Sudanlılar hükümetin kurulmasını bekliyor

Taslak Komitesi ‘nihai siyasi anlaşmayı’ ay başında tamamlamayı planlıyor.

Hartum 14 Mart’ta sivil yönetim çağrısı yapılan protestolara sahne odu. (AFP)
Hartum 14 Mart’ta sivil yönetim çağrısı yapılan protestolara sahne odu. (AFP)
TT

Sudanlılar hükümetin kurulmasını bekliyor

Hartum 14 Mart’ta sivil yönetim çağrısı yapılan protestolara sahne odu. (AFP)
Hartum 14 Mart’ta sivil yönetim çağrısı yapılan protestolara sahne odu. (AFP)

Sudanlılar, siviller ve ordu arasında uluslararası ve bölgesel desteğe sahip ‘nihai siyasi anlaşmanın’ imzalanması için önümüzdeki 1 Nisan’ı dört gözle bekliyor. Bunu, ülkede uzun süredir devam eden krizlerin çözümünün başlangıcı ve aynı ayın 11'inde demokratik sivil bir sisteme geçişin kapılarını aralayıp ordunun elinden iktidarın dizginlerini alacak sivil bir hükümetin kurulması için yeni bir dönüm noktası olarak görüyorlar. Ancak birçok kişi, Sudan'ın uzun süreli ve karmaşık krizleri çözmeye yönelik çok sayıda başarısız girişimin ardından beklenen anlaşmanın ‘1 Nisan şakasına’ dönüşmesine yol açacağından endişe ediyor.
Siyasi süreç, ‘gelecek hükümeti ister barışçıl isterse zorla olsun devirmekle tehdit eden’ eski rejimin İslamcı destekçilerinin ve onların takipçilerinin muhalefetiyle karşı karşıya. Buna ek olarak, Komünist Parti ve diğer sol partiler, gelecek sivil hükümeti ‘Batı ürünü ve Sudan devriminin sorunlarını es geçip hükümet koltuklarını elde etme karşılığında şehitlerin kanını feda etme girişimi’ olarak tanımlıyor. Bu partiler aynı zamanda daha doğmamış hükümeti, ister adı konulmadan önce ister sonrasında olsun devirmeye çalışıyorlar. Bunun yanı sı silahlı hareketler de mevcut siyasi uzlaşmaya karşı çıkıyor. Bazı analistlere bunun sebebi göre 25 Ekim 2021 darbesinden sonra elde ettikleri imtiyazları kaybetmekten korkmaları. Diğer yandan yakın bir zamanda, aşiret güçleri gelecek hükümete yıkılana kadar baskı uygulamak için ‘liman kapatma senaryosuna’ geri dönüldüğünü duyurdu.
Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiler göre 5 Aralık'ta Çerçeve Anlaşma'yı imzalayan güçler, 1 Nisan’da 'nihai anlaşma'nın imzalanması için gerekli şartları tamamlama yolunda ilerliyor. Sudan'daki siyasi süreç sözcüsü Halid Ömer Yusuf, nihai anlaşmayı hazırlayan komitenin, anlaşmayı belirlenen 1 Nisan tarihine kadar tamamlamak üzere görevine başladığını duyurdu.
Şarku’l Avsat’a açıklamalarda bulunan bir kaynak, komitenin nihai anlaşma metnini ve geçiş anayasasını bir veya iki gün içinde hazırlayarak çalışmalarını tamamlamaya çalıştığını, taslak hazırlama gerekliliklerinin büyük bölümünü iki iş günü içinde tamamladığını ve sonuçlarını anlaşmanın ek protokollerine eklemek üzere sadece güvenlik ve askeri reform çalıştayını beklediğini kaydetti. Geçen perşembe yapılması beklenen güvenlik ve askeri reform çalıştayı ertelenmişti. Bu, hassas görülen ve geniş tartışma için özel bir alan ayrılan beş çalıştayın sonuncusu ve en hassası olanıydı.
