Moritanya’da el-Kaide üyesi mahkumların kaçması halkı paniğe sürükledi

Ülkenin 2011'den bu yana tanık oldu ilk terör eylemi

El Kaideli mahkumların kaçmasından bir saat sonra bir hükümet binasının önünde araçlarda arama yapan Moritanyalı bir güvenlik görevlisi (Şarku’l Avsat)
El Kaideli mahkumların kaçmasından bir saat sonra bir hükümet binasının önünde araçlarda arama yapan Moritanyalı bir güvenlik görevlisi (Şarku’l Avsat)
TT

Moritanya’da el-Kaide üyesi mahkumların kaçması halkı paniğe sürükledi

El Kaideli mahkumların kaçmasından bir saat sonra bir hükümet binasının önünde araçlarda arama yapan Moritanyalı bir güvenlik görevlisi (Şarku’l Avsat)
El Kaideli mahkumların kaçmasından bir saat sonra bir hükümet binasının önünde araçlarda arama yapan Moritanyalı bir güvenlik görevlisi (Şarku’l Avsat)

Moritanya'nın başkenti Nuakşot'taki bir hapishanede tutuklu bulunan, terör örgütü El-Kaide'nin Kuzey Afrika yapılanması Mağrip El-Kaidesi’nin dört üyesi pazarı pazartesiye bağlayan gece hapishaneden firar ettiler. Mahkumlar kaçarken çıkan çatışmada Ulusal Muhafızları üyesi iki gardiyan öldü, üç gardiyan yaralandı. Firari mahkumlar, Moritanya'da 2011'den bu yana düzenlenen ilk terör saldırısında ülkenin en korunaklı hapishanelerinden birinden kaçmayı başardılar.
Moritanya güvenlik güçleri, en üst düzeyde alarm durumuna geçti. Hapishanenin yakınlarındaki başkanlık sarayı da dahil olmak üzere başkentteki kritik bölgelerde güvenlik önlemleri alındı. Bunun üzerine, firari mahkumların yakalanması için bir güvenlik operasyonu başlatıldı. Operasyon çerçevesinde başkentin ana caddelerinde alınan güvenlik önlemleri güçlendirildi ve yaklaşık bir buçuk milyon insanın yaşadığı şehirdeki güvenlik kontrolleri sıkılaştırıldı. Cep telefonlarının hücresel veri hizmetinde de aksama yaşandı.
Dosyanın takibi için Moritanya Savunma Bakanı Henena Ould Sidi başkanlığında İçişleri Bakanı, Kara Kuvvetleri, Jandarma ve Ulusal Güvenlik komutanlarının yer aldığı üst düzey bir hükümet ve güvenlik komitesi kuruldu. Komite, mahkûmların kaçışını engellemeye çalışırken yaralanan gardiyanları tedavi gördükleri hastanede ziyaret etti.
Son derece tehlikeli olarak sınıflandırılan firari mahkumların silahlı oldukları bildirildi. Daha önce on yılı aşkın bir süre önce Mali'nin kuzeyinde El Kaide kamplarında askeri eğitim alan firari mahkumlardan ikisi 2011 yılından önce Moritanya ordusuna yönelik terör eylemlerinde rol oynadılar.
Firari mahkumlardan biri, Moritanya devletine karşı saldırıda bulunmaktan hüküm giydikten sonra Moritanya yargısı tarafından ölüm cezasına çarptırılan İşbih Muhammed er-Resul’dü. Resul, Mağrip El Kaidesi olarak bilinen Vaaz ve Savaş için Selefi Grubu (GSPC) tarafından gerçekleştirilen ve 2005 yılında Cezayir sınırı yakınlarında yer alan Lemugiti bölgesindeki Moritanya ordusuna ait bir garnizonda onlarca Moritanyalı askerin ölümüne neden olan bir saldırıya katıldı.
Firari mahkumlardan ikincisi ise Şeyh Vild es-Salik’ti. Vild es-Salik, Moritanya'nın eski Cumhurbaşkanı Muhammed Vild Abdulaziz'e suikast düzenlemek amacıyla, El Kaide tarafından 2011 yılında İslami Mağrip El-Kaidesi Nuakşot’taki başkanlık sarayını bomba yüklü iki araçla havaya uçurmayı amaçlayan, ancak ordu tarafından engellenen bir saldırı planının ardından tutuklanarak vatana ihanet ve silah taşıma gibi birçok suçlamadan hüküm giyip, ölüm cezasına çarptırıldı.
