Cumhurbaşkanı Erdoğan, en düşük emekli aylığının 7 bin 500 lira olacağını açıkladı

Cumhurbaşkanı Erdoğan, en düşük emekli aylığının 7 bin 500 lira olacağını açıkladı
TT

Cumhurbaşkanı Erdoğan, en düşük emekli aylığının 7 bin 500 lira olacağını açıkladı

Cumhurbaşkanı Erdoğan, en düşük emekli aylığının 7 bin 500 lira olacağını açıkladı

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Emeklilerle ilgili çalışmamızı yaptık. Buradan güzel bir müjdeyi vermiş olayım. O da bunu 7 bin 500 lira olarak inşallah buradan açıklamış oluyoruz. Hayırlı olsun." dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, NTV ve Star TV ortak canlı yayınında gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Konuşmasına bu gece itibarıyla ramazan ayının idrak edildiğini anımsatarak başlayan Erdoğan, "Bu gece sahura kalkacağız ve ramazanın o manevi havasını inşallah teneffüs etmeye başlayacağız. Tüm İslam alemi için bu manevi huzur, özellikle depremde ebediyete uğurladığımız şehitlerimizin rahmetine ve onların şehadet makamının yücelmesine vesile olsun. Bu arada 100 bini aşkın yaralımız var, bütün yaralılarımızın şifa bulmasına vesile olsun." dedi.
Kahramanmaraş ve Hatay merkezli depremlerin 45'inci gününde yapılan çalışmalara ilişkin genel bir değerlendirmesi istenen Cumhurbaşkanı Erdoğan, enkazın kaldırılması, çadır kentler, konteyner kentler ve prefabrik konutların yapılmasına süratle devam edildiğini söyledi.
Kalıcı konutların temellerinin atılmaya başlanacağını belirten Erdoğan, şöyle devam etti:
"Yarın temel atmaya başlıyoruz. Bu kalıcı konutları da süratle söz verdiğimiz gibi inşallah bir yıl içerisinde bitirmeye Rabb'im bizleri muvaffak kılsın. Tabii bu ölçüde büyük bir yıkımın karşısında Türkiye'den daha hızlı refleks gösterecek, harekete geçecek başka bir ülke yok. Biz çünkü geçmişte de bunun imtihanlarını başarıyla verdik. Depremin ilk dakikalarından itibaren çok hızlı şekilde bir durum tespiti yaptık ve Türkiye'nin dört bir yanından ekipleri, araç, gereçleri bölgeye sevk ettik. Kabinemizin tüm üyelerini deprem bölgesine göndererek her birini bir ilin koordinatörü olarak oralarda görevlendirdik. Sağ olsun bakan arkadaşlarım o günden bugüne bölgeden hiç ayrılmadan orada bu koordinatörlük görevlerini yaptılar.
Her ilin milletvekilleri oralarda görev yaptı ve milletvekili arkadaşlarımın orada görev yapmalarıyla yetinmedik, tüm farklı iller de dahil olmak üzere başta o ilin valisi, yine orada bakan arkadaşlarıma, onlar da yardımcı oldular. Diğer illerden tüm belediyelerimizi, belediye başkanlarımızı, başta büyükşehir belediyeleri olmak üzere buraya sevk ettik. Tabii asker, polis, jandarma, sağlıkçı, madenci, itfaiyeci, aklınıza kim gelirse bölgeye gönderdik. Biliyorsunuz özellikle madencilerin bu yeraltı, maden çalışmalarında büyük kabiliyetleri var. Onları da buralara sevk ederek kendilerinden çok istifade ettik. Binlerce iş makinesini, uçağından helikopterine, gemisinden İHA'sına kadar tüm imkanlarımızı depremzedelerimiz için bu süreçte harekete geçirdik."

"Tüm arama kurtarma ekiplerinin başarılı çalışmalarını gördük"
Depremin ardından ilk birkaç saatte çalışmaların düzene girmesiyle de arama kurtarma, ardından enkaz kaldırma çalışmalarını profesyonelce yerine getirmeye başladıklarını bildiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Tabii ki o günlerde bir de ağır kış şartları var. Bu ağır kış şartlarına rağmen burada gerek dahili gerekse harici tüm arama kurtarma ekiplerinin başarılı çalışmalarını gördük. Yılmadılar, usanmadılar ve bu çalışmaları yerine getirdiler." dedi.
Depremlerin ardından ne kadar büyük bir millet olunduğunun bir kez daha idrak edildiğini söyleyen Erdoğan, "Milletimiz sağ olsun asrın felaketi karşısında asrın dayanışmasını gösterdiler. Çok hızlı bir şekilde 3 milyonu aşkın insanımızı bölge dışına tahliye ettik. Vatandaşlarımızın hiçbiri ne deprem bölgesinde ne de gittikleri yerlerde yalnız, çaresiz kalmadı. Bundan sonra da en önemli gündemimiz deprem olacak, tek derdimiz yaraları sarmak olacak." ifadesini kullandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, yürütülen soruşturmalara ilişkin son durum hakkında da şunları söyledi:
"Depremde yıkılan binalarda sorumlulukları bulunanlarla ilgili yürütülen soruşturmalarda savcılarımız devrede. 1364 şüpheli hakkında şu ana kadar işlem başlatıldı. Bu arada 302 şüpheli tutuklandı ve 466 şüpheli adli kontrol altına alındı, 312 şüpheli hakkında da yakalama kararı çıkarıldı. Şüphelilerden 4'ünün yurt dışında olduğu, bunun yanında 64'ünün de öldüğü tespit edildi. Tutuklanan 302 kişiden 106'sı müteahhit, 163 kişi yapı sorumlusu, 15 şüpheli yapı sahibi ve 18 şüpheli de binada değişiklik yapan kişi.
Adli kontrol altındaki 466 şüphelinin de 85'i müteahhit, 294'ü yapı sorumlusu, 56'sı yapı sahibi ve 31'i de binada değişiklik yapan kişiler. Adli süreçler devam ediyor. İddianameler de soruşturmaların bitimiyle mahkemelere gönderilecek. Sürecin her aşamasının Adalet Bakanlığı başta olmak üzere yakın takipçisi olacağız. Milletime bu acıları yaşatan, sorumluluklarını yerine getirmeyen adalet önünde bunun hesabını verecek. Buradan kaçış yok."
"Biz bu işte çırak değiliz, kalfalığı da geçtik ustalığı yakaladık"
Kalıcı konutların yapımına ilişkin planlamanın ne aşamada olduğu sorusu üzerine Erdoğan, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının hem geçmiş deneyimleri hem de tip projeleri olduğunu söyledi.
Şehirlerin yeniden inşa ve ihya döneminin resmen ve fiilen başladığını bildiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Geçmişte attığımız adımlar var. Hep söylüyorum Van'da, Bingöl'de, İzmir'de, Antalya'da, Muğla'da, Manavgat'ta bu işleri yaşadık. Biz sadece şehirlerde o devasa dikey mimari tarzı değil, bir taraftan zemin artı 3-4 türü binalar yaparken bir taraftan da köy evlerini yapmak suretiyle de bunları ispatladık. Yani biz bu işte çırak değiliz, kalfalığı da geçtik ustalığı yakaladık." dedi.
Binlerce mimar, mühendis, yüzlerce akademisyen, on binlerce işçinin yeni yerleşim yerlerine ilişkin sahada kapsamlı bir çalışma yürüttüğünü vurgulayan Erdoğan, şöyle devam etti:
"Bir taraftan zemin etütleri hızla devam ediyor. Bu zemin etütleriyle birlikte de artık öyle sulak yumuşak zemin değil, sert zeminlerde kalıcı konutların yapılması çalışmalarını sürdürüyoruz. 21 Şubat'tan bugüne kadar Gaziantep'te 13 bin 629, Adıyaman'da 2 bin 280, Kilis'te 645, Hatay'da 2 bin 928, Kahramanmaraş'ta 8 bin 773, Şanlıurfa'da 897, Malatya'da 6 bin 644, Elazığ'da 505, Adana'da 1171, Osmaniye'de 1657 ve Diyarbakır'da 1122 olmak üzere toplam 40 bin 104 afet konutunun ihalesi yapıldı.
Yine Osmaniye'de 600, Kahramanmaraş'ta 620, Malatya'da 2 bin 800, Adıyaman'da 1500, Şanlıurfa'da 300, Gaziantep'te 310 ve Kilis'te 93 olmak üzere 6 bin 223 köy evinin de ihalesi yapıldı. Böylelikle afet bölgelerinde toplamda 46 bin 327 afet konutu ve köy evinin yapım süreci başladı ve inşallah bir yıl içerisinde 11 ilimizde 319 bin, toplamda 650 bin konut inşa ederek bunu hak sahiplerine teslim edeceğiz. Yarın ziyaret edeceğimiz Kahramanmaraş'ta 8 bin 773 konutumuzun temelini Devlet Bey'le birlikte atacağız."

"Fay hattının üzerinde konutlar yapılmış"
Cumhurbaşkanı Erdoğan, "artçı sarsıntılar sürerken kalıcı konutlar için temel atmanın sağlıklı olmadığı" eleştirilerinin hatırlatılması üzerine şu yanıtı verdi:
"Müddei iddiasını ispatla mükelleftir. Bu konularda ilk defa bu adımları atmıyoruz. Bunu söyleyenlerin tabii geçmişinde bu tür adımlar yok. Yani sen bir seneyi hedef olarak koyarsın da bu 13 ay olur, 14 ay olur, 15 ay olur. Bunu Van gibi o devasa depremde ispat ettik. Van'ın merkezinden ta Erciş'ine kadar. Şu anda bu işi yaşamak, görmek isteyenler Van'a giderler, şöyle Edremit ilçesinden bir Van Denizi'ni seyrederler. Van Denizi'ne nazır böyle bir yeri o depremin ardından gerçekleştirmiş olan bu iktidar. Aynı şekilde Erciş'i baştan aşağı yaptık, gerçekleştirdik. Mesela İzmir'de, aynı şekilde dikey mimariye girmiyoruz ve dikkat edin ilk yaptığımız iş hemen süratle zemin kontrollerini yapmak oldu. Yani o sulak zeminlerde, bölgelerde değil.
Tabii Hatay'da düşünün, yani Amik Ovası'nın uzantılarında maalesef bu konutlar, bu inşaatlar yapıldı. Bunlar yapılınca da ne oldu? Şimdi aldığımız bilgilerde buraların tamamen fay hattı olduğu söyleniyor."
Erdoğan, fay hattının üzerinde yapılan konutların hepsinin 1999'dan önceki dönemlere ait olduklarını ifade etti.

