Libyalılar, Rusya-ABD anlaşmazlığında petrol kaynaklarının kullanılmasından korkuyor

Libyalı siyasetçilere göre Washington liderliğindeki Batı ülkeleri, Wagner unsurların üyelerine müdahale edebilir

ABD’nin Trablus Büyükelçisi ve Libya Özel Temsilcisi Richard Norland. (ABD Büyükelçiliği’nin Twitter hesabı)
ABD’nin Trablus Büyükelçisi ve Libya Özel Temsilcisi Richard Norland. (ABD Büyükelçiliği’nin Twitter hesabı)
TT

Libyalılar, Rusya-ABD anlaşmazlığında petrol kaynaklarının kullanılmasından korkuyor

ABD’nin Trablus Büyükelçisi ve Libya Özel Temsilcisi Richard Norland. (ABD Büyükelçiliği’nin Twitter hesabı)
ABD’nin Trablus Büyükelçisi ve Libya Özel Temsilcisi Richard Norland. (ABD Büyükelçiliği’nin Twitter hesabı)

Libyalı siyasetçiler, dış güçlerin petrol kaynakları dosyasının yönetimine müdahale etmesi ve Rusya-ABD anlaşmazlığında bu dosyanın kullanılması endişelerini dile getirdiler. Libyalı siyasetçiler, Washington liderliğindeki Batı ülkelerinin Rus askeri güvenlik şirketi Wagner üyelerine yönelik ekonomik yaptırımları sıkılaştırmak ve Libya’nın petrol gelirlerinden yararlanmalarını engellemek amacıyla bazı girişimlerde bulunabileceği görüşündeler.
Yüksek Devlet Konseyi (DYK) üyesi Saad bin Şerada, ülkedeki başlıca gelir kaynağı olan petrol gelirlerinin denetlenmesi amacıyla yakında Libyalı isimlerden oluşan bir komisyonun duyurulmasını beliyor. Bin Şerada, söz konusu komisyonun alacağı kararların Libyalıların dışında başkaları tarafından alınmasından çekindiğini söyledi.
Şarku’l Avsat’a konuşan Bin Şerada, herkesin ABD ve onun Avrupalı müttefiklerinin Libya ekonomisine kendi görüşlerini dayatmasından ve bunu Rusya ile aralarındaki anlaşmazlıklarda kullanmalarından çekindiklerini vurguladı. ABD’nin Trablus Büyükelçisi ve Libya Özel Elçisi Richard Norland'ın daha önce yaptığı, ülkedeki hükümet harcamalarının yönetimine yardımcı olacak bir mekanizma oluşturulmasına yönelik önerisini hatırlatan Bin Şerada, bu önerinin siyaset ya da halk düzeyinde hoş karşılanmadığını, hatta bazıları tarafından Irak'taki (gıda karşılığı petrol) programa benzetildiğini kaydetti.
Meselenin, Wagner’ın ülkeden çıkmasını resmen talep edecek bir hükümetin kurulması için seçimlerin bir an önce yapılmasıyla ilgisi olmadığını belirten Bin Şerada, Washington liderliğindeki Batı ülkelerinin, Wagner üyelerine yönelik yaptırımları Libya’nın petrol gelirlerinden yararlanmalarını engellemek amacıyla sıkılaştırmalarının beklendiğini bildirdi. Bin Şerada, petrol gelirlerinin nerelere harcanacağıyla ilgili sıkı bir denetleme olması gerektiğini söyledi.
ABD Hazine Bakanlığı geçtiğimiz ocak ayının sonlarında Wagner’i büyük bir ulusötesi suç örgütü olarak sınıflandırdı.
Bu olası senaryoya Libya içinde tepki gelmesini beklemeyen Bin Şerada şu açıklamada bulundu:
“Ne yazık ki herkes siyasi süreçle ve gelişmelerle meşgul. Durum, bazı yetkililerin bulundukları makamlarda kalmalarını ve geriye kalan kırıntıları toplamalarını garantileyen bir anlaşma karşılığında, dış güçlerinin petrol gelirleri üzerindeki hegemonyasını fiilen kabul edebileceği gerçeğiyle daha da kötüleşiyor.”
ABD’nin Trablus Büyükelçisi ve Libya Özel Temsilcisi Norland’ın önerdiği mekanizmaya göre petrol gelirlerinin akışını izlemek ve doğru yerlere harcanmasını sağlamak için bir komisyon oluşturulacak. Bu komisyon, petrol gelirleriyle maaşlar, emekli maaşları ve sağlık ve eğitim hizmetleri gibi temel hizmetlerin finanse edilmesini sağlamakla görevlendirilecek.
Libyalı siyasi aktivist Husam el-Kumati, ABD’nin Libya'daki akaryakıt kaçakçılığı yapan gruplar ile Wagner üyeleri arasında bir bağlantı olduğuna dair şüpheleri olduğunu söyledi. Kumat, Libya krizi dosyasına müdahil olan Batılı ülkelerin, özellikle cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerinin bu yılın sonlarında yapılması yönündeki açıklamaları çerçevesinde Libya Ekonomik Çalışma Grubu aracılığıyla, Libya’nın petrol gelirlerini kontrol edecek bir mekanizma dayatabileceği ihtimalini ise dışlamadı.
Kumati, özellikle Libya Denetim Bürosu’nun Abdulhamid ed-Dibeybe liderliğindeki geçici Ulusal Birlik Hükümeti’nin (UBH) aşırı harcamalar yaptığına dair raporlarının da desteklediği kamu harcamalarındaki aşırılığın seçim yarışının dışında tutulmasını sağlamanın, amacı ne olursa olsun söz konusu mekanizmayı dayatmak için uluslararası taraflarca kabul görmüş bir bahane olacağını düşünüyor.
Libyalı ekonomist Muhammed es-Safi, uluslararası ve yerel tarafların Libya'daki harcamaları izlemelerini sağlamak için söz konusu mekanizmanın fiili olarak yürürlüğe girdiğine inandığını belirtti.
Safi, bu mekanizmanın temellerinin Libya Merkez Bankası'nın, fiilen son aylarda yürürlüğe giren, ülkenin toplam gelirleri ve kamu harcamalarına ilişkin periyodik olarak ayrıntılı raporlar yayınlamasına dayandığını söyledi.
Safi, her ne kadar petrol gelirlerinin kontrolünün iktidar mücadelesinin yoğunluğunu büyük ölçüde azaltacağını düşünse de mekanizmanın beklenen seçim sürecini güçlendirmeyeceğini ancak UBH’nin bundan yararlanmaya devam edeceğini ve geliştirme projelerine tahsis edilen fonları kontrol ettiği için her türlü denetimden kaçınabileceğini öne sürdü.
Mekanizmanın akaryakıt kaçakçılığı da dahil olmak üzere yolsuzluk vakalarına karşı herhangi bir ilerleme kaydedilmesine katkıda bulunmayacağını düşünen Safi, ithal edilen miktarın petrol takasının tamamlanması nedeniyle genel bütçeye girmediğini belirtti.



