Washington’dan Pekin ve Moskova arasındaki ilişkiye ‘çıkar evliliği’ benzetmesi

Ruya ve Çin, yeni dünya düzeni için sözleşiyor. ‘Yoldaş Şi’ ayrılırken ‘aziz dost Putin’e “Şu an dünyada 100 yıldır olmayan değişiklikler söz konusu. Birlikte bu değişimi yönlendirelim” dedi.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'i Moskova'dan şahsen uğurladı. (AFP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'i Moskova'dan şahsen uğurladı. (AFP)
TT

Washington’dan Pekin ve Moskova arasındaki ilişkiye ‘çıkar evliliği’ benzetmesi

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'i Moskova'dan şahsen uğurladı. (AFP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'i Moskova'dan şahsen uğurladı. (AFP)

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Moskova’da ‘aziz dostu’ Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile gerçekleştirdiği üç günlük zirvenin ardından Moskova'dan ayrılmaya hazırlanırken Ukrayna'nın başkenti Kiev'de ve ülkenin kuzeyi ile doğusunda sirenler çalıyor, insansız hava aracı (İHA) saldırılarına ilişkin haberler geliyordu. Ukrayna Genelkurmay Başkanlığı’ndan dün yapılan açıklamada, Çin Devlet Başkanı Şi Moskova'dayken Rusya ordusunun bir gece büyük bir hava saldırısı başlattığı ve HESA Şahid-136 kamikaze İHA’lar kullandığı belirtildi.
Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi Stratejik İletişim Koordinatörü Kirby yaptığı açıklamada “Çin, bu çatışmada (Ukrayna savaşında) yapıcı bir rol oynamak istiyorsa, Rusya’ya askeri güçlerini Ukrayna'dan ve Ukrayna egemen topraklarından çekmesi için baskı yapmalı” ifadelerini kullandı. Kirby, Şi'nin Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy ile görüşmesi gerektiğini söyledi. Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy, Çin'i diyaloga ‘davet ettiğini’ ve Pekin'den ‘yanıt beklediğini’ açıklamıştı. Zelenskiy, düzenlediği basın toplantısında, “Çin'e Ukrayna’daki çatışmaya çözüm arayışında ortak olmasını teklif ettik” dedi. Çinli yetkililere seslenen Zelenskiy, “Sizi diyaloga davet ediyoruz, yanıtınızı bekliyoruz. Birtakım sinyaller alıyoruz, ama şu an somut bir şey yok” şeklinde konuştu.
Çin Devlet Başkanı, Moskova’ya yaptığı ziyaret sırasında Batı karşısında Rusya Devlet Başkanı ile büyük bir dayanışma içinde olduklarını gösterdikten sonra dün Rusya’nın başkentinden ayrıldı. Ziyaret, iki liderin yeni bir dünya düzeni oluşturmak için birlikte çalışma sözü vermesiyle sona erdi.
Şi ile Putin arasında birkaç saat süren zirvede enerji ve ticaret konuları öne çıktı. Şi, Moskova’dan ayrılırken Putin'e şunu söyledi:
“Şu an dünyada 100 yıldır olmayan değişiklikler söz konusu. Birlikte bu değişimi yönlendireceğiz.”
Putin de “Size katılıyorum” diyerek yanıt verdi.
Şi de bunun üzerine “Lütfen kendine iyi bak aziz dostum” dedi.
Ancak Putin'in tutumu ‘aziz dost’ ve ‘yoldaş Şi’ diye hitap ettiği konuğuyla tamamen farklıydı. Hatta iki lider Kremlin’de verilen bir resepsiyonda Rus ve Çin halklarının ‘refahı ve esenliği’ için kadeh kaldırdılar. Putin yemekte Rusya-Çin iş birliğinde ‘sınırsız bir potansiyel’ gördüğünü söyledi.
Ziyaret sırasında Çin tarafından yapılan açıklamada şu ifadeler yer aldı:
“Her iki ülke de aralarındaki ilişkinin ikili kapsamının çok ötesine geçtiği ve küresel sahne ve insanlığın geleceği için son derece önem kazandığı görüşündeler.”
