Rusya ve Çin arasındaki ortaklık sınırdaki şehirlerde bozuluyor mu?

Çin ve Rusya devlet başkanları geçen yıl Pekin’de düzenlenen bir zirvede (AP)
Çin ve Rusya devlet başkanları geçen yıl Pekin’de düzenlenen bir zirvede (AP)
TT

Rusya ve Çin arasındaki ortaklık sınırdaki şehirlerde bozuluyor mu?

Çin ve Rusya devlet başkanları geçen yıl Pekin’de düzenlenen bir zirvede (AP)
Çin ve Rusya devlet başkanları geçen yıl Pekin’de düzenlenen bir zirvede (AP)

Moskova ve Pekin, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının patlak vermesinden yıllar önce, iki küresel güç arasında karşılıklı refah ve yakın ortaklığa kapı açmak amacıyla Çin-Rusya sınırındaki şehirlere büyük yatırımlar yaptı.
Ancak salgının yeniden yayılması ve Çin’in hastalığın yayılmasını kontrol altına almak amacıyla sınırları kapatmasının ardından durum değişmiş gibi görünüyor.
Aynı şekilde Ukrayna’yı işgali sonrası Rusya’ya uygulanan ekonomik yaptırımların ardından bu sınır şehirlerinde Moskova ile Pekin arasındaki ortaklığın ‘aşındığına’ dair bazı işaretler görülmeye başladı.
Şarku’l Avsat’ın Wall Street Journal gazetesinden aktardığı analize göre, Rusya’nın Blagoveşçensk şehrinin sınır komşusu olan Çin’in Heihe şehrinde Uluslararası Ticaret Merkezi bulunuyor.
Kürk, deri mont ve ayakkabı arayan Rus müşteriler arasında popüler olan üç katlı bu alışveriş merkezi şimdi büyük ölçüde boş ve açık olan dükkanlar zemin katın sadece yarısını kaplıyor.
Bu merkezde mağazası olan Yang Wen (47), “Ruslar, Ukrayna savaşının ardından Batı’nın uyguladığı yaptırımlar nedeniyle ekonomik kriz yaşıyor. Bu nedenle şu anda buradan alışveriş yapacak kadar paraları yok. Buna, salgın sırasında Rus müşterilerin tamamen ortadan kaybolmasına yol açan sınırların kapatılması da eklendi” dedi.
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Rus mevkidaşı Vladimir Putin ile görüşmek üzere bugün Rusya’yı ziyaret ediyor.
Her ne kadar iki lider, daha önce beyan ettikleri gibi ‘iki ülke arasındaki dostluğun sınırı yok ve hiçbir alanda işbirliğine engel bir durum yok’ vurgusu yapsalar da, söz konusu analize göre perde arkasında iki ülke ilişkisini baltalayan ekonomik, siyasi, kültürel ve tarihi ihtilaflar var.
Rusya ile Çin arasındaki ticaret geçen yıl yüzde 30’dan fazla artarak 1,3 trilyon yuana (189 milyar dolar) ulaştı.
Çin gümrük verilerine göre bu, Çin ile ABD arasındaki ithalat ve ihracat değerinin yalnızca dörtte biri.
Çinli ve Batılı güvenlik analistleri, Çin’in şu anda çıkarları ve ekonomik durumunu iyileştirecek değişiklikler yapmaya çalıştığını söylüyor. Ancak bu, ‘askeri operasyonu’ da dahil olmak üzere uluslararası düzeni bozmaya çalışan Rusya ile ikili işbirliğini zorlaştırıyor.
Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin (UCM) geçtiğimiz hafta Putin için savaş suçları suçlamasıyla tutuklama emri çıkarmasından sonra işler daha da karmaşık hale geldi.
Çin’deki Şanghay Uluslararası Çalışmalar Enstitüsü’nden araştırmacı Zhao Long’a göre, Çin ile Rusya arasındaki ilişkiler ‘homojen bir blok’ olmaktan çok uzak.
Pekin açısından Moskova ile ilişkiler asla bu şekilde olmamalı.
Birçok yönden, Çin ve Rusya ekonomileri çok tamamlayıcı görünüyor.
Rusya, Çin’in endüstriyel ekonomisini desteklemek için ihtiyaç duyduğu doğal kaynakları ihraç ederken, Çin Rus tüketicilerin istediği malları satıyor.
Özellikle enerji cephesinde, Çin’in Ukrayna’nın işgalinden bu yana yaptığı petrol ve gaz alımları, Rusya’nın Batı yaptırımlarını atlatmasına yardımcı oldu.
Ancak, Rusya ve Çin arasında uzun bir güvensizlik geçmişi var.
Heihe’de, ‘Rus askerlerinin Çinlilere karşı yüzyıllardır sürdürdüğü saldırganlığı’ gösteren bir müze var.
Müze görevlilerinden biri, Rus vatandaşlarının hakarete uğrama korkusuyla müzeye girmelerine izin verilmediğini söyledi.