Mısır, Libya-Türkiye mutabakatına ilişkin hukuki tutumunu yineledi

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdülati, Trablus'ta geçici Ulusal Birlik Hükümeti Başbakanı Abdülhamid Dibeybe ile görüşürken (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdülati, Trablus'ta geçici Ulusal Birlik Hükümeti Başbakanı Abdülhamid Dibeybe ile görüşürken (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
TT

Mısır, Libya-Türkiye mutabakatına ilişkin hukuki tutumunu yineledi

Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdülati, Trablus'ta geçici Ulusal Birlik Hükümeti Başbakanı Abdülhamid Dibeybe ile görüşürken (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdülati, Trablus'ta geçici Ulusal Birlik Hükümeti Başbakanı Abdülhamid Dibeybe ile görüşürken (Mısır Dışişleri Bakanlığı)

Mısır, Libya ile Türkiye arasında imzalanan “Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılması Mutabakatı”na ilişkin hukuki tutumunu yineleyerek, deniz sınırlarının belirlenmesi konusunda kendi kaygılarının uluslararası hukuk kuralları ve Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi çerçevesinde dikkate alınması gerektiğini vurguladı. Kahire yönetimi, bu yaklaşımın iki ülkenin çıkarlarını koruması gerektiğine dikkat çekti.

Mısır'ın bu tutumu, Dışişleri Bakanı Bedr Abdülati tarafından cumartesi günü Trablus'ta, geçici Ulusal Birlik Hükümeti Başbakanı Abdülhamid Dibeybe ile yaptığı görüşmede dile getirildi. Görüşme, Abdülati'nin Sahel-Sahra Devletleri Topluluğu Yürütme Konseyi'nin 22'nci dönem toplantısına katılmak üzere bulunduğu Trablus'ta gerçekleştirildi.

