Lübnan’da güvenlik güçleri ile Iraklı öğrenciler arasındaki gerilim kontrol altına alınmaya çalışılıyor

Bağdat, askıdaki sorunların çözümlerini görüşmek üzere Beyrut’a bir hükümet heyeti gönderdi.

Başbakan Necib Mikati, Irak Eğitim Bakanlığı’ndan bir heyetle 10 Mart’ta bir araya geldi. (Dalati ve Nahra)
Başbakan Necib Mikati, Irak Eğitim Bakanlığı’ndan bir heyetle 10 Mart’ta bir araya geldi. (Dalati ve Nahra)
TT

Lübnan’da güvenlik güçleri ile Iraklı öğrenciler arasındaki gerilim kontrol altına alınmaya çalışılıyor

Başbakan Necib Mikati, Irak Eğitim Bakanlığı’ndan bir heyetle 10 Mart’ta bir araya geldi. (Dalati ve Nahra)
Başbakan Necib Mikati, Irak Eğitim Bakanlığı’ndan bir heyetle 10 Mart’ta bir araya geldi. (Dalati ve Nahra)

Lübnan ve Irak, Lübnan güvenlik güçlerinin perşembe günü Lübnan Eğitim Bakanlığı binasında Iraklı öğrencilere saldırmasından kaynaklanan sorunu kontrol altına almaya çalışıyor. İki taraf, Lübnan’da eğitim alan Iraklı öğrencilerin diplomalarının geçerliliği sürecini kolaylaştırmayı da içeren, ‘daha önce meydana gelen tüm sorunları sona erdirici’ onaylanmış bir mekanizma ortaya koydu.
Lübnan güvenlik güçleri ile işlemlerini tamamlamak için Eğitim Bakanlığı’na gelen çok sayıda Iraklı öğrenci arasında yaşanan sorunu gözler önüne seren görüntüler yayınlandı. Videoların birinde Lübnanlı bir güvenlik görevlisinin, elinde metal bir sopa tuttuğu ve bir öğrenciden geri çekilmesini istediği görülüyor. Diğer bir videoda ise bakanlık binasından bağırış sesleri geldiği duyuluyor.
Eğitim Bakanlığı’nın açıklamalarına rağmen videolar, Iraklı ve Lübnanlı sosyal medya öncüleri arasında yaygın bir öfkeye yol açtı. Öyle ki Lübnan hükümetine harekete geçme çağrıları yapıldı. Diğer yandan Iraklı yetkililer, Lübnan hükümetine Iraklı öğrencilerin işlerini takip etmek ve Lübnan’daki yetkili kurumlarda öğrencilerle ilgilenme prosedürlerini incelemek amacıyla bir bakanlar komitesi oluşturma çağrısı yaptı.
Bu çerçevede Irak Yüksek Öğretim ve Bilimsel Araştırma Bakanlığı’ndan bir heyet dün (Cuma) Lübnan Başbakanı Necib Mikati ile bir araya geldi.
Irak Büyükelçiliği Misyonu Başkanı Emin en-Nasravi, “Görüşmede Iraklı öğrencilerin Lübnan’da karşılaştıkları birçok sorun dile getirildi ve bu sorunların çözümüne yardımcı olacak çözüm ve mekanizmalar ele alındı” dedi.
Heyette yer alan Iraklı akademisyen Dr. Ala el-Zogbi, “Mikati’ye birçok öneri sunduk. Bu önerilerin, iki ülkedeki en üst düzey makamların imzaladığı resmi bir mekanizmaya dahil edilmesi için onay alındı” açıklamasında bulundu. Zogbi, iki gün içerisinde bu protokolün hazırlanacağını belirttiği açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Daha önce meydana gelen tüm sorunları sona erdiren onaylanmış bir mekanizma olması için iki taraf arasında imzalanacak. Diploma denklik süreci kolay olacak ve öğrencinin bakanlığa müracaatını gerektirmeyecek. Ancak öğrenci ile okuduğu üniversite arasında doğrudan temas ve inceleme olacaktır.”
Yüzlerce Iraklı, Lübnan üniversitelerinde öğrenimlerine devam ediyor. Lübnan Eğitim Bakanlığı’ndaki Üniversite Öncesi Denklik Departmanı, bir yıl boyunca Irak’tan yaklaşık altı bin denklik başvurusu aldığını belirtti. Bakanlık, işlemlerini tamamlamaları için idari kolaylıklar sağladığını belirtti. Denklik Komitesi, 200’ü Iraklılar ve geri kalanı Lübnanlılar ve diğer milletlerden olmak üzere yaklaşık 500 başvuruya karar vermek üzere haftalık olarak toplanıyor.
