Lübnan’da güvenlik güçleri ile Iraklı öğrenciler arasındaki gerilim kontrol altına alınmaya çalışılıyor

Bağdat, askıdaki sorunların çözümlerini görüşmek üzere Beyrut’a bir hükümet heyeti gönderdi.

Başbakan Necib Mikati, Irak Eğitim Bakanlığı’ndan bir heyetle 10 Mart’ta bir araya geldi. (Dalati ve Nahra)
Başbakan Necib Mikati, Irak Eğitim Bakanlığı’ndan bir heyetle 10 Mart’ta bir araya geldi. (Dalati ve Nahra)
TT

Lübnan’da güvenlik güçleri ile Iraklı öğrenciler arasındaki gerilim kontrol altına alınmaya çalışılıyor

Başbakan Necib Mikati, Irak Eğitim Bakanlığı’ndan bir heyetle 10 Mart’ta bir araya geldi. (Dalati ve Nahra)
Başbakan Necib Mikati, Irak Eğitim Bakanlığı’ndan bir heyetle 10 Mart’ta bir araya geldi. (Dalati ve Nahra)

Lübnan ve Irak, Lübnan güvenlik güçlerinin perşembe günü Lübnan Eğitim Bakanlığı binasında Iraklı öğrencilere saldırmasından kaynaklanan sorunu kontrol altına almaya çalışıyor. İki taraf, Lübnan’da eğitim alan Iraklı öğrencilerin diplomalarının geçerliliği sürecini kolaylaştırmayı da içeren, ‘daha önce meydana gelen tüm sorunları sona erdirici’ onaylanmış bir mekanizma ortaya koydu.
Lübnan güvenlik güçleri ile işlemlerini tamamlamak için Eğitim Bakanlığı’na gelen çok sayıda Iraklı öğrenci arasında yaşanan sorunu gözler önüne seren görüntüler yayınlandı. Videoların birinde Lübnanlı bir güvenlik görevlisinin, elinde metal bir sopa tuttuğu ve bir öğrenciden geri çekilmesini istediği görülüyor. Diğer bir videoda ise bakanlık binasından bağırış sesleri geldiği duyuluyor.
Eğitim Bakanlığı’nın açıklamalarına rağmen videolar, Iraklı ve Lübnanlı sosyal medya öncüleri arasında yaygın bir öfkeye yol açtı. Öyle ki Lübnan hükümetine harekete geçme çağrıları yapıldı. Diğer yandan Iraklı yetkililer, Lübnan hükümetine Iraklı öğrencilerin işlerini takip etmek ve Lübnan’daki yetkili kurumlarda öğrencilerle ilgilenme prosedürlerini incelemek amacıyla bir bakanlar komitesi oluşturma çağrısı yaptı.
Bu çerçevede Irak Yüksek Öğretim ve Bilimsel Araştırma Bakanlığı’ndan bir heyet dün (Cuma) Lübnan Başbakanı Necib Mikati ile bir araya geldi.
Irak Büyükelçiliği Misyonu Başkanı Emin en-Nasravi, “Görüşmede Iraklı öğrencilerin Lübnan’da karşılaştıkları birçok sorun dile getirildi ve bu sorunların çözümüne yardımcı olacak çözüm ve mekanizmalar ele alındı” dedi.
Heyette yer alan Iraklı akademisyen Dr. Ala el-Zogbi, “Mikati’ye birçok öneri sunduk. Bu önerilerin, iki ülkedeki en üst düzey makamların imzaladığı resmi bir mekanizmaya dahil edilmesi için onay alındı” açıklamasında bulundu. Zogbi, iki gün içerisinde bu protokolün hazırlanacağını belirttiği açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Daha önce meydana gelen tüm sorunları sona erdiren onaylanmış bir mekanizma olması için iki taraf arasında imzalanacak. Diploma denklik süreci kolay olacak ve öğrencinin bakanlığa müracaatını gerektirmeyecek. Ancak öğrenci ile okuduğu üniversite arasında doğrudan temas ve inceleme olacaktır.”
Yüzlerce Iraklı, Lübnan üniversitelerinde öğrenimlerine devam ediyor. Lübnan Eğitim Bakanlığı’ndaki Üniversite Öncesi Denklik Departmanı, bir yıl boyunca Irak’tan yaklaşık altı bin denklik başvurusu aldığını belirtti. Bakanlık, işlemlerini tamamlamaları için idari kolaylıklar sağladığını belirtti. Denklik Komitesi, 200’ü Iraklılar ve geri kalanı Lübnanlılar ve diğer milletlerden olmak üzere yaklaşık 500 başvuruya karar vermek üzere haftalık olarak toplanıyor.
Lübnan Eğitim Bakanlığı perşembe sabahı Iraklı öğrencilere ‘saldırı’ gerçekleştirildiği haberini yalanladı. Eğitim Bakanı Abbas el-Halabi şu açıklamada bulundu:
“Perşembe günü sabah saat beş buçukta bakanlık binasının güvenlik görevlileri bir gürültüyle şaşkınlık yaşadı. Gürültünün kaynağını görmek için dışarı çıktılar ve yüzden fazla Iraklı öğrencinin orada olduğunu gördüler. Şafakta kapılar hala kapalıyken içeri giriş konusunda aralarında anlaşmazlık yaşandı. Mahalle sakinlerinin, çevredeki binaların balkonlara çıkması üzerine güvenlik görevlileri onları sakinleştirmeye çalıştı. Bakanlık, sabah sekizde vatandaşları ve denetçileri kabul etmek üzere kapılarını açtığında çok sayıda Iraklı öğrenci bir anda içeriye akın etti. İlgililerin girişleri düzenleme çabaları ortasında Denklik Departmanı’nın önü Iraklılarla doldu. Müracaat eden genç bir Iraklı, bayılarak yere yığıldı. Öncelikli giriş mücadelesi devam etti. Bazı Iraklı öğrenciler, İç Güvenlik Güçleri ve binanın güvenlik görevlileri ile iş birliği yaparak, diğer öğrencileri genç Iraklıyı ayağa kaldırmak için geri çekilmeye ikna etti. Ancak geri adım atmadılar. Bunun üzerine güvenlik güçleri, onları geri adım atmaya ikna etmek için sesini yükseltti. Bu hareketin ardından ayağa kaldırılan gencin astım hastası olduğu anlaşıldı. Genç, Kızılhaç tarafından tedavi altına alındı.”
Yaşanan sorunun ardından Eğitim Bakanlığı medya ofisi, sosyal medyada yayınlanan videoların gerçeği yansıtmadığını, güvenlik güçleriyle bir tartışmayı gösterdiğini açıkladı. Ofis tarafından yapılan açıklamada ayrıca, “Gerçek şu ki güvenlik güçleri, bayılan Iraklıyı arkadaşlarının ayaklarının altıdan kurtarmak ve ona ilk müdahaleyi yapmak için hassas davrandı” ifadesine yer verildi.
Bağdat’ta Irak hükümeti, Iraklı öğrencilere yönelik ‘saldırının’ ayrıntılarını öğrenmek amacıyla Lübnan’a gitmek üzere bir bakanlar komitesi oluşturmaya karar verildi. Lübnan’ın Bağdat Büyükelçiliği, şu özür açıklamasını yayınladı:
“Lübnan’ın Irak Büyükelçiliği, Beyrut’ta Eğitim ve Yüksek Öğrenim Bakanlığı binası önünde aralarında değerli Iraklı öğrencilerin de bulunduğu kız ve erkek öğrenciler arasında meydana gelen izdihama açıklık getirmek istiyor. Lübnan’ın tanık olduğu zorlu ekonomik koşullar nedeniyle genel grev sonrası bakanlık çalışanlarının işe dönmesinin ardından yaşananlar kabul edilemez.  Başbakan, bakanlar ve üst düzey yöneticiler tarafından en üst düzeyde takip ediliyor ve soruşturuluyor. Bu çerçevede Lübnan Çalışma Bakanı aracılığıyla Başbakan Necib Mikati tarafından büyükelçiliğe, ‘onurlarının korunduğunu ve gözetildiklerini bildirmek, maruz kaldıkları şeyin kabul edilemez olduğunu ve yaşananların tekrarlanmasının önüne geçileceğini ifade etmek üzere’ önümüzdeki birkaç saat içinde Iraklı öğrencilerin Hükümet Sarayı’nda kabul edileceği bilgisi verildi. Ayrıca öğrencilere işlemlerinin tamamlanıp, diploma denkliklerinin en iyi koşullarda ve mümkün olan en kısa sürede takip edileceğini bildirilecek.”