Kamu inşaatlarında sismik izolatörler kullanılacak
Deprem bölgesindeki vatandaşların uyarıya rağmen hasarlı evlere girdiğini ifade eden Erdoğan, şunları kaydetti:
"Bundan sonraki süreçte temennimiz odur ki bu uyarılara uyarlar. Biz de hedefimizi zemin artı 3, zemin artı 4 şeklinde elimizdeki tip projelerle hareket ederek bu adımları atacağız. Hatta devletin konutları veya kendine ait olan inşaatlarını da sismik izolatör kullanarak yapacağız. Maliyeti her ne kadar biraz artsa da bunların talimatını da Murat bakanıma verdim, maliyetlerden de kaçınmayalım, sismik izolatörleri de kullanarak inşaatlarımızı böyle yapalım. Kısa bir süre önce biliyorsunuz İstanbul'da devlet yetkilileri ve akademisyenlerle 110 kişilik bir toplantı yaptık. O toplantının ikincisi Gaziantep'te Murat bakanımın riyasetinde yapıldı.
Van ve Kütahya depremleri sonrası öğrendiğimiz, zemin etüdü doğru yapıldığı, zemin dayanıklılığı iyi tespit edildiği, zemin yeterli güçlendirme olduğu takdirde ve en önemlisi fay hatlarından uzak bölgeler seçildiği takdirde o bölgede inşaatlar yapılabilir. Biz zaten Elazığ depreminin üzerinden 15-20 gün geçtikten hemen sonra artçılar da devam ederken temellerimizi attık. Bugün hamdolsun yaşadığımız son depremde özellikle o gün inşa ettiğimiz konutlarımızın hiçbirinde en küçük hasar dahi meydana gelmedi. Şayet artçı depremler nedeniyle döktüğümüz beton ve kalıplarda herhangi bir hasar veya çatlak meydana gelirse çok hızlı bir şekilde çeşitli bazı tekniklerle onarımı yapılır. Şu an bölgede inşaatları tamamen bu kriterler üzerine planlıyor ve başlatıyoruz. Beton prizlenme, çatlak ve tahribat oluşumuna dair hassasiyetlerimiz var. Bu noktada beton döküm süreçlerini mühendislerimiz çok titiz ve dikkatli bir şekilde yapıyorlar."
"Türkiye'de başta İstanbul olmak üzere şehirlerimiz deprem riski altında. İstanbul, depreme hazır mı? Bu konularla ilgili ne gibi hazırlıklar var?" sorusu üzerine Erdoğan, İstanbul'da doğup büyüdüğünü, yaklaşık 5 yıl İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı yaptığını, kenti iyi tanıdığını söyledi.
Ankara da dahil depremin tehdit etmeyeceği hiçbir şehrin olmadığını belirten Erdoğan, "deprem felaketi" tellallığı yapmayı doğru bulmadığını kaydetti.
İstanbul'un belediye başkanıyken "İstanbul'a girişi vizeye tabi tutma" diye bir tezinin olduğunu hatırlatan Erdoğan şöyle konuştu:
"Yani İstanbul'a her gelen rahatlıkla girsin, bu olamaz. Yani İstanbul'a girmenin bir bedelinin olması lazım. Bakın Londra'ya giremezsiniz. Londra'da belli kuralları var bu işin. Eğer bu varsa sizde, o zaman size müsaade ederler, girersiniz. Bunun sebebi nedir? Yani deprem olarak kastetmiyorum, nedir? Trafiktir. Oralarda araç, otoparklar, bütün bunlarla ilgili olarak bunlara belli yasaklar koymuştur. İstanbul'da da belediye başkanlığımda benim, 8 milyondu İstanbul'un nüfusu. Ama şu anda İstanbul'un nüfusu 15 milyonu geçti, böyle bir durumda. Bir de planlama noktasında, İstanbul maalesef zannedildiği gibi planlanmadı, zannedildiği gibi planlar uygulamaya konulmadı. Çünkü kimse o planlara ne yapmıyor? Uymuyor."
Erdoğan, belediye başkanlığından beri "kentsel dönüşüm" dediğini hatırlatarak "Bunları büyük ölçüde hayata geçirdik. Ama bu projelere biz şimdi devlet olarak devam ediyoruz. Fakat muhalefet, bunun karşılığında çıktı, sağda solda kentsel dönüşümü, 'rantsal dönüşüm' diye tanımlamaya başladı. Çünkü işlerine gelmiyor, rant toplama işi maalesef muhalefete ait. Bu işi onlar iyi beceriyorlar, iyi başarıyorlar." diye konuştu. 

"Kentsel dönüşüm için adeta yırtındık"
İstanbul Fikirtepe'nin Kadıköy ve Üsküdar'a hitap ettiğini belirten Erdoğan, "Biz, Fikirtepe'de bu kentsel dönüşüm için adeta yırtındık. Buradaki bu kentsel dönüşümü yeni yeni hayata geçirdik. O kadar sıkıntılar yaşadık." dedi.
Aynı şekilde Üsküdar Küplüce'de, Ferah Mahallesi'nde, Yavuztürk'te kentsel dönüşümle muhteşem konutlar yaptıklarını dile getiren Erdoğan şunları kaydetti:
"Ama benim vatandaşım, oranın belli bir kısmında çok direndi, yaptırtmadı. Hatta benim kendi oturduğum yeri de ben o yıkıma tabi tutturdum ki bizi görsünler, onlar da buna uysunlar diye Burhaniye'de. Şu anda mesela oraları gidip bir görseniz, oralardaki kentsel dönüşümün ne kadar güzel, ne kadar hakikaten insanlara gurur, onur verici olduğunu görürsünüz. Bundan bir ay kadar önce yolumu kestiler, dediler ki 'Başkanım ne olur gel, bizimkileri de yık'. Dedim 'Bak, ben size bir sene önce söyledim. Bir sene önce bunları yapsaydık, şimdi sizin konutlar da aynen bu duruma gelecekti'. Ama 'Bir hata yaptık, şimdi başlayın bu işe, biz kefiliz'. Ben o zaman 'Belediye başkanımıza da söyleyeceğim, buraları da hemen başlatalım.' dedik."
Cumhurbaşkanı Erdoğan, bir gün mahalle camisinin önünde cuma namazından sonra toplananlara, "Ne olur, gelin şu binalarınızı bize müsaade edin yıkalım. Bak kiranızı veriyoruz, nereyi beğenirseniz bulun, kiranızı biz ödeyeceğiz. Hemen biz süratle de buralarda bu yıkımları yapalım, korkuyorum. Yarın bir gün buralarda deprem olur, bir şey olur yıkılır. Ondan sonra bunun hesabını kime soracaksınız? Gelip Erdoğan'a soracaksınız. Beni bu durumda bırakmayın." dediğini aktardı. 

"Hiçbir vatandaşımızı çürük evde yaşatmayacağız"
Şimdiden tedbirlerin alınmasının önemini işaret eden Erdoğan şöyle konuştu:
"Elazığ, Malatya depremini yaşadık. Oralarda bütün yaşadıklarımız ortada. Van ortada, Kütahya ortada, bütün buralarda bunları yaşadık. Türkiye, bir deprem ülkesi. Onun için bütün tedbirlerimizi alıyoruz, alacağız. Başta büyük şehirler olmak üzere hummalı çalışmalarla, en az hasarla bunları atlatmaya gayret edeceğiz. Hiçbir vatandaşımızı çürük bir yapıda, evde yaşatmayacağız. İnşallah CHP ve ortakları bu depremden ders çıkarmış olurlar da kentsel dönüşüm projelerinin karşısında durmaktan vazgeçerler."

"YÖK'e gerektiği talimatları zaten verdik"
"Üniversitelerde yüz yüze eğitime ne zaman geçilecek?" sorusuna Erdoğan, "Bu konuyla ilgili YÖK'e gerektiği talimatları zaten verdik. YÖK de bu süreç içerisinde yüz yüze eğitimle alakalı nasıl Kovid döneminde belli bir süre, yaklaşık iki sene sürdü, ne yaptık, online sistemle işi götürdük. Burada böyle uzun bir süre olmayacak ama şu anda diyoruz ki online sistemle biraz devam edelim. Çünkü şu anda KYK yurtlarımız çok işimizi görüyor. "yanıtını verdi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, depremzedelerin KYK yurtlarına yerleştiğini hatırlatarak Osmaniye'de 2 bin 500 kişilik bir yurda gittiğini, yurt binasının güven verdiğini dile getirdi. 

"Her türlü afete hazırlıklı olmalıyız"
"Şartlar yeniden süratle elverişli olursa, uzaktan eğitim ile yüz yüze eğitimin harmanlandığı hibrit öğretim seçeneği tabii ki değerlendirilecektir. Bunun için öncelikle depremzede vatandaşlarımızın güvenle ve huzurla barınacakları kapasitenin oluşturulması gerekiyor." diyen Erdoğan gelişmeleri yakından takip ettiklerini, YÖK Başkanı ile bu konuda irtibat halinde olduklarını bildirdi.
Yüz yüze eğitim ile online eğitimin mukayese edilemeyeceğinin altını çizen Erdoğan adımların atılmasıyla yeniden normal hayata dönülmüş olacağını söyledi.
"Türk Devletleri Teşkilatı Sivil Koruma Mekanizması önemli bir adım"
"Deprem olduktan sonra dünyadan birçok ülke Türkiye'ye yardım gönderdi. Türk Devletleri Teşkilatı'nın önemli bir inisiyatif aldığını gördük ve Ankara'da Olağanüstü Liderler Zirvesi toplandı. Bu zirvedeki mesajları nasıl değerlendirdiniz?" sorusu üzerine Erdoğan, Türk Devletleri Teşkilatı ile artık yek vücut olunduğunu vurguladı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan şunları kaydetti:
"Onların herhangi bir sıkıntısında biz yanlarında olduk. Herhangi bir sıkıntımız olduğunda onlar bizim yanımızda oldu. Arama kurtarma çalışmalarından deprem yaralarının sarılmasına varıncaya kadar kardeş ülkelerin desteklerini gördük. Ayrıca ülkemizle dayanışma gösteren Türk Devletleri Teşkilatı'nın olağanüstü zirvesini de Ankara'da düzenledik, burada önemli bir adım atarak, Türk Devletleri Teşkilatı Sivil Koruma Mekanizmasının tesisini kararlaştırdık. Bu, önemli bir adımdı. Temennimiz, bu mekanizmaya hiç ihtiyaç duymamak. Ancak her türlü afete de hazırlıklı olmalıyız, buna dayalı olarak bu adımı attık. Başta Azerbaycan olmak üzere, gerek Kırgızistan gerek Kazakistan, Türkmenistan sağ olsun hepsi de buna geldiler ve buradaki çalışmaları onlar da aynı heyecanla takip ettiler."

"Müziksiz bir kampanya süreci yaşayacağız"
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 14 Mayıs'ta yapılacak Cumhurbaşkanı Seçimi ve 28. Dönem Milletvekili Seçimi'nde AK Parti'nin nasıl bir kampanya süreci yöneteceğinin sorulması üzerine de "Alışılmış bir seçim kampanyası düşünmüyoruz. Çünkü ortada bir hüzün var. Yani bu hüznün olduğu bir dönemde, dedik ki biz müziksiz bir kampanya süreci yaşayacağız. Şehirlerimizin tamamında, her bir vatandaşımızın kapısını çalacak, neler yaptık, neler yapacağız, tek tek bunu anlatacağız. Çünkü bizim bagajımız elhamdülillah dolu." diye konuştu.
Türkiye Yüzyılı Vizyonu'na vatandaşları ortak ederek büyük ve güçlü Türkiye'nin imarında her bir insana ihtiyaçlarının olduğunu anlatacaklarını dile getiren Erdoğan sözlerini şöyle sürdürdü:
"Milletim 20 yılda samimiyetimizi gördü, bize inandı. Samimiyet üzerine, güven üzerine inşa edilen her birliktelik ebedidir. Şunu bir defa çok açık, net ortaya koymam lazım, bizim bu 20 yılda ürettiklerimiz, yaptıklarımız... Ülkemize eğitimde, sağlıkta, adalette, emniyette, ulaşımda, tarımda, dış politikada neler yaptık ve bundan sonra da neler yapacağız, bütün bunları istiyoruz ki vatandaşlarımıza anlatalım. Biz dikkat ederseniz bir hayali konuşmuyoruz. Biz gerçekleştirdiklerimizi konuşuyoruz. Ve bu gerçekleştirdiklerimizin üzerinde benim halkım yaşıyor. Yani örneğin biz göreve geldiğimizde 6 bin 100 kilometre yol vardı, ama biz bu yolu 29 bin kilometreye çıkardık. Bu, şu anda yaşanan bir şey; yaptıklarımız, otoyollardan tutun da otobanlara varıncaya kadar hepsi... En basitinden sadece İstanbul'dan İzmir'e eskiden 6,5-7 saatte giderdik. Ama şimdi bu 3-3,5 saate indi. Bu yaptığımız yolla..."

