Lübnan’da güvenlik güçleri ile Iraklı öğrenciler arasındaki gerilim kontrol altına alınmaya çalışılıyor

Bağdat, askıdaki sorunların çözümlerini görüşmek üzere Beyrut’a bir hükümet heyeti gönderdi.

Başbakan Necib Mikati, Irak Eğitim Bakanlığı’ndan bir heyetle 10 Mart’ta bir araya geldi. (Dalati ve Nahra)
Başbakan Necib Mikati, Irak Eğitim Bakanlığı’ndan bir heyetle 10 Mart’ta bir araya geldi. (Dalati ve Nahra)
TT

Lübnan’da güvenlik güçleri ile Iraklı öğrenciler arasındaki gerilim kontrol altına alınmaya çalışılıyor

Başbakan Necib Mikati, Irak Eğitim Bakanlığı’ndan bir heyetle 10 Mart’ta bir araya geldi. (Dalati ve Nahra)
Başbakan Necib Mikati, Irak Eğitim Bakanlığı’ndan bir heyetle 10 Mart’ta bir araya geldi. (Dalati ve Nahra)

Lübnan ve Irak, Lübnan güvenlik güçlerinin perşembe günü Lübnan Eğitim Bakanlığı binasında Iraklı öğrencilere saldırmasından kaynaklanan sorunu kontrol altına almaya çalışıyor. İki taraf, Lübnan’da eğitim alan Iraklı öğrencilerin diplomalarının geçerliliği sürecini kolaylaştırmayı da içeren, ‘daha önce meydana gelen tüm sorunları sona erdirici’ onaylanmış bir mekanizma ortaya koydu.
Lübnan güvenlik güçleri ile işlemlerini tamamlamak için Eğitim Bakanlığı’na gelen çok sayıda Iraklı öğrenci arasında yaşanan sorunu gözler önüne seren görüntüler yayınlandı. Videoların birinde Lübnanlı bir güvenlik görevlisinin, elinde metal bir sopa tuttuğu ve bir öğrenciden geri çekilmesini istediği görülüyor. Diğer bir videoda ise bakanlık binasından bağırış sesleri geldiği duyuluyor.
Eğitim Bakanlığı’nın açıklamalarına rağmen videolar, Iraklı ve Lübnanlı sosyal medya öncüleri arasında yaygın bir öfkeye yol açtı. Öyle ki Lübnan hükümetine harekete geçme çağrıları yapıldı. Diğer yandan Iraklı yetkililer, Lübnan hükümetine Iraklı öğrencilerin işlerini takip etmek ve Lübnan’daki yetkili kurumlarda öğrencilerle ilgilenme prosedürlerini incelemek amacıyla bir bakanlar komitesi oluşturma çağrısı yaptı.
Bu çerçevede Irak Yüksek Öğretim ve Bilimsel Araştırma Bakanlığı’ndan bir heyet dün (Cuma) Lübnan Başbakanı Necib Mikati ile bir araya geldi.
Irak Büyükelçiliği Misyonu Başkanı Emin en-Nasravi, “Görüşmede Iraklı öğrencilerin Lübnan’da karşılaştıkları birçok sorun dile getirildi ve bu sorunların çözümüne yardımcı olacak çözüm ve mekanizmalar ele alındı” dedi.
Heyette yer alan Iraklı akademisyen Dr. Ala el-Zogbi, “Mikati’ye birçok öneri sunduk. Bu önerilerin, iki ülkedeki en üst düzey makamların imzaladığı resmi bir mekanizmaya dahil edilmesi için onay alındı” açıklamasında bulundu. Zogbi, iki gün içerisinde bu protokolün hazırlanacağını belirttiği açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Daha önce meydana gelen tüm sorunları sona erdiren onaylanmış bir mekanizma olması için iki taraf arasında imzalanacak. Diploma denklik süreci kolay olacak ve öğrencinin bakanlığa müracaatını gerektirmeyecek. Ancak öğrenci ile okuduğu üniversite arasında doğrudan temas ve inceleme olacaktır.”
Yüzlerce Iraklı, Lübnan üniversitelerinde öğrenimlerine devam ediyor. Lübnan Eğitim Bakanlığı’ndaki Üniversite Öncesi Denklik Departmanı, bir yıl boyunca Irak’tan yaklaşık altı bin denklik başvurusu aldığını belirtti. Bakanlık, işlemlerini tamamlamaları için idari kolaylıklar sağladığını belirtti. Denklik Komitesi, 200’ü Iraklılar ve geri kalanı Lübnanlılar ve diğer milletlerden olmak üzere yaklaşık 500 başvuruya karar vermek üzere haftalık olarak toplanıyor.
