Ramazanda dünya genelinde oruç süreleri 13 ila 15 saat olacak

Dünyada ramazanın ilk günü en uzun oruç 15 saat 21 dakika ile Grönland'ın Nuuk kentine, en kısa oruç da 13 saat 23 dakika ile Malezya'nın Kuala Lumpur kentine denk geliyor.

Fotoğraf:AA
Fotoğraf:AA
TT

Ramazanda dünya genelinde oruç süreleri 13 ila 15 saat olacak

Fotoğraf:AA
Fotoğraf:AA

Ramazanda dünya genelinde oruç tutma süreleri 13 ile 15 saat arasında değişecek.
Kutsal ramazanda, dünyanın farklı bölgelerindeki Müslümanlar, kendi coğrafyalarında ibadetlerini yerine getirmeye devam ederken, oruç tutma süreleri de yarımküre ve enlemlere göre farklılık gösteriyor.
Dünya'da Kuzey Yarım Küre'de ilkbahar, Güney Yarım Küre'de sonbahar mevsiminin yaşandığı günlere denk gelen bu ramazanda oruç tutma süreleri, kuzeyden güneye azalan gün ışığı sürelerine bağlı olarak güneydeki yerleşimlerden kuzeydeki yerleşimlere gidildikçe uzuyor.
Türkiye'de ilk imsak yarın saat 04.33'te Iğdır'da, ilk iftar da 18.25'te Iğdır'da yapılacak. Ramazanın ilk günü son imsak saati 05.43'te Çanakkale'de, son iftar ise 19.35'te Çanakkale ve Edirne'de yapılacak.
İlk gün Sinop'ta 13 saat 56 dakikayla en uzun, Adana, Hatay, Kilis, Mersin ve Şanlıurfa'da ise 13 saat 47'şer dakikayla en kısa oruç tutulacak.
Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu Başkanlığının kameri ay hesaplamalarına göre, şevval ayının hilali, ramazanın 29. günü akşamı görüleceği için bu yıl ramazan 29 gün sürecek.

- Müslüman ülkelerin çoğunluğu ramazana 23 Mart'ta başlayacak
Suudi Arabistan, Katar, Irak, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Kuveyt, Bahreyn, Filistin, Suriye, Yemen, Mısır, Lübnan, Sudan, Libya, Tunus ve İran, ramazanın perşembe günü başlayacağını duyururken; Ürdün, Umman, Cezayir, Moritanya ve Fas ise bugün hilali gözlemledikten sonra açıklama yapacak.
Suudi Arabistan'daki Hilal Gözetleme Kurumu, çarşamba akşamı hilalin görülmediğini, dolayısıyla ramazanın ilk gününün perşembe olduğunu bildirdi.
Katar Vakıflar Bakanlığına bağlı Hilal Gözetleme Komitesinden yapılan açıklamada da hilalin görülememesi dolayısıyla hicri takvime göre, şaban ayının 30. gününün tamamladığı ve ramazanın perşembe başlayacağı kaydedildi.
Kudüs ve Filistin Müftüsü Şeyh Muhammed Hüseyin de Filistin Televizyonunda yayımlanan açıklamasında, çarşamba günü Filistin topraklarında ramazanın hilalinin görülemediğini duyurdu. Hüseyin, perşembe gününün ramazanın 1. günü olduğunu belirtti.
Kuveyt'teki El-Kabes gazetesinin haberine göre, ülkedeki Hilal Gözetleme Kurumu, ramazan hilalinin görülememesi dolayısıyla çarşamba gününün şaban ayını tamamlayan son gün olacağını ve ramazanın perşembe başlayacağını açıkladı.
Mısır Müftüsü Şevki Allam, Sudan İslam Fıkhı Kompleksi, Suriye rejimine bağlı Vakıflar Bakanlığı, Lübnan ve Libya Müftülüğü de ramazanın perşembe günü başlayacağını duyurdu.
Irak'taki Sünni Vakfı, BAE, Bahreyn, Yemen ve Tunus da perşembenin ramazanın 1. günü olduğunu ilan etti.
İran Hilali Gözetleme Kurulu da ramazanın perşembe günü başlayacağını bildirdi.
Kuzey Amerika, Afrika, Avustralya ve Avrupa bölgelerinde de ramazana 23 Mart'ta başlanacak.

