Lübnan’da güvenlik güçleri ile Iraklı öğrenciler arasındaki gerilim kontrol altına alınmaya çalışılıyor

Bağdat, askıdaki sorunların çözümlerini görüşmek üzere Beyrut’a bir hükümet heyeti gönderdi.

Başbakan Necib Mikati, Irak Eğitim Bakanlığı’ndan bir heyetle 10 Mart’ta bir araya geldi. (Dalati ve Nahra)
Başbakan Necib Mikati, Irak Eğitim Bakanlığı’ndan bir heyetle 10 Mart’ta bir araya geldi. (Dalati ve Nahra)
TT

Lübnan’da güvenlik güçleri ile Iraklı öğrenciler arasındaki gerilim kontrol altına alınmaya çalışılıyor

Başbakan Necib Mikati, Irak Eğitim Bakanlığı’ndan bir heyetle 10 Mart’ta bir araya geldi. (Dalati ve Nahra)
Başbakan Necib Mikati, Irak Eğitim Bakanlığı’ndan bir heyetle 10 Mart’ta bir araya geldi. (Dalati ve Nahra)

Lübnan ve Irak, Lübnan güvenlik güçlerinin perşembe günü Lübnan Eğitim Bakanlığı binasında Iraklı öğrencilere saldırmasından kaynaklanan sorunu kontrol altına almaya çalışıyor. İki taraf, Lübnan’da eğitim alan Iraklı öğrencilerin diplomalarının geçerliliği sürecini kolaylaştırmayı da içeren, ‘daha önce meydana gelen tüm sorunları sona erdirici’ onaylanmış bir mekanizma ortaya koydu.
Lübnan güvenlik güçleri ile işlemlerini tamamlamak için Eğitim Bakanlığı’na gelen çok sayıda Iraklı öğrenci arasında yaşanan sorunu gözler önüne seren görüntüler yayınlandı. Videoların birinde Lübnanlı bir güvenlik görevlisinin, elinde metal bir sopa tuttuğu ve bir öğrenciden geri çekilmesini istediği görülüyor. Diğer bir videoda ise bakanlık binasından bağırış sesleri geldiği duyuluyor.
Eğitim Bakanlığı’nın açıklamalarına rağmen videolar, Iraklı ve Lübnanlı sosyal medya öncüleri arasında yaygın bir öfkeye yol açtı. Öyle ki Lübnan hükümetine harekete geçme çağrıları yapıldı. Diğer yandan Iraklı yetkililer, Lübnan hükümetine Iraklı öğrencilerin işlerini takip etmek ve Lübnan’daki yetkili kurumlarda öğrencilerle ilgilenme prosedürlerini incelemek amacıyla bir bakanlar komitesi oluşturma çağrısı yaptı.
Bu çerçevede Irak Yüksek Öğretim ve Bilimsel Araştırma Bakanlığı’ndan bir heyet dün (Cuma) Lübnan Başbakanı Necib Mikati ile bir araya geldi.
Irak Büyükelçiliği Misyonu Başkanı Emin en-Nasravi, “Görüşmede Iraklı öğrencilerin Lübnan’da karşılaştıkları birçok sorun dile getirildi ve bu sorunların çözümüne yardımcı olacak çözüm ve mekanizmalar ele alındı” dedi.
Heyette yer alan Iraklı akademisyen Dr. Ala el-Zogbi, “Mikati’ye birçok öneri sunduk. Bu önerilerin, iki ülkedeki en üst düzey makamların imzaladığı resmi bir mekanizmaya dahil edilmesi için onay alındı” açıklamasında bulundu. Zogbi, iki gün içerisinde bu protokolün hazırlanacağını belirttiği açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Daha önce meydana gelen tüm sorunları sona erdiren onaylanmış bir mekanizma olması için iki taraf arasında imzalanacak. Diploma denklik süreci kolay olacak ve öğrencinin bakanlığa müracaatını gerektirmeyecek. Ancak öğrenci ile okuduğu üniversite arasında doğrudan temas ve inceleme olacaktır.”
Yüzlerce Iraklı, Lübnan üniversitelerinde öğrenimlerine devam ediyor. Lübnan Eğitim Bakanlığı’ndaki Üniversite Öncesi Denklik Departmanı, bir yıl boyunca Irak’tan yaklaşık altı bin denklik başvurusu aldığını belirtti. Bakanlık, işlemlerini tamamlamaları için idari kolaylıklar sağladığını belirtti. Denklik Komitesi, 200’ü Iraklılar ve geri kalanı Lübnanlılar ve diğer milletlerden olmak üzere yaklaşık 500 başvuruya karar vermek üzere haftalık olarak toplanıyor.