Lübnan Eğitim Bakanlığı perşembe sabahı Iraklı öğrencilere ‘saldırı’ gerçekleştirildiği haberini yalanladı. Eğitim Bakanı Abbas el-Halabi şu açıklamada bulundu:
“Perşembe günü sabah saat beş buçukta bakanlık binasının güvenlik görevlileri bir gürültüyle şaşkınlık yaşadı. Gürültünün kaynağını görmek için dışarı çıktılar ve yüzden fazla Iraklı öğrencinin orada olduğunu gördüler. Şafakta kapılar hala kapalıyken içeri giriş konusunda aralarında anlaşmazlık yaşandı. Mahalle sakinlerinin, çevredeki binaların balkonlara çıkması üzerine güvenlik görevlileri onları sakinleştirmeye çalıştı. Bakanlık, sabah sekizde vatandaşları ve denetçileri kabul etmek üzere kapılarını açtığında çok sayıda Iraklı öğrenci bir anda içeriye akın etti. İlgililerin girişleri düzenleme çabaları ortasında Denklik Departmanı’nın önü Iraklılarla doldu. Müracaat eden genç bir Iraklı, bayılarak yere yığıldı. Öncelikli giriş mücadelesi devam etti. Bazı Iraklı öğrenciler, İç Güvenlik Güçleri ve binanın güvenlik görevlileri ile iş birliği yaparak, diğer öğrencileri genç Iraklıyı ayağa kaldırmak için geri çekilmeye ikna etti. Ancak geri adım atmadılar. Bunun üzerine güvenlik güçleri, onları geri adım atmaya ikna etmek için sesini yükseltti. Bu hareketin ardından ayağa kaldırılan gencin astım hastası olduğu anlaşıldı. Genç, Kızılhaç tarafından tedavi altına alındı.”
Yaşanan sorunun ardından Eğitim Bakanlığı medya ofisi, sosyal medyada yayınlanan videoların gerçeği yansıtmadığını, güvenlik güçleriyle bir tartışmayı gösterdiğini açıkladı. Ofis tarafından yapılan açıklamada ayrıca, “Gerçek şu ki güvenlik güçleri, bayılan Iraklıyı arkadaşlarının ayaklarının altıdan kurtarmak ve ona ilk müdahaleyi yapmak için hassas davrandı” ifadesine yer verildi.
Bağdat’ta Irak hükümeti, Iraklı öğrencilere yönelik ‘saldırının’ ayrıntılarını öğrenmek amacıyla Lübnan’a gitmek üzere bir bakanlar komitesi oluşturmaya karar verildi. Lübnan’ın Bağdat Büyükelçiliği, şu özür açıklamasını yayınladı:
“Lübnan’ın Irak Büyükelçiliği, Beyrut’ta Eğitim ve Yüksek Öğrenim Bakanlığı binası önünde aralarında değerli Iraklı öğrencilerin de bulunduğu kız ve erkek öğrenciler arasında meydana gelen izdihama açıklık getirmek istiyor. Lübnan’ın tanık olduğu zorlu ekonomik koşullar nedeniyle genel grev sonrası bakanlık çalışanlarının işe dönmesinin ardından yaşananlar kabul edilemez.  Başbakan, bakanlar ve üst düzey yöneticiler tarafından en üst düzeyde takip ediliyor ve soruşturuluyor. Bu çerçevede Lübnan Çalışma Bakanı aracılığıyla Başbakan Necib Mikati tarafından büyükelçiliğe, ‘onurlarının korunduğunu ve gözetildiklerini bildirmek, maruz kaldıkları şeyin kabul edilemez olduğunu ve yaşananların tekrarlanmasının önüne geçileceğini ifade etmek üzere’ önümüzdeki birkaç saat içinde Iraklı öğrencilerin Hükümet Sarayı’nda kabul edileceği bilgisi verildi. Ayrıca öğrencilere işlemlerinin tamamlanıp, diploma denkliklerinin en iyi koşullarda ve mümkün olan en kısa sürede takip edileceğini bildirilecek.”



