Sudan Adalet Konferansı: Cezasızlık kültürü son bulmalı

Sudan Adalet Konferansı, aranan kişilerin Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne teslim edilmesinde ısrar ediyor

BM’nin Sudan’daki Entegre Geçiş Yardım Misyonu (UNITAMS) tarafından konferansa ilişkin Twitter'da yayınlanan bir fotoğraf
BM’nin Sudan’daki Entegre Geçiş Yardım Misyonu (UNITAMS) tarafından konferansa ilişkin Twitter'da yayınlanan bir fotoğraf
TT

Sudan Adalet Konferansı: Cezasızlık kültürü son bulmalı

BM’nin Sudan’daki Entegre Geçiş Yardım Misyonu (UNITAMS) tarafından konferansa ilişkin Twitter'da yayınlanan bir fotoğraf
BM’nin Sudan’daki Entegre Geçiş Yardım Misyonu (UNITAMS) tarafından konferansa ilişkin Twitter'da yayınlanan bir fotoğraf

Hartum'da düzenlenen konferansta cezasızlık kültürünün sona erdirilmesinin, hukukun üstünlüğünün tesis edilmesinin, insan hakları ihlallerinin durdurulmasının, toplum ve devlet arasında güven inşa edilmesinin, mağdurlara ve ailelerine iade-i itibar yapılıp zararlarının karşılanmasının, devlet kurumlarının, adalet, güvenlik ve askeri teşkilatların reforme edilmesinin önemi vurgulandı. Ayrıca uluslararası insan hakları hukuku ve ilgili yasa ve sözleşmelerden kaynaklanan geçiş dönemi adaleti standartlarına bağlı kalınarak dokunulmazlıkların veya emirlerin yerine getirilmesinin dikkate alınmaması ve aranan kişilerin Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne (UCM) teslim edilmesinde karar kılındı.
Dün Hartum'da düzenlenen ‘Geçiş Dönemi Adaleti için bir Sudan Modeli İnşa Etmeye Doğru’ başlıklı ulusal konferans, beş gün süren çalışmasını, Sudanlıların kültür ve geleneklerden yararlanarak geçiş dönemi adaletinin gerçekçiliği ve paydaşlarla uyumlu bir geçiş dönemi adaleti yasasının geliştirilmesi ve paydaşların görüş ve ihtiyaçlarının bilinmesine yönelik tavsiyelerle tamamladı. Bu tavsiyelerin, önümüzdeki Nisan ayının ilk günü yapılması planlanan siviller ve ordu arasındaki nihai anlaşmaya dahil edilmesi bekleniyor. Konferans verenler nihai tavsiyelerinde, ‘siyasi irade’ ve geniş halk kabulünü sivil demokratik dönüşüm, siyasi istikrar ve hukukun üstünlüğü için bir temel olarak değerlendirdiler. Ayrıca geçmişteki suçların gelecekte tekrarlanmasını engellemek için suç işleyenlerden hesap sorulmasını, adaletin, hesap verebilirliğin, hakkaniyetin sağlanmasını, gerçeklerin ortaya çıkarılması ve zararın tazmini yoluyla geçmişin sayfalarının çevrilmesinde önemli rol oynayan yasal ve yargısal tedbirlerin, yaşananların tekrarını önleyecek şekilde ele alınmasına yönelik bir araç olduğunu ifade ettiler.
Konferans’ta, adaleti ve geçiş dönemi adaletini uygulayacak, şehit aileleri ve insan hakları ihlali mağdurları ile ilgilenecek, yaralıları tedavi edecek, adaletsizliği ortadan kaldıracak, savaş suçlarını ve insanlığa karşı suçları tazmin edecek net bir siyasi irade ve stratejiye sahip sivil, demokratik bir hükümetin kurulması çağrısında bulunuldu.
Tavsiyeler, siyasi partilerin geçiş dönemi adaleti konusundaki paydaş istişarelerinin sonuçlarına bağlılığının önemini vurguladı. Onları paydaşların ve mağdurların ailelerinin katılımıyla ve suçluların gelecekteki herhangi bir demokratik siyasi sürece katılımını önleyerek, uygulama ve ciddi ihlallerle yüzleşmek için bir yol haritası ve stratejisi dahil olmak üzere kendi kavramlarını tanıtmaya ve mekanizmalarını oluşturmayı hızlandırmaya çağırdı. Şiddet, işkence, tecavüz, aşağılama, zorla evlendirme, ayrımcılık gibi kadınlara yönelik her türlü ihlale derhal son verilmesinin gereği vurgulandı. Ayrıca Kadınlar Komisyonu’nun kurulması ve soruşturma komisyonlarına ve ihlallerin tespitine katılımı çağrısında bulunuldu.