Çalıştay, güvenlik ve askeri birimlerde reform yapılması ve Hızlı Destek Kuvvetleri’nin (HDK) entegrasyonu da dahil olmak üzere silahlı hareketlerin tek bir orduda birleştirilmesi konusunu ele alıyor. Sudan'daki ana muhalefet koalisyonu Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri (ÖDBG) Sözcüsü’ne göre çalıştayın yarın da devam etmesi bekleniyor. Süreci yakından takip eden bir kaynak, tarafların tüm ayrıntılar üzerinde anlaştığını ve geriye sadece HDK’nin orduya entegre edilmesi için gereken süre konusundaki anlaşmazlığın kaldığını aktardı.
Buna karşılık Adalet ve Eşitlik Hareketi siyasi süreci kabul etmediğini bir kez daha vurgulayarak bunu, ‘küçük bir grubu vatanın kaderine ve geleceğine empoze etmeye çalışan dış irade tarafından kontrol edilen ve yönetilen berbat bir dışlama ve vesayet tahsisi’ olarak değerlendirdi. Cuba Barış Anlaşması’na imza atan Adalet ve Eşitlik Hareketi ve Sudan Kurtuluş Hareketi (SLM/AM) Çerçeve Anlaşma’yı reddederek anlaşmanın ÖDBG güçlerinin darbeyi desteklemekle suçladığı Demokratik Blok koalisyonundaki diğer ortaklarıyla birlikte imzalamasını şart koşuyor.
Birleşmiş Milletler'in (BM) Sudan'daki Entegre Geçiş Yardım Misyonu (UNITAMS) Başkanı Volker Peretz, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne (BMGK) verdiği brifingde, iki hareketin tutumunu, bir sonraki hükümette temsiliyetlerini sağlama alma ve kazanımlarını koruma girişimi olarak yorumladı. Ancak iki hareket de bu açıklamayı kınayarak bunun ‘bir iddia, çamur atma ve yalan olduğunu, asılsız olduğunu ve kabul etmeyecekleri yalan yanlış bir iftira olduğunu’ savundular.
SLM/AM, nihai anlaşmanın imzalanmasını ve hükümetin ilan edilmesini istemeyen gösteriler düzenleme sözü verdi. ‘Sudan halkının iradesinden’ uzak olacak herhangi bir hükümeti devirmek için Sudan'ın tüm vilayetlerinde seminerler düzenlemekle ve siyasi kararın gasp edilmesine karşı çıkan güçlerden oluşan bir cephe kurmakla tehdit etti.
Diğer yandan Komünist Parti geçen hafta UNITAMS’ın ‘demokratik dönüşümü sağlama’, aranan kişileri uluslararası mahkemeye teslim etme ve ağır insan hakları ihlallerini durdurma görevlerinde başarısız olduğunu ve sadece kınamalarla yetindiğini açıkladı. Parti, UNITAMS’ın desteklediği ve imzalanmasını kolaylaştırdığı Çerçeve Anlaşma’yı devrimi ortadan kaldırma, cezasızlığı ve ordunun iktidarda devam etmesini destekleme ve iktidara yabancı bir müdahale girişimi olarak değerlendirerek ortaya çıkacak hükümeti devirmeye çalışacağını bildirdi.
Önceki sivil hükümete liderlik eden ÖDBG koalisyonu ve bir dizi başka güç, ordu komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan ve Sudan Egemenlik Konseyi Başkan Yardımcısı ve Hızlı Destek Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu (Hamideti) ile Geçen 5 Aralık'ta, Çerçeve Anlaşma’yı imzalamıştı. Anlaşma ordunun iktidardan uzaklaştırılmasını ve iki devlet başkanı ve bir bakanlıktan oluşan sivil bir hükümet kurulmasını öngörüyor. Taraflar, önümüzdeki 1 Nisan’da nihai anlaşmanın, aynı ayın 6’sında anayasal beyannamenin imzalanacağını ve 11'inde sivil hükümetin kurulmaya başlanacağını duyurmuşlardı. Buna bazı siyasi güçler, silahlı hareketler ve halk direniş komiteleri karşı çıkıyor. Ancak halkın geniş kesimlerinden destek geliyor.



