Rusya, Suriye-Türkiye normalleşme sürecini hızlandıracak

Moskova, yaptırımları görmezden gelme niyetinde olduğunu ve Şam ile ekonomik iş birliğini geliştirmeyi planladığını vurguladı.

AB ülkelerinden gelen insani yardımlar pazar günü Şam Uluslararası Havaalanı’na ulaştı (Reuters)
AB ülkelerinden gelen insani yardımlar pazar günü Şam Uluslararası Havaalanı’na ulaştı (Reuters)
TT

Rusya, Suriye-Türkiye normalleşme sürecini hızlandıracak

AB ülkelerinden gelen insani yardımlar pazar günü Şam Uluslararası Havaalanı’na ulaştı (Reuters)
AB ülkelerinden gelen insani yardımlar pazar günü Şam Uluslararası Havaalanı’na ulaştı (Reuters)

Moskova, Türkiye ve Suriye’de yıkıcı etkileri olan depremin ardından bölgesel ve küresel dayanışmanın sağladığı ivme karşısında Şam ve Ankara arasındaki normalleşme sürecini ilerletmek için yeni adımlarını atmaya başladı.
Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Mihail Bogdanov, pazar günü, Rusya, Suriye, Türkiye ve İran dışişleri bakanları arasında bir toplantı düzenlenmesine ilişkin açıklamalarda bulundu. Bu açıklamada, Moskova’nın devam eden çabalara Tahran'ı da dahil etme niyetinin yeni bir göstergesi olarak görüldü.
Rusya'nın devlet haber ajansı TASS'a konuşan Bogdanov, Rusya, Türkiye, Suriye ve İran dışişleri bakanları arasında bir toplantı yapılması için hazırlıkların yapıldığını söyledi. Toplantının şu an dört ülkenin de gündeminde olduğunu belirten Bogdanov, toplantının ne zaman yapılacağına dair ayrıntı vermedi.
Şam ile Ankara arasındaki başlıca anlaşmazlık konularından birine atıfta bulunan Bogdanov, Moskova'nın Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Suriye'deki varlığının geçici olduğunu sorgulamadığını’ vurguladı. Türkiye’nin, Suriye Arap Cumhuriyeti'nin egemenliğine, birliğine ve toprak bütünlüğüne olan bağlılığını en üst yetkilisiyle dile getirdiğinin altını çizen Rus yetkili, bu tutumun, Rusya ile Türkiye arasında yapılan anlaşmalarda ve Astana Üçlüsü’nün ortak açıklamalarında teyit edildiğini söyledi.
Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Şam ve Ankara arasındaki anlaşmazlıkların üstesinden gelinebilir. İki ülke arasındaki ilişkileri normalleştirmek ve geleneksel Suriye-Türkiye arasındaki iyi komşuluk ilişkilerini eski haline getirmek için taraflara kabul edilebilir çözümler bulmalarında yardımcı olmaya devam edeceğiz.”
Bogdanov, Suriye ve Türkiye'nin yakın bir gelecekte aralarındaki diplomatik ilişkileri yeniden kurup kuramayacaklarına ilişkin bir soruya “Bu, Suriye-Türkiye ilişkilerini normalleştirmeye yönelik nihai müzakere sürecinin hedeflerinden biridir. Şam ve Ankara arasındaki diplomatik ilişkilerin restorasyonu olmalı. Her iki ülkedeki diplomatik misyonların çalışmalarının yeniden başlaması bu yöndeki ortak çabaların sonuçlarından biridir” yanıtını verdi.
Ülkesinin Türkiye’deki seçim sürecini Şam ile Ankara arasındaki normalleşme süreciyle ilişkilendirmediğini belirten Rus yetkili, sözlerini şöyle sürdürdü:
“İki ülkenin yakınlaşmaya başlamaları ve aralarındaki iyi komşuluk ilişkilerini ve iş birliğini yeniden kurmaları hem Suriye hem de Türkiye için uzun vadeli bir çıkardır. Suriye ile Türkiye arasındaki ilişkilerin normalleşmesinin desteklenmesi konusu geçtiğimiz yaz Tahran'da düzenlenen Astana Zirvesi’nde gündeme getirildi. (Cumhurbaşkanı Recep Tayyip) Erdoğan, aralık ayında Rusya'nın da yardımıyla Suriye’nin ve Türkiye’nin temsilcileri arasında bir zirve toplantısıyla sonuçlanabilecek çok düzeyli istişarelerin başlatılmasını önerdi. Biz de bu girişimi güçlü bir şekilde destekledik.”
Bogdanov, Rusya, Suriye ve Türkiye'nin geçtiğimiz aralık ayı sonlarında savunma bakanları toplantısında ortak eylem için uzmanların yer aldığı bir mekanizma oluşturulduğunu belirtti.
