Sudan'da sivil kurtarma hükümeti muhalefeti… Silahlı hareketlerle sıkıntılı silah kardeşliği

Sudan muhalefeti, silahlı hareketlerin kötülüğünü örtbas etti ve yargılanmasını engel oldu

Silahlı hareketler, herhangi bir tarafın ürünüyse, Aralık 2018 devriminin taraflarından biri olan sivil kurtarma muhalefetinin bir ürünüdür / Fotoğraf: AFP
Silahlı hareketler, herhangi bir tarafın ürünüyse, Aralık 2018 devriminin taraflarından biri olan sivil kurtarma muhalefetinin bir ürünüdür / Fotoğraf: AFP
TT

Sudan'da sivil kurtarma hükümeti muhalefeti… Silahlı hareketlerle sıkıntılı silah kardeşliği

Silahlı hareketler, herhangi bir tarafın ürünüyse, Aralık 2018 devriminin taraflarından biri olan sivil kurtarma muhalefetinin bir ürünüdür / Fotoğraf: AFP
Silahlı hareketler, herhangi bir tarafın ürünüyse, Aralık 2018 devriminin taraflarından biri olan sivil kurtarma muhalefetinin bir ürünüdür / Fotoğraf: AFP

Abdullah Ali İbrahim
Sivil muhalif gruplarından devrim yandaşları, başta Cuba Barış Anlaşması'na imza atanlar olmak üzere Darfur bölgesinde 'silahlı direniş' olarak bilinen rejime karşı direnişteki müttefikleri gibi Devrik Ömer Hasan Ahmed el-Beşir hükümetine (1989- 2018) karşı saldırıda bulunmadı.
Bu yandaş tarafların ellerini orduya uzatarak ortaya koydukları hareketler, muhalefet yıllarında kendileriyle olan anlaşmaya aykırıydı.
Hatta bu çerçevede geçiş hükümetine karşı 25 Ekim 2021 darbesi çağrısı yapıldı.
Elbette silahlı hareketlerin devrim öncesi ve sonrasındaki sivil muhalefete karşı olumsuz bir görüşü vardı, ama konumuz bu değil.
Bu çerçevece yazar Raşa Avad, hareketlerden duyduğu rahatsızlığı dile getirirken, "Darfur'da silahlı devrim yok. Peki devrimci teorisi nedir? Darfur ve Sudan'daki sosyal değişim programı nedir?" dedi.
Bu hareketlerin Halk Kongresi'ndeki İslamcılar tarafından Ulusal Kongre ile hesaplaşmak için ortaya koyulduğunu belirtti.
Bazı taraflar ise Hartum'un merkezindeki kuşatmayı sıkılaştırmak için Sudan Halk Kurtuluş Hareketi- John Garang tarafından gerçekleştirildiğini belirtti.
Ayrıca, Darfur hareketlerinin liderlerinin şu anda yönetimdeki uygulamaları, Müslüman Kardeşler'in uygulamalarından daha kötü olarak nitelendirildi.
Birçok kişi, silahlı hareketleri eleştiren Raşa Avad'a destek verebilir. Avad ise bir konuşmasında bu hareketleri uzun süredir savunurken hata yaptığını itiraf etmişti.
Ancak kimse bu hareketliliğin ahlaki ve teknik olarak marjinalleştirilmiş tarafların davalarını desteklemek için ne ölçüde yeterli olduğunu incelemeyi neden reddettiğini bilmiyor.
Aynı şekilde kimi taraflar, "Zirvede olan politikacılar, bir olguyu, silahlarla yirmi yıllık siyasi uygulama sırasındaki tezahürlerine göre değil, başlangıcından yirmi yıl sonra sonuçlarına, başarısızlığına veya başarısına göre nasıl yargılayabilir?" sorusunu gündeme getirebilir. 
Raşa, İslamcıların ve Garang'ın hareketlerinin günahını taşıyor. Kendisi yalnızca, yanlış hesapları için özür dilemekle yetindi. Onun gibiler için sadece 'Halk Kongresi'ni gerekçe göstermek yeterli. 
Silahlı hareketler, herhangi bir tarafın ürünüyse, Aralık 2018 devriminin taraflarından biri olan Sivil Kurtuluş Muhalefetinin bir ürünü.
 Tak başına Raşa Avad, bu hareketlere verdiği desteği 'barbarlık' olarak nitelendirdi. 
Bu hareketlerin siyasi pratikteki tezahürleri, yirmi yılı aşkın bir süreyi ya da daha fazlasını kapsıyor.
Bu, sivil muhalefeti akıbetinin 'hesap vermek' olmasını beklemekten kurtarıyor. Ancak büyük ve küçük hataları da açıkça görülüyor.
Bu bağlamda sivil muhalefetteki yoldaşlar arasından silahlıların affedilmiş hatalarına odaklanabiliriz. 
Adalet ve Eşitlik Hareketi, 10 Mayıs 2008'de 'Uzun Kol Savaşı'nda Omdurman şehrini işgal etti.
Şüpheli nedenlerle hesaplanmamış bir maceraydı. En büyük amacı, Çad hükümetine karşılık vermekti.
Çad muhalefeti aynı yılın Şubat ayında hükümete saldırdı ve neredeyse onu devirdi.
