Washington’dan Pekin ve Moskova arasındaki ilişkiye ‘çıkar evliliği’ benzetmesi

Ruya ve Çin, yeni dünya düzeni için sözleşiyor. ‘Yoldaş Şi’ ayrılırken ‘aziz dost Putin’e “Şu an dünyada 100 yıldır olmayan değişiklikler söz konusu. Birlikte bu değişimi yönlendirelim” dedi.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'i Moskova'dan şahsen uğurladı. (AFP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'i Moskova'dan şahsen uğurladı. (AFP)
TT

Washington’dan Pekin ve Moskova arasındaki ilişkiye ‘çıkar evliliği’ benzetmesi

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'i Moskova'dan şahsen uğurladı. (AFP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'i Moskova'dan şahsen uğurladı. (AFP)

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Moskova’da ‘aziz dostu’ Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile gerçekleştirdiği üç günlük zirvenin ardından Moskova'dan ayrılmaya hazırlanırken Ukrayna'nın başkenti Kiev'de ve ülkenin kuzeyi ile doğusunda sirenler çalıyor, insansız hava aracı (İHA) saldırılarına ilişkin haberler geliyordu. Ukrayna Genelkurmay Başkanlığı’ndan dün yapılan açıklamada, Çin Devlet Başkanı Şi Moskova'dayken Rusya ordusunun bir gece büyük bir hava saldırısı başlattığı ve HESA Şahid-136 kamikaze İHA’lar kullandığı belirtildi.
Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi Stratejik İletişim Koordinatörü Kirby yaptığı açıklamada “Çin, bu çatışmada (Ukrayna savaşında) yapıcı bir rol oynamak istiyorsa, Rusya’ya askeri güçlerini Ukrayna'dan ve Ukrayna egemen topraklarından çekmesi için baskı yapmalı” ifadelerini kullandı. Kirby, Şi'nin Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy ile görüşmesi gerektiğini söyledi. Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy, Çin'i diyaloga ‘davet ettiğini’ ve Pekin'den ‘yanıt beklediğini’ açıklamıştı. Zelenskiy, düzenlediği basın toplantısında, “Çin'e Ukrayna’daki çatışmaya çözüm arayışında ortak olmasını teklif ettik” dedi. Çinli yetkililere seslenen Zelenskiy, “Sizi diyaloga davet ediyoruz, yanıtınızı bekliyoruz. Birtakım sinyaller alıyoruz, ama şu an somut bir şey yok” şeklinde konuştu.
Çin Devlet Başkanı, Moskova’ya yaptığı ziyaret sırasında Batı karşısında Rusya Devlet Başkanı ile büyük bir dayanışma içinde olduklarını gösterdikten sonra dün Rusya’nın başkentinden ayrıldı. Ziyaret, iki liderin yeni bir dünya düzeni oluşturmak için birlikte çalışma sözü vermesiyle sona erdi.
Şi ile Putin arasında birkaç saat süren zirvede enerji ve ticaret konuları öne çıktı. Şi, Moskova’dan ayrılırken Putin'e şunu söyledi:
“Şu an dünyada 100 yıldır olmayan değişiklikler söz konusu. Birlikte bu değişimi yönlendireceğiz.”
Putin de “Size katılıyorum” diyerek yanıt verdi.
Şi de bunun üzerine “Lütfen kendine iyi bak aziz dostum” dedi.
Ancak Putin'in tutumu ‘aziz dost’ ve ‘yoldaş Şi’ diye hitap ettiği konuğuyla tamamen farklıydı. Hatta iki lider Kremlin’de verilen bir resepsiyonda Rus ve Çin halklarının ‘refahı ve esenliği’ için kadeh kaldırdılar. Putin yemekte Rusya-Çin iş birliğinde ‘sınırsız bir potansiyel’ gördüğünü söyledi.
Ziyaret sırasında Çin tarafından yapılan açıklamada şu ifadeler yer aldı:
“Her iki ülke de aralarındaki ilişkinin ikili kapsamının çok ötesine geçtiği ve küresel sahne ve insanlığın geleceği için son derece önem kazandığı görüşündeler.”