Mısır Cumhurbaşkanı, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı’nı kabul etti

Mısır Cumhurbaşkanı, İttihadiye Sarayı’nda Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı’nı kabul ederken (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı, İttihadiye Sarayı’nda Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı’nı kabul ederken (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
TT

Mısır Cumhurbaşkanı, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı’nı kabul etti

Mısır Cumhurbaşkanı, İttihadiye Sarayı’nda Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı’nı kabul ederken (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı, İttihadiye Sarayı’nda Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı’nı kabul ederken (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, pazartesi günü Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan’ı Mısır’ın başkenti Kahire’deki İttihadiye Sarayı’nda kabul etti.

Görüşmede, iki kardeş ülke arasındaki ilişkiler ile bölgesel ve uluslararası arenadaki son gelişmeler ele alındı.

Kabulde, Suudi Arabistan’ın Kahire Büyükelçisi Salih el-Huseyni ile Dışişleri Bakanı Ofisi Genel Müdürü Velid es-Semail de hazır bulundu.

xscdfg
Fotoğraf:  Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı

 


Altıncı ABD-İsrail zirvesi Ortadoğu'yu değerlendirmek için düzenlendi

Florida'daki Mar-a-Lago tatil yerinde Binyamin Netanyahu ve Donald Trump arasındaki altıncı zirve (AFP)
Florida'daki Mar-a-Lago tatil yerinde Binyamin Netanyahu ve Donald Trump arasındaki altıncı zirve (AFP)
TT

Altıncı ABD-İsrail zirvesi Ortadoğu'yu değerlendirmek için düzenlendi

Florida'daki Mar-a-Lago tatil yerinde Binyamin Netanyahu ve Donald Trump arasındaki altıncı zirve (AFP)
Florida'daki Mar-a-Lago tatil yerinde Binyamin Netanyahu ve Donald Trump arasındaki altıncı zirve (AFP)

Nebil Fehmi

İsrail'in Somaliland'ı bağımsız bir devlet olarak tanımasından sadece birkaç gün sonra, Trump'ın ikinci döneminde Binyamin Netanyahu ile Trump arasında Mar-a-Lago tatil yerinde altıncı zirve düzenlendi. Zirve sonrasında basın toplantısındaki aşırı övgülere ve karşılıklı iltifatlara rağmen, zirve, ABD-İsrail ilişkilerindeki anlaşmazlıkların yanı sıra mevcut uyum derecesini de açıkça yansıttı.

ABD-İsrail görüşmeleri, Gazze'deki kırılgan ateşkesin güçlendirilmesi, İran ile mücadele, Suriye'nin istikrara kavuşturulması, Yemen ile Somali'deki Husi isyancılardan kaynaklanan tehditlerin ele alınması konularına odaklandı. Bu sorunlar, Kızıldeniz'den Afrika Boynuzu'na uzanan süregelen gerilimler arasında Netanyahu'nun Ortadoğu'yu yeniden şekillendirme vizyonuyla iç içe geçmiş. Zirve, cesur diplomatik ve askeri hamlelere dair olasılıkları yansıtırken, aynı zamanda daha geniş bir geriliim ve bölgesel istikrarsızlık riskini de beraberinde getiriyor.

Çalkantılı bir bölgesel bağlam

Bölgesel bağlam krizlerle dolu olmayı sürdürüyor. Hamas'ın 7 Ekim 2023'teki saldırısı ve İsrail'in yanıtı sonrasında patlak veren Gazze'deki çatışma, Ekim 2025'ten beri kırılgan bir ateşkes altında devam ediyor. Rehinelerin çoğunun serbest bırakılmasına rağmen, Hamas'ın silahsızlandırılmasını, uluslararası denetimi, İsrail'in çekilmesini ve insani yardımın garanti altına alınmasını gerektiren ikinci aşama hâlâ tıkalı durumda.

Trump'ın ekibi, eleştirmenlerin anlaşmayı baltaladığını savunduğu yerleşim yerlerinin genişlemesi ve askeri operasyonlar da dahil olmak üzere İsrail'in oyalama taktikleri olarak saydığı şeyden duyduğu hayal kırıklığını dile getirdi. Buna rağmen Trump kamuoyu önünde, İsrail'e olan güçlü desteğini yineledi, Hamas'a uyarılarda bulundu ve Netanyahu ile caydırıcılık mantığı konusunda hemfikir olduğunu vurguladı.

