Paris, Tahran'ı Fransız vatandaşlarını ‘keyfi’ olarak gözaltına almakla suçluyor

Fransa Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Anne Claire Legendre, İran'ın Konsolosluk İlişkileri Hakkında Viyana Sözleşmesi'ni ihlal ettiğini söyledi.

İran tarafından gözaltına alınan Fransız vatandaşlarına destek için geçtiğimiz Ocak ayında Paris'te düzenlenen bir eylem (Reuters)
İran tarafından gözaltına alınan Fransız vatandaşlarına destek için geçtiğimiz Ocak ayında Paris'te düzenlenen bir eylem (Reuters)
TT

Paris, Tahran'ı Fransız vatandaşlarını ‘keyfi’ olarak gözaltına almakla suçluyor

İran tarafından gözaltına alınan Fransız vatandaşlarına destek için geçtiğimiz Ocak ayında Paris'te düzenlenen bir eylem (Reuters)
İran tarafından gözaltına alınan Fransız vatandaşlarına destek için geçtiğimiz Ocak ayında Paris'te düzenlenen bir eylem (Reuters)

Paris ile İran arasında derin bir anlaşmazlık bulunuyor. Fransa'nın 2015'te Tahran'la imzalanan nükleer anlaşmayı savunma çabalarına ve daha sonra ABD'nin sınır ötesi yaptırımlarını atlatmasını sağlamaya çalışmasına rağmen taraflar arasında sık sık yapılan suçlamalar, bu durumun geçici olmadığını gösteriyor.
Paris'in ‘devlet rehineleri’ dediği kişilerin dosyası bir kez daha geri dönüyor. İran tarafından çeşitli dönemlerde tutuklanan çifte vatandaşlar da dahil olmak üzere yedi Fransız vatandaşı, önceki gün İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Nasır Kenani tarafından Fransa’ya yöneltilen eleştirilerin ardından tekrar gündeme geldi. Paris bu eleştirilere dün Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Anne Claire Legendre aracılığıyla yanıt verdi.
Tahran'ın geçtiğimiz günlerde Haziran 2019'da tutuklanan ve Mayıs 2020'de 5 yıl hapis cezasına çarptırılan İran ve Fransa çifte vatandaşı Araştırmacı Akademisyen Fariba Adelkhah'ı serbest bırakarak Paris'e olumlu bir jest yapması dikkat çekiyor. Adelkhah, Tahran'daki Evin Cezaevi’nden ailesinin evindeki zorunlu ikametgahına nakledildi. Ancak anlaşılamayan şey onun şu anki durumu. Yani seyahat etmesinin yasaklanıp yasaklanmadığı ve İran'da tam bir hareket özgürlüğüne sahip olup olmadığı gibi meseleler. Ayrıca Tahran, geçtiğimiz Mayıs ayında casusluk suçundan hüküm giyip 8 yıl hapis cezasına çarptırıldıktan sonra 15 Şubat'ta hakkındaki suçlamalardan beraat eden 38 yaşındaki Fransız vatandaşı Benjamin Briar'ı cezaevinde tutuyor.
Briar, 2020 yılında tutuklanmasının ardından İran güvenlik güçlerinin eline geçmişti. Suçlamaların ciddiyetiyle ve İran yargısının siyasi meselelerle ilgilenen Devrim Mahkemesi’nin nasıl olup da sonradan bozmak için ağır kararlar verdiğiyle ilgili sorulması gereken bir soru var.
Hiç şüphe yok ki bu olay, Fransa Dışişleri Bakanlığı'nın İran'a yönelttiği suçlamaları açıklıyor. Zira Fransa Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Anne Claire Legendre, Tahran'ın yabancı uyrukluları ‘keyfi’ olarak gözaltına aldığını söyledi. Legendre basın toplantısında İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Nasır Kenani’nin önceki gün yaptığı açıklamaları değerlendirerek şunları söyledi: “Dün (önceki gün) İran'ın büyük endişe kaynağı olan açıklamalarını not aldık. Çünkü bu açıklamalar, İran'da vatandaşlarımızın tutukluluklarının keyfiliğini açıkça ortaya koymakta ve İran makamları tarafından ülkeler arasındaki diplomatik ilişkilerin temelini oluşturan Konsolosluk İlişkileri Hakkında Viyana Sözleşmesi'ni ihlal ettiklerini de göstermektedir.”
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, “Tutumumuz biliniyor ve şu anda İran'da keyfi olarak gözaltına alınan tüm Fransız vatandaşlarının derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz” dedi.