Putin, Kremlin’in resmi internet sitesi üzerinden yayınlanan açıklamasında, “Birleşmiş Milletler’in (BM) ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) merkezi rolüne, uluslararası hukuka ve BM Şartı'nın amaç ve ilkelerine dayalı daha adil ve demokratik çok kutuplu bir dünya düzeni oluşturmak amacıyla dayanışma içinde çalışıyoruz” ifadelerini kullandı.
Diğer yandan Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi Stratejik İletişim Koordinatörü Kirby tarafından Putin ile Şi arasındaki zirvenin ardından yapılan açıklamaya göre Washington, Pekin-Moskova ilişkilerini gerçek bir ittifaktan çok bir ‘çıkar evliliği’ olarak gördü. Çin Devlet Başkanı Şi, üç günlük resmi ziyaretinin ikinci gününde Kremlin'de yapıcı görüşmelerde bulunduğunu söyledi. Şi, özellikle Rusya ile ekonomik iş birliğini artırmayı istediklerini belirtti.
Putin ve Şi zirvenin ardından, ülkeleri arasındaki ‘özel’ ilişkinin ‘yeni bir aşamaya’ girdiğinin sinyallerini verdiler. Şi’nin Moskova ziyareti, geçtiğimiz hafta Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin (UCM) Ukraynalı çocukların yasa dışı bir şekilde Rusya’ya nakledildiği suçlamasıyla hakkında yakalama kararı çıkarılan Putin’e verilen önemli bir destek olarak değerlendirildi. Çin ve Rusya arasında stratejik ortaklığın artırılmasına yönelik anlaşmaların imzalandığı üç günlük ziyaretin ardından, Ukrayna’daki savaşın sona erdirilmesine dair herhangi bir gelişmenin işareti ise görülmedi. Saatler süren görüşmelerde enerji ve ticaret konuları öne çıktı. Putin ile Şi arasındaki görüşmede, stratejik konuların yanı sıra özellikle petrol ürünleri konusunda iki ülke arasındaki ekonomik ortaklığın güçlendirilmesine de değinildi.
Çin Devlet Başkanı’nın Rusya ziyareti, Moskova’nın Batı tarafından uygulanan ciddi yaptırımlar karşısında ekonomisini büyük ölçüde Çin’e yönlendirmesi üzerine gerçekleşti. Putin bu bağlamda, Pekin ve Moskova’nın Sibirya’yı kuzeybatı Çin'e bağlayacak olan dev proje ‘Sibirya'nın Gücü 2’ doğalgaz boru hattının inşaatına hız vermeyi hedeflediklerini söyledi. 
Projeyle ilgili bütün anlaşmaların imzalandığını belirten Putin, “Rusya'nın Çin'e olan sevkiyatını önemli ölçüde artırmayı amaçlayan bu boru hattından projenin hizmete girmesiyle birlikte 50 milyar metreküp doğalgaz taşınacak” şeklinde konuştu. Putin, daha önce Çin Devlet Başkanı Şi’ye ülkesinin Çin’in enerji kaynaklarına yönelik ‘artan talebini’ karşılayabileceğine dair güvence vermişti. Rus enerji devi Gazprom’un salı günü, Rusya'nın uzak doğusundan Çin'in kuzeydoğusuna uzanan Sibirya'nın Gücü Boru Hattı aracılığıyla pazartesi günü Pekin’e günlük olarak rekor seviyedeki sevkiyatların yapıldığını duyurması bunun bir kanıtıydı.
Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre Şi, üç günlük ziyareti boyunca Ukrayna’daki çatışmadan neredeyse hiç bahsetmedi. Çin'in ‘tarafsız bir tutuma’ sahip olduğunu söyledi. Beyaz Saray ise buna Çin'in tutumunun tarafsız olmadığını söyleyerek yanıt verdi. Beyaz Saray, Pekin'i Avrupa'da İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana yaşanan en büyük çatışmayı sona erdirmesi için Rusya'ya baskı yapmaya çağırdı. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken pazartesi günü, Pekin’in Ukrayna’da ‘barış’ için yaptığı önerilere dair şüphelerini dile getirdi. Blinken, “Dünya, Çin ya da başka bir ülke tarafından desteklenen Rusya’nın savaşı kendi şartlarına göre dondurma kararına aldanmamalı” dedi. Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü ise dün yaptığı açıklamada, “Pekin, Ukrayna krizinden kaynaklanan gerilimlerin yatıştırılmasını ve bunu çözmek için barış görüşmelerinin yapılmasını destekliyor. Pekin, yangına körükle gidilmesine karşı” ifadesini kullandı. Sözcü, Twitter hesabından yaptığı açıklamada, Rusya’nın bir yılı aşkın süre askeri operasyon önce başlattığı Ukrayna ile ilgili Çin'in ‘bencil çıkarları’ olmadığını belirterek, “Taraf tutmadık, yangına körükle gitmedik. Durumdan bencil çıkarları için yararlanmadık. Barış görüşmelerini desteklemekten başka bir şey yapmadık” dedi.
