Batı, Tahran'ı yüzde 84'lük uranyumun kaynağını açıklamazsa hesap verdirmekle tehdit etti

Almanya, Fransa ve İngiltere, İran'ın uranyum stokları konusunda uyardı: Nükleer bomba üretme olasılığı göz ardı edilemez.

UAEA tarafından geçtiğimiz pazartesi günü Viyana'da düzenlenen üç ayda bir yapılan toplantının başlangıcından bir kare (UAEA)
UAEA tarafından geçtiğimiz pazartesi günü Viyana'da düzenlenen üç ayda bir yapılan toplantının başlangıcından bir kare (UAEA)
TT

Batı, Tahran'ı yüzde 84'lük uranyumun kaynağını açıklamazsa hesap verdirmekle tehdit etti

UAEA tarafından geçtiğimiz pazartesi günü Viyana'da düzenlenen üç ayda bir yapılan toplantının başlangıcından bir kare (UAEA)
UAEA tarafından geçtiğimiz pazartesi günü Viyana'da düzenlenen üç ayda bir yapılan toplantının başlangıcından bir kare (UAEA)

Avrupa ülkeleri İran'ı, yüzde 84 oranında zenginleştirilmiş uranyum izine rastlanması meselesini ‘acilen ve derhal’ açıklığa kavuşturmaması halinde ‘hesap verebilirlikle’ karşı karşıya kalacağına dair uyardı.
Almanya, Fransa ve İngiltere ortak bir bildiri ile İran'ın bu izlerin bulunma nedeniyle ilgili açıklaması ve bunun bir ‘kaza’ olduğu şeklinde yorumlaması karşısında ikna olmadıklarını ifade ettiler.
Ülkeler, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Genel Sekreteri Rafael Grossi’yi İran'ın iş birliğinin sonuçları hakkında ‘mümkün olan en kısa sürede’ ve Haziran ayındaki UAEA Guvernörler Kurulu toplantısından önce bilgilendirmeye çağırdılar. Batılı ülkeler, 3 ay sonra yapılması planlanan olağan toplantı öncesinde UAEA Guvernörler Kurulu’nun İran'ı görüşmek üzere acil toplantı çağrısında bulunabileceklerinin de sinyalini verdiler.
Bu kadar yüksek oranda uranyum izine rastlanması, UAEA Guvernörler Kurulu'nun başlıca gündem maddesi olurken Almanya, Fransa ve İngiltere, yüzde 84 oranında uranyum izi bulunmasını ‘bölge ve küresel güvenlik için açık bir tehdit oluşturan İran'ın nükleer programının niyetleri hakkında soru işaretlerini gündeme getiren yeni bir tırmanma adımı’ olarak nitelendirdiler. Ülkeler, ‘bu kadar yüksek seviyelerde uranyum zenginleştirilmesi için kabul edilebilir bir sivil gerekçe olmadığını’ eklediler.
Üç ülkenin İran'la ilgili yaptığı en sert açıklamalardan biri olan açıklamada, İran'ın nükleer programında şeffaf olmadığına, Fordo Nükleer Tesisi’ndeki altıncı nesil santrifüjleri güçlendirmesi ile ilgili attığı diğer adımlara, daha önce açıklanmayan üç gizli nükleer tesiste bulunan uranyum izleri hakkında yanıt vermeyi reddetmeye devam etmesine ve UAEA müfettişlerinin nükleer programını takip etmelerini kısıtlama ve UAEA kameralarının kurulmasını engelleme gibi eylemlerine işaret ettiler. Avrupa ülkeleri, bu tür tutumların ‘İran'ı nükleer silahlarla ilgili gerçek adımlara tehlikeli bir şekilde yaklaştırdığının bir işareti olduğu ve İran’ın programının barışçıl olduğu iddialarını baltaladığı’ sonucuna vardılar. Açıklamada, İran’ın yüzde 60’a kadar zenginleştirilmiş uranyum stoğunun, nükleer bomba üretme olasılığının göz ardı edilemeyeceği nükleer madde miktarının iki katı olduğu vurgulandı.