Nasır Kenani'nin ifadelerindeki şok edici unsurlar, Fransız vatandaşlarının İran topraklarında işledikleri iddia edilen ve tutukluluklarını ve kendilerine yöneltilen suçlamaları haklı çıkaran suçları ele almaması, aksine onları adli ve siyasi yönlerin dışındaki meselelerle ilişkilendirmesidir. Kenani’nin “Ülkeler bu alanda tutumları ve eylemleriyle olumlu rol oynayabilir” sözü bu bağlamda değerlendirilebilir.
“Fransız hükümeti, İran’daki son iç gelişmeler konusunda yapıcı olmayan bir tutuma ve müdahaleci bir role sahipti. Tabii ki bu tür eylemlerin devam etmesi tutuklu sorununun çözülmesine yardımcı olmuyor” ifadelerini kullanan Kenani, rehine dosyasında Tahran'ın “olumlu bir gelişme olmasını umduğunu” belirtmeyi de ihmal etmedi.
Daha net bir ifadeyle İran, Fransız mahkumların kaderini Fransız hükümetinin politikasına ipotek ediyor ki bu, Paris'in İran tarafına yönelttiği ‘keyfi davranış’ suçlamasını ortaya çıkarıyor. Hiç şüphe yok ki Tahran, yurtdışında tutuklu bulunan vatandaşlarını İran’da tutuklu bulunan yabancı vatandaşlarla takas etme ilkesini kabul etme konusunda Paris'in ABD’nin yanı sıra İngiltere ve Belçika'nın izlediği yolu izlemesini istiyor. Ancak fark şu ki Fransız hapishanelerinde İranlı tutuklu yok. Bu da İran’ın Paris adına siyasi tavizler aradığına inanılmasına yol açıyor.
Fransız hükümetinin ifade ettiği tutumların ve geçtiğimiz Eylül ayında genç kadın Mahsa Amini'nin ölümünden sonra göstericilere uyguladıkları kör şiddet nedeniyle Avrupa Birliği (AB) çerçevesinde İranlı yetkililere yaptırım uygulama dürtüsünün İran rejiminin Paris'e duyduğu kızgınlığı uyandırdığı bir sır değil.
İran meselelerine aşina olanlar, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un hareket içindeki bir grup kadın aktivisti kabul etmesinin ve İran sokaklarında ve meydanlarında olup bitenleri anlatırken birden çok kez ‘devrim’ kelimesini kullanmasının Paris ile Tahran arasında devam eden gerilimin ana nedeni olduğuna inanıyor.
Yukarıdakilere ek olarak, özellikle Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) İran'ın uranyum zenginleştirme seviyesini yüzde 84’e çıkardığını belirten raporunun ardından Paris, Londra ve Berlin ile birlikte UAEA Guvernörler Kurulu çerçevesinde İran nükleer programının gelişmeleri konusunda daha katı bir konuma doğru itici güçlerden biri oldu. İfade edilen yüzde İran’ın nükleer silah üretmek için gerekli yüzdeye yani yüzde 90 seviyesine yaklaştığı anlamına geliyor.
Paris'teki Avrupalı ​​diplomatik kaynaklar, Fransız tarafının UAEA Başkanı Rafael Grossi'nin 3-4 Mart tarihlerinde Tahran'a yaptığı iki günlük ziyarette verdiği sözlere “tamamen ikna olmadığını” söylüyor. Bu da bize, İran'ın Guvernörler Kurulu toplantılarının tarihi yaklaştığında pek çok vaatte bulunma ve zamanı geçtikten sonra bunları unutma alışkanlığı olduğunu hatırlatıyor.
Paris, Tahran'ın nükleer programıyla ilgili müzakerelere geri dönmek istediğini düşünmekten uzak. Bunun tek nedeni İran’ın uranyumun zenginleştirilmesi veya daha yeni ve daha hızlı santrifüjlerin konuşlandırılması gibi nükleer programı geliştirmeyi ve ileri götürmeyi hiçbir zaman bırakmamış olması değil, aksine Ukrayna savaşında Rusya'ya verdiği destekten dolayıdır.
Adı geçen kaynaklar, rejim yurtiçinde ve yurtdışında sıkıntı çekerken İran'ın bir başarı elde etmesini sağlamak için “bugün hiçbir neden olmadığını” söylediler.
Paris, Suudi Arabistan ile İran arasında Çin'in himayesinde imzalanan Riyad ile Tahran arasındaki diplomatik ilişkilerin iki ay içinde yeniden kurulmasına yönelik anlaşmayı memnuniyetle karşılamasına rağmen, İran'a bölgedeki “istikrar bozucu politikasına son vermesi” gerektiğini açıkça yineledi.