Kremlin’den dün yapılan açıklamada, zirveden sonra Batı’dan gelen ‘düşmanca’ tepkilerin şaşırtmadığı vurgulandı. Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, “Batılı ülkelerin toplu tepkisine gelecek olursak, her konuda düşmanca tepki göstermeleri kimseyi şaşırtmıyor” diye konuştu.
Putin, Çin tarafından geçtiğimiz ay önerilen barış planından ötürü Şi’ye övgüde bulunurken Kiev’i ve Batı ülkelerinin başkentlerini bu barış planını reddetmekle suçladı.
Rusya Devlet Başkanı, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Çin’in barış planındaki birçok maddenin Rusya'nın tutumuyla uyumlu olduğuna, Batı ve Kiev buna hazır olduklarında barış anlaşmasının temeli olarak değerlendirilebileceğine inanıyoruz. Ancak şu ana kadar kendi açılarından böyle bir isteklilik görmüyoruz.”
Batı, Çin’in barış planını Putin’e askeri güçlerini yeniden konuşlandırması ve Ukrayna’da işgal ettiği topraklar üzerindeki kontrolünü sağlamlaştırması için zaman kazandırmak için yapılan bir hile olarak görüyor. Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi Stratejik İletişim Koordinatörü Kirby şu açıklamada bulundu:
“Ukrayna'da ateşkesi kabul etmek, Rusya'nın fethini onaylar. Böylece, Rusya'nın kazanımları ve komşusunun topraklarını fethetme girişimleri tanınmış olur. Rusya bu ateşkesi Ukrayna'daki mevzilerini sağlamlaştırmak ve askeri kuvvetlerini güçlendirmek için kullanabilir. Rusya, ateşkesi yeniden kendi seçtiği bir zamanda saldırmak üzere de elinde koz olarak tutar. Açıkça söylemek gerekirse bu, adil ve kalıcı bir barışın sağlanması için inandığımız bir adım değil.”
Çin’in 12 maddelik barış planında, on binlerce kişinin ölümüne ve milyonlarca kişinin ülkelerini terk etmesine yol açan bir yıllık kanlı savaşın nasıl sona erdirileceğine dair detaylar ise yer almadı.
Putin ve Şi tarafından yapılan ortak açıklamada, Washington’ın küresel istikrarı baltaladığı ve NATO’nun Asya-Pasifik bölgesine zorla girdiği şeklindeki Batı’nın aşina olduğu suçlamalar yer aldı. İki lider, ABD’yi ‘askeri üstünlüğünü’ korumak için küresel güvenliği ‘baltalamakla’ suçlayarak Batı'yı şiddetle eleştirirken, NATO'nun Asya’daki artan varlığıyla ilgili ‘endişelerini’ dile getirdiler. Bir nükleer savaşa karşı olduklarını vurgulayan iki lider, Batı ile gerilim zirveye ulaşırken benzer bir çatışmada herkesin kaybedeceğinin altını çizdiler. Ortak deklarasyonda iki ülke, nükleer bir savaşta kazanan olamayacağını ve (böyle bir savaşın) asla olmaması gerektiğini açıkça belirtti. Ortak açıklamada iki ülke, nükleer bir savaşın kazananı olamayacağını ve böyle bir savaşın asla olmaması gerektiğini açıkça ifade ettiler. Putin ve Şi, Kremlin'de yaptıkları ve her şeyden önce iki ülke ile Batı ülkeleri arasında tansiyonun yükseldiği bir dönemde Rusya ile Çin arasındaki ilişkilerin gücünü göstermeyi amaçladıkları ikili görüşmelerin ardından konuştular. Yaptıkları ortak açıklamada Şi, stratejik ortaklığın derinleştirildiğini ve ikili ilişkilerin yeni bir döneme girdiğini söylerken Putin de Batı karşısında Pekin ile Moskova arasındaki ortaklığı gösteren özel ilişkilere övgüde bulundu.



