Lübnan Merkez Bankası Başkanı, Avrupalı yargıçlar huzurunda gerçekleştirilen duruşmaya katılmadı

Lübnan Merkez Bankası Başkanı Riyad Selame (Reuters)
Lübnan Merkez Bankası Başkanı Riyad Selame (Reuters)
TT

Lübnan Merkez Bankası Başkanı, Avrupalı yargıçlar huzurunda gerçekleştirilen duruşmaya katılmadı

Lübnan Merkez Bankası Başkanı Riyad Selame (Reuters)
Lübnan Merkez Bankası Başkanı Riyad Selame (Reuters)

Lübnan Merkez Bankası Başkanı Riyad Selame, kardeşi Raca ve sekreteri Mariyana Huvayek’in aleyhindeki yolsuzluk suçlamalarıyla ilgili Avrupalı ​​müfettişler ve Lübnanlı bir yargıcın katıldığı soruşturma oturumuna katılmadı.
Konu hakkında bilgi sahibi olan kaynaklar, Selame’nin avukatı aracılığıyla, Avrupalı ​​yargıçlar huzuruna çıkmasının Lübnan egemenliğinin ihlali olduğunu gerekçe gösterdiğini açıkladı.
Adalet Bakanlığı Dava Dairesi Başkanı Yargıç Helena İskender tarafından bahsi geçen üç kişiye; rüşvet, evrakta sahtecilik, görevini kötüye kullanma, kalpazanlık, kara para aklama, yasa dışı zenginleşme ve vergi kaçakçılığı gibi suçlamalar yöneltildi.
Adalet Bakanlığı Dava Dairesi, Riyad Selame, Raca ve Mariyana’nın gayrimenkullerine el konulmasını, banka hesapları ile eşlerinin ve reşit olmayan çocuklarının hesaplarının dondurulmasını talep ederek,  aleyhlerinde işlenen suçların ciddiyeti nedeniyle Beyrut'taki Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılanmaları için iddianame hazırlanmasını istedi.



Doğu Lübnan'ın bombalanması İsrail savaşının genişleyeceği korkusunu artırıyor

İsrail uçaklarının Baalbek bölgesinde bombaladığı yerlerden biri. (AP)
İsrail uçaklarının Baalbek bölgesinde bombaladığı yerlerden biri. (AP)
TT

Doğu Lübnan'ın bombalanması İsrail savaşının genişleyeceği korkusunu artırıyor

İsrail uçaklarının Baalbek bölgesinde bombaladığı yerlerden biri. (AP)
İsrail uçaklarının Baalbek bölgesinde bombaladığı yerlerden biri. (AP)

İsrail'in dün (Pazartesi), Hizbullah'ın Lübnan'ın doğusundaki ana kalesi olan Baalbek kenti civarını hedef alması, Tel Aviv ile Hizbullah arasında, Aksa Tufanı Operasyonu ve Hizbullah'ın güney Lübnan cephesini Gazze'ye destek ve yardım cephesine dönüştürme kararıyla birlikte şiddetlenen savaşın gidişatında önemli bir değişiklik teşkil etti.

İsrail'in, dört aydan uzun bir süre önce çatışmalar başladığında her iki tarafın da bağlı kaldığı sözde ‘angajman kurallarını’ ilk kez ihlal etmemiş olmasına rağmen, Baalbek'in hedef alınması, çatışmaların ülkenin güneyiyle sınırlı kalmasının ardından her an herhangi bir bölgesinin hedef alınmasından her zamankinden daha fazla korkan Hizbullah tabanı için sembolik bir anlam taşıyor.

Hizbullah'ın, İsrail'in ‘aşırılığı’ olarak adlandırdığı duruma ‘uygun yanıt’ verme tehdidine rağmen hâlâ ‘kısıtlama’ politikasına bağlı kaldığı açık görünüyor.

Savaşın genişlemesi endişeleri

Eski milletvekili emekli Tuğgeneral Şamil Rukoz, “İsrail, operasyonlarını Baalbek'i hedef alacak şekilde genişleterek, tehditlerini eylemlerle birleştiriyor. Bu, Hizbullah’ın olağandan daha büyük bir tepki vermesini ve dolayısıyla Tel Aviv'in gerilimi artırmasını gerektirecek” dedi. Rukoz, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, “Hizbullah’ın şu ana kadar kendini sınırlama politikasına bağlı kaldığını ancak hassas bir bölgeye yapılacak saldırının, genişleyen bir savaşa sürüklenebilecek büyük kayıplara yol açabileceğini” belirtti. Rukoz, şu ifadeleri kullandı:

Beyrut'un güney banliyölerinin hedef alınması, bizi yalnızca Hizbullah’ın vurucu alanları ve hedefleriyle sınırlı kalmayıp Lübnan ekonomisine kaynak oluşturan kurum ve fabrikaları etkileyecek bir savaşa her zamankinden daha da yaklaştırabilir.

İsrail provokasyonu

Beyrut Amerikan Üniversitesi'nde siyaset bilimi profesörü olan Dr. Hilal Haşan ise “İsrail'in Baalbek'i hedef alarak Hizbullah'ı her zamankinden daha fazla kışkırtmaya çalıştığını ve diğer yandan Hizbullah'ın barış günlerinde her zaman bahsettiği stratejik dengeyi önerdiğini” söyledi. Haşan, “Hizbullah’ın, İsrail’in Baalbek'i hedef almasına cevap olarak Hayfa'yı hedef almak yerine sınır topraklarına birkaç füze ve bazı yerleşimlere birkaç top mermisi fırlattığını görüyoruz” dedi. Şarku’l Avsat’a değerlendirmelerde bulunan Haşan, ‘İsrail’in bir tuzak kurduğunu ve Hizbullah’ın bu tuzağa düştüğünü, bu nedenle güney banliyölerinin yeniden hedef alınmasının artık ihtimal dışı olmadığını ve büyük çaplı bir savaşın kaçınılmaz olarak yaklaştığının netleştiğini’ düşünüyor.

Haşan sözlerini şöyle sürdürdü:

Tel Aviv şu anda Hizbullah altyapısını vuruyor ve liderlerini hedef alarak hareketi felce uğratmaya çalışıyor. Ayrıca Gazze'de ateşkes sağlansın ya da sağlanmasın, İsrail güçlerinin çoğu tarama ve temizleme operasyonlarının yapıldığı Gazze Şeridi'nden çekilmiş durumda. Bu nedenle İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, bugün Lübnan'daki Hizbullah'a karşı askeri operasyonları her an genişletebilir ve aslında yaptığı da bu.

Direniş ateşi

Diğer yandan Hizbullah’ın Lübnan Temsilciler Meclisi’ndeki Direnişe Sadakat Bloğu’nun üyesi Milletvekili Hasan Fadlallah, “Baalbek'e veya başka herhangi bir bölgeye yönelik saldırının yanıtsız kalmayacağını ve yanıtın direniş tarafından uygun şekilde verileceğini” doğruladı. Fadlallah, “Düşman, Lübnan'ı, Gazze'de ateşkes olsa dahi saldırıları durduramayacağı yönünde tehdit etti. Onlara, direniş ateşinin yandığını, ülkemize yapılacak her türlü saldırıya göğüs germeye devam edeceğini, bunu sizden önce gelen savaş bakanlarına ve ordu komutanlarına sormanız gerektiğini söylüyoruz” ifadelerini kullandı.

Hizbullah üyelerinden birinin cenaze töreni sırasında konuşan Fadlallah, şu ifadeleri kullandı:

Düşman, Baalbek ve diğer bazı bölgeleri hedef aldığı gibi saldırılara devam ederek prestijini yeniden kazanabileceğini düşünüyor. Çünkü bu sabah başına gelenleri (İHA’nın düşürülmesi) bu yolla telafi ettiğine inanıyor. Ancak İsrail düşmanının bu ısrarına direniş de gereken cevabı verecek. Bu onun ahdi, taahhüdü ve sözüdür. Savaşçılarının aklı ve elleri ile yenilik yapacak. Havada, karada ve denizde ülkemizi hedef alan her saldırıya uygun karşılık verecek.

Fadlallah, sözlerini şöyle noktaladı:

Siyonistlerin ısrarı bizi asla geri çekilmeye itmeyecek, aksine kararlılığımızı ve direniş seçeneğine olan bağlılığımızı artıracaktır.