Lübnan Eğitim Bakanlığı perşembe sabahı Iraklı öğrencilere ‘saldırı’ gerçekleştirildiği haberini yalanladı. Eğitim Bakanı Abbas el-Halabi şu açıklamada bulundu:
“Perşembe günü sabah saat beş buçukta bakanlık binasının güvenlik görevlileri bir gürültüyle şaşkınlık yaşadı. Gürültünün kaynağını görmek için dışarı çıktılar ve yüzden fazla Iraklı öğrencinin orada olduğunu gördüler. Şafakta kapılar hala kapalıyken içeri giriş konusunda aralarında anlaşmazlık yaşandı. Mahalle sakinlerinin, çevredeki binaların balkonlara çıkması üzerine güvenlik görevlileri onları sakinleştirmeye çalıştı. Bakanlık, sabah sekizde vatandaşları ve denetçileri kabul etmek üzere kapılarını açtığında çok sayıda Iraklı öğrenci bir anda içeriye akın etti. İlgililerin girişleri düzenleme çabaları ortasında Denklik Departmanı’nın önü Iraklılarla doldu. Müracaat eden genç bir Iraklı, bayılarak yere yığıldı. Öncelikli giriş mücadelesi devam etti. Bazı Iraklı öğrenciler, İç Güvenlik Güçleri ve binanın güvenlik görevlileri ile iş birliği yaparak, diğer öğrencileri genç Iraklıyı ayağa kaldırmak için geri çekilmeye ikna etti. Ancak geri adım atmadılar. Bunun üzerine güvenlik güçleri, onları geri adım atmaya ikna etmek için sesini yükseltti. Bu hareketin ardından ayağa kaldırılan gencin astım hastası olduğu anlaşıldı. Genç, Kızılhaç tarafından tedavi altına alındı.”
Yaşanan sorunun ardından Eğitim Bakanlığı medya ofisi, sosyal medyada yayınlanan videoların gerçeği yansıtmadığını, güvenlik güçleriyle bir tartışmayı gösterdiğini açıkladı. Ofis tarafından yapılan açıklamada ayrıca, “Gerçek şu ki güvenlik güçleri, bayılan Iraklıyı arkadaşlarının ayaklarının altıdan kurtarmak ve ona ilk müdahaleyi yapmak için hassas davrandı” ifadesine yer verildi.
Bağdat’ta Irak hükümeti, Iraklı öğrencilere yönelik ‘saldırının’ ayrıntılarını öğrenmek amacıyla Lübnan’a gitmek üzere bir bakanlar komitesi oluşturmaya karar verildi. Lübnan’ın Bağdat Büyükelçiliği, şu özür açıklamasını yayınladı:
“Lübnan’ın Irak Büyükelçiliği, Beyrut’ta Eğitim ve Yüksek Öğrenim Bakanlığı binası önünde aralarında değerli Iraklı öğrencilerin de bulunduğu kız ve erkek öğrenciler arasında meydana gelen izdihama açıklık getirmek istiyor. Lübnan’ın tanık olduğu zorlu ekonomik koşullar nedeniyle genel grev sonrası bakanlık çalışanlarının işe dönmesinin ardından yaşananlar kabul edilemez.  Başbakan, bakanlar ve üst düzey yöneticiler tarafından en üst düzeyde takip ediliyor ve soruşturuluyor. Bu çerçevede Lübnan Çalışma Bakanı aracılığıyla Başbakan Necib Mikati tarafından büyükelçiliğe, ‘onurlarının korunduğunu ve gözetildiklerini bildirmek, maruz kaldıkları şeyin kabul edilemez olduğunu ve yaşananların tekrarlanmasının önüne geçileceğini ifade etmek üzere’ önümüzdeki birkaç saat içinde Iraklı öğrencilerin Hükümet Sarayı’nda kabul edileceği bilgisi verildi. Ayrıca öğrencilere işlemlerinin tamamlanıp, diploma denkliklerinin en iyi koşullarda ve mümkün olan en kısa sürede takip edileceğini bildirilecek.”