ABD hesaplarındaki değişimden sonra Suriye: Kürt bileşen için yeni sürece dair bir okuma

Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
TT

ABD hesaplarındaki değişimden sonra Suriye: Kürt bileşen için yeni sürece dair bir okuma

Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)

Ömer Önhon (Türkiye'nin Suriye eski büyükelçisi)

2026 Münih Güvenlik Konferansı, “Trump dönemi” olarak adlandırılan dönemde kurallara dayalı uluslararası düzenin yeniden çizildiği, tarihi açıdan çok önemli bir anda toplandı. Münih salonlarında, Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun yanı sıra diğer üst düzey yetkililer tarafından, hızlı dönüşümlere ilişkin analizlerini ve bir sonraki aşamanın gidişatına dair öngörülerini sunan son derece önemli konuşmalar yapıldı.

Bu bağlamda, Suriye Kürt sorunu özel bir ilgi gördü. Konferansa Suriye'den katılanlar arasında Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Lideri Mazlum Abdi ve Dış İlişkiler Dairesi Eşbaşkanı İlham Ahmed yer aldı. Toplantıya Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Neçirvan Barzani de katıldı.

Suriye iç savaşı yıllarında Kürtler, Amerikan desteğinden yararlanarak ve DEAŞ'a karşı savaşta Washington ve müttefikleriyle iş birliği yaparak askeri ve siyasi olarak yeniden örgütlendiler. Birkaç yıl içinde SDG, Deyrizor ve Rakka gibi Arap nüfusun ağırlıklı olduğu bölgeler de dahil olmak üzere Suriye topraklarının neredeyse üçte birini kontrol altına aldı. Buna stratejik petrol sahaları, sınır kapıları, barajlar ve su yolları ile geniş tarım arazileri de dahildi.

Fakat bu durum, Suriye ordusunun geçen ocak ayında SDG'yi geri çekilmeye zorlayan ve ülkedeki siyasi ve askeri dengeyi yeniden kuran büyük ölçekli saldırı başlatmasıyla dramatik bir şekilde değişti. Bunun sonucunda SDG kontrol ettiği toprakların en az yüzde 80'ini, petrol sahalarından oluşan ana gelir kaynağını ve saflarındaki Arap aşiret unsurlarının desteğini kaybetti, ayrıca uzun süredir sahip olduğu koşulsuz Amerikan desteğinde de bir gerileme yaşandı.

Washington'da, Kürt lobisi ile SDG yanlısı lobi, ABD savunma kurumlarında halen eski müttefiklerine güvenen önemli bir nüfuza sahip

 Bu atılım, esasında Başkan Donald Trump'ın Şam, SDG ve Türkiye'ye yönelik politikasındaki değişimin sonucuydu; birçok gözlemci bunu Washington'un yeni bir Kürtleri terk etme bölümü olarak görüyor. Diplomatik çevrelerde dolaşan anlatılara göre ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, 30 Ocak anlaşmasıyla sonuçlanan Erbil görüşmeleri sırasında SDG Lideri Mazlum Abdi'ye, ABD'nin onlar adına askeri müdahalede bulunmayacağını ve SDG'nin yeni gerçekliğe uyum sağlaması gerektiğini bildirdi.

Bununla birlikte, Kürt lobisi ile SDG yanlısı lobi, Washington'da hâlâ önemli bir nüfuza sahip. ABD savunma kurumları içindeki eski müttefiklerine, Senatör Lindsey Graham da dahil olmak üzere kendilerine sempati duyan Kongre üyelerine ve İsrail yanlısı lobi gruplarına güveniyorlar. Bu taraflar, yönetimin yaklaşımını yeniden şekillendirmeye çalışarak, endişelerini önce Başkan Yardımcısı J.D. Vance'e, ardından da Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yakın bir çalışma ilişkisi bulunan Başkan Trump'a iletmeyi başardılar.

10 Mart'ta Şam'da imzalanan anlaşma sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri Lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)10 Mart'ta Şam'da imzalanan anlaşma sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri Lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)

Bu adımlar, Suriye meselelerini takip edenlerin uzlaşma olarak nitelendirdiği bir çözümün formüle edilmesine katkıda bulundu. 30 Ocak tarihli anlaşma, SDG'ye 4 Ocak tarihli taslakta yer alanlardan daha az, ancak 18 Ocak tarihli teklifte sunulanlardan daha fazla taviz verdi.