Müzenin sergilerinden biri, 1900 yılında bölgede binlerce Çinlinin Ruslar tarafından katledilmesini anlatıyor.
Ziyaretçiler sergiye girdiklerinde şu ifadeleri duyuyor;
“Bugün Rusya-Çin ilişkileri barışçıl bir hal aldı. Ancak Çin uyanık kalmalıdır. Bu tarihi asla unutamayız. Geride kalırsan yenilirsin.”
Güvenlik uzmanlarına göre, Rusya ve Çin’in aralarındaki tarihsel bölünmeler ve ihtilafları aşmasına büyük ölçüde yardımcı olan şey, ABD’nin adaletsizliğine ilişkin ortak düşünce.
Aynı zamanda, yaptırımlar Rusya’nın Çin’e olan ekonomik bağımlılığını artırıyor.
Çin Dışişleri Bakanı Chen Gang, Rusya-Çin ilişkilerini ‘yeni bir uluslararası ilişkiler türü’ olarak nitelendirerek övgüde bulundu.
Chen bu ay düzenlediği bir basın toplantısında, “Dünya ne kadar istikrarsız hale gelirse, Çin ve Rusya’nın ilişkilerini sarsılmaz bir şekilde güçlendirmesi o kadar gerekli hale geliyor” dedi.
Ukrayna’nın işgalinden önce, Çin ile Rusya arasındaki ticaret işlemlerinin çoğu ABD doları veya euro cinsinden yapılıyordu.
Bu, savaştan sonra Batı yaptırımları ile kaldırıldı ve sonuç olarak, Çinli şirketler artık ödeme almakta zorlanıyor.
Yerel merkez bankası yetkilileri tarafından Rusya ile iş yapan Çin merkezli şirketlerle yapılan bir ankete göre, bu şirketlerin yüzde 60’ı, Ukrayna işgalinden sonra yaptırımlardan kaynaklanan lojistik ve mali engeller nedeniyle Moskova ile iş yapmayı bıraktı ya da zar zor iş yaptı.
Çin’in merkezindeki Çengçou şehrinde Rusya ile Çin arasındaki sevkiyatlar için bir lojistik şirketi işleten Henry Zhang, iki ülke arasındaki ticaretteki en büyük krizin deniz taşımacılığı olduğunu söyledi.
Henry konuya ilişkin değerlendirmesine şu ifadelerle devam etti;
“Rusya bir yıl önce Ukrayna’yı işgal ettikten sonra, birçok Batılı nakliye devi Rusya’ya mal sevkiyatını durdurdu. O zamandan beri, Çin’den Rusya’ya deniz taşımacılığı fiyatları önemli ölçüde arttı ve mevcut yük kapasitesinin ihtiyaç duyulanın beşte birine düştüğüne inanıyorum.”
Çin, Ukrayna’daki savaşın sona ermesi çağrısında bulundu, ancak Rusya’yı doğrudan eleştirmekten kaçındı. Bunun yerine Pekin, ABD’yi Ukrayna’ya silah sağlayarak savaşı körüklemekle suçladı.
Çin ve Rusya, 10 yılı aşkın bir süre önce sınırın bir bölümünü oluşturan Amur Nehri üzerinde bir demiryolu köprüsü inşa etme konusunda anlaşmıştı.
Anlaşmaya göre, köprünün Çin tarafı, Heihe’nin yaklaşık 300 mil güneydoğusundaki küçük Tongjiang şehrine bağlanacaktı.
Çin devlet medyasında çıkan haberlere göre, Çinliler yeni köprü üzerinde çalışmaya başlamış ve 2015 sonlarına doğru Çin bölümü şekillenmişti.
Ancak o sırada Pekin, Rusların kendi tarafında zar zor çalışmaya başladığını fark etti ve daha sonra Rusya’nın köprü yapımında gerekli olan para için mücadele ettiğini öğrendi.
Çinli yetkililer, 2017’de devlet medyasına yaptıkları açıklamada, “Çin’in egemen servet fonu, Rusya’ya köprü için gerekli miktarın ödenmesine yardımcı olmak için on milyonlarca dolar ödemeyi kabul etti” dedi.
Yerel yetkililere göre, böylece Rusya’nın köprü inşası için gereken maliyet sorunu tamamen çözüldü.
Yetkililer, köprünün bu olaydan bir yıl sonra tamamlanacağını düşündü ama geçen seneye kadar hizmete girmedi.
Oysa bu, Moskova’nın Batı’dan izolasyonla karşı karşıya kaldıktan sonra Çin ile artan ticaretinden faydalanması için uygun bir zamandı.
Ancak uzmanlar, Rusya’nın Çin’e artan bağımlılığının, iki ülke ilişkilerde herhangi bir aksama olması durumunda Rusya’yı riske atabileceği konusunda uyarıyor.
Şu anda Almanya’da yaşayan Rusya Merkez Bankası eski yetkilisi Alexandra Prokopenko, “Moskova’nın yuana artan bağımlılığı, iki ülke arasındaki ilişkilerin bozulması durumunda onu Çin’in önlemleri ve yaptırımlarına karşı daha savunmasız hale getiriyor” dedi.