Yemen'in batı sahili: Husiler için bir tuzak, bir ödül değil

Fotoğraf: Reuters / Al Majalla
Fotoğraf: Reuters / Al Majalla
TT

Yemen'in batı sahili: Husiler için bir tuzak, bir ödül değil

Fotoğraf: Reuters / Al Majalla
Fotoğraf: Reuters / Al Majalla

Enver el-Ansi

En yakın bağlamda, Yemen'de gelişen olaylar, daha geniş bölgesel ve uluslararası boyutların bazılarını gölgede bırakarak, dünyanın dört bir yanında birçok kişiyi meşgul ediyor gibi görünüyor. Örneğin, ABD ve İran, keza Batı tarafından güçlü bir şekilde desteklenen Ukrayna ve Rusya arasında pozisyonlardaki farklılık ve uzaklığın somutlaştırdığı gibi, askeri, ekonomik ve siyasi çatışmalar nedeniyle çıkarların yakınlaşması en azından şimdilik ertelenmiş gibi görünüyor.

Yemen meselesinde, sınırlı güç, nitelik, deneyim ve eğitime sahip kabile gruplarından oluşan milisler, bu hayati öneme sahip stratejik boğaza ilerlemelerini kolaylaştıran karmaşık faktörler bir araya gelmeseydi Babu’l Mendeb'e ulaşamazlardı. Bu durumda, üçüncü bir tarafın ve belki de başka uluslararası aktörlerin, askeri ve teknik destek açısından olmasa bile, en azından istihbarat, bilgi ve lojistik açısından, çeşitli derecelerde bu gelişmelerin içinde yer aldıkları, perde arkasından durumu manipüle ettikleri, nihayetinde işlerin Yemen'in batı sahilinde ve Kızıldeniz'in güneyinde son haftalarda ve günlerde tanık olduğumuz noktaya vardığı güçlü ve neredeyse kesin bir şekilde varsayılıyor.

“Gerçek” bir mücadele yoktu, ancak doğal kaynaklar ve madenler bakımından zengin, yüzölçümü büyük Marib ve el-Cevf vilayetlerinin çevresinde geçmişte olduğu gibi bugün de yüksek ve daha yoğun bir tempoda çatışmalar yaşanmaya devam ediyor. El-Beyda şehrinde de çatışmalar nispeten yoğun, ancak burada savaş cephelerinde maruz kaldıkları yıkıcı hava saldırılarıyla zayıflayan Husi milislerinin belirgin bir şekilde geri çekilmesinin ışığında, hükümet güçleri saldırılara karşılık verme ve caydırma konusunda inisiyatifi yeniden ele geçirerek daha yüksek bir saldırı performansı sergiliyor. Husi unsurları kendilerine nispeten bir koruma sağlayan doğal tahkimatlarından uzaklaşarak ovalarda ve sahil bölgelerinde konuşlandıkları için bu saldırılara karşı savunmasız hale geldiler. Oysa bahsedilen doğal tahkimatlar gerek Yemen ordusu ve Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyonun saldırıları, gerekse daha da öncesinde Gazze savaşı sırasında Husilerin “Gazze'yi destekleme” bahanesiyle, ABD gemilerini hedef almalarının, İsrail'e çoğu hedefine ulaşamayan füze ve insansız hava araçlarıyla saldırılar düzenlemelerinin ardından, ABD ve İsrail’in mevzilerine düzenledikleri hava saldırıları sırasında milisleri korumuşlardı.

CFRTB
Yemen hükümetine bağlı savaşçılar, Cevf şehrinde Husilerle yaşanan çatışmalar sırasında, 15 Eylül 2026 (AFP TV/AFP)

Yemen'in Kızıldeniz'e nazır batı sahilinde yaşananlara ilişkin olarak, Ulusal Direniş Güçleri Sözcüsü General Sadık Duveyd şunları söyledi: “Batı kıyısındaki operasyonlar aylar öncesinden planlanmış ve İran Devrim Muhafızları'nın doğrudan emriyle, İran ve Lübnanlı uzmanların katılımıyla, İran'ın savaşının bir parçası olarak gerçekleştirilmiştir.”

Husiler, son birkaç gündür binlerce (en az 3 bin) cesedi savaş bölgelerinden çekmekte büyük zorluklar yaşıyor

Sonuç olarak, durumun değişmeyen tek yanı, Husilerin her zamanki gibi, savaş alanlarına gönderilen yüzlerce, belki de binlerce savaşçının ölümüne kayıtsız kalmalarıdır. Son bilgiler, Lahc şehrindeki el-Mudaraba’nın eteklerindeki Kahbub bölgesi ile Zubab bölgesine doğru ilerleme girişimlerinde onlarca Husi militanının öldürüldüğünden veya yaralandığından bahsetti. Husilerin batı sahiline yönelik büyük çaplı saldırısının ardından buralardan kaçan binlerce sivil ve yüzlerce asker bu bölgeye sığındı. Yemenli askeri uzmanların tahminlerine göre, 100 binden fazla Husi milisi saldırıya katıldı, 120'den fazla balistik füze ve belki de bu sayıdan daha fazla insansız hava aracı fırlatıldı, çeşitli ağır ve orta sınıf silahlar kullanıldı.