Putin, Kremlin’in resmi internet sitesi üzerinden yayınlanan açıklamasında, “Birleşmiş Milletler’in (BM) ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) merkezi rolüne, uluslararası hukuka ve BM Şartı'nın amaç ve ilkelerine dayalı daha adil ve demokratik çok kutuplu bir dünya düzeni oluşturmak amacıyla dayanışma içinde çalışıyoruz” ifadelerini kullandı.
Diğer yandan Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi Stratejik İletişim Koordinatörü Kirby tarafından Putin ile Şi arasındaki zirvenin ardından yapılan açıklamaya göre Washington, Pekin-Moskova ilişkilerini gerçek bir ittifaktan çok bir ‘çıkar evliliği’ olarak gördü. Çin Devlet Başkanı Şi, üç günlük resmi ziyaretinin ikinci gününde Kremlin'de yapıcı görüşmelerde bulunduğunu söyledi. Şi, özellikle Rusya ile ekonomik iş birliğini artırmayı istediklerini belirtti.
Putin ve Şi zirvenin ardından, ülkeleri arasındaki ‘özel’ ilişkinin ‘yeni bir aşamaya’ girdiğinin sinyallerini verdiler. Şi’nin Moskova ziyareti, geçtiğimiz hafta Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin (UCM) Ukraynalı çocukların yasa dışı bir şekilde Rusya’ya nakledildiği suçlamasıyla hakkında yakalama kararı çıkarılan Putin’e verilen önemli bir destek olarak değerlendirildi. Çin ve Rusya arasında stratejik ortaklığın artırılmasına yönelik anlaşmaların imzalandığı üç günlük ziyaretin ardından, Ukrayna’daki savaşın sona erdirilmesine dair herhangi bir gelişmenin işareti ise görülmedi. Saatler süren görüşmelerde enerji ve ticaret konuları öne çıktı. Putin ile Şi arasındaki görüşmede, stratejik konuların yanı sıra özellikle petrol ürünleri konusunda iki ülke arasındaki ekonomik ortaklığın güçlendirilmesine de değinildi.
Çin Devlet Başkanı’nın Rusya ziyareti, Moskova’nın Batı tarafından uygulanan ciddi yaptırımlar karşısında ekonomisini büyük ölçüde Çin’e yönlendirmesi üzerine gerçekleşti. Putin bu bağlamda, Pekin ve Moskova’nın Sibirya’yı kuzeybatı Çin'e bağlayacak olan dev proje ‘Sibirya'nın Gücü 2’ doğalgaz boru hattının inşaatına hız vermeyi hedeflediklerini söyledi. 
Projeyle ilgili bütün anlaşmaların imzalandığını belirten Putin, “Rusya'nın Çin'e olan sevkiyatını önemli ölçüde artırmayı amaçlayan bu boru hattından projenin hizmete girmesiyle birlikte 50 milyar metreküp doğalgaz taşınacak” şeklinde konuştu. Putin, daha önce Çin Devlet Başkanı Şi’ye ülkesinin Çin’in enerji kaynaklarına yönelik ‘artan talebini’ karşılayabileceğine dair güvence vermişti. Rus enerji devi Gazprom’un salı günü, Rusya'nın uzak doğusundan Çin'in kuzeydoğusuna uzanan Sibirya'nın Gücü Boru Hattı aracılığıyla pazartesi günü Pekin’e günlük olarak rekor seviyedeki sevkiyatların yapıldığını duyurması bunun bir kanıtıydı.
Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre Şi, üç günlük ziyareti boyunca Ukrayna’daki çatışmadan neredeyse hiç bahsetmedi. Çin'in ‘tarafsız bir tutuma’ sahip olduğunu söyledi. Beyaz Saray ise buna Çin'in tutumunun tarafsız olmadığını söyleyerek yanıt verdi. Beyaz Saray, Pekin'i Avrupa'da İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana yaşanan en büyük çatışmayı sona erdirmesi için Rusya'ya baskı yapmaya çağırdı. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken pazartesi günü, Pekin’in Ukrayna’da ‘barış’ için yaptığı önerilere dair şüphelerini dile getirdi. Blinken, “Dünya, Çin ya da başka bir ülke tarafından desteklenen Rusya’nın savaşı kendi şartlarına göre dondurma kararına aldanmamalı” dedi. Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü ise dün yaptığı açıklamada, “Pekin, Ukrayna krizinden kaynaklanan gerilimlerin yatıştırılmasını ve bunu çözmek için barış görüşmelerinin yapılmasını destekliyor. Pekin, yangına körükle gidilmesine karşı” ifadesini kullandı. Sözcü, Twitter hesabından yaptığı açıklamada, Rusya’nın bir yılı aşkın süre askeri operasyon önce başlattığı Ukrayna ile ilgili Çin'in ‘bencil çıkarları’ olmadığını belirterek, “Taraf tutmadık, yangına körükle gitmedik. Durumdan bencil çıkarları için yararlanmadık. Barış görüşmelerini desteklemekten başka bir şey yapmadık” dedi.