Mısır, Libya Temsilciler Meclisi'nin Türkiye ile imzalanan deniz yetki alanları anlaşmasını onaylamasına karşı çıkıyor. Kahire yönetimi, farklı vesilelerle yaptığı açıklamalarda, anlaşmanın onaylanmasının Mısır açısından herhangi bir hukuki sonuç doğurmayacağını vurgulamıştı.

Mısır Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan açıklamaya göre Abdülati, iki ülke arasındaki tarihî ve kardeşlik ilişkilerinden hareketle, deniz sınırlarının belirlenmesine ilişkin süreçte Mısır'ın kaygılarının dikkate alınmasının önemini vurguladı. Abdülati, bunun uluslararası hukuk kuralları ve Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi doğrultusunda, iki ülkenin ortak çıkarlarını gözeterek gerçekleştirilmesi gerektiğini ve bu konuda mutabakata varıldığını belirtti.

Dibeybe ise Libya-Mısır Ortak Komisyonu'nun deniz sınırları konusunu görüşmek üzere toplanacağını açıkladı.

Şarku’l Avsat’ın Al Qahera News’ten aktardığı habere göre Dibeybe, “Haritaları olanlar bunları sunsun. Diyalog kurmak ve konuyu tartışmak sağlıklı bir yaklaşımdır. Ancak tek taraflı kararlar ve uzlaşmaz tutumlar, iki ülkenin ortak çıkarlarına hizmet edecek hiçbir sonuca ulaştırmaz” dedi.

Açıklamalar, Libya Temsilciler Meclisi'nin geçen ekim ayında Trablus ile Ankara arasında 2019 yılında imzalanan mutabakatı onaylamasının ardından geldi. Söz konusu adım, Mısır, Yunanistan ve Güney Kıbrıs'ın itirazlarına yol açarken, Avrupa'dan da anlaşmaya yönelik geçmişte eleştirel açıklamalar yapılmıştı.

Dibeybe, ekim ayında yaptığı açıklamada da hükümetinin mutabakata ilişkin Mısır'ın kaygılarını dikkate almaya özen gösterdiğini belirtmişti. Bu açıklama, Kahire'nin Libya Temsilciler Meclisi'nin anlaşmayı onaylamasını reddettiğini duyurmasından birkaç gün sonra gelmişti. Gelişmeler, deniz yetki alanları meselesinin iki ülke arasındaki ilişkilerde gündemdeki yerini koruduğunu gösteriyor.

Öte yandan Abdülati ile Dibeybe arasındaki görüşmede Libya'daki siyasi krizin son gelişmeleri de ele alındı. Mısır Dışişleri Bakanı, ülkesinin krizin çözümünde tek çıkış yolu olarak siyasi çözümden yana tutumunu yineledi. Bu çözümün, geniş kapsamlı ulusal uzlaşıya dayanan, Libyalıların sahipliğinde ve liderliğinde yürütülecek kapsayıcı bir diyalog yoluyla sağlanması gerektiğini ifade etti.

Bakanlık açıklamasına göre Abdülati, siyasi çözümün temel referanslarına bağlı kalınmasının önemini vurgulayarak, başta Suheyrat Anlaşması olmak üzere mevcut mutabakatların esas alınması ve dış dayatmalar ile müdahalelerden uzak durulması gerektiğini belirtti.

Abdülati, Libya'nın birliğini koruyacak, devlet kurumlarını muhafaza edecek ve bu kurumların birleştirilmesini destekleyecek bir siyasi uzlaşıya ulaşılmasının önemine işaret ederek, böylece ülkedeki mevcut bölünmüşlüğün sona erdirilmesi gerektiğini kaydetti.

Libya'da, merkezi Trablus'ta bulunan ve Abdülhamid Dibeybe başkanlığındaki Ulusal Birlik Hükümeti ile Temsilciler Meclisi tarafından görevlendirilen ve Usame Hammad başkanlığındaki hükümet arasında siyasi bölünmüşlük sürüyor. Ülkenin doğusunda ve güneyinin bazı kesimlerinde yönetimi elinde bulunduran Hammad hükümeti, Mareşal Halife Hafter komutasındaki Libya Ulusal Ordusu'nun nüfuz alanında faaliyet gösteriyor.