ABD'nin UAEA Temsilcisi Büyükelçi Laura Susan Holgate, UAEA Guvernörler Kurulu'nda üç Avrupa ülkesinin ortak bildirisinde geçenlerin yinelendiği bir konuşma yaptı. Holgate, İran'ı yüzde 84 oranında uranyum izine rastlanması meselesine ‘acilen’ bir açıklık getirmeye çağırdı. ABD’li yetkili, ‘gerilimin kasıtlı ya da kasıtsız olarak, eşi benzeri görülmemiş seviyelere çıkarmaya’ devam edildiğini söyledi.
İran’ın yüzde 60'a kadar zenginleştirilmiş uranyum üretimine devam etmesinin ‘güvenilir barışçıl amaçları olmadığını’ söyleyen Holgate, İran'ın Fordo Nükleer Tesisi’ndeki faaliyetlerine atıfla “Bugün dünyada İran’ın iddia ettiği amaç için yüzde 60 oranında zenginleştirilmiş uranyum kullanan başka bir ülke yok. İran, nükleer provokasyonlarına ve nükleer silahların yayılması konusunda ciddi risk oluşturan adımlara devam etmesine son vermeli” ifadelerini kullandı.
UAEA Guvernörler Kurulu üyesi Batılı ülkelerin temsilciler, yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum izleri bulunmasından duydukları derin endişelere rağmen UAEA Başkanı Grossi ile Tahran arasında iş birliği için anlaşmaya varılmasını memnuniyetle karşıladılar. Ancak İran'ın halen kanıtlamak zorunda olduğu iş birliği konusunda ihtiyatlı davranmaya devam ettiler.
UAEA Guvernörler Kurulu toplantısına katılan Batılı üst düzey bir diplomat, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, “Batılı ülkeler, yüzde 84 oranında zenginleştirilmiş uranyum bulma konusunu ‘büyük bir ciddiyet ve endişeyle’ ele alıyor. Grossi'nin bir anlaşmaya varıldığını söylemesinin ardından İran'ın bir açıklama yapmasını bekliyorlar” ifadelerini kullandı. Ancak ikna edici bir yanıt almakla ilgili şüpheleri olduğunu söyleyen diplomat, “Grossi ile tam olarak ne üzerinde anlaşmaya varıldığını bilmesek de İran'a bir şans vermeliyiz” dedi. İran'ın ‘bu oyuna uzun süre devam edemeyeceğini’ vurgulayan diplomat, yeni bir gerilimin önlenmesi için iş birliği yapmalarını umduğunu ifade etti.
Tahran'dan Viyana'ya döndüğü gece duyurduklarının bir kısmıyla ilgili söylediklerini geri alan Grossi'nin kendisi de İran'la yapılan anlaşmadan emin görünmüyor. Grossi, İran'ın daha önce kaldırdığı UAEA kameralarını yeniden kuracağını ve UAEA soruşturması kapsamında konuşmak istediği gizli nükleer sitelerle ilgili kişilere erişimine izin verdiğini söylemişti. Ancak İran’ın Grossi’nin belirttiği bu noktalardan hiçbiri üzerinde anlaşmaya varılmadığını açıklaması üzerine Grossi, geri adım attı. UAEA Guvernörler Kurulu toplantısının başında düzenlediği basın toplantısında Grossi, İran ile bazı konularda hâlâ mutabakata varılması gerektiğini ve bunun için UAEA’dan bir ekibin yakında Tahran'a gideceğini söyledi.
Batılı ülkeler, Grossi'nin İranlı yetkililerle çözüm bekleyen konuları açıklamak için somut anlaşmalara vardığını kendilerine bildirmesinin ardından bu kez İran'ı kınayan yeni bir karar taslağını UAEA Guvernörler Kurulu'na sunmamaya karar verdiler. UAEA Guvernörler Kurulu toplantılarına katılan Batılı diplomatlar, Guvernörler Kurulu’nun ek adımlar atmadan önce İranlıların önümüzdeki haftalarda Grossi'ye sunacaklarını bekleyeceğini ve bunları değerlendireceğini söylediler. Batılı diplomatlardan biri, bu kez İran'ı kınayan bir karar taslağı sunulmamasını fırtına öncesi sessizlik olarak nitelendirdi.
