Köpekler gerçekten de düğmelere basarak konuşabiliyor mu?

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA
TT

Köpekler gerçekten de düğmelere basarak konuşabiliyor mu?

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

Son günlerde hem Türkiye'de hem de dünyadaki evcil hayvan sahipleri arasında bir akım giderek yayılıyor: Köpek düğmeleri.
Üzerinde çeşitli kelimelerin yazdığı bir dizi butondan oluşan düzenekler internette ve petshoplarda rağbet görüyor.
Bunları satın alan evcil hayvan sahipleri, köpeklerinin gerçekten de patileriyle bu butonlara basarak iletişim kurduğuna inanıyor.
Örneğin ABD'li Sascha Crasnow, Washington Post'a yaptığı açıklamada, iki yaşındaki Beagle kırması köpeği Parker'ın "ne", "kelime" ve "insan" yazılı butonlara basarak babasının adını sorduğunu iddia ediyor.
Butonları kullanarak sahipleriyle konuştuğu öne sürülen köpeklerin videoları TikTok gibi platformları dolduruyor. Örneğin hafta başında TikTok'taki #dogbuttons (köpek düğmeleri) etiketi 102 milyondan fazla görüntülendi.
Öte yandan hayvan davranışı uzmanları bu iddialara ve görüntülere ikna olmuş değil.
Barnard College'daki Köpek Bilişi Laboratuvarı'nı yöneten Alexandra Horowitz, köpeklerin sahiplerine zaten ne istediklerini "söylediklerini", dışarı çıkmak istediklerinde sinyal verdiklerini ve oynamak istediklerinde top attıklarını hatırlatıyor.
Horowitz, köpeklerin bu düğmeleri kullanmayı öğrenebileceğini kabul ediyor. Ancak uzmana göre köpekler bunu yine kendi iletişim becerileri doğrultusunda uygulayabiliyor.
Pennsylvania Üniversitesi'nde köpekler üzerine çalışan araştırmacı Clara Wilson da aynı fikirde.
"Köpekler, nesneler ve eylemlerle eşleştirilmiş sembolleri ve düğmeleri doğru bir şekilde kullanabilir" diyen araştırmacı, şöyle ekliyor:
"Ancak bu, dili insanlar gibi kullanma becerisinden çok farklı."
Yine Pensilvanya Üniversitesi'nden doktora sonrası araştırmacı Amritha Mallikarjun, "Köpeklerin düğmeler olmadan da bize ne söylemeye çalıştığını zaten anlıyoruz ama insana ait dilsel bir arayüz kullandığımızda iletişimimize çok fazla şey atfetmeye başlıyoruz" ifadelerini kullanıyor:
Bir köpek 'seviyorum' düğmesine basarsa, bunun köpek için anlamı şu olabilir: 'Bu düğmeye bastığımda herkes beni okşuyor ve adımı söylüyor'.
Araştırmacıların konuyla ilgili çalışmaları sürerken, uzmanlar, bu düğmeleri kullanmanın evcil hayvanların sahipleriyle ilişkilerini çeşitlendirebileceğini düşünüyor.
Hunter College'dan Sarah Byosiere, "İnsanların kendi köpekleriyle etkileşime girmesine ve onları daha iyi anlamasına olanak tanıyorsa bence bu harika" diyor:
"Gerçekten öyleyse düğmeye basın."
Independent Türkçe, Washington Post, ACM Digital Library



Ödüllü seri, 95 puanlı filmin ardından devam edecek mi?

Prömiyerini 8 Aralık 2023'te yapan filmde Tony Shalhoub'a Traylor Howard, Jason Gray-Stanford, Ted Levine, Melora Hardin ve Héctor Elizondo eşlik etti (Peacock)
Prömiyerini 8 Aralık 2023'te yapan filmde Tony Shalhoub'a Traylor Howard, Jason Gray-Stanford, Ted Levine, Melora Hardin ve Héctor Elizondo eşlik etti (Peacock)
TT

Ödüllü seri, 95 puanlı filmin ardından devam edecek mi?

Prömiyerini 8 Aralık 2023'te yapan filmde Tony Shalhoub'a Traylor Howard, Jason Gray-Stanford, Ted Levine, Melora Hardin ve Héctor Elizondo eşlik etti (Peacock)
Prömiyerini 8 Aralık 2023'te yapan filmde Tony Shalhoub'a Traylor Howard, Jason Gray-Stanford, Ted Levine, Melora Hardin ve Héctor Elizondo eşlik etti (Peacock)

Tony Shalhoub, Mr. Monk's Last Case: A Monk Movie'nin devam etme olasılığını ele aldı. 

Popüler dizinin sona ermesinden 14 yıl sonra Shalhoub, Amerikan yayın platformu Peacock'ta gösterime giren ve eleştiri derleme sitesi Rotten Tomatoes'da 100 üzerinden 95 gibi kusursuza yakın bir puan alan filmde, Adrian Monk rolünü yeniden canlandırmıştı.

2023 yapımı gizemli komedide Monk, düğün hazırlığındaki gazeteci üvey kızı Molly'yle ilgili çok kişisel bir davayı çözmek için geri dönmüştü.

Variety Awards Circuit podcast'inde 40 yaşındaki Shalhoub'a, Monk'un maceralarını devam ettirecek bir film daha çekilmesinin mümkün olup olmadığı soruldu.

Amerikalı aktör, hiçbir ihtimali göz ardı etmeyeceğini söyledi ve hatta dizinin yaratıcısı Andy Breckman'ın daha fazlasını istediğini doğruladı. 

"Doğru zaman, doğru fikir, doğru metin"

"Daha fazlası olacak mı bilmiyoruz ama Andy Breckman'ın isteği bu yönde" diyen aktör, sözlerine şöyle devam etti:

Kesin bir şey bilmiyoruz, henüz kesinleşmiş bir plan yok ancak hepimiz onu geri getirirken çok iyi vakit geçirdik. Eğer doğru zaman, doğru fikir ve doğru metin olursa buna kesinlikle karşı çıkmam.

70 yaşındaki oyuncu, sözlerini "Göreceğiz" diyerek bitirdi

Adrian Monk'un hem gizem çözücü hem de özel dedektif olarak verdiği mücadeleyi anlatan Monk, 2002'den 2009'a kadar süren 8 sezonluk bir diziydi. 

Yayımlandığı süreçte çok sevilen Monk, pek çok adaylık ve ödül kazanmıştı. Shalhoub 2003, 2005, 2006 ve 2010'da Komedi Dizilerinde En İyi Başrol Oyuncusu dalında Emmy ödülünü evine götürmeyi başarmıştı.

