Amr Musa, Şarku'l Avsat'a konuştu: Saddam Kuveyt’ten sonra Suriye’yi işgal edecekti

Amr Musa Şarku'l Avsat'a konuştu: Yara henüz iyileşmedi ve Irak'ın düşüşünün arkasında siyasi yanlış hesap var

Amr Musa (Getty Images)
Amr Musa (Getty Images)
TT

Amr Musa, Şarku'l Avsat'a konuştu: Saddam Kuveyt’ten sonra Suriye’yi işgal edecekti

Amr Musa (Getty Images)
Amr Musa (Getty Images)

Kıdemli diplomat Amr Musa ile yapılan görüşme, her zaman canlı bir tarihin köşelerini aydınlatan detaylar taşıyor. Musa, ister Mısır diplomasisinin başında olduğu on yıl (1991-2001) ister Arap Birliği Genel Sekreteri olduğu fırtınalarla dolu başka bir on yıl (2001-2011) olsun, onlarca yıldır Arap siyasetinin gidişatının yapıcısı ve tanığıydı. Amr Musa, Şarku’l Avsat ile yaptığı bu röportajda, ABD'nin Irak'ı işgalinden (2003) yirmi yıl sonra, zamanın penceresinden bakıyor. “Yaraları henüz iyileşmedi” dediği o belirleyici olay, işgale giden yola ve bu nedenle Arap yapısını etkileyen çatlaklara yansıyor. Politikacının becerisi ile diplomatın bilgeliğini, bir entelektüelin akılcılığı ile Arap vatandaşının coşkusu ve acısını karıştırarak olayı yeniden okuyor.
Amr Musa, ABD'nin Irak'ı işgaliyle ilgili hatıralarında, olayların gelişimini doğru okumak için gerekli gördüğü bir önceki işgalden, Irak'ın Kuveyt'i işgalinden (1990-1991) yola çıkıyor. Bu işgal, “Saddam Hüseyin'in yayılmacı projesi hakkındaki gerçeği ortaya çıkardı. Arap sistemi açıkça dengesizdi ve Saddam'ın yayılmacı emellerine bir Arap kılıfı oluşturmak için çekmeye çalıştığı ülkeler arasında bile bir şüphecilik durumu yaydı. Bunların başında Mısır geliyordu” dedi.
Musa, Kuveyt'i özgürleştirmek için kurulan Arap ve uluslararası ittifakın “bölgenin güvenliği konusunda yeni bir gerçeklik oluşturduğuna ve Saddam'ın emellerine son verdiğine” inandığını ifade ediyor. Musa bu emellerin “Kuveyt'le sınırlı kalmadığını, Baas hareketinin hakimiyetine bağlı nedenlerle genişleme planının bir sonraki durağının Suriye olduğunu ve siyasetçilerle diplomatlar arasında Baas'ın daha sonra tüm Körfez ülkelerine doğru hareket edeceğine dair ortak varsayımlar bulunduğunu” vurguladı.

Derin dönüşümler
Musa, Kuveyt'in işgalinden ABD'nin Irak'ı işgaline kadar olan dönemin getirdiği bazı değişiklikler karşısında duraksıyor ve şöyle diyor: “11 Eylül 2001 olayları, ‘o sırada Irak rejiminin okuyamadığı’ bu dönüşümlerin ön saflarında yer aldı. Söz konusu olay ABD politikasının gidişatını değiştirdi ve ABD'yi güç kullanımına başvurmaya yöneltti.”
Arapların ABD işgalinden önceki durumun ciddiyetinin ne kadar farkında olduğu konusunda Musa, “Arap karar merciinin önünde net bilgiler vardı. Hatta ABD'nin işgali tamamlamaya hazırlandığı, Iraklı muhalif liderlerin ABD ile koordinasyon içinde olduğu gibi bilgiler kamuoyuna da yansıdı. Arap istihbarat servisleri de bu yönde faaliyet gösteriyordu” ifadelerini kullandı.
“Saddam Hüseyin'in o dönemde bağımlı hale geldiğini ve Washington'ın askeri müdahalesini gerçekleştirmeyeceğine inandığını düşünüyorum. Bu garip bir konu. Bir halkın ve kadim bir ülkenin kaderi için bir risk” ifadelerini kullanan Musa, buna mukabil “Arap liderlerinin çoğunun ya Saddam'ın kaderini umursamadıkları ya da onun başına gelecekleri hak ettiğini gördükleri ve bekledikleri de açıktı” dedi.

