Çin, Ortadoğu diplomasisinde ilerliyor

Çin, ABD'nin bölgeden uzaklaşmasının yarattığı stratejik boşluktan yararlanmak için mevcut İran-Suudi Arabistan yakınlaşmasına garantörlük yapıyor

Pekin bölgesel güçler arasında arabulucu olarak yeni bir rol arıyor / Fotoğraf: AFP
Pekin bölgesel güçler arasında arabulucu olarak yeni bir rol arıyor / Fotoğraf: AFP
TT

Çin, Ortadoğu diplomasisinde ilerliyor

Pekin bölgesel güçler arasında arabulucu olarak yeni bir rol arıyor / Fotoğraf: AFP
Pekin bölgesel güçler arasında arabulucu olarak yeni bir rol arıyor / Fotoğraf: AFP

Muhammed Halid el-Yahya
İran ile Suudi Arabistan arasında geçen hafta Çin himayesinde açıklanan yakınlaşma, ABD'nin iki Körfez ülkesi arasındaki ilişkileri istikrara kavuşturmadaki rolüne dair hem iyi hem de kötü haberleri beraberinde getirdi.
İyi haber şu ki, bu, ABD'nin bölgesel politikasının stratejik hedefi olarak Barack Obama tarafından belirlenen ve ardından Joe Biden tarafından yeniden vurgulanan Ortadoğu'dan uzaklaşmanın önemli bir önkoşuludur.
Kötü haber ise ABD politikasından asıl yararlananın Çin olmasıdır.
Çin, ABD'nin bölgedeki rolünü azaltma arzusunun yarattığı stratejik boşluktan yararlanmak için mevcut İran-Suudi Arabistan yakınlaşmasına garantörlük yapıyor.
Kendisini ABD ile rekabet eden büyük bir güç olarak gören Çin, ekonomik güvenliğini güçlendirmede temel ve önemli bir unsur oluşturan Körfez sularından akan kilit küresel kaynakları kontrol etmeyi amaçlıyor.
Gerçek şu ki, petrol akışını garanti edebilecek etkili bir ABD varlığının yokluğunda, bölgedeki önde gelen güçler arasında bir anlaşmaya aracılık etme fırsatı, Pekin'in etkisini ve nüfuzunu neredeyse sıfır maliyetle genişletmede önemli bir adımdır.
Pekin, bölgesel güçler arasında arabulucu olarak agresif bir şekilde yeni bir rol aradı.
Suudi Arabistan-İran anlaşması haberi, Çin lideri Şi Cinping'in geçen aralık ayında Suudi Arabistan'a resmi ziyaretinin hemen ardından geldi.
Cinping'in bu ziyaretteki amacı, Riyad'ın ana güvenlik ve ticari ortağı olarak ABD'nin yerini alma sürecini başlatmaktı.
Çinliler İran'la uzlaşma anlaşmasına arabuluculuk yaparak bu roldeki potansiyel değerlerini göstermeyi başardılar.
Şu anda Riyad'da masayı Çin'in yönetiyor olması, liderlerinin Suudi Arabistan yöneticileri tarafından daha fazla itibar gördüğü anlamına gelmiyor.
Bu basitçe şu anda Çin'in aktif ortak olduğu anlamına geliyor. ABD, görünüşte Çin tehdidine odaklanmak için bölgeden uzaklaşmayı tercih ederken, Çinliler ABD ile rekabet etmek ve kendi çıkarlarını korumak için bölgeye yöneliyor.
Böyle yaparak Pekin, Riyad'a basit bir anlaşma teklif ediyor: Savunma, havacılık, otomotiv, sağlık ve teknoloji alanlarında bizimle iş birliğinden istediğiniz kadarını elde edin ve en önemlisi, bize petrolünüzü satın ve askeri teçhizat listemizden istediklerinizi seçin.
Küresel enerji piyasalarında istikrar sağlamamıza yardım edin. Başka bir deyişle, Çinliler Suudilere, Obama liderliğindeki ABD'li politika yapıcılar İran'la nükleer anlaşmaya izin verecek şekilde yapılandırılmış bir nükleer anlaşma önerene kadar, Ortadoğu'yu 70 yıl boyunca istikrara kavuşturan ABD-Suudi Arabistan anlaşmasını model almış gibi görünen bir pazarlık teklif ediyor.
Söz konusu anlaşma, Irak Savaşı gibi maliyetli askeri taahhütlere son vererek ABD'nin bölgeden hızlı bir şekilde çıkmasına izin verecek şekilde yapılandırılmıştı.
Sovyetler Birliği'nin çöküşünün ABD liderliği için boş bir arena bıraktığı dönemde Çin, bugün özellikle ticaret alanında bir süper güç olarak ABD'ye makul bir rakip haline geldi.
Çin'in Gayri Safi Yurt içi Hasılası (GSYİH) son on yılda neredeyse ikiye katlandı ve para tahvillerine göre ayarlandığında 30 trilyon doları aşarak Çin pazarını dünyanın en büyük, en hızlı büyüyen ve en çekici pazarlarından biri haline getirdi.