Üç yıllık savaşın ardından Gazze'de çadır hayatından başka bir şey bilmeyen bir nesil

Gazze Şeridi’nin kuzeyinde, eskiden Banksy’nin bir duvar resminin bulunduğu evin yanında duran bir Filistinli çocuk, 2015 (Mohammed Abed / AFP)
Gazze Şeridi’nin kuzeyinde, eskiden Banksy’nin bir duvar resminin bulunduğu evin yanında duran bir Filistinli çocuk, 2015 (Mohammed Abed / AFP)
TT

Üç yıllık savaşın ardından Gazze'de çadır hayatından başka bir şey bilmeyen bir nesil

Gazze Şeridi’nin kuzeyinde, eskiden Banksy’nin bir duvar resminin bulunduğu evin yanında duran bir Filistinli çocuk, 2015 (Mohammed Abed / AFP)
Gazze Şeridi’nin kuzeyinde, eskiden Banksy’nin bir duvar resminin bulunduğu evin yanında duran bir Filistinli çocuk, 2015 (Mohammed Abed / AFP)

Salim er-Reyyis

Muhammed Gabun (12), Gazze şehrinin merkezinin güneyindeki Rimmal semtinde ailesine ait evin enkazının önünde dururken artık bir mucize beklemiyor. Tek istediği Sivil Savunma ekiplerinin, o dönemde Hamas ile İsrail arasında ateşkesin ilan edileceği haberlerin geldiği geçtiğimiz yılın ekim ayında eve düşen bombanın altında kalan anne-babasının, kardeşlerinin ve yakınlarının cesetlerinin bulunması. Muhammed o gün evden sağ çıkan tek kişi olurken ailesinden yaklaşık kırk kişi halen enkaz altında. Kurtarılmaları ve defnedilmeleri için çıkarılmalarını sağlanmasını bekleniyor.

Muhammed artık hayatta kalan biri olup olmadığı arayışında değil; uzun bir bekleyişin ardından onları sadece yasını tutubilmeyi istiyor. Sivil Savunma ekipleri kısıtlı imkânlarla enkaz kaldırma çalışmalarını sürdürürken çocuk sessizce durup ailesini yutan yığınları seyrediyor. Sivil Savunma Sözcüsü Mahmud Bassal binlerce ailenin aynı tabloyu yaşadığını belirterek Sivil Savunma’nın tahminlerine göre İsrail ordusunun yıktığı evlerin enkazı altında yaklaşık 8 bin 500 vatandaşın bulunduğunu, bunlar arasında çok sayıda çocuğun yer aldığını aktardı.