Münih'te, SDG temsilcileri, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Senatör Lindsey Graham ve Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul da dahil olmak üzere etkili isimlerle bir dizi üst düzey görüşme gerçekleştirdi. Cumhurbaşkanı Macron, Mazlum Abdi ve güçlerini “özgürlük savaşçıları” olarak nitelendirdi ve onlara sürekli destek çağrısında bulundu. Macron'un sözleri, Suriyeli Kürtlerin sivil ve eğitim haklarının korunması ve tam olarak tanınmasına yönelik desteğini yeniden teyit eden Avrupa Parlamentosu'nun 12 Şubat tarihli kararında da yankı buldu. Buna ek olarak Fransa, ABD ile birlikte, diplomatik sürecin önemli bir kolaylaştırıcısı olarak konumlanarak, Kürt haklarını garanti altına alırken, aynı zamanda devlet yapılarına entegrasyon ile sonuçlanacak düzenlemelerin formüle edilmesine katkıda bulundu.

Münih'teki ABD-Suriye görüşmesi, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun heyetleri ile birlikte Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ve SDG Lideri Mazlum Abdi ile bir araya gelmesi nedeniyle önemli bir sembolik ağırlık taşıyordu

Münih'teki ABD-Suriye görüşmesi, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun heyetleri ile birlikte Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ve SDG Lideri Mazlum Abdi ile bir araya gelmesi nedeniyle önemli bir sembolik ağırlık taşıyordu. Görüşmelerin içeriğine ilişkin gizliliğe rağmen, ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack X platformundan yaptığı paylaşımda, toplantının önemini vurgulayarak, bunu “bir resim bin kelimeye bedeldir... yeni bir başlangıç” olarak nitelendirdi.

SDG yetkilisi İlham Ahmed ve Mazlum Abdi'nin, birleşik bir Suriye heyetinin parçası olarak değil de bağımsız olarak orada bulunmaları da dikkat çekti. Buna rağmen, Rubio, Senato üyeleri ve Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan ile ortak toplantılara katıldılar. Abdi, uluslararası topluma kendisini pragmatik ve sorumlu bir ortak olarak sunmaya çalışarak, mutedil ve uzlaşmacı bir tavır sergiledi.

Ankara resmi bir yanıt vermese de Türk medyası Abdi'nin Münih'e gitmesine ve konferansa katılmasına izin verilmesi kararını sert bir şekilde hedef aldı. Zira Türkiye, kendisi ile devam eden temaslara rağmen, SDG'yi terör örgütü ve Kürdistan İşçi Partisi'nin (PKK) bir uzantısı olarak sınıflandırmaya devam ediyor. MİT Başkanı İbrahim Kalın'ın Münih'te bulunması da Abdi ile olası bir özel görüşme hakkında spekülasyonlara neden oldu; ancak somut kanıtların yokluğunda bu haberleri doğrulamak zor.

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Tabka'da, SDG’li bir kadın savaşçının parçalanmış heykelinin üzerine çekilen Suriye bayrağı, 18 Ocak 2026 (Reuters)Suriye'nin kuzeydoğusundaki Tabka'da, SDG’li bir kadın savaşçının parçalanmış heykelinin üzerine çekilen Suriye bayrağı, 18 Ocak 2026 (Reuters)

İlerleyen Suriye hükümet güçleri karşısında geri çekildikten ve etkisi Haseke ile Kobani (Ayn el-Arap) çevresindeki dar bölge ile sınırlı kaldıktan sonra, bir zamanlar Suriye çatışmasının en büyük kazananı olarak kabul edilen SDG, kesin bir yenilgi yaşamış gibi görünüyor. Ancak yakından bakıldığında daha karmaşık bir tablo ortaya çıkıyor. Kürtler, siyasi ve askeri bir güç olarak resmi olarak tanındı ve “Kürt bölgeleri” kavramı resmi çerçevelere dahil edildi. Haseke şu anda Kürt bir yetkili tarafından yönetiliyor ve bu da Kürt bölgesi statüsünü pekiştiriyor. Suriye Ordusu içinde, komuta yapılarını ve silahlarını koruyan eski SDG savaşçılarından dört tugay oluşturuldu ve Derik, Kamışlı, Haseke ve Kobani dahil olmak üzere ağırlıklı olarak Kürt bölgelerinde konuşlandırıldı.