Konferans’ta kültürel ve toplumsal ortaklıklara dayanan, Sudan'ın geçiş dönemi adaleti modelini benimseyen, yürütme ve egemen organlardan ayrı olarak çalışan bağımsız bir komisyonun kurulması onaylandı. Özel mahkemelerin ve geleneksel adalet mahkemelerinin kurulması, uluslararası ceza adaletine uyum, adalet ve uzlaşma, gerçekleri, belgeleri ve mezarları ortaya çıkarma, suçları itiraf etme ve özür dileme kurullarının yanı sıra, af, kamu yaşamını arındırma ve yeni bir toplumsal sözleşmenin inşası meseleleri üzerine mutabık kalındı.
Tavsiyeler, ağır ihlalleri suç sayan özel bir geçiş adaleti yasasının çıkarılmasını, geçiş adaleti süreçlerinin entegrasyonunun sağlanmasını ve bunların tüm ceza davalarının tamamlanmasına, mağdurların tazmin ve rehabilitasyonuna, yargı kurumlarının yapılandırılmasına ve yasal, güvenlik ve askeri reformun uygulanmasına kadar devam etmesini öngörüyordu. Konferans, geçmişteki suçların bir daha tekrarlanmamasını sağlamak için ‘ulusal hafızayı korumak için hafızanın sürdürülmesi’ ve adli kovuşturmaların girişimlerine göre cezasızlığın olmaması, tüm geçiş dönemi adalet süreçlerinde daha fazla şeffaflık katma ve ırkçılığın ve nefret söyleminin reddedilmesi ve suç sayılması üzerinde durdu.
Tavsiyeler, devletin tarihsel dönemler boyunca geçmişteki ağır insan hakları ihlallerini tanımasını ve bunlar için resmi bir özür dilemesini, böylece ulusal uzlaşma için siyasi bir irade oluşturmasını gerektiriyordu. Ayrıca savaş suçları, insanlığa karşı suçlar, soykırım ve insan hakları ihlalleri için uluslararası hukuk ilke ve standartlarına aykırı herhangi bir affın önlenmesini şart koşuyordu. Mağdurlara, insan hakları ihlali suçlarının zamanaşımına tabi olmaması, yargı, ulusal ve uluslararası mekanizmalar yoluyla cezai hesap verebilirlik, Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) ile iş birliği ve tazminat talebine uyulması şartıyla tazminat hakları da dahil olmak üzere uygun gördükleri şekillerde adalet arama hakkı verildi.
Konferans’ın tavsiyeleri arasında, bulundukları alana bakılmaksızın usul ve maddi dokunulmazlıklara veya emirleri yerine getirme bahanesiyle suç veya insan hakları ihlali işleyen herkesin cezasız kalmasına ve hesap verme sorumluluğuna vurgu yapılması şartı bulunuyordu. Devlet şiddeti, çatışmalar, iç karışıklıklar, petrol arama, madencilik ve baraj inşaatı alanlarında meydana gelen ihlallerden kaynaklanan tüm ekonomik, sosyal ve kültürel hakların ihlali bu kapsamın içine giriyor.



Kaynaklar: Rusya, Suriye’nin kuzeydoğusundaki Kamışlı Havalimanı’ndan çekilmeye başladı

Rus güçleri, Suriye’nin doğusundaki Kamışlı kentindeki mevzilerini boşaltmaya hazırlanıyor – 12 Aralık 2024 (AFP)
Rus güçleri, Suriye’nin doğusundaki Kamışlı kentindeki mevzilerini boşaltmaya hazırlanıyor – 12 Aralık 2024 (AFP)
TT

Kaynaklar: Rusya, Suriye’nin kuzeydoğusundaki Kamışlı Havalimanı’ndan çekilmeye başladı

Rus güçleri, Suriye’nin doğusundaki Kamışlı kentindeki mevzilerini boşaltmaya hazırlanıyor – 12 Aralık 2024 (AFP)
Rus güçleri, Suriye’nin doğusundaki Kamışlı kentindeki mevzilerini boşaltmaya hazırlanıyor – 12 Aralık 2024 (AFP)

Suriyeli kaynaklar, Rusya’nın Suriye’nin kuzeydoğusunda bulunan Kamışlı Havalimanı’ndaki askeri varlığını sonlandırma yönünde adımlar attığını söyledi. Çekilmenin, Şam yönetiminin Kürt güçlerin kontrolündeki bölgelerde yeniden hâkimiyet kurma çabalarıyla bağlantılı olduğu belirtildi.