Vild es-Salik, Hapishanede kaldığı süre boyunca, radikal fikirlerine bağlı kalarak yetkililerle diyalog kurmayı reddetmeye devam etti. Aralık 2015'te yaptığı gibi, her zaman kaçmayı planladığını söyledi. Hapisten kaçmayı başaran Vild es-Salik, günler sonra Gine'de tutuklandı.
Ancak cezaevinden firar eden mahkumlar, 2020-2021 yıllarında terör suçundan hüküm giymiş iki kişi daha bulunuyor. Bu olay, 2011 yılından bu yana terör eylemlerine tanık olmayan Moritanya’da halk arasında paniğe yol açtı. Edinilen bazı bilgilere göre firar eden mahkumlardan biri de Muhammed Mahmud Muhammed Yeslem adlı bir kişi daha vardı. Terör suçları işlemek amacıyla bir terör örgütüne katılmaya teşebbüs de dahil olmak üzere çeşitli suçlamalardan hüküm giyerek on yıl hapis cezasına çarptırılan Yeslem, 2020 yılında cezaevine nakledildi.
Firari mahkumların sonuncusu Ebu Bekir es-Sıddık Abdulkerim adlı mahkumdu. Abdulkerim, 2021 yılında terör suçları işlemek amacıyla terör örgütü kurmaya teşebbüs ve yurt dışında terör eylemleri için eğitim alma gibi suçlardan hüküm giyerek 7 yıl hapis cezasına çarptırıldı.
Bakanlıktan yapılan açıklamada, mahkumların kaçışı sırasında çıkan çatışmada, Ulusal Muhafız üyesi iki gardiyanın öldüğü, ikisinin de hafif şekilde yaralandığı belirtildi. Açıklamada, Ulusal Muhafız üyelerinin hapishanedeki güvenlik önlemlerini sıkılaştırdıkları ve firari mahkumları mümkün olan en kısa sürede yakalamak üzere harekete geçtikleri kaydedildi.
Moritanya basınında yer alan haberler, firari mahkumların silahlı olduklarını ortaya koydu. Bu da, firari mahkumların kaçmak için hapishanenin içinden ya da dışından yardım almış olabilecekleri düşüncesini akıllara getirdi. Ancak yetkililer, mahkumların hangi koşullarda kaçtıklarının anlaşılması için açılan soruşturma tamamlanana kadar bu teoriyle ilgili yorum yapmaktan kaçındılar.
Moritanyalı güvenlik uzmanı ve eski bir subay El-Buhari Muhammed Me’mul el-Yakubi, yaptığı değerlendirmede, tehlikeli olarak nitelendirilen mahkumların firarının kaçınılmaz olarak, ayrıntıları tam olarak açıklanamayacak olan önemli güvenlik değişikliklerini beraberinde getireceğini ve cezaevlerinin güvenlik ve operasyon planlarını etkileyeceğini söyledi. Ayrıca bu gelişmenin daha genel ve daha derin başka yönleri de olacağına inandıklarını belirten Yakubi, gerek askeri yönlerle, gerek medya ve bilinçlendirme yönleriyle ilgili olsun, radikalizm ve terörizmle mücadeleye yönelik genel ulusal stratejinin güncellenmesini beklediklerini kaydetti.
Mahkumların kaçışının Moritanya'nın ‘ne içeride ne de dışarıda hafife alınmaması gereken’ büyük bir imaj bozukluğuna yol açtığını söyleyen güvenlik uzmanı, yaşananların, Moritanya'nın Avustralya merkezli Ekonomi ve Barış Enstitüsü (IEP) tarafından yayımlanan yıllık Küresel Terörizm Endeksi'ndeki (Global Terrorism Index-GTI) sıralamasına zarar vermesini bekliyor.
Moritanyalı uzman, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Komşu ülke Mali ile olan batı sınırlarımızda ve genel olarak Sahel bölgesinde güvenlik durumunun kötüleşmesinin durumu daha da karmaşık hale ortada. Bunun sebepleri yerine şunu sorabiliriz: Dün gece Nuakşot'taki merkez hapishanede olanlarla bölgede terör ve suç örgütlerinin gücünün tehlikeli bir şekilde artmasının doğrudan ya da dolaylı olarak bir ilgisi var mı?”