Kremlin’den dün yapılan açıklamada, zirveden sonra Batı’dan gelen ‘düşmanca’ tepkilerin şaşırtmadığı vurgulandı. Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, “Batılı ülkelerin toplu tepkisine gelecek olursak, her konuda düşmanca tepki göstermeleri kimseyi şaşırtmıyor” diye konuştu.
Putin, Çin tarafından geçtiğimiz ay önerilen barış planından ötürü Şi’ye övgüde bulunurken Kiev’i ve Batı ülkelerinin başkentlerini bu barış planını reddetmekle suçladı.
Rusya Devlet Başkanı, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Çin’in barış planındaki birçok maddenin Rusya'nın tutumuyla uyumlu olduğuna, Batı ve Kiev buna hazır olduklarında barış anlaşmasının temeli olarak değerlendirilebileceğine inanıyoruz. Ancak şu ana kadar kendi açılarından böyle bir isteklilik görmüyoruz.”
Batı, Çin’in barış planını Putin’e askeri güçlerini yeniden konuşlandırması ve Ukrayna’da işgal ettiği topraklar üzerindeki kontrolünü sağlamlaştırması için zaman kazandırmak için yapılan bir hile olarak görüyor. Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi Stratejik İletişim Koordinatörü Kirby şu açıklamada bulundu:
“Ukrayna'da ateşkesi kabul etmek, Rusya'nın fethini onaylar. Böylece, Rusya'nın kazanımları ve komşusunun topraklarını fethetme girişimleri tanınmış olur. Rusya bu ateşkesi Ukrayna'daki mevzilerini sağlamlaştırmak ve askeri kuvvetlerini güçlendirmek için kullanabilir. Rusya, ateşkesi yeniden kendi seçtiği bir zamanda saldırmak üzere de elinde koz olarak tutar. Açıkça söylemek gerekirse bu, adil ve kalıcı bir barışın sağlanması için inandığımız bir adım değil.”
Çin’in 12 maddelik barış planında, on binlerce kişinin ölümüne ve milyonlarca kişinin ülkelerini terk etmesine yol açan bir yıllık kanlı savaşın nasıl sona erdirileceğine dair detaylar ise yer almadı.
Putin ve Şi tarafından yapılan ortak açıklamada, Washington’ın küresel istikrarı baltaladığı ve NATO’nun Asya-Pasifik bölgesine zorla girdiği şeklindeki Batı’nın aşina olduğu suçlamalar yer aldı. İki lider, ABD’yi ‘askeri üstünlüğünü’ korumak için küresel güvenliği ‘baltalamakla’ suçlayarak Batı'yı şiddetle eleştirirken, NATO'nun Asya’daki artan varlığıyla ilgili ‘endişelerini’ dile getirdiler. Bir nükleer savaşa karşı olduklarını vurgulayan iki lider, Batı ile gerilim zirveye ulaşırken benzer bir çatışmada herkesin kaybedeceğinin altını çizdiler. Ortak deklarasyonda iki ülke, nükleer bir savaşta kazanan olamayacağını ve (böyle bir savaşın) asla olmaması gerektiğini açıkça belirtti. Ortak açıklamada iki ülke, nükleer bir savaşın kazananı olamayacağını ve böyle bir savaşın asla olmaması gerektiğini açıkça ifade ettiler. Putin ve Şi, Kremlin'de yaptıkları ve her şeyden önce iki ülke ile Batı ülkeleri arasında tansiyonun yükseldiği bir dönemde Rusya ile Çin arasındaki ilişkilerin gücünü göstermeyi amaçladıkları ikili görüşmelerin ardından konuştular. Yaptıkları ortak açıklamada Şi, stratejik ortaklığın derinleştirildiğini ve ikili ilişkilerin yeni bir döneme girdiğini söylerken Putin de Batı karşısında Pekin ile Moskova arasındaki ortaklığı gösteren özel ilişkilere övgüde bulundu.