Husi lideri, Yemenlilerin artan sıkıntılarına rağmen savaş söylemini sertleştirdi

Sana'da Husilerin, ABD Başkanı Donald Trump'ı protesto etmek amacıyla düzenlediği etkinlikten bir görüntü. (AFP)
Sana'da Husilerin, ABD Başkanı Donald Trump'ı protesto etmek amacıyla düzenlediği etkinlikten bir görüntü. (AFP)
TT

Husi lideri, Yemenlilerin artan sıkıntılarına rağmen savaş söylemini sertleştirdi

Sana'da Husilerin, ABD Başkanı Donald Trump'ı protesto etmek amacıyla düzenlediği etkinlikten bir görüntü. (AFP)
Sana'da Husilerin, ABD Başkanı Donald Trump'ı protesto etmek amacıyla düzenlediği etkinlikten bir görüntü. (AFP)

Yemen'de Husilerin kontrolündeki bölgelerde ekonomik ve insani krizler derinleşirken, örgütün lideri Abdulmelik el-Husi, perşembe günü yayımlanan son televizyon konuşmasında yerel ve bölgesel düzeyde siyasi ve askeri söylemini sertleştirdi. El-Husi, İsrail ve ABD'ye karşı mücadeleyi sürdürme, Somali'de saldırılar düzenleme ve İran'ın yanında yeni bir bölgesel savaşa müdahil olma tehdidinde bulundu.

El-Husi'nin açıklamaları, Husilerin içeride seferberlik ve kitlesel mobilizasyon faaliyetlerini yoğunlaştırdığı bir döneme denk geldi. Bu tablo, milyonlarca Yemenlinin yaşam koşullarındaki kötüleşmeye rağmen örgütün gerilim politikasında ısrar ettiğini ortaya koyuyor.

Husi liderinin konuşması, örgütün ABD ve İsrail'e karşı tutumunun değişmediğini yinelemesiyle başladı. El-Husi, "Direniş Ekseni" olarak adlandırılan oluşumla koordinasyonun sürdüğünü belirterek, özellikle Gazze Şeridi veya başka bir bölgesel cepheyle bağlantılı olması halinde yeni bir çatışma dalgasına katılmaya hazır olduklarını ifade etti.

s6jk6uk
Yemen'in Husilerin kontrolündeki başkenti Sana'da araçlar, Husi liderinin fotoğrafının yer aldığı bir reklam panosunun altından geçiyor. (AP)

El-Husi ayrıca İran'ı, İsrail ile son çatışmasında elde ettiğini öne sürdüğü "zafer" dolayısıyla kutladı ve bunun tüm "Direniş Ekseni" için bir başarı olduğunu söyledi. Bu açıklama, Husilerin Tahran öncülüğündeki eksenle bağlarını sürdürdüğünü bir kez daha ortaya koydu.

Somali tehdidi

El-Husi'nin konuşması yalnızca Gazze'deki savaş ve İsrail'le çatışmayla sınırlı kalmadı. Afrika Boynuzu'na da değinen Husi lideri, İsrail'in Somaliland'da askeri varlık oluşturma girişiminde bulunduğunu öne sürdü.

Bunun Aden Körfezi, Babülmendep Boğazı ve Kızıldeniz'i kontrol altına alma amacı taşıdığını savunan El-Husi, örgütün bölgede oluşabilecek herhangi bir İsrail varlığını "mevcut tüm imkânlarla" hedef alacağını söyledi.

drth65j
Husi militanları, örgüt liderinin konuşmasını dinleyen kalabalığın güvenliğini sağlıyor. (AFP)

Kızıldeniz'e kıyısı bulunan ülkelere de ortak tavır alma çağrısı yapan El-Husi, böylece örgütün askeri söylemini Yemen sınırlarının ötesine taşıyan yeni bir tırmanış mesajı verdi.