Çin'in iç pazarları büyürken körfez ile ticareti de canlandı. 2021 yılında Çin'in Suudi Arabistan'dan yaptığı ithalat 57 milyar doları buldu.
Suudi Arabistan bugün Çin'in ham petrol ihtiyacının yüzde 18'ini karşılasa da bu sayı hâlâ büyüme için muazzam bir alan bırakıyor.
Ayrıca 2021 yılında Çin'in Suudi Arabistan'a ihracatı 30,3 milyar doları buldu. Bu, Suudi Arabistan'ın tarihsel olarak ABD'li tedarikçilerden aldığı artan petrokimya, endüstri ve askeri teçhizat siparişleriyle kolayca ikiye katlanabilecek bir rakam.
Bu arada Çin'in İran'la olan ticari ilişkileri, ülke ekonomisi için daha da önemli. Çin, ABD yaptırımlarını görmezden gelme lüksüne sahip olduğu için İran petrolünü satın alıyor ve İran'a büyük miktarda yatırım sağlıyor.
Çin, İran'ın en büyük ticaret ortağı ve ülkeye giren dövizin aslan payının kaynağı olduğundan, Çin ticareti İran sofralarını gıdayla doldurmaya tam anlamıyla katkıda bulunuyor.
Çin'in İran ekonomisinde kurduğu büyük rol, Pekin'e, Yemen'den Suudi Arabistan havaalanlarına ve petrol sahalarına yönelik büyük ölçekli füze saldırılarına sponsorluk yapmak da dahil olmak üzere, bölgesel güvenliği uzun süredir tehdit eden bir ülke üzerinde önemli avantaj sağlıyor.
İran rejimi sokaklarda ABD bayrakları yakmaya devam ederken, Çin ile sağlıklı bir ilişkiyi yönetmek onun için bir hayatta kalma meselesi.
Çin ile güçlü ilişkiler olmadan, ekonomik çöküş ile molla rejimi arasında sadece küçük bir mesafe vardır. Buna karşılık Çin ile güçlü ilişkiler, Suudi Arabistan'a potansiyel olarak İran'ın tehdit edici davranışlarını yumuşatmak için bir manivela sağlıyor.
Bu, Suudi Arabistan'ın Pekin ile anlaşmayı tercih ettiği anlamına gelmez. Suudi Arabistan'daki tüm rejimler ABD yapımı olduğu için, Suudi Arabistan'ı yönetenlerin bildiği ve güvendiği güvenlik ortağı ABD'dir.
Çoğu zaman, özellikle gelişmiş silahlar ve büyük endüstriyel sistemler söz konusu olduğunda, ABD teknolojisi Çin'in sunabileceklerinden daha iyi performans gösteriyor.
Bu bağlamda Suudi Arabistan, geçtiğimiz günlerde Boeing ile yeni duyurduğu havayolu şirketi Riyadh Air (Riyad Havayolları) için bir uçak satın alma anlaşması imzaladı.
Söz konusu anlaşma 37 milyar dolarlık hacme sahip. Muhakkak ABD, Riyad için vazgeçilmez bir stratejik ortak olmaya devam edecek.
Dolayısıyla bu anlaşma Suudi Arabistan'ın Çin'e yöneldiğinin veya stratejik ortak olarak Çin'in ABD'nin yerini aldığının bir göstergesi değil.
Daha ziyade bu, ABD'nin eski müttefikleri eleştirme ve Obama'nın 'denge' dediği şeyin çıkarları için eski düşmanlarla yakınlaşma şeklindeki kafa karıştırıcı politikasının yarattığı güç boşluğundan mustarip bir bölgede Çin'in stratejik bir oyuncu olarak yükselişinin kanıtıdır.
Nihayetinde Suudi Arabistanlıların 'bölgeyi paylaşmak' amacıyla İran'la diyaloğa girmesi gerektiği fikri Riyad'da değil Washington'da ortaya çıktı. Bugün, İran'ın davranışını anlamlı bir şekilde değiştirecek güce ve nüfuza sahip tek küresel oyuncu ABD değil, Çin'dir.
Bölgenin stratejik önemi, Washington'daki belirli bir politika yapıcı sınıf tarafından gözden kaçırılabilirken, Çinlilerin jeostratejik hayal kurma lüksü yok.
Onlar küresel petrol arzını güvence altına alabilmenin veya durdurabilmenin faydalarını tam olarak anlıyorlar.
Ayrıca, Çin'den başlayarak dünyanın önde gelen ekonomilerinin vatandaşları için elektrik üretmek, evleri ısıtmak ve soğutmak, fabrikalara güç sağlamak, işleri yürütmek ve gıda üretmek için fosil yakıtları kullanmaya devam edeceklerinin de farkındalar.
Washington'ın bölgede nüfuz için rekabet etmemeyi tercih etmesi, Ortadoğuluları veya ABD'lileri Çin'in kazanmaya kararlı göründüğü bir savaşın sonuçlarından koruyamayacak.
 