Lübnan Eğitim Bakanlığı perşembe sabahı Iraklı öğrencilere ‘saldırı’ gerçekleştirildiği haberini yalanladı. Eğitim Bakanı Abbas el-Halabi şu açıklamada bulundu:
“Perşembe günü sabah saat beş buçukta bakanlık binasının güvenlik görevlileri bir gürültüyle şaşkınlık yaşadı. Gürültünün kaynağını görmek için dışarı çıktılar ve yüzden fazla Iraklı öğrencinin orada olduğunu gördüler. Şafakta kapılar hala kapalıyken içeri giriş konusunda aralarında anlaşmazlık yaşandı. Mahalle sakinlerinin, çevredeki binaların balkonlara çıkması üzerine güvenlik görevlileri onları sakinleştirmeye çalıştı. Bakanlık, sabah sekizde vatandaşları ve denetçileri kabul etmek üzere kapılarını açtığında çok sayıda Iraklı öğrenci bir anda içeriye akın etti. İlgililerin girişleri düzenleme çabaları ortasında Denklik Departmanı’nın önü Iraklılarla doldu. Müracaat eden genç bir Iraklı, bayılarak yere yığıldı. Öncelikli giriş mücadelesi devam etti. Bazı Iraklı öğrenciler, İç Güvenlik Güçleri ve binanın güvenlik görevlileri ile iş birliği yaparak, diğer öğrencileri genç Iraklıyı ayağa kaldırmak için geri çekilmeye ikna etti. Ancak geri adım atmadılar. Bunun üzerine güvenlik güçleri, onları geri adım atmaya ikna etmek için sesini yükseltti. Bu hareketin ardından ayağa kaldırılan gencin astım hastası olduğu anlaşıldı. Genç, Kızılhaç tarafından tedavi altına alındı.”
Yaşanan sorunun ardından Eğitim Bakanlığı medya ofisi, sosyal medyada yayınlanan videoların gerçeği yansıtmadığını, güvenlik güçleriyle bir tartışmayı gösterdiğini açıkladı. Ofis tarafından yapılan açıklamada ayrıca, “Gerçek şu ki güvenlik güçleri, bayılan Iraklıyı arkadaşlarının ayaklarının altıdan kurtarmak ve ona ilk müdahaleyi yapmak için hassas davrandı” ifadesine yer verildi.
Bağdat’ta Irak hükümeti, Iraklı öğrencilere yönelik ‘saldırının’ ayrıntılarını öğrenmek amacıyla Lübnan’a gitmek üzere bir bakanlar komitesi oluşturmaya karar verildi. Lübnan’ın Bağdat Büyükelçiliği, şu özür açıklamasını yayınladı:
“Lübnan’ın Irak Büyükelçiliği, Beyrut’ta Eğitim ve Yüksek Öğrenim Bakanlığı binası önünde aralarında değerli Iraklı öğrencilerin de bulunduğu kız ve erkek öğrenciler arasında meydana gelen izdihama açıklık getirmek istiyor. Lübnan’ın tanık olduğu zorlu ekonomik koşullar nedeniyle genel grev sonrası bakanlık çalışanlarının işe dönmesinin ardından yaşananlar kabul edilemez.  Başbakan, bakanlar ve üst düzey yöneticiler tarafından en üst düzeyde takip ediliyor ve soruşturuluyor. Bu çerçevede Lübnan Çalışma Bakanı aracılığıyla Başbakan Necib Mikati tarafından büyükelçiliğe, ‘onurlarının korunduğunu ve gözetildiklerini bildirmek, maruz kaldıkları şeyin kabul edilemez olduğunu ve yaşananların tekrarlanmasının önüne geçileceğini ifade etmek üzere’ önümüzdeki birkaç saat içinde Iraklı öğrencilerin Hükümet Sarayı’nda kabul edileceği bilgisi verildi. Ayrıca öğrencilere işlemlerinin tamamlanıp, diploma denkliklerinin en iyi koşullarda ve mümkün olan en kısa sürede takip edileceğini bildirilecek.”