Ne yazık ki Muhammed'in hikayesi bir istisna değil. Yaklaşık üç yıllık soykırım savaşının ardından Gazze Şeridi'ndeki toplumda yaşanan derin dönüşümü yansıtan binlerce hikâyeden yalnızca biri. Uluslararası kuruluşların yayımladığı rakamlar felaketin boyutunu ortaya koyuyor. Ancak bireysel hikâyeler istatistiklerin gösteremeyeceği bir gerçeği, çocukluğun nasıl değiştiğini, ailenin nasıl parçalandığını ve hayatta kalmanın başlı başına günlük bir çabaya dönüştüğünü açığa çıkarıyor.

Birleşmiş Milletler (BM) Filistin Toprakları ve İsrail'e İlişkin Bağımsız Uluslararası Soruşturma Komisyonu tarafından geçtiğimiz haziran ayında yayımlanan raporda, İsrailli yetkililerin sivillere yönelik ağır ihlaller işlemeyi sürdürdüğü sonucuna vardı. Çocukların sistematik bir hedef hâline getirildiğini ve yaşananların tüm Filistin toplumunun geleceğini tehdit ettiğini değerlendirdi. İsrail ise hem raporu hem de bulgularını reddetti. Ancak hukuki ve siyasi tartışmanın gölgesinde Gazze'deki gündelik yaşam ‘savaşının üçüncü yılına giren bir toplumda neler yaşanıyor?’ şeklindeki başka bir soruyu gündeme getiriyor.

Okuldan iş hayatına sürüklenen bir çocukluk

Savaştan önce Muhammed Aşur (14) okula gidiyor, yaz tatilini mahallede arkadaşlarıyla ya da ailesiyle Akdeniz kıyısında geçiriyordu. Savaş onun hem okulunu hem de eğitimini elinden aldı. Babasının işini ve gelir kaynağını yitirmesinin ardından artık omzuna bir kahve ibriği asıp müşteri arayarak Gazze sokaklarında dolaşıyor.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı habere göre  Aşur, “Ailem için para kazanmak amacıyla kahve satıyorum. Eskiden güneş beni deniz kenarında yakardı; şimdi ise sokakta müşterilere kahve satarken yakıyor” ifadelerini kullandı.

Gazze'nin başka bir sokağında Vasim Alivve (15) yayalara çikolata parçaları satıyordu. Alivve, Al Majalla’ya “Sokakta arkadaşlarımla top oynamak istiyorum ama bizi kim geçindirsin? Ailem tüm günlük harcamalarını sattıklarıma ve günde 15 ile 20 Şekel arasını geçmeyen çok az kazandığıma bağlı” dedi.

Bu tablolar artık birer istisnai olmaktan çıkmış durumda. Evlerin reislerinin büyük çoğunluğunun geçim kaynaklarını yitirdiği Gazze Şeridi’nin günlük ekonomisinin bir parçası hâline geldi. Okul çantasını taşıyan çocuk artık kahve ibriği ya da şeker kutusu taşıyor. Bunu da harçlık ya da lüks bir talep için değil, temel ihtiyaçların karşılanması için ailesinin geçimine katkı sağlamak amacıyla yapıyor.

Gazze Sağlık Bakanlığı'nın yayımladığı raporlara göre savaş 85 binden fazla çocuğu yetim bıraktı. Bunların 27 bini her iki ebeveynini de yitirdi. Bu tablo, binlerce çocuğun soykırım savaşı sonucunda geçimini sağlayacak ve koruyacak bir aile ağından yoksun biçimde yaşamak zorunda kaldığı yeni bir toplumsal gerçeklik yarattı.

Uluslararası kuruluşların yayınladığı rakamlar felaketin boyutlarını ortaya koysa da bireysel hikâyeler istatistiklerin ötesindekileri gözler önüne seriyor.

Evin direği olan çocuk

Gazze Şeridi’nin ortasındaki Deyr el-Belah'taki bir çadırda yaşayan İyad Cerbua (12) sabahları çalar saate ihtiyaç duymuyor. Belin aşağısı felçli babasının yanı başında uyuyor ve geceleri babasının ihtiyaç duyduğu her an uyanıyor. Sabahın ilk ışıklarıyla başlayan uzun gün, babasına tuvalet ihtiyacını gidermesinde yardım etmekle başlıyor. Ardından daha önce her iki bacağını da kaybeden annesine bakıyor. Ablası Rehef de (14) çadır içinde annesinin özel bakımını üstleniyor.

İyad sabahın erken saatlerinde su bidonlarını doldurmaya gidiyor ve, ardından ücretsiz yemek dağıtılan ‘tekye’ kuyruklarında bekliyor. Çadıra döndüğünde de ablasıyla birlikte anne-babasına bakmayı sürdürüyor. Al Majalla’ya konuşan Cerbua, “Annem ve babama yardım etmek için çocukluğumu, arkadaşlarımı ve eğitimimi feda ettim” ifadelerini kullandı.

