İhvan’ın yeni Rehberlik Konseyi Başkan Vekili Abdulhak, gençleri yönetim kadrosuna dahil edecek mi?

Yeni Müslüman Kardeşler Rehberlik Konseyi Başkan Vekili Salah Abdulhak’ın uzun yıllardır talepleri görmezden gelinen gençleri yönetim kadrosuna dahil edip etmeyeceği merak konusu.

Müslüman Kardeşler içinde Kemalistler olarak da bilinen Muhammed Kemal Grubu üyesi gençler geçtiğimiz ekim ayında bir araya geldi. (Facebook ve Telegram sayfalar)
Müslüman Kardeşler içinde Kemalistler olarak da bilinen Muhammed Kemal Grubu üyesi gençler geçtiğimiz ekim ayında bir araya geldi. (Facebook ve Telegram sayfalar)
TT

İhvan’ın yeni Rehberlik Konseyi Başkan Vekili Abdulhak, gençleri yönetim kadrosuna dahil edecek mi?

Müslüman Kardeşler içinde Kemalistler olarak da bilinen Muhammed Kemal Grubu üyesi gençler geçtiğimiz ekim ayında bir araya geldi. (Facebook ve Telegram sayfalar)
Müslüman Kardeşler içinde Kemalistler olarak da bilinen Muhammed Kemal Grubu üyesi gençler geçtiğimiz ekim ayında bir araya geldi. (Facebook ve Telegram sayfalar)