Rusya, 2019’dan bu yana Kamışlı Havalimanı’nda sınırlı sayıda asker konuşlandırıyor. Bu varlık, Moskova’nın Suriye’nin Akdeniz kıyısındaki Hmeymim Hava Üssü ve Tartus’taki deniz tesisleriyle kıyaslandığında oldukça sınırlı düzeyde bulunuyor. Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığı habere göre kaynaklar, Rusya’nın ana askeri varlığını bu iki üsse yoğunlaştırmasının beklendiğini belirtti.

dfrgt
Kamışlı Havalimanı’nda Rus uçakları (Arşiv – X/Twitter)

Şam’a bağlı güçler, Suriye’nin kuzeyi ve doğusundaki geniş alanlarda Kürtlerin öncülüğündeki Suriye Demokratik Güçleri’ni (SDG) geri püskürttü. Taraflar arasında yürürlükte olan kırılgan ateşkes, cumartesi günü 15 gün süreyle uzatıldı.

Kaynaklar, Rus birliklerinin geçen hafta Kamışlı Havalimanı’ndan kademeli olarak çekilmeye başladığını belirtti. Hmeymim’de konuşlu Rus hava üssünde görev yapan bir kaynak, askerlerin bir bölümünün Suriye’nin batısına kaydırılacağını, bir kısmının ise Rusya’ya döneceğini söyledi.

Suriye’nin batı kıyısında görev yapan bir güvenlik kaynağı da, Rus askeri araçları ve ağır silahların son iki gün içinde Kamışlı’dan Hmeymim’e nakledildiğini aktardı.

frg
SDG’ye bağlı güçler, Suriye’nin kuzeydoğusunda Haseke bölgesine çekilmeyi tamamladı (Reuters)

Rusya Savunma Bakanlığı konuyla ilgili henüz bir açıklama yapmadı. Rus gazetesi Kommersant, geçen hafta kimliği açıklanmayan Suriyeli bir kaynağa dayandırdığı haberinde, SDG güçlerin bölgeden tamamen çıkarılmasının ardından Şam yönetiminin Rusya’dan Kamışlı’daki askeri varlığını sonlandırmasını isteyebileceğini, zira bu varlığın artık gerekli görülmediğini yazdı.

Reuters muhabiri, pazartesi günü Kamışlı Havalimanı’nda Rus bayraklarının hâlâ dalgalandığını ve pistte Rus işaretleri taşıyan iki uçağın bulunduğunu bildirdi.

Rusya Uluslararası İlişkiler Konseyi uzmanlarından Anton Mardasov, 23 Ocak’ta Meduza’ya yaptığı değerlendirmede, bölgesel rekabetin artması ve Şam yönetiminin SDG  üzerindeki baskısının yoğunlaşmasıyla birlikte Moskova’nın arabulucu rolü üstlenmesinin giderek zorlaştığını, bu nedenle Rus askeri varlığının zaman içinde tamamen sona ermesinin “mantıklı” olduğunu ifade etti.

Son dönemde Kamışlı Havalimanı’ndaki Rus faaliyetlerinin kademeli olarak azaldığına dair haberler artmıştı. Rusya, havalimanını 2019’da kullanmaya başlamış, Suriye’deki yönetim değişikliğinin ardından da buradaki varlığını sürdürmüş, hatta Suriye medyasına göre 2025 yazında askeri mevcudiyetini artırmıştı.