Mısır, Addis Ababa'nın Kızıldeniz'e erişimine neden izin veremez?

Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
TT

Mısır, Addis Ababa'nın Kızıldeniz'e erişimine neden izin veremez?

Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)
Batu'da, Etiyopya'nın Orta Rift Vadisi'nde aşırı kullanım ve kirlilik nedeniyle uzun süredir sorunlu göllerden biri olan Dembel Gölü kıyılarına yaklaşan su aygırlarını merakla izleyen bir grup çocuk, 22 Mayıs 2025 (AFP)

Amr İmam

Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişim sağlama çabasının, Afrika Boynuzu sınırlarını aşıp çok ötesine uzanan yansımaları var. Bu büyük ölçüde, Kızıldeniz’e kıyısı olan devletlerin, küresel ticarette hayati öneme sahip bu damarda Etiyopya'nın herhangi bir dayanak noktasına sahip olmasına karşı kararlı muhalefetinden kaynaklanıyor.

Bu muhalefet, böyle bir gelişmenin istikrarsızlık dalgasına yol açacağına dair derin bir kanaatte dayanıyor. Son aylarda Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed’in bu konudaki söylemlerinin tonu gittikçe sertleşiyor. Abiy Ahmed, 14 Şubat'ta Addis Ababa'da düzenlenen 39. Afrika Birliği Zirvesi'nde yaptığı konuşmada, ülkesinin Kızıldeniz'e erişiminin Afrika Boynuzu'nun istikrarı için hayati önem taşıdığını savundu. Üç gün sonra, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı görüşmede de bu duruşunu yineledi.

Abiy Ahmed, Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişiminin engellenmesinin 130 milyonluk bir devlete haksızlık olduğuna inanıyor. Etiyopyalı yetkililer, ülkelerinin karayla çevrili coğrafyasının kendisini hayati ekonomik fırsatlardan mahrum bıraktığını ve kalkınmasını engellediğini vurguluyor.

Etiyopya'nın Kızıldeniz'de bir dayanak noktasına sahip olma konusundaki ısrarı, başta Mısır olmak üzere kıyı devletleriyle potansiyel bir çatışma olasılığını gündeme getiriyor

Ancak Etiyopya'nın anlatısı, bir deniz ticaret yolu arayışının ötesine geçip, Etiyopya'nın mevcut sınırları içinde Kızıldeniz’e kıyısı olmamasına rağmen, kıyılarında egemen bir varlığa sahip olmasına odaklanıyor. İşte artan endişe de bundan kaynaklanıyor.

fedvgf
Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli, Addis Ababa'daki Afrika Birliği genel merkezinde Sudan ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti ile ilgili düzenlenen Afrika Birliği Barış ve Güvenlik Konseyi toplantısında, 14 Şubat 2025 (AFP)

Böylesine bir varlık, bölgesel haritayı yeniden çizecek ve komşu ülkelerin toprak bütünlüğünü tehdit edecektir. Ayrıca, zaten köklü tarihi çekişmelerle dolu ve yeni bir patlamanın eşiğinde olan bir bölgede uzun süreli çatışmalara kapı açacaktır.