İran da temaslara damgasını vurdu; Trump, ABD saldırılarının ardından İran’ın herhangi bir nükleer veya füze geliştirme girişimine karşı uyarıda bulundu. Netanyahu, bölgesel güvenlik için gerekli olduğunu savunarak, olası herhangi bir İsrail eylemi için ABD desteği aradı. Sınırların  istikrarı ve azınlıkların korunmasıyla ilgili uzlaşılarla birlikte, Esed sonrası Suriye konusu da gündeme getirildi. Trump, İsrail'in çekincelerine rağmen, Ahmed eş-Şara liderliğindeki yeni Suriye yönetimiyle ilişkilere olan güvenini dile getirdi.

Yeni bir Ortadoğu vizyonu

Zirvede daha geniş bir tema da öne çıktı; Netanyahu'nun analistler tarafından “Büyük İsrail” vizyonunun unsurlarını içerdiği yorumları yapılan “Yeni bir Ortadoğu” kurma hedefi. Netanyahu, caydırıcılık, barış, rakiplerin marjinalleştirilmesi yoluyla bölgeyi dönüştürme söylemini yineledi. 2025 boyunca yaptığı konuşmalarda ve röportajlarında, komşu devletlerin çöküşü ortasında İsrail’in hegemonyasını vurgulayarak, jeopolitik sahneyi yeniden şekillendirmeye yönelik “tarihi bir misyon”dan bahsetmişti. Geçmişte katıldığı BM etkinliklerinde sunduğu ve Filistin devletinin kurulmasını göz ardı eden haritalar da bu söylemi yansıtıyordu. Bu durum, İsrail'i yayılmacılıkla suçlayan Arap devletleri ve İran destekli gruplar arasında endişelere yol açmıştı.

Somaliland ve Maşrık ötesine uzanma

Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz'deki son gelişmeler, bu vizyonun Maşrık (Levant) ötesine uzandığını gösteriyor. 26 Aralık 2025'te, Netanyahu'nun ABD ziyaretinden hemen önce, İsrail, Somaliland'ın Somali'den bağımsızlığını resmen tanıyan ilk ülke oldu. Karar, diplomatik ilişkilerin kurulması ve teknoloji, tarım ve güvenlik alanlarında iş birliğinin sağlanmasıyla birlikte “İbrahim Anlaşmaları ruhuna uygun” olarak sunuldu.

Stratejik olarak Somaliland'ın Aden Körfezi'ndeki kıyı şeridi, Yemen'in karşısında ileri bir karakol sağlayarak istihbarat toplama, lojistik destek ve Husiler ile İranlı müttefiklerine karşı olası operasyonlar için olanak tanıyor. İsrailli analistler, Kızıldeniz’in güvenliğini ve İran etkisine karşı koymayı temel gerekçeler olarak göstererek bunu açıkça savundular.

Ancak karar, öfkeli tepkilere yol açtı. Somali, bu adımı egemenliğine bir saldırı olarak kınadı ve Afrika Birliği, Mısır, Türkiye ve İslam İşbirliği Teşkilatı'ndan destek topladı; bu ülkeler, kararın Netanyahu'nun hayati önem taşıyan deniz ticaret yolları üzerindeki kontrolünü artırma planının bir parçası olduğundan endişe duyuyorlar. Suudi Arabistan, Ürdün ve Mısır da dahil olmak üzere 21 Arap, İslam ve Afrika ülkesi, ortak bir bildiri yayınlayarak bu tanımayı reddetti ve Afrika Boynuzu'ndaki güvenlik ve istikrara tehdit olarak değerlendirdi. Arap perspektifi, bu hamleyi Somali'yi istikrarsızlaştırabilecek ve vekalet savaşlarını körükleyebilecek İsrail yayılmacılığının bir yansıması olarak görüyor.