Mısır, Addis Ababa'nın Kızıldeniz'e erişimine neden izin veremez?

Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
TT

Mısır, Addis Ababa'nın Kızıldeniz'e erişimine neden izin veremez?

Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)

Amr İmam

Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişim sağlama çabasının, Afrika Boynuzu sınırlarını aşıp çok ötesine uzanan yansımaları var. Bu büyük ölçüde, Kızıldeniz’e kıyısı olan devletlerin, küresel ticarette hayati öneme sahip bu damarda Etiyopya'nın herhangi bir dayanak noktasına sahip olmasına karşı kararlı muhalefetinden kaynaklanıyor.

Bu muhalefet, böyle bir gelişmenin istikrarsızlık dalgasına yol açacağına dair derin bir kanaatte dayanıyor. Son aylarda Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed’in bu konudaki söylemlerinin tonu gittikçe sertleşiyor. Abiy Ahmed, 14 Şubat'ta Addis Ababa'da düzenlenen 39. Afrika Birliği Zirvesi'nde yaptığı konuşmada, ülkesinin Kızıldeniz'e erişiminin Afrika Boynuzu'nun istikrarı için hayati önem taşıdığını savundu. Üç gün sonra, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı görüşmede de bu duruşunu yineledi.

Abiy Ahmed, Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişiminin engellenmesinin 130 milyonluk bir devlete haksızlık olduğuna inanıyor. Etiyopyalı yetkililer, ülkelerinin karayla çevrili coğrafyasının kendisini hayati ekonomik fırsatlardan mahrum bıraktığını ve kalkınmasını engellediğini vurguluyor.

Etiyopya'nın Kızıldeniz'de bir dayanak noktasına sahip olma konusundaki ısrarı, başta Mısır olmak üzere kıyı devletleriyle potansiyel bir çatışma olasılığını gündeme getiriyor

Ancak Etiyopya'nın anlatısı, bir deniz ticaret yolu arayışının ötesine geçip, Etiyopya'nın mevcut sınırları içinde Kızıldeniz’e kıyısı olmamasına rağmen, kıyılarında egemen bir varlığa sahip olmasına odaklanıyor. İşte artan endişe de bundan kaynaklanıyor.

fedvgf
Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli, Addis Ababa'daki Afrika Birliği genel merkezinde Sudan ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti ile ilgili düzenlenen Afrika Birliği Barış ve Güvenlik Konseyi toplantısında, 14 Şubat 2025 (AFP)

Böylesine bir varlık, bölgesel haritayı yeniden çizecek ve komşu ülkelerin toprak bütünlüğünü tehdit edecektir. Ayrıca, zaten köklü tarihi çekişmelerle dolu ve yeni bir patlamanın eşiğinde olan bir bölgede uzun süreli çatışmalara kapı açacaktır.

Eski yaralar

Etiyopya'nın Kızıldeniz'de bir dayanak noktasına sahip olma konusundaki ısrarı, başta Mısır olmak üzere kıyı devletleriyle potansiyel bir çatışma olasılığını gündeme getiriyor. Kahire ve Addis Ababa arasındaki anlaşmazlık, derin bir düğümü ve çok katmanlı bir iç içe geçişi yansıtıyor.