Çin’in UAEA Temsilcisi Li Song tarafından Guvernörler Kurulu'na yapılan bir konuşmada, İran'a UAEA ile iş birliği yapma ve çözülmemiş sorunları ‘mümkün olan en kısa sürede’ çözme çağrısında bulundu. Li, ayrıca ilgili tarafları ‘diplomatik çabaların yeniden başlaması için gerekli koşulları sağlamak amacıyla sakin ve itidalli olmaya’ çağırdı. Rusya'nın Birleşmiş Milletler (BM) Viyana Ofisi Nezdinde Daimi Temsilcisi Büyükelçi Ulyanov ise Batılı ülkeleri İran'la nükleer anlaşmanın imzalanmasını engellemekle suçlayarak, bir ‘B planı’ olmadığını ve nükleer anlaşmadan geri dönülmesi gerektiğini söyledi.
Batılı diplomatlar anlaşmanın imzalanamamasından İran'ı sorumlu tuttular. ABD Temsilcisi ve Avrupalı ​​diplomatlar, İran'ın geçtiğimiz yıl ağustos ayında anlaşmayı imzalamaktan kaçındığını belirtmişlerdi. Durumun o tarihten bu yana daha karmaşık hale geldiğine dikkati çeken ABD Temsilcisi Holgate, “İran, UAEA'nın gizli nükleer tesislerle ilgili soruşturmasının durdurulması çağrısı gibi, anlaşmayla ilgili olmayan kabul edilemez şartlar öne sürdü. UAEA’nın herhangi bir ülke ile benzer bir adım atması düşünülemez” ifadelerini kullandı.
Grossi’nin geçtiğimiz hafta Tahran'a yaptığı ziyarette kendisine birtakım sözler verilmesine rağmen İran'ın Grossi ile iş birliği yapma niyetine şüpheyle yaklaşan diplomatlardan biri, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Bu, İran ile Grossi arasında geçtiğimiz yıl Mart ayında Guvernörler Kurulu toplantısından önce varılan anlaşmayı hatırlattı. O zamanki anlaşma daha spesifikti ve bazı tarihlerden bahsediliyordu. Ancak İran bunların hiçbirini karşılamadı” dedi. Grossi'nin bu kez Tahran'dan dönüşte açıkladığı anlaşma geçtiğimiz yılki anlaşma metnine kıyasla geneldi ve birçok yorum içeriyordu. Herhangi bir tarihten ise bahsedilmiyordu. Açıklamada, İran'ın gizli nükleer tesisleriyle ilgili soruşturmada UAEA ile iş birliği yapacağı ve izleme faaliyetlerini artırmayı kabul ettiği belirtildi.
5 Mart 2022'de yayınlanan anlaşma, İran Atom Enrejisi Kurumu’nun, üç gizli nükleer tesis hakkında yaptığı açıklamayı destekleyen belgeleri içeren yazılı bir yanıtı 20 gün içinde UAEA'ya teslim etmesini öngörüyordu.
Ayrıca UAEA’nın yanıtı değerlendirmesini ve ek soruları iki hafta içinde İran'a göndermesini ve Grossi'nin bu sorunları açıklamak için bir hafta sonra İranlı yetkililerle Tahran'da buluşmasını öngören anlaşma Grossi'nin geçtiğimiz yıl Haziran ayında yapılan toplantısından önce yönetim kuruluna sonuçlar hakkında bilgi vereceğini de ekledi. Ancak Grossi'nin anlaşmada yer alanlarla ilgili aldığı yanıt ‘teknik olarak ikna edici’ değildi ve bunu UAEA Guvernörler Kurulu'na bildirdi. Guvernörler Kurulu da İran'ı kınayan ve iş birliği çağrısında bulunan bir karar taslağı yayınladı. Guvernörler Kurulu, geçtiğimiz Kasım ayında İran'ı UAEA’nın soruşturmasında onunla iş birliği yapmaktan kaçınması nedeniyle kınayan yeni bir karar almıştı.