Eski yaralar

Etiyopya'nın Kızıldeniz'de bir dayanak noktasına sahip olma konusundaki ısrarı, başta Mısır olmak üzere kıyı devletleriyle potansiyel bir çatışma olasılığını gündeme getiriyor. Kahire ve Addis Ababa arasındaki anlaşmazlık, derin bir düğümü ve çok katmanlı bir iç içe geçişi yansıtıyor.

Mısır, Etiyopya'da doğan ve yaklaşık yüzde 85'i Etiyopya sınırları içinde yer alan Nil Nehri'nin denize döküldüğü yerdir. Bu hayati su yoluna yönelik herhangi bir tehdit, özellikle Etiyopya'nın Afrika'nın en uzun nehri üzerinde barajlar inşa etme çabaları göz önüne alındığında, Kahire'de derin endişeler uyandırıyor. Nehrin ana kolu olan Mavi Nil üzerinde Etiyopya’nın inşa ettiği Büyük Rönesans (Hedasi) Barajı devasa rezervuarında halihazırda zaten muazzam miktarda suyu tutuyor. Mısırlı yetkililer, bunun ülkeyi birincil tatlı su kaynağından mahrum ve şiddetli kuraklık riskine maruz bırakabileceğinden endişe ediyor.

Kahire, on yıldan fazla süredir Nil sularından yıllık payını garanti altına alacak bağlayıcı bir anlaşmaya varmak için çabaladı, ancak bu çabalar sonuçsuz kaldı ve 110 milyon Mısırlıyı memba ülkelerinin insafına bıraktı. Addis Ababa'nın pozisyonu, her zaman Nil'in diğer devletlerin yaşamlarının bağlı olduğu ortak bir gereklilik değil, egemen bir ulusal kaynak olduğu önermesine dayanıyor; bu duruş, müzakereleri defalarca çıkmaza soktu.

Meselenin boyutları ekonomik alanın ötesine uzanıyor. Kahire'nin bakış açısından, konu bölgesel dengelerin geleceğiyle ilgili ve mevcut haritaların belirli güçlerin çıkarlarına hizmet edecek şekilde yeniden çizilip çizilmeyeceği sorusunu gündeme getiriyor

Yıllar boyunca Mısır, Afrika Birliği, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler de dahil olmak üzere çok çeşitli arabuluculara başvurdu. Daha yakın zamanlarda, ABD Başkanı Donald Trump, çıkmazı aşmak için diplomatik arabuluculuk hattına dahil oldu. Başkalarının başarısız olduğu bir konuda onun başarılı olması, önümüzdeki aylardaki gelişmelere bağlı olmayı sürdürüyor.

Sonuç ne olursa olsun, Etiyopya'nın Nil'in akışını kontrol etme girişimleri, Mısır'ın stratejik düşüncesini derinden etkiledi. Kahire için Nil, ulusal olarak hayatta kalmanın can damarı olmaya devam ediyor ve ona yönelik herhangi bir tehdidin uzun vadeli sonuçları vardır.

Parçalama stratejisi

Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişim arayışı, Mısır ile zaten gergin olan ilişkisine yeni bir boyut katıyor. Kahire, Etiyopya'nın Kızıldeniz’de egemen bir varlığa sahip olmasını reddeden tek Kızıldeniz’e kıyısı olan devlet olmasa da Etiyopya'nın Büyük Rönesans Barajı nedeniyle bu konuya en duyarlı ülke olmaya devam ediyor. Bu baraj, ilişkilerde önemli şüpheler yaratmış ve Mısır'ın, Etiyopya'nın gelecek nesillere uzanan emellerine ilişkin algısını şekillendirmiştir.

Mısırlı yetkililer, barajın büyüklüğünün elektrik üretimi için gereken boyutu aştığına ve Mısır'ın birincil su kaynağını kontrol ederek Mısır üzerinde baskı kurmayı amaçlayan daha geniş stratejik hedefleri yansıttığına inanmaya devam ediyor.

Kahire, Etiyopya'nın Kızıldeniz'de var olma çabalarına da aynı şüpheyle bakıyor. Mısırlı karar alıcılar, böyle bir hamlenin emsal teşkil edebileceğine ve Mısır'ın ekonomik güvenliği için hayati dayanak temsil eden bir bölgeye rakip güçleri çekebileceğine inanıyor.