Altta yatan anlaşmazlıklar ortasında ABD-İsrail mutabakatı

Trump-Netanyahu görüşmesi, İsrail'in “direniş ekseni” olarak adlandırdığı şeye karşı ortak hareket kararlılığını pekiştirdi ve bu da tehditleri etkisiz hale getirmek için daha geniş çaplı operasyonların yolunu açabilir. Bununla birlikte, ABD-İsrail arasında altta yatan anlaşmazlıklar devam ediyor.

Trump'ın kamuoyu önündeki desteğine rağmen, yönetimi İsrail'in Gazze ateşkesini ele alış biçiminden duyduğu memnuniyetsizliği dile getirdi. ABD’li yetkililer, Netanyahu'yu yerleşim yerlerinin genişlemesi, insani yardımın azlığı ve ateşkes şartlarını ihlal eden operasyonlar yoluyla anlaşmayı baltalamakla suçluyor. Trump'ın politikaları çelişkili görünüyor; Gazze'de itidal çağrısında bulunurken, Filistin Ulusal Otoritesi’ni zayıflatan Batı Şeria'daki sert politikaları hoş görüyor.

İran konusunda ise güçlü bir fikir birliği var; Trump, nükleer ve füze kapasitelerinin yeniden inşa edilmesi durumunda olası saldırılar düzenlenebileceğini ima ediyor. İkisi arasındaki anlaşmazlık  ise yaklaşımlarında yatıyor. Trump nükleer konuda müzakereleri savunurken, Netanyahu önleyici askeri harekâtı tercih ediyor. Suriye'de, Trump'ın Şara konusundaki iyimserliği, İsrail'in şüpheciliğiyle tezat oluşturuyor ve risklere ilişkin farklı değerlendirmeleri yansıtıyor. Bu gerilimler ayrıca Netanyahu üzerindeki iç baskılardan da kaynaklanıyor; bunlar arasında aşırı sağcı koalisyonu ve yolsuzluk davaları da yer alıyor.

Bölgesel yansımalar ve Arap perspektifi

 Bölgesel olarak durum istikrarsızlığını koruyor. Gazze'de, Trump'ın ikinci aşamanın uygulanması için yaptığı baskı -Hizbullah'ın silahsızlandırılması ve “barış konseyi” yönetimi altında yeniden inşa- süreci hızlandırabilir, ancak Netanyahu'nun iç öncelikleri bunu engelleyebilir. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre ayrıca, Somaliland'ı İbrahim Anlaşmaları çerçevesine dahil ederek barış sürecini genişletmek, bu anlaşmalara yönelik hassasiyeti artırabilir ve zaten temkinli olan Arap devletlerini uzaklaştırabilir.

Arap perspektifinden bakıldığında, zirve ve Somaliland'ın tanınması, ABD destekli İsrail hegemonyasına dair korkuları derinleştiriyor. Mısır, Suudi Arabistan ve Ürdün liderleri, Trump'ın Hamas ve İran'a yönelik uyarılarını taraflı ve İsrail'in ateşkes ihlallerini görmezden gelen bir yaklaşım olarak görüyor. Somaliland hamlesi ve Yemen'deki huzursuzluk, İsrail'e Kızıldeniz'de stratejik bir dayanak noktası sağlayarak, Arap çıkarlarını tehdit edebilir ve aşırıcılığı körükleyebilir.

İç politikada Netanyahu, daha temkinli danışmanlarını devre dışı bırakarak Trump ile olan kişisel ilişkisinden faydalanıyor. Zirveden hemen önce Somaliland'ın tanınmasının açıklanması, Trump'ın kamuoyunda çekincelerini dile getirmesine rağmen, Amerikan desteğini sağlamaya yönelik bir girişim gibi görünüyor.

Sonuç olarak, Mar-a-Lago zirvesi, Gazze anlaşmasının uygulamada ağır ilerlemesi ve Somaliland'ın tanınması, Netanyahu'nun Ortadoğu'yu yeniden şekillendirme hırsını somutlaştırıyor. Bu hırs da uzlaşma yerine caydırma, geleneksel rakipleri aşan ittifaklar ve hukukun üstünlüğü veya doğru ve yanlış kavramlarından bağımsız olarak, tarihi sınırların ötesine gücünü dayatmaya dayanıyor. Bu da Ortadoğu'da bir endişe ve istikrarsızlık dönemine kapıyı açıyor.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.


