Mesut Özil, futbola veda etti

Faal futbol hayatı boyunca 4 farklı ligde 6 takımda forma giyen Mesut Özil, 645 maçta 114 gol ve 222 asistlik bir performans sergiledi

Yeşil sahalara veda eden Mesut Özil, arkasında başarıyla dolu bir kariyer bıraktı.
Yeşil sahalara veda eden Mesut Özil, arkasında başarıyla dolu bir kariyer bıraktı.
TT

Mesut Özil, futbola veda etti

Yeşil sahalara veda eden Mesut Özil, arkasında başarıyla dolu bir kariyer bıraktı.
Yeşil sahalara veda eden Mesut Özil, arkasında başarıyla dolu bir kariyer bıraktı.

Futbol hayatı boyunca 4 farklı ligde 6 takımda forma giyen Mesut, attığı goller ve yaptığı asistlerle dünya futbolunda adından sıklıkla söz ettirdi. Yıldız oyuncu, Almanya'da Schalke 04 ile Werder Bremen, İspanya'da Real Madrid, İngiltere'de Arsenal ve Türkiye'de Fenerbahçe ile Medipol Başakşehir formalarını giydi.
Kariyerinde toplamda 645 maça çıkan Mesut, 114 gol ve 222 asistlik performans ortaya koydu. Yıldız oyuncu, birer Dünya Kupası, İspanya Ligi, İspanya Kral Kupası, İspanya Süper Kupası, Almanya Kupası ile 2 Community Shield ve 4 FA Cup zaferine imza attı.
Profesyonel kariyerine 17 yaşında doğduğu ve büyüdüğü Almanya'da başlayan Mesut, Schalke 04 ile Werder Bremen'de 4 sezon boyunca gösterdiği gelişimle ön plana çıktı.

- 21 yaşında 15 milyon avroya transfer oldu
Milli takım tercihini Almanya'dan yana kullanan ve 2010 FIFA Dünya Kupası'nda sergilediği performansla göz dolduran yıldız futbolcu, 21 yaşında yaklaşık 15 milyon avro karşılığında dünyanın en köklü kulüplerinden Real Madrid'e transfer oldu.
İspanya'da oynadığı futbolla yükselen bir grafik çizen ve eflatun-beyazlı takımın vazgeçilmez oyuncuları arasında yer alan Mesut Özil, 2013'te 42,4 milyon sterlinlik yüksek bir bonservis bedeliyle Arsenal'in yolunu tuttu.
Kuzey Londra ekibinde özellikle Fransız teknik adam Arsene Wenger döneminde attığı gollerle takımına önemli katkı sağlayan 32 yaşındaki orta saha oyuncusu, İngiltere'de geçirdiği 7,5 yılın ardından taraftarı olduğu Fenerbahçe ile sözleşme imzaladı.
Sarı-lacivertli kulüp, bonservis bedeli ödemeden kadrosuna kattığı ve 3,5 yıllık sözleşme imzaladığı Mesut Özil'in maliyetiyle ilgili herhangi bir açıklamada bulunmadı.

- Profesyonel kariyerine Schalke 04'te başladı
Almanya'nın Gelsenkirchen kentinde 15 Ekim 1988'de dünyaya gelen Mesut Özil, profesyonel kariyerine Schalke 04'te adım attı.
Zor şartlar altında bir çocukluk geçiren Mesut, Schalke 04'ün altyapısına seçilebilmek için büyük çaba gösterdi.
Girdiği seçmelerde tercih edilmeyen Mesut Özil, pes etmedi ve 2005'te Schalke 04'ün altyapısına kabul edilerek hayallerine kavuştu.
Schalke 04 ile Bundesliga'da ilk resmi maçına 2006-2007 sezonunda henüz 17 yaşında çıkan Türk asıllı Alman futbolcu, mavi-beyazlı takımda 1,5 sezon forma giydikten sonra yaklaşık 5 milyon avro bonservis bedeli karşılığında Werder Bremen'in yolunu tuttu.

- Werder Bremen'de büyük aşama kaydetti
Mesut Özil, Werder Bremen'de sergilediği performansla futbol kamuoyunun dikkatini çekmeye başladı.
Genç yaşına rağmen oynadığı futbol ve yeteneğiyle adından söz ettiren Mesut, Werder Bremen'de oynadığı süreçte milli takımda forma giymesi için Türkiye ile Almanya'dan teklif aldı. Annesi ve amcasının Türkiye'yi, babası ile abisinin ise Almanya'yı seçmesini istediği Mesut Özil, 2009 Şubat'ta tercihini doğduğu ülkeden yana kullandı.
Türk asıllı Alman futbolcu, 2008-2009 sezonunda Werder Bremen'de daha fazla süre almaya başladı. Mesut Özil, aynı sezon Bayer Leverkusen'i 1-0 yendikleri Almanya Kupası finalinde attığı golle takımının şampiyonluğa ulaşmasında başrol oynadı.
Ertesi sezon Diego Ribas'ın Juventus'a transfer olmasıyla Werder Bremen'in en önemli oyuncusu olarak kabul edilmeye başlayan Mesut, 2010 FIFA Dünya Kupası'nda sergilediği performansla büyük takımların dikkatini çekti.
Barcelona, Arsenal ve Manchester United'ın da kadrosuna katmak istediği yıldız oyuncu, FIFA Dünya Kupası'nın ardından 2010 Ağustos'ta yaklaşık 15 milyon avro karşılığında Real Madrid'e transfer oldu.