Ancak Suriye televizyonu, ocak ayında uydu görüntülerine dayanarak Rusya’nın Kamışlı’daki bazı askeri teçhizatını, gerekçesi açıklanmaksızın kısmen geri çektiğini bildirmişti. Uzmanlara göre Beşşar Esad’ın iktidardan düşmesinin ardından üs fiilen askeri önemini yitirdi. Moskova’nın da Washington’un da SDG’yi ve bölgedeki petrol sahalarını korumaya yönelik bir politika izlemediği; Kamışlı’nın, Hmeymim ve Tartus’un aksine, başka cepheler için lojistik merkez olarak kullanılmadığı ve öneminin DEAŞ’e karşı yürütülen operasyonlar sırasında zirve yaptığı belirtiliyor.

Rusya, devrik Devlet Başkanı Beşşar Esad’ın yakın müttefiki olmasına rağmen, yaklaşık 14 ay önce göreve gelen Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile ilişkilerini sürdürdü. Şara’nın geçen yıl Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e, Şam ile Moskova arasında daha önce imzalanan tüm anlaşmalara bağlı kalacağını ilettiği kaydedildi.


Suriye’de ‘siyasi tasfiye’ tartışması Asıf Şevket’in kızının toplantı fotoğrafıyla patladı: Sosyal İşler Bakanlığı özür diledi

Suriye Sosyal İşler ve Çalışma Bakanlığı’ndaki bir toplantıya Dima Asıf Şevket’in katıldığına dair fotoğraf dolaşıma girdi
Suriye Sosyal İşler ve Çalışma Bakanlığı’ndaki bir toplantıya Dima Asıf Şevket’in katıldığına dair fotoğraf dolaşıma girdi
TT

Suriye’de ‘siyasi tasfiye’ tartışması Asıf Şevket’in kızının toplantı fotoğrafıyla patladı: Sosyal İşler Bakanlığı özür diledi

Suriye Sosyal İşler ve Çalışma Bakanlığı’ndaki bir toplantıya Dima Asıf Şevket’in katıldığına dair fotoğraf dolaşıma girdi
Suriye Sosyal İşler ve Çalışma Bakanlığı’ndaki bir toplantıya Dima Asıf Şevket’in katıldığına dair fotoğraf dolaşıma girdi

Suriye’de “geçiş dönemi adaleti”nin uygulanmasında bir araç olarak görülen siyasi tasfiye (siyasal yasaklama) talepleri etrafındaki tartışmalar, devrik rejimin önde gelen güvenlik yetkililerinden birinin kızının Şam’daki Sosyal İşler ve Çalışma Bakanlığı’nda düzenlenen bir toplantıya katıldığının ortaya çıkmasıyla yeniden alevlendi. Sert eleştirilerin ardından bakanlık, bir “karışıklık” yaşandığını belirterek kamuoyundan özür diledi ve devrik rejimin sembolleriyle bağlantılı herhangi bir kişinin bakanlık binasında bulunmasını kesin olarak reddettiğini açıkladı. Bakanlık, geçiş dönemi adaleti ile sosyal adaletin çalışma anlayışının ayrılmaz bir parçası olduğunu vurguladı.

Sosyal İşler ve Çalışma Bakanlığı’nda düzenlenen bir toplantıdan sızdırılan fotoğrafta, Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı’na (WFP) bağlı programlardan birinin yöneticisi sıfatıyla Dima Şevket’in toplantıya katıldığı görüldü. Bu durum, Dima Şevket’in devrik rejimin en önde gelen güvenlik yetkililerinden, eski Savunma Bakan Yardımcısı Asıf Şevket’in ilk evliliğinden olan kızı olması nedeniyle geniş çaplı tepkiye yol açtı. Asıf Şevket, aynı zamanda Esad ailesiyle akrabalık bağı bulunan ve Hafız Esad’ın kızı Bușra Esad ile evli bir isimdi.

sdfgthy
Eski güvenlik yetkilisi ve Beşşar Esad’ın kız kardeşinin eşi olan Asıf Şevket, 2012 yılında Şam’da Kriz Hücresi’ne yönelik bombalı saldırıda hayatını kaybetmişti (Zaman el-Vasl)

Yaklaşık bir hafta süren tartışmaların ardından Sosyal İşler ve Çalışma Bakanlığı, pazar akşamı yaptığı açıklamada yaşanan “karışıklıktan” dolayı özür diledi. Bakanlık, söz konusu kişinin kimliği hakkında önceden ya da sonradan herhangi bir bilgiye sahip olmadığını, kendisiyle resmi ya da gayriresmi hiçbir temas kurulmadığını ve herhangi bir sıfatla görevlendirilmediğini bildirdi.