Bu saldırı, Sudan'daki Kurtuluş Hareketi tarafından kışkırtıldı ve finanse edildi.
Sivil muhalefet tarafından ortaya koyulan tek şey ise Adalet ve Eşitlik'in omzunu okşamak oldu. 
Hareket, bu yenilginin ardından zarar görenleri korumak için sivil muhalefet saflarından 'Ulusal Komisyon'u oluşturarak 'Uzun 'Kol' savaşını sona erdirdi.
Ayrıca, iktidara yönelik eleştirilerini yağdıran bir bildiri yayınladı. Savaş ise ardında 'ölü, tutuklu haberleri ve siyasi özgürlükler ikliminde bir gerileme' bıraktı. 
Gönüllüler komitesi, hükümetin misilleme kampanyasından etkilenenlere karşı başlattığı ayaklanmaya itiraz ederken, Adalet ve Eşitlik hareketini de barışçıl halkı terörize etmek için eşdeğer bir askeri veya siyasi dönüş olmadan savaşı tırmandırmakla suçlamaktan kaçındı.
Bildiride, güvenlik birimlerinin 'Omdurman Muharebesi'ne karışmakla suçladıkları kişileri, özellikle de Hartum eyaletinde ikamet eden Darfur vatandaşlarını milliyetleri ve etnik özellikleri nedeniyle kovuşturmaya son vermeleri çağrısı yapılırken, Geçiş Dönemi Anayasası ile hukukun üstünlüğü ve adalet standartlarının alenen ihlali olarak, kimliğe karşı arama, tutuklama, işkence ve suikast kampanyalarını körükleyen medya kampanyaları kınandı.
Ancak Kurtuluş Hareketi karşıtı sivil muhalefetten hukukçular, kanaat önderleri ve insan hakları aktivistlerinin yapamadıkları şey, Adalet ve Eşitlik Hareketi'ne karşı uzun süreli sessizlikleri oldu.
Öyle ki aktivistler, sivillerin (ister ulusal başkentte ister savaş bölgelerinde olsun) şiddete maruz kalmasını, iç veya uluslararası hukukun açık bir ihlali olduğu için açıkça kınadıklarını söyledi.
Ancak garip olan şu ki aynı kanaat önderleri, Belil şehri işgal edilirken, Adalet ve Eşitlik'i anmamışlardı. 
Sivil muhalefetin silahlı muhalefetin yaptığı vahim hataları örtpas ettiğine dair pek çok örnek var.
Nuba Dağları'nda 2011 yılından bu yana sürdürülen silahlı politikanın kökeni, Güney Kordofan eski vali yardımcısı ve Halk Hareketi lideri Abdulaziz el-Hillu'nun 2011'de Güney Kordofan eyaleti için yapılan seçim sonuçlarını reddetmesine dayanıyor.
Hillu, Ulusal Kongre adayının karşısına çıkarak, öfkesini dile getirmişti.
Muhalefet ise ülke genelinde seçimlere hile karıştırma suçlamasıyla hükümete öfkesini kusarken, seçimlerin ardından Hillu'nun demokrasiye karşı darbesinin nedenleri konusunda tamamen sessizdi.
Güney Kordofan eyaleti seçimleri, Hillu ve hareketinin 2008 nüfus sayımını protesto etmesi nedeniyle diğer eyalet seçimlerinden tam bir yıl sonraya (Nisan 2010) ertelendi.
Eyalet seçimleri, son derece yolunda giderken, seçimleri izlemekle görevli tek yabancı kuruluş olan 'The Carter Center', güvensizliklere ve prosedür ihlallerine rağmen seçimleri barışçıl ve son derece güvenilir olarak nitelendirdi.
Carter Center, ihlallere yanıt verilecek yerin ise mahkemeler olduğunu söyledi.
Ancak kendi eyaletinde Halk Hareketi Ordusu'nun 9'uncu bölüğünü yöneten General Hillu, kendi lehine olmayan sonucu kabul etmedi ve seçimlere hile karıştırıldığını iddia etti. 
Öte yandan Sudan, 2005 Kapsamlı Barış Anlaşması'nın geri kalanının uygulanmasında halk hareketinin güçlü etkisi nedeniyle Hillu'nun isyanıyla demokratik güç dengesini alt üst edebilecek bir eyaleti kaybetti.
Bu olumlu taraf. Olumsuz taraf ise eyaletin silah taşıması, ülkenin geri kalanında mevcut olan özgürlükleri daralttı.
Öyle görünüyor ki sorun silahlı hareketlerde değil. Hareketlerin amacı, sivil muhalefetin "hareketlerin, başkaları karşısında kendilerini kurtarması gerektiğini" haykırmasıydı.
Ancak siyasi iç görüyü devre dışı bırakmak, silahlı hareketlerin nedenlerini anlamayı engelledi.
Bu çerçevede silahlı hareketleri oluşturanlar, belki de diğerlerinden çok az yardım alan sivil kurtarma muhalefeti olabilir.
Bu muhalefet, silahlı hareketlerin ortaya çıktığı dönemdeki kötü eylemlerini örtbas etti.
Kurtarma hükümeti ortadan kaldırıldığında her şeyin yoluna gireceği umuduyla, yargıyı askıya aldı. 