Mısır'da tren kazası: 7 ölü, 112 yaralı

Ayat'taki tren kazasından bir görüntü (Mısır medyası)
Ayat'taki tren kazasından bir görüntü (Mısır medyası)
TT

Mısır'da tren kazası: 7 ölü, 112 yaralı

Ayat'taki tren kazasından bir görüntü (Mısır medyası)
Ayat'taki tren kazasından bir görüntü (Mısır medyası)

Mısır'ın başkenti Kahire'nin güneyindeki Giza vilayetine bağlı Ayat bölgesinde bugün (Pazar) bir trenin vagonlarının raydan çıkarak devrilmesi sonucu 7 kişi hayatını kaybetti, 112 kişi yaralandı.

Giza Emniyet Müdür Yardımcısı Tümgeneral Hatem Hasan'a, Ayat ilçesi sınırları içerisinde bir trenin devrildiği ve çok sayıda yolcunun yaralandığı yönünde ihbarda bulunuldu. Şarku’l Avsat’ın  Alman Haber Ajansı DPA’dan aktardığı habere göre, ihbarın ardından güvenlik güçleri, sivil savunma ekipleri ve ambulanslar hızla olay yerine sevk edildi.

Kahire-Asvan tarım yolu üzerinde, Giza vilayetindeki Gerza kavşağı yakınlarında meydana gelen kazada trenin bazı vagonlarının raydan çıkarak devrildiği belirlendi.

İlk ihbara göre kazada çeşitli yerlerinden yaralanan yolcuların bazılarında morluk, sıyrık, kırık ve kesikler oluştu. Yaralılar, gerekli tedavinin yapılması için hastanelere kaldırıldı.

Sağlık Bakanlığı sağlık kuruluşlarında alarm seviyesini yükseltti

Mısır Sağlık Bakanlığı, yaptığı açıklamada Sağlık ve Nüfus Bakanı Halid Abdulgafar'ın Giza ve Beni Süveyf vilayetlerindeki tüm sağlık kuruluşlarında alarm seviyesinin yükseltilmesi ve yaralılara gerekli tıbbi ve acil sağlık desteğinin sağlanması talimatını verdiğini bildirdi.

Bakanlığın son verilerine göre, kazaya müdahale ve yaralıların tahliyesi için 52 ambulans görevlendirildi. Yaralı sayısı ise 64 olarak açıklandı. Yaralılardan 54'ü Vasta Hastanesi'ne, 10'u ise Ayat Hastanesi'ne nakledildi.

Kazayla ilgili soruşturma komisyonu kuruldu

Yetkili ekipler, kazanın ardından enkazın kaldırılması ve tren seferlerinin normale dönmesi için çalışmalarını sürdürüyor. Kazanın nedenini belirlemek amacıyla raylar ve tren üzerinde inceleme başlatılırken, savcılık da soruşturma açtı. Savcılık, olayla ilgili polis soruşturmasının yürütülmesini, görgü tanıklarının ve yaralıların ifadelerinin alınmasını istedi.

Mısır Demiryolları Kurumu'ndan bir yetkili, teknik nedenleri ve trenin raydan çıkmasına yol açan etkenleri belirlemek üzere kurum mühendislerinden oluşan acil bir teknik komisyon kurulduğunu açıkladı. Komisyonun demiryolu hattında ve kazanın meydana geldiği noktada inceleme yapacağı, işletme güvenliğinin sağlanması için gerekli önlemlerin belirleneceği bildirildi. Açıklama Mısır medyasında yer aldı.

Ayat bölgesi, 24 yıl önce de büyük bir faciaya sahne olmuştu. 2002 yılında meydana gelen ve kamuoyunda “Yukarı Mısır treni faciası” olarak bilinen kazada 361 kişi hayatını kaybetmiş, yaklaşık 66 kişi yaralanmıştı. Yolcuların büyük bölümünün vagonlardan çıkamaması nedeniyle çıkan yangında hayatını kaybettiği facia, Mısır demiryolu tarihinin en büyük ve en ağır kazası olarak kayıtlara geçmişti. Kaza sonrasında dönemin Ulaştırma Bakanı İbrahim el-Demiri istifa etmişti.


Uzmanlar Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘İran’ın hoşnutsuzluğu’, Suriye’ye sınır ötesi olarak yaklaşan tehlike seviyesini artırıyor

Serghaya’da ele geçirilen uyuşturuculara ait görüntüler (Suriye medyası)
Serghaya’da ele geçirilen uyuşturuculara ait görüntüler (Suriye medyası)
TT

Uzmanlar Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘İran’ın hoşnutsuzluğu’, Suriye’ye sınır ötesi olarak yaklaşan tehlike seviyesini artırıyor

Serghaya’da ele geçirilen uyuşturuculara ait görüntüler (Suriye medyası)
Serghaya’da ele geçirilen uyuşturuculara ait görüntüler (Suriye medyası)