Kurumsal düzeyde, Kürtçe ulusal dil olarak tanındı ve Kürt toplumu eğitim alanında ayrıcalıklar elde etti. Bu düzenleme, etnik bütünlük ve birleşik ve coğrafi olarak bitişik bir Kürt bölgesinin yokluğu açısından Suriye'nin koşullarındaki temel farklılıkla birlikte Irak'taki modele benziyor.

İlerleyen Suriye hükümet güçleri karşısında geri çekildikten ve etkisi Haseke ile Kobani (Ayn el-Arap) çevresindeki dar bir bölge ile sınırlı kaldıktan sonra, bir zamanlar Suriye çatışmasının en büyük kazananı olarak kabul edilen SDG, kesin bir yenilgi yaşamış gibi görünüyor

Suriye çatışmasında kilit bir oyuncu olan Türkiye, savaş sırasında Suriye'deki uzun süreli güç boşluğunun sonuçlarını deneyimledikten sonra, sınırlarını ve topraklarını terör örgütlerinden ve yetkisiz yabancı aktörlerden koruyabilecek merkezi bir hükümete dayalı istikrarlı ve güvenli bir Suriye devleti istiyor.

Gerçekten de Türkiye'nin Şam üzerindeki etkisi olmasaydı, SDG nihayetinde üzerinde anlaşılanlardan çok daha elverişli şartlar elde ederdi. Ankara, başından beri bu güçlerin tamamen dağıtılması ve silahsızlandırılması konusunda ısrar etti ve Türk yetkililer, saflarındaki Suriyeli olmayan savaşçıların ayrılmalarını talep etti. SDG üyelerinin Suriye ordusuna entegre edilmesi ilkesini, bunun birleşik askeri birlikler şeklinde değil, bireysel olması şartıyla kabul etti.

 Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Münih Güvenlik Konferansı sırasında düzenlenen E-3 toplantısının başlangıcında bir arada, Münih, 13 Şubat 2026 (AFP) Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Münih Güvenlik Konferansı sırasında düzenlenen E-3 toplantısının başlangıcında bir arada, Münih, 13 Şubat 2026 (AFP)

Bu koşullar arasında, yaklaşık 1000 Suriyeli olmayan savaşçının Suriye topraklarından Kuzey Irak'a çekilmesi, şimdiye kadar uygulanan tek somut adım olarak öne çıkıyor. Buna rağmen Ankara, bu aşamada bu konu ile ilgili açıkça gerilimi artırmaktan veya önemli bir baskı uygulamaktan kaçındı. Zira Türk yönetimi, Türkiye içindeki Kürt taraflarla devam eden barış süreci ışığında, Suriye'deki politikalarını, özellikle SDG ve genel olarak Kürt meselesini ele alma şeklinin iç siyasi sonuçlarıyla dengelemeye çalışıyor.

Buna binaen, Suriye dosyası, Türkiye'nin ulusal güvenlik denkleminde temel bir unsur ve özellikle 2027 seçimlerinin yaklaşmasıyla birlikte iç politikada önemli bir faktör haline geldi. Zira iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), barış sürecinde ilerleme kaydederek Kürt seçmen tabanını genişletmeyi hedefliyor.

Sonraki adımlar büyük ölçüde Şam ile SDG arasındaki anlaşmaların nasıl uygulanacağına bağlı olacak; ancak anlaşmaların şartlarına dair yorumlarda devam eden farklılıklar var ve SDG Lideri Mazlum Abdi bu farklılıkları, özde değil, terminolojide bir anlaşmazlık olarak nitelendirdi. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre cevap bulmamış bir diğer soru ise bu düzenlemelerin beklenen Suriye anayasasına dahil edilip edilemeyeceği ve eğer edilecekse hangi biçimde olacağıdır. Mazlum Abdi ve İlham Ahmed, Kürtlerin eğitim ve kültür haklarıyla ilgili 13 sayılı kararnamenin anayasaya dahil edilmesi çağrısında bulundular. Abdi ayrıca özerk yönetimin Suriye devlet kurumlarına entegre edilmesi gerektiğini vurguladı.

Suriye sorunu, Türkiye'nin ulusal güvenlik denkleminde temel bir unsur ve iç politikasında önemli bir faktör haline geldi

 Ancak Abdi'nin son zamanlarda Suriye, Türkiye, Irak ve İran’daki “Kürdistan'ın dört parçası” ifadesine yaptığı atıflar ve Kürtlerin ortak bir siyasi otorite altında birleşmesi çağrısı, Ankara'da ve başka yerlerde mevcut endişeleri derinleştiriyor.