Şam ile SDG arasındaki toplantı ‘somut sonuçlar’ alınamadan sona erdi

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi ile Suriye Kürt Ulusal Konseyi (ENKS) liderliği arasında daha önce gerçekleşen bir görüşmeden (Arşiv)
Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi ile Suriye Kürt Ulusal Konseyi (ENKS) liderliği arasında daha önce gerçekleşen bir görüşmeden (Arşiv)
TT

Şam ile SDG arasındaki toplantı ‘somut sonuçlar’ alınamadan sona erdi

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi ile Suriye Kürt Ulusal Konseyi (ENKS) liderliği arasında daha önce gerçekleşen bir görüşmeden (Arşiv)
Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi ile Suriye Kürt Ulusal Konseyi (ENKS) liderliği arasında daha önce gerçekleşen bir görüşmeden (Arşiv)

Şam’da dün yapılan ve 10 Mart Anlaşması kapsamında gerçekleştirilen görüşmelerde, tarafların kamuoyuna ilerleme içeren olumlu bir gelişme açıklayacak durumu olmadığı belirtildi. Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi ile Şam’daki Suriye yönetimi arasında, SDG unsurlarının ulusal orduya entegrasyon sürecinin ele alındığı toplantı, mart ayında imzalanan ve uygulanması için tanınan sürenin 2025 yılı sonunda dolması nedeniyle kritik önem taşımasına rağmen, ortak bir açıklama yapılmadan sona erdi.

Hükümetten bir kaynak, Mazlum Abdi’nin de katılımıyla Şam’da yapılan ve 10 Mart Anlaşması’nın uygulanmasının takibini amaçlayan toplantıların, sahadaki uygulamayı hızlandıracak somut sonuçlar üretmediğini açıkladı.

Kaynak, Suriye devlet televizyonu el-İhbariyye’ya yaptığı açıklamada, ilerleyen dönemde yeni toplantılar düzenlenmesi konusunda mutabakata varıldığını, ancak bu toplantılar için herhangi bir takvim belirlenmediğini söyledi.

Öte yandan SDG, Şam’da hükümet yetkilileriyle yapılan ve DEAŞ’la mücadele kapsamında faaliyet gösteren Birleşik Ortak Görev Gücü – Doğal Kararlılık Operasyonu’nun (CJTF–OIR) Komutanı Tuğgeneral Kevin Lambert’in de katıldığı görüşmenin sona erdiğini duyurdu. SDG’nin sosyal medya hesaplarından paylaşılan açıklamada, görüşmeye ilişkin ayrıntıların daha sonra açıklanacağı kaydedildi.

cdfgt
(soldan sağa) Kadın Savunma Birlikleri (YPJ) Genel Komutanlık üyesi Sozdar Derik, SDG lideri Mazlum Abdi ve SDG Genel Komutanlık Üyesi Sipan Hemo (Hawarnews)

SDG dün sabah yaptığı açıklamada, askeri entegrasyon sürecini ele almak üzere üst düzey bir heyetinin Şam’da merkezi hükümet yetkilileriyle görüştüğünü duyurdu. Kuzeydoğu Suriye’nin geniş bir bölümünü kontrol eden SDG, açıklamasında heyette Mazlum Abdi’nin yanı sıra genel komuta üyeleri Sozdar Derik ve Sipan Hemo’nun da yer aldığını bildirdi.