- Real Madrid'de 3 kupa kaldırdı
Mesut Özil, Real Madrid'de görev yaptığı dönemde form grafiğiyle vazgeçilmez oyuncular arasında yer aldı.
İspanya temsilcisine imza atmasının ardından "Şampiyonluklar kazanmak için Real Madrid'e transfer oldum." ifadesini kullanan Türk asıllı Alman oyuncu, forma giydiği 3 sezonda bu hedefine ulaşmayı başardı.
Portekizli teknik direktör Jose Mourinho'nun en fazla güvendiği isimler arasında yer alan Mesut, İspanyol basını tarafından Real Madrid'in efsane oyuncularından Guti'nin halefi olarak kabul edilmeye başlandı. Portekizli yıldız futbolcu Cristiano Ronaldo ile iyi bir ikili olan Mesut Özil, Madrid ekibinde forma giydiği 159 maçta 27 gol attı ve çok sayıda gol pası verdi.
Real Madrid'de La Liga, İspanya Kral Kupası ve İspanya Süper Kupası'nı kazanan 32 yaşındaki oyuncu, 2013'te yaz transfer döneminin son gününde 42,4 milyon sterlin bonservis bedeli karşılığında Arsenal'e transfer oldu.

- Arsenal'e rekor bonservis bedeliyle transfer oldu
Mesut Özil, yaklaşık 7,5 sezon oynadığı Arsenal'de özellikle Fransız teknik adam Arsene Wenger döneminde sergilediği performansla adından sıkça söz ettirdi.
Türk asıllı Alman futbolcu, başka takımlardan aldığı tekliflere karşın Wenger ile yaptığı görüşmenin ardından kulüp tarihinin rekor bonservis bedeliyle Arsenal'e transfer oldu.
Arsene Wenger ile çalıştığı süreçte 3 İngiltere Federasyon Kupası ile bir Community Shield şampiyonlukları yaşayan 32 yaşındaki oyuncu, attığı goller ve verdiği gol paslarıyla takımına önemli katkı sağladı. Mesut, 2015-2016 sezonunda Arsenal'in en değerli futbolcusu ödülüne layık görüldü.
Deneyimli oyuncunun Arsenal'deki kariyeri, Wenger'in 2018'de görevinden ayrılmasının ardından düşüşe geçti. Mesut Özil, Arsene Wenger'den sonra Londra temsilcisinde teknik direktörlük yapan Unai Emery ve Mikel Arteta ile yaşadığı anlaşmazlıklar nedeniyle son 2,5 sezonda bekleneni veremedi.
Mesut Özil, fazla forma şansı bulamadığı bu süreçte geçen sezon İngiltere Federasyon Kupası şampiyonluğu yaşadı. Deneyimli oyuncu, bu sezon ise sürpriz bir şekilde Premier Lig ve UEFA Avrupa Ligi kadrosuna alınmadığı için hiçbir resmi maçta forma giyemedi. Mesut, son karşılaşmasına ise 7 Mart 2020'de çıktı.
Arsenal'de 250'nin üzerinde maçta görev yapan Mesut Özil, 44 gol kaydetti.

- Türkiye'deki döneminde beklentileri karşılayamadı
Mesut Özil, Türkiye'deki döneminde beklentilerin oldukça uzağında kaldı.
Türkiye kariyerine Fenerbahçe'de başlayan yıldız oyuncu, sarı-lacivertlilerle 1,5 yıllık dönemde sadece 26 kez ilk 11'de forma giyebildi.
Söz konusu maçların büyük çoğunluğunu tamamlayamayan yıldız isim, transferinden sonra Fenerbahçe'de 37 karşılaşmaya çıktı ve 9 gol attı.
Mesut, Medipol Başakşehir'de de Fenerbahçe performansının üzerine çıkamadı.
Turuncu-lacivertli kulüple sözleşme imzaladıktan sonra büyük bölümünde sakatlık problemi yaşayan Mesut, yalnızca 8 maçta forma giydi ve gol sevinci yaşayamadı.

