Lübnan’da güvenlik güçleri ile Iraklı öğrenciler arasındaki gerilim kontrol altına alınmaya çalışılıyor

Bağdat, askıdaki sorunların çözümlerini görüşmek üzere Beyrut’a bir hükümet heyeti gönderdi.

Başbakan Necib Mikati, Irak Eğitim Bakanlığı’ndan bir heyetle 10 Mart’ta bir araya geldi. (Dalati ve Nahra)
Başbakan Necib Mikati, Irak Eğitim Bakanlığı’ndan bir heyetle 10 Mart’ta bir araya geldi. (Dalati ve Nahra)
TT

Lübnan’da güvenlik güçleri ile Iraklı öğrenciler arasındaki gerilim kontrol altına alınmaya çalışılıyor

Başbakan Necib Mikati, Irak Eğitim Bakanlığı’ndan bir heyetle 10 Mart’ta bir araya geldi. (Dalati ve Nahra)
Başbakan Necib Mikati, Irak Eğitim Bakanlığı’ndan bir heyetle 10 Mart’ta bir araya geldi. (Dalati ve Nahra)

Lübnan ve Irak, Lübnan güvenlik güçlerinin perşembe günü Lübnan Eğitim Bakanlığı binasında Iraklı öğrencilere saldırmasından kaynaklanan sorunu kontrol altına almaya çalışıyor. İki taraf, Lübnan’da eğitim alan Iraklı öğrencilerin diplomalarının geçerliliği sürecini kolaylaştırmayı da içeren, ‘daha önce meydana gelen tüm sorunları sona erdirici’ onaylanmış bir mekanizma ortaya koydu.
Lübnan güvenlik güçleri ile işlemlerini tamamlamak için Eğitim Bakanlığı’na gelen çok sayıda Iraklı öğrenci arasında yaşanan sorunu gözler önüne seren görüntüler yayınlandı. Videoların birinde Lübnanlı bir güvenlik görevlisinin, elinde metal bir sopa tuttuğu ve bir öğrenciden geri çekilmesini istediği görülüyor. Diğer bir videoda ise bakanlık binasından bağırış sesleri geldiği duyuluyor.
Eğitim Bakanlığı’nın açıklamalarına rağmen videolar, Iraklı ve Lübnanlı sosyal medya öncüleri arasında yaygın bir öfkeye yol açtı. Öyle ki Lübnan hükümetine harekete geçme çağrıları yapıldı. Diğer yandan Iraklı yetkililer, Lübnan hükümetine Iraklı öğrencilerin işlerini takip etmek ve Lübnan’daki yetkili kurumlarda öğrencilerle ilgilenme prosedürlerini incelemek amacıyla bir bakanlar komitesi oluşturma çağrısı yaptı.
Bu çerçevede Irak Yüksek Öğretim ve Bilimsel Araştırma Bakanlığı’ndan bir heyet dün (Cuma) Lübnan Başbakanı Necib Mikati ile bir araya geldi.
Irak Büyükelçiliği Misyonu Başkanı Emin en-Nasravi, “Görüşmede Iraklı öğrencilerin Lübnan’da karşılaştıkları birçok sorun dile getirildi ve bu sorunların çözümüne yardımcı olacak çözüm ve mekanizmalar ele alındı” dedi.
Heyette yer alan Iraklı akademisyen Dr. Ala el-Zogbi, “Mikati’ye birçok öneri sunduk. Bu önerilerin, iki ülkedeki en üst düzey makamların imzaladığı resmi bir mekanizmaya dahil edilmesi için onay alındı” açıklamasında bulundu. Zogbi, iki gün içerisinde bu protokolün hazırlanacağını belirttiği açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Daha önce meydana gelen tüm sorunları sona erdiren onaylanmış bir mekanizma olması için iki taraf arasında imzalanacak. Diploma denklik süreci kolay olacak ve öğrencinin bakanlığa müracaatını gerektirmeyecek. Ancak öğrenci ile okuduğu üniversite arasında doğrudan temas ve inceleme olacaktır.”
Yüzlerce Iraklı, Lübnan üniversitelerinde öğrenimlerine devam ediyor. Lübnan Eğitim Bakanlığı’ndaki Üniversite Öncesi Denklik Departmanı, bir yıl boyunca Irak’tan yaklaşık altı bin denklik başvurusu aldığını belirtti. Bakanlık, işlemlerini tamamlamaları için idari kolaylıklar sağladığını belirtti. Denklik Komitesi, 200’ü Iraklılar ve geri kalanı Lübnanlılar ve diğer milletlerden olmak üzere yaklaşık 500 başvuruya karar vermek üzere haftalık olarak toplanıyor.