- Ramazan Orta Asya ve Kafkasya'da perşembe günü başlayacak
Azerbaycan, Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan ve Rusya ramazanın yarın başlayacağını duyurdu.
Azerbaycan'ın dini konulardaki yetkili kurumu Kafkas Müslümanları İdaresinin yayımladığı fetva gereği ülkede ramazan 23 Mart Perşembe günü başlayacak. Kafkas Müslümanları İdaresinin fetvası gereği Ramazan Bayramı, 21 Nisan'da kutlanacak.
Kazakistan’da Müslümanlar mübarek ramazanın ilk teravih namazını bugün kılacak. Başmüftü Naurızbay Taganuly, teravih namazı için Astana’daki Orta Asya’nın en büyük camisinde saf tutacak ve tebrik mesajını okuyacak. Ülkede ramazan boyunca çok sayıda hayır etkinlikleri düzenlenecek.
Özbekistan Müslümanlar Dini İdaresinden yapılan açıklamada, Astronomi Enstitüsü uzmanlarıyla dün yaptıkları hilal gözetleme sürecinde, hilalin görülememesi dolayısıyla hicri takvime göre şaban ayının 30. gününü bugün tamamladığı ve perşembenin ramazanın ilk günü olduğu belirtildi.
Kırgızistan’da da dini yetkililer, ramazanın 23 Mart’ta başlayacağını açıkladı. Ülkedeki Müslümanlar, 22 Mart’ta ilk teravih namazını kılacak. Ülke genelindeki camilerdeki teravih namazları hatimle kılınacak.
Rusya Federasyonu Müslümanları Dini İdaresinden yapılan açıklamada, ramazanın bugün gün batımıyla başlayacağı, 23 Mart’ta Müslümanların oruç tutacağı bildirildi.
Ramazan Bayramı'nın 21 Nisan’da kutlanacağı kaydedilen açıklamada, Rusya Federasyonu Müslümanları Dini İdaresi Ulema Konseyinin bu kararı, 2016’da İstanbul’da düzenlenen Uluslararası Hicri Takvimde Vahdet Konferansı’nın sonuçlarına, bilimsel ve dini gerçeklerden elde edilen verilere göre aldığı ifade edildi.

- Bazı ülkeler, hilalin bugünkü durumuna göre ramazanı başlatacak
Ürdün, Umman, Cezayir, Moritanya ve Fas'taki ilgili kurumlardan yapılan açıklamalarda, hilalin bugün gözlemleneceği kaydedildi.
Pakistan, Hindistan, Bangladeş, Endonezya ve Malezya'da da hilalin görülmesine bağlı olarak ramazanın ilk oruç gününün 23 Mart olması bekleniyor.

- Ramazanın ilk günü en uzun oruç Grönland'da
Diyanet İşleri Başkanlığının "ramazan.diyanet.gov.tr" internet sitesindeki verilerine göre, ramazanın ilk günü en uzun oruç tutma süresi 15 saat 21 dakika ile Grönland'ın Nuuk ve 15 saat 16 dakika İzlanda'nın Reykjavik kentinde olacak. Finlandiya'nın başkenti Helsinki'deki Müslümanlar, 15 saat 1 dakika oruçlu olacak.
İsveç'in Stockholm kentinde 14 saat 56 dakika ve İskoçya'nın Glasgow kentinde de 14 saat 38 dakika oruç tutulacak.
Kuzey ülkelerinden İsveç'te toplam oruç süresi 13 saat civarında olacak.
Ramazanın en uzun gününde oruç süreleri diğer kentlerde ortalama şu şekilde olacak:
Hollanda'nın Amsterdam, Polonya'nın Varşova, İngiltere'nin Londra, Kazakistan'ın Astana ve Belçika’nın Brüksel, Fransa'nın Paris, İsviçre'nin Zürih, Romanya'nın Bükreş, Kanada'nın Ottowa, Bulgaristan'ın Sofya, İtalya'nın Roma, İspanya'nın Madrid, Bosna-Hersek'in Saraybosna şehirlerinde yaklaşık 14 saat dolayında oruç tutulacak.
ABD'de 13 saat 54 dakika, Yunanistan'da 13 saat 53 dakika, Çin'de 13 saat 52 dakika, Portekiz'de Müslümanlar 13 saat 50 dakika, İran'da 13 saat 46 dakika, Japonya'da 13 saat 45 dakika, Afganistan'da 13 saat 44 dakika, Fas, Lübnan, Suriye ve Pakistan'da 13 saat 43 dakika, Irak'ta 13 saat 42 dakika, İsrail ve Filistin'de 13 saat 41 dakika, Mısır'da 13 saat 40 dakika oruç tutulacak.
Oruç, Kuveyt'te 13 saat 38 dakika, Hindistan'da 13 saat 37 dakika, Umman ve Suudi Arabistan'da 13 saat 33 dakika, Bangladeş'te 13 saat 32 dakika sürecek.