Sudan Başbakanı, “kimyasal silah” suçlamalarını yalanladı

Sudan Başbakanı Kamil İdris, daha önce düzenlenen bir basın toplantısında konuşurken. (Başbakanlık Medya Birimi)
Sudan Başbakanı Kamil İdris, daha önce düzenlenen bir basın toplantısında konuşurken. (Başbakanlık Medya Birimi)
TT

Sudan Başbakanı, “kimyasal silah” suçlamalarını yalanladı

Sudan Başbakanı Kamil İdris, daha önce düzenlenen bir basın toplantısında konuşurken. (Başbakanlık Medya Birimi)
Sudan Başbakanı Kamil İdris, daha önce düzenlenen bir basın toplantısında konuşurken. (Başbakanlık Medya Birimi)

Sudan Başbakanı Kamil İdris, savaş sırasında kimyasal silah kullanıldığı yönündeki suçlamaları “asılsız iddialar” olarak nitelendirdi. Bu, ordunun Hızlı Destek Kuvvetleri’ne (HDK) karşı yürüttüğü çatışmalarda kimyasal madde kullanmış olabileceğine işaret eden belge, tanıklık ve görüntülere ulaşıldığını belirten yeni uluslararası basın araştırmalarına hükümet düzeyindeki ilk üst düzey cevap oldu.

İdris, Hartum’da Sudan’la ilgili Beşli Mekanizma heyetiyle yaptığı görüşmede, “Savaş hakkında, kimyasal silah kullanıldığına ilişkin asılsız iddialar da dahil olmak üzere, yanlış anlatılar yayılıyor” dedi. İdris’in açıklaması Sudan’ın suçlamalara yönelik ilk resmî yalanlaması değil. Dışişleri Bakanlığı daha önce de iddiaları reddetmişti. Ancak bu açıklama, dosyayı yeniden gündeme taşıyan belge ve soruşturmalara hükümet tarafından verilen ilk cevap niteliğini taşıyor.

İdris’in açıklamaları, Euronews’in çarşamba günü yayımladığı bir araştırmayla eş zamanlı olarak geldi. 32 sayfalık bir rapora dayanan araştırma, Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü’nde (OPCW) daha önce üst düzey görevlerde bulunmuş yetkililerin öncülüğündeki bir ekip tarafından hazırlandı. Raporda, 2024-2025 yılları arasında zehirli maddelerin kullanılmış olabileceğinden şüphelenilen olaylara ilişkin 8 Sudanlının tanıklıkları ile görüntü ve dijital materyallere yer verildi.

Araştırmada öne çıkan olaylardan biri, o dönemde HDK’nin kontrolünde bulunan Hartum’un kuzeyindeki Ceyli Rafinerisi’ne ilişkin. İki tanık, bölgede bir askeri uçağın uçtuğunu, ardından bazı cisimlerin düştüğünü ve bunların ardından alışılmadık kokular ile gaz emisyonlarının ortaya çıktığını anlattı. Olayda yaklaşık 20 kişinin nefes almakta zorlandığı ve gözlerinde tahriş meydana geldiği belirtildi.

Klor gazı

Uzmanlar, söz konusu belirtilerin havadan yayılan tehlikeli bir kimyasal maddeye maruz kalma ihtimaliyle uyumlu olduğunu ifade etti. Ancak kullanılan maddenin ne olduğunu tespit edemediklerini ve kimyasal silah kullanıldığını kesin olarak kanıtlayamadıklarını ifade ederek uluslararası soruşturma çağrısında bulundu.

