerini kapsamlı bir şekilde değerlendirmek zorunda.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Suriye ile güvenlik anlaşması konusunda ilerleme kaydedilirse, İsrail'in siyasi liderliğinin bunu eskisinden daha ciddi bir şekilde pazarlaması gerekiyor. Erken seçim olasılığı da dahil olmak üzere iç siyasi gelişmeler de bu bağlamda özellikle önemli.

cdtgh
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ve ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack, Şam'daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda, 18 Ocak 2026 (AFP)

Amerikan faktörü de çok önemli. İsrail, Başkan Donald Trump'ın Şara'nın Suriye'deki yönetimini sağlamlaştırma arzusunun yanı sıra, Suudi Arabistan ve Türkiye'nin ABD yönetiminin politikaları üzerindeki etkisinin de farkında.

Bununla birlikte, ki bu çok önemli bir nokta, İsrail'in hayati önemde gördüğü güvenlik çıkarları söz konusu olduğunda, Washington kendisini çok dikkatli bir şekilde dinlemektedir. Bu nedenle, Suriye'deki son gelişmeleri ve bunların Kudüs'te nasıl yorumlandığını (doğru veya yanlış) anlamanın önemi açıkça ortaya çıkmaktadır.

Sonuç olarak, İsrail ve Suriye arasında bir güvenlik anlaşmasına varılmasının önünde halen engeller bulunuyor. Bu engeller aşılmaz görünmese de, özellikle Kürtlerle ilgili son gelişmeler ışığında, bunların üstesinden gelmek daha fazla açıklık ve netlik gerektiriyor. Temel stratejik çerçeve değişmeden kalsa da, son iki yılın son derece istikrarsız bölgesel gerçekliği, hassas ve dengeli bir diplomasiyi zorunlu kılıyor. Hükümetin ayrıca, Suriye ile olası herhangi bir anlaşma için İsrail kamuoyunun desteğini kazanmak üzere iyi planlanmış bir kampanya başlatması da gerekiyor.


Sudan, savaş nedeniyle dünyada en uzun süre okulların kapalı kalması rekorunu kırdı

Sudan'daki öğrenciler, savaşın patlak vermesinden bu yana eğitimlerine ara verdiler (AFP)
Sudan'daki öğrenciler, savaşın patlak vermesinden bu yana eğitimlerine ara verdiler (AFP)
TT

Sudan, savaş nedeniyle dünyada en uzun süre okulların kapalı kalması rekorunu kırdı

Sudan'daki öğrenciler, savaşın patlak vermesinden bu yana eğitimlerine ara verdiler (AFP)
Sudan'daki öğrenciler, savaşın patlak vermesinden bu yana eğitimlerine ara verdiler (AFP)

Sivil toplum kuruluşu Save the Children tarafından bugün yapılan açıklamada, Sudan’da yaklaşık üç yıldır süren savaşın 8 milyondan fazla çocuğu eğitimden mahrum bıraktığını ve bunun dünyanın en uzun süreli okulların kapanması süresi olduğunu belirtti.

Açıklamada, “8 milyondan fazla çocuk, yani okul çağındaki çocukların yaklaşık yarısı, 484 gün boyunca derslere katılmadan geçirdi” denildi.

Save the Children, bu durumun, koronavirüs (Kovid-19) salgını sırasında okulların kapalı kaldığı gün sayısını aşan ‘dünyanın en uzun süreli okul kapatma süresi’ olduğunu vurguladı.

Sudan, ordu ile Hızlı Destek Güçleri arasında üç yıldır süren savaşın etkilerinden muzdarip. Bu savaş, on binlerce kişinin ölümüne, milyonlarca kişinin yerinden edilmesine ve sağlık ve eğitim altyapısının büyük bir kısmının tahrip olmasına neden oldu.

Save the Children'a göre Sudan, ‘birçok okulun kapatıldığı, diğerlerinin ise çatışmalarda hasar gördüğü veya barınak olarak kullanıldığı, dünyanın en kötü eğitim krizlerinden biriyle’ karşı karşıya.

Büyük bölümü Hızlı Destek Kuvvetleri’nin (HDK) kontrolü altında olan Darfur bölgesi, özellikle ‘Kuzey Darfur eyaletinde bin 100'den fazla okulun sadece yüzde 3'ünün faaliyet göstermesi’ nedeniyle en çok etkilenen bölge olarak kabul ediliyor.