Suriye içinde, Sünni Arap çoğunluğun ve diğer grupların -Dürziler, Aleviler, Türkmenler ve Hristiyanlar- Kürtlere verilen ayrıcalıklara verdiği tepki, potansiyel gerilimlere işaret ediyor. Güneyde, geniş çaplı çatışmaların yerini kırılgan bir sakinliğin aldığı Dürziler arasında temkinli bir huzursuzluk hakimken, liderleri Şam'ın Kürt meselesini nasıl ele alacağını yakından takip ediyor. Kuzey ve güney Suriye arasında komşu ülkelerin pozisyonlarında temel bir farklılık bulunuyor. Kuzeyde Türkiye, Şam'ı SDG’ye karşı desteklerken, güneyde İsrail, Şam'a karşı olan Dürzi gruplara destek verdi.

Şam'ın karşı karşıya olduğu en büyük meydan okuma, savaşın harap ettiği bir ülkenin yeniden inşası ve zor durumdaki bir ekonominin canlandırılmasıdır; ne var ki azınlıkların şikayetleri ele alınmadan ve çözülmemiş siyasi anlaşmazlıklar giderilmeden bu yolda ilerlenemez. Bu hassas denklem, Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara için önemli bir sınav teşkil edecek; zira kendisi iç güçler, azınlıklarla ilişkiler ve dış güçlerin çatışan çıkarları arasında dengeyi aynı anda yönetme göreviyle karşı karşıyadır.


Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
TT

Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, İsrail'in dün gece karadan ve denizden Sayda (Sidon) bölgesini ve Bekaa Vadisi'ndeki kasabaları hedef alan saldırılarını şiddetle kınayarak, "Bu saldırıların devam etmesi, Lübnan'ın başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere dost ülkelerle istikrarı sağlamak ve İsrail'in Lübnan'a yönelik düşmanlıklarını durdurmak için yürüttüğü diplomatik çabaları ve girişimleri engellemeyi amaçlayan açık bir saldırganlık eylemidir" dedi.

Ulusal Haber Ajansı, Avn'un şu sözlerini aktardı: "Bu baskınlar, Lübnan'ın egemenliğinin yeni bir ihlalini ve uluslararası yükümlülüklerin açık bir şekilde çiğnenmesini temsil ediyor ve uluslararası toplumun iradesine, özellikle de Birleşmiş Milletler'in 1701 sayılı Kararına tam uyulmasını ve tüm hükümlerinin uygulanmasını öngören kararlarına karşı bir saygısızlığı yansıtıyor."

Bölgede istikrarı destekleyen ülkelere, "Lübnan'ın egemenliğini, güvenliğini ve toprak bütünlüğünü korumak ve bölgeyi daha fazla gerilim ve gerginlikten kurtarmak için saldırıları derhal durdurma ve uluslararası kararlara saygı gösterilmesi yönündeki sorumluluklarını üstlenmeleri" çağrısını yineledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre İsrail ordusunun Lübnan'ın doğusundaki Hizbullah komuta merkezlerini hedef aldığını söylediği baskınlarda en az 6 kişi öldü ve 25 kişi de yaralandı.


"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
TT

"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)

Washington, önceki gün Barış Konseyi'nin resmi açılışına tanık oldu. Bu hamleyi ABD Başkanı Donald Trump, kendisini bir barış başkanı olarak tanıtarak ve mesajını öncelikle Amerikan kamuoyuna yönelterek siyasi söyleminin merkezine yerleştirdi. Amerika Birleşik Devletleri artık dış politika dosyalarının iç mücadelenin bir parçası haline geldiği ve her diplomatik hamlenin seçmenler önünde Amerikan rolünün imajının yeni bir sınavı olduğu bir seçim yılına giriyor.

İran ile gerginliğin artmasıyla birlikte bölgedeki büyük askeri yığılma göz önüne alındığında şu soru gündeme geliyor: "İran'a önümüzdeki iki hafta içinde askeri bir saldırı düzenlenmesi durumunda Gazze ile ilgili müzakere edilen iyimser planlar nasıl gerçekçi olabilir?"

Öte yandan, "Gazze Şeridi Yönetimi Ulusal Komitesi"nin geçen akşam Geçici Polis Gücü'nde iş başvurularının alınmaya başlanacağını duyurmasının hemen ardından, Gazze'deki gençler başvurularını yapmak için yarışa girdiler.