Ürdün, Müslüman Kardeşler ile bağlantılı olan "İslami Hareket Cephesi" partisinin adının değiştirilmesini talep etti

2011 yılına ait bir fotoğrafta, Ürdün'deki Müslüman Kardeşler ve siyasi kolu olan İslami Hareket Cephesi partisinin Amman'daki genel merkezi görülüyor (AFP)
2011 yılına ait bir fotoğrafta, Ürdün'deki Müslüman Kardeşler ve siyasi kolu olan İslami Hareket Cephesi partisinin Amman'daki genel merkezi görülüyor (AFP)
TT

Ürdün, Müslüman Kardeşler ile bağlantılı olan "İslami Hareket Cephesi" partisinin adının değiştirilmesini talep etti

2011 yılına ait bir fotoğrafta, Ürdün'deki Müslüman Kardeşler ve siyasi kolu olan İslami Hareket Cephesi partisinin Amman'daki genel merkezi görülüyor (AFP)
2011 yılına ait bir fotoğrafta, Ürdün'deki Müslüman Kardeşler ve siyasi kolu olan İslami Hareket Cephesi partisinin Amman'daki genel merkezi görülüyor (AFP)

Ürdün Bağımsız Seçim Komisyonu Komiserler Kurulu dün yaptığı açıklamada, yasaklı Müslüman Kardeşler'in siyasi kolu olan İslami Hareket Cephesi partisine, adını "dini, mezhepsel veya etnik çağrışımlardan arındırılmış" bir isimle değiştirmesi gerektiği konusunda bildirimde bulunduğunu duyurdu.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre Komisyon, 2022 tarihli 7 sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nun 33. maddesi hükümlerine dayanarak, İslami Hareket Cephesi partisine ihlalleri bildirim tarihinden itibaren 60 gün içinde düzeltmesi gerektiğini bildirdi.  

Açıklamaya göre, “Parti, ihlaller konusunda daha önce 17 Şubat tarihli Sicil Memurundan bir mektupla bilgilendirilmişti.”

Açıklamada ayrıca, ihlalin partinin tüzüğü ve adıyla ilgili olduğu, bunların Siyasi Partiler Kanununa aykırı olduğu belirtildi. Kanunda, “bir partinin dini, mezhepsel, etnik veya sınıfsal temellere veya cinsiyet veya köken ayrımcılığına dayalı olarak kurulamayacağı” hükmü yer almaktadır.

Konsey, “partinin adının tüzüğünün ayrılmaz bir parçası olduğunu ve siyasi kimliğini ifade ettiğini, bu nedenle dini, mezhepsel, etnik veya ayrımcı çağrışımlardan arındırılmış olması gerektiğini” belirtti.

Ayrıca, partinin Yüksek Mahkemesi ve Merkez Mahkemesi'nin oluşumuyla ilgili diğer ihlallere de işaret eden yetkili, bu kurulların, Genel Kurul tarafından seçilmediğini, bunun da iyi yönetişim ilkelerini ihlal ettiğini ve bağımsızlıklarını zayıflattığını belirtti.

Nisan 2015'te faaliyetleri yasaklanan Ürdün'deki Müslüman Kardeşler'in siyasi kolu olan İslami Hareket Cephesi Partisi, ülkenin en önde gelen siyasi ve muhalefet partisi olarak kabul ediliyor.

16 Temmuz 2020'de Ürdün yargı makamları, daha önce faaliyetlerine müsamaha göstermiş olmasına rağmen, yasal statüsünü düzeltmemesi nedeniyle Müslüman Kardeşler'i feshetme kararı aldı.

Müslüman Kardeşler'in feshedilmesinin ardından, İslami Hareket Cephesi partisi lisanslı bir siyasi parti olarak yasal statüsünü korudu ve adayları Eylül 2024'teki son parlamento seçimlerine katılarak Temsilciler Meclisi'ndeki 138 sandalyeden 31'ini kazandı.