UNRWA: 7 Ekim’den bu yana Gazze nüfusunun yüzde 85'i yerinden edildi

Gazze Şehri'ndeki UNRWA okulu (AFP)
Gazze Şehri'ndeki UNRWA okulu (AFP)
TT

UNRWA: 7 Ekim’den bu yana Gazze nüfusunun yüzde 85'i yerinden edildi

Gazze Şehri'ndeki UNRWA okulu (AFP)
Gazze Şehri'ndeki UNRWA okulu (AFP)

Birleşmiş Milletler Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA), Pazartesi günü, “Gazze Şeridi’nde savaş başladığından beri, Gazze’deki nüfusun yüzde 85’inin yerinden edildiğini” açıkladı.

Ajans’ın X hesabından yapılan paylaşımında, “Yerinden edilenlerin neredeyse hepsinin Ajans’ın yardımlarına muhtaç olduğu, güvenlik kısıtlamaları ve geçişlerin geçici olarak kapatılması nedeniyle,  insanı yardımların Gazze Şeridi’ne girişinde çok zorluk yaşandığı” belirtildi.

Birleşmiş Milletler (BM) Ajansı, daha önce Gazze'ye giren malzeme miktarının Şubat ayında, Ocak ayına göre yarı yarıya düştüğünü bildirmişti.

İsrail, bazı UNRWA çalışanlarını, Hamas ve Filistinli gruplar tarafından geçen yıl 7 Ekim'de Gazze Şeridi çevresindeki İsrail kasabalarına ve topluluklarına düzenlenen saldırıya katılmakla suçladı. Bu suçlama, bazı ülkelerin, BM ajansına verdikleri fonları askıya almalarına neden oldu.


Husiler: İsrail’in Gazze’deki saldırıları sona ermediği ve abluka kaldırılmadığı sürece saldırıları durdurmayacağız

Babu’l Mendeb Boğazı’nın uydu görüntüsü (NASA)
Babu’l Mendeb Boğazı’nın uydu görüntüsü (NASA)
TT

Husiler: İsrail’in Gazze’deki saldırıları sona ermediği ve abluka kaldırılmadığı sürece saldırıları durdurmayacağız

Babu’l Mendeb Boğazı’nın uydu görüntüsü (NASA)
Babu’l Mendeb Boğazı’nın uydu görüntüsü (NASA)

Yemen’deki Husilerin Sözcüsü Muhammed Abdusselam, grubun Kızıldeniz’deki kargo gemilerine füze ve silahlı insansız hava araçlarıyla (SİHA) düzenlediği saldırıların, İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki saldırıları sona ermediği ve abluka kaldırılmadığı sürece durmayacağını bildirdi.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığı habere göre, Gazze’de ateşkes anlaşması yapılması halinde, gemilere yönelik saldırıların durup durmayacağı yönündeki soruya yanıt veren Abdusselam, “Ablukanın sona ermesi ve insani yardımın Gazze’ye serbestçe girmesine izin verilmesi halinde durum yeniden değerlendirilecek” dedi.

ABD ve İngiltere, cumartesi günü Husilere yönelik dördüncü ortak hava saldırılarını düzenledi.

ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin, bu operasyonun ardından Reuters’a yaptığı açıklamada, “ABD, dünyanın en kritik su yollarından birinde yaşamı ve ticaretin serbest akışını savunmak için gerektiğinde harekete geçmekten çekinmeyecektir” dedi.

Austin ayrıca, “Ortadoğu ekonomilerine ve çevreye zarar veren, Yemen ve diğer ülkelere insani yardım ulaştırılmasını aksatan yasa dışı saldırılarını durdurmazlarsa, sonuçlarına katlanacaklarını Husilere açıkça anlatmaya devam edeceğiz” diye ekledi.

Husiler, ABD Donanması’nın bir gemiye el koyma girişimlerine yanıt olarak, 31 Aralık’ta teknelerini imha etmesi sonucu Kızıldeniz’de öldürülen 10 milisin yanı sıra, Batı’nın saldırılarında 22 milisin daha öldüğünü itiraf etti.


Iştiyye hükümetinin ‘ABD’nin baskılarına tepki olarak’ sunduğu istifası, Abbas tarafından kabul edildi

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA
TT

Iştiyye hükümetinin ‘ABD’nin baskılarına tepki olarak’ sunduğu istifası, Abbas tarafından kabul edildi

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

Halil Musa

Filistin Başbakanı Muhammed İştiyye hükümeti, ABD baskıları yüzünden kurulduktan beş yıl sonra istifasını verdi.  Bu istifa, Washington’ın, Filistin Yönetimi’nin savaşın ertesi gününde Gazze Şeridi’ne ve Batı Şeria’ya tam otoritesini dayatmak için etkinleştirilmesi ve yenilenmesi yönündeki çağrısına bir yanıt olarak geldi.  

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, görevlerini oldukça karmaşık iç ve dış koşullarda ve de İsrail’in Filistinlilere ait fonları gasp ettiği bir ortamda yerine getiren hükümetin istifasını kabul etti. Bununla birlikte İştiyye hükümetinden, yeni hükümet yemin edene kadar işleri yürütmesini istedi.  

Independent Arabia’ya konuşan kaynaklara göre Başkan Abbas, yetkili bir hükümetin kurulması için Filistinli birini görevlendirme konusunda acele etmiyor. Zira bu konu; uluslararası, bölgesel ve iç değerlendirmelere bağlı.

Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) Yürütme Komitesi Üyesi Ahmed Mecdelani’ye göre İsrail, Filistin’e ait fonlara el koymaya devam ettiği, Gazze Şeridi’ne karşı savaşını sürdürdüğü ve İsrail işgalini sona erdirecek siyasi bir ufuk var olmadığı sürece yeni bir hükümetin kurulması, yeni bir şey sunmayacaktır.

Mecdelani, mevcut durum devam ederse yeni kurulacak herhangi bir hükümetin de İştiyye hükümetinin karşılaştığı mali kuşatma, devam eden Gazze savaşı ve siyasi sürecin yokluğu gibi engellerin aynısıyla yüzleşeceğini belirtti.

Kısmi yanıt

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia kaynaklı haberine göre, İştiyye hükümetinin istifası, ABD’nin Filistin Yönetimi’nin yenilenmesi ve etkinleştirilmesi yönündeki taleplerine kısmi bir yanıt mahiyetindedir. Bu yanıt, Gazze Şeridi’ndeki görevlerini yerine getirebilmesi için Hamas hareketinden kabul gören ve tam yetkiye sahip olan bir geçici hükümet kurulmadıkça tamamlanmayacak.

İştiyye hükümetinin istifası, Fetih ve Hamas hareketlerinin de aralarında bulunduğu Filistinli grupların, Rusya’nın Filistin bölünmesine son vermeye yönelik dördüncü girişimi kapsamında Rusya’nın başkenti Moskova’da yapacağı toplantıdan birkaç gün önce geldi.

Filistin Devlet Başkanı’nın Danışmanı Mahmud el-Hebbaş, hükümetin istifası ile Moskova görüşmeleri arasında bir bağlantının olduğunu reddederek, ‘bu istifanın, iyileştirmeler yapma ve Filistin Yönetimi’ni canlandırma yönündeki Batılı çağrıların artması bağlamında geldiğine’ işaret etti.

Independent Arabia’ya konuşan el-Hebaş, “Devlet Başkanı Abbas, bu çağrılara, hükümetin istifası ve ulusal yetkinliğe sahip bir hükümet oluşturma çabası ile karşılık verdi” dedi.  

Hükümet oluşturmak üzere Filistinli birinin ne zaman görevlendirileceği hakkında konuşmayı reddeden el-Hebaş, ‘İştiyye hükümeti gibi bu hükümetin de görevlerini yerine getirmekten men edilmesi halinde Filistinliler arasında bir hayal kırıklığı, dünya nezdinde güven kaybı ve Filistin halkında hiç de hoş olmayan bir tepki oluşacağı’ konusunda da uyarıda bulundu.