Savaşta evlerini yitiren aile bir çadıra yerleşti; Sosyal Kalkınma Bakanlığı'nın mali yardımlarının kesilmesiyle birlikte artık hiçbir gelir kaynağı kalmadı. İyad artık gününü anne-babasına bakarak, ücretsiz su ve yiyecek arayarak geçiriyor. Eğitime ve bir şeyler okumaya vakit yok, tüm zaman aileye ve onların ihtiyaçlarına ayrılmış durumda. Zaman zaman çadırlarının çevresindeki yaşıtlarıyla oturup sohbet etme ya da oynama fırsatı bulabiliyor yalnızca.

dceefv
Gazze Şeridi'nin merkezindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda, yemek almak için sıraya giren Filistinli mülteciler, 1 Nisan 2026 (AFP)

İyad'ın hikayesi savaşın Filistinli ailelerin üzerindeki etkisini yalnızca kayıp açısından değil, Gazzeli ailelerin içindeki rollerin nasıl yeniden dağıldığı açısından da gözler önüne seriyor. Çocuklar evin geçimini üstlenenlere, ergenler bakım verenlerle dönüştü. Kadınlar ve yaşlılar soykırımdan önce hayatlarının hiç olmadığı sorumlulukları omuzlamak zorunda kaldı. Artık çocukluk yaşla değil, üstlenilen sorumluluğun ağırlığıyla ölçülüyor.

Bitmeyen bir yokluk: Kayıplar

Olağan koşullarda ölüm ardında bir mezar bırakır. Sevdiklerinin ve dostlarının ziyaret edebileceği, nerede yattığına dair bir kesinlik sunan bir yer olur. Ancak kimliği belirsiz kayıp, ‘öldü mü, yoksa hayatta mı? Cesedi nerede? Defnedildi mi yoksa toprağa mı karıştı, yoksa köpekler mi yedi kuşlara mı yem oldu?’ gibi yanıtsız bir soruya yol açar.

Ahmet Ebu Avvad (15), geçtiğimiz yılın ağustos ayında Gazze Şeridi’nin güneyinde Han Yunus'un güneydoğusundaki Muraç Ekseni'ndeki yardım dağıtım bölgesine ailesi için yiyecek aramak üzere çıktı ve bir daha geri dönmedi.

Annesi bugüne kadar oğlunun hayatta mı, esir mi, yoksa ölü mü olduğunu bilmiyor. Onun tarif ettiği gibi ‘ince yapılı bedenine’ ne olduğundan habersiz. Al Majalla’ya konuşan Ebu Avvad, “Bazen sadece bu bekleyişin sona ermesi için şehit olduğu haberini almak istiyorum. Beklemek insanı öldürüyor. Ona ne olduğuna dair hiçbir bilgi yok” ifadelerini kullandı.

Vefa Belur'un (21) hikayesi de pek farklı değil. 14 yaşındaki kardeşi Eşref 2023'teki soykırım savaşının ilk aylarında çıkıp bir daha geri dönmedi. Ardından büyük kardeşi Adnan (23) kaybolan kardeşini aramak için yola çıktı ve o da yok oldu.

Vefa, savaşın başında İsrail ordusunun Gazze Şeridi'ndeki geniş kamp ve şehir bölgeleri için tahliye emirleri verdiğini, yoğun hava ve topçu bombardımanı altında ilk kardeşini yitirdiğini ve hakkında hiçbir bilgiye ulaşamadığını anlatıyor. Bir yılı aşkın süre sonra bir arkadaşlarının onu Gazze’nin güneyinde gördüğünü bildirmesiyle büyük kardeşleri onu aramaya gitti ve o da bir daha dönmedi. Her ikisinin de İsrail ordusu tarafından esir alınıp alınmadığını, öldürülüp öldürülmediğini ya da cesetlerinin kimsesiz cenazeler arasında ya da başıboş köpeklere yahut kuşlara yem olarak bırakılıp bırakılmadığını bilmiyor.

Gazze Sosyal Kalkınma Bakanlığı'nın verilerine göre enkaz altında olmadığı düşünülen ancak akıbeti hâlâ bilinmeyen çocukların adı kayıplar listesinde yer alıyor. Aileleri ise yıllarca süren beklemeyi sona erdirecek her türlü bilginin peşinde. Çünkü savaşlarda acı yalnızca ölümle sınırlı değil. Kesinliğini yitiren ve izini takip etmenin artık imkânsız olduğu yoklukla devam eder.

Savaşlarda acı sadece ölümle sınırlı kalmaz, kesin bir sonuç bırakmayan yoklukla da devam eder.

Çadır vatana dönüşünce

Savaşın ilk aylarında Gazeliler yerinden edilmenin geçici olduğuna inansa da üç yılın ardından çadır binlerce aile için kalıcı bir ev hâline geldi. Barınma merkezlerinde dünyaya gelen çocuklar var. Çadırlarda doğup ilk günlerinden bu yana bir evin nasıl bir yer olduğunu hiç bilmeyenler de. Aileler tüm yaşamlarını birkaç metrekarelik bir alana sığdırmak zorunda kaldı. Yine de çadırların içinde hayat her şeye rağmen akıyor. Çocuklar dünyaya geliyor, mütevazı düğünler yapılıyor, aileler çocuklarına en azından geçici de olsa bir istikrar hissi yaşatacak günlük rutinler oluşturmaya çalışıyor.

dsfev
Ramazan ayı boyunca Gazze Şeridi'nin merkezindeki El-Bureyc Mülteci Kampı’nda ihtiyaç sahibi ailelere yardım dağıtan Filistinli gönüllüler, 23 Şubat 2026 (Eyad Baba / AFP)

Üç yıllık soykırım sürecinde anne babalarının ya da kardeşlerinin anlattıklarından ev ve mahalle kavramını öğrenen tam bir nesil büyüdü. Yitirilen yalnızca barınak değildi. Yatak odası, pencereler, kapılar, oyuncaklar ve karyolalarla kuşatılmış küçük güvenli köşeler de kayboldu. Bunların yerini bir çadır, kum, birkaç örtü ve yatak aldı.