- Irkçılığa ve ayrımcılığa sessiz kalmadı
Mesut Özil, 2014 FIFA Dünya Kupası'nı kazandığı Almanya Milli Takımı'nı ırkçı ve ayrımcı saldırıların hedefi olması nedeniyle 30 yaşında bıraktı.
İngiltere'nin başkenti Londra'da bir araya geldiği Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile fotoğraf çektiren Mesut, maruz kaldığı ırkçı saldırılar ve haksız eleştirilerin ardından milli takım kariyerini noktaladı.
Ayrılık kararını 22 Temmuz 2018'de sosyal medya hesaplarından duyuran Mesut Özil, "Irkçılık ve saygısızlığa maruz kalmış hissederken, artık Almanya'yı uluslararası düzeyde temsil edemem. Almanya Futbol Federasyonunun üst düzey yöneticilerinin Türk kökenime saygı göstermemeleri ve beni bir siyasi propaganda aracına dönüştürmeleri, işleri dayanılmaz noktaya getirdi. Arkama yaslanıp öylece duracak değilim. Ayrımcılık asla kabul edilemez." ifadelerini kullanmıştı.
Deneyimli futbolcunun ayrılık kararı, takım arkadaşları ve futbol kamuoyu tarafından büyük destek bulmuştu.



Messi ile bebek Yamal'ın ikonik fotoğrafının hikâyesi... Kura tesadüfünden 2026 Dünya Kupası finaline

Messi ile Yamal (AP)
Messi ile Yamal (AP)
TT

Messi ile bebek Yamal'ın ikonik fotoğrafının hikâyesi... Kura tesadüfünden 2026 Dünya Kupası finaline

Messi ile Yamal (AP)
Messi ile Yamal (AP)

Kaderin ilginç cilvesi, Arjantinli sihirbaz Lionel Messi ile İspanya'nın genç yıldızı Lamine Yamal'ı, sinema senaryolarını bile geride bırakacak bir hikâyede bir araya getirdi.

Yaklaşık 19 yıl önce sessiz bir insani yardım etkinliğinde başlayan bu öykü, bugün ABD'nin New Jersey kentinde oynanacak 2026 FIFA Dünya Kupası finalinde futbolun zirvesine taşındı. Bir zamanlar mavi plastik bir küvette yıkanan bebek Yamal ile kariyerini unutulmaz bir finalle taçlandırmak isteyen yaşayan efsane Messi, bu kez dünya şampiyonluğu için karşı karşıya geliyor.

Kura tesadüfü ve Camp Nou soyunma odasında başlayan hikâye

2007 sonbaharında Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF), Katalan spor gazetesi Diario Sport ile birlikte bir yardım takvimi hazırlamak amacıyla özel bir proje başlattı. Proje kapsamında Katalonya'da yaşayan aileler arasında çekiliş düzenlenerek Barcelona futbolcularıyla fotoğraf çekimi yapılacak aileler belirlendi.

cdt5yh5yj
Messi, Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) tarafından düzenlenen bir etkinlikte bebek Yamal'ı kucağında taşırken (AP)

Şans, Mataró'nun Roca Fonda semtinde yaşayan, Faslı bir baba ile Ekvator Gineli bir annenin henüz beş aylık olan bebekleri Lamine Yamal'ın ailesine güldü.

Camp Nou Stadı'nın deplasman takımı soyunma odasında, o dönem henüz 20 yaşında olan ve Altın Top ödülü bulunmayan Lionel Messi, İspanyol fotoğrafçı Joan Monfort'un yönlendirmesiyle bebeği kucağına aldı ve annesi Sheila Ebana'ya mavi plastik küvette Yamal'ı yıkarken yardımcı oldu.

cdfvgthyju
Messi, Yamal ve annesi (AP)

Yıllarca arşivlerde unutulan bu fotoğraf, Yamal'ın babasının sosyal medyada "İki efsanenin başlangıcı" notuyla paylaşmasının ardından yeniden gündeme geldi.

Messi'nin Katalonya'dan dünya futbolunun zirvesine uzanan yolculuğu

Yamal futbolun ilk adımlarını atarken Messi, Barcelona formasıyla dünya futboluna damga vuruyordu.

Arjantinli yıldız, Barcelona kariyerinde 778 maça çıkıp 672 gol attı ve kulüple 35 kupa kazandı. Bu başarılar arasında 10 La Liga ve 4 UEFA Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu da yer aldı.

fghyju
Lionel Messi (AFP)

Barcelona'dan ayrıldıktan sonra Paris Saint-Germain formasıyla 75 maçta 32 gol kaydeden Messi, iki Fransa Ligi şampiyonluğu yaşadı. Daha sonra Inter Miami'ye transfer olan yıldız futbolcu, Leagues Cup zaferi yaşarken ABD futbolunda da çok sayıda rekora imza attı.

