Afrika’da köle tarihi turizmi: Geçmişin mirası bugüne hizmet ediyor

Müzeler, hapishaneler ve kaleler kıtanın tarihini anlatıyor

Gambiya sahili, birçok kölelik hikayesini taşıyor (Shutterstock)
Gambiya sahili, birçok kölelik hikayesini taşıyor (Shutterstock)
TT

Afrika’da köle tarihi turizmi: Geçmişin mirası bugüne hizmet ediyor

Gambiya sahili, birçok kölelik hikayesini taşıyor (Shutterstock)
Gambiya sahili, birçok kölelik hikayesini taşıyor (Shutterstock)

 
Avrupa ve ABD’deki artan girişimler, 1980’lerin sonlarında ve 1990’ların başlarında, köleliğin tarihine ışık tuttu. Kısa süre sonra Afrika ülkeleri bu durumdan faydalanarak, köle ticareti tarihiyle ilgilenen kişileri, kölelerin Batı’ya yolculuklarından önceki aşamalarına ışık tutan müzeler, kaleler, gemiler ve tarihi hapishaneler dahil olmak üzere tarihi yerlere çekerek, ekonomik kazanç elde etme girişiminde bulundu.
Afrika meseleleriyle ilgilenen Sudanlı araştırmacı Abbas Muhammed Salih, ‘köle tarihi turizmi’ olarak adlandırılan turizmin gelişmesine katkıda bulunan faktörler arasında, ‘ulusal hükümetlerin, kölelik kampanyaları dönemine kadar uzanan bölgelerden, bir yandan turist kaynağı olarak veya vatansever duyguları harekete geçirecek bir sembol olarak yararlanma çabasının’ olduğunu belirtti.
Zamanla, atalarının topraklarını ziyaret etme özlemiyle kıtaya gelen insanların yanı sıra insanlık tarihinin en acımasız trajedilerinden birinden ders çıkarmaya çalışan meraklı kişiler tarafından köleliğin mirasına yönelik büyük bir turizm endüstrisi ortaya çıktı.


Portekizliler tarafından inşa edilen Porto Novo (Shutterstock)

Sudanlı araştırmacı Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Bu turizmin gelişmesinde rol oynayan kıta dışından faktörler var. Bunun başında, özellikle bilim camiasında tartışma için genel çerçeveler sağlayan dekolonizasyon hareketinin ortaya çıkışı yer alıyor. Diğer bir faktör de birçok ülkenin eski sömürgelerine yönelik özür dalgaları ve Afrika ülkeleriyle ilişkileri geçmişi geride bırakan yeni temeller üzerinde yeniden kurma çabaları yer alıyor” ifadelerini kullandı.

Gana
Köle tarihi turizmini tanıtmada en önemli ülkelerin başında, Afrikalı ABD’liler arasında en popüler destinasyon haline gelen Gana yer alıyor. Gana bu turizm türünde yıllık 500 bin ziyaretçi ağırlıyor.
UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Cape Coast’un tarihi şehri ve limanı en öne çıkan yerler arasında sayılıyor. Cape Coast, çoğu kölenin batıya yolculuklarından önce tutulduğu Cape Coast Kalesi’ni de içerisinde bulunduruyor.


Senegal açıklarındaki Gorée Adası (Shutterstock)

Kale, yaya olarak hareket eden köle ticaretinden kalan, Çad ve Mali gibi uzak ülkelerden gelen eski prangaların bulunduğu Batı Afrika Tarih Müzesi’ni de içeriyor.
Kale ayrıca ‘Dönüşü Olmayan Oda’yı da içeriyor. Burası, kölelerin gemilere gönderilmek üzere itildiği bir alandan oluşuyor.
Aynı zamanda Asin Mansu şehri yakınlarındaki ‘Köleler Nehri’ olarak bilinen Donko Nsu Nehri’de buradan geçiyor. Köle ticaretinde, Batı’ya götürülen köleler Afrika topraklarından sonsuza dek zorla götürülmeden önce yıkanmak için son kez bu nehre dalıyordu.
Şehrin içerisindeki diğer bir sit alanı ise, insani miras listesinde yer alan ve Portekizliler tarafından 1482 yılında inşa edilen Elmina Kalesi olarak biliniyor. Kale, 200’e kadar kölelik kurbanının tıkıştırıldığı karanlık zindanları içeriyor.