Independet Türkçe



Güney Lübnan: Büyük anlaşmaların beklendiği istikrarsız bir arena

Lübnan'ın güneyindeki Meys el-Cebel kasabasında devriye gezen UNIFIL personeli (EPA)
Lübnan'ın güneyindeki Meys el-Cebel kasabasında devriye gezen UNIFIL personeli (EPA)
TT

Güney Lübnan: Büyük anlaşmaların beklendiği istikrarsız bir arena

Lübnan'ın güneyindeki Meys el-Cebel kasabasında devriye gezen UNIFIL personeli (EPA)
Lübnan'ın güneyindeki Meys el-Cebel kasabasında devriye gezen UNIFIL personeli (EPA)

Güney Lübnan, Temmuz 2006 savaşının sona ermesinden bu yana çatışma ortamının dışında olmaktan ziyade savaşın zamanlamasının dışında kaldı. Bölgede hâkim olan ateşkes kalıcı bir barışı değil, nedenleri ortadan kaldırılmadan ve yapısal koşulları ele alınmadan ertelenmiş bir çatışmayı ifade ediyordu. Ekim 2023’te savaşın yeniden başlamasıyla birlikte Güney Lübnan, bölgesel ve uluslararası siyasi uzlaşıları bekleyen istikrarsız bir cephe haline geldi.

Yaklaşık 19 yıl boyunca bu tablo ‘istikrar’ olarak sunuldu. Oysa gerçekte, caydırıcılık hesaplarına dayanan ve bölgesel siyaset tarafından yönetilen kırılgan bir dengeden ibaretti. Güney cephesindeki gelişmeleri yakından izleyen Lübnanlı kaynaklara göre, 2025’in sonuna gelindiğinde ortaya çıkan durum, istikrarın çöküşünden ziyade, bu istikrar algısının bir yanılsama olduğunun anlaşılması oldu.

Savaştan önce siyaset

Eski Lübnan Sosyal İşler Bakanı Raşid Derbas, 2006’dan sonra Güney Lübnan’da ‘istikrar’ olarak adlandırılan durumun gerçekte ‘sahte ve zehirli bir sükûnetten’ ibaret olduğunu belirterek, bunun başından itibaren kalıcı bir istikrar yolu değil, geçici bir uzlaşma olarak ele alındığını söyledi. Derbas, bu yanlış yaklaşımın sonraki dönemde yaşanan patlamanın temel nedenlerinden biri olduğunu vurguladı.