Lübnan Eğitim Bakanlığı perşembe sabahı Iraklı öğrencilere ‘saldırı’ gerçekleştirildiği haberini yalanladı. Eğitim Bakanı Abbas el-Halabi şu açıklamada bulundu:
“Perşembe günü sabah saat beş buçukta bakanlık binasının güvenlik görevlileri bir gürültüyle şaşkınlık yaşadı. Gürültünün kaynağını görmek için dışarı çıktılar ve yüzden fazla Iraklı öğrencinin orada olduğunu gördüler. Şafakta kapılar hala kapalıyken içeri giriş konusunda aralarında anlaşmazlık yaşandı. Mahalle sakinlerinin, çevredeki binaların balkonlara çıkması üzerine güvenlik görevlileri onları sakinleştirmeye çalıştı. Bakanlık, sabah sekizde vatandaşları ve denetçileri kabul etmek üzere kapılarını açtığında çok sayıda Iraklı öğrenci bir anda içeriye akın etti. İlgililerin girişleri düzenleme çabaları ortasında Denklik Departmanı’nın önü Iraklılarla doldu. Müracaat eden genç bir Iraklı, bayılarak yere yığıldı. Öncelikli giriş mücadelesi devam etti. Bazı Iraklı öğrenciler, İç Güvenlik Güçleri ve binanın güvenlik görevlileri ile iş birliği yaparak, diğer öğrencileri genç Iraklıyı ayağa kaldırmak için geri çekilmeye ikna etti. Ancak geri adım atmadılar. Bunun üzerine güvenlik güçleri, onları geri adım atmaya ikna etmek için sesini yükseltti. Bu hareketin ardından ayağa kaldırılan gencin astım hastası olduğu anlaşıldı. Genç, Kızılhaç tarafından tedavi altına alındı.”
Yaşanan sorunun ardından Eğitim Bakanlığı medya ofisi, sosyal medyada yayınlanan videoların gerçeği yansıtmadığını, güvenlik güçleriyle bir tartışmayı gösterdiğini açıkladı. Ofis tarafından yapılan açıklamada ayrıca, “Gerçek şu ki güvenlik güçleri, bayılan Iraklıyı arkadaşlarının ayaklarının altıdan kurtarmak ve ona ilk müdahaleyi yapmak için hassas davrandı” ifadesine yer verildi.
Bağdat’ta Irak hükümeti, Iraklı öğrencilere yönelik ‘saldırının’ ayrıntılarını öğrenmek amacıyla Lübnan’a gitmek üzere bir bakanlar komitesi oluşturmaya karar verildi. Lübnan’ın Bağdat Büyükelçiliği, şu özür açıklamasını yayınladı:
“Lübnan’ın Irak Büyükelçiliği, Beyrut’ta Eğitim ve Yüksek Öğrenim Bakanlığı binası önünde aralarında değerli Iraklı öğrencilerin de bulunduğu kız ve erkek öğrenciler arasında meydana gelen izdihama açıklık getirmek istiyor. Lübnan’ın tanık olduğu zorlu ekonomik koşullar nedeniyle genel grev sonrası bakanlık çalışanlarının işe dönmesinin ardından yaşananlar kabul edilemez.  Başbakan, bakanlar ve üst düzey yöneticiler tarafından en üst düzeyde takip ediliyor ve soruşturuluyor. Bu çerçevede Lübnan Çalışma Bakanı aracılığıyla Başbakan Necib Mikati tarafından büyükelçiliğe, ‘onurlarının korunduğunu ve gözetildiklerini bildirmek, maruz kaldıkları şeyin kabul edilemez olduğunu ve yaşananların tekrarlanmasının önüne geçileceğini ifade etmek üzere’ önümüzdeki birkaç saat içinde Iraklı öğrencilerin Hükümet Sarayı’nda kabul edileceği bilgisi verildi. Ayrıca öğrencilere işlemlerinin tamamlanıp, diploma denkliklerinin en iyi koşullarda ve mümkün olan en kısa sürede takip edileceğini bildirilecek.”