Bundan birkaç gün önce Washington Post ve New York Times tarafından yayımlanan bir başka araştırma ise belge, yazışma, fotoğraf ve videolara dayanıyordu. Gazeteler, söz konusu materyalleri Ortadoğu’daki güvenlik yetkililerinden elde ettiklerini belirterek, klor yüklü mühimmat geliştirilmesi ve test edilmesine yönelik gizli bir programın yanı sıra 290’a kadar kimyasal mühimmatın depolandığına ilişkin bilgiler bulunduğunu bildirdi.

Gazetelere göre 20’den fazla Batılı istihbarat yetkilisi, kimyasal silah müfettişi ve uzman söz konusu materyalleri inceleyerek bunların güvenilir göstergeler sunduğu görüşüne vardı. Ancak kesin bir sonuca ulaşmak için olay yerlerinin ve mühimmatın incelenmesi ve tanıklarla görüşülmesi gerektiği belirtildi.

 Darfur’daki şiddetten kaçarak komşu Çad’a sığınan Sudanlılar, (Arşiv-Reuters)
Darfur’daki şiddetten kaçarak komşu Çad’a sığınan Sudanlılar, (Arşiv-Reuters)

Dosya, Ocak 2025’te ABD’li yetkililerin Washington’un Sudan ordusunun HDK’ye karşı kimyasal silah kullandığına inandığını basına açıklamasıyla kamuoyuna yansıdı.

Aynı yılın nisan ayında ABD Dışişleri Bakanlığı, Sudan ordusunun 2024 yılında kimyasal silah kullandığı sonucuna resmen vardı ve bunun uluslararası hukuku ihlal ettiğini bildirdi. Washington, kararına dayanak oluşturan ayrıntılı kanıtları yayımlamadan Hartum’a yaptırım uyguladı.

Şankal Tubay beldesi

Kamuya açık verilerde, iddia edilen olayların yaşandığı 2024 yılında HDK’nin orduyu kimyasal silah kullanmakla suçladığına dair belgelenmiş bir açıklama bulunmuyor. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre HDK’nin ilk belgelenmiş kamuoyu suçlaması 31 Mart 2025’te geldi. HDK, Kuzey Darfur’daki Şankal Tubay beldesinde ordunun kimyasal silah kullandığını öne sürdü ve açıklamasında daha önce ABD’li yetkililere dayandırılan haberleri kaynak gösterdi.

Washington’un mayıs ayında yaptırımları resmen açıklamasının ardından HDK, suçlamalarını Hartum, Darfur ve Cezire bölgelerindeki çeşitli noktalara genişletti. Suçlamaların ne zaman ortaya çıktığı, kimyasal silahların kullanılıp kullanılmadığını kanıtlamıyor veya çürütmüyor. Ancak HDK’nin kamuya açık ve belgelenmiş suçlamalarının, ABD’ye ait bilgilerin basına sızmasının ardından ortaya çıktığını gösteriyor.

Sudan Dışişleri Bakanlığı, 23 Mayıs 2025’te yaptığı resmî açıklamada ABD’nin suçlamalarını reddederek, bunları “yalan ve dayanaktan yoksun” olarak nitelendirdi. Bakanlık, Sudan’ın kimyasal silah üretmediğini, bulundurmadığını ve kullanmadığını vurguladı.

Ulusal soruşturma komitesi

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve ordu komutanı Abdulfettah el-Burhan, daha önce suçlamaları araştırmak üzere ulusal bir komite oluşturmuş ve Sudan, Birleşmiş Milletler’e komitenin kurulduğunu bildirmişti.

Bu komite, Temmuz 2026’da ulusal soruşturmasının sonuçlarını Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü’nün Yürütme Konseyi’ne sundu. Komite, suçlamaları doğrulayacak teknik veya maddi herhangi bir kanıt bulunmadığı sonucuna vardı.

Dosya ayrıca Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü’ne de taşındı. Moritanya, Çad ve Benin, Sudan’dan resmî açıklama talep ederken Hartum da bu taleplere yanıt verdi. Örgütün Teknik Sekretaryası, suçlamaları “son derece ciddi endişeyle” takip ettiğini bildirdi. Ancak örgüt, kendisine ek bir soruşturma yürütme imkânı sağlayacak herhangi bir talep ulaşmadığını ve kendi inisiyatifiyle harekete geçme yetkisine sahip olmadığını açıkladı.