Meselenin boyutları ekonomik alanın ötesine uzanıyor. Kahire'nin bakış açısından, konu bölgesel dengelerin geleceğiyle ilgili ve mevcut haritaların belirli güçlerin çıkarlarına hizmet edecek şekilde yeniden çizilip çizilmeyeceği sorusunu gündeme getiriyor.

Bu açıdan bakıldığında, Etiyopya'nın Kızıldeniz'deki emelleri, son yıllarda hatları belirginleşen jeopolitik parçalanmaya yönelik daha geniş bir eğilimi yansıtıyor. Bu dinamik, bölgenin iki karşıt kampa ayrılmasına katkıda bulundu; bunlardan ilki mevcut devletleri zayıflatmayı ve parçalamayı hedeflerine ulaşmanın bir yolu olarak görüyor. Mısır ve Suudi Arabistan'ı birbirine yakınlaştıran diğer kamp ise devletlerin bütünlüğünü korumaya ve bölgesel yapının bütünlüğünü muhafaza etmeye odaklanıyor.

Çekişme noktası

Daha geniş bir perspektiften bakıldığında, Sudan'daki savaşın, İsrail'in ayrılıkçı Somaliland bölgesini tanımasının, Etiyopya'nın Kızıldeniz'e erişme çabalarının, Etiyopya ile Eritre arasındaki yenilenen gerilimlerin ve Güney Yemen'deki ayrılıkçı emellerin, tüm bunların birbirine bağlı, ipleri iç içe geçmiş ve çıkarların kesiştiği bir sahnenin özelliklerini oluşturduğu açıkça görülmektedir.

Bu gelişmeler, kapsamlı hegemonya kurmayı amaçlayan bölgesel aktörlerin hırslarına hizmet eden ve şekillenmekte olan bir parçalama dinamiğinin ardışık tezahürlerini yansıtıyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre bu bakış açısına göre, bu hegemonyayı gerçekleştirmek, mevcut devletleri zayıflatmayı ve gerektiğinde onların bütünlüğünü bozmayı ve dirençlerini ortadan kaldırmayı gerektiriyor.

Afrika Boynuzu, Nil sularının hayati deniz rotaları ve değişen ittifaklarla kesiştiği kritik bir kavşakta yer alıyor

Bu denklem, birliği ve toprak bütünlüğünü koruma kampı ile Etiyopya ve diğer bölgesel aktörlerin yanı sıra İsrail'i de içeren parçalama kampı arasındaki mücadelenin varoluşsal doğasını vurguluyor.

Medyada yer alan son haberler, Etiyopya'nın Sudan ordusuyla çatışma halinde olan paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri’ne ait eğitim kamplarına ev sahipliği yaptığını açığa çıkardı. Bu haberler, Addis Ababa'nın Sudan iç çatışmasındaki rolüne de daha fazla ışık tutuyor.

sdcdv
21 Şubat 2022'de çekilen bu fotoğraf, Yemen'in batısında savaşın harap ettiği Hudeyde şehrindeki Hoha bölgesinde, Kızıldeniz kıyısındaki bir plajın açıklarındaki balıkçı teknelerini gösteriyor (AFP)

Bu çatışmanın ciddiyeti, Mısır ve ortaklarının Somali, Sudan ve Eritre'ye güçlü siyasi ve stratejik destek sağlamasının nedenini açıklıyor. Onlar için Afrika Boynuzu, parçalama projesinin kök salıp salmayacağının veya sınırlandırılıp sınırlandırılmayacağının belirleneceği kritik bir arena haline geldi.

Aynı mantık, bölgedeki artan diplomatik ve askeri faaliyetleri de açıklıyor. Mısır asker gönderdi ve askeri teçhizat sağladı, ancak yalnız hareket etmiyor. Afrika Boynuzu'nun geleceğini yıllarca şekillendirebilecek potansiyel bir çatışmaya hazırlandığı bir dönemde, uçuş takip verileri, İsrail de dahil olmak üzere diğer bölgesel güçlerin de askeri hareketlerini yoğunlaştırdığını gösteriyor.

Bu arada, Addis Ababa, bölge için çok önemli an olabilecek bir gelişme öncesinde acil istişareler için ardı ardına gelen yabancı heyetlerle birlikte yoğun bir diplomatik faaliyet merkezi haline geldi.

Afrika Boynuzu üzerindeki artan rekabet ister açık bir çatışmaya dönüşsün isterse kontrol altında kalsın, Mısır'ın tutumu artık açık ve net. Kahire, seyirci kalmaya niyetli değil.