Rusya, Türkiye ve Suriye savunma bakanları ve istihbarat teşkilatlarının başkanları geçtiğimiz aralık ayında Moskova'da görüşmeler gerçekleştirmişti.
Daha sonra, partilerin, siyasetçilerin Türkiye'de cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yapılması planlanan mayıs ayından önce gerçekleşmesini bekledikleri Rusya-Suriye-Türkiye zirvesi öncesinde üç ülkenin dışişleri bakanlarının toplanması kararlaştırıldı.
Ancak tüm bu gelişmeler arasında o dönem İran’ın ‘rolünün göz ardı edilmesi ve toplantılara davet edilmemesi’ nedeniyle mevcut çabalardan duyduğu memnuniyetsizliğin sinyallerini vermesi dikkati çekti. Bunun üzerine Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, ülkesinin İran'ı bu sürece dahil etmeyi kabul ettiğini belirterek, Astana Üçlüsü’nün bundan sonraki görüşmelerle ilgili yakın iş birliği içinde çalıştığını açıkladı.
Bogdanov’un son açıklamaları, Moskova’nın Rusya-Türkiye-Suriye-İran görüşmesi için çabalarını artırdığına işaret ediyordu. Bu çabalar, depremin ardından bölgesel ve uluslararası tarafların Suriye ve Türkiye ile dayanışmalarının yoğunlaştığı ve Ürdün'ün son dönemde Suriye'ye yardım gönderilmesine müdahil olduğu bir döneme denk geldi. Bununla birlikte Ürdün hükümeti, Suriye-Ürdün sınırında güvenlik kaosunun artmasına yönelik korkularını da dile getirdi. Ürdün'den Körfez bölgesine uyuşturucu kaçakçılığı artarken silah kaçakçılığı da bölgedeki tehditlerden biri olarak ortaya çıktı. Ürdün ordusundan pazartesi günü yapılan bir açıklamada, Suriye topraklarından havalanan bir insansız hava aracı (İHA) ile silah ve el bombası kaçakçılığı girişiminin engellediği bildirildi.
Açıklamada, “Sınır Muhafız güçleri, İHA tespit sistemi aracılığıyla, Suriye topraklarından Ürdün topraklarına yasa dışı bir şekilde sınırdan geçmeye çalışan bir İHA tespit etti ve İHA Ürdün toprakları içinde düşürüldü” denildi.
Ürdünlü askeri bir kaynak, yaptığı açıklamada, “Ürdün Silahlı Kuvvetleri, sınırlarındaki her türlü tehdide ve vatanın güvenliğini baltalamaya ve istikrarsızlaştırmaya ve vatandaşlarını terörize etmeye yönelik her türlü girişime karşı güç ve kararlılıkla mücadele etmeye devam ediyor” ifadelerini kullandı.
Öte yandan Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Bogdanov, ülkesinin bir sonraki aşamada Suriye ile ekonomik ve ticari iş birliğini geliştirme niyetinde olduğunu belirterek, Batı’nın Rusya'ya uyguladığı yaptırımların ardından Rusya iş sektörünün ‘yaptırım saplantısı ortadan kalktığı için Suriye ile iş birliğine olan ilgisinin artırdığını’ söyledi.
Şarku’l Avsat’ın TASS Haber Ajansı’ndan aktardığı habere Bogdanov, Rus iş insanlarının Suriyeli iş insanlarıyla çalışmaya olan ilgililerinin artarak devam ettiğini belirtti. Bazı Rus iş insanları daha önce Batı’nın kısıtlamalarına ve özellikle de ABD’nin Suriye hükümetiyle iş birliği yapan herkesin cezalandırılmasını öngören kötü şöhretli Caesar (Sezar) Yasası'na uymaya devam etse de Artık Rusya'nın tamamı (cezalandırıldığına göre) bu korkuların hiçbir anlamı yok” ifadelerini kullandı. Suriye için ‘erken toparlanma’ ifadesinin kullanılmasını eleştiren Bogdanov, bu ifadenin Batı'nın Suriye’nin yeniden inşasının finanse edilmesini reddettiği için kullanıldığını vurguladı.
Rus yetkili, şunları söyledi:
“Bu bizim kullandığımız bir ifade değil. Bu ifade esasen Birleşmiş Milletler (BM) yetkilileri tarafından, Suriye'de bir insani felaketi önlemek için aldıkları önlemleri, ne kadar mütevazı olursa olsun haklı göstermelerine olanak tanıyan yamalı bir çözüm olarak kullanılıyor. Bunun yanında Batılı bağışçılar, Suriye’nin savaş sonrası yeniden inşası için finansman sağlamayı kategorik olarak reddediyor ve şirketlerinin buna katılmasını engelliyor.”