Hizbullah: Amerika İran'a karşı "sınırlı" bir saldırı başlatırsa müdahale etmeyeceğiz... Hamaney kırmızı çizgimizdir

Hizbullah destekçileri, 26 Ocak'ta Beyrut'un güney banliyölerinde İran'la dayanışmalarını göstermek için düzenlenen mitingde, (AFP)
Hizbullah destekçileri, 26 Ocak'ta Beyrut'un güney banliyölerinde İran'la dayanışmalarını göstermek için düzenlenen mitingde, (AFP)
TT

Hizbullah: Amerika İran'a karşı "sınırlı" bir saldırı başlatırsa müdahale etmeyeceğiz... Hamaney kırmızı çizgimizdir

Hizbullah destekçileri, 26 Ocak'ta Beyrut'un güney banliyölerinde İran'la dayanışmalarını göstermek için düzenlenen mitingde, (AFP)
Hizbullah destekçileri, 26 Ocak'ta Beyrut'un güney banliyölerinde İran'la dayanışmalarını göstermek için düzenlenen mitingde, (AFP)

Bir Hizbullah'tan yetkilisi bugün AFP'ye verdiği demeçte, ABD'nin İran'a karşı "sınırlı" saldırılar düzenlemesi halinde partinin askeri müdahalede bulunmayacağını belirtirken, "kırmızı çizginin" Yüksek Lider Ali Hamaney'in hedef alınması olacağı konusunda uyardı.

Kimliğinin açıklanmasını istemeyen yetkili, "Eğer Amerika'nın İran'a yönelik saldırıları sınırlı kalırsa, Hizbullah'ın tutumu askeri müdahalede bulunmamaktır. Ancak amaçları İran rejimini devirmek veya Yüksek Lideri hedef almaksa, o zaman parti müdahale edecektir" ifadelerini kullandı.


Irak Adalet Bakanı Şarku’l Avsat’a konuştu: DEAŞ tutukluları güvenli bir yerde tutuluyor... Kaçmaları imkânsız

Irak Adalet Bakanı Halid Şivani
Irak Adalet Bakanı Halid Şivani
TT

Irak Adalet Bakanı Şarku’l Avsat’a konuştu: DEAŞ tutukluları güvenli bir yerde tutuluyor... Kaçmaları imkânsız

Irak Adalet Bakanı Halid Şivani
Irak Adalet Bakanı Halid Şivani

Irak Adalet Bakanı Halid Şivani, ülkesinin yabancı uyruklu ve DEAŞ bağlantılı mahkûmları, Irak vatandaşlarına karşı suç işlediklerinin kanıtlanması halinde kendi ülkelerine iade etmeyeceğini söyledi. Şivani, ‘son derece yüksek güvenlikli’ bir Irak cezaevinde halihazırda Suriye’den nakledilen binlerce örgüt mensubunun tutulduğunu belirterek, söz konusu cezaevinde firar ya da isyan girişimlerinin gerçekleşmesinin zor olduğunu ifade etti. Buna karşın adli kurumlar üzerindeki ‘muazzam baskıya’ ve tutuklular arasında ‘dünyanın en tehlikeli teröristlerinden bazılarının’ bulunduğuna dikkat çekti.

Irak, 21 Ocak’tan itibaren DEAŞ bağlantısı şüphesi taşıyan binlerce tutukluyu kabul etmeyi onaylamıştı. DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu (DMUK), Suriye’nin kuzeydoğusunda Suriye ordusunun askeri operasyonları sonrasında daha önce Suriye Demokratik Güçleri (SDG) denetimindeki cezaevlerinde bulunan mahkûmları gruplar halinde Irak’a sevk etmişti. Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani ise “Tutukluların kabulü kararı tamamen Irak’a aittir” açıklamasında bulunmuştu.

Şivani, o tarihten bu yana yargı, hükümet ve güvenlik yetkilileriyle birlikte son derece hassas ve riskli bir süreci yönettiklerini belirterek, çok sayıda mahkûmun kontrol altına alınmasının, cezaevlerinin ‘saatli bombaya’ dönüşmesini engellemek ve büyük bölümünün kendi ülkelerine iadesini sağlayarak tutukluluk sürecinin yeni bir radikalleşme zemini haline gelmesini önlemek amacı taşıdığını kaydetti.