Milli takım kariyerinde ise Arjantin'i üst üste iki kez Copa America şampiyonluğuna taşıyan Messi, 2022 Katar Dünya Kupası'nı da kazanarak ülkesini dünya şampiyonu yaptı. Milli formayla 100'ün üzerinde gole ulaşan Messi, sekiz Altın Top ödülüyle futbol tarihinin en başarılı oyuncuları arasında yer aldı.

Yamal'ın rekorlarla dolu yükselişi

Hikâyenin diğer tarafında ise Messi'nin yetiştiği La Masia Akademisi'ne giren Lamine Yamal, yıllar önce kendisini kucağına alan futbolcunun izinden yürümeye başladı.

v7k78ıl
Arjantin'i İngiltere karşısında zafere ve finale taşıyan Messi, takım arkadaşlarının omuzlarında (AP)

Nisan 2023'te 15 yıl 290 günlükken La Liga'da forma giyerek Barcelona tarihinin ligde oynayan en genç futbolcusu oldu.

Kısa sürede takımın vazgeçilmez isimlerinden biri haline gelen Yamal, 15'in üzerinde gol atıp çok sayıda gol pası verdi. Barcelona yönetimi de genç yıldızı, 1 milyar dolarlık serbest kalma maddesi içeren uzun vadeli bir sözleşmeyle kulübe bağladı.

fbgnhmu
Lamine Yamal, İspanya Milli Takımı formasıyla (Reuters)

Milli takımda da kısa sürede yükselen Yamal, henüz 16 yaşındayken İspanya'yı EURO 2024 şampiyonluğuna taşıdı ve turnuvanın "En İyi Genç Oyuncu" ödülünü kazandı.

Messi ve Yamal'ı buluşturan dikkat çekici tesadüfler

İki yıldız arasındaki bağ yalnızca yıllar önce çekilen fotoğrafla sınırlı değil.

Her iki futbolcu da La Masia altyapısından yetişti ve Dünya Kupası kariyerlerine 19 numaralı formayla başladı.

sd78kl
Lamine Yamal (AFP)

Dikkat çeken bir başka benzerlik ise ilk Dünya Kupası gollerini 18 yaşında atmaları oldu. Messi 2006 Dünya Kupası'nda ilk golünü 18 yaşında kaydederken, Yamal da 2026 Dünya Kupası'ndaki ilk golünü aynı yaşta attı.

vfghyju
Kosova'nın batısındaki Yakova kentinde sanatçı Alkent Pozhegu'nun, 2026 Dünya Kupası finalinde karşı karşıya gelmeleri öncesinde Messi ile Yamal'ı tahıl ve tohumlarla tasvir ettiği mozaik çalışma (AFP)

Üstelik Yamal, golünü zayıf ayağı olan sağ ayağıyla ve Messi'nin 20 yıl önce golünü attığı köşeye göndererek kaydetti. Bu benzerlik, iki futbolcu arasındaki kader ortaklığını daha da dikkat çekici hale getirdi.

Dünya Kupası finalinde nesillerin düellosu

Dünya futbolunun gözü şimdi ABD'nin New Jersey kentinde oynanacak Dünya Kupası finaline çevrilmiş durumda.

xcvfbg
Kosova'nın Yakova kentinde sanatçı Alkent Pozhegu'nun fırçasından çıkan, 2026 Dünya Kupası finalindeki kuşaklar mücadelesine ithaf edilen Messi ve Yamal portresi (AFP)

Arjantin ile İspanya'yı karşı karşıya getirecek mücadele, daha önce oynanamayan Finalissima'nın adeta gecikmiş buluşması niteliğini taşıyor.

fvgthy
Kosova'nın Yakova kentinde sanatçı Alkent Pozhegu'nun tahıl ve tohumlardan oluşturduğu, 2026 Dünya Kupası finalinde yaşanacak kuşaklar mücadelesine ithaf edilen Messi ve Yamal mozaiği (AFP)

39 yaşındaki Lionel Messi, kariyerini ikinci Dünya Kupası şampiyonluğuyla taçlandırmayı hedeflerken; 19 yaşındaki Lamine Yamal ise İspanya'yı ikinci dünya şampiyonluğuna taşımak için sahaya çıkacak.

Bir zamanlar plastik bir küvette yıkanan bebek, bugün dünya futbolunun tahtı için çocukluk kahramanıyla aynı sahada mücadele edecek. Bu final, yalnızca bir şampiyonluk mücadelesi değil, aynı zamanda futbolun iki kuşağını buluşturan sıra dışı bir hikâyenin de son perdesi olacak.