Güney Lübnan: Büyük anlaşmaların beklendiği istikrarsız bir arena

Lübnan'ın güneyindeki Meys el-Cebel kasabasında devriye gezen UNIFIL personeli (EPA)
Lübnan'ın güneyindeki Meys el-Cebel kasabasında devriye gezen UNIFIL personeli (EPA)
TT

Güney Lübnan: Büyük anlaşmaların beklendiği istikrarsız bir arena

Lübnan'ın güneyindeki Meys el-Cebel kasabasında devriye gezen UNIFIL personeli (EPA)
Lübnan'ın güneyindeki Meys el-Cebel kasabasında devriye gezen UNIFIL personeli (EPA)

Güney Lübnan, Temmuz 2006 savaşının sona ermesinden bu yana çatışma ortamının dışında olmaktan ziyade savaşın zamanlamasının dışında kaldı. Bölgede hâkim olan ateşkes kalıcı bir barışı değil, nedenleri ortadan kaldırılmadan ve yapısal koşulları ele alınmadan ertelenmiş bir çatışmayı ifade ediyordu. Ekim 2023’te savaşın yeniden başlamasıyla birlikte Güney Lübnan, bölgesel ve uluslararası siyasi uzlaşıları bekleyen istikrarsız bir cephe haline geldi.

Yaklaşık 19 yıl boyunca bu tablo ‘istikrar’ olarak sunuldu. Oysa gerçekte, caydırıcılık hesaplarına dayanan ve bölgesel siyaset tarafından yönetilen kırılgan bir dengeden ibaretti. Güney cephesindeki gelişmeleri yakından izleyen Lübnanlı kaynaklara göre, 2025’in sonuna gelindiğinde ortaya çıkan durum, istikrarın çöküşünden ziyade, bu istikrar algısının bir yanılsama olduğunun anlaşılması oldu.

Savaştan önce siyaset

Eski Lübnan Sosyal İşler Bakanı Raşid Derbas, 2006’dan sonra Güney Lübnan’da ‘istikrar’ olarak adlandırılan durumun gerçekte ‘sahte ve zehirli bir sükûnetten’ ibaret olduğunu belirterek, bunun başından itibaren kalıcı bir istikrar yolu değil, geçici bir uzlaşma olarak ele alındığını söyledi. Derbas, bu yanlış yaklaşımın sonraki dönemde yaşanan patlamanın temel nedenlerinden biri olduğunu vurguladı.