- En kısa oruç tutacak ülkeler
Ramazanda diğer ülkelere nazaran daha az oruç tutacak ülke ve şehirler, 13 saat 43 dakika ile Şili’nin Puerto Montt şehri, 13 saat 46 dakika ile Yeni Zelanda'nın Christchurch kenti, 13 saat 25 dakika ile Etiyopya'nın Addis Ababa kenti, 13 saat 24 dakika ile Nijerya'nın Abuwa kenti ve Sri Lanka'nın başkenti Kolombo ve 13 saat 23 dakika ile Malezya'nın Kuala Lumpur kenti olacak.

 



Bilim insanları uyardı: Koku alamamak sanıldığından çok daha ciddi

Her 5 kişiden biri koku veya tat bozukluğundan muzdarip (Pexels)
Her 5 kişiden biri koku veya tat bozukluğundan muzdarip (Pexels)
TT

Bilim insanları uyardı: Koku alamamak sanıldığından çok daha ciddi

Her 5 kişiden biri koku veya tat bozukluğundan muzdarip (Pexels)
Her 5 kişiden biri koku veya tat bozukluğundan muzdarip (Pexels)

Bir araştırma, koku alma duyusunun kaybının yaşam kalitesini diyabet, felç, Parkinson hastalığı ve böbrek yetmezliği kadar ciddi biçimde etkileyebildiğini ortaya koydu.

Koku veya tat bozukluğu yaşayan kişiler, sabah kahvesinin kokusunu almak ya da ev yapımı bir yemeğin tadını çıkarmak gibi basit zevklerden mahrum kalıyor.

Koku ve tat kaybı basit bir sıkıntı gibi görülebilse de hayat hızla kasvetli bir hal alabiliyor. Hastalar, en ciddi kronik hastalıkların bazılarına yakın seviyelerde bir rahatsızlık yaşadığını bildiriyor.

Her 5 kişiden biri koku veya tat alma bozukluğundan etkileniyor. Kovid-19 pandemisi, anozmi ve aguzi diye bilinen ve virüs bulaşan milyonlarca kişide yaygın bir semptom olan koku ve tat kaybının etkisine dikkat çekti.

Doğu Anglia Üniversitesi'nden (UEA) araştırmacıların yeni çalışması, bu duyuların yitirilmesinin kişiyi güçsüzleştirebileceğini ortaya koydu.

Doğu Anglia Üniversitesi Norwich Tıp Fakültesi'nden çalışmanın baş araştırmacısı Profesör Carl Philpott "Koku ve tat bozukluklarının, genellikle hayatı değiştiren hastalıklarla kıyaslanabilecek düzeyde duygusal, sosyal ve psikolojik açıdan sürekli ve ciddi bir yük oluşturduğunu tespit ettik" diyor.