Lübnan... Hizbullah’ın ülkeyi yeni bir savaşa sürüklemesi nedeniyle öfke giderek artıyor

İsrail’in Beyrut’a düzenlediği hava saldırısının ardından bir binadan yükselen duman (AP)
İsrail’in Beyrut’a düzenlediği hava saldırısının ardından bir binadan yükselen duman (AP)
TT

Lübnan... Hizbullah’ın ülkeyi yeni bir savaşa sürüklemesi nedeniyle öfke giderek artıyor

İsrail’in Beyrut’a düzenlediği hava saldırısının ardından bir binadan yükselen duman (AP)
İsrail’in Beyrut’a düzenlediği hava saldırısının ardından bir binadan yükselen duman (AP)

Beyrut’un yoğun nüfuslu Aişe Bekkar mahallesinde çarşamba günü düzenlenen İsrail saldırısının ardından hüzün ile artan öfke iç içe geçmiş durumda. Savaşın başlamasından bu yana birçok Lübnanlı, ülkeyi yeni bir savaşa sürüklediğini düşündükleri Hizbullah’a tepki gösteriyor.

Hedef alınan binaya birkaç metre uzaklıktaki küçük sebze dükkânında AFP’ye konuşan Rande Harb, öfkeyle “Hizbullah silahlarını devlete teslim etmeli. Silahlar yalnızca meşru güvenlik güçlerinin elinde olmalı. Nokta” dedi.

İsrail’in binadaki bir daireyi hedef alan saldırısı çevredeki binalarda da hasara yol açtı. Sebze dükkânının karşısında bulunan, siyah başörtüsü ve abaya giyen bir kadın ise gözyaşları içinde, “Biz sadece barış içinde yaşamak istiyoruz” ifadesini kullandı.

Hizbullah, Kasım 2024’te İsrail ile arasında yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasından bu yana İsrail’in Lübnan’a yönelik aralıksız saldırılarına bir yıldan fazla süre boyunca karşılık vermemişti. Ancak örgüt, 2 Mart gecesi Tahran’da ABD-İsrail ortak saldırısında İran Dini Lideri Ali Hamaney’in öldürülmesine yanıt olarak İsrail’e doğru bir dizi füze ve insansız hava aracı (İHA) fırlattı.

Art arda yaşanan savaşlar ve süregelen ekonomik kriz nedeniyle yorgun düşen birçok Lübnanlı ise bu savaşın kendilerine ait olmadığını düşünüyor.

Lübnan hükümetinin son verilerine göre İsrail saldırılarında 13 gün içinde 634 kişi hayatını kaybetti, bin 500 kişi yaralandı. Ayrıca 800 binden fazla kişi de yerinden edildi.

Hedef kim?

Yaralıların tahliye edilmesinin hemen ardından, yoğun nüfuslu ve yerinden edilmiş kişilerin de bulunduğu mahallede hedef alınan dairedeki kişilerin kimliğine dair söylentiler yayılmaya başladı. Yakındaki bir mağazada çalışan bir kişi hedef alınan kişinin Hizbullah mensubu olduğunu söylerken, elektrik işiyle uğraşan ve bir gıda dükkânı bulunan Muhammed ise “Onun Hamas mensubu olduğunu söylüyorlar” dedi. Muhammed, söz konusu kişinin yaklaşık üç haftadır bu binada yaşadığını belirtti.

efthyj

Muhammed, hedef alınan kişinin kimliğinin önemli olmadığını, asıl sorunun ‘Hizbullah ve Hamas’ın varlığının Lübnanlıları büyük bir tehlikeye sürüklemesi’ olduğunu ifade etti. Muhammed, “Onlar hedef alındıkları için buraya geldiler. Eğer şehit olmak istiyorlarsa kendi yerlerinde kalsınlar. Yalnız başlarına şehit olsunlar” diye konuştu.