Futbol: Bütün sanatları birleştiren "sekizinci sanat"

Taraftar Jackie Fontes, Boston'da Yeşil Burun Adaları maçını izliyor
Taraftar Jackie Fontes, Boston'da Yeşil Burun Adaları maçını izliyor
TT

Futbol: Bütün sanatları birleştiren "sekizinci sanat"

Taraftar Jackie Fontes, Boston'da Yeşil Burun Adaları maçını izliyor
Taraftar Jackie Fontes, Boston'da Yeşil Burun Adaları maçını izliyor

Baha İyali

New Jersey'deki MetLife Stadı'nda maçın 79. dakikasında Erling Haaland, ceza sahasına gönderilen ortayı kafa vuruşuyla ağlara gönderdi. Ardından ceza sahası dışından yaptığı sert vuruşla Brezilya'nın umutlarını tamamen bitirdi. Neymar'ın uzatma dakikalarında penaltıdan bulduğu gol sonucu değiştirmeye yetmedi ve Sambacılar, 1990'dan bu yana ilk kez Dünya Kupası'na son 16 turunda veda etti.

Brezilya'nın elenişini izlerken aklıma, birkaç hafta önce Fransa-Senegal maçını anlatan Yemenli spiker Hasan el-İdris'in söylediği şu cümle geldi: "Futbol, sekizinci sanattır." Sonucun ağırlığı kadar bu cümle de zihnimde yankılanıp durdu.

İnsan sevdiği şeyi yüceltmek, ona duyduğu tutkuyu meşrulaştırmak için onu sanat mertebesine yükseltmeyi sever. Ancak "sekizinci sanat" ifadesi, üzerinde daha derin düşünmeye değer

İtalyan kuramcı Ricciotto Canudo, sinemayı mekân ve zaman sanatlarını tek bir yapıda buluşturduğu için "yedinci sanat" olarak tanımlamıştı. Futbola da bu açıdan bakıldığında bu unvan yakıştırılabilir. Çünkü futbol; beden, zaman ve dramın canlı bir bileşimidir; müzenin ve tiyatronun alışıldık sınırlarını aşan bir anlatıdır. Fotoğraf, televizyon ve başka birçok alan yıllarca "sekizinci sanat" unvanına aday gösterildi. Ancak bu koltuk, diğer sanatların birbirinden ayırdığı unsurları yeniden bir araya getirebilecek bir sanatı bekliyordu.

Klasik estetik ise bu değerlendirmeye itiraz eder. Immanuel Kant'ın güzellik anlayışı iki temel koşula dayanır: İlki, çıkar gözetmeyen saf bir estetik hazdır. İkincisi ise güzelliğin kendi dışında bir amaca hizmet etmeksizin var olmasıdır. Bir çiçek, yalnızca kendisi olduğu için güzeldir.

Oysa futbol sahasında yaşananlar, bu iki ilke ile çim sahalarda olup bitenler arasındaki uçurumu her maçta biraz daha derinleştirir.

Tribünlerin İntikamı

Pierre Bourdieu, "meşru kültür" dediğimiz olgunun, aslında kültürel iktidarı elinde bulunduran sınıflar tarafından üretildiğini söyler. Egemen sınıf kendi beğenisini evrensel ölçü haline getirirken, halkın zevkini sıradan ya da bayağı olarak damgalar. Yedi güzel sanat da bu anlayışla kurulmuş seçkin bir salona benzer. O salona girmek için bilet, eğitimli bir bakış ve eser karşısında uzun süre sessiz kalabilecek bir sabır gerekir. Oysa Futbol, milyonlarca insanın hiçbir eleştirmenin aracılığına ihtiyaç duymadan sahip olabildiği bir alandır. Onun dili gürültülüdür. Tezahüratlar, bayrak gibi sallanan formalar ve zamanla sözlü şiire dönüşen maç anlatımları bu dilin temelini oluşturur. Hatta öyle ki, futbol anlatıcılığı kendi başına ayrı bir sanat biçimine dönüşmüştür. Bu nedenle futbolu sanat olarak nitelendiren kişinin bir sanat eleştirmeni değil de bir spor spikeri olması şaşırtıcı değildir. Aynı çağrıyı tribündeki herhangi bir taraftarın yapması da öyle.

Stadyumun kutsallığı, bilet alabilenlere ve yüksek sanat zevkine sahip olanlara mahsus değildir; aksine kültürel salonların titizlikle kapattığı kapıları herkese açar.

Salonun güzelliği tek bir eğitimli gözün sessizliğiyle tadılırken, futbolun güzelliği ancak topluluk içinde tamamlanır. Yalnız izlenen bir gol, aslında yarım bir goldür. Kalabalık, güzelliğin tamamlanması için bir şart ve onun en temel direklerinden biridir. Müze sessizlikle ibadet eder, stadyum ise gürültüyle; ikisinin de kendi kutsallığı vardır. Ancak yalnızca stadyum, kültürel seçkinliğin dışında bırakılan insanlara kapısını sonuna kadar açar.