Independent Türkçe, ScreenRant, Variety Awards Circuit


8 dakikada Oscar kazanan ünlü oyuncudan emeklilik sinyali

Dench, 1995-2015'te 20 yıl boyunca James Bond'un MI6'teki patronu M'i canlandırdı (Metro-Goldwyn-Mayer)
Dench, 1995-2015'te 20 yıl boyunca James Bond'un MI6'teki patronu M'i canlandırdı (Metro-Goldwyn-Mayer)
TT

8 dakikada Oscar kazanan ünlü oyuncudan emeklilik sinyali

Dench, 1995-2015'te 20 yıl boyunca James Bond'un MI6'teki patronu M'i canlandırdı (Metro-Goldwyn-Mayer)
Dench, 1995-2015'te 20 yıl boyunca James Bond'un MI6'teki patronu M'i canlandırdı (Metro-Goldwyn-Mayer)

Judi Dench, onlarca yıla yayılan başarılı kariyeri boyunca hem sahnede hem de beyazperdede devleşti. Ancak ünlü oyuncu, son açıklamasında emeklilik sinyali vererek kariyerinin sonuna gelmiş olabileceğini ima etti.

"Göremiyorum bile"

89 yaşındaki aktris, Londra'da katıldığı etkinlikte bir gazeteciye yaptığı açıklamada, başka bir film projesi olmadığını söyledi. 

Dench, "Hayır, hayır. Göremiyorum bile!" dedi. 

Britanya merkezli gazete Mirror'ın aktardığına göre, menajeri Dench'in açıklamalarına herhangi bir ekleme yapmadı.

Britanyalı usta oyuncu, makula dejenerasyonu olarak da bilinen sarı nokta hastalığından muzdarip. Hastalığın, Birleşik Krallık'ta görme kaybının en büyük nedeni olduğu biliniyor.

Dench daha önce verdiği bir röportajda emekliliğe sıcak bakmadığını ifade etmişti. Louis Theroux'ya yaptığı açıklamada Dench, "Emekli olmak istemiyorum. Şu anda pek bir şey yapamıyorum çünkü göremiyorum. Bu çok kötü" demişti. 

Ünlü aktris, sözlerine şöyle devam etmişti:

Fotoğrafik hafızam var, bu yüzden biri bana 'Bu senin repliğin' derse bunu yapabilirim.

8 dakikada Oscar kazandı

Dench, sahneye ilk kez 1957'de çıkmış ve kısa sürede dünyanın en saygın oyuncularından biri haline gelmişti. 

Oscar ödülünü 1998 yapımı Aşık Shakespeare'de (Shakespeare in Love) sadece 8 dakika boyunca Kraliçe I. Elizabeth'i canlandırarak kazanmıştı. 

Aktris, son olarak 2022 yapımı müzikal komedi Spirited'da Will Ferrell ve Ryan Reynolds'la birlikte rol almıştı.

Independent Türkçe, Deadline, Mirror, Daily Mail


Netflix'in popüler serisine yeni halka: Yıldız isimler eklendi

Serinin ikinci filmi olan Bıçaklar Çekildi: Gizemli Bir Serüven, 23 Aralık 2022'de gösterime girmişti (Netflix)
Serinin ikinci filmi olan Bıçaklar Çekildi: Gizemli Bir Serüven, 23 Aralık 2022'de gösterime girmişti (Netflix)
TT

Netflix'in popüler serisine yeni halka: Yıldız isimler eklendi

Serinin ikinci filmi olan Bıçaklar Çekildi: Gizemli Bir Serüven, 23 Aralık 2022'de gösterime girmişti (Netflix)
Serinin ikinci filmi olan Bıçaklar Çekildi: Gizemli Bir Serüven, 23 Aralık 2022'de gösterime girmişti (Netflix)

Netflix'in izlenme rekorları kıran serisi Bıçaklar Çekildi'nin (Knives Out) heyecanla beklenen üçüncü halkasına yeni isimler katıldı.

Hollywood Reporter, Josh O'Connor ve Cailee Spaeny'nin Bıçaklar Çekildi 3'te Daniel Craig'e katılacağını doğruladı.

O'Connor, tenis draması Rekabet'teki (Challengers) başarılı performansıyla adını duyurdu. 34 yaşındaki Britanyalı aktör, İtalyan yönetmen Luca Guadagnino'nun son filminde, Zendaya ve Mike Faist'le birlikte rol aldı.   

Cailee Spaeny ise kısa süre önce Alex Garland'ın yönettiği A24 filmi İç Savaş (Civil War) ve Sofia Coppola imzalı Priscilla'da rol aldı. Amerikalı aktris, 16 Ağustos'ta gösterime girecek Alien: Romulus'un da başrolünde yer alıyor. 

Geçen hafta, Bıçaklar Çekildi'nin yazar ve yönetmeni Rian Johnson, eski adı Twitter olan X'te, Craig'in bir sonraki gizemli cinayet filminde Benoit Blanc rolünü yeniden canlandıracağını doğrulamıştı.

Johnson, 45 saniyelik kısa fragmanda, devam filminin adınının Wake Up Dead Man: A Knives Out Mystery olacağını duyurmuştu.

50 yaşındaki yönetmen, cuma günü yaptığı paylaşımda "Bıçaklar çekildi ve Gizemli Bir Serüven'in (Glass Onion) devamı olan bir sonraki Benoit Blanc gizeminin adı Wake Up Dead Man" diye yazdı.

Yönetmen, sosyal medyada devam filminin prodüksiyonuna yakında başlanacağını da müjdeledi. 

Johnson filmin adını duyurmadan önce X'te yaptığı açıklamada, "Polisiyelerle ilgili her şeyi seviyorum ama en çok sevdiğim şeylerden biri bu türün ne kadar şekillendirilebilir olduğu" diyerek ekledi: 

Carr'dan Christie'ye uzanan bir yelpazesi var ve bu yelpazeyi keşfetmek, Benoit Blanc filmleri yapmanın en heyecan verici yanlarından biri.

Netflix de Johnson'ın paylaşımının ardından yayın devinin hayran sitesi Tudum'da Craig'in dönüşünü ve devam filminin adını doğruladı.

Blanc, henüz açıklanmayan bir ortamda, yeni renkli bir şüpheli kadrosuyla çevrili yepyeni bir cinayeti çözecek.

Johnson'ın gizemli komedi serisi, romancı Harlan Thrombey'nin ölümünü araştıran özel dedektif Benoit Blanc'ı merkeze alan 2019 yapımı filmle başlamıştı.

Wake Up Dead Man: A Knives Out Mystery, 2025'te Netflix'te gösterime girecek.

Independent Türkçe, Hollywood Reporter, Deadline, Tudum

 

 


George Lucas, Star Wars'a yönelik çeşitlilik eleştirilerine yanıt verdi: "İnsanların çoğu uzaylı!"

Fotoğraf: AP
Fotoğraf: AP
TT

George Lucas, Star Wars'a yönelik çeşitlilik eleştirilerine yanıt verdi: "İnsanların çoğu uzaylı!"

Fotoğraf: AP
Fotoğraf: AP

George Lucas, ilk 6 Yıldız Savaşları (Star Wars) filminde çeşitliliğe yer verilmediği yönündeki yorumları reddetti ve filmi eleştirenler hakkında şunları söyledi:

'Hepsi beyaz erkekler' derlerdi. İnsanların çoğu uzaylı! Fikir, insanları oldukları gibi kabul etmeniz gerektiği; ister büyük ve tüylü olsunlar, ister yeşil ya da her neyseler. Fikir, tüm insanların eşit olduğu.