Hastalar, yemekten zevk alamama, sosyalleşmede zorluklar, kişisel güvenlikle ilgili artan endişe (örneğin duman veya gaz kokusunu alamama) ve rahatsız edici bir duygusal uyuşukluk hissi yaşadıklarını anlatıyor. Belki de en endişe verici bulgu, koku ve tat kaybı yaşayan kişilerde depresyon ve sosyal hayattan çekilme oranlarının tekrar tekrar yüksek çıkmasıydı.

Araştırmacılar hakemli dergi Clinical Otolaryngology'de yayımlanan çalışmada koku ve tat bozuklukları yaşayanların yaşam kalitesi puanlarını; diyabet, felç, kalp yetmezliği, astım, kardiyovasküler ve solunum rahatsızlıkları gibi çok çeşitli kronik hastalıklarla karşılaştıran onlarca çalışmayı analiz etti.

Araştırmacılar, analiz ettikleri çalışmalarda koku ve tat bozukluğu yaşayan toplam 455 hastaya ilişkin veriye ulaştı ve bunların çoğunun depresyondan muzdarip olduğunu saptadı. Her 5 hastadan birinin orta, şiddetli veya aşırı derecede depresyonu vardı.

Çalışma ayrıca birçok hasta için yemek yemenin, hayatın zevklerinden biri olmaktan çıkıp tamamen işlevsel bir eyleme dönüştüğünü tespit etti.

Prof. Philpott, "İnsanların tat olarak algıladıkları şeyin büyük bir kısmı kokudan kaynaklanıyor" diyor. 

Dolayısıyla bu duyu kaybolduğunda yemekler tatsız, metalik, hatta iğrenç gelebilir. Bazı kişiler iştahsızlık nedeniyle zayıflarken, diğerleri daha güçlü veya daha tatlı lezzetler peşinde koşarak kilo alabiliyor.

Bu derin etkilere rağmen, koku ve tat bozuklukları tarihsel olarak göz ardı edildi.

Prof. Philpott, "Sorun şu ki, semptomlar yıllarca sürse bile doktorlar hastalara genellikle sorunun önemsiz veya geçici olduğunu söyleyerek güvence veriyor. Uzmanlık hizmeti sunan kurum sayısı az ve tedaviye erişim de hâlâ sınırlı" diye ekliyor.

Independent Türkçe


Genesis AI'dan genel amaçlı robot: İnsansı robotlarda iPhone anı

Genesis AI, Eno'nun değişen koşullara uyum sağlayabildiğini ve karmaşık iş akışlarını yönetebildiğini söylüyor (Genesis AI)
Genesis AI, Eno'nun değişen koşullara uyum sağlayabildiğini ve karmaşık iş akışlarını yönetebildiğini söylüyor (Genesis AI)
TT

Genesis AI'dan genel amaçlı robot: İnsansı robotlarda iPhone anı

Genesis AI, Eno'nun değişen koşullara uyum sağlayabildiğini ve karmaşık iş akışlarını yönetebildiğini söylüyor (Genesis AI)
Genesis AI, Eno'nun değişen koşullara uyum sağlayabildiğini ve karmaşık iş akışlarını yönetebildiğini söylüyor (Genesis AI)

Fransa merkezli Genesis AI, genel amaçlı ilk robotu Eno'yu tanıttı. 

Google'ın eski CEO'su Eric Schmidt'in de desteğini alarak geçen yıl kurulan Genesis AI, Eno'nun fabrikalardan laboratuvarlara, hastanelerden evlere kadar çok farklı alanlarda görev yapmasını hedefliyor.

Şirket, robotta kendi geliştirdikleri yapay zeka modeli GENE'i kullandıklarını ve böylece donanımla yapay zekanın tek bir sistem gibi çalışabildiğini söylüyor.

Eno'nun verilen hedefleri anlayabildiği, değişen koşullara uyum sağlayarak karar verebildiği, hafızasını koruyabildiği ve çok aşamalı görevleri uzun süre boyunca sürdürebildiği belirtiliyor.

Genesis AI, yalnızca komutları yerine getiren bir makine değil, fiziksel dünyada bağımsız hareket edebilen bir sistem olarak tasarlanan Eno'nun diğer insansı robotlardan da ayrıldığını savunuyor.