Bu nedenle örgüt, Sudan’da kimyasal silah kullanılıp kullanılmadığını doğrulayan veya reddeden bağımsız bir teknik sonuca henüz ulaşmış değil. Washington ise Hartum’un sert biçimde reddettiği değerlendirmesinde ısrar ediyor.

Bu ay ortaya çıkan belge ve tanıklıklar, ABD’nin suçlamalarını ve yaptırımlarını açıklamasından önce kamuoyunun erişimine açık olmayan yeni bilgiler sunuyor. Ancak Washington da henüz bağımsız ve kesin bir kanıta ulaşmış değil. Dosyanın kesin olarak aydınlatılması için olay yerlerine erişebilecek, numune ve mühimmatları inceleyebilecek ve tanıklarla doğrudan görüşebilecek uluslararası bir teknik soruşturmaya ihtiyaç duyuluyor.


İsrail’den Lübnan’ın güneyindeki el-Mansuri kasabasına hava saldırısı ve patlatma operasyonu

İsrail Hava Saldırılarının Ardından Güney Lübnan’daki El-Mansuri Kasabasından Yükselen Dumanlar... 11 Eylül 2026 (Reuters)
İsrail Hava Saldırılarının Ardından Güney Lübnan’daki El-Mansuri Kasabasından Yükselen Dumanlar... 11 Eylül 2026 (Reuters)
TT

İsrail’den Lübnan’ın güneyindeki el-Mansuri kasabasına hava saldırısı ve patlatma operasyonu

İsrail Hava Saldırılarının Ardından Güney Lübnan’daki El-Mansuri Kasabasından Yükselen Dumanlar... 11 Eylül 2026 (Reuters)
İsrail Hava Saldırılarının Ardından Güney Lübnan’daki El-Mansuri Kasabasından Yükselen Dumanlar... 11 Eylül 2026 (Reuters)

İsrail savaş uçakları bugün sabah saatlerinde Lübnan’ın güneyinde yer alan El-Mansuri kasabasına hava saldırısı düzenledi. Eş zamanlı olarak kasabada geniş çaplı bir patlatma operasyonu gerçekleştirdi.

Şarku’l Avsatın DPA’dan aktardığına göre sabah saatlerinde el-Mansuri kasabasına düzenlenen hava saldırısıyla eş zamanlı olarak meydana gelen şiddetli patlamada, kasabadaki devlet okulunun büyük bir bölümü havaya uçuruldu; okuldan geriye yalnızca küçük bir kısım kaldı.

Lübnan resmi haber ajansı NNA’nın bildirdiğine göre İsrail güçleri, bugün sabaha karşı güneydeki Baraşit kasabası tepesinde bir patlatma gerçekleştirdi; ayrıca İsrail topçusu Huceyr Vadisi’ni ateş altına aldı.

İsrail, İran destekli Lübnan Hizbullahı’nın ülkenin kuzeyine roket fırlatmasının ardından geçtiğimiz 2 Mart’tan bu yana Lübnan’a karşı bir savaş yürütüyor ve bu süreçte Güney Lübnan’daki çok sayıda kasabayı işgal etmiş durumda.

İsrail ile Lübnan arasında ilk olarak 16 Nisan’da ilan edilen, 23 Nisan’da 3 hafta süreyle uzatılan ve ardından 15 Mayıs’ta 45 gün daha uzatılan ateşkes kararlarına rağmen İsrail’in Güney Lübnan ve doğudaki Bekaa vadisinde bulunan geniş alanları hedef alan hava saldırıları devam etti.

Son olarak 20 Haziran’da ilan edilen ateşkesin ardından İsrail’in Güney Lübnan’a yönelik saldırılarının şiddetinde bir düşüş kaydedilmişti.


Suriye’nin kuzeybatısındaki geçici silah depolarında patlamalar neden tekrarlanıyor?