Yezin Ebu Abid, 2024 yılının mart ayında bir sahra hastanesindeki çadırda dünyaya geldi. Ertesi gün annesi Nura ile birlikte Han Yunus'un batısındaki el-Mevasi bölgesindeki yerinden edilmiş ailesinin çadırına taşındı. Aile, kentin doğusundaki Zanna bölgesindeki evini tahliye emirlerinin ardından terk etmek zorunda kalmıştı. Bölge ardından gelen yoğun bombalamalarla tamamen yerle bir edildi. Yezin kum, kumaş parçaları ve ‘banyo’ olarak adlandırılan köşesiyle çadırın tüm ayrıntıları içinde büyüdü. Mutfak ise çadırın yanına yerleştirilmiş bulaşık yıkamak için kullanılan bir kap ile yanı başındaki yemek pişirmek için ateş yakılan bir ocaktan ibaret.

Al Majalla’ya konuşan annesi şunları söyledi:

“Yezin yalnızca çadırı ve açlığı biliyor. Yakın zamanda meyvelerin girişine izin verildiğinde ürktü ve yanına yaklaşmak istemedi; çünkü çocukluğundan bu yana onlara alışkın değil. Söz ettiğimiz pek çok şeyi garip karşılıyor. Büyüyünce, eğer hâlâ çadırlarda yaşıyorsak, nasıl uyum sağlayacağını bilmiyorum.”

Gazze Hükümeti Medya Ofisi'nin haziran ayında yayımladığı açıklamaya göre soykırım ve tahribat sonucunda Gazze Şeridi'ndeki zarar gören konut birimlerinin sayısı yaklaşık 510 bine ulaştı. 335 bin bina ve konut birimi tamamen yıkılırken 75 bin bina ve konut birimi oturulamaz hale getirecek düzeyde hasar gördü. Veriler ayrıca 350 binden fazla Filistinli ailenin barınmaya ihtiyaç duyduğuna, binlerce Gazzeli aile için ise çadırların tek seçenek hâline geldiğine işaret ediyor.

Soykırım ve tahribatın sonucunda Gazze Şeridi'ndeki zarar gören konut birimlerinin sayısı yaklaşık 510 bine ulaştı. 335 bin bina ve konut birimi tamamen yıkılırken 75 bin bina ve konut birimi oturulamaz hale getirecek düzeyde hasar gördü.

Eğitim: Okulların çok ötesindeki kayıp

İnsanın hayatındaki kayıpların belki de en ağırı gözle görülemeyendir. Kısmen ya da tamamen tahrip edilen okullar, yıllar alsa da yeniden inşa edilebilir. Ancak öğrencilerin hayatından silinen eğitim yılları bir daha geri getirilemez.

sdgrtbngty
Filistinli mülteciler, yemek pişirmek için yakıt olarak kullanmak üzere Gazze’deki İslam Üniversitesi’nin enkazından kitapları topluyor, 21 Mart 2025 (Omar al-Qattaa / AFP)

Sara Sa'da (15), savaş nedeniyle kapanan okulun yerine resmi koyduğunu anlatıyor. Yerinden edilmiş oldukları çadırda kendine küçük bir resim köşesi ayırdı ve tablolarını yaşadıklarını ve yaşamaya devam ettiklerini belgelemek için bir araca dönüştürdü. Yıkılmış evleri, su kuyruklarını, yerinden edilmiş insanları ve birkaç ay önce bir yardım dağıtım noktasında üzerine sıcak yemek dökülerek yanan çocuğu resimlerine taşıdı.

Al Majalla’ya konuşan Sara, “Halkımın sesini dünyaya ulaştırmaya çalışıyorum” dedi. Sara için resim artık bir hobi değil. Eğitimden ve istikrardan yoksun bırakılmış bir neslin belleğini koruma ve deneyimini aktarma yoluna dönüştü.

Bağımsız Uluslararası Soruşturma Komisyonu'nun raporu, yalnızca savaş sürecindeki ihlalleri tanımlamakla yetinmeyip çocuklar, aileler ve toplumsal yapı üzerindeki uzun vadeli etkilere dikkati çektiği için ayrı bir önem taşıyor.

Birkaç ay önce çadırlar içinde gençlerden oluşan bir grubun yürüttüğü eğitim girişimine katılmayı başardı. Burada kaçırdığı eğitim yıllarını telafi etmek ve uzaktan eğitim sistemine dahil olmak için ders görüyor, fakat “Mesele kolay değil, internete ve elektriğe ihtiyacımız var, bunlar her zaman mevcut değil, ama çabalıyoruz" diyor.

Yaklaşık on ay önce ateşkes ilan edilmesine karşın savaşın sürmesiyle birlikte sonuçları artık yalnızca bedensel değil, ruhsal sağlığı da derinden etkiliyor. Saha raporları Gazze Şeridi'nde psikolojik destek hizmetlerine başvuruların giderek arttığına işaret ederken çocuklar arasında kabuslar, ani seslerden ürküntü, konsantrasyon güçlükleri ve idrar kaçırma gibi belirtilerin yaygınlaştığı görülüyor.

Uzmanlar söz konusu raporlarda bu artışı travmaların birikmesinin doğal bir sonucu olarak tanımladı. Psikolojik sağlık hizmetlerine duyulan ihtiyacın bu alanda çalışan kurumların karşılayabileceğinin çok üstüne çıktığını vurguladı. BM’nin geçtiğimiz mayıs ayında bir raporunda Gazze'deki çocukların süregelen yerinden edilme, eğitimin çöküşü ve temel hizmetlerin azalması karşısında dünyanın en ağır insani ve psikolojik krizlerinden biriyle yüzleştiği uyarısında bulundu. Savaşın psikolojik izlerinin çatışma dursa bile yıllarca sürebileceğinin de altını çizdi.