Müslüman Kardeşler (İhvan-ı Müslimin) Teşkilatı'nın yeni Rehberlik Konseyi Başkan Vekili Salah Abdulhak, İhvan’ın Mısır dışında yaşayan gençlerini yönetim kadrosuna dahil edecek mi?
Bu soru, Müslüman Kardeşler üyesi gençlerin, taleplerinin yıllarca görmezden gelinmesinin ve gençlerin İhvan’ın Mısır dışındaki liderlerini ‘kendilerini terk etmekle ve çeşitli anlaşmazlıklarla ve makam çekişmesiyle meşgul olmakla’ suçlamalarının ardından Londra Cephesi’ne sıkça sorulmaya başlandı. Diğer yandan Abdulhak'ın eylem planını yakında açıklanması bekleniyor. Köktendinci gruplar üzerinde uzman olan araştırmacılar, İstanbul Cephesi’nin Salah Abdulhak’ın Rehberlik Konseyi Başkan Vekili olarak atanmasına karşı çıkması çerçevesinde Abdulhak’ın gençlere yönelik konuşmasının taraftar toplama girişimi olduğu’ görüşündeler.
Londra Cephesi, Rehberlik Konseyi Başkan Vekilliğine atanacak isim konusunda aylarca süren anlaşmazlığın ardından, geçtiğimiz pazar günü eski Rehberlik Konseyi Başkan Vekili merhum İbrahim Münir'in yerine 79 yaşındaki Abdulhak’ın atandığını duyurdu. Ancak Londra Cephesi’nin Abdulhak’ın atandığını duyurmasından birkaç saat sonra, İstanbul Cephesi bu atamayı reddettiğini açıkladı. İstanbul Cephesi, Abdulhak’ın Başkan Vekilliğine atandığını duyuran sayfaların İhvan’ı temsil etmediğini vurgulayarak Başkan Vekili olarak Mahmud Hüseyin'e olan bağlılığını yineledi.
Londra Cephesi’nden yapılan Abdulhak’ın atanmasına yönelik yazılı açıklamada, Abdulhak’ın Müslüman Kardeşleri ‘yeniden tanımlayacağı, statüsünü güçlendireceği, yeniden birleştireceği ve İhvan gençlerini ilerleyen yıllarda teşkilatı yönetmeleri için güçlendireceği’ vurgulandı.
Mısırlı radikal hareketler uzmanı Ahmed Zağlul, İstanbul Cephesi'nin Rehberlik Konseyi Başkan Vekilliğine atanmasına karşı çıktığı Salah Abdulhak’ın özellikle gençlerden taraftar toplamaya çalışması son derece doğal olduğunu düşünüyor. Zağlul, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamalarda Abdulhak’ın atamasının geç duyurulmasının sebebinin ise İhvan'ın Mısır dışında yaşayan gençleri arasında tercih yapmamaları ve seçimleri arasında yaşı büyük olanları tercih etmeleri olduğunu söyledi. Mahmud Hüseyin'in geçtiğimiz yıllarda gençlere kabul edilemez bir şekilde davrandığını, İbrahim Münir'in ise gençleri bir dönem kontrol altına almaya çalıştığını belirten Zağlul, gençlerin, Münir'in ölümünden sonra Londra Cephesi’nde yüksek bir mevkiye getirilmelerini beklediklerini, ancak bunun olmadığını kaydetti. Meselenin İhvan’ın gelenekleriyle ilgili olduğuna işaret eden Zağlul, her zaman tecrübeli ve deneyimli olan yaşlıların tercih edildiğini ifade etti.
Londra Cephesi'nin Mısır dışındaki İhvan gençlerini daha önce de kendisine çekmeye çalıştı. İbrahim Münir, gençlerin İhvan liderlerini kendilerini terk ettikleri ve üst düzey makamlardan uzak tutuldukları yönündeki suçlamalara karşı ölümünden önce Suheyb Abdulmaksud'u Müslüman Kardeşler Sözcüsü olarak atadı. Bunun yanı sıra bazı gençler halen Mısır dışındaki İhvan liderlerinin kendi hakları ve kişisel çıkarları için mücadele ettikleri örgütlenme hakları konusunda ihmalkar davrandıklarını düşünüyorlar.
Zağlul, Abdulhak’ın gençleri kontrol altına alma çabalarının normal olduğunu ancak bunun pratikte hayata geçirilemediğini ve bunun kaçınılmaz bir sonuç olduğunu belirterek, “Eğer Rehberlik Konseyi Başkan Vekili orta yaşlı liderler arasından seçilseydi bu başarılabilirdi” dedi.
Mısır dışındaki gençlerin ikamet, psikolojik ve geçim sıkıntıları yaşadığına dikkat çeken Zağlul, gençlerle liderler arasında büyüyen anlaşmazlıkların yanı sıra İhvan gençlerinin özlemlerini gerçekleştirecek bir siyasi projenin olmadığını da vurguladı.
Londra Cephesi’nden 20 genç geçtiğimiz şubat ayı sonlarında İhvan’ın yeniden geri dönüşünü sağlamak ve liderleri arasındaki anlaşmazlıkları gidermek için taleplerde bulundu. Bunların arasında İhvan üyeleri arasında sağlanacak bir uzlaşıyla İhvan için yeni bir rehberlik ofisi kurulması, bir grubun diğerinin üstünde tutulmadığı, iç sorunlara çözüm getiren yeni bir tüzüğün hazırlanması, İhvan’ın fonlarının resmi olarak kayıt altına alınması ve böylece belirli kişilerin elinde olmasının engellenmesi yer alıyor.
Müslüman Kardeşler’e yakın bir kaynak, Abdulhak'ın son birkaç gündür gençlerle iletişiminin zayıf olduğunu belirtti. Abdulhak’ın ve diğer İhvan liderlerinin, gençlerin algılarını ve taleplerini kabul etmekten uzak, sadece gençlere emir vermeye alışmış halde olduklarını söyleyen kaynak, bu yüzden liderlerin gençleri dikkate alınmayacaklarını vurguladı.
İhvan’ın Mısır dışındaki gençleri ile başta İstanbul'da ikamet edenler olmak üzere Mısır dışındaki liderleri arasındaki ilk anlaşmazlık 2019 yılının şubat ayında eski Mısır Cumhuriyet Savcısını hedef aldığı iddiasıyla idam cezasına çarptırılan genç Muhammed Abdulhafız’ın Mısır'a iadesinin ardından ortaya çıktı. Ardından Mısır ile Türkiye arasında 2021 yılının nisan ayında yakınlaşmaya ilişkin açıklamaların yapılmaya başlamasıyla, Mısır'da haklarında mahkeme kararı verilen bazı gençler, özellikle İstanbul Cephesi liderlerinden destek görmeyenler, Kahire'ye iade edilmekten korktuklarını dile getirdiler.