Suriye’deki Beyaz Baretliler’e mensup kurtarma ekipleri, İdlib vilayetinin Sarmada kasabasında bulunan geçici bir silah deposunda meydana gelen patlamanın olduğu yeri inceliyor. (AFP)
Suriye’deki Beyaz Baretliler’e mensup kurtarma ekipleri, İdlib vilayetinin Sarmada kasabasında bulunan geçici bir silah deposunda meydana gelen patlamanın olduğu yeri inceliyor. (AFP)
TT

Suriye’nin kuzeybatısındaki geçici silah depolarında patlamalar neden tekrarlanıyor?

Suriye’deki Beyaz Baretliler’e mensup kurtarma ekipleri, İdlib vilayetinin Sarmada kasabasında bulunan geçici bir silah deposunda meydana gelen patlamanın olduğu yeri inceliyor. (AFP)
Suriye’deki Beyaz Baretliler’e mensup kurtarma ekipleri, İdlib vilayetinin Sarmada kasabasında bulunan geçici bir silah deposunda meydana gelen patlamanın olduğu yeri inceliyor. (AFP)

Kuzeybatı Suriye bölgelerinin yıllardır maruz kaldığı silah depoları ve savaş kalıntıları sorununu, İdlib kırsalının kuzeyindeki Sarmada kasabasında meydana gelen son patlama yeniden gündeme taşıdı.

Bu tür patlamalar, sivillerin hayatını tehdit ederken bölgedeki istikrarı da zedeliyor. Halk ve yerel çevrelerden, bölge sakinlerini endişelendiren bu depoların sökülerek yerleşim alanlarının dışına taşınması yönündeki çağrılar giderek artıyor.

İdlib’in kuzeyinde, Suriye-Türkiye sınırı yakınındaki Sarmada’da çarşamba günü meydana gelen patlamada hayatını kaybedenlerin sayısı 14’e, yaralananların sayısı ise 11’e yükseldi. İdlib Medya Müdürlüğü, sivil savunma ekiplerinin arama çalışmalarını ve patlamanın sonuçlarıyla ilgili müdahalelerini sürdürmesi nedeniyle bu sayının kesin olmadığını bildirdi.

 İdlib vilayetinin Sarmada kasabası yakınlarındaki geçici bir silah deposunda meydana gelen patlamanın ardından sivil savunma ekipleri ve itfaiyeciler olay yerinden bir ceset çıkarırken, 9 Eylül 2026 (AP)
İdlib vilayetinin Sarmada kasabası yakınlarındaki geçici bir silah deposunda meydana gelen patlamanın ardından sivil savunma ekipleri ve itfaiyeciler olay yerinden bir ceset çıkarırken, 9 Eylül 2026 (AP)

Patlamanın ardından Acil Durumlar ve Afet Yönetimi Müdürlüğü’ne bağlı sivil savunma ekipleri olay yerine sevk edildi. Sivil Savunma Müdürlüğü, ilk bulgulara göre patlamanın Sarmada yakınlarındaki Burc en-Nemra bölgesinde bulunan mühimmatla bağlantılı olduğunun değerlendirildiğini belirtti. Ekiplerin bölgede inceleme ve güvenlik çalışmalarına başladığı, ölü ve yaralıları aradığı, ayrıca olası sonuçlarla mücadele için gerekli tedbirleri aldığı kaydedildi.

Suriye Savunma Bakanlığı ise olayla ilgili açıklamasında, patlamanın ‘silahlar ve savaş kalıntılarının nakledilmeden önce toplandığı geçici bir depoda meydana geldiğini’ bildirdi. Bakanlık, patlamada bazı çalışanlarının yaralandığını belirterek, “Birliklerimiz, ilgili kurumlarla koordinasyon içinde olay yerinin güvenliğini sağlamak için çalışmalarını sürdürüyor” açıklamasında bulundu.

Soruşturma ve cezalar

Savunma Bakanlığı kaynaklarına göre, patlayan depo, İdlib kırsalının kuzeyindeki bölgelerden toplanan patlamamış mühimmat, mayınlar ve savaş kalıntılarının, bunların imhası veya kontrollü şekilde patlatılması için belirlenen alanlara nakledilmesi öncesinde geçici olarak tutulduğu bir depoydu. Kaynaklar, “Bakanlık, olayın ardından derhal soruşturma başlattı. Yasal işlemlerin başlatılmasından önce olayda dış müdahale veya herhangi bir kişinin dahli bulunup bulunmadığının kesin olarak tespit edilmesi ve şüpheye yer bırakılmaması amaçlanıyor” dedi. Ayrıca, depolama alanından sorumlu kişiler hakkında uygulanacak yaptırım ve cezaların soruşturmanın sonuçlarına göre belirleneceği kaydedildi.