Cuma gecesi ile cumartesi sabahı arasında Şam yönetiminin, Lübnan’dan gelen uyuşturucuların Şam kırsalındaki Serghaya bölgesinde gerçekleştirilmeye çalışılan büyük çaplı kaçakçılık operasyonunu engellediğini duyurması dikkat çekti. Ancak Şarku’l Avsat’a konuşan bir güvenlik uzmanı, operasyona müdahale eden gücün İç Güvenlik Kuvvetleri değil, Savunma Bakanlığı’na bağlı birlikler olduğunu belirtti. Başka bir askerî uzman ise Lübnan ve Irak sınırlarındaki gelişmeleri İran’ın Suriye’ye yönelik ‘rahatsızlığıyla’ ilişkilendirdi.

Savunma Bakanlığı’nın Medya ve İletişim Dairesi, ‘Sınır Muhafızları güçlerinin, Lübnan sınırındaki Serghaya bölgesinde, Lübnan’dan gerçekleştirilmeye çalışılan uyuşturucu kaçakçılığı girişimini engellediğini’ bildirdi.

Açıklamada, ‘Kaçakçıların operasyon sırasında güvenlik güçlerine ateş açtığı, birliklerin de ateşin geldiği kaynağa karşılık verdiği ve bunun üzerine ateş açan kişilerin Lübnan topraklarına doğru kaçtığı’ belirtildi. İç Güvenlik Kuvvetleri’nin açıklamasına göre operasyonda 280 kilogram esrar ve 28 bin Captagon hapına el konuldu.

Lübnan ordusu da 4 Kasım tarihinde Arsal kasabasının dağlık kırsalında geniş çaplı baskınlar düzenlemiş, operasyonlarda kaçakçılar gözaltına alınmış ve yasa dışı araçların sınırdan geçiş girişimleri engellenmişti.

dscf dfv
Suriye resmi haber ajansı SANA’nın yayınladığı fotoğrafta, Sınır Muhafızları mensuplarının uyuşturucu kaçakçılığı girişimini engellediği görülüyor.

Bu gelişme, Suriye makamlarının birkaç gün önce Humus petrol rafinerisini hedef almayı planlayan bir hücreyi yakalamasının ardından yaşandı. Suriye makamları, söz konusu hücrenin Hizbullah ile bağlantılı olduğunu açıklarken Hizbullah ise bu iddiayı reddetti.

Güvenlik uzmanı Ziya Kaddur, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Hizbullah’ın hassas bölgelerdeki terör saldırılarının seviyesini yükselterek Suriye’deki terör faaliyetlerini genişlettiğine dikkat çekti. Sınır bölgesinin son derece tehlikeli olduğu uyarısında bulunan Kaddur, “Her an gerilimde tırmanış yaşandığına tanık olabiliriz. Bu durum, Suriye güvenlik güçlerinin sürekli teyakkuzda olmasını gerektiriyor” dedi.

Şam yönetimi, yasa dışı sınır geçişlerini sona erdirmek ve sınır aşan kaçakçılık şebekelerinin faaliyetlerini sınırlandırmak amacıyla komşu ülkelerle güvenlik iş birliği ve koordinasyonu güçlendirmeye çalışıyor. Güvenlik iş birliği ve koordinasyonu konusu, Irak Başbakanı’nın üst düzey bir bakanlık heyetinin başında 28 Ekim’de Şam’a gerçekleştirdiği ziyaret sırasında yapılan görüşmelerin ana gündem maddesini oluşturdu. Sınır güvenliğinin sağlanması da Başbakan Yardımcısı Tarık Mitri başkanlığındaki Lübnan hükümet heyetinin bu ayın 2’sinde Şam’a gerçekleştirdiği ziyarette Suriye hükümetiyle ele aldığı öncelikli konular arasında yer aldı.

Suriye, kurtuluş sürecinin başlangıcından bu yana sınır kapılarını denetim altına alıp karşılıklı ekonomik fayda sağlayacak şekilde açarak komşu ülkelere dostane mesajlar vermeye çalıştı. Askerî konular araştırmacısı Reşid Havrani, bu yaklaşımı ‘sınır kapıları diplomasisi’ olarak nitelendiriyor.