Yıldız Savaşları'nın 80 yaşındaki yaratıcısı, 24 Mayıs Cuma günü Cannes Film Festivali'nde düzenlenen özel bir etkinlikte festivalin onursal Altın Palmiye ödülünü alırken konuştu.

Variety'nin haberine göre Lucas, Star Wars evreninde ayrımcılık yapıldığında bunun robotlara karşı olduğunu söyledi.

Tıklım tıklım salona yaptığı konuşmada, "Bu, insanların her zaman bir şeylere karşı ayrımcılık yaptığını ve er ya da geç bunun olacağını söylemenin bir yoluydu" dedi.

Demek istediğim, 'Bu robotlara güvenemeyiz' diyerek zaten yapay zekayla başlıyoruz.

Irk konusundaysa Lucas şunları ekledi: 

İlk filmde koyu tenli birkaç Tunuslu, ikincisinde Billy Williams ve onların da eleştirdiği [prequellerde (orijinal yapımdaki olayların öncesini anlatan dizi ya da film)] Sam Jackson vardı. Lando gibi bir kötü adam değildi. En iyi Jedi'lardan biriydi.

Cinsiyet eşitliği meselelerine gelince, Lucas kadınları sürekli kahraman rollerinde tasvir ettiğine dikkat çekti. "Sizce bu hikayelerdeki kahramanlar kimler? Prenses Leia'nın ne olduğunu düşünüyorsunuz?" diye sordu. 

O isyanın başı. Hiçbir şey bilmeyen bu genç çocuğu ve hiçbir şey yapamayan bu gürültücü, her şeyi ben bilirimci adamı alıp bu palyaçolarla birlikte isyanı kurtarmaya çalışan kişi o... Kraliçe Amidala için de aynı şey geçerli.

Lucas şöyle ekledi: 

Bir kadına pantolon giydirip kahraman olmasını bekleyemezsiniz. Elbise giyebilirler, ne isterlerse giyebilirler. Önemli olan beyinleri, düşünme, planlama ve mantıklı olma yetenekleri. İşte kahraman budur.

Bu yıl bir Yıldız Savaşları filmini yönetecek ilk kadın ve ilk beyaz olmayan kişi olmaya hazırlanan Sharmeen Obaid-Chinoy "artık zamanı geldi" demişti.

Peaky Blinders'ın yaratıcısı Steven Knight'ın yazdığı ve Star Wars: A New Beginning ya da Star Wars: New Jedi Order diye adlandırılacağı söylenen, Obaid-Chinoy'un Yıldız Savaşları filminin çekimlerine bu yıl başlanması planlanıyor.

CNN'e konuşan Obaid-Chinoy, "Proje beni çok heyecanlandırıyor çünkü çok özel bir şey yaratmak üzere olduğumuzu hissediyorum" demişti.

Artık 2024'teyiz ve çok çok uzak bir galakside bir hikayeyi şekillendirmek için bir kadının öne çıkmasının zamanı gelmişti.

Independent Türkçe


İranlı doktorlar depresyonda: İran’da doktorlar arasındaki intihar vakaları artıyor

Fotoğraf: AP
Fotoğraf: AP
TT

İranlı doktorlar depresyonda: İran’da doktorlar arasındaki intihar vakaları artıyor

Fotoğraf: AP
Fotoğraf: AP

Hannan Azizi

İranlı doktorlar ve asistanlar arasında artan intihar vakaları yeniden gündeme geldi. Loristan Eyaleti'nde kalp ve damar hastalıkları uzmanı olan Bresto Bahşi'nin intiharından bir ay sonra Tahran'daki Şeriati Hastanesi'nde genç bir romatolog olan Samira es-Saidi'nin intihar haberi geldi.

İran’daki birçok gazete doktor intiharları meselesine değinirken Donya-e Eqtesad gazetesi 28 Nisan tarihli sayısında Fatima Ali Esgar imzalı ‘Doktorların intiharı tehlike çanları çalıyor’ başlıklı bir haber yayınladı.

Esgar, haberinde şu ifadeleri kullandı:

“Dr. Samira es-Saidi’nin intihar haberi şok edici ve acı vericiydi. Zira Dr. Samira buralara gelmek için çok çalışmıştı, ancak daha fazla dayanamadı ve sonunda bir erkek çocuk annesi olan Dr. Samira nisan ayında intihar etti. İstatistikler erkek doktorlar arasında intihar oranının yüzde 40, kadın doktorlar arasında ise yüzde 130 arttığını gösteriyor. Bu son derece endişe verici bir durum. AHR’nin istatistiklerine göre doktorlar arasındaki intihar oranı son yıllarda beş kat arttı.”

Sağlık personeli göçü ve intihar dalgası

İran Tıp Konseyi (IRIMC) Sosyal İşler Danışmanı Muhammed Mirhani, Dunya-e Eqtesad gazetesine yaptığı açıklamada, “Doktorların ve asistanların intihar oranları artıyor ve İran yakında dünyada en yüksek doktor intihar oranına sahip ülke haline gelebilir. Ülkenin sağlık sistemi uzun yıllardır kötü yönetim nedeniyle bir göç ve intihar dalgasına tanık oluyor. Eğer sağlık sistemindeki sorunlar ele alınmazsa bu durum devam edecek. Reformlara değil, ulusal bir dönüşüm programına ihtiyacımız var” şeklinde konuştu.

İstatistikler, erkek doktorlar arasındaki intihar oranının yüzde 40, kadın doktorlar oranının ise yüzde 130 arttığına işaret etti.

Mirhani, sözlerini şöyle sürdürdü:

“2023 yılında 16 doktorun intihar ettiğini kaydettik. Ancak gerçek sayı daha yüksek. Çünkü çoğu durumda intihar eden doktorların aileleri ölüm nedenini açıklamıyor ve bu konuda sessiz kalmayı seçiyorlar. Asistan doktorların çoğu sistematik aşağılanmaya maruz kalıyorlar. Ülkede tıp okumak eskiden çok popülerdi, çünkü doktorluk İran'daki en yüksek maaşlı meslek gruplarından biriydi. Doktorlar saygın bir statüye sahipti. Fakat son birkaç on yılda artan mali sorunlar ve zorluklar nedeniyle işler değişti. Doktorlar, özellikle de asistan doktorlar, özellikle hasta ölümü ya da sağlık durumunun kötüleşmesi gibi durumlarda çok zor çalışma koşullarıyla karşı karşıya kalıyorlar. Bazı hastalar ya da aileleri tarafından büyük baskılara, uygunsuz ve şiddet içeren davranışlara maruz kalıyorlar. Hastası ölen ailelerin çoğu bu ölümden doktoru ya da asistanı sorumlu tutuyor. Doktora karşı bıçakla saldırmaya kadar varan şiddet olaylarına tanık oluyoruz. İran'da doktorlar son yıllarda kendilerini güvende hissetmemeye başladılar.”