"Çocuklar huzurla, eğitim öğretime başlıyor"
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, göreve geldiklerinde Türkiye'de 26 havalimanı olduğunu, bunu 58'e çıkardıklarını anımsatarak "Biz, batıda ne varsa, doğuda da o olacak dedik. Yani batıda var, doğu, Güneydoğu'yu bırak demedik. Niye? Türkiye 780 bin kilometrekaresiyle bizim vatanımız. Vatanımızın dört bir yanını bizim, inşa ve ihya etmemiz gerekir dedik." ifadesini kullandı.
Türkiye'deki üniversite sayısını 78'den 208'e çıkardıklarını hatırlatan Erdoğan, şu anda Iğdır'da da Ağrı'da da Muş'ta da Hakkari'de de üniversitenin olduğunu söyledi.
İlkokullarda, eski dönemlerde çocukların kitap bulamadığını belirten Erdoğan, "Biz mesela kitabımızı bulamazdık. Kırtasiyeci dükkanına gittiğimiz zaman bize bir hafta, 10 gün sonraya gün verirlerdi. Bir hafta, 10 gün sonra gider, oradan kitabımızı, defterimizi alırdık. Bu günleri yaşadık. Bu günler kimin günleriydi? CHP'nin günleriydi. Onlar bize bunları yaşattı." dedi.
Erdoğan, bugün okullar açılırken sıraların üzerine kitapların konulduğunu, böylece çocukların huzurla eğitim öğretim yılına başladığını kaydetti.

"Sağlıkta başarılı olmaya mecburuz"
İktidarları döneminde, sağlık alanında yapılanlara değinen Erdoğan şunları söyledi:
"Hastaneler noktasında, sağlıkta bizler, Sayın Kılıçdaroğlu'nun, bay bay Kemal'in SSK'nın genel müdürü olduğu dönemleri biliyoruz. Rahmetli Savaş Ay bir program yapmıştı. Savaş Ay'ın programında Beyefendi'yi gayet iyi anlatıyordu. Okmeydanı SSK... Benim de semtimin olduğu yerdi. Okmeydanı SSK'da affedersiniz ölüp de rehine alınanları anlatıyordu. Bunları yaşadık. Şimdi orası Profesör Doktor Cemil Taşçıoğlu Şehir Hastanesi oldu, biz yaptık. Nereden nereye... Şimdi biz, şehir hastanelerinden bahsediyoruz, çıkıyor bay bay Kemal 'Biz, şehir hastanesi falan yapmayacağız.' diyor. Eğer şu şehir hastaneleri olmasaydı, Ankara'da şu iki tane şehir hastanemiz olmasaydı, İstanbul'da olmasaydı, biz Kovid'de falan ne yapardık? Eğer biz, Kovid'i falan başarılı bir şekilde atlattıysak, işte bu şehir hastaneleri vasıtasıyla atlattık. Isparta'daki şehir hastanesini düşünün, Mersin'i, Adana'yı düşünün. Yani oralarda şehir hastaneleri, bizim bu süreci başarıyla atlatmamıza vesile oldu."
Cumhurbaşkanı Erdoğan, bundan sonraki süreçte şehir hastanelerini, büyükşehirlerin tamamına yapacaklarını dile getirerek "Çünkü sağlıkta başarılı olmaya mecburuz. Bunun yanında eğitim araştırma hastanelerimiz her ilde var. Bunlara da yine devam edeceğiz. Çünkü sağlıklı bir ülke olmadıktan sonra, bir yere varmanız mümkün değil." diye konuştu. 
Türkiye'nin diplomaside başarısının en büyük örneğinin Rusya-Ukrayna olduğunu, Rusya-Ukrayna savaşında ara bulucu ülke olarak Türkiye'nin şu anda parmakla gösterildiğini belirten Erdoğan, "Muhalefet bunu kabul eder etmez o ayrı mesele ama biz zaten dünyada kabul görmüşüz bu konuda." diye konuştu.
Karadeniz tahıl koridorunda Türkiye'nin başarısının dünyada herkesin dilinde olduğunu ifade eden Erdoğan, şöyle devam etti:
"Hatta Sayın Putin ile aramızda yaptığımız görüşmeler de çok açık net. O da sağ olsun 'Ben, tahıl koridorundan tahılı göndereyim ama Avrupa'ya buradan yüzde 44 gidiyor, gitmesin. Az gelişmiş Afrika ülkelerine bunu gönderelim.' dedi. Ben de kendisine dedim ki 'O zaman siz tahılı gönderin biz de burada onu una çevirelim, değirmenlerimizden geçirelim. Değirmenlerimizden geçirdikten sonra biz de bunu az gelişmiş ülkelere buradan gönderelim.' Böyle bir mutabakatımız var. İki, üç gün içerisinde Sayın Putin ile telefon görüşmemiz olacak. Adımlarımızı bu alanda da atacağız. Aynı şekilde gübrede ihtiyaçlar var. Bunları yine temin, tedarik edeceğiz ve yine bunları da dünya piyasalarına, az gelişmiş ülkelere göndererek onları rahatlatmanın gayreti içinde olacağız. Bugün Gambiya Büyükelçisi'nin agremanını aldım onunla da bunları konuşurken ondan da aynı teşekkürü aldım. Bizim bundan sonraki sürece yönelik atacağımız çok adımlar var."
Sıfır atık konusunda Türkiye'nin örnek uygulamalarının bulunduğunun altını çizen Erdoğan, eşi Emine Erdoğan'ın bu ay sonu itibarıyla Birleşmiş Milletler'de bir sunum yapacağını söyledi. Erdoğan, bir şeyler yapıldığı için bu davetlerin alındığını vurguladı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti:
"Türkiye'ye yaşattığımız her biri sessiz devrim niteliğindeki yapısal reformları dile getirsem günler sürer. Ama özetlenmeyecek, anlatmakla bitmeyecek işler yaptık. Olmaz denilenleri başardık. Hep diyorum ya, 'nereden nereye' diye işte o iki kelime arası öyle uzun ki anlata anlata bitiremeyiz. Kimine 'Ayasofya' derim, nereden nereye geldiğimizi anlar. Ama Ayasofya dediğimiz zaman bunu anlamayanlar var. Kimine 'Karabağ' derim, bunu anlayan olur ama hala anlamakta zorlananlar olur. İşte biz Ayasofya dediğim zaman anlayanlarla beraber yol yürüyoruz. Karabağ dediğim zaman anlayanlarla beraber yol yürüyoruz. Mesela 'Togg' derim, anlayanı var anlamayanı var. Ama katettiğimiz mesafeyi anlar. Bazısına 'Karadeniz'de doğal gazı keşfettik' derim, geldiğimiz yeri kavrar. Kimine İHA'larımız, SİHA'larımız, Akıncılarımız hatta daha da ileri gitmek suretiyle insansız hava araçlarında geldiğimiz noktayı anlattığımda bunu anlayanlar var ama dünya anlıyor da bizde hala anlamayanlar var. Kızılelma diyorsun adam anlamıyor. Kızılelma bir ufuktur. Dolayısıyla o ufku yakalamak herkesin karı değildir. Kimine yılda 1 milyona varan istihdam oluşturduk deriz, emeğin, alın terinin, evine ekmek götürmenin anlamını bilen ne manaya geldiğini bilir ama bilmeyen de var."

"Dağıt sandalyeleri, al cumhurbaşkanlığını havaları bu"
"Millet İttifakı'nın cumhurbaşkanı adayı olarak Sayın Kemal Kılıçdaroğlu duyuruldu. Yanında da yedi cumhurbaşkanı yardımcısı var. Siz bu bir cumhurbaşkanı ve yedi cumhurbaşkanı yardımcısı modelini nasıl yorumlarsınız?" sorusuna Erdoğan, şu yanıtı verdi:
"Şu anda o masanın ortaya çıkardığı aday, biz cumhurbaşkanı olduğumuz zaman bizim bir başkan yardımcısıyla çıktığımız yolda bizimle istihza ediyordu, alay ediyordu. 'Kaç tane cumhurbaşkanı yardımcısı yanına alacak' diyordu. Şimdi bana sorduğu bu soruyu şu anda bay bay Kemal, 'bir tane değil, beş tane değil, on beş tane değil, cumhurbaşkanına kimse böyle bir soru soramaz ki. Bu on beş de olur, yüz elli de olur, bin beş yüz de olur.' diyor. Ben söylemiyorum, o söylüyor. Böyle bir devlet yönetimi olabilir mi? Kaldı ki daha ileri gitti. Şu anda Ankara ve İstanbul belediye başkanlarını da cumhurbaşkanı yardımcısı olarak taltif ettiğini söylüyor. Öbür tarafta terör örgütünün parlamentodaki uzantısını da ne yaptı? Onu da masaya ortak etti. Beraber yürüyorlar. Devlet yönetiyoruz devlet. Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir kabile devleti değildir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni yönetecek olanların her şeyden önce buradan nasibini alması gerekir. Öyle lafla sadece 'buradan bir cumhurbaşkanlığı kaparsam veya herkese şuradan sandalyeler dağıtırsam bu cumhurbaşkanlığını alırım' anlamıyla bir ülke yönetilemez. Tam anlamıyla bir eski Türkiye fotoğrafı olan koalisyon mantığıyla çalışıyorlar. Dile getirdiğiniz tablo bile bunların dertlerinin millete hizmet olmadığını gösteriyor. Aç tavuk kendini darı ambarında zanneder. Dağıt sandalyeleri, al cumhurbaşkanlığını havaları bu. Bu kadar basit."

"Benim vatandaşım milli ve yerli olan bir yönetime layıktır"
Cumhurbaşkanı Erdoğan, "HDP bugün cumhurbaşkanı adayı çıkarmayacağını söyledi. Doğrudan Kılıçdaroğlu'nu destekleme mesajı söylenmese de beklenti o yönde. Nasıl değerlendiriyorsunuz?" sorusuna karşılık, şöyle konuştu:
"HDP zaten en başından beri bu masanın yedinci ortağı idi. Biz ne dedik, 'Gizli ortak var.' Nerede? 'Masanın altında' demiştik. Şimdi masanın altından üstüne çıktı böylece. CHP ile HDP'nin azami müşterekleri olduğunu biliyoruz. Ama bunu milletimize anlatmamız gerekiyordu. Düşünün HDP eşittir PKK'dır. HDP eşittir YPG/PYD'dir. Bunu her zaman söyledik. Bu denklemde CHP'nin yeri nerede kalıyor? Bunu benim milletim düşünsün. Yedili masadaki diğer partilerin yerini vatandaşım bir daha düşünsün. Benim vatandaşım millidir, yerlidir, özellikle dışarılardan yönetilen emperyal kafaların mahkumu değildir. Emperyal kafaların tamamen dışında, milli ve yerli olan bir yönetime benim vatandaşım layıktır.
Özellikle de Diyarbakır'da Yasin Börü'leri öldüren... Yasin Börü Kürt bir evladımızdı. Kim öldürdü? Şu anda içeride olan kişiler. Onlar istikamet verdi ve onlarla beraber 51 evladımız Diyarbakır'da öldürüldü. Benim Kürt kardeşlerim bunun hesabını bunlara sormayacak mı? Hala özgürlük, özgürlük. Neyin özgürlüğü? Eğer benim vatandaşlarımı Kürt de olsa Zaza da olsa ne olursa olsun, eğer bunların ölümüne neden olmuş olanları biz dışarı çıkartmak için gayret sarf edenlere yol açıyorsak bunun hesabını ne bu dünyada ne de ebedi alemde veremeyiz."