Hamas hareketi, FKÖ’nün bu hükümetin referansı olması kaydıyla, belirli bir vazifeye ve süreye sahip bir Filistin hükümetinin kurulmasını desteklemeye hazır olduğunu gösterdi. Ancak Hamas lideri Musa Ebu Merzuk’a göre Hareket, bunun için önce Hamas’ın İslami Cihad hareketiyle birlikte ön koşul olmadan FKÖ’ye katılmasını şart koşuyor.

Abbas, Hamas’ın ve İslami Cihad’ın FKÖ’nün siyasi taahhütlerini kabul etmesi gerektiği konusunda kararlı. İki hareket ise buna karşı çıkıyor.

Yeni düzenlemeler

Fetih hareketi lideri Cibril er-Racub, görevlerini yerine getirebilmesi için bir Filistin ulusal uzlaşısına mazhar olan bir hükümetin kurulması çağrısında bulundu. Independent Arabia’ya verdiği röportajda er-Racub, hükümetin kurulmasının ‘iç ve uluslararası taraflarla yapılan görüşmelerin sonucuna’ bağlı olduğunu ifade etti.

Filistinli kaynaklar, Filistin Devlet Başkanı’nın, ‘ulusal yetkinlikte bir hükümet’ kurması için görevlendirmek üzere FKÖ Yürütme Komitesi Üyesi ve Filistin Yatırım Fonu Başkanı Muhammed Mustafa’yı düşündüğüne dikkati çekti.

Mustafa ise Independent Arabia’ya yaptığı açıklamada, hükümetin kurulması konusunda kendisiyle temasa geçilip geçilmediğini belirtmekten kaçındı.

Öte yandan İştiyye, hükümetinin istifasına ilişkin olarak, “Sonraki aşama ve bu aşamanın zorlukları, Gazze Şeridi’ndeki yeni gerçekliği ve ulusal birlik görüşmelerini dikkate alan yeni siyasi ve hükümet düzenlemeleri gerektiriyor” gerekçesini sundu.

İştiyye, ‘Filistinliler arasında bir uzlaşı sağlanmasına, safların birleştirilmesine ve Yönetim’in otoritesinin tüm Filistin topraklarına yayılmasına’ duyulan ihtiyaca dikkati çekti.

Bir değişiklik bekleniyor mu?

Birzeit Üniversitesi’nde siyaset bilimi profesörü olan Ahmed Cemil Azm, İştiyye hükümetinin istifa etmesinin ve yeni bir hükümet kurulmasının, daha geniş bir siyasi çerçeve ve ulusal bir uzlaşı olmadan, Gazze Şeridi’nde ve Batı Şeria’da köklü bir değişiklik ortaya koymasını pek mümkün görmüyor.

Azm’a göre ‘Abbas’ın aklında, etrafındaki gruba mensup bir adayı var, ama Hamas hareketi başka isimler istiyor.’

Azm, hükümetin istifasının ve yeni bir hükümet kurmak için başka birini görevlendirmeye yönelmenin, ‘arabayı atın önüne koymak’ mesabesinde olduğunu belirterek, bunu yapmadan önce yeni hükümetin referansı, görevleri ve yetkileri konusunda fikir birliğine varılması gerektiğini ekledi.

Siyasi analist Cihad Harb ise herhangi bir yeni hükümetin başarılı olması ve Gazze Şeridi’nde çalışması isteniyorsa bunun için hükümet konusunda bir iç uzlaşma olması gerektiğini düşünüyor.

Harb’a göre hükümetin kurulması meselesinde Muhammed Mustafa’nın adının zikredilmesinin sebebi, Başkan Abbas’a olan yakınlığı, kendisine duyulan güven ve ekonomik tecrübeye sahip olduğuna dair inanç olabilir.

Ulusal uzlaşı zorunluluğu

Siyaset araştırmacısı Muhammed Meşarka, Abbas’a yakın bir ismi görevlendirmenin, bölünmeyi devam ettireceğini ve oradaki felaketlerle yüzleşmek üzere Gazze Şeridi’nde yerel yönetimler kurulmasını ciddi anlamda düşünmenin yolunu açacağını ifade ediyor.  

Meşarka, ulusal bir uzlaşı olmadan yeni bir hükümet kurmanın ‘Gazze’de yeniden inşa planlarını bozacağını’ söyledi.

Meşarka’ya göre İştiyye hükümetinin istifası, Moskova görüşmelerinde baskı yapmak ve ‘Biz uzlaşma sağlanması için bir adım attık, ancak Hamas bunu kabul etmedi’ demek için Abbas’ın elinde bir koz.

Siyasi araştırmacı Cemal Zakkut ise savaştan sonra Hamas hareketinin ‘bir uzlaşma hükümeti kurulması konusunda daha esnek hale geldiğini’ söyleyerek, hükümetin kurulmasının bir ateşkesle bağlantılı olmadığına dikkati çekti.

Zakkut’a göre bu, Filistinlilerin bir ihtiyacı. Bu ihtiyacın savaştan önce giderilmesi gerekirdi, ancak şu an daha acil hale geldi. Gazze’de ateşkes sağlanmasını amaçlayan uluslararası çabanın Hamas hareketiyle sınırlı olmaması ve hükümetin de bu çabaya dahil olması için bu şart.

Washington, Filistin Yönetimi’ndeki iyileştirmeleri takdir ediyor

Pazartesi günü ABD, Filistin Başbakanı’nın istifasının ardından Batı Şeria’yla Gazze Şeridi’ni yeniden birleştirmeye dönük bir adım olarak Filistin Yönetimi’nin yaptığı iyileştirmeleri takdir etti.  

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Matthew Miller, gazetecilere yaptığı açıklamada, “Filistin Yönetimi’nin kendini düzeltmek ve yenilemek için attığı adımları memnuniyetle karşılıyoruz” ifadesine yer verdi.

Miller, Dışişleri Bakanı Antony Blinken’ın, Filistin Devlet Başkanı’yla görüşmeler esnasında Filistin Yönetimi’ni ‘bu adımları atmaya’ teşvik ettiğini söyledi ve ekledi:

Bu adımların olumlu olduğuna inanıyoruz. Bunun, Gazze’yle Batı Şeria’yı Filistin Yönetimi liderliği altında yeniden birleştirmek için önemli bir adım olduğu kanaatindeyiz.

Miller, İştiyye’nin istifası hakkında doğrudan bir yorum yapmayı reddederek, bunun Filistinlilerin iç meselesi olduğunu belirtti.

Blinken, merkezi Ramallah’ta bulunan Filistin Yönetimi’ne, savaştan sonra Gazze Şeridi üzerindeki otoritesini genişletme çağrısı yaptı. Bir Filistin devletinin kurulmasına ilişkin itirazını dile getiren aşırı sağcı İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu hükümeti ise bu fikri desteklemiyor.


UNIFIL, Lübnan-İsrail sınırındaki karşılıklı saldırılarda ‘endişe verici bir değişim’ olduğu konusunda uyardı

Lübnan’ın güneyinden İsrail’in kuzeyine atılan füzeler (EPA)
Lübnan’ın güneyinden İsrail’in kuzeyine atılan füzeler (EPA)
TT

UNIFIL, Lübnan-İsrail sınırındaki karşılıklı saldırılarda ‘endişe verici bir değişim’ olduğu konusunda uyardı

Lübnan’ın güneyinden İsrail’in kuzeyine atılan füzeler (EPA)
Lübnan’ın güneyinden İsrail’in kuzeyine atılan füzeler (EPA)

Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Barış Gücü (UNIFIL), İsrail ile Lübnan sınırındaki karşılıklı saldırıda son birkaç günde ‘endişe verici bir değişim’ olduğu konusunda uyararak, saldırıların genişlediğine ve yoğunlaştığına işaret etti.

UNIFIL tarafından bugün yapılan açıklamada, bu çatışmanın çok sayıda can kaybına yol açtığına, evlerde ve kamu altyapısında ciddi hasara yol açtığına dikkat çekildi.

Söz konusu açıklamada ayrıca, “Çatışma, Mavi Hat’tın (İsrail-Lübnan sınırı) her iki yakasındaki onbinlerce sivilin geçim kaynaklarını tehlikeye attı ve hayatını değiştirdi” denildi.

UNIFIL, durumu yumuşatmak ve tehlikeli yanlış anlamaları önlemek için farklı taraflarla teması sürdürdüğünü, ancak son olayların bu anlaşmazlığa karşı siyasi çözümü riske atma potansiyeline sahip olduğunu belirtti.