Cehennemin kapıları
ABD işgalinden kaçınmaya çalışmak için ‘zamana karşı yarışta’ Arap Birliği Genel Sekreteri olarak oynadığı rol hakkında, “Bu konudaki kararın Washington'da çoktan alındığını” gördüğünü söyleyen Musa “O gergin atmosferde, Arap Birliği rolünden ve kapsamlı Arap çıkarlarını savunma misyonundan kaynaklanan mülahazalara göre hareket etti. Birçok uluslararası medyada yer alan ünlü bir açıklamamda dedim ki, Irak'ın işgali cehennemin kapılarını açacaktır.”
İkinci yol, işgalden 14 ay önce harekete geçmekti. Ocak 2002'de Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin ile “Irak'ın kitle imha silahlarına veya nükleer reaktörlere sahip olmadığının doğrulandığı” ve Irak'ın herhangi bir şekilde hedef alınmasını önlemek için uluslararası müfettişlerin ziyaretlerini sürdürme ihtiyacının vurgulandığı bir toplantıda bir araya geldim. Saddam bana, “Amr kardeş, senin milliyetçiliğine ve Araplığına ve Irak'a karşı komplo kurmayacağına güveniyorum” dedi. O sırada kendisine (Saddam'a) bu mesajı (Irak'ın kitle imha silahlarına sahip olmadığı mesajını) Arap Birliği Genel Sekreteri sıfatıyla Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri'ne ileteceğimi söyledim. O dönemde BM Genel Sekreteri Kofi Annan'dı. Saddam bana “Irak adına konuşmaya yetkin var” dedi.
Musa'nın dediği üçüncü yol, ABD’liler dünya kamuoyunu savaş kararına hazırlama yolunda ilerlerken, 2002 sonbaharında durumu kurtarmak için bir dizi Arap ve uluslararası istişarelerin ve hamlelerin uygulanmasına dayanıyordu. Musa, “Bu çabalar sayesinde tehlikeyi bitirmeyi değil savuşturmayı başardık” diyor.
19-20 Mart 2003 gecesi işgal başladığında Arap Birliği içindeki atmosferle alakalı olarak Musa şunları söyledi: “Arap Birliği Konseyi benim isteğim üzerine daimî toplantı halindeydi ve işgal günü biz de farklı duygularla gelen haberleri takip ediyorduk. Direniş haberi orada bulunanlarda heyecan uyandırırken, Irak Enformasyon Bakanı Muhammed Said es-Sahaf'ın açıklamaları onları güldürdü. Ancak hepimiz olanların, Bağdat'ın düşmesinden yaklaşık iki hafta sonra olan tek bir kadere yol açacağını hissettik.”
Musa, ABD'nin Irak'ı işgalinden bahsederken Haziran 1967'deki gerilemenin yıldönümü olarak anılmasının nedeni hakkında şunları söylüyor: “Aralarındaki ortak nokta siyasi hesap hatası. 1967'deki yanlış hesap, Ekim 1973 savaşı için iyi bir hazırlık ve planlamayla giderildi. Oysa Saddam Hüseyin davasındaki siyasi yanlış hesap baştan beri mevcuttu.”