Derbas, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, ilgili tarafların 2006 sonrası ateşkesi, güneyi korumaya ya da devleti güçlendirmeye yönelik bir adım olarak değil, nüfuzu pekiştirme ve yeni güç dengeleri inşa etme fırsatı olarak gördüğünü ifade etti. Öte yandan İsrail’in de bu sakinlik dönemini ‘sessiz bir hazırlık ve yıpratma süreci’ olarak kullandığını belirten Derbas, Tel Aviv’in gelecekteki çatışmalara hazırlandığını söyledi. Hizbullah’ın ise bu dönemi, askeri kontrolünü güçlendirmek ve devlet ile Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü’nün (UNIFIL) rolünü aşmak için bir fırsat olarak değerlendirdiğini dile getirdi.

cdf
İsrail'in 2024'te Lübnan'ın güneyindeki el-Hıyam kasabasında düzenlediği bombardıman sonucu bir kilisede meydana gelen hasar (EPA)

Bu çerçevede Derbas, Lübnan’ın ‘uluslararası meşruiyet şemsiyesi altına tam anlamıyla yerleşme yönünde önemli bir fırsatı kaçırdığını’ ifade ederek, bu şemsiyeye sıkı biçimde bağlı kalınmasının, İsrail’den gelebilecek her türlü saldırı karşısında devlete Arap ve uluslararası düzeyde siyasi ve hukuki güç kazandıracağını söyledi. Derbas’a göre uluslararası meşruiyet zemininden kademeli olarak uzaklaşılması, UNIFIL’in rolünü de doğrudan zayıflattı.

Derbas ayrıca, sükûnetin bozulmasının yalnızca bir güvenlik ihlali ya da askeri bir aşım olarak ele alınamayacağını belirtti. “Güvenlik ihlali, çatışmanın nedeni değil, araçlarından biridir” diyen Derbas, asıl sorunun, güç dengelerinin göz ardı edilmesinden ve bazı kesimlerde Lübnan’ın gerçekleriyle örtüşmeyen askeri ya da siyasi denklemler dayatılabileceği yönünde oluşan yanılsamadan kaynaklanan açık bir siyasi hata olduğunu savundu. Derbas, bu tür hesapların asgari düzeyde siyasi öngörüden dahi yoksun olduğunu bildirdi.

Caydırıcılık kavramı

Konuya askeri-siyasi açıdan yaklaşan emekli Tümgeneral Abdurrahman Şuhaytli, Güney Lübnan’da 2006–2024 yılları arasında ‘istikrar’ olarak nitelenen dönemin gerçekte kalıcı bir istikrar değil, İsrail ile Hizbullah arasında ertelenmiş bir savaşa yönelik karşılıklı hazırlıkları gizleyen ‘sahte bir sükûnet’ olduğunu söyledi. Şuhaytli, 2024 sonrasında yaşananların mevcut durumun gerçek niteliğinin açığa çıkması olduğunu vurguladı.

dfgth
İsrailli bir subay, Lübnan'ın güneyinde, Gazze Şeridi'nde ve Suriye'de ordu tarafından ele geçirilen silahları sergiliyor. (EPA)

Şuhaytli, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, 2006 savaşının taraflardan hiçbiri açısından nihai hedeflere ulaşmadığını belirterek, İsrail’in Hizbullah’ın kapasitesini ortadan kaldıramadığını, Hizbullah’ın da savaşın sonuçlarını iç ya da bölgesel düzeyde siyasi kazanımlara dönüştüremediğini ifade etti. Bu sonucun, iki tarafı da uzun vadeli bir sonraki çatışmaya hazırlık sürecine soktuğunu dile getiren Şuhaytli, Hizbullah’ın güneyde kurduğu kapsamlı tahkimatlar ile İsrail’in yıllar öncesinden oluşturduğu ayrıntılı hedef bankası, mühimmat birikimi ve operasyon planlarını buna örnek gösterdi. Şuhaytli’ye göre Güney Lübnan, ‘savaşın dışında değil, onu bekleyen bir zaman diliminin içindeydi’.

Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin 1701 sayılı kararının uygulanmasının görece sakin yıllar boyunca sahada ve güvenlik alanında bazı kazanımlar sağladığını belirten Şuhaytli, bu kazanımların son savaşın patlak vermesiyle fiilen ortadan kalktığını söyledi. Şuhaytli ayrıca, ABD ve Batılı ülkelerin hızlı şekilde devreye girmesinin, çatışmanın yalnızca yerel bir mesele olmadığını, Lübnan cephesinin daha geniş bir bölgesel bağlamda ve Lübnan iç dinamiklerini aşan dengeler çerçevesinde yönetildiğini ortaya koyduğunu kaydetti.

2006 ile 2025 yılları arasında neler değişti?