Buna ek olarak, ilgili tüm taraflara, daha fazla gerilimi önlemek için düşmanlıklara son vermeleri, istikrarı yeniden tesis edebilecek ve bu bölgedeki insanların güvenliğini sağlayabilecek siyasi ve diplomatik bir çözüme yer açmaları" çağrısında bulundu.

İsrail ordusu, Lübnan’ın doğusuna yönelik hava saldırıları düzenlediğini ve Bekaa’daki Hizbullah hedeflerini vurduğunu açıklarken, Hizbullah da saldırılarda iki üyesinin öldüğünü duyurdu.

Lübnan medyası, İsrail’e ait savaş uçaklarının, Gazze’de savaşın başlamasından bu yana ilk kez Lübnan’ın doğusunda Baalbek kenti civarına hava saldırısı düzenlediğini bildirdi.

Hizbullah bugün, İsrail’in dün Baalbek civarına düzenlediği hava saldırıların yanıt olarak, İsrail üssünü füzelerle hedef aldığını duyurdu.

Hizbullah dün ise, işgal altındaki Golan Tepeleri’nde İsrail’e ait bir askeri üssün 60’a yakın Katyuşa füzesiyle hedef alındığı açıkladı.


Hizbullah, Baalbek saldırısına yanıt olarak İsrail üssünü füzelerle hedef aldı

Dün Lübnan tarafından İsrail'e roket fırlatıldı (EPA)
Dün Lübnan tarafından İsrail'e roket fırlatıldı (EPA)
TT

Hizbullah, Baalbek saldırısına yanıt olarak İsrail üssünü füzelerle hedef aldı

Dün Lübnan tarafından İsrail'e roket fırlatıldı (EPA)
Dün Lübnan tarafından İsrail'e roket fırlatıldı (EPA)

Hizbullah, İsrail'in dün Lübnan'ın doğusundaki Baalbek bölgesine yönelik saldırısına yanıt olarak İsrail hava kontrol üssünü ‘büyük bir füze saldırısıyla’ hedef aldığını duyurdu. Hizbullah açıklamasında, füzelerin Meron Dağı’ndaki Meron hava üssüne doğru gönderildiği bildirildi.

Buna karşılık İsrail ordusu kuzeyde, Lübnan sınırı yakınında sirenlerin çaldığını duyurdu.

Hizbullah dün, Baalbek saldırısına yanıt olarak İsrail'in Golan'daki askeri üssüne 60 Katyuşa roketi ateşlediğini duyurdu.

Açıklamada, bombalamanın Gazze Şeridi'ndeki Filistin halkına destek amacıyla Bekaa'nın Baalbek kenti civarına yönelik Siyonist saldırganlığına, köylere ve sivillerin evlerine yönelik saldırılara yanıt olarak yapıldığını belirtilerek, saldırının İsrail ordusundaki Golan Tümeni karargâhını hedef aldığına dikkati çekti.

İsrail ordusu, Hizbullah'ın Beka'daki tesislerini hedef alan saldırılar düzenlediğini açıklarken, Hizbullah da iki üyesinin öldürüldüğünü doğruladı.


Dünyanın en uzun minareli camisi açıldı

Caminin yapımına 20 yıl ülkeyi yönettikten sonra 2019'da istifa eden Abdülaziz Buteflika döneminde karar verilmişti (AP)
Caminin yapımına 20 yıl ülkeyi yönettikten sonra 2019'da istifa eden Abdülaziz Buteflika döneminde karar verilmişti (AP)
TT

Dünyanın en uzun minareli camisi açıldı

Caminin yapımına 20 yıl ülkeyi yönettikten sonra 2019'da istifa eden Abdülaziz Buteflika döneminde karar verilmişti (AP)
Caminin yapımına 20 yıl ülkeyi yönettikten sonra 2019'da istifa eden Abdülaziz Buteflika döneminde karar verilmişti (AP)

Cezayir'de yapımı uzun süredir devam eden ve tartışmalara neden olan dünyanın en uzun minareli camisi açıldı.

Çinli bir şirket tarafından inşa edilen caminin 265 metre uzunluğunda bir minaresi bulunuyor. Cezayir Ulu Camii ismi verilen mabet dünyanın en büyük üçüncü camisi ve 120 bin kişiye ev sahipliği yapabiliyor.

İçerisinde bir milyon kitabın bulunduğu bir kütüphane de barındıran Cezayir Ulu Camii, aynı zamanda helikopter pisti gibi alanlara da sahip.

Caminin tasarımıysa Cezayir kültürünü yansıtacak şekilde Arap ve Kuzey Afrika esintileri taşıyor.

İbadethanenin açılışıyla ilgili bir konuşma yapan Dünya Müslüman Alimler Birliği Genel Sekreteri Ali Muhammed Salabi, caminin Müslümanlara "iyilik ve ılımlılık yolunda rehberlik edeceğini" söyledi.

Cezayir Ulu Camii, 7 yıl süren inşası sırasında birçok erteleme ve tartışmayla birlikte anılmıştı.

Uzmanlar, Akdeniz kıyısındaki ibadethanenin yerini eleştirmiş ve seçilen bölgenin sismik açıdan çok riskli olduğunu savunmuştu.

Cezayir hükümetiyse bu iddiaları reddediyor.

Resmi olarak 898 milyon dolara mal olan caminin maliyeti de Cezayir kamuoyunda tartışmalar yaratmıştı.

Birçok kişi aynı maliyetle ülkenin farklı yerlerinde 4 ayrı hastane açılabileceğini belirterek projeye karşı çıkmıştı.

Cezayir Ulu Camii'nin açılışının Ramazan'a yetişecek şekilde yapılması da dikkat çekti.

Independent Türkçe


Çadırda doğup ölen Filistinli Van Gogh: Fethi Gaben

Fethi Gaben. (X)
Fethi Gaben. (X)
TT

Çadırda doğup ölen Filistinli Van Gogh: Fethi Gaben

Fethi Gaben. (X)
Fethi Gaben. (X)

Husam Maruf

Çadırda dünyaya gözlerini açan Filistinli sanatçı Fethi Gaben’in 76 yaşında başka bir çadırda bu dünyayı terk etmesi tesadüf değil. Gaben, tedavi için Gazze'den ayrılmasının İsrail işgal güçleri tarafından engellemesi üzerine daha da kötüleşen hastalığı ile mücadelesini kaybederek 25 Şubat’ta hayata gözlerini yumdu.

Vefatından önce yayınladığı videoda yanındaki kadın Gaben’in akciğerlerinin zayıflığından şikayet ederken kendisinin ise zar zor nefes alarak “Nefes almak istiyorum” ifadelerini kullandığı görüldü. 12 Kasım 1946'da doğan, günümüzün en önde gelen Filistinli görsel sanatçılarından birinin yolculuğu böylece sona erdi.

Sanatçı Gaben ile üç yıl önce Gazze'deki Genç Hıristiyan Erkekler Derneği’nin düzenlediği bir sergide tanıştım. Kendisini önceden de tanıyordum. Sergide Gazzeli genç bir ressamın tablosunun önünde durarak elleriyle işaretler yapıyor, tabloyu kelimelere döküyordu. Kendisine yaklaştığımda, tabloyu yorumluyor, hayal gücü ile canlandırıyordu. Bir an Fethi Gaben’in renkleri elinde tutarak tabloyu yeniden boyadığını, çirkinliklerle dolu dünyaya güzellik ve tutku yaydığını hissettim.

Filistin onun için hayatın şekillendiği bir tuval gibiydi.

Şans eseri o gün aynı masaya oturduk. Diğer iki sanatçı eşliğinde kendisiyle sohbete katıldım. Sohbetimiz sanat ve kimlik üzerineydi. Gaben, sanki ilk ve son konusu Filistin’miş gibi Filistin'den bahsetmeyi bırakmadı. Gaben ile daha sonra da gerçekleştirdiğim görüşmelerin ardından, daima vatanını konuşan bir sanatçı tanımış oldum. Filistin onun için hayatın şekillendiği bir tuval gibiydi.