Gelişmiş teknolojiler

Yemen ordusu, Husi milislerinin liderleri ve İranlı işbirlikçileri tarafından batı sahiline yönelik saldırılar sırasında 3 binden fazla telsiz cihazın kullanıldığını gözlemledi. Bu saldırılar, Babu’l Mendeb Boğazı'na nazır Taiz şehrinden başlatıldı ve Kızıldeniz'in güneyindeki tüm Yemen adalarını ve kasabalarını kapsadı. Bu, Husilerin Babu’l Mendeb Boğazı'na yaklaşmalarının esasında gerçekleşmeyen bir çatışmanın değil, eski/yeni bir planın sonucu olduğu anlamına geliyor. Hudeyde Valisi Hasan Tahir'in belirttiği gibi: “Batı sahilinde yaşananlar askeri bir yenilgi değildi, çünkü savaş yoktu, aksine ortada bir aldatmaca ve büyük bir komplo vardı.”

Yemen'in batı sahilinin coğrafyasına hakim, batı Tihama bölgesinin sakinlerinden olan Ebker ise şunları ekledi: “Komplocuları, onlara para ödeyenleri ve onları finanse edenleri ifşa edeceğimiz gün gelecek. Hudeyde ve Yemen halkına gerçek düşmanın kim olduğunu ve yaşananları kolaylaştırmak için milyarlarca dolar ödeyenlerin kim olduğunu açıklayacağız.” Bunu şu sözlerle vurguladı: “Sadece Husilerle değil, İran ve büyük güçler dahil destekçileriyle savaştık.”

VFGHYJ
Stratejik Babu’l Mendeb Boğazı'na ve Kızıldeniz'in girişine bakan dağlık bir bölge olan Kahbub yakınlarında, Yemen hükümet güçlerinden bir savaşçı bir kamyonetin yanında nöbet tutuyor, 15 Eylül 2016 (AFP)

Ancak diğer tarafta tablo, Husilerin övüneceği ve uzaktan, Tahran, Bağdat ve Beyrut'tan gelen davul sesleriyle kutlayacakları kadar parlak değil. Gerçekte, yeni mevzilerini koruyamamaları ve hükümete ait insansız hava araçlarının Husi araçlarını ve hatta unsurlarını tespit etmeleri ve hedef almaları sebebiyle, askeri ve lojistik tedarik hatları her yönden kesildiği için büyük sıkıntı çekiyorlar.

Tekrarlama

Her zamanki gibi, Husi milisleri, binlerce üyesinin öldürülmesine, yaralanmasına veya esir alınmasına karşı kayıtsız ve ilgisiz davranıyor. 1980'lerde Irak ile savaşı sırasında İran'ın benimsediği aynı yaklaşımı tekrarlıyor. O zaman da İran, genç, deneyimsiz acemi askerleri, profesyonel bir orduya karşı kaderlerini umursamadan, ardı ardına cepheye göndermişti. Zira önemli olan, daha iyi eğitimli güçler cepheye gönderilene kadar düşman ordusunu yormaktı. Bu yaklaşım İran'a herhangi bir askeri zafer getirmedi; aksine, yaklaşık 1 milyon cana mal oldu. Ne var ki Yemen'deki Husi savaşları sırasında, İran Devrim Muhafızları, Marib, Cevf, Taiz veya Yemen'in batı sahili gibi çeşitli savaş cephelerinde bu trajik deneyimi bir kez daha tekrarlamaya kararlı görünüyor.

Kibir ve yanlış hesap

Husiler, son birkaç gündür savaş bölgelerinden binlerce (en az 3 bin) cesedi çekmekte büyük zorluklar yaşıyor. Ayrıca, hükümet güçlerinin siperlerine ve mevzilerine yönelik devam eden hava saldırıları sonucu binlerce hafif ve ağır yaralı unsurunu tahliye etmekte de zorlanıyor. Bu durum, Husileri, tüm cephelerde hedeflerine kolayca ulaşabilmeleri için artık tüm yolların açık olduğu konusunda yanılttıkları milisleri karşısında zor durumda bırakıyor.