Suriye: İsrail’in vurduğu hava üssünde Türk askeri varlığı planı yok

Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani (DPA)
Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani (DPA)
TT

Suriye: İsrail’in vurduğu hava üssünde Türk askeri varlığı planı yok

Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani (DPA)
Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani (DPA)

Suriye Dışişleri Bakanı Esad Şeybani, salı günü İsrail tarafından vurulan Ebu Zuhur Hava Üssü’nde Türk askeri üssü kurulmasına yönelik herhangi bir plan bulunmadığını açıkladı. Şeybani, üssün Suriye Hava Kuvvetleri tarafından kullanılmak üzere yeniden yapılandırıldığını söyledi.

Şeybani, Türk askerlerinin daha geniş kapsamlı eğitim ve askeri iş birliği çerçevesinde üsse ziyarette bulunduğunu belirtti. Türk askeri takviyesi yapıldığı iddialarını da reddeden Şeybani, tesisin büyük ölçüde boş olduğunu ve henüz faaliyete geçirilmediğini kaydetti.

Şarku’l Avsat’ın Axios ‘tan aktardığı haberde Şeybani, “Burada bir Türk üssü kurulması ya da bölgede kalıcı Türk askeri varlığı veya Türk birliklerinin konuşlandırılması yönünde bir niyet yok” dedi.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ise çarşamba günü yaptığı açıklamada, İsrail’in saldırıdan önce Suriye’yi üste Türk varlığına izin vermemesi konusunda uyardığını söyledi.

Netanyahu, “Mesajımız son derece açıktı: Bunu yapmayın. Sanırım mesajı tam olarak anlamadılar” ifadelerini kullandı.

Şeybani, İsrail’in söz konusu hava saldırısı için meşru bir gerekçesinin bulunmadığını belirtti.

Suriye’nin İsrail ile gerilimi azaltmaya yönelik müzakerelere hâlâ açık olduğunu kaydeden Şeybani, iki tarafın ABD arabuluculuğunda yaklaşık bir yıl süren görüşmelerde bir güvenlik anlaşmasına varma konusunda önemli ilerleme kaydettiğini, ancak İsrail’in daha sonra taahhütlerinden geri adım attığını ve anlaşmanın uygulanmadığını söyledi.

Şeybani, gelecekte yapılacak herhangi bir anlaşmanın her iki tarafın güvenlik kaygılarını ele alması ve Suriye’nin egemenliğine saygı göstermesi gerektiğini vurguladı. İsrail’in askeri operasyonlarını sürdürmesi halinde bölgede istikrarsızlığın daha da artacağı uyarısında bulundu.

Türkiye, askeri varlığını yalanladı

Öte yandan Türkiye Milli Savunma Bakanlığı, İsrail’in bu haftanın başında “Şam ve Ankara’nın güvenliğine tehdit oluşturduğu” gerekçesiyle vurduğu Suriye’nin kuzeybatısındaki Ebu Zuhur Havaalanı’nda Türk askeri personelinin bulunduğu iddiasını yalanladı.

Bakanlık yetkilisi gazetecilere yaptığı açıklamada, “İsrail’in Suriye’deki bu üsse düzenlediği saldırıdan önce veya saldırı sırasında Ebu Zuhur Havaalanı’nda herhangi bir Türk askeri heyetinin bulunmadığını teyit ediyoruz” dedi.

Milli Savunma Bakanlığı ayrıca İsrail’in Suriye’deki bir hava üssüne düzenlediği hava saldırılarının ve Ankara’yı bölgedeki “tehlikeli maceralar” konusunda uyarmasının ardından, Türkiye’nin Suriye’nin askeri kapasitesini ve askeri altyapısını geliştirme çabalarına destek vermeyi sürdüreceğini bildirdi.

Bakanlığın haftalık basın bilgilendirme toplantısında, İsrail’in hava saldırıları öncesinde veya saldırılar sırasında hedef alınan hava üssünde herhangi bir Türk askeri heyetinin bulunmadığı bir kez daha vurgulandı.