Savaştan önce ve sonra

Savaşlar çoğunlukla kayıp sayısıyla ya da yıkılan binaların büyüklüğüyle ölçülür. Ancak üç yıldır süregelen İsrail soykırımı göz önüne alındığında kayıp bunun çok daha ötesinde bir derinlik taşıyor. Çünkü iş hayatına erken sürüklenen Mahmud ve Vasim çocukluklarının yıllarını kolay kolay geri kazanamayacak. Anne-babalarına bakan İyad ile Rehef sanki hiçbir şey olmamış gibi okul sıralarına dönemeyecek. Ahmet'in annesi ve kayıplarından haber bekleyen tüm anneler, dünyanın geri kalanından farklı bir zamanda yaşıyor. Yokluğun başladığı an üzerinde donup kalmış bir zamanda. Bu nedenle beklenen yeniden yapılanma yalnızca enkaz kaldırma ve ev inşa etme süreci değil, insani dokusunun emsalsiz bir baskıya maruz kaldığı bir toplumu yeniden kurma girişimi olarak değerlendirilebilir.

sdfvfv
İsrail saldırılarının ardından Gazze Şeridi orta kesimlerindeki Nusayrat Mülteci Kampı'nda bir evin enkazı arasında oturup kitap okuyan Filistinli bir çocuk, 29 Nisan 2025 (Eyad Baba / AFP)

Bu noktada Bağımsız Uluslararası Soruşturma Komisyonu'nun raporu, yalnızca savaş sürecindeki ihlalleri tanımlamakla kalmayıp çocuklar, aileler ve toplumsal yapı üzerindeki uzun vadeli etkilere dikkat çektiği için ayrı bir önem kazanıyor. Ancak Gazze'deki günlük hikayeler rapor ve kuru istatistiklerin çok ötesine geçen bir gerçeği gözler önüne seriyor: Savaşın artık hayatın kendisinin içinde inşa edildiği bir çerçeveye dönüştüğünü, sorumlulukların, hayallerin ve aile ilişkilerinin kayıp ile yerinden edilmenin ağırlığı altında nasıl köklü bir dönüşüm geçirdiğini ortaya koyuyor.

Muhammed Gabun ve enkaz altındaki aile bireylerinin bulunmasını bekleyen tüm insanlar için geriye kalan kemikler yarın, haftalar sonra ya da belki aylarca sonra ortaya çıkabilir. Ancak bu, savaş öncesi ve sonrası olarak hayatlarının ikiye bölündüğü zamanı geri getirmeyecek. İki zaman diliminin arasında değişen yalnızca mekânın şekli ve dokusu değil, insanın kendisi de değişti.


Macron'un Şam'daki konaklama yerine yakın bölgede iki patlama... Elysee: Macron güvende

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un Şam'da geceyi geçirdiği otelin yakınında meydana gelen bombalı saldırının ardından olay yerinde yükselen duman ve alevler arasında acil durum ekipleri çalışmalarını sürdürüyor. (Reuters)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un Şam'da geceyi geçirdiği otelin yakınında meydana gelen bombalı saldırının ardından olay yerinde yükselen duman ve alevler arasında acil durum ekipleri çalışmalarını sürdürüyor. (Reuters)
TT

Macron'un Şam'daki konaklama yerine yakın bölgede iki patlama... Elysee: Macron güvende

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un Şam'da geceyi geçirdiği otelin yakınında meydana gelen bombalı saldırının ardından olay yerinde yükselen duman ve alevler arasında acil durum ekipleri çalışmalarını sürdürüyor. (Reuters)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un Şam'da geceyi geçirdiği otelin yakınında meydana gelen bombalı saldırının ardından olay yerinde yükselen duman ve alevler arasında acil durum ekipleri çalışmalarını sürdürüyor. (Reuters)

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, salı günü Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara tarafından Halk Sarayı'nda kabul edildi. Görüşme öncesinde Macron'un geceyi geçirdiği Four Seasons Oteli yakınlarında iki patlama meydana gelirken, Suriye İçişleri Bakanlığı patlamaların el yapımı iki bombadan kaynaklandığını açıkladı.

Fransa Cumhurbaşkanlığı ise Macron'un "güvende olduğunu ve Suriye ziyaretini planlandığı şekilde sürdürdüğünü" duyurdu.

Macron'un patlamalardan önce otelden ayrıldığı ve şu anda Halk Sarayı'nda bulunduğu belirtildi. Fransız Cumhurbaşkanlığı'na göre iki lider, iki ülkenin heyetlerinin katıldığı geniş kapsamlı bir toplantı gerçekleştiriyor. Bu toplantının ardından Macron ile Şara'nın baş başa görüşmesi bekleniyor.

sdvfevb
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, bugün Halk Sarayı'nda Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'u karşıladı. (AFP)

Suriye İçişleri Bakanlığı, salı günü Şam'ın merkezinde bir çöp konteyneri ile yol kenarına park edilmiş bir araca yerleştirilen iki el yapımı bombanın patlaması sonucu en az 18 kişinin yaralandığını açıkladı.

Bakanlık açıklamasında, yaralılar arasında dört polis memurunun da bulunduğu belirtilirken, ilk bombanın park halindeki bir araca, ikinci bombanın ise çöp konteynerine yerleştirildiği ifade edildi.

Söz konusu patlamalar, cuma günü Şam'da Adliye Sarayı yakınındaki bir kafede meydana gelen ve 10 kişinin hayatını kaybettiği saldırının ardından yaşandı.