Zanzibar’daki Stone Town (Shutterstock)

Öte yandan kalenin üst katlarında Avrupalılar için yapılmış lüks süitler yer alıyor. Yönetici odalarını, kadınlar mahzenine bağlayan merdivenler bulunuyor zira bu yöneticilerin kadınlar arasından seçme yapması kolaylaşıyordu.
Denize bakan tarafta, kölelerin gemilere nakledildiği ‘Dönüşü Olmayan Kapı’ bulunuyor. 18. yüzyılda yaklaşık 30 bin kölenin trajik yolculuklarına başlamak için bu kapıdan geçirildiği tahmin ediliyor.
Gana’da büyük bir köle pazarına ev sahipliği yapan Salaga şehri de bulunuyor. Bugün ziyaretçiler, kölelerin sunulduğu alandan geriye kalanları ve tacirlerin kölelerin görünüşlerini iyileştirmek ve en yüksek fiyata satmak için kölelerin yıkandığı şelaleleri de görebiliyor.

Senegal
Senegal’in başkenti Dakar açıklarında yer alan Gorée Adası, ülkenin köle tarihi turizmi açısından en üst sıralarda ve UNESCO’nun dünya mirası listesinde yer alıyor. Ada, Afrika kıyısındaki köle ticaret hareketleri için en büyük merkezi oluşturuyordu ve çoğu Batı Afrika’dan gelen köleler için düzinelerce ev içeriyordu. Bu evler, karanlık mimarisiyle, köle tacirlerinin evlerinin lüksüyle tam bir tezat oluşturuyor.
Adanın en belirgin özellikleri arasında 1776 yılında inşa edilen ‘Köleler Evi’ ve ‘Dönüşü Olmayan Kapı’ yer alıyor. 16. yüzyılın ortaları ile 19. yüzyıl arasında adadan geçen köle sayısının yaklaşık 20 milyon olduğu tahmin ediliyor.
Başkent Dakar’da, içeriğinin çoğunda köle ticaretinin tarihini ele alan Théodore Monod Afrika Sanatı Müzesi de bulunuyor.

Benin
Benin’in başkenti Porto-Novo, Portekizliler tarafından köle ticareti için bir merkez olarak inşa edildi. Şehir, en önemlisi Silva Müzesi olmak üzere, kale kalıntıları ve bu ticaretle ilgili diğer birçok turistik yeri içeriyor.
Bu yılın başında hükümet, daha fazla turist çekmek amacıyla, özellikle Benin Körfezi ile köle ticaretinin merkezi olan kıyı kenti Weida’da köle ticaretinin yapıldığı gemilerin bir kopya modelini içerecek bir turizm parkı inşa etmeye başladığını duyurdu. Weida’da ayrıca Ulusal Hafıza ve Kölelik Müzesi’ni de bulunuyor.

Gambiya
18. yüzyılda kölelik kurbanı olan ve ABD’den giden bir çocuğun hikayesini konu alan Alex Haley’nin ünlü romanı Roots’un kahramanı Kunta Kinte’nin vatanı Gambiya’dır. Bu destansı hikaye, Gambiya’da köle ticareti ile ilgili birçok turizm turuna ilham verdi, bu turlardan bazıları Kinte’nin memleketi Jufureh köyünde Kinte klanından bazılarıyla tanışma şansını içeriyor. Eskiden James Adası olan Kunta Kinte Adası da UNESCO dünya mirası listesinde yer alıyor.
Gambiya’da kölelikle bağlantılı en önemli yerlerden biri, köle ticareti için tarihi bir merkez olan Gambiya Nehri kıyısındaki tarihi Albrida olarak biliniyor. Yerleşim yeri bugün köleliğin hikayelerini anlatmaya adanan Ulusal Albreda Müzesi’ni ve bir köle nakliye gemisinin modelini içeriyor.

Tanzanya
Doğu Afrika’dan tek ülke olduğu ve önceki tüm ülkeler kıtanın batısında olduğu için Tanzanya bir istisna olarak karşımıza çıkıyor. Tanzanya’nın köle ticareti tarihinde turizm açısından en ünlüsü, taş şehir ya da İngilizcede Stone Town olarak biliniyor.
Şehir, 1873’te İngilizler tarafından kapatılan dünyadaki son köle pazarlarından birine sahip olmasıyla tanınıyor. Buradan yola çıkan gemilerle çok sayıda köle sevk ediliyordu, kölelerin birçoğu hayatını kaybediyordu.
Şehrin ünlü köşelerinden biri, Anglikan Katedral Kilisesi’dir. Bu kilisenin altlarında kölelerin gücünü test etmek için bağlanıp kırbaçlandığı bir ağaç bulunuyor. Günümüzde ağacın, kölelerin kanını simgeleyen kırmızı bir çizgiyle çevrelenmiş beyaz mermer bir daireyle çevrili olduğu görülüyor.
 