İç seferberlik ve askeri hazırlık

Siyasi söylemin sertleşmesine paralel olarak Husiler son günlerde Aşura etkinlikleri kapsamında başkent Sana başta olmak üzere kontrol ettikleri kentlerde geniş çaplı seferberlik kampanyaları yürüttü.

Yerel kaynaklara göre Husi yetkilileri mahallelerde, kamu kurumlarında ve eğitim kuruluşlarında saha çalışmaları yaparak halkı, kamu çalışanlarını ve öğrencileri etkinliklere katılmaya zorladı. Katılımcıların isim listeleri hazırlanarak organizasyonu yürüten makamlara iletildi.

Sana'da yaşayanlar, birçok kişinin hesap vermek veya baskıya maruz kalmaktan çekindiği için etkinliklere katıldığını belirtti. Husilerin daha fazla katılım sağlamak amacıyla hoparlörler ve çeşitli propaganda araçlarını kullandığı ifade edildi.

Main ilçesinde yaşayan bir kişi, mahalle ileri gelenlerine mümkün olduğunca fazla kişiyi etkinliklere getirmeleri yönünde açık talimat verildiğini söyledi. Kamu çalışanları ise yıllardır maaş alamamalarına rağmen törenlere katılmalarının zorunlu tutulduğunu aktardı.

Bölge sakinleri, mezhepsel nitelikli etkinliklere ve kitlesel gösterilere ağırlık verilmesinin, ailelerin gıda, ilaç ve temel yaşam ihtiyaçlarını karşılamakta zorlandığı, fiyatların sürekli yükseldiği ve satın alma gücünün gerilediği bir dönemde gerçekleştiğine dikkat çekiyor.

sdgtrh
Husilerin kontrolündeki bölgelerde yaşayan milyonlarca Yemenli, ağır açlıkla karşı karşıya. (EPA)

Öte yandan El-Husi, "iç cephenin korunması" çağrısı yaparak genel seferberlik programlarının ve askeri eğitim kurslarının sürdürülmesini istedi. Ayrıca örgütün kontrolündeki bölgelerde kabilelerin ve halk komitelerinin yürüttüğü faaliyetleri övdü.

Gözlemcilere göre bu çağrılar, Husilerin mezhepsel içerikli dini etkinlikleri kullanarak askeri ve ideolojik seferberliğe yatırım yapmayı sürdürdüğünü gösteriyor. Uzun süredir bu organizasyonların siyasi ve askeri nüfuzu genişletmenin yanı sıra yeni savaşçılar devşirmek için araç olarak kullanıldığı belirtiliyor.

Analistler, El-Husi'nin son konuşmasının, Gazze savaşının başlamasından bu yana örgütün benimsediği; bölgesel gelişmeleri iç söylemini güçlendirmek ve tabanını sürekli seferber durumda tutmak amacıyla kullanma stratejisiyle de uyumlu olduğunu değerlendiriyor.

Gıda krizine ilişkin uyarılar sürüyor

Husilerin tırmandırdığı söylem, Yemen'deki insani durumun kötüleşmeye devam ettiğine ilişkin uluslararası uyarılarla aynı döneme denk geldi.

Birleşmiş Milletler ve uluslararası kuruluşların raporlarına göre Yemen hâlâ dünyanın en ağır insani krizlerinden birini yaşıyor ve milyonlarca kişi acil gıda ve insani yardıma ihtiyaç duyuyor.

Kıtlık Erken Uyarı Ağı'nın (FEWS NET) son raporunda, Husilerin kontrolündeki bölgelerde gıda güvensizliği krizinin bu yılın üçüncü çeyreği sonuna kadar devam etmesinin beklendiği belirtildi.

Rapora göre Hudeyde ve Hacce vilayetleri ile Taiz'in bazı kesimleri "gıda acil durumu" seviyesinde kalmaya devam ederken, Husilerin kontrolündeki diğer bölgelerde de kriz koşulları sürüyor.