Mısır Cumhurbaşkanı, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı’nı kabul etti

Mısır Cumhurbaşkanı, İttihadiye Sarayı’nda Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı’nı kabul ederken (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı, İttihadiye Sarayı’nda Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı’nı kabul ederken (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
TT

Mısır Cumhurbaşkanı, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı’nı kabul etti

Mısır Cumhurbaşkanı, İttihadiye Sarayı’nda Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı’nı kabul ederken (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı, İttihadiye Sarayı’nda Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı’nı kabul ederken (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, pazartesi günü Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan’ı Mısır’ın başkenti Kahire’deki İttihadiye Sarayı’nda kabul etti.

Görüşmede, iki kardeş ülke arasındaki ilişkiler ile bölgesel ve uluslararası arenadaki son gelişmeler ele alındı.

Kabulde, Suudi Arabistan’ın Kahire Büyükelçisi Salih el-Huseyni ile Dışişleri Bakanı Ofisi Genel Müdürü Velid es-Semail de hazır bulundu.

xscdfg
Fotoğraf:  Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı

 


Altıncı ABD-İsrail zirvesi Ortadoğu'yu değerlendirmek için düzenlendi

Florida'daki Mar-a-Lago tatil yerinde Binyamin Netanyahu ve Donald Trump arasındaki altıncı zirve (AFP)
Florida'daki Mar-a-Lago tatil yerinde Binyamin Netanyahu ve Donald Trump arasındaki altıncı zirve (AFP)
TT

Altıncı ABD-İsrail zirvesi Ortadoğu'yu değerlendirmek için düzenlendi

Florida'daki Mar-a-Lago tatil yerinde Binyamin Netanyahu ve Donald Trump arasındaki altıncı zirve (AFP)
Florida'daki Mar-a-Lago tatil yerinde Binyamin Netanyahu ve Donald Trump arasındaki altıncı zirve (AFP)

Nebil Fehmi

İsrail'in Somaliland'ı bağımsız bir devlet olarak tanımasından sadece birkaç gün sonra, Trump'ın ikinci döneminde Binyamin Netanyahu ile Trump arasında Mar-a-Lago tatil yerinde altıncı zirve düzenlendi. Zirve sonrasında basın toplantısındaki aşırı övgülere ve karşılıklı iltifatlara rağmen, zirve, ABD-İsrail ilişkilerindeki anlaşmazlıkların yanı sıra mevcut uyum derecesini de açıkça yansıttı.

ABD-İsrail görüşmeleri, Gazze'deki kırılgan ateşkesin güçlendirilmesi, İran ile mücadele, Suriye'nin istikrara kavuşturulması, Yemen ile Somali'deki Husi isyancılardan kaynaklanan tehditlerin ele alınması konularına odaklandı. Bu sorunlar, Kızıldeniz'den Afrika Boynuzu'na uzanan süregelen gerilimler arasında Netanyahu'nun Ortadoğu'yu yeniden şekillendirme vizyonuyla iç içe geçmiş. Zirve, cesur diplomatik ve askeri hamlelere dair olasılıkları yansıtırken, aynı zamanda daha geniş bir geriliim ve bölgesel istikrarsızlık riskini de beraberinde getiriyor.

Çalkantılı bir bölgesel bağlam

Bölgesel bağlam krizlerle dolu olmayı sürdürüyor. Hamas'ın 7 Ekim 2023'teki saldırısı ve İsrail'in yanıtı sonrasında patlak veren Gazze'deki çatışma, Ekim 2025'ten beri kırılgan bir ateşkes altında devam ediyor. Rehinelerin çoğunun serbest bırakılmasına rağmen, Hamas'ın silahsızlandırılmasını, uluslararası denetimi, İsrail'in çekilmesini ve insani yardımın garanti altına alınmasını gerektiren ikinci aşama hâlâ tıkalı durumda.