Filistin gerçeğini anlatmak

Gaben, 1948'deki Nekbe’den Gazze'deki son yıkıcı savaşa dek Filistin davasının durmayan tüm kurbanları gibi sadece bir sayıdan ibaret değildi. Sanatı ikinci bir kimlik olarak taşıyordu, halkının trajedisi ve onların yaşayan anılarıyla meşgul olduğu kadar sanatla da meşguldü. Tüm dünyaya Filistin köylerinin ve doğasının, sokağının ve kampının çeşitli kimlikleriyle imajını sundu. Şarku’l Avsat’ın Majalla’dan aktardığına göre yolculuğu sırasında insanın değerini yükseltmiş ve ısrarla yapılan haksızlıklara karşı isyankar tarafa bağlılığını ifade etmişti.

Sanat yolculuğu, yaşı ilerledikçe trajik Filistin gerçeğinin, yerinden edilmenin, yıkımın, barınma ve güvenliğin yokluğunun anlatısına dönüştü. Fırçasıyla Filistin gerçekliğini somutlaştıran Gaben, yerinden edilenlerin yaşadığı acı öyküleri aktardı. Zamanla unutulacağından korktuğu hususları resimlerine yansıttı.

Nesillerin haritası

Gaben’in tablonun sınırlarıyla kalmayan sanatı, mekanın hafızasını nesiller boyu koruyan bir harita niteliğinde. Tablodaki ev, etrafı çitlerle ve duvarlarla çevrili, kapalı ülkenin orijinal görüntüsü iken toprak, taş ve toprağın meyveleri ise onun dünyaya seslendiği, her zaman işgal ve yıkım tehdidi altında olan vatanının kimliğini koruduğu bir sesti.

sdvsvdfs
Gaben’in bir çizimi (X)

Gaben, çizdiği hüzünlü Filistin yüzlerini Filistinlileri İsrail savaş makinesiyle karşı karşıya bırakan bu dünyada insani değerlerin düşüşüne bir tanık olarak bırakmak istedi. İnsanla mekan arasındaki şey sadece hafızanın yüzeyinden silinebilecek tozdan ibaretmiş gibi, Gaben’in sanatı hafızayı silme girişimlerine karşı sürekli bir direnme girişimiydi.

Sanatında Filistin kadınını da yücelten Gaben, bu kadınları en doğal halleriyle sunmaya çalıştı. Bir çiziminde bir Filistinli kadının elinde balta tuttuğu, yanındaki adam ile birlikte yaşamın inşasına katıldığı, vatanın yeniden kalkınmasına dahil olduğu görülüyor.

Dürbüne ihtiyaç yok

Beyt Lahiya kasabası sınırlarında doğduğu yer olan Harbia köyünü her zaman gözler önüne seren Gaben’in, ziyaret etmesinin yasak olduğu toprakları görmek için dürbüne ihtiyacı yoktu. Köyü onda bir yürek yarasıydı. Onu resminde benimsiyor, acı tat ile güzelliğin lezzetini bir arada hissettiriyordu.

Gaben’in sanatı, nesiller boyu sanatçıların onun sayesinde yetişmesini, görsel sanatta Filistin'in bir direği haline gelmesini ve “Gazzeli Van Gogh” unvanını almasını sağladı.

Gaben’in dünya yükü, zamanla yüz hatlarına da yansıdı. Yüzündeki kıvrımlar ve kırışıklıklar kampın, yoksulluğun, soğuğun, yorgunluğun ve geçici yaşamın öyküsünü anlatmak için şekillenen bir başka tabloydu. İşgalci İsrail’in Filistinlilerin hayatlarına el koymaya devam etmesi nedeniyle bu durum kalıcı hale gelmişti.

Gaben’in sanatı, nesiller boyu sanatçıların onun sayesinde yetişmesini, görsel sanatta Filistin'in bir direği haline gelmesini ve ‘Gazzeli Van Gogh’ unvanını almasını sağladı. Sanat öğretmenliği, nesillere ayak uydurması nedeniyle ona büyük araçlar kazandırırken bu durum dikkat çekici fikirleriyle somutlaştırdığı sanatsal deneyimlerini artırdı.

vfdvfd
Gaben’in bir çizimi. (Twitter)

Gaben’in kil heykelcilikteki profesyonelliği, Filistin sanat ortamındaki varlığını artırarak ona nesiller boyu büyük bir öğretmen statüsü kazandırdı. Renkli kilden heykel yapma, özgürlüğü ve özgün insan sesini çağrıştıran heykeller üretme konusundaki parmak izi açıkça görülüyordu. Bu da onu Arap dünyasındaki sanatçı ve heykeltıraşlar arasında ön sıralara yerleştirdi. Yüzlerce Arap ve uluslararası sanat sergisine katılan Gaben, sunduğu sanatsal ve kültürel ürünlerin kalitesi sayesinde uluslararası alanda özel ilgi gördü.

Tokyo'da Dünya Dernekler Federasyonu Madalyası ve Hiroşima Madalyası’nı kazanan Gaben, 1993 yılında Filistinli Sanatçı unvanını aldı. Bu zengin yolculuğu, 2015 yılında Filistin Devleti Kültür ve Bilim Madalyasını kazanmasıyla doruğa ulaştı. 2023’de Filistin Güzel Sanatları Basın Evi Ödülü'nü kazandı. Ödül kendisine o dönem Avrupa Birliği'nin (AB) Gazze Şeridi'ndeki temsilcisi tarafından takdim edildi.

Sanat hayatının öne çıkan duraklarından biri, 1983 yılında yaptığı, Filistin sokağı için fütüristik bir fikri, detaylarında ortaya çıkan devrim mancınığı üzerinden tasvir eden ‘Kimlik’ tablosuydu. Daha sonra işgal güçleri tarafından zulme uğrayan Gaben’in eserlerine el konuldu. Şiddete teşvik suçlamasıyla birden fazla kez tutuklandı. Bu tablo, 1987'de İsrail işgaline karşı ilk Filistin intifadasının başlayacağının kehanetiydi.

İsrail'in Gazze’de yürüttüğü son savaş sırasında Cibaliye Mülteci Kampı’ndaki evinden sürülen Gaben’in evi daha sonra bombalandı. Resimleri ve sanatsal mirası yok edildi. Bu durum onu olumsuz etkiledi. Sağlık durumunun kötüleşmesi ardından, kaldığı en son çadırda hayata gözlerini yumdu.

*Bu haber Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al-Majalla dergisinden çevrildi.


İngiliz belgeleri: Hamas’ın siyasi bir projesi yok FKÖ’nün başarısızlığına bel bağlamış

Hamas hareketi, Aralık 1987’de Birinci İntifada’nın patlak vermesiyle aynı dönemde ortaya çıktı (Independent Arabia)
Hamas hareketi, Aralık 1987’de Birinci İntifada’nın patlak vermesiyle aynı dönemde ortaya çıktı (Independent Arabia)
TT

İngiliz belgeleri: Hamas’ın siyasi bir projesi yok FKÖ’nün başarısızlığına bel bağlamış

Hamas hareketi, Aralık 1987’de Birinci İntifada’nın patlak vermesiyle aynı dönemde ortaya çıktı (Independent Arabia)
Hamas hareketi, Aralık 1987’de Birinci İntifada’nın patlak vermesiyle aynı dönemde ortaya çıktı (Independent Arabia)

Hamid el-Kenani

Filistin’deki İhvan-ı Müslimin (Müslüman Kardeşler) cemaatinden doğan Hamas’ın ortaya çıkışı, Aralık 1987’de Birinci İntifada’nın patlak vermesiyle aynı döneme denk geldi. Bu İslami direniş hareketinin, Filistin davasına ve diğer gruplarla hareketlere yönelik fikrî yaklaşımı ise 1980’lerin sonunda ortaya çıktığından bu yana dünya çapında pek çok kişi için tartışma ve araştırma konusu olmaya devam ediyor.

Hamas, Filistin meselesinin çözümüne ilişkin projeleri nasıl gördü? Özellikle de 1990’larda İsrail ile Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) arasında yapılan ve esas olarak on yıllar süren çatışmanın sona ermesini ve tarafların karşılıklı meşru ve siyasi haklarının tanınmasını hedefleyen Oslo Anlaşması’nı nasıl değerlendirdi? Peki diğer gruplara bakışı nasıldı?