“Doktorlar zorlu bir ortamda çalışıyorlar”

Mirhani, şöyle devam etti:

Doktorlar, özellikle de asistan doktorlar, çoğu zaman 72 saat boyunca uyumadıkları kışla benzeri hastanelerde zorlu bir ortamda çalışıyorlar. Bu koşullar onlara zarar veriyor ve birçoğu depresyona giriyor ve tedaviye ihtiyaç duyuyor.

IRIMC Halkla İlişkiler ve Uluslararası İlişkiler Departmanı Sorumlusu Ali Silahşor, asistanlar ve genç doktorlar arasında depresyonun yaygınlığı konusunda daha önce bir uyarıda bulunmuştu. Silahşor, depresyon vakalarındaki yüksek oranı ‘daha önce görülmemiş bir oran’ olarak nitelendirdi.

Dunya-e Eqtesad gazetesi, ülke genelindeki tıp üniversitelerinde asistan doktorların sağlık ve psikolojik durumlarına ilişkin 2021 tarihli bir araştırmanın sonuçlarına aktardı. Gazetenin aktardığı araştırma asistan doktorların yüzde 23'ünün ağır psikolojik depresyondan ve çok ağır depresyon nöbetlerinden, yüzde 25'i şiddetli anksiyeteden ve yaklaşık yüzde 34'ü yoğun stresten mustarip olduğunu gösterdi.

Mirhani, asistan doktorların, sağlık sisteminin yapısı gereği yoğun çalıştırıldıkları, gerçeklikten kaçma şansları olmadığı ve amirleri tarafından kendilerine verilen işlerin azaltılmasını isteyemedikleri için sistematik olarak aşağılanmaya maruz kaldıklarını söyledi. Mirhani, asistan doktorların mali bir belge imzalayarak çalışma koşullarını kabul ettiklerini de sözlerine ekledi.

Çoğu asistan doktorun stajları sırasında ailelerinden uzakta, çok basit ortak odalarda yaşadıklarını ve bu durumun ruh sağlıklarının bozulmasına katkıda bulunabileceğini belirten Mirhani, “Doktorlar eskiden yüksek bir statüye sahipti ve insanlardan saygı görüyorlardı. Ancak artık bu saygınlıklarını yitirdiler. Sağlık sisteminin yapısı nedeniyle doktorlar, hastalar ve ziyaretçiler arasındaki ilişki gerildi. Tedavi masraflarının çok yüksek olması ve çoğu vakanın sağlık sigortası kapsamında olmaması, hasta ile doktoru karşı karşıya getiriyor.

Ciddi krizler

KayhanLondon haber sitesi tarafından 27 Nisan’da yayınlanan ‘İntihar dalgası, sağlık personeli göçü, çöküş içindeki hastaneler, krizdeki sağlık sistemi ve Sağlık Bakanlığının yanılsamaları’ başlıklı bir haberde Sağlık Bakanı Behram Aynullahi’nin İran’ın bölgedeki en güçlü sağlık sistemine sahip olduğu yönündeki açıklamalarına atıfla “Bu açıklamalar, İran'ın sağlık sisteminin harap hastane binaları ve intihar, istifa ve göç nedeniyle sağlık personeli sıkıntısı gibi ciddi krizler yaşadığı bir dönemde yapıldı” denildi.

Hemşireler üzerindeki büyük baskı, üstü kapatılan ani ölümlere yol açıyor.

Haberde şu ifadelere yer verildi:

“Romatoloji uzmanı Dr. Samira es-Saidi, 35 yaşındaki kardiyoloji uzmanı Dr. Bresto Bahşi'nin intiharından bir aydan kısa bir süre sonra intihar etti. Bu da sağlık personeli arasındaki intihar dalgasının Sağlık Bakanlığı'nın ciddiye almadığı bir olguya dönüştüğünü gösteriyor. İran'da asistan doktorlar ve uzman yardımcıları arasındaki intihar sayısı, toplumun geri kalanındaki intihar oranlarından on kat daha fazla. Geçtiğimiz ocak ayında, sağlık personeli arasında bir hafta içinde üç intihar vakası yaşandı. Bunlardan biri göz doktoru, biri psikiyatrist ve biri ise genç bir diş hekimiydi. Sağlık personeli arasındaki göç dalgası ve hemşirelerin istifaları, İran'ın sağlık sistemi için tehlike çanları çalıyor, ancak Sağlık Bakanlığı yanılmaları nedeniyle bu durumu ciddiye almıyor.”

İstifalar

Haberde Bakım Evi Müdürü Muhammed Şerifi Mukaddem’in Şüheda Tecriş Hastanesi personelinin toplu istifasına atıfla ‘sağlık sistemindeki koşulların felaketten de kötü olduğunu ve koşulların iyileştirilmesinin imkansız göründüğünü’ söylediği aktarıldı.

Toplu istifa eden sağlık personelinden biri, Tejarat News haber sitesine yaptığı açıklamada, “Sorunlarımızın başında maaşların ve hakların ödenmemesi geliyor. Zorunlu fazla mesai ve çok az sosyal yardım dayanılmaz boyuta ulaştı. Taleplerimizi dile getirdik ve defalarca kez durumun peşine düştük. Ancak bir çıkmaza girdik. Bize iyi davranılmadı. Bu yüzden istifa etmeye karar verdik” dedi.

zdcfver
İran'ın güneydoğusundaki Zahidan şehrinde 2023 yılında düzenlenen bir yürüyüşten (AFP)

Muhammed Şerifi Mukaddem’e göre resmi veriler, ülkedeki hemşirelerin yüzde 15'inin, yani toplam 150 bin hemşireden 20 bininin işten ayrıldığını gösteriyor.

Personel yetersizliği nedeniyle hemşirelerin fazla mesai yapmak zorunda kaldıklarını, bu durumun da hataların artmasına ve hizmet kalitesinin düşmesine neden olduğunu vurgulayan Mukaddem, “Bir hemşirenin hiç hata yapmadan arka arkaya üç vardiya çalışmasını nasıl bekleyebiliriz?” diye sordu.

Mukaddem, son olarak şunları söyledi:

Hemşireler üzerindeki büyük baskı, üstü kapatılan ani ölümlerin yanı sıra daha iyi çalışma ve yaşam koşulları umudunun yitirilmesinden dolayı intiharlara yol açıyor.


Al Majalla Refah’ta: İsrail tankları ve bilinmezlik arasında kalan yerinden edilmiş Filistinliler

Refah'ın güneybatı sınırında tahliye edilmeden önce görülen yerinden edilen kişilerin çadırları, 7 Mayıs 2024 (Salim er-Reyyis)
Refah'ın güneybatı sınırında tahliye edilmeden önce görülen yerinden edilen kişilerin çadırları, 7 Mayıs 2024 (Salim er-Reyyis)
TT

Al Majalla Refah’ta: İsrail tankları ve bilinmezlik arasında kalan yerinden edilmiş Filistinliler

Refah'ın güneybatı sınırında tahliye edilmeden önce görülen yerinden edilen kişilerin çadırları, 7 Mayıs 2024 (Salim er-Reyyis)
Refah'ın güneybatı sınırında tahliye edilmeden önce görülen yerinden edilen kişilerin çadırları, 7 Mayıs 2024 (Salim er-Reyyis)

Salim er-Reyyis

İsrail'in Refah'taki kara harekâtının başlamasından ve İsrail ordusunun Refah Sınır Kapısı’nı yeniden işgal etmesinden üç hafta sonra, İsrail ordusu 7 Mayıs'tan bu yana kapalı olan sınır kapısının kontrolünü halen elinde tutuyor.