Ankara ayrıca uluslararası topluma, bölgesel barış ve istikrarı tehdit ettiğini belirttiği İsrail’in eylemlerine karşı daha ciddi ve etkili adımlar atması çağrısını yineledi.


Lübnan, Esed'in devrilmesinden sonra ilk olarak bir tuğgenerali Suriye’ye teslim etti

Suriyeli Eski Tümgeneral Adil İsa (Suriye İçişleri Bakanlığı)
Suriyeli Eski Tümgeneral Adil İsa (Suriye İçişleri Bakanlığı)
TT

Lübnan, Esed'in devrilmesinden sonra ilk olarak bir tuğgenerali Suriye’ye teslim etti

Suriyeli Eski Tümgeneral Adil İsa (Suriye İçişleri Bakanlığı)
Suriyeli Eski Tümgeneral Adil İsa (Suriye İçişleri Bakanlığı)

Suriye İçişleri Bakanlığı, Lübnan makamlarının dün Suriye ordusunda görev yapmış üst düzey eski bir subayı, cinayet ve işkence de dahil olmak üzere çeşitli suçlamalarla karşı karşıya olduğu gerekçesiyle Şam'a teslim ettiğini açıkladı. Bu, Beşşar Esed'in 2024'te devrilmesinden sğnra Lübnan'ın Esed döneminde görev yapmış bir askeri yetkiliyi Suriye'ye teslim ettiği ilk işlem oldu.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’ten aktardığı habere göre Suriye ordusunun eski 17. Tümen Komutanı ve daha sonra Deyrizor'daki kara kuvvetleri komutanı olarak görev yapan Tümgeneral Adil İsa, bu ayın başlarında Lübnan makamlarınca gözaltına alınmasının ardından Suriye makamlarına teslim edildi.

Suriye İçişleri Bakanlığı, İsa'nın “kasten öldürme, bir suçun işlenmesini kolaylaştırma, ikiden fazla kişinin kasten öldürülmesi, ölümle sonuçlanan işkence ve iç savaş ile mezhep çatışmalarını körüklemeyi amaçlayan saldırı suçları” nedeniyle hakkında çıkarılan yakalama kararı kapsamında arandığını bildirdi.

Bakanlık, İsa hakkındaki dosyanın şu anda Şam'daki bir sevk hâkiminin önünde bulunduğunu ve sanığın Şam Ağır Ceza Mahkemesi'ne sevk edilip edilmeyeceğine karar verilmesinin beklendiğini açıkladı.

İsa'nın gözaltına alınması ve teslim edilmesi süreci hakkında bilgi sahibi iki kaynak, İsa'nın Lübnan'da gözaltında tutulduğu sırada yöneltilen suçlamaları reddettiğini belirtti.

Bu teslimat, muhaliflerin mevcut Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara liderliğinde Aralık 2024'te Esed'i devirmesinin ardından sınırdan kaçtığı düşünülen onlarca eski Suriyeli güvenlik ve askeri yetkili açısından emsal teşkil edebilir.

67 yaşındaki İsa, bazı evrak işlemlerini tamamlamak üzere Beyrut'taki Suriye Büyükelçiliği'ne gittikten sonra 8 Ağustos'ta gözaltına alındı. Süreç hakkında bilgi sahibi iki kaynak, büyükelçilik yetkililerinin Lübnan Başsavcılığı'na İsa'nın Suriye'de arandığını bildirdiğini ve ardından Lübnanlı soruşturma görevlilerinin İsa'yı gözaltına aldığını ifade etti.

Teslimat, Şam'ın Esed döneminde görev yapan ve hükümetin devrilmesinin ardından Lübnan'a sığınan eski subaylara karşı harekete geçmesi için Beyrut'a aylardır yaptığı baskıların ardından gerçekleşti.

Reuters, ocak ayında Suriye makamlarının Lübnanlı güvenlik yetkililerine, Şam tarafından aranan 200'den fazla eski üst düzey subayın yer aldığı bir liste sunduğunu bildirmişti.

Üst düzey bir Suriyeli güvenlik yetkilisi de aralık ayında Beyrut'a giderek söz konusu kişilerin nerede bulunduğu, hukuki durumları ve yargılanmaları veya Suriye'ye teslim edilmeleri ihtimalini görüşmüştü.