Trump'ın ekibi, eleştirmenlerin anlaşmayı baltaladığını savunduğu yerleşim yerlerinin genişlemesi ve askeri operasyonlar da dahil olmak üzere İsrail'in oyalama taktikleri olarak saydığı şeyden duyduğu hayal kırıklığını dile getirdi. Buna rağmen Trump kamuoyu önünde, İsrail'e olan güçlü desteğini yineledi, Hamas'a uyarılarda bulundu ve Netanyahu ile caydırıcılık mantığı konusunda hemfikir olduğunu vurguladı.

İran da temaslara damgasını vurdu; Trump, ABD saldırılarının ardından İran’ın herhangi bir nükleer veya füze geliştirme girişimine karşı uyarıda bulundu. Netanyahu, bölgesel güvenlik için gerekli olduğunu savunarak, olası herhangi bir İsrail eylemi için ABD desteği aradı. Sınırların  istikrarı ve azınlıkların korunmasıyla ilgili uzlaşılarla birlikte, Esed sonrası Suriye konusu da gündeme getirildi. Trump, İsrail'in çekincelerine rağmen, Ahmed eş-Şara liderliğindeki yeni Suriye yönetimiyle ilişkilere olan güvenini dile getirdi.

Yeni bir Ortadoğu vizyonu

Zirvede daha geniş bir tema da öne çıktı; Netanyahu'nun analistler tarafından “Büyük İsrail” vizyonunun unsurlarını içerdiği yorumları yapılan “Yeni bir Ortadoğu” kurma hedefi. Netanyahu, caydırıcılık, barış, rakiplerin marjinalleştirilmesi yoluyla bölgeyi dönüştürme söylemini yineledi. 2025 boyunca yaptığı konuşmalarda ve röportajlarında, komşu devletlerin çöküşü ortasında İsrail’in hegemonyasını vurgulayarak, jeopolitik sahneyi yeniden şekillendirmeye yönelik “tarihi bir misyon”dan bahsetmişti. Geçmişte katıldığı BM etkinliklerinde sunduğu ve Filistin devletinin kurulmasını göz ardı eden haritalar da bu söylemi yansıtıyordu. Bu durum, İsrail'i yayılmacılıkla suçlayan Arap devletleri ve İran destekli gruplar arasında endişelere yol açmıştı.

Somaliland ve Maşrık ötesine uzanma

Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz'deki son gelişmeler, bu vizyonun Maşrık (Levant) ötesine uzandığını gösteriyor. 26 Aralık 2025'te, Netanyahu'nun ABD ziyaretinden hemen önce, İsrail, Somaliland'ın Somali'den bağımsızlığını resmen tanıyan ilk ülke oldu. Karar, diplomatik ilişkilerin kurulması ve teknoloji, tarım ve güvenlik alanlarında iş birliğinin sağlanmasıyla birlikte “İbrahim Anlaşmaları ruhuna uygun” olarak sunuldu.

Stratejik olarak Somaliland'ın Aden Körfezi'ndeki kıyı şeridi, Yemen'in karşısında ileri bir karakol sağlayarak istihbarat toplama, lojistik destek ve Husiler ile İranlı müttefiklerine karşı olası operasyonlar için olanak tanıyor. İsrailli analistler, Kızıldeniz’in güvenliğini ve İran etkisine karşı koymayı temel gerekçeler olarak göstererek bunu açıkça savundular.

Ancak karar, öfkeli tepkilere yol açtı. Somali, bu adımı egemenliğine bir saldırı olarak kınadı ve Afrika Birliği, Mısır, Türkiye ve İslam İşbirliği Teşkilatı'ndan destek topladı; bu ülkeler, kararın Netanyahu'nun hayati önem taşıyan deniz ticaret yolları üzerindeki kontrolünü artırma planının bir parçası olduğundan endişe duyuyorlar. Suudi Arabistan, Ürdün ve Mısır da dahil olmak üzere 21 Arap, İslam ve Afrika ülkesi, ortak bir bildiri yayınlayarak bu tanımayı reddetti ve Afrika Boynuzu'ndaki güvenlik ve istikrara tehdit olarak değerlendirdi. Arap perspektifi, bu hamleyi Somali'yi istikrarsızlaştırabilecek ve vekalet savaşlarını körükleyebilecek İsrail yayılmacılığının bir yansıması olarak görüyor.