Macron, pazartesi günü başladığı Şam ziyaretiyle, Aralık 2024'te Beşşar Esed yönetiminin devrilmesinden bu yana Suriye'yi ziyaret eden ilk büyük Batılı ülke lideri olmuştu.

Macron'un bugün Şara ile gerçekleştirdiği görüşmelerde, savaşın yıkıma uğrattığı Suriye'nin yeniden inşası ele alınacak. Fransız liderin ayrıca Suriye'nin birliği ve çoğulcu yapısı konusundaki mesajını yinelemesi bekleniyor.

dertgtr
Şam ziyareti sırasında Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un konakladığı otelin önünde Fransız bayrağı sallayan kişiler. (AFP)

13 yılı aşkın süren savaşın ekonomiyi ağır şekilde tahrip etmesi ve ülkeyi bölgesel ile uluslararası alanda izole etmesinin ardından Suriye, Paris 1 Panthéon-Sorbonne Üniversitesi'nden araştırmacı Arthur Quesnay'in ifadesiyle, "Avrupa Birliği açısından Doğu'ya açılan bir kapı olarak yeniden konumlanmayı" hedefliyor.

Bu kapsamda Irak ve Körfez ülkelerine uzanan alternatif bağlantılarla birlikte deniz ve kara ulaşım koridorlarının geliştirilmesi planlanıyor.

Macron'a ziyaretinde Fransa'nın önde gelen şirketlerinin üst düzey yöneticileri de eşlik ediyor. Heyette, CMA CGM Yönetim Kurulu Başkanı Rodolphe Saadé ile TotalEnergies Üst Yöneticisi (CEO) Patrick Pouyanné de yer alıyor.

dfvfvf
Şam'da Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un konakladığı otelin yakınında güvenlik güçleri nöbet tutuyor. (AFP)

Taraflar arasında çok sayıda anlaşmanın imzalanması beklenirken, Fransız yatırımcıların mevcut koşullar nedeniyle temkinli tutumunu sürdürdüğü belirtiliyor.

Macron, salı günkü programına sivil toplum temsilcileriyle bir araya gelerek başladı. Ardından Halk Sarayı'nda Ahmed Şara ile resmi görüşmelere geçen Fransız liderin programında, "Suriye'nin yeniden inşası ve stratejik ulaşım koridorları" konulu bir ekonomi forumuna katılması da bulunuyor.

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ise pazartesi akşamı BFM TV'ye verdiği röportajda, ülkesinde "çok büyük bir yatırım fırsatı" bulunduğunu söyledi.

Şara, Fransa'nın turizm, tarım ve sanayi gibi alanlardaki altyapının yeniden inşasına katkı sağlayacağını umduğunu belirterek, Suriye'nin Avrupa merkezli uçak üreticisi Airbus'tan sekiz uçak alımını kapsayan büyük bir sözleşme üzerinde çalıştığını ifade etti.

csddfv
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, dün Şam'daki Emevi Camii ziyaretinde Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'a eşlik etti. (AFP)

 


Misrata'daki askeri ve güvenlik oluşumları Libya'da “iktidar tekeline” karşı çıktı

Ulusal Birlik Hükümeti Başkanı Abdulhamid ed-Dibeybe, askeri ve güvenlik yetkilileriyle yaptığı bir önceki toplantıda (Dibeybe’nin Ofisi)
Ulusal Birlik Hükümeti Başkanı Abdulhamid ed-Dibeybe, askeri ve güvenlik yetkilileriyle yaptığı bir önceki toplantıda (Dibeybe’nin Ofisi)
TT

Misrata'daki askeri ve güvenlik oluşumları Libya'da “iktidar tekeline” karşı çıktı

Ulusal Birlik Hükümeti Başkanı Abdulhamid ed-Dibeybe, askeri ve güvenlik yetkilileriyle yaptığı bir önceki toplantıda (Dibeybe’nin Ofisi)
Ulusal Birlik Hükümeti Başkanı Abdulhamid ed-Dibeybe, askeri ve güvenlik yetkilileriyle yaptığı bir önceki toplantıda (Dibeybe’nin Ofisi)

Libya'nın batısındaki Misrata şehrinde askeri ve güvenlik oluşumları ‘iktidar tekeli’ olarak nitelendirdikleri durumu reddederek -ABD planı dahil- tüm uluslararası girişimleri takip etmek ve ‘ülkenin yüksek ulusal çıkarlarını koruyacak’ biçimde bunlarla iletişim kurmak amacıyla bir komite oluşturduklarını açıkladı.

Dört askeri ve güvenlik oluşumunun temsilcileri ve Misrata'dan etkili isimler pazar akşamı, ‘24. Piyade Taburu’ karargâhında bir araya geldi. Toplantıda ‘siyasi gelişmeler ile istikrarın desteklenmesi ve ülke birliğinin korunmasının yolları’ ele alındı.

EFRJHY6
Saddam Haftar, Washington'da Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile bir araya geldi (Genel Komutanlık)

Bu toplantı, Misrata’daki askeri ve güvenlik güçleri arasında ABD Başkanı Donald Trump'ın kıdemli danışmanı Massad Boulos'un orta koyduğu ‘ABD girişimine’ karşı biriken öfke ve reddin bir yansıması niteliğindeydi.

Misrata Askeri Konseyi, geçtiğimiz cuma günü yayımladığı bildiride girişimi ‘Libyalı halkın uzun onlarca yıldır acısını çektiği askeri yönetimin yeniden üretilmesi’ olarak nitelendirmiş, ayrıca ‘geçiş dönemlerinin uzatılması ve ülkedeki siyasi kaosun devamı’ olarak değerlendirmişti.