İsrail ordusu, Refah’a kara saldırısının başlamasından bu yana Refah Sınır Kapısı’nın yanı sıra İsrail’in Gazze’deki savaşı başlatmasından bu yana geçen yedi aydan uzun bir süredir malların ve hatta insani yardımların ana giriş noktası olan Kerem Şalom Sınır Kapısı’nın da bulunduğu Refah’ın güneydoğu bölgesine odaklandı ve böylece Gazze’ye gıda, tıbbi yardım ve yakıt tedarikini durdurdu. İsrail, ABD'nin baskısı üzerine sebze, meyve ve gıda maddesi yüklü bazı tırların sadece Gazze Şeridi'nin güneyine girmesine izin verirken, Gazze'nin merkezindeki ve güneyindeki pazarlarda satılan malların girişine ise izin vermedi.

ABD ordusu, sınır kapılarının kapatılmasını haklı göstermek ve yardım akışını durdurmak için Gazze Şehri'nin güneybatısında bir yüzer liman inşa etti. Bu liman Yunanistan'daki bir limandan gelen ve İsrail'in denetiminden ve gözetiminden sonra yüklerini boşaltmalarına izin verilen yardım gemilerini kabul etmeye başladı. Uluslararası kuruluşlar ve BM kurumları, Gazze Şeridi'nin güneyine ulaştırılmak üzere tonlarca gıda yardımını teslim almaya başlarken, İsrail ordusu, liman Gazze Şehri'nin merkezinden birkaç kilometre uzakta olmasına rağmen Gazze şehri ve Gazze Şeridi'nin kuzeyinde yaşayanların gıda yardımı almasını kasıtlı olarak engelliyor.

İsrail’in kara saldırısı başlamadan önce Refah’ın üçte ikisinden fazlası Gazze Şeridi'ndeki çeşitli şehirlerden ve mülteci kamplarından yerinden edilen yaklaşık 1,2 milyon Gazzeliye ev sahipliği yapıyordu. ABD, yerinden edilenlerin de aralarında olduğu yoğun bir nüfusa sahip olması nedeniyle kara saldırısını onaylamadığını ifade etmişti. Ancak İsrail ordusunun kara saldırısının başlangıcında doğu bölgelerinde yaşayanlardan bölgeyi boşaltmalarını talep etmesi ve birkaç gün sonra da Refah'ın merkezine kadar uzanan yeni meydanların ve mahallelerin boşaltılmasını istemesiyle birlikte 700 ile 800 bin arasında Gazzeli bölgeyi terk etmek ve Nuseyrat Mülteci Kampı’na, Gazze’nin merkezindeki Deyr el-Beleh semtine ve bir önceki kara saldırısında yerle bir olan Han Yunus'un batısına kaçmak zorunda kaldı.

Ben de yaklaşık beş ay kaldığım Refah'tan kaçmak ve Han Yunus'a sığınmak zorunda kaldıktan birkaç gün sonra Refah'ın batısına dönmeye karar verdim. Yolda, savaş sırasında Nuseyrat Mülteci Kampına yerleştirilen ve daha sonra Refah'a geri dönmek zorunda kalan Gazzeli Atiya Hamid (54) ile tanıştım.

Gazze Şeridi'nin güneyindeki Refah'a yönelik askeri operasyonun başlamasıyla, ailesiyle birlikte Han Yunus'un batısındaki Mevasi bölgesine gitmek zorunda kalan Hamid, “Çadırımızı nereye kuracağımızı bilmiyoruz. Her seferinde yeni bir yere taşınmak zorunda kalıyoruz. Taşınmanın ve yeni başlangıçların maliyetine katlanmak zorundayız. İsrail siviller olarak hayatlarımızı koruma bahanesiyle bizim bir noktada istikrarlı olmamızı istemiyor” ifadelerini kullandı.

700 ile 800 bin arasında Gazzeli bölgeyi terk etmek ve Nuseyrat Mülteci Kampı’na, Gazze’nin merkezindeki Deyr el-Beleh semtine ve bir önceki kara saldırısında yerle bir olan Han Yunus'un batısına kaçmak zorunda kaldı.

Kişisel kullanım ve içmek için su temininde pek çok sorun ve krizle karşılaşan Hamid, çocuklarıyla birlikte yeni yaşam alanlarını düzenledikten sonra Mevasi’de her şeye sıfırdan başladı. Hamid, burası Han Yunus’tan daha kalabalık, çadır kuramıyorsunuz ve oturacak yer yok. Sıcaktan ve nemden çadırda bile oturamıyoruz. Nereye gideceğimizi ya da ne yapacağımızı bilmiyoruz, yavaş yavaş ölüyoruz” dedi.

xcdvfr
İsrail ordusunun emriyle yerinden edilen kişilerin Refah'tan tahliye edilmesinin ardından Refah'ın güneybatı sınırı, 23 Mayıs 2024 (Salim er-Reyyis)

Hamid’in aksine Yahya Abdusselam (47) hala ailesiyle birlikte Refah'ın batısındaki çadırında yaşıyor ve şimdilik ayrılmayı düşünmüyor. Kendisiyle konuştuğumda bana gidecek başka bir yeri ve bunu yapacak parası olmadığını söyleyen Abdusselam, “Nereye gideceğimizi bilmiyoruz. Henüz Refah'ın batısındaki bölgeyi boşaltmamız söylenmedi. Ordu her an tahliye etmemizi isteyebilir. Ancak gerçekte nereye gideceğimizi bilmiyoruz. Çünkü ordunun bize gitmemizi söylediği bölgelerde yerinden edilenlerin çadırları yığılmış durumda” diye konuştu. Abdusselam nakliye ve yeni bir çadır için 500 dolardan fazla paraya ihtiyacı olduğunu, ancak artık boyacı olarak çalışamadığı için taşınma masraflarını karşılayamadığını belirtti.

İsrail ordusu, askeri ilerleyişini Gazze Şeridi ile Mısır'ın Sina Yarımadası arasındaki sınır şeridinde yoğunlaştırırken İsrail Ordu Radyosu, ordunun yaklaşık 14 kilometre uzunluğunda olduğu tahmin edilen Philadelphia (Salahaddin) Koridoru'nun üçte ikisini kontrol ettiğini duyurdu.

İsrail ordusunun bulunduğu noktaya yakın noktalara ulaşmak için hayatlarını tehlikeye atan diğer gazetecilere göre Kara saldırısının başlamasının ikinci haftasının sonunda ağır topçu ateşi ve hava saldırılarının ardından Refah'ın güneyindeki Brezilya Mahallesi’ne kadar ilerleyen İsrail ordusu tankları ve buldozerleriyle ilerleyerek evleri yıktı, sokakları talan etti ve bölgedeki altyapıyı tahrip etti.