"Bay bay Kemal'i Kandil'e umut veren aday olarak görüyorlar"
Erdoğan, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun, HDP yöneticileriyle görüşmesine ilişkin şunları söyledi:
"HDP eş başkanlarından biri bay Kemal'in ziyaretinden sonra 'Gelecek dönem yapılacakları istişare ettik' dedi. HDP'lilerin planları arasında neler var? PKK'lı teröristlere yönelik operasyonların durması var. Öcalan için Demirtaş için oy vermek var. Kandil'dekilerin talimatlarını uygulamak var. HDP'nin bunlardan başka gündemi yok. Altılı masanın görüştüğü HDP işte budur. Kandil'deki terörist elebaşıları da zaten altılı masanın kendileri için umut oluşturduğunu söylüyorlar. HDP'nin destek verdiği bay bay Kemal'i Kandil'e umut veren aday olarak görüyorlar. Meral Hanım 'HDP de HDP'nin talepleri de masaya gelemez' demişti. Ama şimdi HDP aday çıkarmayarak bütün varlığıyla bu kumar masasına oturmuş durumda. HDP'liler verecekleri destek karşılığında taleplerinin karşılanmasını isteyeceklerini açıkça belirtiyorlar. Bu taleplerin ne olduğunu da neresi belirliyor? Kandil. Milletim bunların oynadığı oyunu görüyor. 14 Mayıs'ta gereken dersi benim aziz milletim verecek."

"İçlerinden bazılarının hakikati dile getirmesi önemli"
Erdoğan, "İYİ Parti'li Yavuz Ağıralioğlu'nun çıkışını nasıl değerlendiriyorsunuz?" sorusuna da şu yanıtı verdi:
"Tamamını izleyemedim arkadaşlarımdan aldığım bilgi. Bu masanın ilkesizlik üzerine kurulu olduğunu hep söyledik. Masadakilerin birbirine güvenmediğini, birbirine pusu kurduğunu her zaman dile getirdik. Meral Hanım bu masayı 'kumar masası' olarak anlattı. 'Biz noterden gelecek talimatlarla hareket etmeyiz' dedi. Hile, hurda, hainlik bu masada her şey var. Herkes birbirine çalım atıyor. Kimin hesabı diğerine uyacak, uymayacak bunu önümüzdeki günler çok daha iyi gösterecek. İçlerinden bazılarının gerçekleri görmesi, hakikati dile getirmesi önemli. Buradan başarı beklemek de mümkün değil."
"Seçimden zaferle çıkacağımızdan hiçbir kuşkumuz yok"
"14 Mayıs seçimlerinde Cumhur İttifakı'nın adayısınız. Bu seçimlerde ne bekliyorsunuz? HÜDA PAR'ın desteği biraz konuşuldu, medyada tartışıldı. Cumhur İttifakı'na yeni destekler olur mu?" sorusu üzerine Erdoğan, Cumhur İttifakı'nın 14 Mayıs seçiminden zaferle çıkacağından ittifak olarak hiçbir kuşkularının bulunmadığını belirtti.
Cumhur İttifakı'nın siyasette birlik ve beraberliğin, samimiyetin adresi olduğunu vurgulayan Erdoğan, yerli ve milli siyaset yapan, milletin değerleriyle barışık siyasi partilere kapılarının açık olduğunu söyledi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti:
"Cumhur İttifakı'nın içerisinde yer alan gerek Büyük Birlik Partisi, gerek HÜDA PAR'la ilgili bazı uydurma yaklaşımlar falan var. Biz burada bir defa ittifakımızın ilkelerinde zaten uyumlu olmuşuz. Eğer bu uyum olmasa zaten beraberce Cumhur İttifakı'nın içerisinde bu yolda yürüyemeyiz. Yani şu anda HÜDA PAR'a yakıştırılmak istenen bazı çirkinlikler var. Bunların hepsini zaten HÜDA PAR yetkilileri kabul etmiyorlar. Böyle bir şey yok. 'Bizim terör örgütleriyle yakından uzaktan hiçbir ilgimiz olmamıştır. Hiçbir ilgimiz de olmaz' diyorlar. Tamamıyla yerli ve milli bir yapı ve bu yapıyla ilgili zaten yerli ve milli olmayan bir yapıyla bizim yol yürümemiz de mümkün değil. HÜDA PAR da Cumhur İttifakı'na desteğini bundan dolayı açıkladı. Bu desteği çok önemli ve kıymetli buluyorum."
Erdoğan, Cumhur İttifakı'na yeni katılımları olumlu karşılayacaklarını dile getirerek, "İttifakımızdaki birliktelikleri yedili masa gibi koltuk pazarlığı üzerinden değil, ilkeler üzerinden yürütüyoruz. İlkesel olarak aynı noktada buluştuğumuz tüm siyasi partilere özellikle kapımız açık. Eğer Karabağ'da buluşabiliyorsak Kızılelma'da buluşabiliyorsak aynı şekilde eğitimde, sağlıkta, adalette, emniyette aynı istikamet üzere buluşabiliyorsak bizim zaten ayrı kalmamız diye bir şey yok. Yani Libya'da eğer buluşabiliyorsak, Akdeniz'de aynı şekilde buluşabiliyor, Karadeniz doğal gazında aynı şekilde buluşabiliyorsak bizim istikametimiz aynı demektir." diye konuştu.
Cumhur İttifakı'nın yeni katılımlarla genişleyip genişlemeyeceğinin sorulması üzerine Erdoğan, "Süreç içerisinde takvimi eğer aynen uygulayabiliyorsak seve seve, kapımızı kapatmamız mümkün değil. Ama şurada fazla da bir zaman kalmadı." dedi.

"Yenilenmeye her zaman ihtiyaç var"
"Her seçim dönemi siyasi partiler için de bir yenilenme fırsatı yaratıyor. Mevcut milletvekili listelerinden kaçta kaçı değişecek?" sorusuna karşılık Erdoğan, yenilenmeye, tazelenmeye, yeni başlangıçlar yapmaya her zaman ihtiyaç duyulduğunu söyledi.
Kongre süreçlerinde parti kadrolarını yenilediklerini, gençleştirdiklerini ifade eden Erdoğan, AK Parti'nin çok dinamik ve Türkiye'nin en büyük gençlik kollarına sahip partisi olduğunu kaydetti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, kabinede görev alabilecek yetkinlikte çok sayıda kişi bulunduğunu belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Şu anda şahsımdan bahsettiğim için bu biraz zor olabilir. Ama şunu bilmenizi istiyorum ki dünyadaki siyasi liderler içerisinde baktığınızda kıdem konusunda en büyük kıdeme, en ileri kıdeme bu kardeşiniz sahip. 20 yıldır başbakanlıktan cumhurbaşkanlığına kadar bütün bu görevleri gerek ulusal gerek uluslararası alanda gerçekleştirdik, yaptık. Hala da devam ediyoruz, yapıyoruz. Bütün bu hizmetlerimizde yani uluslararası kuruluşların, kurumların, bütün organizasyonlarını yaşamış birisi olarak uluslararası anlaşmalara imzaları atan birisi olarak bu işin içerisinde bulundum."
Her çalışma arkadaşının daha iyi hizmet edebilmek düşüncesiyle hareket ettiğini dile getiren Erdoğan, şunları kaydetti:
"Değerlendirmelerimiz neticesinde tabii ki nihai kararımızı vereceğiz, burada belli bir tecrübe var, yani tecrübe siyasi iradede başarının en önemli kilit noktasıdır. İki kavramı ben çok benimserim. Bunun birisi inançtır, birisi güvendir. Bir diğer ifadeyle de istikrar ve güvendir. Yani bu iki kavramı eğer başarıyla uyguluyorsanız, ortaya koyabiliyorsanız orada neticeyi yakalarsınız, alırsınız. Bugüne kadar bu tür neticeleri eğer Türkiye başardıysa böyle başardı. Böyle aldık bunları ve bundan sonraki süreçte de gerek kabine oluşumunda gerek şu anda partimizin yeni aday listelerinin hazırlanmasında arkadaşlarımla beraber geniş bir istişare zeminimiz var. Benim iki başkan vekilim bunun yanında seçim işleriyle ilgili başkanım, teşkilat başkanım, gençlik kolları başkanım, bunun yanında kadın kolları başkanım bu komisyonun içerisinde onlar da varlar. Beraberce onlarla istişarelerimizi yapıyoruz, ondan sonra da nihai kararı verip adımlarımızı atıyoruz." 
Erdoğan, 28. Dönem Milletvekili Seçimi'nde kabine üyelerinin aday olup olmayacağı sorusuna, "Kabineden olan arkadaşlarımın hemen hemen her birisini şu anda belli illere adaylar olarak görevlendirdik. Yani hem deprem kuşağında çalışacaklar hem de verdiğimiz illere gidecekler. Ama ağırlıklı olarak deprem illerindeki görevlerini daha çok önemsiyorum." yanıtını verdi.
"Karşınızdaki rakiplerden biri Kılıçdaroğlu, kendisi bu kampanyayı 7 yardımcıyla birlikte yürütecek. Sizin, cumhurbaşkanı yardımcısı sayısını yükseltmeniz söz konusu olabilir mi?" sorusunu yanıtlayan Erdoğan, şöyle konuştu:
"Seçim öncesi durumla seçim sonrasını birbirine karıştırmamak lazım. Benim cumhurbaşkanı yardımcım. O da şu anda bir ilde aday olarak bulunacak, koşturacak. Fuat Bey. Ankara'dan bir bölgeye onu da aday yapıyoruz. Tabii bu adaylıkları da belirlerken Fuat Bey nereli? Yozgatlı. Ankara'da Yozgat nüfusu nerede yoğun? Diyelimki ikinci bölgede. Fuat Bey'i de orada görevlendirip tabii Fuat Bey siyasete bizimle teknokrat bürokrat olarak girdi ama şimdi tamamen siyasi formayı da giyerek bu yolda koşturacak. Böyle bir durum var. Aynı şekilde 17 kabine üyemin hemen hemen her birine değişik illerde bu tür görevler vereceğiz. 'Ağırlıklı olarak belirlediğiniz neredir?' derseniz, büyükşehirler bakan arkadaşlarım için en uygun olan yerlerdir. Onları daha çok büyükşehirlerden aday yapmayı belirledik. Bunlarla ilgili çalışmalarımızı da sürdürüyoruz."
Muharrem İnce'nin kendisine yönelik eleştirileri hakkındaki düşünceleri sorulan Erdoğan, "Ben Muharrem Bey'le böyle bir ağız dalaşına veyahut da bir zihinsel repliğe girmeyi doğru bulmam. Yani kendisinin bir ifadesi var. Bunu bir replik olarak da değerlendirebilirsiniz. Ne diyordu? 'Yenmiş de yenmiş, yenmiş de yenmiş' diye. Bunu kim için söylemişti? Bay bay Kemal için söylemişti. O da payına düşeni aldı. Ne oldu sonunda? Mağlup oldu." diye konuştu.