ABD askerleri, 14 Nisan 2003'te rejim devrildikten sonra Saddam Hüseyin'in resmiyle Bağdat havaalanında (AFP)

Irak'ın ‘kaçırılması’
Arap Birliği eski Genel Sekreteri, işgalin ardından Irak'ın içine girdiği ‘topyekûn kaos durumuna’ değinerek, bunun “Irak'ı kaçırma planı olduğundan emin olduğunu” ifade etti. Musa, “Benim için kesin olan şey, Irak'ı kaçırma ve Arap kimliğini elinden alma girişiminin, Irak'ın içinden ve Irak'ın komşularından bazı siyasi unsurların ellerinde güç ve zulümle gerçekleştiğidir. Burada İran'ı kastediyorum. Irak'ın başka bir Irak haline gelmesi ve İran'ı Irak'tan güçlendirmek büyük bir stratejik hataydı” dedi.
“Iraklıların işgalden sonra karşılaştıkları ilk şey kimlik oldu. Arap birliği o dönemde, Irak'ın tüm bileşenlerinin ilk kez bir araya getirilmesinde çok önemli bir rol oynadı” diyen Musa bu bağlamda, o dönemde tartışılan Irak anayasasında Arap kimliğini korumak için yaptığı kişisel müdahaleyi hatırlıyor. “Irak'ın Arap yüzünü koruma” konusundaki siyasi akımları ve mezhepsel eğilimleri ne olursa olsun “Irak'ın yeni liderleri” ile koordinasyon sağlamadaki başarısı ve “hepsinin Arap aidiyetini kabul ettiğini ve onu reddetmenin veya yok etmenin çıkarlarına olmadığına inandıklarını” kaydediyor.
Amr Musa, “ABD işgalinin yaralarının” 20 yıl sonra iyileşip iyileşmediği konusunda ise kararlı bir şekilde, “Kesinlikle hayır” yanıtını veriyor. “Irak, kurumlarının yıkılmasına ve bileşenlerinin yırtılmasına maruz kaldı ve yeniden inşa etmek için zaman gerekiyor. Irak bugün net bir yolda ilerliyor ve ciddi bir reform arzusu var. Bu reformun temel direklerinden biri de kendisini Arap dünyasının bir parçası olarak görmektir.”
Musa, “21. yüzyılın değişikliklerine uygun ve ortak çıkarlara dayalı yeni bir Arap milliyetçiliği vizyonu sunma” çağrısında bulunuyor. Musa, “Gördüğüm şey, sona geldiğimiz ve duyguların, tezahüratların, sloganların ve sokak ajitasyonunun geçmişte kaldığı, geleceğin ortak çıkar ve Arap vatandaşlarının koşullarında reform ve iyi yönetim gibi sütunlara dayanması gerektiğidir. İyi yönetimin yokluğu, Arap dünyasını yaratıcı kaos yaratmak için verimli bir zemin haline getirdi.”
Arap Birliği'nin eski Genel Sekreteri, Batı ile İran arasındaki mevcut gerilimler ışığında Irak işgalinin bölgesel olarak tekrarlanıp tekrarlanmayacağı konusunda şunları söylüyor: “Siyasi yanlış kararlar aynı sonuçlara yol açar. Birinin aynı hataları yapıp olumlu sonuçlar beklemesi düşünülemez.”
“İran şimdi mercek altına alındı ​​ve İsrail hükümetinin ve aynı yönde hareket eden bazı çevrelerin İran'a müdahale çağrıları var” diyen Musa, ABD'nin Irak'ı işgalinden çıkan dersin “herkes için halen geçerli” olduğuna inandığını ifade ederek, “Yine de herkes için iyidir. Yani hiçbir hükümdarın veya devletin gücünü abartmaması ve zor kullanarak kibirden kaçınılması gerekir. Büyüklerle oynamak tehlikelidir ve kararlılık anlarında, yalnızca anavatanınızdaki ve bölgenizdeki genel kabul sizi koruyacaktır” dedi.
Musa sözlerine şöyle devam etti: “İran'ın bölgedeki istikrarsızlaştırıcı davranışı kabul edilemez. İranlıların dört Arap başkentini yönetmekten bahsetmeleri Araplara karşı kabul edilemez bir hakarettir ve şimdiye kadar kimse bunun için özür dilemedi. Tahran'dan yönetilecek beşinci bir Arap başkenti olacağını düşünmüyorum.”
Musa, ABD'nin Irak'ı işgalinden 20 yıl sonra bölgesel ve uluslararası arenayla ilgili olarak şunları söylüyor: “Gelmekte olan bir soğuk savaş var. Bir Batı-Rusya savaşı, bir ABD-Çin savaşı ve çeşitli savaşlar. Arap ülkeleri şu anda küresel siyasi ağırlık açısından zayıf. Biz daha büyük bir küresel hareketin, Küresel Güney (Global South) hareketinin parçası olmalıyız. Bu yolda yanımızda Hindistan, Brezilya ve diğer ülkeleri bulacağız. Bu da bu grupların henüz olgunlaşma aşamasında olduğunu gösteriyor.”