Açıklamada, özellikle uluslararası ve BM’ye bağlı kuruluşları temsil eden kişilerin kimlik ve temsil sıfatlarının doğrulanmasının bakanlığın yetki alanına girmediği ifade edildi. Bakanlık ayrıca, uluslararası kuruluşlarla ilişkilerde yeni bir mekanizma benimsendiğini ve devrik rejime mensup olduğu değerlendirilen kişilerin kurumlarına kabul edilmeyeceğine dair resmi bir bildirim gönderildiğini duyurdu. Geçiş dönemi adaleti ve sosyal adaletin, bakanlığın izlediği çizginin temel unsurları olduğu tekrarlandı.

sdfrg
Suriyeli iş insanı Muhammed Hamşo (Arşiv)

Son dönemde, devrik rejimle bağlantılı isimlerin Suriye’de kamusal alanda yeniden görünür hâle gelmesi dikkat çekiyor. Bunlar arasında, Mahir ve Beşşar Esad ile yakın ilişkileriyle bilinen ve uzlaşma süreçlerinden geçen iş insanı Muhammed Hamşo, ya da rejime bağlı milis gruplarından birinin liderliğini yapmış Fadi Sakar gibi isimler yer alıyor. Bu kişilerin ya da çocuklarının kamusal alandaki varlığı, özellikle Esad rejiminin kurbanları ve yakınları açısından ciddi bir provokasyon olarak görülüyor ve geçiş dönemi adaletinin uygulanmasındaki gecikmeler nedeniyle istikrarı tehdit edebilecek bir unsur olarak değerlendiriliyor.

sdfrg
Suriye Sosyal İşler ve Çalışma Bakanlığı’nın açıklaması

Bu bağlamda, “Suriye Diyaloğu” Merkezi tarafından yayımlanan ve beşerî bilimler alanında uzman araştırmacı Nurs el-Abdullah imzasını taşıyan bir çalışmada, “kamusal hayatın korunması amacıyla Suriye’de siyasi tasfiyeyi düzenleyen açık ve net bir yasanın” çıkarılması çağrısı yapıldı.

El-Abdullah, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, siyasi tasfiyenin amacının, eski rejime bağlı unsurların belirli bir süre için siyasi süreçten ve kamu yönetiminden uzak tutulması olduğunu, bunun mağdurlar için asgari düzeyde adaletin sağlanmasına katkı sunacağını belirtti. Ancak ağır ihlallerin yargı kararıyla sabit olması hâlinde bunun zaten cezai yaptırımlara konu olacağını, siyasi tasfiyenin daha çok bu kapsama girmeyen kişilerle ilgili olduğunu vurguladı.

Araştırmacı, “cezanın şahsiliği” ilkesinin önemine dikkat çekerek, belirli bir sorumluluk düzeyinde yer almamış ya da halk aleyhine işlenen suçlara destek vermemiş kişilerin tasfiye kapsamına alınmasının intikamcı bir yaklaşıma yol açabileceği uyarısında bulundu. Buna karşın, yolsuzlukların dolaylı failleri de dâhil olmak üzere etkilerinin mutlaka izlenmesi gerektiğini söyledi.

dfrgt
Subay Abdülfettah eş-Şeyh (Facebook hesabı)

El-Abdullah ayrıca, eski rejimle bağlantılı bazı kişilerin uluslararası kuruluşlar aracılığıyla yeniden dolaşıma sokulabileceği uyarısında bulundu. Daha önce yapılan çalışmaların, rejime bağlı aktörlerin bu kuruluşlara baskı ve şantaj uyguladığını ortaya koyduğunu hatırlatan El-Abdullah, ABD Kongresi’nin 2024’te kabul ettiği Esad rejimiyle normalleşmeye karşı yasada bu konuya özel bir maddenin yer aldığını belirtti. Ona göre Suriye hükümeti, net bir yasa çıkarılıncaya kadar takdir yetkisini kullanarak mevcut karmaşayı kısmen giderebilir.