Girişim, Libya Ulusal Ordusu (LUO) Başkomutan Yardımcısı Saddam Hafter'in Muhammed el-Menfi'nin yerine Başkanlık Konseyi başkanlığını üstlenmesini ve Geçici Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid ed-Dibeybe'nin birleşik bir hükümetin başında kalmayı sürdürmesini öngörüyor. Ancak bu yaklaşım, herhangi bir uzlaşının doğrudan genel seçimlere gidilmesini sağlaması gerektiğini savunan taraflarda ciddi itirazlara yol açtı.

CDFBNY
Cuma günü Libya'nın batısında Misrata Askeri Konseyi üyelerinden bir grubun düzenlediği protesto eylemi (Video kaydından alınan bir kare)

24. Piyade Taburu karargâhındaki toplantıya 63. Tugay, Ortak Operasyonlar Gücü, Terörle Mücadele Gücü ve Ulusal Destek Kuvvetleri Teşkilatı katıldı. Toplantıda 2017'den bu yana hazır bekleyen anayasa taslağının halk oylamasına sunulması meselesi yeniden gündeme geldi.

Libya'nın siyasi tablosu artık resmi kurumların ya da uluslararası gözetimde yapılan siyasi anlaşmalardan doğan yapıların değil, başta Misrata olmak üzere belirli şehirlerin belirlediği bir görünüm sergiliyor. Bu şehirler, askeri ağırlıkları ve silahları ile nüfuzlu isimlerinin devletin kilit noktalarına sızmasıyla beslenen ezici bir etkiye sahip. Bu da onları gerçek karar alıcı konumuna taşıyor. Bu nedenle Misrata'daki pek çok silahlı oluşum, Libya'nın gelecekteki iktidar haritasına ilişkin yeni düzenlemelere karşı çekincelerini açıkça dile getiriyor.

Bu doğrultuda toplantıya katılanlar, "iktidarın hangi biçimde olursa olsun pekiştirilmesi ya da tekelleştirilmesine yönelik her türlü girişimi" kesinlikle reddettiklerini vurguladı. Demokratik mekanizmalar aracılığıyla barışçıl iktidar devrinin Libya'nın istikrarının gerçek güvencesi olduğunu belirterek halk iradesine dayanmayan her türlü yönetim biçiminin Libyalıların özlemleriyle bağdaşmadığını ilan etti.

Toplantıya katılanlar, "Libya devletinin egemenliğinin, toprak bütünlüğünün ve ulusal karar bağımsızlığının dokunulamaz sabiteler olduğunu; her girişimin ve siyasi sürecin Libyalıların iradesine saygı göstermesi ve ulusal irade dışından dayatılan düzenleme ya da çözümlere yol açmaması gerektiğini" vurguladı.

Misrata'nın Amerikan girişimine karşı çıkışı, Nisan 2019'da LNA kuvvetlerinin Trablus'a girme girişimine dayanan Mareşal Halife Hafter'e yönelik köklü bir düşmanlığa dayanıyor.

Misrata, Dibeybe'nin memleketi olup Libya'nın nüfus yoğunluğu bakımından üçüncü büyük şehri. Aynı zamanda 2011'de merhum Cumhurbaşkanı Muammer Kaddafi'nin iktidarını deviren 17 Şubat olaylarının ardından siyasi haritayı şekillendiren en etkili taraflardan biri konumunda. Misrata çatışmalarda belirleyici bir rol oynadı; Kaddafi'nin cenazesi de ona komşu çöldeki "gizli bir mezara" defnedildi. Şehir bugün gücünü toplumsal yapısının sağlamlığından, Misrata Serbest Bölgesi, deniz limanı ve havalimanı gibi kritik kapılar üzerindeki denetiminden alıyor.

Libya'daki donmuş siyasi süreci canlandırmaya yönelik BM çabaları sürerken Misrata'daki silahlı oluşum temsilcilerinin toplantısı, "ülkenin içinde bulunduğu durumdan en iyi çıkış yolunun, anayasa taslağını halk oylamasına sunmak suretiyle anayasal yükümlülüklerin bir an önce tamamlanması" olduğu sonucuyla kapandı. Toplantıya katılanlar bu adımı "özgür ve adil cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinin yapılmasının, iktidarın barışçıl yolla devredilmesinin ve geçiş dönemlerinin sona erdirilmesinin hukuki zeminini oluşturan temel" olarak değerlendirdi.

Zaman zaman siyasi isimler ya da silahlı güçler, seçimle oluşturulan bir kurul tarafından daha önce hazırlanan anayasa taslağının halk oylamasına sunulması zorunluluğunu gündeme taşıyor. Gözlemciler bunu, BM misyonunun üzerinde çalıştığı süreci "sekteye uğratma" girişimi ve her türlü çözüm girişiminin önüne engel koyma olarak değerlendiriyor.

GTHY56J
Dibeybe’nın “2024 Libya Anayasa Kurucu Meclisi” (“Birlik” Hükümeti) üyeleriyle yaptığı görüşmeden bir kare

Anayasa taslağı, seçimle oluşturulan bir kurul tarafından 29 Temmuz 2017'de oylanmasının ardından bugüne dek çekmecede bekliyor. 2014'te kurulan ve Libya'nın üç bölgesini eşit temsille oluşturulan 60 üyeli bu kurul, hiçbir otoriteye bağlı olmaksızın çalışması gerekiyor. Taslağı tamamlayan kurul, halk oylamasına sunulmak üzere onu siyasi otoriteye iletti; ancak bu adım bugüne dek atılmadı.