* barrons.com'dan alıntılanmıştır – çeviri

Independent Türkçe



Avrupa’dan Grönland tepkisi: Transatlantik ittifakı geri dönülmez şekilde değişti

Grönlandlılar, başkent Nuuk'ta salı günü düzenlenen eylemde Trump'ın ilhak tehditlerine karşı protesto gösterisi yapmıştı (Reuters)
Grönlandlılar, başkent Nuuk'ta salı günü düzenlenen eylemde Trump'ın ilhak tehditlerine karşı protesto gösterisi yapmıştı (Reuters)
TT

Avrupa’dan Grönland tepkisi: Transatlantik ittifakı geri dönülmez şekilde değişti

Grönlandlılar, başkent Nuuk'ta salı günü düzenlenen eylemde Trump'ın ilhak tehditlerine karşı protesto gösterisi yapmıştı (Reuters)
Grönlandlılar, başkent Nuuk'ta salı günü düzenlenen eylemde Trump'ın ilhak tehditlerine karşı protesto gösterisi yapmıştı (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump'ın defalarca askeri müdahale tehdidinde bulunduğu Grönland'la ilgili tavrı, transatlantik ittifakını geri dönülmez şekilde değiştirdi.

Trump, İsviçre'nin Davos kentindeki Dünya Ekonomik Forumu'nda (WEF) 21 Ocak'ta yaptığı açıklamada, Grönland konusunda "gelecekte yapılacak bir anlaşmanın çerçevesinin" oluşturulduğunu duyurmuştu.

ABD Başkanı, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'yle görüşerek belirledikleri çerçevenin detaylarını paylaşmamıştı.

Cumhuriyetçi lider, Grönland'la ilgili tutumuna karşı çıkan 8 Avrupa ülkesine uygulamayı planladığı gümrük tarifelerini askıya aldığını da açıklamıştı.

CNN'in analizinde, Trump'ın Grönland'a yönelik tehditleriyle ABD'nin Avrupa ve NATO'yla ilişkilerini "diplomatik kaosa" sürüklediği belirtiliyor.

İsveç Başbakan Yardımcısı Ebba Busch, "Son birkaç haftada yaşananlar Avrupa Birliği (AB), Avrupa ve ABD arasındaki ilişkilere çok zarar verdi" diyor.

Eski Litvanya Savunma Bakanı Dovile Sakaliene de ABD-Avrupa ilişkilerinin tamamen kopması ihtimaline dair "Bu, siyam ikizlerinin ayrılması gibi olur. Her ikisi için de kesin ölümle sonuçlanır" ifadelerini kullanıyor.

Ayrıca Avrupa'nın ABD ordusunun seviyesine ulaşıp kendi kendine yetebilecek silahlı güçlere sahip olması için 5 ila 10 yıla ihtiyacı olduğunu vurguluyor.

Wall Street Journal'ın (WSJ) analizindeyse Grönland meselesinin "transatlantik diplomasisi için stres testine dönüştüğü" yazılıyor.