EŞ-Şara, Erdoğan ve Macron ile yaptığı iki ayrı telefon görüşmesinde Halep'teki son gelişmeleri ele aldı

Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş Şara (Arşiv -Reuters)
Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş Şara (Arşiv -Reuters)
TT

EŞ-Şara, Erdoğan ve Macron ile yaptığı iki ayrı telefon görüşmesinde Halep'teki son gelişmeleri ele aldı

Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş Şara (Arşiv -Reuters)
Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş Şara (Arşiv -Reuters)

Suriye Cumhurbaşkanlığı dün akşam yaptığı açıklamada, Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'nın, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile yaptığı iki ayrı telefon görüşmesinde Halep'teki son gelişmeleri ve istikrarı güçlendirme yollarını görüştüğünü duyurdu.

Cumhurbaşkanlığı açıklamasında, eş-Şara'nın Erdoğan'a "Suriye milli ilkelerini, bunların başında da devlet egemenliğinin tüm topraklara yayılması ilkesini" teyit ettiğini ve "mevcut önceliğin sivilleri korumak, Halep'in çevresini güvence altına almak ve yeniden yapılanma sürecini engelleyen yasadışı silahlı varlığı sona erdirmek" olduğunu vurguladığını ifade etti.

Suriye Cumhurbaşkanlığı ayrı bir açıklamada, eş-Şara'nın Fransız Cumhurbaşkanı ile ikili iş birliğinin geliştirilmesi ve Suriye ile bölgedeki son gelişmeler hakkında görüştüğünü ve Suriye'nin Fransa'ya "istikrar yolunu desteklemedeki rolü, ulusal bütünleşmeyi destekleme ve Suriye devletinin egemenliğini tüm topraklarına yayma yönündeki Fransız çabaları" için minnettarlığını ifade ettiğini belirtti.

Açıklamada, Suriye Devlet Başkanı'nın Halep'teki devlet çalışmalarını da gözden geçirdiği ve sivillerin korunmasının ve şehrin çevresinin güvenliğinin sağlanmasının normale dönüşün sağlanması için en önemli öncelik olduğunu vurguladığı belirtildi. Eş-Şara, "devletin Suriye halkının tüm kesimlerini, özellikle de ulusal dokunun ayrılmaz bir parçası ve Suriye'nin geleceğinin inşasında kilit ortak olan Kürt kesimini korumadaki ulusal ve egemen rolünü" vurguladı.


Gazze’de ikinci aşama: Trump, Hamas’ın silah bırakmasını beklemeyecek

İsrail ordusunun en az 70 bin Filistinliyi katlettiği Gazze'de Hamas, son İsrailli rehinenin cesedinin yerini tespit etmeye çalışıyor (AP)
İsrail ordusunun en az 70 bin Filistinliyi katlettiği Gazze'de Hamas, son İsrailli rehinenin cesedinin yerini tespit etmeye çalışıyor (AP)
TT

Gazze’de ikinci aşama: Trump, Hamas’ın silah bırakmasını beklemeyecek

İsrail ordusunun en az 70 bin Filistinliyi katlettiği Gazze'de Hamas, son İsrailli rehinenin cesedinin yerini tespit etmeye çalışıyor (AP)
İsrail ordusunun en az 70 bin Filistinliyi katlettiği Gazze'de Hamas, son İsrailli rehinenin cesedinin yerini tespit etmeye çalışıyor (AP)

İsrail ordusunun en az 70 bin Filistinliyi katlettiği Gazze'de Hamas, son İsrailli rehinenin cesedinin yerini tespit etmeye çalışıyor (AP)

ABD, Hamas'ın silah bırakmasını beklemeden Gazze'de ateşkes sürecinin ikinci aşamasına geçmeyi planlıyor.