Yakın zamanda üzerlerindeki gizlilik kararı kaldırılan bazı İngiliz belgeleri bu soruların cevabını bir İngiliz diplomatın raporuyla veriyor. Rapor, Birleşik Krallık Dışişleri Bakanlığı Ortadoğu Dairesi memurlarından birinin Hamas liderlerinden Muhammed Nezzal ile yaptığı bir görüşmede değinilen en önemli noktalara ışık tutuyor.  Söz konusu görüşme, Nezzal’in Aralık 1993’ün sonunda Londra’ya yaptığı bir ziyaret esnasında bir restoranda gerçekleşti. Muhammed Nezzal o dönemde Hamas hareketinin Amman’daki temsilcisiydi.

Rapor genel olarak İngiliz diplomatın şu sözlerini aktarıyor:

Bu sabah, İngiltere’ye kısa süreli bir ziyarette bulunan Muhammed Nezzal ile görüşme imkânı buldum. Hamas hareketinin önde gelen isimlerinden olan Nezzal, hareketin siyasi ofisinin de üyesi. Muhabbetli biri. İyi İngilizce konuşuyor. Aslen Kalkilyalı (Batı Şeria’nın kuzeybatısında bir şehir), ama Pakistan’da okumuş. Nezzal, Hamas’ın görüşlerini sunmak için Birleşik Krallık hükümetiyle diyalog kurmaya çalışıyor. Hamas’ın bir terör örgütü olduğunu ifade eden her türlü söylemi çürütme konusunda da oldukça kararlı. Biz, Ebu Nidal gibi değiliz diye vurguluyor.

İngiliz diplomat, Hamas temsilcisiyle yaptığı görüşmeden şu sonuca varıyor:

Hareketin, silahlı mücadelenin ötesindeki politikalar açısından sunacak pek bir şeyi yok. Özgürlükten sonraki hayata, hatta katılmaya karar verirse seçimlerden sonraki hayata nasıl yaklaşacağına dair de bir vizyonu yok gibi görünüyor.

Gazze-Eriha Anlaşması, eksiktir

İngiliz diplomat ile Hamas lideri arasındaki görüşmede ele alınan konulardan biri, Oslo Anlaşması, özellikle de Gazze-Eriha Anlaşması’ydı. Oslo için yürütme anlaşması mahiyetinde olan ve 4 Mayıs 1994’te Filistinliler ile İsrailliler arasında imzalanan bu anlaşma, İsrail’in Gazze’den ve Eriha’dan çekilmesi ve Filistin Yönetimi’nin ve organlarının oluşturulması için ilk adımı içeriyordu.

Bu bağlamda İngiliz diplomat, Nezzal’in ifadelerini şu sözlerle kaydediyor:

Nezzal, Hamas’ın bu anlaşmaya karşı olduğunu, zira bu anlaşmanın Filistinlilerin temel gereksinimlerini, yani egemenliği ve bağımsızlığı, Filistinli mültecilerin geri dönüşünü ve Kudüs meselesini ele almadığını söyledi. Onlara göre bu anlaşma, esasında İsraillilerin son teklifiydi ve Arafat, tüm İsrail güçlerinin Gazze’den ve Eriha’dan tam anlamıyla çekilmesini bile sağlayamayacak. Arafat, bu anlaşmayı şahsi sebeplerle onayladı: Vefat etmeden önce Filistin topraklarındaki Filistin halkının liderliğini üstlenmek istedi. Anlaşma, bir kurgudan ibaretti.

13 Eylül 1993’te merhum Filistin Devlet Başkanı Yaser Arafat ve İsrail Başbakanı İzak Rabin, Washington’daki Beyaz Saray’ın bahçesinde ‘geçici bir Filistin özerk yönetimi’ kurulmasına ilişkin bir anlaşma imzaladı. Oslo Anlaşması adıyla bilinen ve iki taraf arasındaki ilk resmî anlaşma olarak kabul edilen bu anlaşma, on yıllarca süren çatışmanın sona ermesini ve tarafların karşılıklı meşru ve siyasi haklarının tanınmasını öngördü. Anlaşma, Filistin Yönetimi’nin yapısına ve teşkilatına, geçici bir Filistin özerk yönetimi kurulmasına ilişkin ve başka maddeler içeriyordu.

Oslo’yu temel alan yürütme anlaşmasına Gazze-Eriha Anlaşması adı verildi. 4 Mayıs 1994’te Filistinliler ile İsrailliler arasında imzalanan bu anlaşma, İsrail’in Gazze’den ve Eriha’dan çekilmesi ve Filistin Yönetimi’nin ve organlarının oluşması yönünde atılan ilk adımı içeriyordu. Bunu iki yürütme anlaşması izledi: Biri, Temmuz 1994’te imzalanan ve Filistinlilerin istihdamıyla iki taraf arasındaki mali ve ekonomik ilişkileri düzenleyen ekonomik bir anlaşma, diğeri de Batı Şeria’daki sivil yetkilerin devri için Ağustos 1994’te imzalanan bir ön anlaşma.

Birleşik Krallık’a ait bu diplomatik belge, Hamas’ın politikasına dair görüşünü Nezzal’in şu sözleriyle sunuyor:

Bu Hamas lideri, Hamas’ın intifadayı sürdüreceğini, İsrailli hedeflere ve yerleşimcilere yönelik saldırılar düzenleyeceğini belirtti. Ayrıca Hamas’ın operasyon bölgesinin, işgal edilmiş topraklar dışında değil, içinde yer aldığını vurguladı. Sorulan bir soruya yanıt olarak da Hamas’ın Filistinli (emniyet güçleri gibi) hedeflere saldırmayacağını, zira böyle bir eylemin kaçınılmaz olarak bir iç savaşı ateşleyeceğini söyledi. Gazze-Eriha Anlaşması’nın her halükârda çökeceğine ve Hamas’ın bu anlaşmayı başarısız kılmak için hiçbir sert adım atmaya ihtiyacı olmadığına dair kanaatini de dile getirdi. Nezzal, tek başına silahlı mücadelenin İsrail’i geri çekilmeye mecbur bırakamayacağını kabul etmedi ve herhangi bir aşamada müzakere fikrine itiraz etti.

Belgenin ilgili kısmı şu ifadelerle devam ediyor:

Hamas’ın ulusal yönetim seçimlerine katılmayı düşündüğünü ifade eden raporları sordum. Nezzal, Hamas’ın, seçimlere katılım meselesini tartıştığını, ancak nihai bir karara varılmadığını belirti. Şahsen o, böyle bir şeyin olmayacağını düşünüyor. Seçimler olur da Hamas katılırsa, o zaman ona göre Hamas, iyi sonuçlar alacak. Ama Nezzal, Hamas’ın ondan sonra neler yapabileceğini sorgulamıyor.

Nezzal, Hamas ile FKÖ arasındaki ilişkiler hakkında ise şu ifadeleri dile getirmiş:

“Gazze-Eriha Anlaşması’ndan bu yana FKÖ ile herhangi bir diyalog kurulmadı. Hamas’a göre FKÖ, mevcut haliyle daha fazla varlığını sürdüremeyecekti. Bu yüzden diyaloğu sürdürmenin de bir faydası yoktu.”

Hamas ve Suriye’yle İran’daki Filistinli örgütler

Raporun başka bir paragrafında Hamas’ın o dönemde Suriye’de bulunan Filistinli örgütlerle ilişkisinden bahsediliyor. Gazze-Eriha Anlaşması’na karşı çıkan bu örgütlerin çoğu İran’la bağlantılıydı. Hamas Siyasi Bürosu Üyesi, Hamas’ın İran’la ilişkilerin özel bir ilişki olduğunu ifade ediyor.

Belgede şu ifadeler yer alıyor:

Hamas’ın Şam’daki muhalif yoldaşlarla ilişkisini sordum. Nezzal, bu ilişkiyi, söz konusu anlaşmaya karşı çıkan milliyetçiler arasında siyasi bir ilişki olarak tanımladı. Ayrıca halihazırda Filistin Direniş Hareketi’ne katılımlarına resmî bir boyut kazandırmak için gruplar arasında bir dizi toplantı yapıldığını, ancak bir karar alınmadığını söyledi. Bu hareketin faaliyetleri, Hamas açısından siyasi olacak. Alternatif bir FKÖ kurmak gibi bir niyet de yok.