Altta yatan anlaşmazlıklar ortasında ABD-İsrail mutabakatı

Trump-Netanyahu görüşmesi, İsrail'in “direniş ekseni” olarak adlandırdığı şeye karşı ortak hareket kararlılığını pekiştirdi ve bu da tehditleri etkisiz hale getirmek için daha geniş çaplı operasyonların yolunu açabilir. Bununla birlikte, ABD-İsrail arasında altta yatan anlaşmazlıklar devam ediyor.

Trump'ın kamuoyu önündeki desteğine rağmen, yönetimi İsrail'in Gazze ateşkesini ele alış biçiminden duyduğu memnuniyetsizliği dile getirdi. ABD’li yetkililer, Netanyahu'yu yerleşim yerlerinin genişlemesi, insani yardımın azlığı ve ateşkes şartlarını ihlal eden operasyonlar yoluyla anlaşmayı baltalamakla suçluyor. Trump'ın politikaları çelişkili görünüyor; Gazze'de itidal çağrısında bulunurken, Filistin Ulusal Otoritesi’ni zayıflatan Batı Şeria'daki sert politikaları hoş görüyor.

İran konusunda ise güçlü bir fikir birliği var; Trump, nükleer ve füze kapasitelerinin yeniden inşa edilmesi durumunda olası saldırılar düzenlenebileceğini ima ediyor. İkisi arasındaki anlaşmazlık  ise yaklaşımlarında yatıyor. Trump nükleer konuda müzakereleri savunurken, Netanyahu önleyici askeri harekâtı tercih ediyor. Suriye'de, Trump'ın Şara konusundaki iyimserliği, İsrail'in şüpheciliğiyle tezat oluşturuyor ve risklere ilişkin farklı değerlendirmeleri yansıtıyor. Bu gerilimler ayrıca Netanyahu üzerindeki iç baskılardan da kaynaklanıyor; bunlar arasında aşırı sağcı koalisyonu ve yolsuzluk davaları da yer alıyor.

Bölgesel yansımalar ve Arap perspektifi

 Bölgesel olarak durum istikrarsızlığını koruyor. Gazze'de, Trump'ın ikinci aşamanın uygulanması için yaptığı baskı -Hizbullah'ın silahsızlandırılması ve “barış konseyi” yönetimi altında yeniden inşa- süreci hızlandırabilir, ancak Netanyahu'nun iç öncelikleri bunu engelleyebilir. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre ayrıca, Somaliland'ı İbrahim Anlaşmaları çerçevesine dahil ederek barış sürecini genişletmek, bu anlaşmalara yönelik hassasiyeti artırabilir ve zaten temkinli olan Arap devletlerini uzaklaştırabilir.

Arap perspektifinden bakıldığında, zirve ve Somaliland'ın tanınması, ABD destekli İsrail hegemonyasına dair korkuları derinleştiriyor. Mısır, Suudi Arabistan ve Ürdün liderleri, Trump'ın Hamas ve İran'a yönelik uyarılarını taraflı ve İsrail'in ateşkes ihlallerini görmezden gelen bir yaklaşım olarak görüyor. Somaliland hamlesi ve Yemen'deki huzursuzluk, İsrail'e Kızıldeniz'de stratejik bir dayanak noktası sağlayarak, Arap çıkarlarını tehdit edebilir ve aşırıcılığı körükleyebilir.

İç politikada Netanyahu, daha temkinli danışmanlarını devre dışı bırakarak Trump ile olan kişisel ilişkisinden faydalanıyor. Zirveden hemen önce Somaliland'ın tanınmasının açıklanması, Trump'ın kamuoyunda çekincelerini dile getirmesine rağmen, Amerikan desteğini sağlamaya yönelik bir girişim gibi görünüyor.