Husi saflarındaki Afrikalılar: Babu'l-Mendeb'in iki yakasında neler oluyor?

Yemen'in Sana kentinde Husilerin destekçilerinin düzenlediği bir gösteride bazı Husi üyeleri, 17 Temmuz 2026 (Reuters)
Yemen'in Sana kentinde Husilerin destekçilerinin düzenlediği bir gösteride bazı Husi üyeleri, 17 Temmuz 2026 (Reuters)
TT

Husi saflarındaki Afrikalılar: Babu'l-Mendeb'in iki yakasında neler oluyor?

Yemen'in Sana kentinde Husilerin destekçilerinin düzenlediği bir gösteride bazı Husi üyeleri, 17 Temmuz 2026 (Reuters)
Yemen'in Sana kentinde Husilerin destekçilerinin düzenlediği bir gösteride bazı Husi üyeleri, 17 Temmuz 2026 (Reuters)

Enver el-Ansi

Husilerin son dönemde körüklediği ‘tırmandırma savaşında’ neredeyse tek bir gün bile geçmiyor ki milislerinin daha fazla skandalı gün yüzüne çıkmasın. Kandırılan binlerce fakir çocuk, reşit olmayan ve ergen genci bu savaşa sürmekten başlayıp, radikal eğilimleri kullanılarak veya zorla bu savaşa dahil edilme koşulları şüphe uyandıran Afrikalı savaşçıların istihdam edilmesine kadar pek çok unsur deşifre oluyor.

Geçtiğimiz günlerde Yemen ordusu, ülkenin batı kıyısında süregelen askeri operasyonlar sırasında güçlerinin ‘Husilerin saflarında savaşan bir grup unsurun cesetlerine ulaştığını’ açıkladı. Yapılan incelemeler sonucunda bu kişilerin ‘Somalili eş-Şebab terör örgütüne’ mensup oldukları anlaşıldı. Yemenli askeri kaynaklar bu durumu ‘Husiler ile Afrika Boynuzu bölgesindeki terör grupları arasında bir tür koordinasyon ve karşılıklı hizmet alışverişi’ olarak değerlendirdi.

Yemen ve Somali'deki iki radikal grup arasındaki derin mezhepsel farka rağmen böyle bir ihtimal uzak görülmezken aksine oldukça muhtemel kabul ediliyor. Her ikisi de terör örgütü olarak sınıflandırılmış olsa da Yemen Silahlı Kuvvetleri, ölen bu Somalililerin eş-Şebab örgütü üyesi olduğu suçlamasına dayanak teşkil eden delillerin niteliğini tam olarak açıklamadı. Bilindiği üzere ‘potansiyel veya şüpheli teröristler’, bu tür savaşlara veya şiddet eylemlerine katılırken kimliklerini gösteren belge veya kartlar taşımazlar, ancak bu suçlamanın yalnızca ölenlerin yüz hatlarına ve ten rengine dayanmış olması da hayatın olağan akışına aykırıdır.

Bu Somalili gençler, milislerin saflarında savaşan tek Afrikalılar olmayabilir. Zira Etiyopyalılar da mevcut. Onların Husi saflarına katılma koşulları ile durumları farklı, bireysel veya ülkelerindeki bazı silahlı örgütlerle bağlantısız olabilir.

Gerçek şu ki, Afrikalıların Yemen'deki varlığı yadırganacak veya yeni bir durum değil. Bir zamanlar Yemen'deki Somalili mültecilerin sayısı yaklaşık bir milyona ulaşmıştı. Bunların bir kısmı ülkenin çeşitli şehirlerinde kalarak basit meslekler aracılığıyla geçimlerini sağlamayı tercih ederken, büyük bir çoğunluğu Yemen'i ya Birleşmiş Milletler aracılığıyla çeşitli Batılı ülkelerden sığınma hakkı elde edene kadar bir bekleme istasyonu ya da diğer Körfez ülkelerine geçiş için bir köprü olarak kullandı. Meşru hükümetin kontrolü altındaki bölgelerde durum aynı kalmaya devam etse de Husilerin kontrolündeki diğer bölgelerde durum değişti. Zira buralarda pek çok haksızlığa ve şantaja maruz kalıyorlar.