Rapor, krizin devam etmesini iş ortamının bozulmasına, ekonomik faaliyetlere getirilen kısıtlamalara, gelir elde etme imkânlarının zayıflamasına ve savaşın etkilerinin sürmesine bağladı. Bu faktörlerin yoksulluğun yaygınlaşmasına ve insani yardıma ihtiyaç duyanların sayısının artmasına yol açtığı ifade edildi.


Suriye, Captagon üretim merkezinden 'uyuşturucuyla mücadele ortağına dönüşümünü kutladı

Suriye İçişleri Bakanlığı’na bağlı Narkotikle Mücadele Dairesi’nin ele geçirdiği, profesyonel şekilde paketlenmiş 25 milyon captagon hapı. (Suriye İçişleri Bakanlığı)
Suriye İçişleri Bakanlığı’na bağlı Narkotikle Mücadele Dairesi’nin ele geçirdiği, profesyonel şekilde paketlenmiş 25 milyon captagon hapı. (Suriye İçişleri Bakanlığı)
TT

Suriye, Captagon üretim merkezinden 'uyuşturucuyla mücadele ortağına dönüşümünü kutladı

Suriye İçişleri Bakanlığı’na bağlı Narkotikle Mücadele Dairesi’nin ele geçirdiği, profesyonel şekilde paketlenmiş 25 milyon captagon hapı. (Suriye İçişleri Bakanlığı)
Suriye İçişleri Bakanlığı’na bağlı Narkotikle Mücadele Dairesi’nin ele geçirdiği, profesyonel şekilde paketlenmiş 25 milyon captagon hapı. (Suriye İçişleri Bakanlığı)

Suriye, 26 Haziran Uluslararası Uyuşturucu Kullanımı ve Kaçakçılığıyla Mücadele Günü dolayısıyla, "Captagon üretim ve kaçakçılığının merkezi" konumundan "uyuşturucuyla mücadelede uluslararası ortak" konumuna geçişini kutladı.

Suriye resmi haber ajansı SANA, bu yılki uluslararası günün "Küresel uyuşturucu sorunu: Süregelen meseleler, yeni zorluklar ve yenilikçi çözümler" temasıyla anıldığını belirtti. Ajans, küresel uyuşturucu piyasalarında hızlı değişimlerin yaşandığını, yeni uyuşturucu türlerinin ortaya çıktığını ve kaçakçılık yöntemlerinin giderek daha karmaşık hale geldiğini vurguladı.

SANA, Suriye'nin de eski Devlet Başkanı Beşşar Esed rejiminin devrilmesinin ardından uyuşturucu üretim ve kaçakçılığıyla mücadele kapsamında üretim tesislerini dağıtmayı ve kaçakçılık şebekelerini çökertmeyi sürdürdüğünü ifade etti.

Ajans, "Eski rejim döneminde dünyanın en önemli Captagon üretim ve kaçakçılık merkezlerinden biri olan Suriye, özgürlüğüne kavuşmasının ardından uyuşturucu fabrikalarının tasfiye edilmesi, kaçakçılık ağlarının takibi ve uluslararası iş birliğinin güçlendirilmesiyle yeni bir döneme girdi. Böylece tehdit kaynağı olmaktan çıkarak uyuşturucuyla mücadelede etkin bir ortak haline geldi" değerlendirmesinde bulundu.

SANA'nın aktardığına göre Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Ofisi (UNODC), Aralık 2025'te, Esed rejiminin devrilmesinden bir yıl sonra yayımladığı açıklamada Suriye'deki geniş çaplı Captagon üretiminin durdurulduğunu teyit etti. Ofis, Aralık 2024'ten bu yana Suriye hükümetinin 15 Captagon üretim tesisi ile 13 küçük depolama tesisini etkisiz hale getirdiğini bildirdi.

sdcrfgth6
Suriye Uyuşturucuyla Mücadele Dairesi'nden bir görevli, ele geçirilen Captagon sevkiyatına ait kaçakçılık kolilerini inceliyor. (Suriye İçişleri Bakanlığı)

Ajans ayrıca, UNODC'nin 2026 raporunda, Esed rejiminin devrilmesinin ardından Captagon piyasasında yaşanan dalgalanmaların bazı bölgelerde hap fiyatlarının yükselmesine yol açtığına dikkat çekildiğini aktardı. Raporda, bazı kullanıcıların metamfetamin gibi diğer sentetik uyuşturuculara yönelebileceği uyarısı da yer aldı.