Refah'ın coğrafi yapısı nedeniyle kentin merkezi batısından birkaç metre daha yüksekte yer alıyor. Bu da kentin merkezinde konuşlanan İsrail ordusunun kentin batısında 6 kilometreden daha fazla bir alanı gözetlemesine olanak sağlıyor. Burası aynı zamanda Akdeniz'e bakan deniz sınırıdır. Yüzlerce aile, ordu tarafından tahliye edilmeleri istenmeksizin çeşitli yerleşim yerlerinden sürüldü. Bunun tek nedeni ordunun yaklaşmasından ve ilerlemesinden, Gazze şehri ve Gazze Şeridi'nin kuzeyinde neden olduğu ve olmaya devam ettiği yıkım ve ölüm manzaralarından duyulan korkuydu. İsrail ordusunun Refah'a kara saldırısı çerçevesinde Cibaliye Mülteci Kampı’na karadan girmesi Cibaliye sakinlerini kaçmaya zorladı.

Refah sakinlerinden biri, Han Yunus'ta daha önce kendisiyle görüştüğümde, ailesinin can güvenliği için onlarla birlikte erkenden kaçmak zorunda kaldığını söyledi. Refahlı adam, “Ben çocuklarımı sokakta bulmadım. Onları enkaz altından çıkarmak için de büyümedim ve onlar için çok çalıştım. Gazze Şeridi'nde güvenli bir yer yok, ama Refah'ta evde kalırken kendimi rahat hissetmiyordum” dedi.

Gazze Şeridi'nde askeri operasyonlara katılan İsrail ordusunun on tugayından beşi Refah'ta eş zamanlı olarak çeşitli bölgelerde hareket ediyor. İsrail ordusu, Refah’taki kara saldırısına odaklandığından şehrin doğusunda ve güneydoğusunda tüneller olduğu ve buralardan roketatarlar fırlatıldığı iddia edilen çok sayıda video ve fotoğraf yayınladı. İsrail ordusu ayrıca Filistinli silahlı örgütlerin üyelerinin okullarda ve BM merkezlerinde faaliyet gösterdiğini iddia eden videolar yayınlayarak askerlerine herhangi bir kısıtlama ya da yasaklama olmaksızın tüm yerleri hedef alması için yeşil ışık yaktı.

Refah'ın en güneybatı kısmından, Mısır sınırındaki caddeden geçmeye çalıştım. Doğuya doğru gitmeye niyetliydim, ancak oraya vardığımda korktum. Çünkü bölge, savaş sırasında yaklaşık beş ay boyunca orada kalan ailelerin terk edilmiş çadırlarıyla doluydu. Yoluma devam etmeyip geri dönmeye karar verdim. Ana caddeden geçerek şehir merkezine yakın eş-Şabura Mahallesi’ndeki Kuveyt Hastanesi'ne doğru gittim.

Yerinden edilen Gazzelilerden biri olan Hamid, kişisel kullanım ve içmek için su bulmakta birçok sorunla ve krizle karşılaşmış ve çocuklarıyla birlikte yeni bir düzen kurduktan sonra  herşeye sıfırdan başlamak üzere Han Yunus'un batısındaki Mevasi bölgesine gitmek zorunda kaldı.

Şehrin içlerine doğru ilerlerken yolda yayalar, araba kornaları, satıcılar ve yerlerinden edilen Gazzelileri taşıyan hayvan arabaları yoktu. Görünmeyen hedeflere ateş eden tankların sesleri arasında hastaneye vardım. Vardığımda hastane neredeyse boştu. Ne doktorlar ne hemşireler ne de hastalar vardı. Sadece birkaç personel ve birkaç yatak bulunuyordu. Hastane sadece cenazeleri kabul ediyordu. Sadece ilk yardımda bulunulan yaralılar, Refah'ın batısında Sağlık Bakanlığı tarafından Gazze'de kurulan sahra hastanelerine naklediyordu.

dcvfrb
Refah'ın Tel el-Sultan bölgesindeki bir sağlık merkezinde İsrail bombardımanında vefat edenler için yas tutan kadınlar ve çocuklar, 26 Mayıs 2024 (AFP)

Hastanenin sağlık personelinden biri bana özel bir hastane olduklarını ve savaş nedeniyle şu an daha önce kabul ettikleri vakaları kabul edemediklerini söyledi. Ancak Refah'ın doğusunda bulunan ve Gazze'deki Sağlık Bakanlığı'na bağlı olan Ebu Yusuf en-Neccar Hastanesi, şehre yönelik askeri kara harekatının başlamasından bu yana kapalı kalmaya devam ediyor. Hastanenin sağlık personeli, tıbbi hizmet vermek için çalışmalarını kısmen sürdürmek zorunda kalırken ancak hastaneye ait ambulanslar, İsrail ordusunun savaş sırasında diğer bölgelerde ambulansları, sağlık personelini ve hatta hastaneleri hedef alındığı gibi burada da hedef alınması korkusuyla şehrin derinliklerine ulaşamıyor.

Refah'ın batısında beş saat geçirdikten sonra daha fazla kalamayacağım için hava kararmadan önce Han Yunus'a döndüm. Başka mahallelerin ve yerleşim yerlerinin tahliye edilmesini istemesi beklenen İsrail ordusunun ilerleyişini izliyor ve takip ediyordum. Mahalleler çoğunlukla boştu. Sadece birkaç mahalle sakini vardı. Öte yandan İsrail ordusu ve komutanları, geçtiğimiz aylarda Gazze Şeridi'ndeki diğer şehirlerde ve kamplarda yaptıkları gibi Hamas ve üyelerini ortadan kaldırmaya çalıştıkları iddiasıyla Refah’ı yok etmek ve kontrolünü ele geçirmek için ilerlemekte kararlı görünüyorlar.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Dune'daki kumsolucanlarına benzeyen tarih öncesi bir hayvan tanımlandı

Solucanın deniz tabanında akordiyon gibi ilerlediği düşünülüyor (Richie Howard/Luke Parry)
Solucanın deniz tabanında akordiyon gibi ilerlediği düşünülüyor (Richie Howard/Luke Parry)
TT

Dune'daki kumsolucanlarına benzeyen tarih öncesi bir hayvan tanımlandı

Solucanın deniz tabanında akordiyon gibi ilerlediği düşünülüyor (Richie Howard/Luke Parry)
Solucanın deniz tabanında akordiyon gibi ilerlediği düşünülüyor (Richie Howard/Luke Parry)

Bilim insanları yaklaşık 425 milyon önce yaşamış bir solucan türü tanımladı. 

Araştırmacıların Radnorscolex latus adını verdiği solucanın fosilleri, Birleşik Krallık'ın Herefordshire bölgesinde neredeyse 100 yıl önce keşfedilmişti. Ancak teknolojik yetersizlikler nedeniyle türün tanımlanması mümkün olmamıştı. 