Afrika Boynuzu'nda Husi Nüfuzu

Eş-Şebab grubundan Somalililerin öldürüldüğünün ortaya çıkması, Batı basınının çeşitli organları ile Yemenli araştırma merkezlerinin hazırladığı ve İran'ın gözetiminde Husi grubu ile yalnızca Somali'de değil, Afrika Boynuzu'ndaki birçok ülkede ‘Kızıldeniz'in batı yakasındaki Husi varlığı’ olarak adlandırılan oluşum arasında gerçekleşen temaslardan bahseden birçok raporu yeniden hatırlattı.

Amerikan istihbaratı geçtiğimiz yılın ortalarında, Husilerin Somalili Eş-Şebab Hareketi’ni silahlandırma çabalarını ortaya çıkarmıştı.

Yemen'deki el-Mocha Merkezi’nin bu konudaki bir çalışması, ülkenin 2004 yılından bu yana Husiler ve El-Kaide ile iç savaşa girmesiyle birlikte, özellikle Aden Körfezi ve Arap Denizi'ndeki uluslararası güçlerin varlığı göz önüne alındığında, İran'ın Yemen'e silah kaçırma ihtiyacının kaçakçılık yollarını çeşitlendirmeyi ve bunları güvence altına almayı zorunlu kıldığını belirtmişti. Çalışma ayrıca bunun, İran rejimine uygulanan yaptırımları ve ekonomik ablukayı kırma çabasıyla, İran petrolünü Afrika Boynuzu ülkelerine kaçırmak ve orada satmak için çeşitli rotalar oluşturmak amacıyla İran Devrim Muhafızları Ordusu’nu (DMO) Somalili korsanlarla iş birliği yapmaya yönelttiğini, bunun yanı sıra ‘bölgedeki silahlı milislere ve aralarında Yemen'deki Husilerin de bulunduğu asi gruplara silah kaçırıp sattığını’ ifade etti.

grtbgt
Bir kamyonla Yemen’in güneyindeki Lahc vilayetindeki Khraz mülteci kampına nakledilen Somalili mülteciler, 28 Eylül 2008 (Reuters)

El-Mocha Merkezi’ne göre Amerikan istihbaratı geçtiğimiz yılın ortalarında Husilerin Somalili eş-Şebab Hareketi’ni silahlandırma çabalarını ortaya çıkardı.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Yemen Cumhurbaşkanlığı Liderlik Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, bu yılın şubat ayında düzenlenen Münih Uluslararası Güvenlik Konferansı'ndaki konuşmasında, Husilerin bölgedeki şiddet yanlısı gruplarla olan ilişkisine, Afrika Boynuzu'na silah ihraç etmelerine, insan ticareti ağına dahil olmalarına ve içeride göçmenleri silah altına almalarına dikkati çekmişti. Alimi, Kızıldeniz bölgesinde güvenliğin yeniden tesis edilmesinin güney kıyılarından başladığını, bunun da ‘Babu'l-Mendeb’in her iki yakasında entegre düzenlemeler yapılmasını’ gerektirdiğini eklemişti.

Husilerin Afrikalı Mültecileri İstismar Etmesi

Sana'da 7 Mart 2021 tarihinde Etiyopyalılara ait bir gözaltı merkezinde büyük bir yangın çıktı. Etiyopya'nın Oromo halkından olan ve Kanada'daki Oromo diasporasına yönelik bir radyo ve televizyon kanalının yöneticiliğini yapan Jamda Suti adlı gazeteci beni arayarak; Husilerin, çatışma cephelerine katılmak ya da serbest bırakılmak için para ödemek arasında bırakıp pazarlık ettikleri mültecilerin üzerine bomba atması sonucunda Sana'da 450 Etiyopyalı mültecinin yanarak hayatını kaybettiğini bildirdi. BBC Arapça için kendisiyle yaptığım bir röportajda Suti, "Afrikalı tutuklular, Husilerin kendilerini cephelere katılmak ile para ödemek arasında bırakmasını protesto etmek amacıyla açlık grevindeydi; milis unsurları bu sırada grevi sonlandırmak için müdahale ederek üzerlerine bomba attı" diye ekledi.