Kucağında bir çocuk taşıyan Azize Ahmed ise 2024’teki savaş sırasında evinde sekiz yerinden edilmiş aileyi ağırladığını, ancak bu kez İsrail’in ağır yıkıma yol açan saldırılar düzenlediği Beyrut’un güney banliyölerinden yeni bir göç dalgası yaşanmasından endişe ettiğini söyledi.

Hristiyanların çoğunlukta olduğu Mar Mikhael bölgesinde ise genellikle restoran ziyaretçileriyle dolu olan sokakta bir bakkal işleten 68 yaşındaki Tony Saab, savaşın ‘hayatımızı ve geleceğimizi etkilediğini’ belirterek durumu eleştirdi. Saab, “Hizbullah ülkesini ya da kendi destekçilerini düşünmeden kararlar alıyor” dedi. Örgütün ‘anlamsız savaşlar yürüttüğünü’ savunan Saab, “Bir roket atarsanız size yüz roketle karşılık verirler... Bu savaş dengeli değil” ifadelerini kullandı.

“Kim intihar etmek ister?”

Uzun yıllar boyunca Hizbullah, İsrail’e karşı mücadele eden silahlı güç olarak hem Lübnan’da hem de Arap dünyasında geniş bir popülariteye sahipti. 2006 yılında 33 gün süren savaş sırasında Lübnanlılar, güneyden gelen yerinden edilmiş kişilere evlerinin kapılarını açmıştı. Ancak örgüt, Suriye’de Beşşar Esed güçlerinin yanında savaşması ve önceki yönetim döneminde Tahran ile Şam’ın desteğiyle Lübnan’daki siyasi hayatın önemli noktalarını kontrol etmesi nedeniyle zamanla popülaritesini kaybetmeye başladı.

Mevcut savaşın başlamasından bu yana dikkat çeken gelişmelerden biri de, üyelerinin büyük bölümü Hizbullah’a bağlılık duyan Şii toplumunun içinden eleştirel seslerin yükselmeye başlaması oldu. Sosyal medya platformlarında da bu kesimden çok sayıda video ve yorum paylaşılırken, savaş ve Hizbullah’ın performansı eleştiriliyor.

55 yaşındaki Sünni Lübnanlı Gade, “Biz hiçbir zaman onlardan ya da Seyyid’den (Hizbullah’ın eski genel sekreteri Hasan Nasrallah) nefret etmedik. İsrail’i durduran ve geri püskürten oydu” dedi. Ancak Gade’ye göre ‘artık durum değişti’.

Gade, Hizbullah’ın popülaritesini ‘Şiiler arasında bile’ kaybetmeye başladığını belirterek, “İnsanlar yoruldu” ifadesini kullandı.

Şii bir aileden gelen avukat Lina Hamdan ise “Kimse bu savaşı istemiyor. Kim intihar etmek ister? İlk kurbanlar onlar (Şiiler) olur” diye konuştu.

Hizbullah’a muhalif olan Hamdan, mevcut savaşın örgütün siyasi ve askeri geleceği açısından ‘bir dönüm noktası’ olacağını düşünüyor.

Beyrut’ta yerinden edilmiş kişiler için barınağa dönüştürülen bir okulda yaşayan 53 yaşındaki Hiyam ise “Bu savaşın amacı ne? Hiçbir şey mantıklı görünmüyor” dedi.

Genellikle geniş yardım kuruluşları, hastaneler ve okullardan oluşan bir ağ üzerinden yerinden edilmiş kişilere destek sağlayan Hizbullah’ın bu kez aynı desteği sunmadığını söyleyen Hiyam, “Bu defa kendi başımızın çaresine bakmaya bırakıldık” ifadesini kullandı.


Irak'ta Haşdi Şabi güçlerine yönelik ölümcül saldırılar

Irak'ın batısındaki Akaşat'ta Haşdi Şabi Güçlerine yönelik saldırının gerçekleştiği yeri gösteren ve geniş çapta yayılan bir videodan
Irak'ın batısındaki Akaşat'ta Haşdi Şabi Güçlerine yönelik saldırının gerçekleştiği yeri gösteren ve geniş çapta yayılan bir videodan
TT

Irak'ta Haşdi Şabi güçlerine yönelik ölümcül saldırılar

Irak'ın batısındaki Akaşat'ta Haşdi Şabi Güçlerine yönelik saldırının gerçekleştiği yeri gösteren ve geniş çapta yayılan bir videodan
Irak'ın batısındaki Akaşat'ta Haşdi Şabi Güçlerine yönelik saldırının gerçekleştiği yeri gösteren ve geniş çapta yayılan bir videodan

Irak, batı sınırlarından güneydeki karasularına kadar uzanan çok cepheli, benzeri görülmemiş bir askeri gerilim evresine girdi. Dün ülkenin batısındaki Akaşat bölgesinde ve Bağdat'ın güneyindeki Sakr kampında bulunan Haşdi Şabi Güçleri’nin mevzilerine düzenlenen hava saldırılarında can kayıpları çok sayıda yaralı olduğu belirtildi.