Telegraph, adayla ilgili Birleşik Krallık'ın (BK) Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'yle (GKRY) yaptığı anlaşmaya benzer bir mutabakata varıldığını iddia etmişti. Bu kapsamda ABD ordusunun adada askeri eğitim ve istihbarat faaliyeti yürütmesine müsaade edileceği, askeri üs bölgelerinin ABD toprağı sayılacağı savunulmuştu.

BK'nin GKRY'de işlettiği askeri üsler de kendi toprağı olarak sayılıyor. Grönland'ın kuzeyindeki Pituffik Uzay Üssü, ABD'nin adadaki tek aktif üssü.

WSJ'nin 21 Ocak'taki haberindeyse Grönland'ın maden kaynaklarına yabancı ülkeler tarafından yapılacak yatırımlarda öncelikli veto hakkının ABD'ye sunulabileceği ileri sürülmüştü. Bunun gerçekleşmesi halinde ABD, Çin ve Rusya'nın adaya yatırımlarının önünü kesebilir.

New York Times'ın dün yayımladığı analizde de benzer iddialar paylaşılıyor. Adlarının açıklanmamasını isteyen kaynaklar, ortada yazılı bir anlaşmanın olmadığını söylüyor.

Kopenhag yönetiminin ABD'yle herhangi bir anlaşmayı onaylayıp onaylamadığı belli değil.

Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, siyaset, yatırım, güvenlik ve ekonomi gibi birçok alanda ABD'yle müzakere yürütülebileceğini ancak egemenlik konusunda bunun asla olmayacağını belirtmişti.

Diğer yandan Grönland Başbakanı Jens-Frederik Nielsen, sürecin dışında bırakıldıklarını WSJ'ye açıklayarak, "Katılmadığım bazı görüşmeler sonucunda, ülkemle ilgili anlaşma yapılıp yapılmadığını veya anlaşmada neler olduğunu bilmiyorum" diyor.

Independent Türkçe, New York Times, Wall Street Journal, CNN


Musk, Amerikan siyasetine dönüyor

Milyarder Musk, geçen yıl Amerikan Partisi'ni kuracağını söyledikten sonra projeyi rafa kaldırmıştı (AFP)
Milyarder Musk, geçen yıl Amerikan Partisi'ni kuracağını söyledikten sonra projeyi rafa kaldırmıştı (AFP)
TT

Musk, Amerikan siyasetine dönüyor

Milyarder Musk, geçen yıl Amerikan Partisi'ni kuracağını söyledikten sonra projeyi rafa kaldırmıştı (AFP)
Milyarder Musk, geçen yıl Amerikan Partisi'ni kuracağını söyledikten sonra projeyi rafa kaldırmıştı (AFP)

Teknoloji milyarderi Elon Musk, ABD siyasetine geri dönüyor.  

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla Wall Street Journal'a (WSJ) konuşan kaynaklar, Musk'ın politika ekibinin kasımda düzenlenecek ara seçim için çalışmalara başladığını söylüyor.

Musk'ın ABD Başkanı Donald Trump'ın 2024'teki seçim kampanyasına destek için kurduğu America PAC üzerinden bağışları artırmayı planladığı belirtiliyor.

Musk'ın ekibi, Trump'a başkanlık seçiminde oy veren kitlenin ara seçimde de sandığa gitmesini sağlamak istiyor.

Kaynaklar, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance başta olmak üzere üst düzey Cumhuriyetçilerin destek için Musk'la iletişime geçtiğini söylüyor.

Bu kişiler, X CEO'sundan Cumhuriyetçi Parti'nin Temsilciler Meclisi ve Senato'daki çoğunluğunu korumasına yardım etmesini istemiş.

Axios'un pazartesi günkü haberinde, Musk'ın Cumhuriyetçi Senatör Mitch McConnell'ın boşaltacağı koltuğa iş insanı Nate Morris'in gelmesi için 10 milyar dolarlık bağışta bulunduğu yazılmıştı.

Tesla CEO'su, şimdiye kadar bir senatör için yaptığı en yüksek bağışı Fight for Kentucky PAC'i üzerinden vermiş.

WSJ'nin analizinde, Morris'in Vance'le yakın bağları olduğu ve Fight for Kentucky PAC'inin ABD Başkan Yardımcısı'nın üst düzey bir danışmanı tarafından yönetildiği belirtiliyor.