Tel Aviv yönetimi, Hamas İsrailli polis memuru Ran Gvili'nin naaşını iade edip silah bırakmayı kabul edene kadar Gazze barış sürecinde ikinci aşamaya geçmeyeceklerini bildirmişti.

Ancak adlarının paylaşılmaması şartıyla Times of Israel'e konuşan yetkililer, ABD'nin bunlar gerçekleşmeden ikinci aşamaya bir an evvel geçmek istediğini belirtiliyor.

Kaynaklara göre ABD Başkanı Donald Trump, geçen hafta İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'yla yaptığı görüşmede hem Hamas'ın silah bırakmasını hem de Gvili'nin cesedinin ailesine geri gönderilmesini istediklerini söyledi. Ancak bunların ateşkesin ikinci aşamasına geçiş için şart olarak görülemeyeceğini ifade etti.

10 Ekim'de devreye giren ateşkes ve rehine takası anlaşmasının garantörleri Türkiye, Mısır ve Katar'ın, Hamas'ın kademeli bir silah bırakma planını kabul edeceğini Washington'a ilettiği belirtiliyor.

Bu plana göre Filistinli örgüt önce ağır silahlarını teslim edecek, daha sonra hafif silahlar için geri alım programı başlatılacak. Kaynaklar, gelecek haftalarda bu mekanizmanın devreye girmesinin hedeflendiğini söylüyor.

Ancak Tel Aviv'in böyle bir çerçeveyi onaylayıp onaylamayacağı belirsiz. Hamas, Filistin devletinin kurulmasıyla sonuçlanacak bir süreç başlatılmadan silah bırakmayacağını bildirmişti. İsrail ise iki devletli çözüme yanaşmadığını defalarca duyurmuştu.

20 maddelik barış planının ilk aşamasında taraflar arasında rehine takası gerçekleştirilmiş, İsrail askerleri belirlenen "sarı hatta" geri çekilmişti. İsrail ordusu Gazze Şeridi'nin yaklaşık yüzde 53'ünü kontrol ediyor.

İkinci aşamadaysa Hamas'ın silah bırakması ve Gazze'nin geleceğinde söz sahibi olmaması isteniyor. Gazze Şeridi'nin yönetiminin Hamas mensubu olmayan Filistinlilerin yer alacağı bir teknokratlar komitesine geçici olarak devredilmesi planlanıyor. Trump'ın başkanlık edeceği Barış Kurulu'na ek olarak bölgeye Uluslararası İstikrar Gücü'nün (ISF) konuşlandırılması öngörülüyor.

Analizde, Trump'ın Barış Kurulu'nu ve teknokratlar komitesini gelecek hafta açıklamayı planladığı yazılıyor. Beyaz Saray ilk etapta bu açıklamayı geçen ay yapmayı planlamış ancak Hamas'la İsrail arasındaki anlaşmazlıklar çözülemediği için vazgeçmişti.

İsrail medyasında geçen ay çıkan haberlerde, Trump'ın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı Barış Kurulu'nda görmek istediği aktarılmıştı.

Türkiye'nin hem Barış Kurulu'nda yer alması hem de ISF'ye asker göndermesi için ABD'nin Tel Aviv'e baskıyı artırabileceği belirtilmişti. Washington'ın, Ankara'nın ISF'ye asker göndermese bile güvenlik gücünün komuta yapısında yer almasını istediği de yazılmıştı.