Haddam, Şam'daki son görüşmeyi anlattı: Beşşar Esed Hariri'ye “Bana karşı çıkanın kemiğini kırarım” demiş

Kitap kapağı
Kitap kapağı
TT

Haddam, Şam'daki son görüşmeyi anlattı: Beşşar Esed Hariri'ye “Bana karşı çıkanın kemiğini kırarım” demiş

Kitap kapağı
Kitap kapağı

Suriye Eski Cumhurbaşkanı Yardımcısı Abdülhalim Haddam, İbrahim Hamidi tarafından yayına hazırlanan anı kitabında, 2004 yazında Suriye'nin başkenti Şam'da dönemin Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed ile dönemin Lübnan Başbakanı Refik Hariri arasında gerçekleşen görüşmenin ayrıntılarını aktardı. Haddam, söz konusu görüşmeyi suikasttan önceki dönemin en sert görüşmesi olarak nitelendirdi.

Saudi Research and Media Group'a (SRMG) bağlı “Ref” yayınevi tarafından eylül ayının başında yayımlanması planlanan anılara göre Esed, Hariri'yi temmuz ayında sabah saat 07.30'da görüşmeye çağırdı. Görüşmede Tümgeneral Gazi Kenan, Tuğgeneral Rüstem Gazale ve Albay Muhammed Hıluf da hazır bulundu. Esed'in sert sözleri nedeniyle Hariri'nin tansiyonu yükseldi ve burnu kanadı.

Haddam, krizin kökenini 1998 yılında Lübnan Ordu Komutanı General Emil Lahud'un cumhurbaşkanı seçilmesine dayandırıyor. Haddam'ın anlatımına göre Lahud'un Cumhurbaşkanı Elias Hıravi'nin yerine seçilmesi, Beşşar Esed'in dayattığı bir karardı. Beşşar, babası Hafız Esad'ı ordu komutanını desteklemeye ikna etmişti. Oysa Şam'a yakın Lübnanlı siyasetçilerin çoğu, aralarında Velid Canbolat, Nebih Berri ve Refik Hariri'nin de bulunduğu isimler, bu seçime karşı çıkıyordu. Ayrıca Tümgeneral Gazi Kenan milletvekilleri üzerinde baskı uygulamıştı.

fgthyuj
Beşşar Esed, Emil Lahud, Nebih Berri ve Refik Hariri ile bir araya gelirken (Getty)

Haddam, bunun ardından dönemin Cumhurbaşkanı Hafız Esed'den Lübnan dosyasındaki görevinden alınmasını istediğini, çünkü Lahud konusundaki tutumunun bilindiğini aktarıyor. Dosya daha sonra Beşşar Esed'e devredildi ve Haddam'ın ifadesiyle, “böylece bu karmaşık dosyanın siyasi yönetimi sona erdi ve Suriye güvenlik birimlerinin eline geçti.”

Haddam, aynı sabah Esed ile randevusu olduğunu ve onu “öfkeli ve gergin” bulduğunu anlatıyor. Esad, görüşmeyi bizzat şöyle aktarmış:

“Refik Hariri yanımdaydı. Kendisine açık ve net konuştum; subaylar da oradaydı. Emil Lahud dışında başka bir cumhurbaşkanının göreve gelmesi için çalışmasına izin verilmediğini söyledim. Lübnan'ı kimin yöneteceğine ben karar veririm. Bana karşı çıkanın kemiğini kırarım.”

thyj
Sağdan sola: Faris Buveyz, Refik Hariri, Faruk eş-Şara, Elias Hıravi, Abdülhalim Haddam ve Gazi Kenan, Baabda Sarayı'ndaki bir görüşmede (Getty)

Haddam, bu sözler karşısında şaşırdığını ve Esed'e, “Lübnan'daki Sünnileri temsil eden başbakanla konuşuyorsunuz. Bu sözler basına yansırsa yaratacağı yankıyı düşündünüz mü? Lübnan Başbakanı'na bu subayların huzurunda nasıl böyle konuşabilirsiniz?” diye karşılık verdiğini aktarıyor.

Haddam'ın anlatımına göre Esed daha sonra sakinleşti ve görüşmenin yarattığı etkiyi “gidermek” amacıyla Hariri'yi kendisini ziyaret etmeye davet etmesini istedi.