"O kızıl elmayı da New York'ta gerçekleştirdik"
Erdoğan, ürettikleri eserlerle konuştuklarını belirterek, New York'ta inşa edilen Türk Evi'ni hatırlattı. Birleşmiş Milletler binasının karşısında inşa edilen Türk Evi'nin, Türkiye'nin geldiği konumu ispatladığını vurgulayan Erdoğan, şunları kaydetti:
"Birleşmiş Milletler binasından daha yüksek 32 katlı bir binayı New York'ta Birleşmiş Milletler'in tam karşısına yaptık. Bu nedir? Bu bir hedeftir. Yani o da bizim bir kızıl elmamızdı. Biz o kızıl elmayı da New York'ta gerçekleştirdik. Oraya dünyanın değişik ülkelerinden liderler geliyor. Onları orada ağırlama imkanı bulduk, buluyoruz vesaire. Ama işte bunları yaparak büyük bir devlet olduğunu ispatlarsın. Bunlar olmadan büyük devlet olunmuyor. Türkiye'ye de cüce kalmak yakışmaz. İşte biz New York'ta, BM'nin hemen karşısında burayı yapmak suretiyle de Türkiye'nin böyle bir Türk Evi'yle nereden nereye geldiğini ispatlayarak güzel bir örnek oluşturmuş olduk."

"Vatandaşım demokratik haklarından vazgeçmiyor"
Cumhurbaşkanı Erdoğan, deprem bölgesinde seçim güvenliği ve buralardan başka şehirlere yerleşen vatandaşların seçimlerdeki durumunun ne olacağı sorusu üzerine, partilerin ve Yüksek Seçim Kurulu'nun çalışmaları olduğunu kaydetti. Erdoğan, "Diyelim ki Kahramanmaraş'tan çıktı Ankara'ya geldi veya İstanbul'a geldi. Bütün oralarda bu açıklanan süreler içerisinde müracaatlarını yapmak suretiyle oralarda oy kullanma şansını yakalayanlar var, bir mani yok." dedi.
Bandırma Bor Karbür Üretim Tesisinin açılışını pazar günü yaptıklarını hatırlatan Erdoğan, burada bir araya geldiği depremzedelerin seçim kayıtlarını yaptırdığını kendisine ilettiğini anlattı. Erdoğan, "Benim vatandaşım öyle zannedildiği gibi bu demokratik haklarından da vazgeçmiyor. Bu demokratik haklarını da en güzel şekilde kullanmanın gayreti içerisinde. Siyasi partilere düşen nedir? Siyasi partilere düşen de vatandaşlarının önünü bu noktada açmaktır." ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan seçim için gerekli belgeleri enkaz altında kalan vatandaşların, nüfus müdürlüklerine müracaat ederek belgelerini alabileceğini ya da e-Devlet sistemi üzerinden geçici kimlik belgesi temin edebileceklerini kaydetti.
Afetzedelerin deprem bölgesi dışındaki diğer illere taşınmaları halinde, bulundukları ildeki yerleşim yerinin adresini beyan edebileceklerini dile getiren Erdoğan, çadır kent, konteyner, prefabrik ev, yurt, huzurevi veya başka bir konut ve benzeri yeri "yerleşim yeri adresi" olarak beyan edebilme imkanının da sağlandığını söyledi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, başörtüsüne anayasal güvence getiren ve ailenin korunmasına yönelik düzenlemeler içeren anayasa değişiklik teklifinde son durumun ne olduğuna yönelik soruya şu yanıtı verdi:
"Toplumumuz sapkın akımlar nedeniyle kaygılı. Bu kaygıları görmezden gelemeyiz. İnsan hakları konusundaki hassasiyetimizden taviz vermeden, sapkın akımların toplum içinde aile yapımızı tehdit edecek şekilde yaygınlaştırılması girişimlerine asla müsaade etmeyeceğiz. Biz sapkın akımları değerlerimize, kültürümüze tehdit olarak görüyoruz ve bunlarla mücadelede de kararlıyız. Bunu ben özellikle milletimle paylaşıyorum ve bu konuda milletimle el ele vererek, bu sapkın akımlara toplumu biz yedirmeyeceğiz."

Konut ve kira fiyatlarındaki artış
Cumhurbaşkanı Erdoğan, deprem sonrasında özellikle büyükşehirlerde yaşanan konut ve kira fiyatlarındaki artışlara yönelik çalışmaların sorulması üzerine, "Bu konuda yargı, Adalet Bakanlığımız ve İçişleri Bakanlığımız yakın takipteler. Kira konusunda biz sıkıntı oluşturulmasına izin veremeyiz. Elimizden gelen nedir? Onlara bu konularda da ekonomik bir destek oluşturmaktır. Bazı yerlerde 3 bin, bazı yerlerde 5 bin lira gibi destekle onların bu geçim sorununu halledelim diyoruz. Bunun dışında bir durum tespit edilmesi halinde gerekli adımları kesinlikle atarız, atacağız." yanıtını verdi.
Gıda ve et ürünlerindeki fiyat artışlarına yönelik yeni bir düzenleme olup olmayacağı sorusunu yanıtlayan Erdoğan, "Bu artışlar tamamen spekülatif. Bunu maliyetle açıklayamazsınız. Spekülatif artışların önüne kesinlikle geçeceğiz. Bu konuda da yine Tarım ve Orman Bakanlığımız açıklamalarını yaptı. Et ve Süt Kurumu satış noktalarında ve Tarım Kredi marketlerinde makul fiyatlı ürünleri vatandaşlarımıza sunacağız. Et ve Süt Kurumu satış noktalarında sunulan kıyma ve kuşbaşı miktarını iki katına çıkaracak ve fiyat ise Et ve Süt Kurumu satış noktalarında kıyma için 119 lira kuşbaşı et için 129 lira olarak belirlendi." diye konuştu.
Eski başbakan yardımcılarından Mehmet Şimşek ile AK Parti Genel Merkezi'ndeki görüşmesi de hatırlatılan Erdoğan, şunları kaydetti:
"Mehmet Bey benim geçmişte bakanım olmuş, mesai arkadaşım olmuş yol arkadaşım. Kendisiyle ilgili de özellikle insanımızın refahı, huzuru noktasında bundan sonraki süreçte de nasıl bazı değerlendirmeleri yapabiliriz, kendisiyle ekonomik gelişmeler konusunda şöyle bir fikir alışverişinde bulunalım istedim. Böyle bir değerlendirme yapalım istedim. Sağ olsun o da yurt dışından dönüşte yanıma geldi. Kendisinin fikirlerine çok çok önem veririm. Biz kendisiyle bu görüşmeleri ilk defa yapmıyoruz. Bundan önce de buna benzer görüşme yaptık. Hem benimle, hem arkadaşlarımla bu zamana kadar hep istişare halindeyiz. Bize desteği hep devam etti, şu anda da devam ediyor. Tabii altılı koalisyon, pazarlık görüntüleriyle siyasetimizi kirlettiği için, bu tür bir araya gelmelere de farklı anlamlar yüklüyor. Bizi kendileriyle bir defa karıştırmasınlar. Bizim konumumuz farklı. Bizde pazarlık olmaz. O, kumar masalarında olur. AK Parti Genel Merkezi, Mehmet Bey'in evidir. Tabii kendisinin gerek yurt içinde gerek yurt dışında üstlendiği çok sayıda görevi ve bozamayacağı taahhütleri, danışmanlıkları var, onları halihazırda devam ettiriyor. Ama kendisiyle seçim çalışmalarımız kapsamında bir görüşmemiz oldu. Bundan sonraki süreçte de bu görüşmelerimiz kendisiyle olabilir. Mehmet Bey'e özellikle görev düştüğünü de söyledim. O da seve seve üstüne düşeni yapacağını bana söyledi. Davetime icabeti sebebiyle de kendisine çok teşekkür ediyorum."
Ekonomiye ilişkin soru üzerine Erdoğan, Cumhurbaşkanlığında Ekonomi Politikaları Kurulu'nun çalışmalarını sürdürdüğünü, kendisine de raporlar verdiğini anlattı.
Ekonomik atılımların altında özellikle kurul üyelerinin payı bulunduğunu ifade eden Erdoğan, mali disiplinden taviz vermeden, ekonomik büyüklüğü 900 milyar doların üzerine çıkardıklarını belirtti. Kişi başına geliri 10 bin 650 doların üzerine taşıyarak vatandaşların refahını artırdıklarını vurgulayan Erdoğan, şöyle konuştu:
"Özellikle son yıllarda salgın, Rusya-Ukrayna savaşı ve deprem, sel gibi birçok doğal afetler yaşamamıza rağmen 10 bin 650 dolara çıkardık. Bunlara rağmen makro ekonomide ulaştığımız bu başarıların temelinde yatırım var, istihdam var, üretim var, ihracat var ve cari fazla yoluyla büyümeyi merkeze alan bir Türkiye var. Bu bir ekonomik modeldir. Yeni dönem, büyüme ve nitelikli istihdam artışında bir atılım dönemi olacaktır. Yüksek, sürdürülebilir, kapsayıcı bir büyüme anlayışını tüm politikalarımızla inşallah hayata geçireceğiz. Potansiyel büyümemizi yukarıya çekecek şekilde beşeri sermayemizin, teknolojik yetkinliklerimizin ve kurumsal kapasitemizin geliştirilmesiyle öncelikli stratejimiz olarak yola devam edeceğiz ekonomi politikalarımızda ama mali disiplinden taviz vermeden yolumuza devam edeceğiz."

Emeklilere yönelik çalışma
"Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Bilgin'in emeklilere yönelik bir müjdesi vardı; en düşük emekli aylığının ve emeklilere verilen bayram ikramiyelerinin yükseltilmesi için bir çalışma yürüttüklerini söyledi. Nasıl bir çalışma söz konusu ve asgari ücret için de benzer bir düzenleme, yeni bir artış söz konusu olur mu ara dönemde?" şeklindeki soruyu Erdoğan, şöyle yanıtladı:
"Bu ekrandan o zaman bunu açıklayayım. Emeklilerle ilgili çalışmamızı yaptık ve bu rakamı da Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığımız, Hazine ve Maliye Bakanlığımızla bu çalışmayı yaptık. Demek ki açıklamak yine bana kaldı. Şimdi çalışma tamamlanınca ayrıca sunacaklar ama ben bu akşam buradan güzel bir müjdeyi vermiş olayım. O da bunu 7 bin 500 lira olarak inşallah bu akşam buradan açıklamış oluyoruz. Hayırlı olsun."