Erling Haaland, Andreas Schjeldrop ile birlikte Norveç adına attığı golü kutluyorErling Haaland, Andreas Schjeldrop ile birlikte Norveç adına attığı golü kutluyor

Bu dil kahvehanelerde, kaldırımlarda ve sabaha kadar süren futbol sohbetlerinde kuşaktan kuşağa aktarılır. Bir maçı izlemek için sabahın köründe buluşurlar; özetine bakıp geçmek yerine, o anın doğumuna şahitlik etmeyi tercih ederler. Topluluk, Muhammed Salah’a "Firavun", Lionel Messi’ye "Kral" unvanını verir; kendi efsanesini akademilerin onayını beklemeden kendi zevkiyle kurar. Ticari sistem, futbolu bilet ve özel yayın haklarıyla bir meta haline getirmeye çalışsa da insanlar hep bir ağızdan bağırdıkları anda oyunu geri kazanırlar; forma sokakta bayrağa, kahvehaneler ise iki yabancı arasındaki geçici kardeşliğe dönüşür.

Sonuçtan önce gelen bir aidiyet duygusu; yalnızca en büyük sahnede yer alabilmiş olmanın doğurduğu sevinç... Öyle ki, Dünya Kupası'na katılabilmek bile kuşaktan kuşağa anlatılan bir zafere dönüşür.

Zayıfların dramı

Turnuvanın 48 takıma çıkarılması, sadece soğuk bir idari karar değil, daha fazla halkın bu büyük hikâyeye ortak olması için davetiyeydi. Çünkü her yeni katılımla birlikte milyonlarca insan kendini bu büyük anlatının ortağı olarak buluyor, turnuvanın sözlüğüne yeni bir yerel dil, yeni bir ses ekleniyordu. Bu yaz, zayıfların dramı bütün dünya haritasına yayıldı: Norveç tarihte ilk kez çeyrek finale yükseldi; İsviçre 1954’ten beri süren özlemine penaltılarla son verdi; Mısır ilk kez eleme turlarına kaldı. Yeşil Burun Adaları (Cape Verde) Arjantin’e ter döktürdü. Asya da turnuvanın başlangıcından itibaren dengeleri altüst etti. Güney Kore’nin Çekya’yı devirdi; Avustralya Türkiye’yi eledi; Katar, İsviçre karşısında aldığı beraberlikle tarihinde ilk puanını aldı. Afrika'dan katılan on takımın dokuzu ise son 32 takım arasına kalmayı başardı.

Masa, her misafire hikâyede bir yer vaat eder ve kupayı sona kadar direnene bırakır. Erken elenenler bile evlerine sevgiyle uğurlanır: Yeşil Burun Adaları, elenmesine rağmen kahramanlarını bir fatih gibi karşıladı; Son Heung-min’in halkından özür dilemesi, birçok zaferden daha derin izler bıraktı. Bu küçük takımlar, ticari mantığın satın alamayacağı bir hikâye anlatıyor: Sonuçtan önce gelen aidiyet duygusu ve en büyük sahnede var olmaktan doğan bir sevinç. Oyunun gerçek tadının eleştirmenlerden önce seyirci tarafından yaratıldığını doğrulamak için büyük masaya gelen isimler bunlar.

Lionel Messi, Arjantin adına attığı golü Julian Alvarez ile birlikte kutluyor.Lionel Messi, Arjantin adına attığı golü Julian Alvarez ile birlikte kutluyor.

Turnuvanın en çarpıcı sahnesi ise üç ev sahibi ülkenin son 16 turunda veda etmesiydi: ABD Belçika’ya, Kanada Fas’a, Meksika ise İngiltere’ye yenildi. 48 takımlı, 16 statla bu devasa organizasyona rağmen, üç ev sahibi ülke ilk sekiz takım arasına giremedi. Sermayenin finanse ettiği stadyum arka kapıdan çıkarken, resmi sahnesi olmayan sanat ayakta kaldı. Çünkü futbol, kendine özgü güzel inadıyla yukarıdan yönetilmeyi reddeder; etrafını saran siyaset ve gösteriş ne kadar büyük olursa olsun, dev makinelerin finali önceden yazmasına izin vermez. Burada gizli bir şiirsel adalet var: Organizatör kendi oyununu evcilleştiremiyor ve oyun, kendisini kuranların masasından daha büyük olduğunu ilan ediyor. Tribünlerin hükmü, salonun hükmüne üstün geliyor.

Güzel kaybeden, bizi soğuk kazananın sevindirdiğinden daha derinden yaralar; çünkü onda, en güzelini ortaya koyup yine de kaybeden kendi yansımamızı görürüz.

Faydaya mahkûm güzellik

Futbolda güzellik, "fayda" ile birleşerek sanatın en eski dogmalarını yerle bir eder. Théophile Gautier ve "Sanat Sanat İçindir" savunucuları faydayı çirkinlik, amaçsızlığı ise asalet sayarken; çim sahalardaki bir çalım, savunmacıyı geçtiği için; bir pas, ağlarla buluştuğu için görkem kazanır.