Derbas, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, ilgili tarafların 2006 sonrası ateşkesi, güneyi korumaya ya da devleti güçlendirmeye yönelik bir adım olarak değil, nüfuzu pekiştirme ve yeni güç dengeleri inşa etme fırsatı olarak gördüğünü ifade etti. Öte yandan İsrail’in de bu sakinlik dönemini ‘sessiz bir hazırlık ve yıpratma süreci’ olarak kullandığını belirten Derbas, Tel Aviv’in gelecekteki çatışmalara hazırlandığını söyledi. Hizbullah’ın ise bu dönemi, askeri kontrolünü güçlendirmek ve devlet ile Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü’nün (UNIFIL) rolünü aşmak için bir fırsat olarak değerlendirdiğini dile getirdi.

cdf
İsrail'in 2024'te Lübnan'ın güneyindeki el-Hıyam kasabasında düzenlediği bombardıman sonucu bir kilisede meydana gelen hasar (EPA)

Bu çerçevede Derbas, Lübnan’ın ‘uluslararası meşruiyet şemsiyesi altına tam anlamıyla yerleşme yönünde önemli bir fırsatı kaçırdığını’ ifade ederek, bu şemsiyeye sıkı biçimde bağlı kalınmasının, İsrail’den gelebilecek her türlü saldırı karşısında devlete Arap ve uluslararası düzeyde siyasi ve hukuki güç kazandıracağını söyledi. Derbas’a göre uluslararası meşruiyet zemininden kademeli olarak uzaklaşılması, UNIFIL’in rolünü de doğrudan zayıflattı.

Derbas ayrıca, sükûnetin bozulmasının yalnızca bir güvenlik ihlali ya da askeri bir aşım olarak ele alınamayacağını belirtti. “Güvenlik ihlali, çatışmanın nedeni değil, araçlarından biridir” diyen Derbas, asıl sorunun, güç dengelerinin göz ardı edilmesinden ve bazı kesimlerde Lübnan’ın gerçekleriyle örtüşmeyen askeri ya da siyasi denklemler dayatılabileceği yönünde oluşan yanılsamadan kaynaklanan açık bir siyasi hata olduğunu savundu. Derbas, bu tür hesapların asgari düzeyde siyasi öngörüden dahi yoksun olduğunu bildirdi.

Caydırıcılık kavramı

Konuya askeri-siyasi açıdan yaklaşan emekli Tümgeneral Abdurrahman Şuhaytli, Güney Lübnan’da 2006–2024 yılları arasında ‘istikrar’ olarak nitelenen dönemin gerçekte kalıcı bir istikrar değil, İsrail ile Hizbullah arasında ertelenmiş bir savaşa yönelik karşılıklı hazırlıkları gizleyen ‘sahte bir sükûnet’ olduğunu söyledi. Şuhaytli, 2024 sonrasında yaşananların mevcut durumun gerçek niteliğinin açığa çıkması olduğunu vurguladı.

dfgth
İsrailli bir subay, Lübnan'ın güneyinde, Gazze Şeridi'nde ve Suriye'de ordu tarafından ele geçirilen silahları sergiliyor. (EPA)

Şuhaytli, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, 2006 savaşının taraflardan hiçbiri açısından nihai hedeflere ulaşmadığını belirterek, İsrail’in Hizbullah’ın kapasitesini ortadan kaldıramadığını, Hizbullah’ın da savaşın sonuçlarını iç ya da bölgesel düzeyde siyasi kazanımlara dönüştüremediğini ifade etti. Bu sonucun, iki tarafı da uzun vadeli bir sonraki çatışmaya hazırlık sürecine soktuğunu dile getiren Şuhaytli, Hizbullah’ın güneyde kurduğu kapsamlı tahkimatlar ile İsrail’in yıllar öncesinden oluşturduğu ayrıntılı hedef bankası, mühimmat birikimi ve operasyon planlarını buna örnek gösterdi. Şuhaytli’ye göre Güney Lübnan, ‘savaşın dışında değil, onu bekleyen bir zaman diliminin içindeydi’.

Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin 1701 sayılı kararının uygulanmasının görece sakin yıllar boyunca sahada ve güvenlik alanında bazı kazanımlar sağladığını belirten Şuhaytli, bu kazanımların son savaşın patlak vermesiyle fiilen ortadan kalktığını söyledi. Şuhaytli ayrıca, ABD ve Batılı ülkelerin hızlı şekilde devreye girmesinin, çatışmanın yalnızca yerel bir mesele olmadığını, Lübnan cephesinin daha geniş bir bölgesel bağlamda ve Lübnan iç dinamiklerini aşan dengeler çerçevesinde yönetildiğini ortaya koyduğunu kaydetti.