ABD Hükümet Verimliliği Bakanlığı'nı (DOGE) yönetirken yaptığı federal kesintilerle ses getiren Musk, Tesla hisselerindeki düşüşün ardından mayısta kurumdan ayrıldığını duyurmuştu.

Teknoloji milyarderiyle Trump'ın arası, Beyaz Saray'ın tartışmalı vergi indirimi tasarısı nedeniyle bozulmuştu. Sosyal medya üzerinden atışmaların ardından ikili daha sonra "dostluk mesajları" paylaşmıştı.

Analizde, Musk'ın Cumhuriyetçi adayları destekleyerek yeniden Trump'ın kampına katıldığı belirtiliyor. Bu "pragmatik ittifakta" Trump'ın, SpaceX CEO'sunun parası ve teknik altyapısına yeniden erişim kazanacağı, Musk'ın da Washington'daki nüfuzunu sürdürme imkanı bulacağı ifade ediliyor.

Federal Seçim Komisyonu kayıtlarına göre Musk, geçen yıl hazirandan bu yana Cumhuriyetçilerin siyasi kampanyalarına yaklaşık 42 milyon dolar bağış yaptı. Bu rakamlara, Morris'i desteklemek için yaptığı bağış dahil değil.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, Axios


ABD’nin Gazze planı neden zorunlu göç kaygısını artırıyor?

ABD Başkanı Donald Trump, Davos’ta “Barış Konseyi” girişiminin tüzüğünü imzalarken (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Davos’ta “Barış Konseyi” girişiminin tüzüğünü imzalarken (Reuters)
TT

ABD’nin Gazze planı neden zorunlu göç kaygısını artırıyor?

ABD Başkanı Donald Trump, Davos’ta “Barış Konseyi” girişiminin tüzüğünü imzalarken (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Davos’ta “Barış Konseyi” girişiminin tüzüğünü imzalarken (Reuters)

Gazze’yi “modern bir kıyı kenti”ne dönüştürmeyi amaçlayan ABD planının yeniden gündeme gelmesi, bölgedeki demografik dengelere ilişkin kaygıları da beraberinde getirdi. Şarku’l Avsat’a konuşan Mısırlı ve Filistinli gözlemcilere göre bu girişim, Filistinlilerin zorla yerinden edilmesi riskini barındırırken, uzmanlar Washington’un “Yeni Gazze” tasarımının Arap-İslam dünyasının benimsediği yeniden imar planı karşısında sahada karşılık bulmasının zor olduğunu vurguluyor.

ABD, yıkıma uğrayan Filistin topraklarının yeniden inşasını hedefleyen “Yeni Gazze” planını kamuoyuna açıkladı. Davos’ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu kapsamında gerçekleştirilen “Yeni Küresel Barış Konseyi” imza töreninde, Akdeniz kıyısı boyunca uzanan gökdelenler, Refah bölgesinde yer alacak konut projeleri ile yeni yerleşim, tarım ve sanayi alanlarının aşamalı gelişimini gösteren bir harita sunuldu.

ABD Başkanı Donald Trump, perşembe günü Davos’ta “Barış Konseyi”ni resmen başlattı. Konseyin ilk aşamada Gazze’de ateşkesin kalıcı hale getirilmesine, yeniden imar çalışmalarına ve Hamas’ın silahsızlandırılmasına odaklanacağını belirten Trump, ilerleyen dönemde daha geniş bir rol üstleneceğini söyledi. Trump, konseyin “Birleşmiş Milletler ile iş birliği içinde çalışacağını” da ifade etti.

Gazze’de “büyük bir başarı” elde edeceklerini savunan Trump, “Ben bir emlakçıyım; her şey Gazze’nin konumuyla ilgili” dedi. Trump, “Deniz kıyısında bir yerden söz ediyoruz. Bu alan pek çok insan için çok şey ifade edebilir” ifadelerini kullandı.

ABD’nin açıkladığı “ana plan” haritasında, “kıyı turizmi” için ayrılmış bir bölge, 180 kule, çeşitli “konut alanları”, “sanayi kompleksi, veri merkezleri ve ileri üretim tesisleri”, “parklar ile tarım ve spor alanları” yer aldı. Plan ayrıca Mısır sınırına yakın bir bölgede yeni bir liman ve havalimanı inşasını ve Mısır, İsrail ve Gazze sınırlarının kesiştiği noktada “üçlü sınır kapısı” oluşturulmasını öngörüyor.

vfdvfd
Gazze Şeridi’nde ateşkes anlaşmasının imza töreni, Şarm eş-Şeyh (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

ABD planına göre Gazze Şeridi’nin yeniden geliştirilmesi dört aşamada gerçekleştirilecek; süreç Refah’tan başlayarak kademeli biçimde kuzeye, Gazze kentine doğru ilerleyecek.