Havrani, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Şam’ın sınırları kontrol altına alarak komşu ülkelerle sorunlarını sıfırlamaya ve sınırların hem kendisi hem de komşu ülkeler için güvenlik tehdidi oluşturmasını önlemeye çalıştığını belirtti. Ancak Suriye-Lübnan ve Suriye-Irak sınırlarında yaşananların, İran’ın Suriye hükümetinden rahatsızlık duyduğuna işaret ettiğini söyledi. Havrani’ye göre İran’ın rahatsızlığının ilk nedeni, Suriye hükümetinin sınırları denetim altına almayı başarması. İkinci neden ise son dönemde Suriye’nin Mekke Anlaşması’na katılımının gündeme gelmesi ve Yemen’de İran’ın kolu olarak nitelendirilen Husilere karşı mücadelede Suudi Arabistan’a askerî uzmanlık desteği sağlayacağını açıklaması.

 f vgf
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, 28 Ekim Çarşamba günü Şam Havalimanı’nda Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi’yi karşıladı. (Suriye Cumhurbaşkanlığı)

Havrani sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu nedenle İran, Suriye tarafını rahatsız etmek istedi ve bölgedeki nüfuzu giderek azalan Hizbullah’a Suriye sınırında hareketlilik oluşturması talimatını verdi.”

Aynı durum, İran destekli milislerin Irak’taki askerî ve güvenlik kurumlarının karar alma mekanizmaları üzerinde önemli ölçüde etkili olması nedeniyle Irak için de geçerli.

Sınırların kontrol altına alınması, Şam yönetiminin karşı karşıya olduğu en önemli güvenlik sorunlarından biri olarak öne çıkıyor. Kaddur’a göre sınır üzerinden gelen tehdidin yakın vadede ‘orta ile yüksek’ düzeyde olduğu değerlendiriliyor. Ancak mevcut çabaların sürdürülmesi halinde bu tehdidin kontrol altına alınması mümkün. Kaddur, Lübnan sınırının engebeli arazi yapısı ve çok sayıdaki yasa dışı geçiş noktası nedeniyle daha hassas bir konumda bulunduğunu belirtti. Irak sınırında ise duvarlar ve hendekler aracılığıyla belirgin bir fiziki tahkimat yapıldığını, Ürdün sınırında da aktif operasyonel koordinasyon sayesinde büyük çaplı kaçakçılık sevkiyatlarının engellendiğini ifade etti.

Havrani ise Suriye ve Ürdün’ün, Mart 2025’ten bu yana Suriye, Türkiye, Irak, Lübnan ve Ürdün arasında oluşturulan DEAŞ karşıtı ittifak bünyesinde yer almasının, iki ülkenin Dera vilayetinde düzenlenen Ürdün askerî operasyonu sırasında yaşanan ve sivil can kayıplarına yol açan saha hatasının aşılmasını mümkün kılacağını belirtti.

Öte yandan son gelişmeler, Suriye-Lübnan sınırındaki tehdidin belirgin biçimde arttığına işaret ediyor. Peş peşe düzenlenen güvenlik operasyonları, iç durumu istikrarsızlaştırmaya yönelik organize girişimlerin varlığını ortaya koyuyor.

sdvr
Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan eş-Şeybani’nin Şam’da, Başbakan Yardımcısı Tarık Mitri başkanlığındaki Lübnan heyetiyle yaptığı görüşmeden (Suriye Dışişleri Bakanlığı)

Kaddur, bölgedeki en büyük tehdidin uyuşturucu ticaretiyle bağlantılı olduğunu ve mevcut göstergelerin bu faaliyetlerin geçmişte eski rejim ve Hizbullah’a bağlı şebekelerle ilişkisini sürdürdüğüne işaret ettiğini düşünüyor. Ayrıca kaçakçılık kartellerinin silahlı direnişi olarak nitelendirilebilecek yeni bir olgunun ortaya çıktığına dikkat çeken Kaddur, son operasyonda kaçakçıların güvenlik güçlerine ateş açtıktan sonra Lübnan topraklarına kaçmasını buna örnek gösterdi.

Kaddur, mevcut durumun rutin koordinasyonun ötesine geçen köklü bir çözümü zorunlu kıldığını belirterek, “Yasa dışı sınır geçiş noktaları üzerindeki ortak devlet denetiminin güçlendirilmesi, istihbarat paylaşımının artırılması ve sınır aşan şebekelerin sistematik biçimde takip edilmesi gerekiyor. Ayrıca Lübnan sınırındaki bazı tehlikeli noktalarda acil saha önlemlerinin alınması da gerekebilir. Böylece bu güvenlik açıklarının iki taraf için de sürekli bir istikrarsızlık kaynağına dönüşmesi önlenebilir” dedi.