2006 ile 2025 yılları arasında neler değişti?

Şuhaytli, 2006 savaşı ile son çatışma turu arasında doğrudan bir karşılaştırma yaparak, bu kez temel farkın İsrail’in önleyici saldırısının başarısında ortaya çıktığını söyledi. Şuhaytli’ye göre İsrail bu defa çatışmanın ilk aşamalarında Hizbullah’ın komuta kademesini, ikmal hatlarını ve hedef bankasını vurmayı başardı. 2006’da İsrail’in komuta ve kontrol sistemini devre dışı bırakamadığını, ikmal hatlarının işlerliğini koruduğunu ve bunun da savaşın uzamasına yol açtığını hatırlatan Şuhaytli, son gelişmelerin çatışmanın yönetilme anlayışında bir değişime işaret ettiğini belirtti. Şuhaytli, bu dönüşümün, uzun süreli yıpratma stratejisinden çatışmayı erken aşamada sonuçlandırmayı hedefleyen bir yaklaşıma geçiş anlamına geldiğini ifade ederek, bunun olası her yeni çatışmanın maliyetini artırdığını ve yönetilebilir sükûnet alanlarını daralttığını ifade etti.

Garanti yok

2026 yılının başı itibarıyla Güney Lübnan’ın gerçek bir istikrara kavuştuğu yönünde bir tablo ortaya çıkmıyor; aksine bölgenin önceki dönemlere kıyasla daha kırılgan bir dengeye sürüklendiği görülüyor. 2006 sonrası istikrarı belirleyen unsurların değiştiğine dikkat çekilirken, savaş araçlarının geliştiği, bölgesel ortamın daha karmaşık hale geldiği ve Lübnan devletinin ekonomik ve kurumsal açıdan daha da zayıfladığı vurgulanıyor. Bu çerçevede Şuhaytli, kalıcı güvenlik istikrarının artık geniş çaplı bölgesel ve uluslararası bir siyasi karara bağlı olduğunu belirterek, bunun başta Filistin meselesinin seyri ve İran’ın bölgesel rolünün niteliği olmak üzere kapsamlı uzlaşılarla bağlantılı olduğuna işaret etti. Aksi halde Güney Lübnan’ın, istikrardan ziyade ‘sürekli bir istikrarsızlık alanı’ olarak kalacağı uyarısında bulundu.


Irak’ta anayasal takvim işliyor, Kürt aday hâlâ netleşmedi

Kürdistan Demokrat Partisi Genel Başkanı Mesud Barzani’nin, Kürdistan Yurtseverler Birliği Başkanı Bafel Talabani’yi kabul ederken (Arşiv – Rudaw)
Kürdistan Demokrat Partisi Genel Başkanı Mesud Barzani’nin, Kürdistan Yurtseverler Birliği Başkanı Bafel Talabani’yi kabul ederken (Arşiv – Rudaw)
TT

Irak’ta anayasal takvim işliyor, Kürt aday hâlâ netleşmedi

Kürdistan Demokrat Partisi Genel Başkanı Mesud Barzani’nin, Kürdistan Yurtseverler Birliği Başkanı Bafel Talabani’yi kabul ederken (Arşiv – Rudaw)
Kürdistan Demokrat Partisi Genel Başkanı Mesud Barzani’nin, Kürdistan Yurtseverler Birliği Başkanı Bafel Talabani’yi kabul ederken (Arşiv – Rudaw)

Irak’ta gelenek gereği Kürtlere ayrılan cumhurbaşkanlığı makamı için Kürt adayın belirlenmesi süreci, Kürdistan Bölgesi’ndeki iki ana parti olan Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) ile Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) arasındaki siyasi görüş ayrılıkları ve belirsizlikler nedeniyle gündemdeki yerini koruyor. KYB’nin nihai aday ismini ne zaman açıklayacağı merakla bekleniyor.