Londra Doğa Tarihi Müzesi'nden bilim insanlarıysa gelişmiş tarama teknikleriyle solucanı tanımlamakla kalmadı, yaşantısına da ışık tuttu. 

Yaklaşık 425 milyon yıl önce yaşayan deniz solucanının, bölge sular altındayken okyanus tabanında yaşadığı düşünülüyor. 

Bilim insanları yaptıkları analizde, bu canlının boğazını dışarı itebildiğini ve bu sayede avlarını yakalayıp yediğini tespit etti. 

Frank Herbert'ın Dune serisinde anlatılan ve Denis Villeneuve'ün bu romanlardan uyarladığı filmlerinde de görülen kumsolucanına benzetilen Radnorscolex latusun pek yiyecek ayırt etmediği düşünülüyor. 

Papers in Palaeontology adlı hakemli dergide çarşamba günü yayımlanan çalışmanın başyazarı Dr. Richie Howard, bu etobur yırtıcı hakkında "Beslenme konusunda çok seçici olmadıklarını ve muhtemelen boğazlarını çamura sokup bulabildikleri her şeyi yakaladıklarını düşünüyoruz" diyerek şöyle ekliyor:

Bu açıdan kesinlikle Dune'daki kum solucanlarını akla getiriyor.

Bilim insanları solucanın keskin dişleri ve kafasında kancaları olduğunu buldu. Radnorscolex latus bunları muhtemelen kendini yere sabitleyip vücudunu ileri doğru sürüklemek için kullanıyordu. Ayrıca yırtıcı bir hayvan olmasına karşın boyunun sadece 8 santimetre olduğu tespit edildi.

Palaeoscolecid adlı solucan benzeri bir gruba ait olduğu saptanan Radnorscolex latusun fosilinin uzun süre korunması da bundan kaynaklanıyor. 

İklim ve deniz seviyesi değişikliklerinden dolayı yaklaşık 400 milyon yıl önce nesli tükenen palaeoscolecidlerin, çok sert derileri olması çürümeye daha iyi direnmelerini sağlıyor. 

Bilim insanları yeni çalışmanın, bu hayvan grubu üzerine yapılacak başka araştırmalara temel oluşturmasını umuyor. 

Independent Türkçe, Guardian, IFL Science, Papers in Palaeontology


YouTuber'larla ilişki komşu veya iş arkadaşlarından daha çok mutlu ediyor

Araştırmalar, parasosyal ilişkilerin güven veren ve onaylayan bir etki yarattığını gösteriyor (Pexels)
Araştırmalar, parasosyal ilişkilerin güven veren ve onaylayan bir etki yarattığını gösteriyor (Pexels)
TT

YouTuber'larla ilişki komşu veya iş arkadaşlarından daha çok mutlu ediyor

Araştırmalar, parasosyal ilişkilerin güven veren ve onaylayan bir etki yarattığını gösteriyor (Pexels)
Araştırmalar, parasosyal ilişkilerin güven veren ve onaylayan bir etki yarattığını gösteriyor (Pexels)

YouTuber'larla kurulan ilişkinin komşu veya iş arkadaşlarından daha mutlu ettiği bulundu. 

Essex Üniversitesi'nden araştırmacılar, ABD ve Birleşik Krallık'tan 16 yaş ve üstü binden fazla katılımcının iki taraflı ve parasosyal ilişkilerine bakışını değerlendirmek için üç çalışma yürüttü. 

Psikolojide parasosyal ilişki, bir kişinin hiç tanışmadığı biriyle arasında güçlü bir bağ hissetmesini ifade ederken buna ünlülerle kurulan ilişki örnek verilebilir. 

Araştırmacılar ilk iki çalışmada güçlü parasosyal ilişkilere sahip kişilerin bunları, nispeten zayıf iki taraflı ilişkilere göre duygusal açıdan daha doyurucu bulduğunu kaydetti. Bu zayıf ilişkiler arasında komşu ve iş arkadaşları sayılabilirken, parasosyal ilişkiler de YouTuber veya diğer içerik üreticilerini içeriyordu. 

Scientific Reports adlı bilimsel dergide yayımlanan çalışmaya göre katılımcıların yüzde 52'si güçlü bir parasosyal ilişkisi olduğunu aktarırken, yüzde 36'sı da bir YouTuber'a yakın hissettiğini belirtti.

Araştırmacılar ayrıca bu tek taraflı yakın ilişkilerin sadece genç veya yalnız kişilere has olmadığını, her yaştan katılımcının kurgusal bir karakter veya ünlü biriyle bağ hissettiğini ifade ediyor.

Üçüncü çalışmadaysa katılımcıların, duygusal desteğe ihtiyaç duydukları bir zamanda parasosyal ilişkilere başvurup başvurmayacağı anlaşılmaya çalışıldı. 

Bunun için katılımcılardan güçlü bir ilişkiye sahip oldukları biriyle yaşadıkları ve kendilerini incinmiş ya da desteklenmiş hissettikleri bir deneyim hakkında yazmaları istendi. Ardından katılımcılara en iyi şekilde tanıdıklarını düşündükleri YouTuber'ın kim olduğu ve bu kişinin ihtiyaç anlarında ne kadar yardım edeceğini düşündüklerini söylemeleri istendi.

Araştırmanın yazarlarından Dr. Veronica Lamarche, bazı kişilerin parasosyal ilişki kurdukları kişinin yardım eli uzatacağına iyice inandığını söylüyor. 

Öte yandan çalışmanın genelinde, en destekleyici ilişkilerin bunlar olmadığı görüldü. Duygusal partner veya yakın arkadaşlarla kurulan ilişkilerin en çok yardım eden ve en etkili ilişkiler olarak görüldüğü kaydedildi. 

Araştırmacılar yine de parasosyal ilişkilerin önemli bir rol oynadığını söylerken Dr. Lamarche "Bu parasosyal ilişkiler, garanti bir güvenli sığınak sunuyor" diyerek bu durumu açıklıyor:

Belki elinizi sevdiğiniz biri gibi tutamazlar ama sizi reddedemezler ya da sizin için çok meşgul olduklarını da söyleyemezler. Çünkü onlara kendi istediğiniz zamanda ve kendi koşullarınızda erişiyorsunuz. Bence bu ilişkilerin gücünün ve çekiciliğinin bir parçası da bu; bir anlamda her zaman ulaşılabilir birilerinin olması.

Dr. Lamarche ayrıca sosyal medya fenomenlerinin takipçilerine yakınlık hissettmesinin de normal olduğunu ve burada karşılıklı bir saygı içeren bir ilişki kurulduğunu söylüyor. Fakat yine de bu durum, bu ilişkilerin tek taraflı doğasını değiştirmiyor:

Karşılıklı bir saygı sözkonusu ancak bu ilişki tek taraflı, yani takipçilere aktif bir şekilde yardım eli uzatmıyorlar.