Anılara göre Hariri başlangıçta bu daveti reddetti ve Haddam'a telefonda, “Son ziyaretimden sonra Şam'a gitmeyeceğim” dedi. Ancak daha sonra Şam'ın kuzeybatısındaki Bludan'da Esed ile görüşmeyi kabul etti. Görüşmede “incinmiş” görünen Hariri'nin, “Beşşar Esed'le yaptığım görüşmeyi hayatım boyunca unutmayacağım” dediği aktarıldı.

Haddam'ın anlatımı, cumhurbaşkanlığı süresinin uzatılması meselesine de uzanıyor. 18 Ağustos 2004'te Esed'in kendisine Lahud'un görev süresini uzatmama kararı aldığını söylediğini belirten Haddam, Esed'in “Dünyada hiç kimse Lahud'u istemiyor. Arap ülkeleri karşı, Lübnanlıların çoğu da itiraz ediyor” dediğini belirtiyor.

Ancak yalnızca üç gün sonra, Haddam Fransa'dayken Hariri kendisini arayarak Esed'in kararını değiştirdiğini bildirdi. Hariri'nin anlattığına göre Esed, kendisini kısa ve gergin bir görüşme için Şam'a çağırmış ve ona, “Tutumunu belirlemelisin. Suriye'den yana mısın, karşısında mısın?” demişti.

Haddam, Hariri'nin kendisine Velid Canbolat'ın görev süresinin uzatılmasını kabul etmesini ve ardından istifa etmesini tavsiye ettiğini aktarıyor. Haddam'ın kendisi de Hariri'ye uzatmayı kabul etmesini, ardından Lübnan'dan ayrılarak istifasını ülke dışında açıklamasını önermiş.

Hariri, Tuğgeneral Rüstem Gazale'ye uzatmayı kabul ettiğini bildirdikten sonra ailesiyle buluşmak üzere Sardinya'ya gitti. Birkaç gün sonra Haddam'ı arayarak, “Lübnan'a dönersem hayatım tehlikede olur mu?” diye sordu. Haddam ise Hariri'nin kendisinden istenen her şeyi kabul ettiğini ve Esed'in hâlâ ona ihtiyaç duyduğunu, çünkü anayasa değişikliğinin henüz yapılmadığını söyleyerek kendisini rahatlattı.

xdfrgty
Abdul Halim Haddam (Reuters)

Haddam'ın anıları, son anda Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi oturumunu engellemeye yönelik İspanyol arabuluculuk girişimine de yer veriyor. Beş saat süren temasların ardından ABD, Fransa ve İngiltere, Suriye'nin görev süresinin uzatılmasından vazgeçmeyi taahhüt etmesi karşılığında oturumun iptal edilmesini kabul etti. Ancak dönemin Suriye Dışişleri Bakanı Faruk eş-Şara, İspanyol mevkidaşına “Lübnan bağımsız bir devlettir ve bununla hiçbir ilgimiz yok” yanıtını verdi.

Bunun üzerine Güvenlik Konseyi ertesi gün toplandı ve 7. Bölüm kapsamında 1559 sayılı kararı kabul etti. Haddam'ın anılarında bu kararın Suriye yönetimini Güvenlik Konseyi'nin denetimi altına soktuğu ifade ediliyor.

Bu anlatının önemini artıran unsur ise Haddam'ın konumu. Haddam, onlarca yıl boyunca Suriye'nin Lübnan dosyasından sorumlu üst düzey yetkilisiydi. Kendi anlatımına göre dosyanın daha sonra Beşşar Esed'e ve Suriye güvenlik birimlerine devredilmesiyle birlikte, Şam'ın Lübnan politikasındaki dengeler de değişti.

Haddam'ın anlatımı, tek bir görüşmede yaşananları aktarmanın ötesinde, Şam yönetimi ile Lübnan toplumunun geniş kesimleri arasındaki ilişkilerin tamamen kopuşa sürüklendiği dönemi anlamak açısından önemli bir tanıklık niteliği taşıyor. Görüşmenin öncesi ve sonrasına ilişkin ayrıntılar, kitabın “Refik Hariri Suikastı” başlıklı bölümünde yer alıyor.