Trump, Azerbaycan ve Endonezya'ya da ISF'ye katılma çağrısı yapmıştı. Azerbaycan lideri İlham Aliyev, bu haftaki açıklamasında "Arap ülkelerinin meselelerini Arap devletleri çözmelidir" diyerek Gazze'deki uluslararası misyonlara katılmayacaklarını duyurmuştu.

Independent Türkçe, Times of Israel, Caspian Post


Halep’te çatışmaların merkezindeki mahalleler olan Şeyh Maksud ve Eşrefiye nasıl Kürt Mahallesi olarak anılmaya başlandı?

2013 yılında Halep’in Eşrefiye Mahallesi’nde Araplar ve Kürtlerin birlikte yer aldığı sivil hareketten bir kare (Akil Hüseyin arşivi).
2013 yılında Halep’in Eşrefiye Mahallesi’nde Araplar ve Kürtlerin birlikte yer aldığı sivil hareketten bir kare (Akil Hüseyin arşivi).
TT

Halep’te çatışmaların merkezindeki mahalleler olan Şeyh Maksud ve Eşrefiye nasıl Kürt Mahallesi olarak anılmaya başlandı?

2013 yılında Halep’in Eşrefiye Mahallesi’nde Araplar ve Kürtlerin birlikte yer aldığı sivil hareketten bir kare (Akil Hüseyin arşivi).
2013 yılında Halep’in Eşrefiye Mahallesi’nde Araplar ve Kürtlerin birlikte yer aldığı sivil hareketten bir kare (Akil Hüseyin arşivi).

Halep doğumlu Suriyeli aktivist ve gazeteci Akil Hüseyin, bugün Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile Suriye hükümeti arasında çatışmaların yaşandığı Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerine ilişkin tanıklığını Şarku'l Avsat'a anlattı. Hüseyin, Mart 2011’de Suriye devriminin başlamasının ardından sivil harekete katıldığını ve kentin özellikle doğu kesiminde sahada gelişmeleri izlediğini ifade ediyor.

Kısa süre önce Halep’i temsilen Halk Meclisi’ne seçilen Hüseyin’in bu tanıklığı, SDG yanlılarının öne sürdüğü anlatının aksine, Halep’teki Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinde nüfus çoğunluğunun Kürtlerden değil Araplardan oluştuğunu vurguluyor.

cdfrgt6y
Halep kentinin haritası; üzerinde Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahalleleri görülüyor (Sosyal medya)

Son yıllarda “Kürt mahalleleri” olarak tanınan bu iki bölge, yaklaşık 50 yıl öncesine kadar Süryani ve Ermeni yoksul Hristiyanların yaşadığı küçük yerleşim alanlarıydı. Daha sonra Halep kırsalının kuzey ve doğusundan, aralarında Afrin, Cinderes ve Ayn el-Arab (Kobani) sakinlerinin de bulunduğu, şehirde daha iyi bir yaşam arayan aileler için; konut maliyetlerinin görece düşük olması ve sanayi bölgelerine yakınlığı nedeniyle makul bir tercih hâline geldi.

Birçok kişinin bu iki mahalleye Kürt kimliği atfetmesinin temel nedeni, Halep kentinde ilk kez bu denli büyük bir Kürt nüfusunun aynı bölgede bir araya gelmiş olmasıydı.

1970’li yıllara kadar Halepliler, Şeyh Maksud’u “Cebel es-Seyyide” (Meryem Ana Tepesi) adıyla biliyordu. Ancak Kürtlerin yoğunlaşmaya başladığı bu bölgede, Kürt kökenli bir sufi şeyhin adını taşıyan “Şeyh Maksud” camisinin inşa edilmesinin ardından, bu isim mahalle için yaygın biçimde kullanılmaya başlandı. Komşu Eşrefiye Mahallesi ise aynı dönemde, Hristiyanların yaşadığı Süryaniler Mahallesi’nin plansız bir uzantısı olarak ortaya çıktı.