Mısır'ın Somali'deki artan askeri varlığı, bir sonraki aşamayı şekillendirmeye katılmaya devam ettiğini yansıtıyor. Kahire, Somaliland'ın tanınması da dahil olmak üzere, Somali'nin toprak bütünlüğünü bozan her türlü adımı reddetti ve Kızıldeniz'deki çıkarlarını koruma, Etiyopya'nın emellerine karşı denge oluşturma konusundaki stratejik kararlılığını defalarca dile getirdi.

Bugün, Afrika Boynuzu, Nil sularının hayati önem taşıyan deniz rotaları ve değişen ittifaklarla kesiştiği kritik bir kavşakta yer alıyor. Önümüzdeki gün ve haftalarda, diplomasinin istikrarı koruyup koruyamayacağı veya bölgenin daha geniş çaplı bir çatışmaya yönelip yönelmeyeceği ortaya çıkacaktır. Her halükarda, Nil'in hayaleti Kızıldeniz'in geleceği üzerindeki ağırlığını korumaya devam edecektir.

* Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Maliki Washington'a meydan okudu: Sonuna kadar devam edeceğim

ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
TT

Maliki Washington'a meydan okudu: Sonuna kadar devam edeceğim

ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)
ABD Özel Temsilcisi Barrack ve Irak Başbakanı Sudani (Irak Başbakanlık Ofisi)

Irak’ta yeni bir hükümet kurmak için aday olan eski Başbakan Nuri el-Maliki, dün Bağdat'ta ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack ile yaptığı görüşmeyle ilgili olarak, Washington'ın muhalefetine rağmen adaylıktan çekilmeyeceğini açıkladı.

Dün Fransız Haber Ajansı AFP'ye konuşan Maliki, “Geri çekilmeye niyetim yok, çünkü ait olduğum ülkeyi, onun egemenliğini ve iradesini saygı duyuyorum” ifadelerini kullandı.

Çoğunluğu İran'a yakınlığıyla bilinen Şii partilerden oluşan Koordinasyon Çerçevesi ittifakının kendisinin adaylığı üzerinde anlaşmaya vardığını belirten Maliki, “Dolayısıyla bu makama saygı duyduğum için geri çekilmeyeceğim. Birçok açıklamada geri çekilme olmayacağını söyledim. Sonuna kadar gideceğim” şeklinde konuştu.

Öte yandan ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack, Bağdat'ta birkaç toplantı düzenledi ve geçici Başbakan Muhammed Şia es-Sudani ile görüştü. Görüşmenin ardından yaptığı açıklamada Barrack, “Başkan (Donald) Trump'ın bölgede barış planına uygun bir gelecek inşa etme hedeflerini tartıştım. Irak ve halkının istikrarını teşvik edecek politikalar benimseyen etkili bir liderliğin varlığı, ortak hedeflere ulaşmak için çok önemli” ifadelerini kullandı.


Çad, Sudan ile olan sınırlarını kapattığını duyurdu

Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
TT

Çad, Sudan ile olan sınırlarını kapattığını duyurdu

Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)
Çad'ın doğusundaki Tine şehrinde, 250 km güneydeki Adré'ye giden bir ulaşım istasyonundaki yolcular - Kasım 2025 (Reuters)

Çad, Darfur bölgesinde ordu yanlısı “Ortak Güç”ün kontrolündeki Tine şehri çevresinde çatışmaların artması üzerine, çoğu insani yardımın geçtiği ünlü Adré geçişi de dahil olmak üzere Sudan ile sınırlarını kapattığını duyurdu ve topraklarına yönelik her türlü saldırıya karşılık vereceğini açıkladı.

Dün gerçekleşen sınır kapatma kararı, ülkenin batısındaki son ordu yanlısı kale olarak kabul edilen bu sınır bölgesini kontrol altına almak için Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ve Müşterek Kuvvetler arasında şiddetli çatışmaların yaşandığı bir dönemde gerçekleşti.

Çad Enformasyon Bakanlığı yaptığı açıklamada, dünden (Pazartesi) itibaren ikinci bir duyuruya kadar sınır ötesi insan ve mal geçişlerinin kısıtlandığını bildirdi.

Bu sırada HDK, orduyla iş birliği yapan ve Sudan'da Cancavid güçleri olarak bilinen birlikleri yöneten Mahamid kabilesinin lideri Musa Hilal'in kontrolündeki Kuzey Darfur'daki Mustariha kasabasının kontrolünü ele geçirdi.