1975 yılında Kerkük’te doğan Şivani, 2022’den bu yana Adalet Bakanlığı görevini yürütüyor. Hukukçu ve anayasa uzmanı olan Şivani, Bafel Talabani liderliğindeki Kürdistan Yurtseverler Birliği’nin (KYB) siyasi büro üyesi olarak da görev yapıyor.

 Irak Adalet Bakanı Halid ŞivaniIrak Adalet Bakanı Halid Şivani

Şivani, Şarku’l Avsat’a verdiği özel röportajda, bu denli yüksek sayıdaki DEAŞ mensubunun teslim alınmasının, cezaevlerindeki aşırı doluluğu azaltmaya yönelik yoğun çabaların ardından gerçekleştiğini söyledi. Şivani, buna rağmen Iraklı makamların bölgesel güvenliğin korunması amacıyla ortaya çıkan yükü üstlendiğini belirtti.

Şivani’ye göre Adalet Bakanlığı, terör suçlularının yönetimi ve aşırılıkla mücadele konusunda uzun yıllara dayanan deneyime sahip. Bakanlık, ‘Ilımlılık Programı’ olarak adlandırılan ve mahkûmların radikal düşüncelerini çok yönlü yöntemlerle dönüştürmeyi hedefleyen bir uygulama yürütüyor. Program kapsamında hükümlülere mesleki eğitim ve zanaat öğretimi de veriliyor. Şivani, bu nedenle uluslararası toplumun en tehlikeli teröristlerin Irak cezaevlerinde tutulması konusunda ülkesine güvendiğini ifade etti.

Şarku’l Avsat’ın Şivani’yle yaptığı röportajın tam metni şöyle:

* Suriye’den Irak’a mahkûmların nakledilmesi kararı açıklandığında, Adalet Bakanlığı bu kadar yüksek sayıda mahkûmu kabul etmeye hazır mıydı?

- Irak hükümetiyle bu kişilerin kabul edilmesi konusunda temas kurduktan sonra onları teslim almaya yönelik hazırlıklarımıza başladık. Elbette bu kadar büyük bir sayıyı kabul etmek kolay ya da basit bir mesele değil; zira büyük cezaevi binaları, donanım ve güvenlik koruması gerektiriyor. Ayrıca ceza infaz kurumlarında bir mahkûmun ihtiyaç duyduğu tüm gereksinimlerin karşılanması gerekir; bu hem mahkûmların kendileriyle ilgili ihtiyaçları hem de bu cezaevlerinin korunmasına yönelik güvenlik gereçlerini kapsar.

Zaten cezaevlerinde doluluk sorunumuz var. Ancak bu konunun önemine inandığımız ve bölge güvenliğinin korunmasıyla ilgili olduğu için, onları teslim almak ve yerleştirmek üzere cezaevi bölümlerini hazırlamak amacıyla acil tedbirler almak zorunluydu. Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani ve hükümet ile yargıdaki ilgili kurumların sağladığı destek sayesinde görevi başarıyla tamamladık; teslim aldığımız kişilerin tamamı cezaevine yerleştirildi. Şu anda cezaevine ilişkin tüm ihtiyaçları ve korunmasına yönelik güvenlik gereçlerini temin etmiş bulunuyoruz.

Bağdat’taki el-Karh Hapishanesi’nde bir DEAŞ mensubu (AP)Bağdat’taki el-Karh Hapishanesi’nde bir DEAŞ mensubu (AP)

* ‘Tüm gereksinimler’ derken neyi kastediyorsunuz?

- Tutuklular şu anda klimalı, banyolu ve temizlik malzemeleri bulunan resmî cezaevlerinde tutuluyorlar. Günde üç öğün yemek yiyorlar ve profesyonel bir gardiyan ile soruşturmacı ekibi tarafından korunuyorlar. Adli kurumun kendilerine profesyonel bir şekilde davrandığını söyleyebilirim; bu yaklaşım büyük olasılıkla Suriye’deki durumdan farklı. Ayrıca mevcut koşulları, Irak’a nakledilmeden önceki durumlarına kıyasla daha iyi.