Trump'ın girişimi ve Rönesans Barajı: Son derece istikrarsız bir jeopolitik ortamda Mısır'ı desteklemek

ABD Başkanı Donald Trump, Dünya Ekonomik Forumu sırasında Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile görüştü (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Dünya Ekonomik Forumu sırasında Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile görüştü (Reuters)
TT

Trump'ın girişimi ve Rönesans Barajı: Son derece istikrarsız bir jeopolitik ortamda Mısır'ı desteklemek

ABD Başkanı Donald Trump, Dünya Ekonomik Forumu sırasında Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile görüştü (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Dünya Ekonomik Forumu sırasında Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile görüştü (Reuters)

Amr İmam

ABD Başkanı Donald Trump, Mısır ve Etiyopya arasında Nil sularının paylaşımı konusunda uzun süredir devam eden anlaşmazlık konusunda arabuluculuk teklifinde bulundu; bu, ilk bakışta Kahire'ye yönelik olumlu bir jest gibi görünebilir. Nitekim Mısır, İsrail ile imzaladığı barışı onlarca yıldır korudu, hayati önem taşıyan Süveyş Kanalı'nı güvence altına aldı, güvenlik, istihbarat ve askeri iş birliği alanlarında Washington için önemli bir ortak olmaya devam etti ve kırılgan ancak devam eden Gazze ateşkesine ulaşılmasında önemli bir rol oynadı.

Ayrıca, dünya liderlerinin Barış Konseyi’nin yetkilerinin genişlemesi ve karar alma mekanizmalarının şeffaf olmaması konusunda endişelerini dile getirdiği bir dönemde, Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi'nin, etrafında dönen tartışmalara rağmen, yeni kurulan Barış Konseyi'ne katılma konusunda Trump'ın davetini kabul etmesi, bu oluşuma çok ihtiyaç duyduğu uluslararası meşruiyeti kazandırdı

Bununla birlikte, ABD'nin arabuluculuk teklifi, bölgede, Kızıldeniz kıyısında ve Afrika Boynuzu'nda jeopolitik dönüşümlerin hızlandığı, ittifakların değiştiği ve güç dengesinin yeniden şekillendiği bir anda geldi. Bu zamanlama, girişimin gerçekten on yıldan fazla süren bir anlaşmazlığı çözmeyi mi amaçladığı yoksa başka stratejik çıkarlara mı hizmet ettiğini sorgulamayı gerektiriyor.

Mısır-Etiyopya anlaşmazlığının merkezinde, Mısır'ın tatlı su kaynağı olan Nil Nehri'nin ana kolu olan Mavi Nil üzerinde inşa edilen Etiyopya’nın Büyük Rönesans Barajı yer alıyor. İnşaatına on yıldan fazla bir süre önce başlanmasından bu yana, milyarlarca dolarlık bu hidroelektrik projesi, bölgesel bir altyapı girişiminden Kahire'deki karar vericiler için sürekli bir endişe kaynağına ve zaten ciddi bir su kriziyle karşı karşıya olan 110 milyon Mısırlı için ufukta duran bir tehdide dönüştü.

Ağustos 2025'te tam kapasite faaliyete geçen baraj, Mısır'ın su güvenliğine doğrudan ve uzun vadeli bir tehdit oluşturuyor. Mısır, tatlı su ihtiyacı için neredeyse tamamen Nil Nehri'ne bağımlı ve mevcut uluslararası anlaşmalara göre uluslararası alanda kabul gören  55,5 milyar metreküp su payına sahip.

Ancak, barajın devasa rezervuarı, su akışında önemli aksamalara neden olabiliyor. Yıllar boyunca yapılan dolum sırasında Etiyopya, Mısır'a akacak olan muazzam miktarda suyu tuttu. Elektrik üretimine başlandıktan sonra bile, baraj Mısır'ın yıllık su payının önemli bir bölümünün akışını engellemeye veya kontrol etmeye devam ediyor.

Şarku’k Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Mısır Su Kaynakları ve Sulama Bakanı, mecliste yaptığı son konuşmada, devletin, su akışındaki azalmanın doğrudan etkilerinden vatandaşlarını korumak amacıyla, atık su arıtma tesislerinin genişletilmesinden deniz suyu arıtma kapasitesinin artırılmasına ve su tasarrufu projelerine yatırım yapılmasına kadar, krizi hafifletecek önlemler için on milyarlarca Mısır lirası harcadığını açıkladı.