Sonuç olarak, Mar-a-Lago zirvesi, Gazze anlaşmasının uygulamada ağır ilerlemesi ve Somaliland'ın tanınması, Netanyahu'nun Ortadoğu'yu yeniden şekillendirme hırsını somutlaştırıyor. Bu hırs da uzlaşma yerine caydırma, geleneksel rakipleri aşan ittifaklar ve hukukun üstünlüğü veya doğru ve yanlış kavramlarından bağımsız olarak, tarihi sınırların ötesine gücünü dayatmaya dayanıyor. Bu da Ortadoğu'da bir endişe ve istikrarsızlık dönemine kapıyı açıyor.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.


Şam ile SDG arasındaki toplantı ‘somut sonuçlar’ alınamadan sona erdi

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi ile Suriye Kürt Ulusal Konseyi (ENKS) liderliği arasında daha önce gerçekleşen bir görüşmeden (Arşiv)
Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi ile Suriye Kürt Ulusal Konseyi (ENKS) liderliği arasında daha önce gerçekleşen bir görüşmeden (Arşiv)
TT

Şam ile SDG arasındaki toplantı ‘somut sonuçlar’ alınamadan sona erdi

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi ile Suriye Kürt Ulusal Konseyi (ENKS) liderliği arasında daha önce gerçekleşen bir görüşmeden (Arşiv)
Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi ile Suriye Kürt Ulusal Konseyi (ENKS) liderliği arasında daha önce gerçekleşen bir görüşmeden (Arşiv)

Şam’da dün yapılan ve 10 Mart Anlaşması kapsamında gerçekleştirilen görüşmelerde, tarafların kamuoyuna ilerleme içeren olumlu bir gelişme açıklayacak durumu olmadığı belirtildi. Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi ile Şam’daki Suriye yönetimi arasında, SDG unsurlarının ulusal orduya entegrasyon sürecinin ele alındığı toplantı, mart ayında imzalanan ve uygulanması için tanınan sürenin 2025 yılı sonunda dolması nedeniyle kritik önem taşımasına rağmen, ortak bir açıklama yapılmadan sona erdi.

Hükümetten bir kaynak, Mazlum Abdi’nin de katılımıyla Şam’da yapılan ve 10 Mart Anlaşması’nın uygulanmasının takibini amaçlayan toplantıların, sahadaki uygulamayı hızlandıracak somut sonuçlar üretmediğini açıkladı.

Kaynak, Suriye devlet televizyonu el-İhbariyye’ya yaptığı açıklamada, ilerleyen dönemde yeni toplantılar düzenlenmesi konusunda mutabakata varıldığını, ancak bu toplantılar için herhangi bir takvim belirlenmediğini söyledi.

Öte yandan SDG, Şam’da hükümet yetkilileriyle yapılan ve DEAŞ’la mücadele kapsamında faaliyet gösteren Birleşik Ortak Görev Gücü – Doğal Kararlılık Operasyonu’nun (CJTF–OIR) Komutanı Tuğgeneral Kevin Lambert’in de katıldığı görüşmenin sona erdiğini duyurdu. SDG’nin sosyal medya hesaplarından paylaşılan açıklamada, görüşmeye ilişkin ayrıntıların daha sonra açıklanacağı kaydedildi.

cdfgt
(soldan sağa) Kadın Savunma Birlikleri (YPJ) Genel Komutanlık üyesi Sozdar Derik, SDG lideri Mazlum Abdi ve SDG Genel Komutanlık Üyesi Sipan Hemo (Hawarnews)

SDG dün sabah yaptığı açıklamada, askeri entegrasyon sürecini ele almak üzere üst düzey bir heyetinin Şam’da merkezi hükümet yetkilileriyle görüştüğünü duyurdu. Kuzeydoğu Suriye’nin geniş bir bölümünü kontrol eden SDG, açıklamasında heyette Mazlum Abdi’nin yanı sıra genel komuta üyeleri Sozdar Derik ve Sipan Hemo’nun da yer aldığını bildirdi.