* Bu sayının eklenmesinden sonra cezaevlerinde baskı ve aşırı kalabalık oluşacak mı? Mahkûmlar nasıl dağıtılacak?

- Irak’ın geçtiği olağanüstü koşullar nedeniyle (önce bazı bölgelerin DEAŞ tarafından işgali, ondan önce El-Kaide ve diğer terörist çetelerin bombalı saldırıları ile organize suçlar) bakanlığı devraldığımız zaman, yani üç yıl önce, cezaevlerindeki doluluk oranı yüzde 300 civarındaydı. Sistematik bir plan hazırladık ve doluluk oranını, normal kapasitenin yüzde 25 üzerine çıkacak kadar düşürmeyi başardık.

Ancak 5 bin 704 mahkûmun tek seferde teslim alınması, doluluk oranını tekrar artırdı; çünkü yaklaşık altı bin mahkûm için cezaevi tesislerinin sağlanması, diğer cezaevlerine yük bindirmeyi gerektiriyor. Kuşkusuz bu durum doluluk oranını düşürme çabalarını etkiledi.

* Nereye yerleştirildiler?

- Onlar tek bir cezaevine yerleştirildi. Bu süreç karmaşık, çünkü sınıflandırılmaları, güvenlik açısından sağlam, hem güvenlik hem askeri hem de istihbari açıdan korunaklı bir cezaevine konmalarını gerektiriyor.

* Adalet Bakanlığı yalnızca hüküm giymiş kişilerle ilgilenirken, bu kişiler gözaltına alındıkları sırada nasıl oldu da tutuklandılar?

- Irak yasalarına göre, tutuklu tehlikeli olduğunda, hâkim onu kaçması mümkün olmayan veya kaçmasından endişe duyulan, korunması garanti edilebilecek güvenli bir yere yerleştirme yetkisine sahiptir. Bu istisnai bir durum değil, tamamen yasal bir uygulamadır. Bu kişiler mahkeme kararlarıyla tutuklanmış olup, tehlikeleri nedeniyle bu cezaevine yerleştirilmişlerdir ve burada başka mahkûmlar bulunmamakta.

* Bu yükle nasıl başa çıkıyorsunuz? Bu kadar çok sayıda mahkûm nasıl yönetiliyor?

- Bütün düzeylerde omuzlarımızda büyük bir yük var. Bu cezaevini yönetmek için insan kaynağı, altyapı, ek personel, korunma için askerî ve güvenlik güçleri, ayrıca 5 bin 704 mahkûmun barınma, beslenme ve hizmet ihtiyaçlarını karşılamak için giderler ve mali kaynaklar gerekmekte. Bu kolay veya basit bir iş değil; bu nedenle özellikle mali açıdan ciddi zorluklarla karşı karşıyayız. Ancak DMUK ile maliyetlerin paylaşılması konusunda iletişim halindeyiz ve kendileri bu konuda hazır olduklarını ifade ettiler.

* Bu dosya nasıl finanse ediliyor?

- DMUK ile bir anlayış ve iletişim söz konusu olup, kendileri mahkûmların barındırılmasıyla ilgili mali yükleri üstlenmeye, cezaevi altyapısı ve gereçlerini ve bazı güvenlik malzemelerini sağlamaya hazır olduklarını ifade ettiler. Biz de kapsamlı bir proje hazırlayıp DMUK’a ilettik ve şu anda yanıtlarını ve gerekli prosedürleri beklemekteyiz.

* Kaç soruşturma memuru mahkumların dosyalarını inceliyor?

- Yaklaşık 150 soruşturma memuru, binlerce mahkûmun dosyalarını hazırlıyor ve bu ağır bir sorumluluk gerektiriyor; bu süreçte, onları uzman personel ve danışmanlardan oluşan bir ekip destekliyor.

* Tutuklular nasıl sınıflandırılıyor?

- Elimizde tehlikeli teröristler bulunuyor; onları, mahkûmlarla ilgilenmede kabul edilmiş uluslararası standartlar ve güvenlik çerçeveleri doğrultusunda sınıflandırıyoruz. Yüksek riskli ve radikal düşünceli mahkûmlar, sıradan mahkûmlarla karıştırılamaz. Cezaevlerimiz, suç türüne, suçun tehlike düzeyine ve yaş gruplarına göre sınıflandırılmıştır.