Müzede sergilenen tablo, hiçbir fayda sağlamasa da asaletini korur. Ancak sahada, sonucu değiştiremeyen güzellik -taşı ağlatacak kadar etkileyici olsa bile- elenir ve karşımıza çıplak bir hayal kırıklığı olarak çıkar. Bu durum, eski Makyavelci anlayışı doğrular: Amaç, vasıtayı meşru kılar.

Muhammed Salah, Mısır'ın Avustralya'ya karşı penaltı golünü attı.Muhammed Salah, Mısır'ın Avustralya'ya karşı penaltı golünü attı.

Tribünler, sonuç getirmeyen çalımı ıslıklanması gereken boş bir şov olarak görürken, salonlar bunu saf bir lüks olarak yüceltir. Müzedeki bir tablo, hiçbir faydası olmasa da asaletiyle korunurken; stadyumda gol atamayan bir sanat, taşları bile ağlatsa elenir. Başarıyı getirmeyen güzellik, Machiavelli'nin o kadim kaidesini doğrular: "Amaç, aracı meşru kılar." Tribünler, Mısır’ın en güzel futbolu oynadığına inansa da kupa, son düdüğe kadar dayananındır. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre güzel kaybeden bizi soğuk kazananın sevindirdiğinden daha derinden yaralar; çünkü kaybedende biz en güzelini yapıp yenildiğimizde kendimizi buluruz.

Bu tabloda gizli bir şiirsel adalet sezilir: En büyük organizatör, kendi oyununu kontrol etmeyi başaramaz ve futbolun, onu kuranların hazırladığı sofradan çok daha büyük olduğunu ilan eder. Sonunda tribünlerin kararı, seçkin salonların kararının önüne geçer.

Keskin bıçaktaki büyü

Zirveye çıkan oyuncular, güzelliği silaha dönüştürürler. Messi, tüm becerisini tek bir amaca hizmet ettirir; son dakikalarda gol atar veya attırır. Salah, Avustralya karşısında "Panenka" vuruşunu seçtiğinde, bunun sadece bir estetik değil, takımına güven aşılamak için yapılmış hesaplı bir soğukkanlılık olduğunu gösterdi. En cömert görünen anlar, aslında hesabın en soğuk yapıldığı anlardır. Haaland ise "sonuç güzelliği" ile karşımıza çıkar; tüy kadar hafif bir estetik değil, keskin bıçak kadar kesin bir vuruş. Büyük oyuncular, fırça ile bıçağı tek elde birleştirirler; hem çizerler hem de keserler.

Achraf Hakimi ve Azzedine Ounahi maçın ardından kutlama yapıyor.Achraf Hakimi ve Azzedine Ounahi maçın ardından kutlama yapıyor.

Maç izlemek de zamanla, bir tablonun karşısında durmaya eşdeğer estetik bir deneyime dönüşür. Bir kez yaşanan, sonra akıp giden ama ona tanıklık edenlerin bedenine kazınan bir andır bu. Golden önce tribünlerden yükselen ortak nefes, golden sonra duyulan derin iç çekiş… Geçici bir güzellik, gelip geçmesi sayesinde camın ardında sonsuza dek sergilenen eserlerden bile daha derin iz bırakır.

Dünya Kupası ise müzesini duvarlardan önce insanların yüreğinde kurar. Her dört yılda bir kapılarını açan canlı bir sergi gibi, kolektif hafızaya parlayan, ardından sönen ama unutulmayan yeni bir tablo ekler. Böylece gelecek kuşaklar, bu anları rakamlardan ve istatistiklerden önce hikâyeler olarak miras alır.

Cristiano Ronaldo, Portekiz'in 2026 Dünya Kupası son 16 turunda İspanya'ya yenilmesinin ardından.Cristiano Ronaldo, Portekiz'in 2026 Dünya Kupası son 16 turunda İspanya'ya yenilmesinin ardından.

Liste dışı vedalaşma

Cristiano Ronaldo'nun, Portekiz'in İspanya'ya elenmesinin ardından son Dünya Kupası'na gözyaşlarıyla veda etmesi, bütün sınıflandırmaların anlatmakta yetersiz kaldığı gerçeği tek başına özetler. Ronaldo, çalımla geçilemeyen tek rakibi olan zamana yenildi. O gözyaşlarında ne ticari bir ürünün üretebileceği ne de bir yönetmenin yeniden kurgulayabileceği sahici bir duygu saklıydı. Futbol yalnızca bir kez, zamanın akışı içinde oynanır. Kupalar da yıldızlar da sonunda saatin hükmüne boyun eğer. Bu yüzden her final, bir kuşağın vedası ve bayrağı yeni kuşağa devretmesidir. Oyunun asıl sırrı da burada yatar: Futbol, perdesini yalnızca bir kez açan zamanın ve faniliğin sahnesidir. Son perdenin nasıl biteceğini kimse önceden bilemez. Bu belirsizlik, dünyanın dört bir yanındaki milyonları aynı ekranın önünde buluşturur; çünkü herkes, bir daha asla aynı şekilde yaşanmayacak o ana tanıklık etmek ister.