Irak Silahlı Kuvvetleri ve Ortak Operasyonlar Komutanlığı, saldırıları "belirli bir hedef gözetmeyen sistematik bir saldırganlık" olarak nitelendirerek, güvenlik kazanımlarını baltalamayı ve egemenliği ihlal etmeyi amaçladıklarını belirtti. Sorumlu uçakların belirlenmesi için de alarm durumu ilan edildi.

Daha sonraki bir gelişmede ise patlayıcı yüklü insansız hava araçları (İHA), Bağdat'ın kuzeyindeki Mahmur Kampı'nda bulunan Irak Ordusu'nun 14. Tümeni karargahını hedef aldı, ancak herhangi bir can kaybı yaşanmadı.

Buna paralel olarak, patlayıcı yüklü teknelerin iki yabancı petrol tankerini hedef aldığı bir saldırının ardından çatışma Basra'daki Faw kıyılarına da sıçradı. İran Devrim Muhafızları, tankerlerden birini hedef alma sorumluluğunu üstlendi.

Olay, büyük yangınlara ve Irak limanlarından ham petrol sevkiyatının geçici olarak durmasına neden olarak, ülkenin tam teşekküllü bir bölgesel savaşa sürüklenmesi korkusunu derinleştirdi.


İsrail ordusu Lübnan'daki Litani Nehri üzerindeki Zrariye köprüsünü vurdu

 İsrail'e ait bir F-15 savaş uçağı, 29 Haziran 2023'te İsrail'in güneyindeki Hatzerim Hava Üssü üzerinde uçarken görüntülendi (Reuters)
İsrail'e ait bir F-15 savaş uçağı, 29 Haziran 2023'te İsrail'in güneyindeki Hatzerim Hava Üssü üzerinde uçarken görüntülendi (Reuters)
TT

İsrail ordusu Lübnan'daki Litani Nehri üzerindeki Zrariye köprüsünü vurdu

 İsrail'e ait bir F-15 savaş uçağı, 29 Haziran 2023'te İsrail'in güneyindeki Hatzerim Hava Üssü üzerinde uçarken görüntülendi (Reuters)
İsrail'e ait bir F-15 savaş uçağı, 29 Haziran 2023'te İsrail'in güneyindeki Hatzerim Hava Üssü üzerinde uçarken görüntülendi (Reuters)

İsrail ordusu bugün yaptığı açıklamada, Lübnan'daki Litani Nehri üzerindeki Zrariye Köprüsü'nü hedef aldığını ve burayı Hizbullah militanları için önemli bir geçiş noktası olarak tanımladığını belirtti.

Ordu, grubun son zamanlarda köprü yakınlarına roketatarlar yerleştirdiğini ve bunlardan İsrail'e roketler fırlattığını ifade etti.

Bu, İsrail ordusunun Hizbullah ile mevcut çatışmalarda Lübnan'daki bir köprüyü hedef aldığı ilk olay.

İran, İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri liderleri, Ortadoğu'daki savaş bugün ikinci haftasına girerken, yüzlerce can kaybına, milyonlarca insanın hayatının alt üst olmasına ve finans piyasalarının sarsılmasına yol açan çatışmalara devam edeceklerini açıkladılar.

İran'ın yeni Yüksek Lideri Mücteba Hameney, dün televizyonda yayınlana ilk açıklamasında Hürmüz Boğazı'nın kapalı kalacağına dair söz verdi. İslam Devrim Muhafızları Ordusu'na yakınlığıyla bilinen sertlik yanlısı lider, "Herkese temin ederim ki, şehitlerinizin kanının intikamını almayı unutmayacağız" dedi. Açıklamayı kendisinin yapmamasının nedeni ise belirsizliğini koruyor.