HDK, geçtiğimiz ekim ayında, Kuzey Darfur'un yönetim şehri Faşir’i ele geçirerek tüm bölge üzerindeki kontrolünü sıkılaştırdı.

O tarihten beri çatışmalar komşu eyalet Kordofan’a da sıçradı ve HDK bu bölgede kontrolünü giderek genişletiyor. Batı Kordofan eyaletinde şu anda okulların sadece yüzde 15'i faaliyet gösteriyor. Açıklamada, birçok öğretmenin maaşlarını alamadıkları için işlerini bıraktıkları bildirildi.

Save the Children Başkanı Inger Ashing, “Eğitime yatırım yapmazsak, tüm bir nesli fırsatlardan ziyade çatışmaların hakim olduğu bir geleceğe mahkum etme riskiyle karşı karşıya kalırız” diye uyardı.

Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk bu hafta, hastaneler, pazarlar ve okullar başta olmak üzere ‘temel sivil altyapıya’ yönelik saldırıların artmasını kınadı ve ‘toplumun militarizasyon’ ve çocukların silah altına alınması konusunda endişelerini dile getirdi.


Ulusal Komite: Hadramut'taki ihlallerle bağlantılı toplu mezarların varlığını araştırıyoruz

Birleşik Arap Emirlikleri güçleri tarafından Hadramut'ta işletilen yasadışı hapishanelerden biri, (Şarku'l Avsat)
Birleşik Arap Emirlikleri güçleri tarafından Hadramut'ta işletilen yasadışı hapishanelerden biri, (Şarku'l Avsat)
TT

Ulusal Komite: Hadramut'taki ihlallerle bağlantılı toplu mezarların varlığını araştırıyoruz

Birleşik Arap Emirlikleri güçleri tarafından Hadramut'ta işletilen yasadışı hapishanelerden biri, (Şarku'l Avsat)
Birleşik Arap Emirlikleri güçleri tarafından Hadramut'ta işletilen yasadışı hapishanelerden biri, (Şarku'l Avsat)

Yemen Ulusal İnsan Hakları İhlalleri Araştırma Komisyonu, Hadramut Valiliği'nde 2016'dan bu yana meydana gelen ihlallere ilişkin soruşturmaları kapsamında, keyfi tutuklama ve zorla kaybetmeye maruz kalan 100'den fazla mağdurun ifadesini dinlediğini açıkladı.

Komitenin üyesi ve resmi sözcüsü Eşrak el-MaKtari, Şarku'l Avsat'a yaptığı özel açıklamada, komitenin şu ana kadar söz konusu ihlallerle bağlantılı olduğundan şüphelenilen 3 mezar hakkında ihbar aldığını ve bunların araştırılarak doğrulandığını belirtti.

Resim  Hadhramut kıyılarında keyfi tutuklama ve zorla kaybetme mağdurları için düzenlenen kamuya açık duruşma sırasında Ulusal Soruşturma Komisyonu (Ulusal Komisyon)

Açıklamasında, komitenin, tutuklama ve işkence mağdurlarından bir kısmını, ihlallerin niteliğini ve uygulanan yöntemleri daha doğru bir şekilde tespit etmek amacıyla, tutuldukları gözaltı merkezlerine götüreceğini ifade etti.

İşrak el-Mukatri, mağdurların ifadelerinin çoğunun, soruşturmacıların kasten onlara zarar verdiğini ve insanlık onurlarını ihlal ettiğini doğruladığını, aynı zamanda "Bütün bunlar neden?" diye sorduklarını söyledi. Sözlerine şöyle devam etti: "Mağdurlara neyin onları tatmin edeceğini sorduğumuzda, acılarını ve işkencenin etkilerini aşarak, her şeyden önce onurlarının iade edilmesini ve bu ihlallerden sorumlu olanların hesap vermesini talep ediyorlar."