Yemen'in batı sahilindeki son gelişmelere rağmen, durum Husi milislerinin ele geçirdikleri bölgeler üzerindeki kontrollerini pekiştirmelerine elverişli görünmüyor. Uzmanlara ve askeri kaynaklara göre, örneğin Husiler ve güçleri, stratejik öneme sahip Lahc şehrinin Kahbub bölgesinde herhangi bir ilerleme kaydedemedi. Bu arada, bölgede konuşlandırılan hükümete bağlı askeri güçler, savunma yapmak, kıyıdaki ve batı Taiz'in dağlık bölgelerindeki Husi mevzilerine karşı operasyonlar düzenlemek konusunda daha organize ve daha donanımlı hale geldi.

Kahbub, idari olarak Lahc vilayetindeki Mudaraba ve el-Ara bölgesine bağlı, Taiz vilayeti ile sınır komşusu olan stratejik bir dağlık bölgedir. Stratejik Babu’l Mendeb Boğazı'na nazır en önemli dağ sıralarından biridir.

Savaşlardaki kabileler dengesi

Bu silahlı mücadele içinde, savaşan tarafların ittifakları ve çıkarları gibi, sahnenin günden güne sürekli değiştiği mevcut savaş da yer alıyor. İçeride, Husi milislerinin, onları hâlâ destekleyen bazı kabilelerle ilişkilerinde değişikliklere tanık olacağımıza şüphe yok.  Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre son deneyimler, kabilelerin kendi dengelerine ve “gerçekçi” hesaplara sahip olduklarını kanıtlıyor. Gerek 26 Eylül 1962 devriminden sonra İmam yönetiminin kalıntılarına karşı yürütülen cumhuriyet savaşları, gerekse Sana'yı çevreleyen kabilelerin merhum Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih'i terk etmeleri bunu gösteriyor. Aynı durum dışarısı için de geçerli; nitekim Husiler, kabileler tarafından kolayca benimsenmeyen garip bir gurur ve kibirle, kendi halklarının ezici çoğunluğuna, ülke içindeki en yakın akrabalarına ya da sınırın her iki tarafındaki iç içe geçmiş kabile ilişkileri göz önüne alındığında, diğer tüm komşulardan daha yakın olan Arap komşularına (Suudi Arabistan’a) karşı, coğrafi olarak uzak ve kültürel olarak farklı olan İran'ın müttefiki olduklarını itiraf ediyorlar.

İran'ın otuz yılı aşkın süredir Husi şahinlerin ve onları çevreleyen küçük bir grup genç kabile üyesinin zihinlerine uyguladığı ideolojik beyin yıkama, Yemen devletinin buna kayıtsız kalması ve bölgelerine yönelik kapsamlı bir kalkınma yokluğuyla birleşince, hayatın savaştan ibaret olduğuna ve geleceğin yalnızca ölüm veya ahirette olduğuna inanmalarına neden oldu Esir alınan Husi savaşçılarına savaşma motivasyonlarının ne olduğu sorulduğunda verdikleri cevaplarda bunu açıkça gösteriyor. Cevapları içinde bulundukları acınası ve zavallı durumu ortaya koyuyor; arkalarında sadece İranlı ve Hizbullahlı savaş uzmanlarının, önlerinde ise kendileri gibi Yemenlilerin olduğunu keşfettiklerini söylüyorlar. Aldandıkları ve tuzağa düştükleri için gözyaşlarına boğulacak kadar pişman oluyorlar, ama son pişmanlığın bir faydası yok.


BM’den savaşın Yemen’e yönelik yardımlar üzerindeki etkisine ilişkin uyarı

Uluslararası Göç Örgütü (IOM) görevlisi, dün Cibuti’de Yemen’de devam eden savaştan kaçanları karşılıyor (Reuters)
Uluslararası Göç Örgütü (IOM) görevlisi, dün Cibuti’de Yemen’de devam eden savaştan kaçanları karşılıyor (Reuters)
TT

BM’den savaşın Yemen’e yönelik yardımlar üzerindeki etkisine ilişkin uyarı

Uluslararası Göç Örgütü (IOM) görevlisi, dün Cibuti’de Yemen’de devam eden savaştan kaçanları karşılıyor (Reuters)
Uluslararası Göç Örgütü (IOM) görevlisi, dün Cibuti’de Yemen’de devam eden savaştan kaçanları karşılıyor (Reuters)

Birleşmiş Milletler (BM), Yemen’de devam eden savaşın ülkedeki insani yardım ihtiyaçlarına erişimi olumsuz etkilediği konusunda uyarıda bulundu. Eylül ayının başından bu yana 100 binden fazla kişinin yerinden edildiği, bunların büyük bölümünün Taiz ve Lahic vilayetlerine sığındığı bildirildi.