Şuhaytli, 2006 savaşı ile son çatışma turu arasında doğrudan bir karşılaştırma yaparak, bu kez temel farkın İsrail’in önleyici saldırısının başarısında ortaya çıktığını söyledi. Şuhaytli’ye göre İsrail bu defa çatışmanın ilk aşamalarında Hizbullah’ın komuta kademesini, ikmal hatlarını ve hedef bankasını vurmayı başardı. 2006’da İsrail’in komuta ve kontrol sistemini devre dışı bırakamadığını, ikmal hatlarının işlerliğini koruduğunu ve bunun da savaşın uzamasına yol açtığını hatırlatan Şuhaytli, son gelişmelerin çatışmanın yönetilme anlayışında bir değişime işaret ettiğini belirtti. Şuhaytli, bu dönüşümün, uzun süreli yıpratma stratejisinden çatışmayı erken aşamada sonuçlandırmayı hedefleyen bir yaklaşıma geçiş anlamına geldiğini ifade ederek, bunun olası her yeni çatışmanın maliyetini artırdığını ve yönetilebilir sükûnet alanlarını daralttığını ifade etti.

Garanti yok

2026 yılının başı itibarıyla Güney Lübnan’ın gerçek bir istikrara kavuştuğu yönünde bir tablo ortaya çıkmıyor; aksine bölgenin önceki dönemlere kıyasla daha kırılgan bir dengeye sürüklendiği görülüyor. 2006 sonrası istikrarı belirleyen unsurların değiştiğine dikkat çekilirken, savaş araçlarının geliştiği, bölgesel ortamın daha karmaşık hale geldiği ve Lübnan devletinin ekonomik ve kurumsal açıdan daha da zayıfladığı vurgulanıyor. Bu çerçevede Şuhaytli, kalıcı güvenlik istikrarının artık geniş çaplı bölgesel ve uluslararası bir siyasi karara bağlı olduğunu belirterek, bunun başta Filistin meselesinin seyri ve İran’ın bölgesel rolünün niteliği olmak üzere kapsamlı uzlaşılarla bağlantılı olduğuna işaret etti. Aksi halde Güney Lübnan’ın, istikrardan ziyade ‘sürekli bir istikrarsızlık alanı’ olarak kalacağı uyarısında bulundu.


Irak’ta anayasal takvim işliyor, Kürt aday hâlâ netleşmedi

Kürdistan Demokrat Partisi Genel Başkanı Mesud Barzani’nin, Kürdistan Yurtseverler Birliği Başkanı Bafel Talabani’yi kabul ederken (Arşiv – Rudaw)
Kürdistan Demokrat Partisi Genel Başkanı Mesud Barzani’nin, Kürdistan Yurtseverler Birliği Başkanı Bafel Talabani’yi kabul ederken (Arşiv – Rudaw)
TT

Irak’ta anayasal takvim işliyor, Kürt aday hâlâ netleşmedi

Kürdistan Demokrat Partisi Genel Başkanı Mesud Barzani’nin, Kürdistan Yurtseverler Birliği Başkanı Bafel Talabani’yi kabul ederken (Arşiv – Rudaw)
Kürdistan Demokrat Partisi Genel Başkanı Mesud Barzani’nin, Kürdistan Yurtseverler Birliği Başkanı Bafel Talabani’yi kabul ederken (Arşiv – Rudaw)

Irak’ta gelenek gereği Kürtlere ayrılan cumhurbaşkanlığı makamı için Kürt adayın belirlenmesi süreci, Kürdistan Bölgesi’ndeki iki ana parti olan Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) ile Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) arasındaki siyasi görüş ayrılıkları ve belirsizlikler nedeniyle gündemdeki yerini koruyor. KYB’nin nihai aday ismini ne zaman açıklayacağı merakla bekleniyor.

KYB lideri Bafel Talabani’ye yakın bir kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “KYB henüz resmî adayını sunmadı. Nihai ismin pazartesi günü açıklanması bekleniyor. Bu tarih, aday listesinin Parlamento Başkanı’na teslim edilmesi için son gündür” dedi. Kaynak, medyada dolaşan isimlerin resmî olmadığını ve henüz kesin bir aday üzerinde uzlaşma sağlanmadığını vurguladı.