Uluslararası Uyuşturucuyla Mücadele Günü kapsamında SANA, İçişleri ve Sağlık bakanlıklarının "Uyuşturucusuz Suriye" sloganıyla kapsamlı bir ulusal kampanya başlattığını duyurdu.

Suriye Uyuşturucuyla Mücadele Dairesi Başkanı Tuğgeneral Halid Eid, Suriye el-İhbariye televizyonuna yaptığı açıklamada, "Uyuşturucusuz Suriye" hedefinin yalnızca bir slogan değil, bilimsel ve planlı çalışmalar üzerine kurulu ulusal bir proje olduğunu söyledi.

Mücadele stratejisinin caydırıcılık ile tedaviyi dengeleyen bir yaklaşıma dayandığını belirten Eid, "Uyuşturucu kullanan kişi korunması gereken bir mağdur olarak görülürken, satıcı ve kaçakçılar cezalandırılması gereken suçlular olarak değerlendiriliyor" dedi.

Son aylarda yerel üretim merkezleri ve özellikle gençleri hedef alan uyuşturucu dağıtım ağlarıyla karşı karşıya kaldıklarını ifade eden Eid, bunun üzerine sınır kapılarındaki güvenlik önlemlerinin artırıldığını, takip teknolojilerinin geliştirildiğini ve faaliyet gösteren şebekelere ilişkin kapsamlı bir veri tabanı oluşturulduğunu kaydetti.

Şarku’l Avsat’ın SANA'dan aktardığı verilere göre Esed rejiminin devrilmesinden bu yana Suriye Uyuşturucuyla Mücadele Dairesi 1550 operasyon düzenledi. Operasyonlarda 90 uluslararası kaçakçılık şebekesi çökertilirken, 17 Captagon üretim tesisi kapatıldı.

Operasyonlarda ayrıca 697 milyon Captagon hapı, 15 ton esrar, 10 milyon adet uyuşturucu etkili ilaç, 180 kilogram kokain, 84,5 kilogram kristal metamfetamin, 7 kilogram eroin ve 221 ton kimyasal hammadde ele geçirildi.

Öte yandan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, perşembe günü düzenlediği oturumda, Golan Tepeleri'ndeki Birleşmiş Milletler Ateşkes Gözlem Gücü'nün (UNDOF) görev süresini oy birliğiyle uzatan kararı kabul etti.

Suriye el-İhbariye televizyonunun haberine göre, Suriye'nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi İbrahim Alabi, oturumda yaptığı konuşmada Suriye'nin bugün bölgenin en istikrarlı ülkelerinden biri olduğunu belirterek, ülkenin yeniden imar sürecini yürüttüğünü, devlet kurumlarını yeniden yapılandırdığını ve yatırım çekmeye çalıştığını söyledi.

Alabi ayrıca, Suriye'nin terörle mücadele, kimyasal silahlara ilişkin uluslararası yükümlülüklerin yerine getirilmesi ve bölgesel güvenliğin güçlendirilmesi konularında uluslararası ortaklarla iş birliğini sürdürdüğünü ifade etti.

Ülkedeki siyasi dönüşüme de değinen Alabi, "Suriye'deki değişim, işkence uygulayan ve halkına karşı kimyasal silah kullanan bir rejimin ortadan kalkmasıyla gerçekleşti" dedi.

İsrail dosyasına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Alabi ise, İsrail'in Suriye'den çekilmeyeceğine yönelik açıklamalarından duyduğu endişeyi dile getirerek, "İsrail'in mevcut tutumu, işgal ettiği toprakları ilhak etmeye yönelik bir girişim olarak yorumlanabilir" ifadelerini kullandı.

Alabi, İsrail'in korktuğu değişimin, halkına karşı kimyasal silah kullanan otoriter bir rejimin ortadan kalkması olduğunu savunarak, Tel Aviv yönetiminin Esed dönemindeki statükonun devamını tercih edip etmediğini sorguladı.