Mısır, Etiyopya'da doğan ve yaklaşık yüzde 85'i Etiyopya sınırları içinde yer alan Nil Nehri'nin denize döküldüğü yerdir. Bu hayati su yoluna yönelik herhangi bir tehdit, özellikle Etiyopya'nın Afrika'nın en uzun nehri üzerinde barajlar inşa etme çabaları göz önüne alındığında, Kahire'de derin endişeler uyandırıyor. Nehrin ana kolu olan Mavi Nil üzerinde Etiyopya’nın inşa ettiği Büyük Rönesans (Hedasi) Barajı devasa rezervuarında halihazırda zaten muazzam miktarda suyu tutuyor. Mısırlı yetkililer, bunun ülkeyi birincil tatlı su kaynağından mahrum ve şiddetli kuraklık riskine maruz bırakabileceğinden endişe ediyor.

Kahire, on yıldan fazla süredir Nil sularından yıllık payını garanti altına alacak bağlayıcı bir anlaşmaya varmak için çabaladı, ancak bu çabalar sonuçsuz kaldı ve 110 milyon Mısırlıyı memba ülkelerinin insafına bıraktı. Addis Ababa'nın pozisyonu, her zaman Nil'in diğer devletlerin yaşamlarının bağlı olduğu ortak bir gereklilik değil, egemen bir ulusal kaynak olduğu önermesine dayanıyor; bu duruş, müzakereleri defalarca çıkmaza soktu.

Meselenin boyutları ekonomik alanın ötesine uzanıyor. Kahire'nin bakış açısından, konu bölgesel dengelerin geleceğiyle ilgili ve mevcut haritaların belirli güçlerin çıkarlarına hizmet edecek şekilde yeniden çizilip çizilmeyeceği sorusunu gündeme getiriyor

Yıllar boyunca Mısır, Afrika Birliği, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler de dahil olmak üzere çok çeşitli arabuluculara başvurdu. Daha yakın zamanlarda, ABD Başkanı Donald Trump, çıkmazı aşmak için diplomatik arabuluculuk hattına dahil oldu. Başkalarının başarısız olduğu bir konuda onun başarılı olması, önümüzdeki aylardaki gelişmelere bağlı olmayı sürdürüyor.

Sonuç ne olursa olsun, Etiyopya'nın Nil'in akışını kontrol etme girişimleri, Mısır'ın stratejik düşüncesini derinden etkiledi. Kahire için Nil, ulusal olarak hayatta kalmanın can damarı olmaya devam ediyor ve ona yönelik herhangi bir tehdidin uzun vadeli sonuçları vardır.

Parçalama stratejisi

Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişim arayışı, Mısır ile zaten gergin olan ilişkisine yeni bir boyut katıyor. Kahire, Etiyopya'nın Kızıldeniz’de egemen bir varlığa sahip olmasını reddeden tek Kızıldeniz’e kıyısı olan devlet olmasa da Etiyopya'nın Büyük Rönesans Barajı nedeniyle bu konuya en duyarlı ülke olmaya devam ediyor. Bu baraj, ilişkilerde önemli şüpheler yaratmış ve Mısır'ın, Etiyopya'nın gelecek nesillere uzanan emellerine ilişkin algısını şekillendirmiştir.

Mısırlı yetkililer, barajın büyüklüğünün elektrik üretimi için gereken boyutu aştığına ve Mısır'ın birincil su kaynağını kontrol ederek Mısır üzerinde baskı kurmayı amaçlayan daha geniş stratejik hedefleri yansıttığına inanmaya devam ediyor.

Kahire, Etiyopya'nın Kızıldeniz'de var olma çabalarına da aynı şüpheyle bakıyor. Mısırlı karar alıcılar, böyle bir hamlenin emsal teşkil edebileceğine ve Mısır'ın ekonomik güvenliği için hayati dayanak temsil eden bir bölgeye rakip güçleri çekebileceğine inanıyor.

Meselenin boyutları ekonomik alanın ötesine uzanıyor. Kahire'nin bakış açısından, konu bölgesel dengelerin geleceğiyle ilgili ve mevcut haritaların belirli güçlerin çıkarlarına hizmet edecek şekilde yeniden çizilip çizilmeyeceği sorusunu gündeme getiriyor.