Verimsiz toplantı

Suriye hükümetine yakınlığıyla bilinen araştırmacı Bessam es-Süleyman, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Toplantı yapıcı değildi; çünkü SDG hâlâ oyalama taktiği izliyor” dedi. Süleyman, Suriye devletinin farklı seçenekleri değerlendirdiğini belirterek, bu tutum karşısında nasıl bir yaklaşım izleneceği sorusuna, “Büyük olasılıkla başka görüşmeler yapılacak. Devlet, müzakere baskısının sürdürülmesi de dahil olmak üzere seçenekleri açık tutmak istedi, ancak şu aşamada net bir tablo yok. Oyalama devam ederse izlenecek yaklaşım daha sonra belirlenecek” yanıtını verdi.

frgthy
Şam’daki Polis Akademisi, ‘ilk memur eğitim kursu’ için başvuruları kabul etmeye başladı. (Suriye devlet televizyonu el-İhbariyye)

Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi (KDSÖY) ise cumartesi günü yapılan diplomatik konseyinin yıllık toplantısında, 10 Mart Anlaşması’na bağlı kalınması ve anlaşmanın tüm maddeleriyle hayata geçirilmesi gerektiğini vurguladı. Yönetim ayrıca, anlaşma hükümlerinin sahada uygulanmasını hedefleyen diyalog ve müzakerelerin sürdürülmesi yönündeki tutumunu yineledi.

Hatırlanacağı üzere, SDG lideri Mazlum Abdi ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera tarafından 10 Mart 2025’te imzalanan anlaşma, başta KDSÖY’ye bağlı sivil ve askeri kurumların yıl sonuna kadar ulusal kurumlara entegre edilmesi olmak üzere birçok madde içeriyor. Ancak taraflar arasındaki görüş ayrılıkları, Washington öncülüğündeki baskılara rağmen, anlaşmanın uygulanmasında somut ilerleme sağlanmasını engelledi.

SDG için sınırlı seçenekler

Jusoor Araştırma Merkezi’nden Abdulvahhab Assi, SDG’nin hükümetle yürüttüğü müzakerelerde bir dizi kozu elinde tuttuğunu belirterek, bunların başında ülke topraklarının dörtte birinden fazlasını kontrol etmesi, DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu’nun (DMUK) ortağı olması, Irak sınırının büyük bölümünü ve birçok sınır kapısını denetlemesi ve en önemli petrol ve doğal gaz sahalarını elinde bulundurmasının geldiğini söyledi.

Ancak Assi’ye göre SDG, bu kozlardan en önemlilerinden birini, yani DMUK’la ortaklığını kaybetti. Bu alanda Suriye hükümeti DMUK’un başlıca muhatabı haline gelirken, SDG ile yürütülen ortak operasyonlar azaldı ve Şam ile DMUK arasındaki koordinasyon arttı.

Assi, tarafların mevcut tutumları dikkate alındığında, ABD’den bu yönde bir baskı olmadığı sürece entegrasyonun yakın zamanda gerçekleşmesinin zor göründüğünü ifade etti. Assi’ye göre SDG, elinde bulundurduğu diğer baskı unsurlarıyla, özellikle saflarında bazı eski unsurların bulunması, Halep’te tansiyonu yükseltmesi ve Suveyda’da Ulusal Muhafızlar ile koordinasyonu üzerinden hükümet üzerindeki baskıyı sürdürmeye devam edecek.

dscfvgh
Suriye halkı Şam'daki bir döviz bürosunda eski paralarını yeni paralarla değiştiriyor. (EPA)

Şarku’l Avsat’ın Suriye devlet televizyonu el-İhbariyye’den aktardığına göre, Cumhurbaşkanlığı Medya Danışmanı Ahmed Muvaffak Zeydan, SDG ile ilgili seçeneklerin artık sınırlı hale geldiğini belirterek, 10 Mart’ta Türkiye ve ABD gibi etkili ülkelerin huzurunda imzalanan anlaşmaya uyulmamasının sorumluluğunun SDG’ye ait olduğunu söyledi.

Zeydan, 25 Aralık’ta X platformundaki hesabından yaptığı paylaşımda, “Herkes yeni dönemin etrafında oluşan iç birlikteliği, zaferin birinci yıl dönümü kutlamalarında açıkça görüyor. Buna, ‘yeni Suriye’nin’ uluslararası düzeyde gördüğü destek de eşlik ediyor. Bu yeni Suriye’nin temel başlığı ise inşa ve kalkınmaya yönelik gerçek yatırımdır” ifadelerini kullandı.