Bu ortak hafızada, büyük bir devletin bayrağı ile küçük bir ada ülkesinin bayrağı aynı değeri taşır. Çünkü insanlar bir anın kıymetini, onu yaşayanın büyüklüğüne göre değil, taşıdığı güzelliğe göre hatırlar ve değerlendirir.

Bütün bunlardan sonra kimin kaçıncı olduğu sorusu anlamını yitiriyor. Turnuvanın tozu dumanı dağıldığında puan tabloları ve kupayı kaldıran takımın adı zamanla silikleşiyor; hafızada kalan ise güzelliğin başarıyla buluştuğu anlar oluyor. Bu kolektif bellekte büyük bir ülkenin bayrağıyla küçük bir ada ülkesinin bayrağı aynı değeri taşıyor; çünkü insanlar bir anı, onu yaşayanın büyüklüğüyle değil, taşıdığı güzellikle ölçüyor.

Devlerin tökezlediği o çimlerin üzerinde futbol, kendisinden sonra gelenlere herhangi bir cevaptan daha güzel bir soru bırakıyor: Herkesin aynı anda birlikte ürettiği ama hiçbir rafa sığmayan ve hiçbir sınıflandırmaya hapsolmayan bir sanat olabilir mi?

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir." 


Rooney, İngiltere'nin elenmesinden Thomas Tuchel'i sorumlu tuttu

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Rooney, İngiltere'nin elenmesinden Thomas Tuchel'i sorumlu tuttu

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

Eski İngiltere kaptanı Wayne Rooney, Dünya Kupası yarı finalinde Arjantin'e karşı alınan yenilginin sorumluluğunu tamamen Thomas Tuchel'e yükledi ve İngiltere'nin Arjantin karşısında "dağıldığını" söyledi.

İngiltere, Atlanta'da Anthony Gordon'ın golüyle öne geçtikten sonra Tuchel yaptığı bir dizi savunma ağırlıklı oyuncu değişikliğiyle oyunun inisiyatifini ve kontrolünü Arjantin'e bıraktı.

Arjantin ise bu fırsatı iyi değerlendirdi. Lionel Messi'nin maçın son bölümünde hazırladığı iki gol pozisyonuyla yarı finali lehine çeviren Arjantin, 2-1 kazanarak pazar günü oynanacak finalde İspanya'nın rakibi oldu.

Tuchel, son 16 turunda Meksika karşısında İngiltere 10 kişi kaldığında takımı savunmaya çekerek maçı yönetme biçimi nedeniyle övgü almıştı. Ancak Ezri Konsa, Dan Burn ve Nico O'Reilly'den oluşan savunma ağırlıklı üçlüyü oyuna alması sert eleştirilere neden oldu.

Rooney, İngiltere'nin çöküşünün buradan başladığını ve teknik direktörün cevaplaması gereken sorular olduğunu belirtti.

BBC'de konuşan hayal kırıklığına uğramış Rooney, "Dağıldık" dedi.

Her şey teknik direktörden ve aldığı kararlardan başladı. Çok pasif bir oyun sergiledik. Dünya şampiyonu bu takıma karşı bunu yapıp da cezasız kurtulamazsınız. Bu en büyük sınavdı ve biz başarısız olduk. 1-0 öndeyken yaptığımız değişiklikleri görünce, Arjantin gol atarsa maç uzatmalara gitmeyecek diye düşündüm.

İngiltere, sahada uzun süre altı savunmacıyla oynadıktan sonra eşitlik golünü ararken Tuchel, Ivan Toney ve Marcus Rashford'u ancak son dakikalarda oyuna sürdü.

Rooney "Eğer o sahada hücum oyuncusuysanız ve 1-0 öne geçerseniz ve teknik direktörün yaptığı değişiklikleri görürseniz, inancınızı kaybedersiniz, bu şekilde oynamaya ancak bir yere kadar devam edebilirsiniz" diye açıkladı.

Sonra düşünmeye başlıyorsunuz, 'Ah hayır, bu kadar uzun süre geriye yaslanacaksak bunu nasıl atlatacağız?' Bu tamamen panik, hem de gerçek bir panik. Öne geçtikten sonra topun kontrolünü rakibe bırakamaz, ikinci golü bulma fırsatından da vazgeçemezsiniz. Çünkü yapmanız gereken tam olarak budur. Eğer bu kalitedeki oyuncuların ceza sahası çevresinde topa sahip olmasına izin verirseniz, er ya da geç gol atacaklardır.

Independent Türkçe