Birleşmiş Milletler Ateşkes Gözlem Gücü (UNDOF), 1973 Arap-İsrail Savaşı'nın ardından, Suriye ile İsrail arasında 1974 yılında imzalanan Kuvvetlerin Ayrılması Anlaşması uyarınca kuruldu. Güç, o tarihten bu yana İsrail'in 1967'den beri işgal altında tuttuğu Suriye'nin Golan Tepeleri'ndeki tampon bölgede ateşkesin uygulanmasını denetliyor.


Avn'dan Körfez ülkelerine teşekkür: Lübnan, en güçlü ilişkileri sürdürmeye kararlı

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn. (DPA)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn. (DPA)
TT

Avn'dan Körfez ülkelerine teşekkür: Lübnan, en güçlü ilişkileri sürdürmeye kararlı

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn. (DPA)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn. (DPA)

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) Genel Sekreterliği'nin, Lübnan ve halkına mevcut zorluklarla mücadelede destek veren açıklamasını memnuniyetle karşıladığını belirterek, bunun Lübnan ile Körfez ülkeleri arasındaki köklü kardeşlik ve tarihi bağların bir yansıması olduğunu söyledi.

Cumhurbaşkanı Avn, KİK ülkelerinin Lübnan'ın güvenliği, istikrarı ve toprak bütünlüğünün korunmasının önemini vurgulamasını, reform sürecine ve devlet kurumlarının güçlendirilmesine verdikleri desteği takdir etti. Avn, bu desteğin Lübnan halkının güçlü, etkin ve adil bir devlet beklentilerine katkı sağlayacağını ifade etti.

Yayımladığı açıklamada Avn, Körfez ülkelerinin Lübnan devletinin egemenliğini ülkenin tamamına yayması ve silahların yalnızca meşru devlet kurumlarının elinde bulunması yönündeki çağrısını da memnuniyetle karşıladığını belirtti. Bunun, Lübnan Anayasası, ilgili uluslararası kararlar ve başta Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 1701 sayılı kararı olmak üzere uluslararası yükümlülüklerle uyumlu olduğunu vurguladı.

Cumhurbaşkanı Avn ayrıca, Körfez ülkelerinin Lübnan'a insani ve kalkınma alanındaki desteğini sürdürmeye hazır olmasından duyduğu derin memnuniyeti dile getirdi. Bu desteğin ekonomik yükün hafifletilmesine ve Lübnan halkının yaşam koşullarının iyileştirilmesine katkı sağlayacağını belirten Avn, Lübnan'ın Arap ülkeleriyle, özellikle de Körfez İşbirliği Konseyi üyeleriyle en iyi ilişkileri sürdürmeye ve bu ilişkileri ortak çıkarlara hizmet edecek, bölgesel istikrarı güçlendirecek şekilde geliştirmeye kararlı olduğunu ifade etti.

Öte yandan Körfez İşbirliği Konseyi üyesi ülkelerin dışişleri bakanları, perşembe günü yayımladıkları ortak bildiride, İran'ın vekil güçleriyle ve füze programıyla mücadele edilmesinin kalıcı barışın sağlanması açısından temel öneme sahip olduğunu vurguladı. Bakanlar ayrıca, Tahran ile yapılacak her türlü ticaret ve yatırımın, İran'ın ABD ile imzaladığı mutabakat zaptına bağlı kalmasına bağlı olacağını ve bu şartların yerine getirilmemesi halinde iptal edilebileceğini bildirdi.

Bahreyn'in başkenti Manama'da ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile gerçekleştirilen toplantının ardından yayımlanan ortak bildiride, "Kalıcı bölgesel barış ve güvenliğin sağlanması, İran'ın balistik füze programı, insansız hava araçları ve bölgedeki vekil güçlere verdiği destek de dahil olmak üzere tüm tehdit unsurlarının ele alınmasını gerektiriyor" denildi.

Bildiride ayrıca, "İran ile gerçekleştirilecek her türlü ticaret ve yatırım koşulludur ve iptal edilebilir niteliktedir. Bu durum, İran'ın mutabakat zaptı ile nihai anlaşmaya bağlı kalmasına, istikrarı bozucu faaliyetlerine son vermesine ve ekonomik iş birliği için gerekli ortamı oluşturmasına bağlıdır" ifadelerine yer verildi.