Bununla birlikte Savunma Bakanlığı kaynakları, patlamanın ‘depoda bulunan bir mayın veya mühimmatın infilak etmesinden kaynaklanmış olabileceği’ değerlendirmesinde bulundu. Kaynaklar, savaş kalıntılarının yıllardır depoda bekletildiğine dikkati çekti.

Suriye askerleri, 9 Eylül’de bir silah ve mühimmat deposundaki patlamada hayatını kaybeden askerlerin İdlib’te düzenlenen toplu cenaze töreninde Suriye bayraklarıyla örtülü tabutları taşıyor. (AP)
Suriye askerleri, 9 Eylül’de bir silah ve mühimmat deposundaki patlamada hayatını kaybeden askerlerin İdlib’te düzenlenen toplu cenaze töreninde Suriye bayraklarıyla örtülü tabutları taşıyor. (AP)

Ancak bakanlığın gerekçeleri ve sonrasında attığı adımlar, Şarku’l Avsat’ın görüştüğü askeri uzmanlara göre, onu sorumluluktan ve eleştirilerden muaf tutmuyor. Uzmanlar, güvenlik ve depolama koşullarının yetersizliğine, depoların taşınması konusunda geç kalınmasına ve silah ile mühimmat depolarının sivil yerleşim alanlarının dışına çıkarılmasındaki gecikmeye dikkat çekiyor.

İdlib vilayetinin Sarmada kasabasında çarşamba günü bir silah deposunda meydana gelen patlamanın olduğu yerde itfaiye ekipleri yangını söndürüyor. (AFP)
İdlib vilayetinin Sarmada kasabasında çarşamba günü bir silah deposunda meydana gelen patlamanın olduğu yerde itfaiye ekipleri yangını söndürüyor. (AFP)

Suriye’nin kuzeybatısındaki İdlib vilayeti, Suriye’nin kuzeyinde silah ve depo kaynaklı patlamaların yaşandığı başlıca bölgelerden biri haline gelirken, son dönemde silah depoları, mühimmat ve bunların taşınmasıyla bağlantılı bir dizi patlamaya sahne oldu. Bunlar arasında, eylül ayının başında Biniş’in merkezinde mühimmat yüklü bir aracın patlaması da yer aldı. Olayda 5 kişi hayatını kaybetti.

Bundan önce İdlib kırsalındaki Kefer Taharim beldesinin kuzey kesiminde, roket ve mühimmat bulunan bir depoda patlama meydana gelmiş, olayda 5 kişi hayatını kaybederken çok sayıda sivil de yaralanmıştı. Patlamanın, bölgede bir atölye tarafından yürütülen çalışmalarla da bağlantılı olduğu belirtilmişti.

Geçen yıl da benzer bir dizi olay kayıtlara geçti. Bunların en önemlilerinden biri, 14 Ağustos 2025’te İdlib kentinin batı girişinde meydana geldi. Bir silah deposundaki patlamanın ardından roket ve top mermisi kalıntılarında art arda patlamalar yaşandı. Sivil Savunma Müdürlüğü’ne göre olayda 4 kişi hayatını kaybetti, çok sayıda sivil yaralandı.

Maarat Mısrin beldesinde meydana gelen başka patlamalarda ise 11 sivil hayatını kaybetti, onlarca kişi yaralandı ve ağır maddi hasar oluştu. Fua beldesi de bir dizi patlamaya sahne olurken, bu olaylar savaş döneminde Beşşar Esed yönetimine karşı mücadele sırasında yerleşim bölgelerinin yakınında kurulan depoların hâlâ varlığını sürdürmesine ilişkin sivillerin endişelerini artırdı.