Independent Türkçe, BBC, IFL Science, Scientific Reports


"Sihirli mantar" tedavisi anoreksiya için umut oldu

Anoreksiya en çok ergenlik çağındaki genç kızlarda görülüyor (Pexels)
Anoreksiya en çok ergenlik çağındaki genç kızlarda görülüyor (Pexels)
TT

"Sihirli mantar" tedavisi anoreksiya için umut oldu

Anoreksiya en çok ergenlik çağındaki genç kızlarda görülüyor (Pexels)
Anoreksiya en çok ergenlik çağındaki genç kızlarda görülüyor (Pexels)

Yeme bozukluğu anoreksiya nervoza tedavisinde saykodelik bir madde olan psilosibin kullanılabilir. Araştırmacılar sıçan deneylerinde umut verici sonuçlar elde etti. 

Psikiyatrik hastalıklar arasında en yüksek ölüm oranlarından birinin görüldüğü anoreksiya, çok az yemek yiyip çok fazla hareket etme sonucu aşırı kilo kaybedilmesiyle tanımlanıyor. 

Daha önceki bazı çalışmalarda psilosibinin bu rahatsızlığın tedavisinde kullanılma potansiyeli taşıdığı görülmüştü. Ayrıca saykodelik maddelerin, depresyon ve anksiyete gibi zihin sağlığı sorunlara iyi gelebildiği  de bulunmuştu.

Halk arasında sihirli mantar diye bilinen Psilocybe mantarlarından elde edilen psilobisin maddesinin, anoreksiyanın tanımlayıcı özellikleri arasında sayılan esnek düşünememe açısından olumlu sonuçları olduğu kaydedilmişti.

Molecular Psychiatry adlı bilimsel dergide yayımlanan araştırmadaysa, saykodelik maddenin bu amaçla kullanıldığında beyinde nasıl bir etki yarattığı bulunmaya çalışıldı. 

Araştırmacılar bu amaçla dişi sıçanlara kısıtlı miktarda yiyecek verirken, hamster tekerleğine yani egzersize sınırsız erişmelerine olanak tanıdı. Sıçanların bir kısmına psilosibin verildi ve kontrol grubuna verilmedi. 

Düşük miktarda psilosibin verilen sıçanların kilo kaybına karşı daha iyi direnç gösterdiği saptandı. 

Bilim insanları yiyeceğe kısıtlı erişimleri olsa bile bu maddeyi alan sıçanların sağlıklı bir kiloda kalmayı başardığını kaydetti. Daha sonra yapılan öğrenme testlerindeyse bu hayvanların bilişsel esnekliğinin geliştiği de görüldü. 

Ayrıca psilosibinin beyindeki bir mekanizmaya etki ederek "anoreksik düşünce biçiminin" daha esnek hale gelmesini sağladığını bulan araştırmacılar, bunun hedefe yönelik tedavilerin önünü açabileceğini düşünüyor.

Öte yandan araştırmadaki bütün sıçanlarda aynı etkiler gözlemlenmedi. Bu nedenle daha fazla çalışmaya ihtiyaç duyulurken insanlarda da aynı etkiyi gösterip göstermeyeceğinin saptanması gerekiyor.

Halihazırda anoreksiya tedavisinde antidepresanlar sıkça tercih ediliyor. Fakat araştırmayı yürüten Dr. Claire Foldi bunların anoreksiyadan muzdarip, düşük kilolu kişilerdeki klinik semptomları iyileştirmediğini söylüyor:

Bilişsel açıdan esnek olamama, bu rahatsızlığın ayırt edici bir özelliği ve genellikle anoreksiya nervoza semptomları belirginleşmeden önce ortaya çıkıyor ve kilonun geri kazanılmasından sonra da devam ediyor. Bu nedenle bu semptom, terapötik müdahalede birincil hedef haline geliyor.

Independent Türkçe, Science Alert, MedicalXpress, Molecular Psychiatry


Yeni biyografik film gösterime girer girmez izleyicilerin kalbini çaldı

Sight, Ming Wang'ın 2016 tarihli otobiyografisi From Darkness to Sight'a (Karanlıktan Aydınlığa) dayanıyor (Angel Studios)
Sight, Ming Wang'ın 2016 tarihli otobiyografisi From Darkness to Sight'a (Karanlıktan Aydınlığa) dayanıyor (Angel Studios)
TT

Yeni biyografik film gösterime girer girmez izleyicilerin kalbini çaldı

Sight, Ming Wang'ın 2016 tarihli otobiyografisi From Darkness to Sight'a (Karanlıktan Aydınlığa) dayanıyor (Angel Studios)
Sight, Ming Wang'ın 2016 tarihli otobiyografisi From Darkness to Sight'a (Karanlıktan Aydınlığa) dayanıyor (Angel Studios)

Dünyanın en ünlü göz cerrahlarından Doktor Ming Wang'in hayatına odaklanan yeni biyografik film Sight, ABD'de gösterime girdi. 

24 Mayıs'ta izleyiciyle buluşan drama, eleştiri derleme sitesi Rotten Tomatoes'da mükemmele yakın bir seyirci puanı almayı başardı.

Çinli dahinin gerçek hikayesi

İsa'nın Havarisi (Paul, Apostle of Christ) ve gerilim türündeki The Frozen'a da imza atan Andrew Hyatt tarafından yönetilen film, Amerika'da eğitim gördükten sonra dünyaca ünlü bir göz cerrahı olan yoksul Çinli dahi Ming Wang'ın gerçek hikayesini anlatıyor. 

Filmde, üvey annesi tarafından istismar edilen kör bir yetim, görme yetisini geri kazanma umuduyla Wang'in muayenehanesine geliyor. Dr. Wang, Kültür Devrimi sırasında Çin'deki problemli geçmişiyle yüzleşmek, devam etme direncini bulmak ve gencin yeniden görmesi için çığır açacak bir tedavi bulmaya çabalıyor.

Rotten Tomatoes'da 100'den fazla izleyicinin yorumuna göre film 100 üzerinden 99 gibi kusursuza çok yakın bir puan almayı başardı.

Eleştirmenlerse sinemaseverlerle aynı görüşü paylaşmıyor. Sight, sinema yazarlarının 27 incelemesine göre 100 üzerinden 63 puan alabildi. 

Eleştirmenler "tahmin edilebilir ve sıkıcı" dedi

Eleştirmenler filmin ilham verici bir hikayesi olduğu konusunda hemfikir ancak bazıları dramayı derinlikli bulmadı. Pek çok eleştirmen, Sight'ın tahmin edilebilir ve sıkıcı olduğundan yakınırken sinema filminden çok belgesele benzediği fikrini paylaşıyor.

Film, eleştirmenlerden hem olumlu hem de olumsuz yorumlar alsa da izleyicilerin dramayı sevdiği çok açık görünüyor.

Sight'ın senaryosunu filmin aynı zamanda yönetmeni de olan 41 yaşındaki Hyatt, John Duigan ve Buzz McLaughlin'le birlikte kaleme aldı. 

Başrollerini Terry Chen ve Greg Kinnear'ın paylaştığı film, gösterime girdiği ilk üç günde 2,7 milyon dolar hasılat yaptı.

Independent Türkçe, ScreenRant, Rotten Tomatoes