Bu yeni robotun belki de en dikkat çekici özelliğiyse görünüşü.

Muadillerinden farklı olarak kafası ve ayakları olmayan Eno, insanlara çok daha az benziyor. Zira şirkete göre insansı robotların görünüşünün değil, becerilerinin insanlara benzemesi gerekiyor.

Tekerlekli bir taban üzerine yerleştirilen kule benzeri hareketli gövdesi sayesinde Eno, yüksekliğini ve erişim mesafesini anlık olarak değiştirebiliyor. Ayrıca kullanılmadığı zaman da katlanabiliyor.

Genesis AI CEO'su Zhou Xian, yeni modelin kafasının olmamasını, "Robotların neden kafaya ihtiyacı olsun ki? Beyinleri yok, değil mi? Tamam, kameraları koyacak bir yer lazım ama hepsi bu" sözleriyle açıklıyor.

Eno'nun ayırt edici özelliklerinden biri de robotun akıl yürütme sürecini, çalışma durumunu ve planlanan eylemlerini gerçek zamanlı gösteren ekranı. Bu sayede robotla birlikte çalışan insanların süreci daha iyi takip etmesi amaçlanıyor.

Yeni cihazın insanlara en çok benzeyen kısmı ise elleri. İnsanlarınki gibi her biri farklı uzunluktaki parmakları, Eno'nun mevcut araçları kullanmasına ve insanlar için tasarlanmış ortamlarla rahat etkileşim kurmasına olanak tanıyor.

Xian, "Gerçek dünyada topluma gerçekten değer katabilecek ve mükemmel performans gösterebilecek bir robot yaratmanın tek yolu, hedefe yönelik tasarım ve tek, kapsamlı bir sistemden geçer" ifadelerini kullanıyor.

Şirketin yatırımcılarından Schmidt ise "Bu atılım, insan uzmanlığının yerini almayı değil, onu güçlendirmeyi amaçlıyor" diyor.

Forbes'dan John Koetsier, diğer insansı robotların çoğunun "ağır, endüstriyel ve hatta biraz tehditkar" göründüğünü söyleyerek bunların "üretim tesislerinde güvenlik kafeslerinin arkasında tutulması gereken makineleri andırdığını" ekliyor.

İnsansı robotların hastane ve ev gibi ortamlarda kullanılmasının amaçlandığına dikkat çeken muhabir, Xian'ın şu sözlerini aktarıyor:

Böyle robotlarla çevrili bir gelecekte yaşamak ister misiniz? Bu durum bizi gerçekten rahatsız etti. Sanırım robotik dünyasının da bir 'iPhone anına' ihtiyacı var.

Steve Jobs, 2007'de iPhone'u tanıttığında Blackberry gibi popüler telefonların, ihtiyaç duyulmadığı zaman bile orada duran sabit bir klavyesi olmasına değinmişti. 

Genesis AI da Eno'yu tanıttığı X paylaşımında "Robotların soğuk veya mesafeli değil, yetenekli, sakin ve yardıma hazır olduğu bir gelecek inşa ediyoruz" ifadelerine yer veriyor.

Fransa merkezli şirketin robotikte böyle bir görünüş değişiminin başını çekip çekemeyeceğini zaman gösterecek. 

Genesis AI, 2026 bitmeden üretime ve hedef kitleye yönelik dağıtımlarına başlamayı planlıyor. İlk dağıtımlar üretim, lojistik ve laboratuvar ortamlarına odaklanırken, bunları otelcilik ve sağlık hizmetleri izleyecek. Tüketici odaklı uygulamaların ise daha sonraki bir aşamada hizmete sunulması bekleniyor.