Bu açıdan bakıldığında, Etiyopya'nın Kızıldeniz'deki emelleri, son yıllarda hatları belirginleşen jeopolitik parçalanmaya yönelik daha geniş bir eğilimi yansıtıyor. Bu dinamik, bölgenin iki karşıt kampa ayrılmasına katkıda bulundu; bunlardan ilki mevcut devletleri zayıflatmayı ve parçalamayı hedeflerine ulaşmanın bir yolu olarak görüyor. Mısır ve Suudi Arabistan'ı birbirine yakınlaştıran diğer kamp ise devletlerin bütünlüğünü korumaya ve bölgesel yapının bütünlüğünü muhafaza etmeye odaklanıyor.

Çekişme noktası

Daha geniş bir perspektiften bakıldığında, Sudan'daki savaşın, İsrail'in ayrılıkçı Somaliland bölgesini tanımasının, Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişme çabalarının, Etiyopya ile Eritre arasındaki yenilenen gerilimlerin ve Güney Yemen'deki ayrılıkçı emellerin, tüm bunların birbirine bağlı, ipleri iç içe geçmiş ve çıkarların kesiştiği bir sahnenin özelliklerini oluşturduğu açıkça görülmektedir.

Bu gelişmeler, kapsamlı hegemonya kurmayı amaçlayan bölgesel aktörlerin hırslarına hizmet eden ve şekillenmekte olan bir parçalama dinamiğinin ardışık tezahürlerini yansıtıyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre bu bakış açısına göre, bu hegemonyayı gerçekleştirmek, mevcut devletleri zayıflatmayı ve gerektiğinde onların bütünlüğünü bozmayı ve dirençlerini ortadan kaldırmayı gerektiriyor.

Afrika Boynuzu, Nil sularının hayati deniz rotaları ve değişen ittifaklarla kesiştiği kritik bir kavşakta yer alıyor

Bu denklem, birliği ve toprak bütünlüğünü koruma kampı ile Etiyopya ve diğer bölgesel aktörlerin yanı sıra İsrail'i de içeren parçalama kampı arasındaki mücadelenin varoluşsal doğasını vurguluyor.

Medyada yer alan son haberler, Etiyopya'nın Sudan ordusuyla çatışma halinde olan paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri’ne ait eğitim kamplarına ev sahipliği yaptığını açığa çıkardı. Bu haberler, Addis Ababa'nın Sudan iç çatışmasındaki rolüne de daha fazla ışık tutuyor.

sdcdv
21 Şubat 2022'de çekilen bu fotoğraf, Yemen'in batısında savaşın harap ettiği Hudeyde şehrindeki Hoha bölgesinde, Kızıldeniz kıyısındaki bir plajın açıklarındaki balıkçı teknelerini gösteriyor (AFP)

Bu çatışmanın ciddiyeti, Mısır ve ortaklarının Somali, Sudan ve Eritre'ye güçlü siyasi ve stratejik destek sağlamasının nedenini açıklıyor. Onlar için Afrika Boynuzu, parçalama projesinin kök salıp salmayacağının veya sınırlandırılıp sınırlandırılmayacağının belirleneceği kritik bir arena haline geldi.

Aynı mantık, bölgedeki artan diplomatik ve askeri faaliyetleri de açıklıyor. Mısır asker gönderdi ve askeri teçhizat sağladı, ancak yalnız hareket etmiyor. Afrika Boynuzu'nun geleceğini yıllarca şekillendirebilecek potansiyel bir çatışmaya hazırlandığı bir dönemde, uçuş takip verileri, İsrail de dahil olmak üzere diğer bölgesel güçlerin de askeri hareketlerini yoğunlaştırdığını gösteriyor.

Bu arada, Addis Ababa, bölge için çok önemli an olabilecek bir gelişme öncesinde acil istişareler için ardı ardına gelen yabancı heyetlerle birlikte yoğun bir diplomatik faaliyet merkezi haline geldi.

Afrika Boynuzu üzerindeki artan rekabet ister açık bir çatışmaya dönüşsün isterse kontrol altında kalsın, Mısır'ın tutumu artık açık ve net. Kahire, seyirci kalmaya niyetli değil.