Halepliler, bu iki mahallenin siyasi anlamda Kürtlerin merkezi hâline geldiğini ilk kez 2004 yılında, Kamışlı Olayları olarak bilinen süreçte fark etti. O dönemde Cezire bölgesindeki Kürt ayaklanmasıyla eş zamanlı olarak Eşrefiye ve Şeyh Maksud’da Kürt siyasi parti kadroları ile güvenlik güçleri arasında çatışmalar yaşandı.

dfrgt
Ekim 2024’te Halep’in Şeyh Maksud Mahallesi’nde, PKK lideri Abdullah Öcalan’a ait fotoğraf ve kitapların yer aldığı bir sergi

Bundan önce Kürtlerin bu mahallelerdeki en belirgin görünürlüğü, Suriye’de uzun süre yasaklı olan Nevruz kutlamaları sırasında ortaya çıkıyordu. Kutlamalar esnasında, özellikle Esad rejiminin 1980’lerden itibaren kendisine muhalif Kürt siyasi hareketlerini kontrol altında tutmak için kullandığı PKK unsurlarıyla güvenlik güçleri arasında zaman zaman gerginlikler yaşanıyordu.

2011’de Beşşar Esad rejimine karşı halk ayaklanmasının başlaması ve rejimin Kürtleri muhalefetten uzak tutma çabaları kapsamında, Suriye istihbaratı 2012 yılında bu iki mahalleyi Kürtlere devretti. Böylece bölgeler kademeli olarak rejimin denetiminden çıktı ve sonunda, ülkenin kuzeydoğusundaki Kürt çoğunluklu kentlerde olduğu gibi SDG’nin iç güvenlik gücü olan Asayiş aracılığıyla SDG’nin kontrolüne girdi.

asdfr
2014 yılında Halep’te gerçekleşen bombardıman sonucu oluşan yıkım (Reuters).

Başlangıçta Eşrefiye Mahallesi, Arap ve Kürt önde gelen aktivistlerin yer aldığı “Kardeşlik Koordinasyonu”nun öncülüğünde dikkat çekici bir barışçıl sivil harekete sahne oldu. Ancak üyeleri kısa sürede, rejimden devraldığı bölgelerde devrimle bağlantılı her türlü faaliyeti bastıran PKK’nın Suriye kolu tarafından takibe alındı. Bu yapı, bölgede tam denetim sağlayan güvenlik ve polis aygıtları ile asker devşirme merkezleri kurdu. Bu durum, iki mahallenin “Kürt mahalleleri” olarak algılanmasını daha da pekiştirdi.

yuı
Halep kırsalındaki Tel Rıfat’ta, Eş-Şam rejimi ile SDG ve muhalif gruplar arasındaki çatışmalara sahne olan evinin enkazını kaldıran bir Suriyeli vatandaş (AP)

Ancak SDG ile Suriye muhalefeti arasındaki ilişkilere en ağır darbe, 2016’nın sonunda geldi. Bu dönemde SDG, Beşşar Esad güçleriyle iş birliği yaparak Halep’in doğu kesiminin kontrolünü ele geçirdi. Operasyon, bölge nüfusunun büyük bölümünün yerinden edilmesi ve yapıların büyük ölçüde yıkılmasıyla sonuçlandı.

Daha sonra SDG, Lübnan Hizbullahı ve İran Devrim Muhafızları ile birlikte Halep’in kuzey kırsalındaki Sünni Arap yerleşimlerinin kontrolünü ele geçirdi. Özellikle Tel Rıfat kentinde nüfusun neredeyse tamamı yerinden edildi ve bu bölge de SDG’nin bir parçası olarak anılmaya başlandı.

Bugün ise Halep’te, SDG’nin Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerini Suriye hükümetine devretmeyi reddetmesi nedeniyle yaşanan gerilim sürerken, SDG yanlıları bu mahallelerin “Kürt kimliğini” kanıtlamaya yönelik yeni bir medya kampanyası yürütüyor. Oysa bölgede, Bakara (Baggara) aşireti ve Batuş kabilesi başta olmak üzere on binlerce Arap yaşarken, varlığı inkâr edilemeyecek ölçüde bir Kürt nüfus da bulunuyor.