KYB lideri Bafel Talabani’ye yakın bir kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “KYB henüz resmî adayını sunmadı. Nihai ismin pazartesi günü açıklanması bekleniyor. Bu tarih, aday listesinin Parlamento Başkanı’na teslim edilmesi için son gündür” dedi. Kaynak, medyada dolaşan isimlerin resmî olmadığını ve henüz kesin bir aday üzerinde uzlaşma sağlanmadığını vurguladı.

Siyasi kaynaklar ise mevcut Cumhurbaşkanı Abdullatif Reşid’in görev için yeniden adaylığını koyduğunu, bunun da bazı Kürt siyasi çevrelerde şaşkınlık yarattığını belirtiyor. Buna karşılık KDP’nin, Kürt siyasi dengelerini yeniden şekillendirme arayışı çerçevesinde, ister KYB’den ister ona yakın bir isim olsun, uzlaşı adayını desteklemeye sıcak baktığı ifade ediliyor.

Karar toplantıları

Kürdistan Bölgesi’ndeki iki ana partinin, cumhurbaşkanlığı dosyasını ele almak üzere yarın (cumartesi) Erbil ve Süleymaniye’de ayrı ayrı toplantılar yapması bekleniyor.

Şafak News ajansına göre KYB, Süleymaniye’deki toplantısında aday isimlerini masaya yatıracak. Öne çıkan isimler arasında Nizar Amedi ve Halid Şuvani bulunuyor. Toplantının, parti lideri Bafel Talabani’nin katılımıyla nihai kararın alınmasına zemin hazırlaması bekleniyor.

hnj
Irak Cumhurbaşkanı Abdullatif Reşid (Cumhurbaşkanlığı internet sitesi)

Öte yandan KDP de parti lideri Mesud Barzani başkanlığında, Neçirvan Barzani ve Mesrur Barzani’nin katılımıyla bir toplantı gerçekleştirecek. Bu toplantıda, Kürdistan Bölgesi İçişleri Bakanı Riber Ahmed ile Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin’in adaylıkları ele alınacak.

Her iki toplantının ardından, Kürt siyasi partilerinin üst düzey isimlerini bir araya getirecek geniş kapsamlı bir görüşme yapılması da gündemde. Amaç, Kürt siyasi evi adına tek bir aday üzerinde uzlaşı sağlamak. Diğer siyasi bloklar da, sürecin sorunsuz ilerlemesi için bu yönde bir mutabakat çağrısı yapıyor.

Kürtler arası görüş ayrılıkları

Kürt siyasi sahnesinde, açık polemiklere dönüşmese de, Kürtler arası görüş ayrılıklarının giderek derinleştiği belirtiliyor. Bu durumun, özellikle KDP lideri Mesud Barzani’nin cumhurbaşkanının belirlenmesine ilişkin önerdiği mekanizma nedeniyle ortaya çıktığı ifade ediliyor. Tüm siyasi süreç ise ana üç bileşen (Şii, Sünni ve Kürt) arasındaki kırılgan dengeler üzerinde ilerliyor. Gözlemciler, bu iç ayrılıkların yaklaşan anayasal süreçlere yansımasından endişe ediyor.

Irak’ta 2003’te Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesinden bu yana siyasi teamül gereği cumhurbaşkanlığı Kürtlere, başbakanlık Şii güçlere, parlamento başkanlığı ise Sünni güçlere veriliyor. Bu yapı, geleneksel “muhasasa” (kota) sisteminin bir parçası olarak kabul ediliyor.

2005’ten bu yana cumhurbaşkanlığı makamı, yazılı olmayan uzlaşılar çerçevesinde KYB’nin payına düşerken, KDP’nin ise bölge içindeki egemen ve kilit pozisyonları elinde tutması öngörülüyor.

Seçim yöntemi tartışması

2025’in sonunda Mesud Barzani, Kürt cumhurbaşkanının belirlenme yönteminin değiştirilmesi çağrısında bulundu. Barzani, üç olası mekanizma önerdi: Kürdistan Bölgesi Parlamentosu’nun Kürtleri temsilen bir isim belirlemesi; tüm Kürdistani tarafların tek bir aday üzerinde uzlaşması; ya da Irak Parlamentosu’ndaki Kürt bloklar ve milletvekillerinin adayı seçmesi.