Bu maliyetli önlemler şimdiye kadar şoku hafifletmeye yardımcı oldu, ancak Mısır uzun vadede çok daha büyük kayıplar ile yüzleşmeye hazırlanıyor. Normal hidrolojik koşullar altında, baraj mevcut su akışının azalmasına yol açtı. Kuraklık veya uzun süreli kıtlık dönemlerindeyse, ekonomide geniş çaplı bir aksama, tarım sektörünün çöküşü ve zaten dünyanın en çok su sıkıntısı çeken ülkelerinden biri olan Mısır'da ciddi su kıtlığı gibi yıkıcı sonuçları olabilir.

fgthy
Rönesans Barajı'nın açılış töreninde barajın önünde dalgalanan Etiyopya bayrağı, 9 Eylül 2025 (AFP)

Mısır, Eylül ve Ekim 2025'te, yağmur mevsiminde büyük miktarda suyun planlanmamış bir şekilde serbest bırakılması sonucu Nil Vadisi'nin geniş alanlarının, tarım arazilerinin ve köylerin sular altında kalması ile birlikte barajın kötü yönetiminin tehlikelerine dair erken bir uyarı almış oldu. Bundan kaynaklanan zarar ve kayıplar, devam eden iç savaşın devletin bu tür ani sellere hazırlanma veya bunları kontrol altına alma kapasitesini engellediği Sudan'da daha da şiddetliydi.

Değişen jeopolitik

Yıllardır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, Rönesans Barajı üzerindeki anlaşmazlığı Mısır devleti için varoluşsal bir tehdit olarak tanımladı. Kahire'nin krizi çözmek için harcadığı yoğun diplomatik çabalara rağmen, ABD Başkanı Donald Trump'ın arabuluculuk teklifi, bölgesel jeopolitik sahnede derin dönüşümlerin yaşandığı bir anda geldi; bu dönüşümler, Mısır'ın dizginleri ele geçirme eğiliminin giderek arttığını yansıtıyor.

Son on yılda Mısır, Addis Ababa'ya barajın işletilmesi konusunda bağlayıcı bir anlaşmaya varılması için baskı yapmak da dahil olmak üzere, mevcut tüm siyasi ve diplomatik yolları denedi. Bu yollar tükendiğinde, Kahire, Nil sularındaki hayati payını korumak ve Etiyopya'nın barajı siyasi bir şantaj aracı olarak kullanmasını önlemek için proaktif önlemler almaya başladı.

Etiyopya bu tür niyetlere sahip olmadığını defalarca belirtmesine rağmen, ülkenin elektrik ihtiyacını veya komşularına elektrik ihracatı kapasitesini çok aşan baraj, Afrika Boynuzu'nda ve belki de ötesinde su gücü politikasında yeni bir dönemi başlatmak üzere tasarlanmış gibi görünüyor.

Bu meydan okumaya karşılık olarak Mısır, Eritre ve Somali'den Cibuti, Kenya ve Uganda'ya kadar Etiyopya'ya komşu ülkelerle askeri iş birliği ve ortak savunma anlaşmaları ağı kurdu. Haritalar, Kahire'nin benimsediği bir çevreleme stratejisini açıkça gösteriyor ve bu Addis Ababa'ya, Mısır'ın can damarı olan Nil'in akışına herhangi bir müdahalenin Etiyopya'yı Kahire'nin askeri ve stratejik eylem alanına dahil edeceği mesajını veriyor.

Bu hamleler ayrıca Etiyopya'nın denizcilik emellerini dizginlemeyi ve tek taraflı deklare edilen Somaliland Cumhuriyeti'nde bir deniz üssü kurarak Kızıldeniz'e erişme girişimini engellemeyi de amaçlıyor. Buna paralel olarak Somali, Kızıldeniz ve Afrika Boynuzu'ndaki güç dengesini yeniden şekillendirmek için Suudi Arabistan ile bir ittifak kurmak istiyor.

Bu ittifak eğer kurulursa, Mogadişu'daki merkezi hükümeti destekleyerek Somali devletinin dağılmasını önleyecek, federasyonun tüm toprakları üzerindeki otoritesini güçlendirecek, bölgesel güçlerin Kızıldeniz ve Aden Körfezi'ne açılan güney kapısında stratejik kazanımlar elde etmek için Somali kıyılarını kullanma girişimlerine karşı koyacaktır. Sonuç olarak, daha güçlü bir Somali, Etiyopya'nın denize yönelik emellerini sınırlayacak ve jeopolitik istikrarsızlıkla dolu bir arenada Mısır'ın konumunu güçlendirecektir.


Selam: Biz silahların münhasırlığı ilkesine ve Taif Anlaşması'na bağlıyız

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, cuma günü Elysee Sarayı'nda Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam'ı kabul etti (AFP)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, cuma günü Elysee Sarayı'nda Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam'ı kabul etti (AFP)
TT

Selam: Biz silahların münhasırlığı ilkesine ve Taif Anlaşması'na bağlıyız

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, cuma günü Elysee Sarayı'nda Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam'ı kabul etti (AFP)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, cuma günü Elysee Sarayı'nda Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam'ı kabul etti (AFP)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, "devletin güç kullanımındaki tekelinden geri adım atmayacağız" diyerek, devletin "Litani Nehri'nin güneyindeki bölge üzerinde tam operasyonel kontrol sağladığını ve orada paralel bir askeri güç oluşturulamayacağını" belirtti.