Independent Türkçe, Interesting Engineering, Forbes, Verge


Dişi yunuslar saldırgan erkeklerin "ismini" duyunca uzaklaşıyor

Dişi yunuslar, çıkardıkları spesifik seslere dayanarak erkekleri birbirinden ayırt edebiliyor (Stephanie King)
Dişi yunuslar, çıkardıkları spesifik seslere dayanarak erkekleri birbirinden ayırt edebiliyor (Stephanie King)
TT

Dişi yunuslar saldırgan erkeklerin "ismini" duyunca uzaklaşıyor

Dişi yunuslar, çıkardıkları spesifik seslere dayanarak erkekleri birbirinden ayırt edebiliyor (Stephanie King)
Dişi yunuslar, çıkardıkları spesifik seslere dayanarak erkekleri birbirinden ayırt edebiliyor (Stephanie King)

Dişi yunusların zorba erkeklerden kaçmak için "isimlerini" dinlediği ortaya çıktı. 

Erkek yunusların çiftleşme sırasında son derece saldırgan davranabildiği biliniyor. Örneğin dişi yunus kaçmaya çalıştığında erkek onu ısırabiliyor, vücudunu ona çarpabiliyor veya kuyruğuyla vurabiliyor.

Bazı durumlarda erkek yunuslar gruplar halinde hareket edip bir dişiyi haftalar boyunca yanlarında tutarak onunla çiftleşebiliyor. Bu tür durumlarda saldırgan davranışlar daha sık görülüyor.

Bristol Üniversitesi'nde hayvan davranışları üzerine çalışan Alice Bouchard, "Erkek yunuslar, bu ittifakları kurup çiftleşmek için birbirleriyle işbirliği yapmak üzere epey gelişmiş sosyal-bilişsel yeteneklere sahip gibi görünüyor. Peki ya dişiler?" diye soruyor.

Bouchard ve ekibi bu soruyu yanıtlamak için Avustralya'daki Shark Bay'de yaşayan şişe burunlu yunusları inceledi. 

Şişe burunlu yunuslar, her biri için imza niteliğindeki ıslıklarla ünlü. İsim görevi gören bu sesler sayesinde kendilerini tanımlıyorlar ve diğer yunuslar da buna dayanarak birbirlerini tanıyor.

Bilim insanları 2013'le 2017 arasında erkeklerin çıkardığı 34 ıslığı kaydetti. Daha sonra 17 dişi yunusu izleyerek sualtı hoparlörlerinden onlara sırayla belirli bir erkeğin ıslığını dinlettiler. Dişilerin çoğu iki veya üç farklı erkek ıslığı duyarken, bazıları sadece birini duydu.

Araştırmacılar, sesleri çalınca dişilerin nasıl davrandığını da drone'lar yardımıyla takip etti.

Bulguları hakemli dergi PNAS'te yayımlanan çalışmaya göre dişiler, erkek grupları içinde daha aktif rol oynayan yunusların ıslıklarını duyduklarında bulundukları yerden uzaklaştı. 

Bu tepki özellikle üreme dönemindeki ya da üreme dönemine yaklaşan dişilerde daha belirgindi.

Araştırmacılar makalede, "Doğurgan yunuslar, dişileri daha yüksek oranda zorlayan  erkekleri tanımlayan seslere çok daha güçlü biçimde olumsuz tepki verdi" diye yazıyor.

Ayrıca dişi yunusların verdiği tepkinin sadece kendi deneyimlerine dayanmadığı tespit edildi. Eğer bir erkek geçmişte başka dişilere zorbalık yaptıysa, diğer dişiler de onun ıslığını duyunca uzaklaşıyordu. 

Bilim insanları dişilerin eş seçiminde bu bireysel ıslıklardan yararlanmasının ilginç bir bulgu olduğunu söylüyor.

Çalışmada yer almayan yunus iletişimi uzmanı Laela Sayigh, "Dişiler, bireyler hakkındaki bilgileri kullanıyor. Bu bana göre son derece ilginç" diyerek ekliyor: 

Bildiğim kadarıyla bu iletişim sinyallerinin eş seçimi sürecinde nasıl kullanıldığına dair yapılan ilk çalışma bu.

Öte yandan araştırmacılar dişilerin bu bilgileri tam olarak nasıl edindiğini bilmiyor. 

Bouchard daha sonraki çalışmalarda bir erkek yunusu itici değil de çekici kılan şeyin ne olduğunu incelemek istiyor.

Independent Türkçe, Phys.org, National Geographic, PNAS