Barzani, en önemli hususun Kürtler arasında geniş bir mutabakat sağlanması olduğunu vurgulayarak, cumhurbaşkanının “Bağdat’ta Kürdistan halkını temsil eden” bir figür olması gerektiğini, belirli bir partiye bağlı olmamasının esas olduğunu dile getirdi.

Ancak bu öneri, özellikle iki ana parti arasında yeni bir tartışma alanı açtı. KYB, cumhurbaşkanlığını siyasi nüfuzunun temel unsurlarından biri olarak görürken; KDP, geleneksel teamülü kırarak devletin egemen makamlarının paylaşımında daha büyük bir rol elde etmeyi hedefliyor.

Gözlemcilere göre Kürtler arasındaki bu anlaşmazlıkların sürmesi, sessiz kalsa bile, Bağdat’taki müzakere sürecini etkileyebilir. Zira cumhurbaşkanlığı seçimi, başbakanın belirlenmesi ve parlamentodaki ittifak düzenlemeleriyle yakından bağlantılı daha geniş siyasi dengelerin bir parçası olarak görülüyor.


Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar: Vatan Kalkanı güçleri El-Haşa Kampı’nın kontrolünü ele geçirerek Seyun’un kırsalına ulaştı

Hadramut’ta Vatan Kalkanı güçlerinin konuşlandığı noktadan bir kare
Hadramut’ta Vatan Kalkanı güçlerinin konuşlandığı noktadan bir kare
TT

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar: Vatan Kalkanı güçleri El-Haşa Kampı’nın kontrolünü ele geçirerek Seyun’un kırsalına ulaştı

Hadramut’ta Vatan Kalkanı güçlerinin konuşlandığı noktadan bir kare
Hadramut’ta Vatan Kalkanı güçlerinin konuşlandığı noktadan bir kare

Sahadaki kaynaklar, Hadramut Valisi ve Güvenlik Komitesi Başkanı’nın komutasındaki Vatan Kalkanı güçlerinin, El-Haşa bölgesinde bulunan stratejik 37. Tugay Kampı’nın kontrolünü ele geçirdiğin doğruladı.

Sahadaki kaynaklar, Vatan Kalkanı güçlerinin, Güney Geçiş Konseyi (GGK) güçleriyle yaşanan çatışmaların ardından El-Haşa Kampı’nda tam kontrol sağladığını, GGK unsurlarının ise geri çekildiğini bildirdi.

Aynı kaynaklar, Vatan Kalkanı güçlerinin kamp çevresindeki bölgeleri güven altına almak için  operasyonların sürdürdüğünü aktardı.

Hadramutlu askerî kaynaklara göre, GGK güçleri, olası hava saldırılarından endişe duydukları için erken saatlerden itibaren kampın çevresindeki bazı noktalarda konuşlanmıştı. Kaynaklar, bu unsurlarla müdahale edildiğini ve bölgenin güvenliğinin sağlanmasına yönelik çalışmaların hâlen devam ettiğini belirtti.

Kaynaklar ayrıca, “Vatan Kalkanı” güçlerinin Seyun yönünde ilerlemeyi sürdüreceğini, kalan askerî kamplar ve bölgelerin kontrol altına alınmasının hedeflendiğini vurguladı. Açıklamada, Suudi Arabistan’daki müttefiklerin desteğiyle, Hadramut ve Mehri vilayetlerindeki tüm kampların güvenliğini sağlamaya yönelik net planlar doğrultusunda hareket edildiği ifade edildi.

Kaynaklar, “Vatan Kalkanı” güçlerinin şu anda bazı noktalarda Seyun’un kırsalına ulaştığını da kaydetti.

Öte yandan kaynaklar, GGK güçlerinin Seyun’daki Birinci Askerî Bölge’den tamamen çekildiğine dair haberleri doğrulamadı; ancak göstergelerin olumlu olduğunu belirtti. Açıklamada, GGK’ya bağlı bazı unsurların Seyun Hastanesi ve Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda konuşlandığı, diğer noktaların ise tamamen boşaltıldığı ve güçlerin El-Katın yönüne çekildiği ifade edildi.