Yemen makamlarının, Somalili mülteciler ve diğer Afrikalıların Yemen'deki toplumsal barış için risk oluşturabileceğine dair güvenlik endişeleri bulunuyordu.

Aynı zamanda Etiyopya merkezli ‘Oromo'nun Geleceği’ adlı bir ağın başkanı olan Suti, olaydan sağ kurtulan bir kişinin kendisine gönderdiği video kaydını bana ulaştırmıştı ve ben de bunu derhal yayımlamıştım. Ancak Yemen’deki insan hakları örgütlerinin Uluslararası Göç Örgütü'nün (IOM) katılımıyla şeffaf bir soruşturma yürütülmesi yönündeki çağrılarına ve mültecilere yönelik ihlallere, onları takip edip Yemen'in Suudi Arabistan sınırına yaklaşana kadar tutuklamalarına ve Sana ile kontrol ettikleri diğer bölgelerdeki gözaltı merkezlerine zorla getirilmelerine son verilmesi taleplerine rağmen bu durum Husileri utandırmadı ya da yaşananları umursamalarına neden olmadı. Husiler olayla ilgili soruşturma açma sözü vermiş, ancak eğer gerçekten yapıldıysa, soruşturmanın sonuçlarını açıklamamışlardı.

Ancak Husiler bir süre sonra tekrar açıklama yaparak, olayla ilgili yürüttükleri soruşturmanın Sana'daki göçmen merkezinde çıkan yangında yalnızca 45 kişinin ölümüne yol açtığını belirtti. Olaydan çok sayıda unsurunun ve güvenlik yetkilisinin sorumlu olduğunu kabul eden Husiler, ‘olayla ilgili olarak yargılanmaları amacıyla suçlanan 11 unsuru gözaltına aldıklarını’ ifade etti. Husiler bunu, Husi güvenlik güçlerinin ‘göçmenlerin tutulduğu tesiste çıkan bir protestoya, liderliklerinden izin almadan üç adet göz yaşartıcı gaz bombası atarak müdahale ettiği’ şeklinde savundu.

Afrikalılar Yemen'e nasıl ulaşıyor?

Binlerce kişi, Sudan'daki savaş, Etiyopya hükümeti ile Tigray bölgesi arasındaki çatışmanın yanı sıra Somali ve Eritre'deki istikrarsız koşullar gibi Afrika Boynuzu ülkelerindeki çalkantılı durum sebebiyle, devam eden savaşa rağmen bu ülkelerden Yemen'e gelmeye devam ediyor. Yemen kıyılarının Aden Körfezi veya Kızıldeniz üzerinden bu ülkelere yakın olmasının da etkisi söz konusu. İnsan tacirleri ve kaçakçılar, bu insanları söz konusu ülkelerin kıyılarından -özellikle güney kıyılarından- derme çatma ve köhne teknelerle, genellikle elverişsiz hava koşullarında kalabalık gruplar halinde taşıyor. Fırtınalar ve dalgalı denizler nedeniyle bu küçük gemi ve teknelerin birçoğu batarken, Yemen karasına yaklaşmayı başaran teknelerdeki yolcular ise açık denizde suya atılıyor. Aralarında yüzme bilmeyen kadın ve çocukların da bulunduğu bu kişilerin birçoğu yaşamını yitiriyor. Acil durum ve deniz kuvvetleri ekipleri ise bu alandaki kısıtlı imkânları ve deneyimleri nedeniyle onları çok nadiren kurtarabiliyor.

fvbg
Yemen'den dönüş yolunda, Obock yakınlarındaki çöl bir alanda Uluslararası Göç Örgütü'nden yardım aldıktan sonra su içip yemek yiyen Etiyopyalı göçmenler (AFP)

Yaptığım haber çalışmaları ve mülteci kamplarına gerçekleştirdiğim çok sayıda ziyaret sırasında, bu ölüm yolculuklarına dair dehşet verici hikayeler dinledim. Dinlediğim bu tanıklıklar arasında, insan kaçakçılığı çetelerinin silah tehdidi altında kadınların varsa eşyalarını nasıl gasp ettiğini anlatanlar da vardı.