Selam, Lübnan'ın "devlet otoritesini genişletmeyi ve savaş ve barışla ilgili karar alma gücünü geri kazandırmayı içeren Taif Anlaşması'nı uygulamaya kararlı olduğunu" vurgulayarak, "Litani Nehri'nin kuzeyi ve güneyi arasında hiçbir fark olmadığını; kanunun herkese uygulanacağını" ifade etti.

Selam'ın açıklaması, Fransa ziyaretinin sona ermesinin ardından dün Paris'teki Lübnan Büyükelçiliği'nden geldi. Salam, cuma akşamı Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile bir araya gelmişti.

Büyükelçilikteki görüşme sırasında Selam, "Lübnan'a yatırım akışı, güvenliğin sağlanmasına ve bankacılık sektörünün reformuna bağlıdır" dedi. Ayrıca, "Başkan Macron'a mali açığı kapatma yasasının detaylarını sundum ve Uluslararası Para Fonu ile ilişkiler kurmada yeni bir aşamaya giriyoruz" ifadesini kullandı.


Suriye hükümeti, daha önce SDG’nin  kontrolünde olan bir hapishaneden 126 çocuğu serbest bıraktı

TT

Suriye hükümeti, daha önce SDG’nin  kontrolünde olan bir hapishaneden 126 çocuğu serbest bıraktı

Suriye hükümeti, daha önce SDG’nin  kontrolünde olan bir hapishaneden 126 çocuğu serbest bıraktı

Resmi medyaya göre, Suriye hükümeti dün, iki taraf arasında varılan bir anlaşmanın parçası olarak Suriye Demokratik Güçleri’nden (SDG) kontrolü ele geçirdikten sonra, ülkenin kuzeyindeki Rakka'da bulunan el-Aktan hapishanesinde tutulan en az 126 çocuğu serbest bıraktı.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre devlet televizyonunda yayınlanan görüntülerde serbest bırakılan küçükler için büyük bir karşılama töreni düzenlendiği görülürken, resmi haber ajansı SANA da hapishanede hayatta kalanların isimlerini yayınlayarak internette aranabilir hale getirdi.

Televizyon kanalı, DEAŞ üyelerinin tutulduğu el-Aktan hapishanesinden "18 yaşın altındaki 126 tutuklunun" serbest bırakıldığını bildirdi.

SDG, bu haberlerle ilgili yorum taleplerine yanıt vermedi.

SDG, son günlerde bu bölgelerde ilerleyen hükümet güçleriyle yaşanan çatışmaların ardından ülkenin kuzey ve doğusundaki geniş alanlardan çekildi.

Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara, bugün SDG ile ateşkesi ve üyelerinin hükümet güçlerinin saflarına entegrasyonunu içeren bir anlaşmaya varıldığını duyurdu.

Bu anlaşma, çatışma yıllarında kurdukları özerk yönetimin kazanımlarını korumayı uman Kürtlere ağır bir darbe indirdi. Bu kazanımlar arasında, Suriye'nin kuzey ve doğusundaki geniş alanları yöneten örgütlü ve eğitimli sivil ve askeri kurumlar da yer alıyordu. Anlaşma ayrıca, Şam'daki yetkililerle yapılan müzakereler sırasında ısrar ettikleri merkezi olmayan yönetim modeline de son verdi.

Cuma günü, Kürt savaşçıların El-Aktan hapishanesinden, Halep kırsalında Kürtlerin kontrolündeki Ain el-Arab (Kobani olarak da bilinir) şehrine nakli, "iki taraf arasında varılan güvenlik düzenlemeleri" kapsamında başladı.

SANA'nın orduya dayandırdığı habere göre el-Aktan mahkumlarının nakli, "İçişleri Bakanlığı'nın hapishaneyi devralıp yönetimini üstleneceği 18 Ocak anlaşmasının uygulanmasında atılan ilk adımdır."

SANA haber ajansı orduya dayandırdığı haberinde, El-Aktan cezaevindeki mahkumların naklinin, "İçişleri Bakanlığı'nın cezaevini devralıp yönetmesini öngören 18 Ocak anlaşmasının uygulanmasına yönelik ilk adım" olduğunu belirtti.