"Yalan yanlış yaklaşımlarla milleti aldatmaya çalışıyorlar"
Cumhurbaşkanı Erdoğan, programda görüntüleri izlenen Milli Muharip Uçak'ın, insansız savaş uçağı Kızılelma'ya benzediğini belirtti.
"Savunma sanayi alanında ileriye yönelik hayalinin ne olduğuna ve muhalefetin özellikle bazı şirketleri hedef alan eleştirilerine ilişkin" görüşü sorulan Erdoğan, devletlerde devamlılığın esas olduğunu belirtti ve şöyle konuştu:
"Devletin yönetimine talip olan bir siyasetçi, dışarıdan gelen kredi veya sermaye için 'gelmeyin, gelirseniz sizi ben şöyle yok ederim, böyle yok ederim' demez, diyemez. Bu bir defa ne ahlakidir ne de bir ülkenin yönetimine talip olmanın özellikle şiarıdır. Böyle bir şey olmaz. Bu bir defa daha gelmeden gideceğini gösterir. Size yurt dışından gelecek olan sermaye, 'Bu nasıl bir anlayıştır?' der ve kapından içeri de girmez."
Savunma sanayinde İHA'ların, SİHA'ların, Akıncı'nın, Kızılelma'nın yapıldığını dile getiren Erdoğan, bunun dışında bir de devletin kendi kontrolünde yaptıkları bulunduğunu belirterek, şöyle konuştu:
"Arifiye'de biz Katar'la ortak adımlar atıyoruz, Katar'la ortak olarak attığımız adımları 'Arifiye'deki bu tesisleri sattılar' diye yalan yanlış şeylerle anlatmaya çalıştılar. Böyle bir şey yok. Buyurun. İşte 'O Arifiye'deki tesisleri Katar'a sattılar' dedikleri Katar, 10 bin konteyneri nereye gönderdi? Şu anda bizim deprem bölgelerine gönderdi. Eğer bizim aramızda bu tür ilişkiler olmamış olsa Katar kalkıp hem ayni hem nakdi olarak bu tür destekleri buraya verir mi? Arifiye'ye gelirken bunlar kalkıp da 'Bize bunu bedava, ücretsiz verin' diye böyle bir şeyleri yok ki... Burada yüzde 51, yüzde 49 ortaklıkla ne yaptılar? Geldiler BMC'ye ortak oldular. Ama bunlar hiçbir şeyi araştırmıyorlar, öğrenmiyorlar ve yalan yanlış yaklaşımlarla milleti aldatmaya çalışıyorlar. Keşke bizim Katar gibi ülkemizde yatırımlara giren ortaklarımız olsa. Çünkü bizim küresel sermayeye her zaman ihtiyacımız var."
Erdoğan, 2002'de savunma sanayi sektöründe sadece 56 firmanın faaliyet gösterdiğini, bugün bu sayının 2 bin 700'e ulaştığını belirterek, "Burada çeşitliliği, rekabeti ve sektörün önünü açan biz olduk. Bugün savunma sanayinin hiçbir alanında tek bir firmanın faaliyet göstermesi söz konusu değildir." dedi.
Türkiye'de üretilen tankları örnek gösteren Erdoğan, bu tankların dışında mühimmatlar bulunduğuna işaret ederek, "Bütün bu mühimmatları şu anda Türkiye kendi bünyesinde üretiyor mu? Üretiyor. Ama geçmişte biz bu mühimmatları alabilmek için çalmadık kapı bırakmazdık. Ama şimdi bunları biz Türkiye'de üretiyoruz. Dolayısıyla da Allah göstermesin herhangi bir savaşta kimseye muhtaç olmadan bunları yürüteceksin." diye konuştu.
Millete bir şey daha duyurmak istediğini söyleyen Erdoğan, "Türkiye kolay kolay herhangi bir savaşın tarafı olmayacaktır. Türkiye hep barıştan yana olacaktır ve barışın savunucusu olacaktır. Dünya barışına da her türlü katkıyı nasıl sağlayacak bunun adımlarını atacaktır. Nitekim Rusya'da, Ukrayna'da yaptığımız görev de budur." ifadelerini kullandı.

"Şu ana kadar talep 80 bin"
Ön siparişleri alınmaya başlanan yerli elektrikli otomobil Togg'la ilgili soru üzerine Erdoğan, Togg'un yollara çıkacak olmasının kendisini heyecanlandırdığını belirtti.
Togg'un 85 milyonun ortak gururu olduğunu dile getiren Erdoğan, "Şu ana kadar talep 80 bin." dedi.
Erdoğan, Togg'un yoğun sipariş aldığını, 60 yıllık hayali gerçeğe dönüştürdüklerini söyledi.
Togg'un 7 rengi bulunduğunu hatırlatan Erdoğan, bu ay sonundan itibaren caddeleri zenginleştirecek Togg'un Türkiye Yüzyılı'nın gerçek nişanesi olacağını kaydetti.
Büyük bir gurur yaşadıklarını aktaran Erdoğan, Togg için 16 Mart'ta ön siparişlerin alınmaya başladığını anımsatarak ilk 24 saat dolmadan 22 bin 150 sipariş verildiğini bildirdi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti:
"Ne diyorlardı, 'Bu arabanın fabrikası nerede?' Fabrikayı açtık mı? Açtık. Sonra ne dediler, 'Üretemezsiniz.' 29 Ekim'de Togg'u banttan indirdik mi? İndirdik. Sonra ne dediler? 'Üretirsiniz ama satamazsınız.' Şimdi ne oldu? 75 binden fazla sipariş aldık. Bay Kemal, altılı koalisyon, bak nasıl satılıyormuş? 27 Mart'a kadar ben inanıyorum ki sipariş sayısı 100 bini geçer. Bunlar piyasaya yeni giren bir araç için muazzam sayılar."
Bunların milletin Togg'a olan güvenini, teveccühünü gösterdiğini söyleyen Erdoğan, "Milletimiz bu projenin, bu heyecanın ortağı, asıl sahibi. Hani biz hep diyoruz ya 'babayiğitler', asıl babayiğitler işte milletimiz, bu teveccühü ile gösteriyor." dedi.
Türkiye'de 2012'den beri satılan elektrikli otomobil sayısının 14 bin 780 olduğunu bildiren Erdoğan, 10 yılda satılan elektrikli otomobil sayısının beş katı kadar siparişi 6 günde alan Togg'un oluşturduğu havanın, Türkiye'nin elektrikli araçlara geçişte en hızlı mesafe kat eden ülkelerden birisi olacağını gösterdiğini vurguladı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Biz otomobil diyoruz ama üreticileri ne diyor, 'akıllı cihaz' diyor. Togg akıllı cihazımızın üretim hedefi bu yıl 20 bin ama inşallah 2030'a kadar 1 milyon Togg üretmiş olacağız. Hayırlı olsun." diye konuştu.



Yeni Hicaz Demiryolu, Körfezi Avrupa'ya bağlayacak bir strateji olarak geri dönüyor

Hicaz Demiryolu, kıtalararası bir kara lojistik koridoru olarak bir kez daha gündemde (AFP)
Hicaz Demiryolu, kıtalararası bir kara lojistik koridoru olarak bir kez daha gündemde (AFP)
TT

Yeni Hicaz Demiryolu, Körfezi Avrupa'ya bağlayacak bir strateji olarak geri dönüyor

Hicaz Demiryolu, kıtalararası bir kara lojistik koridoru olarak bir kez daha gündemde (AFP)
Hicaz Demiryolu, kıtalararası bir kara lojistik koridoru olarak bir kez daha gündemde (AFP)

Muhammed Ali el-Arimi

Uluslararası sahnede jeopolitik ve ekonomik dönüşümlerin hızlandığı bir dönemde, tedarik zincirleri ve ticaret koridorları hakkındaki tartışmalar artık sadece analitik lüks olmaktan çıkıp, küreselleşmenin yeni haritasında yer almayı hedefleyen ülkeler için ulusal stratejilerin omurgası haline geldi. Özellikle de 2024 ve 2026 yılları arasında denizlerde seyrüseferi etkileyen, Babu’l Mendeb Boğazı ile Kızıldeniz'deki güvenlik sorunları nedeniyle Süveyş Kanalı'ndan geçen trafiğin yüzde 40 ila yüzde 50 oranında azalmasına neden olan ardı ardına gelen krizlerden sonra.

Bu tamamen jeo-ekonomik perspektiften bakıldığında, Hicaz Demiryolu, nostalji uyandıran tarihi bir iş olarak değil, Arap Körfezi limanlarını Avrupa'nın kalbine birleşik bir ağ üzerinden bağlamanın ekonomik avantajlarına sahip kıtalararası bir kara lojistik koridoru olarak, çağdaş stratejik düşüncede yeniden ön saflara yerleşti.

Dikkatler şimdi, Umman Sultanlığı'ndan başlayıp Suudi Arabistan, Ürdün ve Suriye'den geçerek Avrupa kıtasının doğal kapısı olan, onunla doğrudan demiryolu bağlantısı bulunan Türkiye'ye ulaşan entegre bir güzergâh boyunca bu hattı canlandırmayı ve geliştirmeyi amaçlayan fizibilite çalışmalarına ve lojistik planlara yönelmiş durumda. Bu güzergâh, en modern teknik standartlara göre yılda milyonlarca ton mal taşıyabilecek modern bir ulaşım sisteminin önünü açacaktır.

Tarihsel ve teknik bağlamla ilgili olarak, Osmanlı Padişahı İkinci Abdülhamit döneminde 1 Mayıs 1900'de resmi kararnameyle inşa edilmeye başlanan ve 1 Eylül 1908'de resmi olarak açılan orijinal Hicaz Demiryolu'nun, Şam'ı Medine'ye bağlayan bin 308 kilometre uzunluğunda olduğunu hatırlatmakta fayda var. O dönemde, bin 050 milimetre genişliğinde dar hatlı bir ray sistemi kullanılıyordu.

Birinci Dünya Savaşı'ndan sonraki siyasi dağılma sebebiyle bu hat uzun yıllar kapalı kalmış ve büyük bir bölümü yıkılmış olsa da bugün önerilen ekonomik vizyon, mühendislik ve finansal temelleri ile eskisinden tamamen farklı. Nitekim modern ağlarla tam uyumluluk sağlamak için bin 435 milimetrelik küresel standart hat genişliğini kullanarak hatlar inşa etmeyi veya mevcut hatları buna uygun olacak şekilde yenilemeyi amaçlıyor.

Bu teknolojik dönüşüm, projenin Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ortak demiryolu ağını entegre etmeyi amaçlaması nedeniyle ekonomik blokları birbirine bağlamanın temel taşını temsil ediyor. Proje, Körfez ülkeleri arasındaki yüksek düzeyde koordinasyonla aşamaları tamamlanmaya çalışılan ve toplam uzunluğu yaklaşık 2 bin 177 kilometre olan bu ortak demiryolu ağını, Arap Maşrık (Levant) bölgesi ve Güney Avrupa'daki kara ulaşım sistemleri ile entegre etmeyi hedefliyor.

Yukarıdakilere ilave olarak, Umman Sultanlığı'nın “Vizyon 2040” projesinin temsil ettiği lojistik stratejilerin yakından incelenmesi, Duqm ve Sohar limanları gibi bu koridorun deniz-kara başlangıç ​​noktasını oluşturan limanların ve özel ekonomik bölgelerin geliştirilmesine yönelik yatırımların boyutunu ortaya koyuyor.

Bu yönelim, Umman ve BAE arasında stratejik bir ortaklık olan ve Sohar Limanı’nı BAE'nin ulusal ağına bağlayan 303 kilometrelik bir demiryolu hattının inşası için yaklaşık 3 milyar dolarlık yatırım ile “Hafeet Rail” Şirketinin kuruluşuyla pratik olarak somutlaşmıştır.

Bu perspektiften bakıldığında, bir sonraki adımın, bu ağın Suudi Arabistan’ın derinliklerine bağlanması olması, bilhassa Krallığın kuzey sınırına kadar uzanan gelişmiş bir demiryolu altyapısına sahip olması nedeniyle mantıklı bir adımdır. Suudi Arabistan Demiryolu Şirketi, Riyad'dan Ürdün sınırındaki el-Hadisa ve el-Kurayyat'a kadar bin 242 kilometre uzunluğundaki Kuzey Tren Hattı'nı işletmektedir. Bu, pratikte Suriye sınırına ulaşmak için gereken altyapının büyük bir kısmının artık faaliyette olduğu ve saatte yaklaşık 120 kilometre hızla gidebilen yük trenlerinin ve saatte yaklaşık 200 kilometre hızla gidebilen yolcu trenlerinin bu ağı kullanabileceği anlamına geliyor.

Öte yandan, Suudi Arabistan'ın ulaşım ve lojistik sektörünü Vizyon 2030'un en önemli sütunlarından biri olarak belirlemesi ve bu sektörün GSYİH'ye katkısını bu on yılın sonuna kadar yüzde 6’dan yüzde 10’a çıkarmayı hedeflemesi nedeniyle, finansal ve jeoekonomik analizler Suudi Arabistan'ın kilit rolünü de dikkate almalıdır.

Riyad, bölgenin en büyük projesi olan ve tahmini maliyeti 7 ila 10 milyar dolar arasında değişen “Suudi Arabistan Kara Köprüsü” projesiyle bu yönelimi destekliyor. Bu proje, ülkenin doğusunu ve batısını demiryolu hattıyla birbirine bağlayacak. Bin 300 kilometrelik hat, Dammam'daki Kral Abdulaziz Limanı'ndan Cidde’deki İslam Limanı'na kadar uzanıyor.