Şöyle devam ediyor:

Nezzal, Filistinli örgütler arasında, Gazze-Eriha Anlaşması’na karşı çıkmaları dışında pek bir ortak nokta olmadığını söyledi. Bununla birlikte solculardan, milliyetçilerden ve İslamcılardan oluşan topluluğun şu an Filistin tutumunu, Fetih’ten ve Filistin Halk Partisi’nden oluşan FKÖ’den daha çok temsil ettiğini iddia etti. Ahmed Cibril’i de bir milliyetçi olarak sınıflandırdı. İşgal altındaki topraklarda Hamas, Filistin Demokratik Halk Kurtuluş Cephesi ve Filistin Halk Kurtuluş Cephesi (FHKC) ile müttefikti. Bu, mesela Birzeit’te meyvelerini verdi. Bununla birlikte Hamas, en güçlü ortaktı: Hamas’ın en fazla destek aldığı gruplar arasında Fetih ikinci sırada yer alırken, FHKC üçüncü sırada yer alıyor, ancak ilk iki sıra ile arasında büyük bir fark bulunuyordu.

Belgede İngiliz diplomat, Hamas’ın dostları hakkında şu açıklamayı yapıyor:

Hamas’ın Arap dünyasındaki dostlarının kimler olduğunu sordum. Nezzal cevaben, Hamas’ın birçok ülkede varlık gösterdiğini ve bu ülkelerde basın sözcülüğü ve propaganda için bir temsilci bulundurduğunu söyledi. Örnek olarak da Ürdün’ü, Suriye’yi, Lübnan’ı, Sudan’ı, Yemen’i ve ‘bazı Körfez ülkelerini’ saydı. İran’ın ise biraz farklı olduğunu, çünkü İranlıların Hamas’a resmî bir ofis teklif ettiğini ve İran’ın Hamas’ı memnuniyetle karşılayan ilk ülke olduğunu belirtti. Bu anlamda Hamas, İran’la özel bir ilişkiye sahip.

Başka bir İngiliz belgesi, Sudan’da Hasan et-Turabi liderliğindeki Arap ve İslam Halk Konferansı’nın (Popular Arab and Islamic Conference/PAIC), FKÖ/Fetih ile Hamas arasında diyalog kurma çabalarının, 26 Nisan 1993’te düzenlenmesi planlanan toplantıya Hamas temsilcilerinin katılmaması yüzünden boşa gittiğine işaret ediyor.  

Birleşik Krallık’ın Sudan Büyükelçiliği’nin 9 Mayıs 1993’te yayınladığı belgede, “Yerel basın, Fetih Devrim Konseyi Sözcüsü Ebu Ali Şahin’in açıklamasını yayınladı. Açıklamaya göre Fetih ile Hamas arasında Ocak 1993’te Hasan et-Turabi liderliğindeki PAIC gözetiminde başlatılan ve 26 Nisan’da yeniden başlaması planlanmış olan diyalog, Hamas heyetinin Hartum’a gelememesi nedeniyle ertelendi. Halbuki iki taraf da katılmayı onaylamıştı. Başka kaynaklar, Hamas’ın, Fetih’in Ortadoğu Barış Süreci’ne (Middle East Peace Process/MEPP) yeniden katılmasını protesto ederek bu diyalogdan çekildiğini söylüyor.

Şahin, tahmin edilebileceği üzere Sudan hükümetini destekleyen bazı sözler sarf etti. Fetih’in intifadayı tırmandırarak, İsrail’i işgal altındaki topraklardan geri çekilmeye mecbur etmek için tek taraflı faaliyet yürüttüğünü söylemekle birlikte bunun İsrail’le müzakerelerin yeniden başlamasıyla tutarlı olduğunu iddia etti.

Şu ana kadar bu hikâye hakkında özel bir bilgimiz yok. Genelde böyle konularda iyi bilgi sahibi olan buradaki Arap diplomatik toplum da bu konudan habersiz görünüyor.

Hamas heyetinin Tahran ziyareti

Birleşik Krallık’ın İran Büyükelçiliği’nin 8 Aralık 1993’te Londra’daki ilgili makama gönderdiği bir telgrafta, bir Hamas heyetinin İran’a yaptığı ziyaretten bahsediliyor.

Hamas Siyasi Bürosu Başkanı Musa Ebu Merzuk, 28 Kasım-2 Aralık tarihleri arasında İran’ın başkenti Tahran’da ziyaretçi olarak bulundu. Ebu Merzuk’a bu ziyarette Hamas Basın Sözcüsü İbrahim Guşe eşlik etti. Heyet, üst düzeyde ağırlandı ve Cumhurbaşkanı Ekber Haşimi Rafsancani, Dışişleri Bakanı Ali Ekber Velayeti ve Meclis Başkanı Natık Nuri ile görüşmeler gerçekleştirildi. Belgede konuya ilişkin şu kayıtlar bulunuyor:

İranlı muhataplarının tamamı, Hamas’ın işgal altındaki topraklarda devam eden saldırılarını övdü. Yerel basında çıkan haberlere göre Rafsancani, İran’a tam destek sundu ve Filistinli gruplar arasında birlik sağlama çabalarından ötürü Merzuk’u tebrik etti. Velayeti de ayrı bir görüşmede Merzuk’u, İran’ın Ortadoğu Barış Süreci’ne ilişkin tutumunu değiştirmesi konusunda baskılara maruz kaldığını, ancak bu tutumun değiştirilemeyeceğini bildirdi. Bu tür küçük düşürücü çözümlerin meyve vermeyeceğini, Filistin halkının mücadelesini sürdürmek ve tutumu konusunda kararlı durmak suretiyle haklarını geri alacağını da belirtti. Ayrıca İran Meclisi’nin de Filistin’in İslam davasına destek için hiçbir çabayı esirgemeyeceğini söyledi.

IRNA haber ajansına 2 Aralık’ta verdiği röportajda Merzuk, “Hamas’ın, mücadelesini sürdürmeye kararlı olduğunu vurguladı. Ayrıca intifadanın asla durmayacağını ve Gazze-Eriha Anlaşması’nın başarısızlığa mahkûm olduğunu belirtti. Biraz üstü kapalı bir açıklamayla Merzuk, Hamas’ın ezilen Filistinlilerin yeteneklerini göstermek için, işgal altındaki topraklar dışında adımlar atacağını da söyledi.”

Tahran, Hamas temsilcisine ‘eski’ bir araba tahsis etti

Telgraf, Almanya Büyükelçisinin, Hamas heyetinin Tahran ziyaretinden birkaç gün sonra Tahran’da düzenlenen Avrupa Komisyonu Heyet Başkanları toplantısı sırasındaki raporuna dönüyor. Konuya ilişkin şu ifadeler aktarılıyor:

İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Mahmud Vaizi’nin, kendisine bildirdiğine göre ziyaret, İran’ın girişimiyle gerçekleşmedi. Hamas, başka birkaç ülkeyi ziyaret etti. Tahran’a gelişi de Hamas’ın İran’a yönelmesi anlamına gelmiyor. Sadece diyalog için geldiler. İran, onlara emir veremezdi, veremez. Ziyaretin medyada yoğun olarak yer aldığı sorulduğunda da Vaizi, bu tür ziyaretlerin sessizce geçip bitmesinin Tahran’da imkânsız olduğunu söylemiş.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre telgraf, Hamas heyetinin Tahran’ı ziyaretinin oradaki Arap diplomatlar için sürpriz olmakla birlikte daha önce İslami Cihad ve Lübnanlı Hizbullah heyetleri tarafından yapılan ziyaretleri tamamlayıcı olduğuna işaret ediyor. Telgrafta, İran’ın destek konusunda çifte standart uygulamasıyla da alay ediliyor ve Tahran nezdinde Hizbullah’ın Hamas’tan daha öncelikli olduğu belirtiliyor. Konuyla ilgili olarak şu ifadeler aktarılıyor:

Buradaki Arap meslektaşların ifadelerinden, Hamas’ın ziyaretinin onlar için sürpriz olduğunu anlıyorum. Bu ziyaret, FKÖ-İsrail anlaşmasına muhalif grupların gerçekleştirdiği ziyaretlerin tamamlayıcısı: ekim ayında İslami Cihad, kasım ayında Hizbullah Genel Sekreteri, şimdi de Hamas. Ancak buradan (tahmin edilebilir) söylemin, pratik destek göstergeleriyle ne kadar uyuşabileceği anlaşılmıyor. Buradaki Hamas temsilcisine, İran hükümeti tarafından resmî araç olarak sadece eski bir Renault tahsis edildiğini, buna karşılık Hizbullah’ın biraz daha büyük sekiz araca sahip olduğunu görüyoruz. Bu, İran’ın önceliklerinin ince bir yansıması olabilir.