O dönemde Yemen makamlarının, Somalili mülteciler ve diğer Afrikalıların -özellikle de ülkelerindeki çatışma bölgelerinden geldikleri ve belki de bir kısmı bu çatışmaların tarafı olduğu için- Yemen’deki toplumsal barış için risk oluşturabileceğine dair güvenlik endişeleri bulunuyordu. Ancak Yemen hükümeti, IOM iş birliğiyle, durumlarının Birleşmiş Milletler (BM) tarafından incelenmesini bekleyen ve misafir etmeyi kabul edecek bağışçı Batı ülkelerinin onayını bekleyen mülteciler için büyük bir mülteci kampı kurmaya karar verdi.

Yemen'deki savaşın uzamasıyla birlikte, ülkelerindeki savaşın alevlerinden kaçarak özellikle Somali'ye göç eden on binlerce Yemenlinin aynı trajediyi yeniden yaşaması da kaderin bir başka cilvesi olmaya devam ediyor.

Gerçekten de bu kişilerden birkaç binini barındıran bir kamp, Lahis vilayetinin el-Mudaraba ve el-Ara ilçesinde, Aden şehrine yaklaşık 136 kilometre uzaklıkta kuruldu. Burası Yemen'de mülteciler için tahsis edilmiş tek kamp olan Haraz Mülteci Kampı'ydı.

Kampın içinde veya dışında meydana gelen bazı münferit adli olaylar haricinde, Yemen'in bir devlet ve toplum olarak güvenliğini tehdit eden kayda değer hiçbir suç kaydedilmedi.

xc dv v
Yemen'in güneyindeki sahil kenti Aden'de, Somali'ye sınır dışı edilmeden önce bir teknede bulunan düzensiz Afrikalı göçmenler, 26 Eylül 2016 (AFP)

Çocuk yaşta olanların silah altına alınması ve milislerin bazı Afrikalı savaşçıları kullanması konusunda hayret uyandıransa, Husilerin, her cuma günü grubun liderine içeride ve dışarıda ‘ilahi fetihlerini’ gerçekleştirmesi için ‘halk yetkisi’ verildiği iddiasıyla ‘milyonluk kalabalıklar’ olarak adlandırdıklarıyla dünyanın kulaklarını ve gözlerini sağır ederken böyle bir yola başvuruyor. Oysa grubun bazı şahin kanat mensupları, saflarına 200 bin ‘mücahidin’ katıldığından övünerek bahsediyordu. Bu durum, “Asıl ‘mücahitlerin’ yerine ve onların adını kullanarak milislerin savaşlarına küçük yaştakileri ve bazı Afrikalıları sürmenin sebebi ne?” sorusunu akıllara getiriyor.


Nijerya’da boru hattından yakıt çalmaya çalışırken zehirli gaz soluyan 37 kişi hayatını kaybetti

Nijerya'nın Abuja kentinde, bir sokaktaki polis memurları (Arşiv-Reuters)
Nijerya'nın Abuja kentinde, bir sokaktaki polis memurları (Arşiv-Reuters)
TT

Nijerya’da boru hattından yakıt çalmaya çalışırken zehirli gaz soluyan 37 kişi hayatını kaybetti

Nijerya'nın Abuja kentinde, bir sokaktaki polis memurları (Arşiv-Reuters)
Nijerya'nın Abuja kentinde, bir sokaktaki polis memurları (Arşiv-Reuters)

Nijerya’da bir boru hattından yakıt çalmaya çalışan 37 kişi hayatını kaybetti. Şarku’l Avsatın AFP’nin aktardığına göre yerel bir sivil toplum kuruluşu, 37 kişinin yakıt çalmaya çalışırken zehirli gaz soluması sonucu öldüğünü bildirdi.

“Gençlik ve Çevre Savunuculuk Merkezi” yaptığı açıklamada, Nijer Deltası bölgesindeki genç gönüllüler ve insan hakları savunucularından oluşan ağından gelen bir raporu aldığını ve olayı doğruladığını belirtti. Açıklamada, Rivers eyaletine bağlı Okrika’da en az 37 kişinin “Endorama” yakıtının buharını soluması sonucu hayatını kaybettiği ifade edildi.

Merkez, “çok sayıda kişinin hâlâ kayıp olduğunu” bildirdi.

Rivers eyaleti polisi de olayı doğrularken, can kaybının sayısı hakkında herhangi bir bilgi vermedi.