Bu kara köprüsünün, kuzeye doğru giden modernize edilmiş Hicaz Demiryolu ile kesişmesi, Hint Okyanusu ve Arap Körfezi'nden Avrupa'ya kara yoluyla mal taşımacılığını, kritik deniz koridorlarından geçmeye gerek kalmadan mümkün kılan eşsiz bir lojistik merkezi oluşturacaktır. Bu ise normal şartlarda Ümit Burnu üzerinden ortalama 22 gün veya Süveyş Kanalı üzerinden 14 gün süren lojistik yolculuk süresini, birleşik kara ağı üzerinden sadece beş ila yedi güne indirmektedir.

Marmaray Tüneli

Ancak, planlamadan fiili uygulamaya geçiş, demiryolunun Ürdün ve Suriye topraklarına ulaştığı noktada en büyük zorlukla karşılaşıyor ki bu bölge, bahsedilen uluslararası lojistik zincirinin merkezi bağlantısını oluşturuyor.

Ürdün, yaklaşık 900 kilometre uzunluğunda ve tahmini maliyeti 2,5 ila 3 milyar dolar olan ulusal bir demiryolu ağı projesini yıllardır hayata geçirmeye çalışıyor. Bu ağ, güneydeki Akabe Limanı’nı başkent Amman'a ve ardından Suudi Arabistan ve Suriye sınırlarına bağlamayı hedefliyor. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre finansman, bu hedefin önündeki en büyük engel olmaya devam ediyor.

İşler Suriye topraklarına girildiğinde daha da karmaşıklaşıyor. 2011 yılından önce 2 bin 450 kilometre uzunluğunda olan ve yılda yaklaşık 10 milyon ton mal taşıyan demiryolu altyapısı, raylarının, istasyonlarının ve depolarının yüzde 70'inden fazlasına uzanan büyük bir hasara maruz kaldı.

Dünya Bankası analistleri, Suriye'deki bu hayati sektörün uluslararası standartlara uygun hale getirilmesi ve yeniden inşası için en az 4 ila 5 milyar dolarlık yatırıma ihtiyaç duyulacağını tahmin ediyor ve ayrıca sınır ötesi sevkiyatların güvenliğini garanti altına almak için sürdürülebilir bir siyasi ve güvenlik istikrarın da şart olduğunu belirtiyor.

Bu rakamlara dayanarak, bu güzergahın kuzey ucundaki Türkiye'nin bu projeye en hazır lojistik ortak olduğu açığa çıkıyor. Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları (TCDD), 13 bin kilometreyi aşan geniş bir ağa sahip ve Ankara 2053 stratejisi kapsamında toplamda 190 milyar doları aşan yatırımlar ile bu ağı 28 bin kilometreye çıkarmayı hedefliyor; bu yatırımlar içinde demiryolu sektörü en büyük paya (yüzde 60) sahip.

Türkiye'nin bu projedeki stratejik önemi, 29 Ekim 2013'te açılan, Boğaz’ın altından geçen ve tarihte ilk kez Asya ile Avrupa kıtalarını karadan birbirine bağlayan ünlü Marmaray demiryolu tüneline sahip olmasında yatıyor. Şu anda kıtaları aşan uluslararası yük trenleri bu tüneli kullanıyor.

Buna ilave olarak, Hicaz Demiryolu'nun tarihi Meydan-ı Ekbez Sınır Kapısı veya yeni güzergahlar üzerinden Türk ağına bağlanması, KİK ülkeleri ile Avrupa Birliği (AB) arasındaki son resmi istatistiklere göre 170 milyar avroyu aşan muazzam ticaret hacminden faydalanarak, Körfez ülkelerinin mallarının doğrudan Macaristan, Avusturya ve Almanya'ya sorunsuz bir şekilde akmasını sağlayacaktır.

Gümrük ve idari haritayı inceleyen herkes, demiryolları ve köprülerin inşasının temsil ettiği mühendislik zorluklarının ve sorunlarının hikâyenin sadece yarısını oluşturduğunu anlayacaktır. Diğer yarısı ise transit taşımacılığı düzenleyen yasal çerçeveler ve uluslararası anlaşmalarla temsil edilen yumuşak altyapıda yatmaktadır.

Rutin gümrük işlemleri ve belge kontrolleri nedeniyle sınır geçişlerinde yaşanan gecikmelerin, Ortadoğu'daki kara taşımacılığına toplam yüzde 40'a kadar varan ek bir maliyet ekleyebileceği bilinen bir ekonomik gerçektir.

Birleşik gümrük anlaşması

Yeni Hicaz Demiryolu projesinin deniz taşımacılığına gerçek bir rakip olabilmesi için, beş katılımcı ülkenin, dijital ön gümrükleme sistemini benimseyen, her sınır geçişinde tekrarlanan denetimler olmadan mühürlü konteynerlerin geçişini sağlamak için “TIR Sistemi” olarak bilinen uluslararası karayolu taşımacılığı anlaşmasını uygulayan birleşik bir gümrük anlaşması imzalaması gerekiyor. Ayrıca, koridoru yönetmek, istikrar ve finansal şeffaflık arayan uluslararası nakliye şirketleri açısından ticari cazibesini korumak amacıyla ton ve kilometre başına navlun oranını standartlaştırmak için ortak bir üst düzey demiryolu otoritesi kurulması da şart.

Diğer bölgesel projeleri bu proje ile karşılaştıran bir analizde, Hicaz Demiryolu'nun yeniden canlandırılması, Irak'ın 17 milyar dolarlık “Kalkınma Yolu” projesinden (Fav Limanı’nı Türkiye'ye bağlayan ve 2029'da tamamlanması hedeflenen 1200 kilometrelik yol) veya Eylül 2023'te duyurulan Hindistan-Ortadoğu-Avrupa Ekonomik Koridoru (EIEC) projesinden ayrı olarak değerlendirilemez. Bununla birlikte, daha derinlemesine bir coğrafi analiz, Hicaz Demiryolu'nun bu tür karşılaştırmalarda benzersiz bir avantaja sahip olduğunu ortaya koyuyor. Zira bu proje Arap Yarımadası ile Maşrık’ın kalbindeki büyük tüketim ve sanayi bloklarını düz ve sürdürülebilir bir kara yoluyla birbirine bağlıyor. Böylece konteynerlerin gemilerden trenlere boşaltılmasını ve ardından yeniden yüklenmesini gerektiren çok modlu nakliye operasyonlarına olan ihtiyacı azaltıyor ki, bu operasyonlar hasar olasılığını yüzde 15 artırıyor ve genel lojistik maliyetlerini yükseltiyor.

Hicaz Demiryolu hattı ile beş ülkenin birbirine bağlanmasının, hattın modernizasyonunun ve uluslararası standartlara uygun hale getirilmesinin toplam maliyeti tahmini olarak 35 milyar dolardır. Bu rakam, büyüklüğüne rağmen, uzun vadeli stratejik getirileri ile karşılaştırıldığında ve bölge ekonomilerini deniz boğazlarında yaşanan dalgalanmalardan koruyan güvenli ve sürdürülebilir bir alternatif sunduğu, jeo-ekonomik entegrasyonda Arap Maşrık bölgesinde 21. yüzyılın zorlukları ve emelleriyle uyumlu yeni bir sayfa açacağı göz önüne alındığında, ticari olarak faydalı olmayı sürdürmektedir.

* “Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir.”


Erdoğan, Türkiye'nin Avrupa savunma yapısına "entegrasyonunu" istedi

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 25 Haziran 2025'te Hollanda'nın Lahey kentinde düzenlenen NATO zirvesinde basın toplantısında konuşuyor (Reuters)
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 25 Haziran 2025'te Hollanda'nın Lahey kentinde düzenlenen NATO zirvesinde basın toplantısında konuşuyor (Reuters)
TT

Erdoğan, Türkiye'nin Avrupa savunma yapısına "entegrasyonunu" istedi

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 25 Haziran 2025'te Hollanda'nın Lahey kentinde düzenlenen NATO zirvesinde basın toplantısında konuşuyor (Reuters)
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 25 Haziran 2025'te Hollanda'nın Lahey kentinde düzenlenen NATO zirvesinde basın toplantısında konuşuyor (Reuters)

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin ev sahipliğinde düzenlenecek NATO Zirvesi öncesinde, Türkiye’nin Avrupa savunma mimarisine entegre edilmesi ve savunma sanayisine yönelik kısıtlamaların kaldırılması çağrısında bulundu.

Erdoğan’ın çağrısı özellikle, Türkiye’nin dışında bırakıldığı Avrupa Birliği’nin SAFE (Security Action for Europe) programını hedef alıyor. Söz konusu program, Avrupa Komisyonu’nun üye ülkelerin savunma sanayisi ve teknolojik kapasitesini güçlendirmek amacıyla finansman sağlamasını öngörüyor.

İstanbul’da düzenlenen NATO Parlamenter Zirvesi’nin açılışında konuşan Erdoğan, “Karşı karşıya olduğumuz zorlukların üstesinden gelebilmek için müttefikler arasında yükün adil ve hakkaniyetli biçimde paylaşılması, savunma sanayii ticaretinin önündeki engellerin kaldırılması gerekiyor” dedi.

Türkiye’nin Avrupa’daki savunma ve güvenlik girişimlerine dâhil edilmesi gerektiğini vurgulayan Erdoğan, Ankara’nın bu tür projelere entegre edilmesinin önemine dikkat çekti.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 20 Haziran 2026'da İstanbul Tersane Komutanlığı'nda düzenlenen bir etkinlikte konuşma yaptı (AFP)Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 20 Haziran 2026'da İstanbul Tersane Komutanlığı'nda düzenlenen bir etkinlikte konuşma yaptı (AFP)

Avrupa Komisyonu’ndan yanıt

Erdoğan’ın açıklamalarıyla eş zamanlı olarak Avrupa Komisyonu da konuya ilişkin değerlendirmede bulundu.

Komisyon Sözcüsü Thomas Regnier, “Yasal düzenlemeler oldukça açık. SAFE programı kapsamında üçüncü ülkeler, savunma projelerine yüzde 35 oranında katılım sağlayabiliyor” dedi.

Regnier, bu tür bir katılımın ancak ikili anlaşmalarla mümkün olduğunu belirterek, “Kanada örneğinde olduğu gibi bunun için bir anlaşma gerekiyor. Türkiye ile şu anda böyle bir anlaşma bulunmuyor” ifadelerini kullandı.

Türkiye’nin savunma sanayisindeki rolü

NATO’nun personel sayısı bakımından ikinci büyük ordusuna sahip olan Türkiye, savunma sanayisinde de dünyanın önde gelen ülkeleri arasında yer alıyor. Şarku’l Avsat’ın aldıı bilgiye göre Türkiye’nin savunma ihracatı, yılın ilk beş ayında yüzde 29,5 artışla yaklaşık 4 milyar dolara ulaştı. Bu rakam, 2024 yılı genelinde 7 milyar dolar seviyesindeydi.

Karadeniz’e kıyısı bulunan Türkiye, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından Kiev’e sağladığı insansız hava araçlarıyla (İHA) savaşın ilk dönemlerinde önemli bir rol üstlendi.