 


Tunus: Arap İçişleri Bakanları ‘ortak güvenlik işbirliğinin güçlendirilmesi’ çağrısında bulundu

Suudi Arabistan İçişleri Bakanı, oturum açılışında (SPA)
Suudi Arabistan İçişleri Bakanı, oturum açılışında (SPA)
TT

Tunus: Arap İçişleri Bakanları ‘ortak güvenlik işbirliğinin güçlendirilmesi’ çağrısında bulundu

Suudi Arabistan İçişleri Bakanı, oturum açılışında (SPA)
Suudi Arabistan İçişleri Bakanı, oturum açılışında (SPA)

Arap İçişleri Bakanları Konseyi'nin 41. dönem toplantıları, Pazartesi günü Tunus'ta başladı. Toplantıda, istikrarın sağlanması, kalkınma ve refahın artırılması, Arap halklarını terörden, uyuşturucudan ve çeşitli suçlardan koruma amacıyla ortak güvenlik işbirliğinin güçlendirilmesine dair vurgu yapıldı.

Toplantıya Suudi Arabistan adına, Konseyin fahri başkanı olarak seçilen İçişleri Bakanı Prens Abdulaziz bin Suud bin Nayef başkanlık etti.

Toplantı esnasında, Arap toplumunun güvenliğine sunduğu olağanüstü hizmetler nedeniyle Kral Selman bin Abdulaziz’e ‘Arap Güvenliği için Prens Nayif Madalyası’ verildiği açıklandı. Ödül, Prens Abdulaziz bin Suud tarafından teslim alındı.

Prens Abdulaziz, toplantıda yaptığı konuşmada, Kral Selman ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman'ın selamlarını ileterek, ‘toplantının, Arap ülkelerinin şimdi ve gelecekte güvenliğini güçlendirecek sonuçlar doğurmasını umduklarını’ ifade etti.

Prens Abdulaziz, 41. dönem Arap İçişleri Bakanları Konseyi toplantılarının ev sahipliği için Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said'e teşekkürlerini ifade etti ve toplantının ‘kardeş Filistin halkının yaşadığı insanlık dışı acılar ve istikrarsız güvenlik durumu nedeniyle binlerce çocuk, kadın ve yaşlının mağduriyetine yol açtığı zorlu koşullar altında’ gerçekleştiğini vurguladı. Ayrıca, Konsey’in kuruluşundan bu yana ‘Arap insanının güvenliğini sağlama ve her yerde insanın arzuladığı istikrar ve refah nedenlerini gerçekleştirme’ konusundaki kararlılığını belirtti.

Prens Abdulaziz, Arap İçişleri Bakanları Konseyi'nin kurulduğu günden bu yana ‘Allah'ın yardımıyla Arap güvenlik işbirliğini güçlendiren, güvenlik güçlerinin karşılaştığı güncel olaylar ve zorluklarla başarılı bir şekilde mücadele eden, Arap ülkelerinin liderlerinin bilge yönlendirmelerini gerçekleştiren, güvenlik ve istikrar sistemini pekiştiren, kalkınma ve refah fırsatlarını artıran uygulamalı stratejiler ve planlar içeren önemli çabalar sarf ettiğini’ açıkladı. Bu çabaların, terör belasından, uyuşturucunun yaygınlaşmasından ve çeşitli suçların işlenmesinden Arap halklarını koruma konusunda önemli başarılar elde ettiğini ve böylece gerçekleştirilen işlerin taçlandırıldığını belirtti.

devedfefd
Tunus Cumhurbaşkanı, Suudi Arabistan İçişleri Bakanı Prens Abdulaziz bin Suud bin Nayif'i kabul ederken (SPA)

Prens Abdulaziz bin Suud "Günümüzde dünya, özellikle siber tehditler, yapay zekanın kötüye kullanılma riskleri, uyuşturucu ticaretindeki yeni yöntemler gibi alanlarda suç modellerinde yeni gelişmelere tanık oluyor. Bu değişimler, çeşitli türdeki organize suçların ve bu suç örgütlerinin silahlı gruplar ve terör örgütleriyle karşılıklı çıkar sağlamak amacıyla kurduğu ittifakların yayılması için uygun bir ortam oluşturdu. Bu durum, ulusal ve Arap düzeyde, altyapı yatırımlarına, kalkınma ve eğitim planlarının desteklenmesine ve bu tehditlerle mücadele etmek için kapasite geliştirilmesine yönelik olarak çeşitli planlamaların geliştirilmesini zorunlu kılıyor. Bu bağlamda, Arap koordinasyonunun, bu tür tehditlerle başa çıkma ve olası olumsuz etkileri azaltma amacıyla önleme ve koruma sistemini desteklemek açısından önemi büyük. Bu çerçevede, Suudi Arabistan yönetiminin talimatları doğrultusunda uyuşturucuyla mücadele amacıyla tüm ilgili birimlerin çabalarını birleştiren kapsamlı bir güvenlik kampanyası yürütüldü ve bu kampanya, bu belaya ve ilişkili suçlara karşı kaydedilen benzersiz başarılarla sonuçlandı" dedi.

Prens Abdulaziz bin Suud, farklı koşullar altında suçlarla mücadelede devam eden çabaları ve bireylerin hayatlarını koruma, değerleri savunma ve suçla mücadeledeki görevlerini yerine getirme konusundaki bağlılıkları nedeniyle güvenlik güçlerine teşekkür etti.

Toplantı, Tunus İçişleri Bakanı Kemal Feki'nin açılış konuşmasıyla başladı. Feki, Arap İçişleri Bakanları Konseyi'nin Genel Sekreterliği tarafından gösterilen çabalara övgüde bulundu ve ‘Naif Arap Üniversitesi'nin güvenlik bilimleri alanında Arap güvenlik fonksiyonunun nitelik ve gelişimine yönelik değerli katkıları aracılığıyla kapasite inşası ve bilgi geliştirme amacıyla üstlendiği rolü’ takdir etti. Ayrıca, Suudi Arabistan İçişleri Bakanlığı'nın benimsediği ‘Korumadığımız Vatan, Yaşamayı Hak Etmediğimiz Vatandır’ sloganını öne çıkardı ve bu sloganın toplantının teması olarak ele alınmasını önerdi. Feki, konseyin, bölgede ve dünya genelinde değişen bir bölgesel ve uluslararası durumda toplandığını, Arap bölgesinin özellikle güvenlikle ilgili pek çok meydan okumayla karşı karşıya kaldığını belirterek Arap ülkelerindeki bazı karışıklıkların, bu ülkelerin güvenliğine ve istikrarına zarar verdiğini, bu zor güvenlik durumlarının Arap ülkelerine olumsuz yansıdığını vurguladı. Arap güvenlik birimleri arasında dayanışma ve iş birliğini pekiştirme, çabaları birleştirme, koordine etme, görüş alışverişinde bulunma ve mevcut meseleler hakkında ortak tutumlar oluşturma çağrısında bulunan Tunus İçişleri Bakanı, bu durumun Arap halklarının çıkarına hizmet edeceğini, güvenliklerini ve istikrarlarını garanti altına alacağını ve topraklarının bütünlüğünü koruyacağını ifade etti.

Ardından Arap İçişleri Bakanları Konseyi'nin Genel Sekreteri Dr. Muhammed bin Ali Kuman bir konuşma yaparak, ‘İsrail işgal güçlerinin Filistin'de gerçekleştirdiği vahşi katliamları kesin bir dille kınadığını ve bu katliamların savunmasız masum siviller arasında binlerce kurban bıraktığını’ belirtti. Kuman, yerinden edilme politikasını reddettiğini ve Filistin ile tam dayanışma içinde olduğunu ifade etti.