Öte yandan siyasi tasfiyenin uygulanması, Suriye’nin bazı bölgelerinde daha karmaşık ve hassas bir boyut taşıyor. Savunma Bakanlığı’nda görevli subay Abdülfettah eş-Şeyh, Suriye’nin kuzeydoğusundaki Cezire bölgesinde yürütülen askeri operasyonlara katılan isimlerden biri olarak, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile çalışmış alt düzey unsurların takibata uğramasına karşın, lider kadrolara müsamaha gösterildiği gerekçesiyle istifa ettiğini açıkladı. Şeyh, bu kişilerin orduyla “koordinasyon” içinde olduklarının iddia edildiğini belirtti.

Nurs el-Abdullah’a göre Cezire bölgesinde sosyal yapının belirleyici bir rolü bulunuyor ve SDG’nin kontrolündeki özel durum nedeniyle siyasi tasfiyeden söz etmek, bu yapıların devletle entegrasyonunu öngören 10 Mart ve 18 Ocak tarihli anlaşmalar ışığında ilkesel olarak mümkün görünmüyor.

Araştırmacı, siyasi tasfiyenin diğer geçiş dönemi adaleti mekanizmaları gibi son derece hassas ve karmaşık olduğunu, uygulanma biçiminin siyasal dönüşümün niteliğine ve eski rejimin ağ yapısına bağlı olduğunu ifade etti. Tasfiyenin, siyasi intikam ya da keyfî dışlama aracına dönüşmemesi gerektiğini vurguladı.

cdfvghyju
Geçen kasım ayında Suriye’de geçiş dönemi adalet sürecinin etkinleştirilmesi amacıyla Adalet Bakanlığı’nda düzenlenen istişari toplantı; Ulusal Geçiş Dönemi Adaleti Kurumu Başkanı Abdülbasıt Abdüllatif’in katılımıyla (SANA)

El-Abdullah, tasfiyenin aşırı, rastgele ya da intikamcı şekilde uygulanmasının Irak’taki Baas’tan arındırma sürecine benzer bir tablo yaratabileceği, bunun da derin toplumsal yarılmalara ve ciddi istikrarsızlıklara yol açabileceği uyarısında bulundu. Öte yandan, tasfiyenin hiç uygulanmaması ya da siyasi pazarlıklara kurban edilmesinin de mağdurların yeni kurumlara olan güvenini zayıflatacağını söyledi.

Farklı bir bakış açısıyla konuşan aktivist ve siyasetçi Muhammed Salih ise siyasi yasaklamanın Suriye siyasetinde yeni bir boşluk ve çoraklaşma yaratabileceğini savundu. Salih’e göre esas çözüm, mevcut Suriye yasaları çerçevesinde herkesin yargıya sevk edilmesi ve bir kişinin siyasi faaliyette bulunup bulunamayacağına bağımsız mahkemelerin karar vermesi.

Salih, siyasi tasfiyenin iktidar tarafından uygulanmasının siyasete yönelik en büyük tehdit olduğunu belirterek, nihai kararın halka ait olması gerektiğini ifade etti. Halkın yanlış tercihler yapabileceğini, Almanya örneğinde olduğu gibi Hitler’in iktidara gelmesinin de bunun bir sonucu olduğunu söyleyen Salih, buna rağmen siyasi özgürlüklerin korunmasının, kararın dar bir kadronun eline bırakılmasından çok daha doğru olduğunu dile getirdi.


Türkiye ve Hamas, Gazze planının ikinci aşamasını ve insani durumu görüştü

 Dışişleri Bakanı Hakan Fidan (DPA)
 Dışişleri Bakanı Hakan Fidan (DPA)
TT

Türkiye ve Hamas, Gazze planının ikinci aşamasını ve insani durumu görüştü

 Dışişleri Bakanı Hakan Fidan (DPA)
 Dışişleri Bakanı Hakan Fidan (DPA)

Dışişleri Bakanlığı'ndan bir kaynak, Bakan Hakan Fidan'ın bugün başkent Ankara'da Filistin İslami Direniş Hareketi (Hamas) yetkilileriyle bir araya geldiğini ve Gazze Şeridi'ndeki ateşkes anlaşmasının ikinci aşaması ile bölgedeki insani durumu görüştüklerini söyledi.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre kaynak, Fidan'ın Hamas yetkililerine, ABD Başkanı Donald Trump'ın başkanlık ettiği "Barış Konseyi" de dahil olmak üzere uluslararası platformlarda Türkiye'nin Gazze sakinlerinin haklarını koruma çabaları hakkında bilgi verdiğini ifade etti.