Ankara Zirvesi, Avrupa’daki ABD varlığı konusunu yeniden gündeme getiriyor

ABD Başkanı Donald Trump, Ankara’da düzenlenecek NATO zirvesi öncesinde Beyaz Saray’da NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile bir araya geldi, 24 Haziran 2026. (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Ankara’da düzenlenecek NATO zirvesi öncesinde Beyaz Saray’da NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile bir araya geldi, 24 Haziran 2026. (AFP)
TT

Ankara Zirvesi, Avrupa’daki ABD varlığı konusunu yeniden gündeme getiriyor

ABD Başkanı Donald Trump, Ankara’da düzenlenecek NATO zirvesi öncesinde Beyaz Saray’da NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile bir araya geldi, 24 Haziran 2026. (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Ankara’da düzenlenecek NATO zirvesi öncesinde Beyaz Saray’da NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile bir araya geldi, 24 Haziran 2026. (AFP)

NATO’nun 7-8 Temmuz’da Ankara’da düzenlenecek zirvesi, ABD’nin Avrupa’daki askeri varlığını azaltabileceğine yönelik endişelerin gölgesinde gerçekleştirilecek. Yaklaşık 77 yıldır ABD ve NATO’nun güvenlik şemsiyesi altında bulunan Avrupa’da, Washington’ın izleyeceği yeni politika yakından takip ediliyor.

ABD Başkanı Donald Trump’ın Beyaz Saray’a dönüşünün ardından Avrupa’daki kaygılar daha da arttı. Trump, son dönemde ‘kâğıttan kaplan’ olarak nitelendirdiği NATO’dan çekilme tehdidini birden fazla kez dile getirdi. Trump’ın, İran’ın şubat ayı sonunda ABD-İsrail’in başlattığı savaşın ardından Hürmüz Boğazı’nı fiilen kapatması üzerine, seyrüsefer özgürlüğünün korunması için Avrupalı müttefiklerinden destek talep etmesine rağmen olumlu yanıt alamaması da Washington ile Avrupa başkentleri arasındaki gerilimi artırdı. Avrupalı liderler ise bu tutumlarını iki gerekçeyle savundu. İlk olarak, Trump’ın Avrupa’nın çıkarlarını doğrudan etkileyen bir savaşı başlatmadan önce müttefiklerine danışmadığını belirttiler. İkinci olarak ise NATO’nun görev alanının Körfez bölgesini kapsamadığını, ayrıca ittifakın beşinci maddesinin ancak üyelerden birine saldırı düzenlenmesi halinde işletilebileceğini, oysa bu savaşta ilk askeri adımı atan tarafın ABD olduğunu vurguladılar.

ABD kuvvetlerinin yeniden konuşlandırılması

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, 18 Haziran’da Berlin’de düzenlenen NATO savunma bakanları toplantısı sırasında, ABD’nin Avrupa’daki askeri varlığının kapsamlı şekilde gözden geçirileceğini açıkladı. Hegseth, söz konusu değerlendirmenin altı ay süreceğini belirtti. Açıklama, Washington’ın NATO’dan çekilmeyi ya da Avrupa’daki tüm askerlerini geri çekmeyi planladığına işaret etmese de Avrupa’da yeni bir endişe dalgasına yol açtı. Zira böyle bir adımın ittifakın fiilen sona ermesi anlamına geleceği değerlendiriliyor. ABD yönetiminin hedefinin, Avrupalı müttefiklerin güvenliği için üstlendiği yükü hafifletmek ve kuvvet konuşlanmasını yeniden düzenleyerek Avrupa ülkelerinin kendi savunmalarında daha fazla sorumluluk üstlenmesini sağlamak olduğu belirtiliyor.

dfvbf
ABD Başkanı Donald Trump, Fransa’nın doğusundaki Evian’da düzenlenen G7 Zirvesi’nde Starmer ve Macron ile birlikte (AFP)

Hegseth’in planına ilk tepkilerden biri, Fransa Silahlı Kuvvetler Bakan Vekili Alice Rufo’dan geldi. Rufo, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin Washington’da Trump ile görüşmek üzere yola çıkmasından önce kendisiyle yaptığı görüşmenin ardından Politico Europe’a verdiği röportajda, “ABD’nin askeri varlığının azaltılmasının, Avrupalılar için yeni sorunlar yaratmayacak şekilde planlı, koordineli ve etkili biçimde gerçekleştirilmesini istiyoruz” dedi. Uzun yıllar Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un danışmanlığını yapan ve kendisine yakın isimlerden biri olarak bilinen Rufo, “Atlantik ötesi ilişkilerde yaşanan büyük dalgalanmalar dikkate alındığında ne abartıya ne de inkâra kapılmalıyız” ifadesini kullandı.

Rufo’ya göre Avrupa’nın karşı karşıya olduğu en büyük sınama, büyük ölçüde ABD tarafından sağlanan stratejik destek unsurlarının yerini doldurmak olacak. Bunlar arasında hava ve deniz taşımacılığı, havada yakıt ikmali, istihbarat kapasitesi ve uzay tabanlı imkânlar bulunuyor. Avrupa içindeki görüş ayrılıklarına da dikkat çeken Rufo, Avrupalı ülkeleri birbirlerini suçlamaktan kaçınmaya çağırarak, “Önemli olan sadece rakamlar değil, gerçek askeri sonuçlardır” değerlendirmesinde bulundu.

Kayıp şeffaflık

ABD’den daha fazla ‘şeffaflık’ talep eden tek ülke Fransa değil. Almanya da Savunma Bakanlığı aracılığıyla, Washington’ın Avrupa’daki askeri varlığını azaltma planına ilişkin ayrıntılı bir ‘yol haritası’ sunmasında ısrar ediyor. Berlin, bu sayede ABD ile Avrupa arasında güvenlik sorumluluklarının devrinin planlı şekilde yürütülmesini amaçlıyor.

Bu süreçten en fazla etkilenecek ülkelerin başında Almanya geliyor. Washington, Avrupa’daki en büyük Amerikan askeri varlığına ev sahipliği yapan Almanya’dan 5 bin askerini çekmeyi planladığını açıkladı. Almanya’da yaklaşık 35 bin ABD askeri bulunurken, Ortadoğu ve Afrika operasyonları açısından Amerikan ordusunun en önemli üslerinden biri olan Ramstein Hava Üssü de burada yer alıyor. Almanya’daki ikinci önemli ABD üssü olan Wiesbaden Hava Üssü ise ABD Avrupa ve Afrika Komutanlığı’na ev sahipliği yapmasının yanı sıra, Ukrayna’ya yönelik askeri yardımların koordinasyonunda kilit rol üstleniyor.

dfrtb
2025 yılında Lahey’de düzenlenen NATO zirvesi sırasında NATO liderlerinin toplu fotoğrafı (DPA)

ABD yönetiminin kapsamlı değerlendirme sürecini tamamlaması beklenirken, basına yansıyan bilgilere göre Washington’ın Avrupa’daki stratejik bombardıman uçaklarının sayısını yarıya, savaş uçaklarının sayısını ise üçte bire indirmeyi planladığı belirtiliyor. Ayrıca Reaper tipi insansız keşif hava araçlarının sayısının azaltılması, NATO Kuvvet Modeli kapsamında İttifak için tahsis edilen denizaltı ve savaş gemilerinin kademeli olarak düşürülmesi de planlar arasında yer alıyor. NATO ülkeleri, bu sistem çerçevesinde olası bir savaş durumunda tahsis edecekleri asker ve askeri teçhizatı düzenli olarak belirliyor.

Rutte son günlerde, Washington’ın attığı adımların ‘sürpriz olmadığını’ söyleyerek Avrupalı müttefikleri rahatlatmaya çalıştı. Ancak yaşanan gelişmeler bunun aksini gösteriyor ve ABD yönetiminin karar alma sürecindeki tutarsızlıklara işaret ediyor. Nitekim Almanya’dan asker çekme kararı, Almanya Başbakanı Friedrich Merz’in Trump’ın İran savaşını yönetme biçimine yönelik eleştirilerinin ardından geldi. Benzer şekilde, ABD’nin Polonya’da konuşlandırmayı planladığı birlikleri aniden iptal etmesi, ardından bu karardan geri adım atması da müttefikler arasında şaşkınlık yarattı. Romanya’dan bin ABD askerinin çekilmesi de aynı kapsamda değerlendiriliyor.

Tüm bu gelişmeler, Avrupalı müttefikler arasında ABD’nin gerçek niyetine ilişkin belirsizliği artırırken, Washington’ın uzun vadeli stratejisine yönelik soru işaretlerini de beraberinde getirdi.

Yüklerin devri

Bugüne kadar Avrupa savunma kaynaklarına göre Paris’te net olan husus, ABD’nin ‘yüklerin devri’ olarak adlandırılan süreci hızlandırmak istediğidir. Bu konu, Ankara’da düzenlenecek zirvenin ana gündem maddelerinden biri olacak.

Bu kavram, Avrupa kıtasının savunmasında daha büyük yükün Avrupalı ülkelere bırakılmasını ifade ediyor. Washington ise bu süreçte odağını, başta Çin ile sistemsel rekabet olmak üzere diğer stratejik önceliklere yöneltmek istiyor. Öte yandan Avrupalı ülkeleri en çok endişelendiren konu, Rusya’nın gelecekte atabileceği olası adımlar. Fransa ve Almanya başta olmak üzere birçok Avrupa ülkesindeki üst düzey askeri yetkililer, Rusya’nın Ukrayna’nın ardından, on yılın sonuna doğru Avrupa’da yeni bir askeri maceraya girişebileceği uyarısında bulunmayı sürdürüyor.

xsvfvb
ABD Başkanı Donald Trump, Haziran 2025’te Lahey’de düzenlenen NATO Zirvesi’nin oturum aralarında Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy ile yaptığı görüşme sırasında (DPA)

Genel anlayışa göre Washington, Avrupalıların ‘konvansiyonel savaş’ olarak adlandırılan alanda kendi savunmalarını üstlenmesini, buna karşılık ABD’nin ‘nükleer caydırıcılığı’ elinde tutmasını istiyor. ABD’nin Almanya, İtalya, Belçika ve Hollanda’da nükleer silahları bulunuyor. Buna karşılık Fransa ve Birleşik Krallık ise kendi bağımsız nükleer caydırıcılık kapasitesine sahip.

Trump’ın, ilk başkanlık döneminden bu yana Avrupalı müttefiklerine savunma harcamalarını artırmaları yönünde baskı yaptığı biliniyor. Bu baskılar sonuç verdi; NATO müttefikleri savunma harcamalarını 2035 yılına kadar gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 5’ine çıkarma konusunda uzlaştı.

Halihazırda Avrupa ülkelerinin savunma harcamaları yüzde 2 ile 3 arasında değişirken, Polonya gibi bazı ülkeler yüzde 4’ün üzerine çıktı. Rutte, bu verileri Trump’ı ittifak içinde tutmak için kullanıyor. Bununla eş zamanlı olarak Avrupalılar, savunma sanayilerini geliştirmeye ve yeni iş birliklerini hızlandırmaya çalışıyor. Bu çabalar, Fransa’nın Avrupa Birliği (AB) dönem başkanlığı sırasında Mart 2022’de Versay’da kabul edilen savunma planı çerçevesinde yürütülüyor.

Ukrayna savaşının başlaması ve Avrupa’da yarattığı güvenlik endişelerinin ardından, Avrupa liderleri savunma harcamalarını artırma, savunma sanayi ve teknoloji altyapısını güçlendirme, enerji kaynaklarını çeşitlendirme ve ‘stratejik özerklik’ hedefini geliştirme kararı aldı.

Buna karşın bazı değerlendirmelere göre, NATO’nun Avrupa kanadı hem Avrupalılara hem de ABD’ye hizmet ediyor. ABD, 30 Avrupa ülkesinden oluşan bu yapı sayesinde ‘sabit bir uçak gemisi’ avantajı elde ediyor. Bu nedenle Washington’ın ne Avrupa’dan ne de NATO’dan tamamen çekileceği görüşü de savunuluyor.