Verimsiz toplantı

Suriye hükümetine yakınlığıyla bilinen araştırmacı Bessam es-Süleyman, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Toplantı yapıcı değildi; çünkü SDG hâlâ oyalama taktiği izliyor” dedi. Süleyman, Suriye devletinin farklı seçenekleri değerlendirdiğini belirterek, bu tutum karşısında nasıl bir yaklaşım izleneceği sorusuna, “Büyük olasılıkla başka görüşmeler yapılacak. Devlet, müzakere baskısının sürdürülmesi de dahil olmak üzere seçenekleri açık tutmak istedi, ancak şu aşamada net bir tablo yok. Oyalama devam ederse izlenecek yaklaşım daha sonra belirlenecek” yanıtını verdi.

frgthy
Şam’daki Polis Akademisi, ‘ilk memur eğitim kursu’ için başvuruları kabul etmeye başladı. (Suriye devlet televizyonu el-İhbariyye)

Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi (KDSÖY) ise cumartesi günü yapılan diplomatik konseyinin yıllık toplantısında, 10 Mart Anlaşması’na bağlı kalınması ve anlaşmanın tüm maddeleriyle hayata geçirilmesi gerektiğini vurguladı. Yönetim ayrıca, anlaşma hükümlerinin sahada uygulanmasını hedefleyen diyalog ve müzakerelerin sürdürülmesi yönündeki tutumunu yineledi.

Hatırlanacağı üzere, SDG lideri Mazlum Abdi ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera tarafından 10 Mart 2025’te imzalanan anlaşma, başta KDSÖY’ye bağlı sivil ve askeri kurumların yıl sonuna kadar ulusal kurumlara entegre edilmesi olmak üzere birçok madde içeriyor. Ancak taraflar arasındaki görüş ayrılıkları, Washington öncülüğündeki baskılara rağmen, anlaşmanın uygulanmasında somut ilerleme sağlanmasını engelledi.

SDG için sınırlı seçenekler

Jusoor Araştırma Merkezi’nden Abdulvahhab Assi, SDG’nin hükümetle yürüttüğü müzakerelerde bir dizi kozu elinde tuttuğunu belirterek, bunların başında ülke topraklarının dörtte birinden fazlasını kontrol etmesi, DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu’nun (DMUK) ortağı olması, Irak sınırının büyük bölümünü ve birçok sınır kapısını denetlemesi ve en önemli petrol ve doğal gaz sahalarını elinde bulundurmasının geldiğini söyledi.

Ancak Assi’ye göre SDG, bu kozlardan en önemlilerinden birini, yani DMUK’la ortaklığını kaybetti. Bu alanda Suriye hükümeti DMUK’un başlıca muhatabı haline gelirken, SDG ile yürütülen ortak operasyonlar azaldı ve Şam ile DMUK arasındaki koordinasyon arttı.

Assi, tarafların mevcut tutumları dikkate alındığında, ABD’den bu yönde bir baskı olmadığı sürece entegrasyonun yakın zamanda gerçekleşmesinin zor göründüğünü ifade etti. Assi’ye göre SDG, elinde bulundurduğu diğer baskı unsurlarıyla, özellikle saflarında bazı eski unsurların bulunması, Halep’te tansiyonu yükseltmesi ve Suveyda’da Ulusal Muhafızlar ile koordinasyonu üzerinden hükümet üzerindeki baskıyı sürdürmeye devam edecek.

dscfvgh
Suriye halkı Şam'daki bir döviz bürosunda eski paralarını yeni paralarla değiştiriyor. (EPA)

Şarku’l Avsat’ın Suriye devlet televizyonu el-İhbariyye’den aktardığına göre, Cumhurbaşkanlığı Medya Danışmanı Ahmed Muvaffak Zeydan, SDG ile ilgili seçeneklerin artık sınırlı hale geldiğini belirterek, 10 Mart’ta Türkiye ve ABD gibi etkili ülkelerin huzurunda imzalanan anlaşmaya uyulmamasının sorumluluğunun SDG’ye ait olduğunu söyledi.

Zeydan, 25 Aralık’ta X platformundaki hesabından yaptığı paylaşımda, “Herkes yeni dönemin etrafında oluşan iç birlikteliği, zaferin birinci yıl dönümü kutlamalarında açıkça görüyor. Buna, ‘yeni Suriye’nin’ uluslararası düzeyde gördüğü destek de eşlik ediyor. Bu yeni Suriye’nin temel başlığı ise inşa ve kalkınmaya yönelik gerçek yatırımdır” ifadelerini kullandı.