Komitenin, Hadramut halkı arasında kendilerine verilen zararın daha büyük olduğu yönündeki kanaate rağmen, Aden, Lahj ve Socotra dahil olmak üzere diğer valilikleri de ziyaret etmeyi planladığını belirtti. Komitenin, mağdurlara karşı kullanılan bir dizi yasadışı uygulamayı ve bununla birlikte gelen özgürlük ve kişisel güvenlik hakkının, düşünce ve ifade özgürlüğünün ciddi ihlallerini ve yasa dışı gözaltıları incelediğini kaydetti.

csdfrgt
Komite, Hadramut'ta meydana gelen ihlallerle bağlantılı mezarların varlığını araştırdığını açıkladı, (Şarku'l Avsat)

Komite sözcüsü, misyonlarının uluslararası standartlara uygun sistematik bir soruşturma yürütmek, ulusal yargıya sevk edilmeye uygun yasal dosyaları hazırlamak ve adaletin sağlanmasına olanak tanıyan her yolu izlemek olduğunu vurgulayarak, bu ihlallere ilişkin bir raporun önümüzdeki iki ay içinde yayınlanacağını öngördü.

Eşrak el-Mukatri, komitenin Hadramut Valiliği'nde altı yasadışı gözaltı ve tutuklama merkeziyle ilgili raporlar aldığını bildirdi. Açıklamasında, "Bu merkezler aslında resmi hizmet kurumları ve tesisleriydi, ancak daha sonra gözaltı merkezleri ve özgürlüğün kısıtlandığı yerler olarak yeniden düzenlendiler" dedi.

Son siyasi, güvenlik ve askeri değişikliklerin, mağdurların seslerini yükseltmeleri ve gerçeklerin daha net bir şekilde ortaya çıkması için fırsat sağladığını ifade etti. Mümkün olduğunca çok eski tutuklu ve zorla kaybettirilen kişiden bilgi alınmasının gerekliliğini vurgulayan Eşrak al-Mukatri, bu nedenle komitenin halka açık bir grup oturumu düzenlediğini, ardından bireysel ve grup oturumları yaptığını belirtti.

sdvd
Işrak el-Mukatri, Ulusal Komite üyesi ve resmi sözcü (Şarku'l Avsat)

Kurbanların ifadelerine göre, Birleşik Arap Emirlikleri'ne bağlı güçler tarafından işletilen Hadramut'taki en öne çıkan yasadışı gözaltı merkezleri arasında Riyan Havaalanı, el-Dhaba Limanı ve Kampı, Cumhurbaşkanlığı Sarayı ve el-Rabva Kampı'nın yanı sıra, artık feshedilmiş olan Güney Geçiş Konseyi'nin liderlerinden Ebu Ali el-Hadrami'nin yönettiği güvenlik destek kampları da bulunuyordu.

İşrak al-Mukatri, komitenin dinlediği ifadelerin "çok acı verici olduğunu ve Hadramut'ta böyle bir şey görmeyi beklemediklerini" vurguladı.

Mukalla'da komite tarafından düzenlenen duruşmalarda mağdurlar, tutuklanmalarının gerçekleştiği bağlamı açıklayarak, evlerinden, iş yerlerinden veya halka açık yollardan alındıklarını ve ailelerine haber verilmeden veya onlarla iletişim kurmalarına izin verilmeden çeşitli süreler boyunca gizli gözaltı merkezlerine götürüldüklerini belirtti. Gözaltında çeşitli şiddet türlerine, fiziksel işkenceye, kötü muameleye ve psikolojik zarara maruz kaldıklarını, bunun da birçok vakada kalıcı sakatlıklara, fiziksel deformitelere ve psikolojik bozukluklara ve hastalıklara yol açtığını ifade ettiler.

fevf
Birleşik Arap Emirlikleri güçleri tarafından Hadramut'ta işletilen yasadışı hapishanelerden biri, (Şarku'l Avsat)

Mağdurlar ayrıca işkence sonucu ölen meslektaşları hakkında ifadeler verdiler, bu ihlalleri işlemekle suçlananların isim listelerini ve gözaltı merkezlerinin isim ve yerlerine ilişkin ayrıntıları sundular. Ayrıca komite üyelerine serbest bırakıldıktan sonraki sağlık durumlarını belgeleyen tıbbi raporlar, videolar ve fotoğraflar teslim ettiler.

Ulusal Komite'ye göre mağdurlar ifadelerinin sonunda, bu ihlallerden sorumlu olanların hesap vermesini, bireysel ve kolektif zararların tazmin edilmesini, onurlarının iade edilmesini ve çeşitli aşağılamalara ve insanlık onuruna yönelik saldırılara maruz kalan herkesin adalete kavuşturulmasını talep etme konusundaki kararlılıklarını teyit ettiler.