Mısır'ın Somali'deki artan askeri varlığı, bir sonraki aşamayı şekillendirmeye katılmaya devam ettiğini yansıtıyor. Kahire, Somaliland'ın tanınması da dahil olmak üzere, Somali'nin toprak bütünlüğünü bozan her türlü adımı reddetti ve Kızıldeniz'deki çıkarlarını koruma, Etiyopya'nın emellerine karşı denge oluşturma konusundaki stratejik kararlılığını defalarca dile getirdi.

Bugün, Afrika Boynuzu, Nil sularının hayati önem taşıyan deniz rotaları ve değişen ittifaklarla kesiştiği kritik bir kavşakta yer alıyor. Önümüzdeki gün ve haftalarda, diplomasinin istikrarı koruyup koruyamayacağı veya bölgenin daha geniş çaplı bir çatışmaya yönelip yönelmeyeceği ortaya çıkacaktır. Her halükarda, Nil'in hayaleti Kızıldeniz'in geleceği üzerindeki ağırlığını korumaya devam edecektir.

* Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Maliki Washington'a meydan okudu: Sonuna kadar devam edeceğim

ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
TT

Maliki Washington'a meydan okudu: Sonuna kadar devam edeceğim

ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)

Irak’ta yeni bir hükümet kurmak için aday olan eski Başbakan Nuri el-Maliki, dün Bağdat'ta ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack ile yaptığı görüşmeyle ilgili olarak, Washington'ın muhalefetine rağmen adaylıktan çekilmeyeceğini açıkladı.

Dün Fransız Haber Ajansı AFP'ye konuşan Maliki, “Geri çekilmeye niyetim yok, çünkü ait olduğum ülkeyi, onun egemenliğini ve iradesini saygı duyuyorum” ifadelerini kullandı.

Çoğunluğu İran'a yakınlığıyla bilinen Şii partilerden oluşan Koordinasyon Çerçevesi ittifakının kendisinin adaylığı üzerinde anlaşmaya vardığını belirten Maliki, “Dolayısıyla bu makama saygı duyduğum için geri çekilmeyeceğim. Birçok açıklamada geri çekilme olmayacağını söyledim. Sonuna kadar gideceğim” şeklinde konuştu.

Öte yandan ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack, Bağdat'ta birkaç toplantı düzenledi ve geçici Başbakan Muhammed Şia es-Sudani ile görüştü. Görüşmenin ardından yaptığı açıklamada Barrack, “Başkan (Donald) Trump'ın bölgede barış planına uygun bir gelecek inşa etme hedeflerini tartıştım. Irak ve halkının istikrarını teşvik edecek politikalar benimseyen etkili bir liderliğin varlığı, ortak hedeflere ulaşmak için çok önemli” ifadelerini kullandı.


Çad, Sudan ile olan sınırlarını kapattığını duyurdu

Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
TT

Çad, Sudan ile olan sınırlarını kapattığını duyurdu

Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)

Çad, Darfur bölgesinde ordu yanlısı “Ortak Güç”ün kontrolündeki Tine şehri çevresinde çatışmaların artması üzerine, çoğu insani yardımın geçtiği ünlü Adré geçişi de dahil olmak üzere Sudan ile sınırlarını kapattığını duyurdu ve topraklarına yönelik her türlü saldırıya karşılık vereceğini açıkladı.

Dün gerçekleşen sınır kapatma kararı, ülkenin batısındaki son ordu yanlısı kale olarak kabul edilen bu sınır bölgesini kontrol altına almak için Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ve Müşterek Kuvvetler arasında şiddetli çatışmaların yaşandığı bir dönemde gerçekleşti.

Çad Enformasyon Bakanlığı yaptığı açıklamada, dünden (Pazartesi) itibaren ikinci bir duyuruya kadar sınır ötesi insan ve mal geçişlerinin kısıtlandığını bildirdi.

Bu sırada HDK, orduyla iş birliği yapan ve Sudan'da Cancavid güçleri olarak bilinen birlikleri yöneten Mahamid kabilesinin lideri Musa Hilal'in kontrolündeki Kuzey Darfur'daki Mustariha kasabasının kontrolünü ele geçirdi.