Uluslararası Filistin’i Destekleme Kurumu Başkanı Salah Abdülati, “Yeni Gazze” planının zorunlu göç riskini yeniden gündeme getirdiği uyarısında bulundu. Abdülati, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “ABD planı iddialı, ancak Gazze halkının yerinden edilmesine yönelik bir projenin vitrini olmasından endişe ediliyor” dedi.

Abdülati, Trump yönetiminin planının Filistinli grupların silahsızlandırılmasına, Gazze’nin yeniden yapılandırılmasına ve mülkiyetlerin yeniden dağıtılmasına bağlı olduğunu belirterek, bunun “yeniden göç kapısını aralayabileceğini” savundu. Planın, Gazze’yi halkının denetimi dışında bir ekonomik bölgeye dönüştürmeyi hedeflediğini ifade etti.

Buna karşılık Kahire Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü öğretim üyesi Tarek Fahmi, Washington’un “Yeni Gazze” vizyonunu “Amerikan temennileri” olarak nitelendirdi. Fahmi, Gazze için hazırlanmış “Arap-İslam yeniden imar planının” daha kapsamlı ve uygulanabilir olduğunu söyledi.

Arap Birliği, Mart ayında Mısır tarafından hazırlanan Gazze’nin yeniden imar planını kabul etmiş, plan daha sonra İslam İşbirliği Teşkilatı tarafından da onaylanmıştı. Söz konusu plan, Filistinlilerin yerinden edilmeden erken toparlanma ve yeniden imar sürecini hedefliyor.

Fahmi, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, “ABD planı ile Arap planı arasında doğrudan bir çelişki yok, ancak iki plan arasında bir tamamlayıcılık da bulunmuyor” dedi. Kahire’nin, ABD himayesinde uluslararası bir yeniden imar konferansı düzenlemek için çalıştığını aktardı.

Mısır, Gazze’nin yeniden inşası için uluslararası bir konferansa ev sahipliği yapacağını açıklarken, Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, Şarm eş-Şeyh’te düzenlenen Barış Zirvesi sırasında ABD Başkanı’nı konferansa katılmaya davet etti.

Mısır ve Arap ülkeleri, Gazze’nin mevcut yönetimi için kurulan bağımsız komitenin etkinleştirilmesine odaklanıyor. Fahmi’ye göre, komitede Filistinli bir ortağın yer alması, Gazze’de barış planının devamı açısından önemli bir kazanım niteliği taşıyor.

ABD Başkanı’nın geçen hafta duyurduğu kararla kurulan ve Ali Şaş’ın başkanlığını yaptığı Filistinli “teknokrat komite”, Gazze’nin yönetimini devralmak üzere çalışmalarına başladı.

Salah Abdülati ise Arap ve İslam dünyası tarafından kabul edilen planın Filistinliler için en uygun seçenek olduğunu vurguladı. Bu planın zorunlu göçü engellediğini, kısa bir zaman dilimi içinde yeniden imarı mümkün kıldığını ve Filistinlilerin sürece gerçek anlamda katılımını sağladığını belirtti. Abdülati, ABD planının ise Filistinlileri yeterince dahil etmemesi nedeniyle çok sayıda engelle karşılaşacağını söyledi.

Öte yandan Trump’ın Şubat ayında yaptığı ve Gazze’yi “Ortadoğu’nun Rivierası”na dönüştürmeyi, Filistinlileri başka bölgelere yerleştirmeyi öngören açıklamaları, Mısır ve birçok Arap ülkesi tarafından sert biçimde reddedilmişti.

Trump, o dönemde yaptığı açıklamada, “ABD Gazze Şeridi’nin kontrolünü üstlenecek. Bölgede bulunan patlamamış mühimmatları ve tehlikeli silahları temizleyeceğiz. Bu alanı devralacak, geliştirecek, binlerce istihdam yaratacağız. Ortadoğu’nun tamamının gurur duyacağı bir yer olacak” demiş ve Gazze’nin “Ortadoğu’nun Rivierası”na dönüşeceğini savunmuştu.