İdlib vilayetinin Sarmada kasabasında geçici bir silah ve mühimmat deposunda meydana gelen patlamanın olduğu yerde, itfaiyeciler yangını söndürürken, Beyaz Baretliler’e mensup kurtarma ekipleri hasarı inceliyor, 9 Eylül 2026. (AFP)
İdlib vilayetinin Sarmada kasabasında geçici bir silah ve mühimmat deposunda meydana gelen patlamanın olduğu yerde, itfaiyeciler yangını söndürürken, Beyaz Baretliler’e mensup kurtarma ekipleri hasarı inceliyor, 9 Eylül 2026. (AFP)

Askeri uzman Ziya Kaddur, patlama vakalarının tekrarlanmasının nedenlerini değerlendirirken, “14 yıllık savaşın ardından ve rejimin 2024 sonlarında devrilmesiyle birlikte büyük miktarda silah, mühimmat ve savaş kalıntısı ortada kaldı. Bunların bir kısmı eski rejime ait depolardan, bir kısmı ise önceki gruplardan, yabancı unsurlardan ve çatışmalarda ele geçirilen silahlardan oluşuyor” dedi.

Kaddur, Suriye hükümeti ve Savunma Bakanlığı’nın bu dosyayı ele almak ve silahları güvence altına almak için girişimlerde bulunduğunu, ancak sürecin ‘stokların devasa boyutu, kapsamlı tarama ihtiyacı ve yerleşim bölgelerine yakın geçici depoların bulunması nedeniyle hâlâ yavaş ve karmaşık ilerlediğini’ belirtti. Silahların sivil yerleşimlerden taşınmasındaki gecikmenin nedenleri arasında uzman personel ve ekipman eksikliğini gösterdi.

Kaddur, patlamaların tekrarlanmasında güvenlik koşullarının yetersiz olmasının da önemli rol oynadığını belirterek, “Depolama çoğu zaman yeterince korunaklı olmayan alanlarda veya yerleşim bölgelerinin yakınında yapılıyor. Bu alanlarda ısıya ve ateşleme kaynaklarına karşı yeterli izolasyon bulunmuyor. Uygun ekipman eksikliği ve zaman zaman mühimmatın uzman olmayan kişilerce taşınması da buna ekleniyor. Yaz aylarındaki yüksek sıcaklıklar da riski artırıyor” ifadelerini kullandı.

Kaddur ayrıca, uzun süreli depolamaya uygun olmayan ve değişken koşullara, taşımaya ve kötü depolama şartlarına dayanıklılığı düşük olan el yapımı silahlara dikkat çekti. Bu tür mühimmatın “daha istikrarsız ve kalitesinin değişken olduğunu, sıcaklık ve nemin bozulma sürecini hızlandırdığını ve zamanla sorunlara daha açık hale getirdiğini” söyledi.

İsrail’in olası rolü

Askeri uzman Tuğgeneral İmad Şehud da, İsrail yönetiminin şu ana kadar saldırıyı üstlenmemesine ve delil ile kanıtların zayıf olmasına rağmen, Sarmada’da meydana gelen son patlamada İsrail’in rolü olabileceği ihtimalini göz ardı etmedi.

Şehud, ortada kesin bir kanıt bulunmamasına rağmen “İsrail hava filosuna ait uçakların ‘gizlilik’ modunda Suriye hava sahasına girerek operasyon düzenlemiş olma ihtimalinin hâlâ bulunduğunu” söyledi. İsrail hükümeti şimdiye kadar bu konuda herhangi bir açıklama yapmamış olsa da İsrail uçaklarının Suriye’nin güneyinde uçuş yaptığının tespit edilmesinin bu ihtimali gündemde tuttuğunu belirtti.

Şehud, patlamanın meydana geldiği saatlerden önce Suriye ve Lübnan hava sahasının tamamında İsrail Hava Kuvvetleri’nin 122. Filosuna ait çok sayıda keşif uçağının uçuş yaptığına ilişkin bir istihbarat raporu bulunduğunu söyledi. Söz konusu uçakların Nachshon Shavit, Nachshon Oron ve Gulfstream 550 tipi uçaklardan oluştuğunu belirtti.