BM Yemen Mukim ve İnsani İşler Koordinatörü Laurent Bukera, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, durumun “hızla değiştiğini” belirterek, yeni yerinden edilme dalgalarının yaşanmasını ve insani ihtiyaçların artmasını beklediklerini söyledi. Bukera, 15 Eylül itibarıyla 60 binden fazla yerinden edilmiş kişiye hızlı müdahale mekanizması kapsamında yardım ulaştırıldığını ifade etti.

Bukera, yardımların güvenli ve sürdürülebilir şekilde ulaştırılmasının güvence altına alınması ve çatışmalardan kaçanlar için güvenli koridorlar oluşturulması gerektiğini vurguladı.

Suudi Arabistan’da ise Sivil Savunma Müdürlüğü, Taif vilayetinde Husilere ait bir İHA’nın önlenerek imha edilmesinin ardından düşen şarapnel parçaları nedeniyle Yemen uyruklu bir kişinin hayatını kaybettiğini, bir Suudi vatandaşı ile Pakistan uyruklu bir kişinin yaralandığını açıkladı. Olayda bazı binalar ve araçlarda da maddi hasar meydana geldi.

Öte yandan Türkiye, Husilerin bir İHA ile Mekke-i Mükerreme’ye yönelik saldırı girişimini ve grubun gerçekleştirdiği diğer eylemleri şiddetle kınadı. Ankara, bu eylemlerin yalnızca bölgesel güvenlik açısından tehdit oluşturmadığını, aynı zamanda uluslararası deniz ticaret yollarını ve küresel istikrarı da olumsuz etkilediğini ifade etti.


Bağdat, DEAŞ tutukluları üzerindeki yargı yetkisinde ısrarcı

DEAŞ mensubu olduğundan şüphelenilen kişi, Bağdat’taki Karh Cezaevi’nde sorgulanmak üzere bir bölüme götürülüyor (AP)
DEAŞ mensubu olduğundan şüphelenilen kişi, Bağdat’taki Karh Cezaevi’nde sorgulanmak üzere bir bölüme götürülüyor (AP)
TT

Bağdat, DEAŞ tutukluları üzerindeki yargı yetkisinde ısrarcı

DEAŞ mensubu olduğundan şüphelenilen kişi, Bağdat’taki Karh Cezaevi’nde sorgulanmak üzere bir bölüme götürülüyor (AP)
DEAŞ mensubu olduğundan şüphelenilen kişi, Bağdat’taki Karh Cezaevi’nde sorgulanmak üzere bir bölüme götürülüyor (AP)

Bağdat’ta dün yapılan açıklamada, Irak makamlarının yıl ortasında Suriye’den nakledilen DEAŞ mensubu tutuklular üzerindeki yargı yetkisinden vazgeçmediği bildirildi. Iraklı üst düzey bir yetkili, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, örgüt mensubu tutuklulara ilişkin dosyaların yalnızca Terörle Mücadele Birimi ve Yüksek Yargı Konseyi’nin yetkisinde olduğunu söyledi.

Irak’ın bu tutumu, Fransız avukatların Bağdat’ın müvekkillerini temsil etmeleri için kendilerine izin vermeyi reddettiğini açıklamasından sonra geldi. Avukatlar, adil olmadığını savundukları yargılamaların ardından idam cezalarının verilmesi ihtimaline karşı uyarıda bulundu.

Ancak Iraklı yetkili, tutuklulara ilişkin dosyaların “halen soruşturma aşamasında olduğunu ve mahkemeye sevk edilmelerinin zaman alabileceğini” ifade etti. Yetkili, söz konusu hassas dosyaların “Irak’ın ulusal güvenliğiyle ilgili bir mesele” olduğunu vurguladı.

Iraklı bir uzmana göre, yerel yasalar mahkemelerde yalnızca Irak’ta ruhsatlı avukatların savunma yapmasına izin veriyor. Fransız makamlarının rolü ise vatandaşlarını ziyaret ederek durumları hakkında bilgi almakla sınırlı; bu kapsamda yabancı avukatların tutukluları mahkemelerde temsil etmesine izin verilmiyor.