Nijerya: Ordu ile teröristler arasındaki çatışmalarda 26 terörist öldürüldü

Nijerya'nın başkenti Abuja'da güvenlik personelleri (Arşiv-Reuters)
Nijerya'nın başkenti Abuja'da güvenlik personelleri (Arşiv-Reuters)
TT

Nijerya: Ordu ile teröristler arasındaki çatışmalarda 26 terörist öldürüldü

Nijerya'nın başkenti Abuja'da güvenlik personelleri (Arşiv-Reuters)
Nijerya'nın başkenti Abuja'da güvenlik personelleri (Arşiv-Reuters)

Nijerya ordusundan kaynaklar, yaptıkları açıklamada, ülkenin kuzeydoğusundaki Borno eyaletine bağlı Kadia kasabasında bulunan bir askeri üsse düzenlenen saldırıyı püskürten güvenlik güçlerinin 26 teröristi etkisiz hale getirdiğini bildirdi.

Kaynaklar, terörle mücadele amacıyla yürütülen “Hadin Kai” operasyonu kapsamında görev yapan 3. sektör birliklerinin, cuma gecesi ile cumartesi sabahı arasında düzenlenen saldırıya karşı koyduğunu belirtti. Birliklerin kaçan teröristleri takip ederek 26’sını etkisiz hale getirdiği, 10 motosikleti imha ettiği ve çatışmalarda dört askerin çeşitli derecelerde yaralandığı bildirildi.

Kaynaklar ayrıca Nijerya güçlerinin, “Kukawa güzergâhındaki Kadia köyü çevresinde terörist hareketliliğine ilişkin güvenilir insan istihbaratı” aldığını, bunun üzerine saldırının cuma gece yarısı civarında başlamasıyla birlikte alarm seviyesinin yükseltildiğini belirtti. Saldırının hava desteğiyle püskürtüldüğü ifade edildi.

Askeri kaynaklar, büyük olasılıkla “Batı Afrika’da DEAŞ” örgütüne mensup teröristlerin, koordineli kara ve hava müdahalesi karşısında düzensiz şekilde geri çekilmek zorunda kaldığını bildirdi. Kaynaklar, teröristlerin bölgeden kaçmaya çalıştığı sırada Nijerya Hava Kuvvetleri’nin kaçan militanlara yönelik iki hassas hava saldırısı düzenlediğini kaydetti.

Kaynaklara göre ilk hava saldırısında, ilk çatışmanın ardından ağaçların altına saklanan 10 terörist etkisiz hale getirildi. İkinci hava saldırısında ise Tombons/Kangarwa güzergâhında 15 terörist öldürüldü. Bölgedeki arama-tarama çalışmaları sırasında bir teröristin daha cesedine ulaşıldı.

Bölgede cumartesi öğle saatlerine kadar devam eden arama-tarama faaliyetlerinde, PKT makineli tüfeklerinde kullanılan 7,62 × 54 milimetre çapında 253 mermi, 7,62 milimetre çapında 12 özel mühimmat ve iki uçaksavar mermisi ele geçirildi.

Askeri kaynaklar, saldırıya uğrayan Kadia-Kangarwa bölgesinin Borno eyaletinde stratejik öneme sahip olduğunu belirtti. Bölgenin Çad Gölü Havzası’na ve terörist unsurların kullandığı bilinen hareket güzergâhlarına yakınlığına dikkat çekildi.

Nijeryalı askeri yetkililer, güçlerin “operasyon bölgesinin tamamında konuşlanmayı sürdürdüğünü, teröristlerin hareket özgürlüğünü kısıtlamak ve yeniden toparlanmalarını engellemek amacıyla devriye, istihbarat, arama-tarama ve takip faaliyetlerine devam ettiğini” bildirdi.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Nijerya ordusunun zaman zaman açıkladığı başarılara rağmen, Boko Haram ve Batı Afrika’da DEAŞ örgütleri, Çad Gölü Havzası’ndaki özellikle terör örgütlerinin üslerinin bulunduğu Sambisa Ormanı’ndaki mevzilerinden saldırılar düzenleme kapasitesini koruyor.

Bu arada Nijerya ordusu, operasyonların terörist oluşumları ve lojistik ağlarını hedef almaya devam edeceğini, operasyon bölgesinin tamamında teröristlerin hareketliliği üzerindeki baskının sürdürüleceğini bildirdi.