* İçeride bir ayrılık veya isyan çıkma olasılığı ne kadar yüksek?

- Bu cezaevi sağlam bir şekilde korunmakta. Daha fazla ayrıntı vermeyeceğim, ancak tesisin güvenliği sağlanmış olup hiçbir şekilde ihlal edilemez. Ayrıca içeride bir isyanın söz konusu olamayacağını belirtmek gerekir; çünkü Adalet Bakanlığı’nı destekleyen güvenlik birimleri tüm önlemleri profesyonel ve titiz bir şekilde almıştır, bu nedenle böyle bir durum gerçekleşemez.

* Hapishane içinde mahkûmların işleri nasıl yönetiliyor ve buranın terörist faaliyetler için potansiyel bir yuva haline gelmesini önlemek için ne gibi önlemler alıyorsunuz?

- Öncelikle kendi ülkeleriyle iletişim halindeyiz; geri gönderilmeleri, Irak’a karşı savaşmamış, Iraklıları öldürmemiş veya Irak içinde terör faaliyetlerine katılmamış olmaları şartına bağlı. Bu şartları taşımayanlar kendi ülkelerine iade edilmeyecek olsa da diğerlerinin geri gönderilmesi için çalışmalar sürmekte olup, DMUK bu sürecin hızlandırılması için bizimle iş birliği yapmakta.

Yönetim açısından, Adalet Bakanlığı bu alanda uzun bir deneyime sahip. Aynı sınıflamaya sahip diğer cezaevlerinde, Irak’ın DEAŞ’dan kurtarılan topraklarda yakalanan tehlikeli liderleri de kapsayan teröristler bulunmakta. Bu kişiler rehabilitasyon ve ıslah programlarına dahil edilmiş vaziyette.

‘Ilımlılık Programı’ adı verilen bir programımız, aşırıcı düşünceyi zihinsel, kültürel, sosyal, sportif ve sanatsal yollarla ortadan kaldırmayı, ayrıca meslek ve beceri eğitimi vermeyi amaçlamakta. Bu program büyük başarılar elde etmiş. Amacımız, onların burada geçici olarak bulunmaları; kalış süreleri boyunca, deneyimimiz ve programlarımız sayesinde, en tehlikeli terörist mahkûmlarla profesyonel bir şekilde ilgilenebiliyoruz.

Bağdat’taki el-Karh Hapishanesi’nde gözaltında tutulan DEAŞ üyeleri (AP)Bağdat’taki el-Karh Hapishanesi’nde gözaltında tutulan DEAŞ üyeleri (AP)

* Peki ya onları geri gönderme çabaları başarısız olursa? Bu kişiler uzun süre Irak hapishanelerinde kalırlarsa durum ne olacak?

- Ülkeler ve DMUK ile üzerinde anlaşılan, mahkûmların mümkün olan en kısa sürede geri gönderilmesi. Bu konuda açık bir koordinasyon mevcut olup, daha önce de belirttiğim gibi, Irak güvenlik güçlerine karşı savaşan veya Iraklılara karşı suç işleyenler bu kapsamın dışında tutulacak; bu kişiler yargılanacak ve Irak’ta kalacak.

* Vatandaşlarını geri almayı reddeden ülkeler var mı?

- Konu hâlâ başlangıç aşamasında ve girişimler de yeni başladı. DMUK ve ABD, mahkûmları kabul etmeleri için ülkeleri teşvik etmemiz konusunda bizimle iş birliği yapıyor. Çabalarımızı sürdürmekteyiz.

* DMUK neden DEAŞ tutuklularını Irak’a nakletti?

Bu işin siyasi bir boyutu olabilir; Adalet Bakanlığı’nın doğrudan müdahalesi yoktur. Ancak açıkça vurgulamak gerekir ki Irak’ın savunma ve güvenlik sistemi konusunda güven vardır, Irak DMUK içinde güvenilir ve etkili bir müttefiktir ve bu mahkûmları barındırmak için güvenilir bir sisteme sahiptir.