Siyasi kaynaklar ise mevcut Cumhurbaşkanı Abdullatif Reşid’in görev için yeniden adaylığını koyduğunu, bunun da bazı Kürt siyasi çevrelerde şaşkınlık yarattığını belirtiyor. Buna karşılık KDP’nin, Kürt siyasi dengelerini yeniden şekillendirme arayışı çerçevesinde, ister KYB’den ister ona yakın bir isim olsun, uzlaşı adayını desteklemeye sıcak baktığı ifade ediliyor.

Karar toplantıları

Kürdistan Bölgesi’ndeki iki ana partinin, cumhurbaşkanlığı dosyasını ele almak üzere yarın (cumartesi) Erbil ve Süleymaniye’de ayrı ayrı toplantılar yapması bekleniyor.

Şafak News ajansına göre KYB, Süleymaniye’deki toplantısında aday isimlerini masaya yatıracak. Öne çıkan isimler arasında Nizar Amedi ve Halid Şuvani bulunuyor. Toplantının, parti lideri Bafel Talabani’nin katılımıyla nihai kararın alınmasına zemin hazırlaması bekleniyor.

hnj
Irak Cumhurbaşkanı Abdullatif Reşid (Cumhurbaşkanlığı internet sitesi)

Öte yandan KDP de parti lideri Mesud Barzani başkanlığında, Neçirvan Barzani ve Mesrur Barzani’nin katılımıyla bir toplantı gerçekleştirecek. Bu toplantıda, Kürdistan Bölgesi İçişleri Bakanı Riber Ahmed ile Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin’in adaylıkları ele alınacak.

Her iki toplantının ardından, Kürt siyasi partilerinin üst düzey isimlerini bir araya getirecek geniş kapsamlı bir görüşme yapılması da gündemde. Amaç, Kürt siyasi evi adına tek bir aday üzerinde uzlaşı sağlamak. Diğer siyasi bloklar da, sürecin sorunsuz ilerlemesi için bu yönde bir mutabakat çağrısı yapıyor.

Kürtler arası görüş ayrılıkları

Kürt siyasi sahnesinde, açık polemiklere dönüşmese de, Kürtler arası görüş ayrılıklarının giderek derinleştiği belirtiliyor. Bu durumun, özellikle KDP lideri Mesud Barzani’nin cumhurbaşkanının belirlenmesine ilişkin önerdiği mekanizma nedeniyle ortaya çıktığı ifade ediliyor. Tüm siyasi süreç ise ana üç bileşen (Şii, Sünni ve Kürt) arasındaki kırılgan dengeler üzerinde ilerliyor. Gözlemciler, bu iç ayrılıkların yaklaşan anayasal süreçlere yansımasından endişe ediyor.

Irak’ta 2003’te Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesinden bu yana siyasi teamül gereği cumhurbaşkanlığı Kürtlere, başbakanlık Şii güçlere, parlamento başkanlığı ise Sünni güçlere veriliyor. Bu yapı, geleneksel “muhasasa” (kota) sisteminin bir parçası olarak kabul ediliyor.

2005’ten bu yana cumhurbaşkanlığı makamı, yazılı olmayan uzlaşılar çerçevesinde KYB’nin payına düşerken, KDP’nin ise bölge içindeki egemen ve kilit pozisyonları elinde tutması öngörülüyor.

Seçim yöntemi tartışması

2025’in sonunda Mesud Barzani, Kürt cumhurbaşkanının belirlenme yönteminin değiştirilmesi çağrısında bulundu. Barzani, üç olası mekanizma önerdi: Kürdistan Bölgesi Parlamentosu’nun Kürtleri temsilen bir isim belirlemesi; tüm Kürdistani tarafların tek bir aday üzerinde uzlaşması; ya da Irak Parlamentosu’ndaki Kürt bloklar ve milletvekillerinin adayı seçmesi.

Barzani, en önemli hususun Kürtler arasında geniş bir mutabakat sağlanması olduğunu vurgulayarak, cumhurbaşkanının “Bağdat’ta Kürdistan halkını temsil eden” bir figür olması gerektiğini, belirli bir partiye bağlı olmamasının esas olduğunu dile getirdi.

Ancak bu öneri, özellikle iki ana parti arasında yeni bir tartışma alanı açtı. KYB, cumhurbaşkanlığını siyasi nüfuzunun temel unsurlarından biri olarak görürken; KDP, geleneksel teamülü kırarak devletin egemen makamlarının paylaşımında daha büyük bir rol elde etmeyi hedefliyor.

Gözlemcilere göre Kürtler arasındaki bu anlaşmazlıkların sürmesi, sessiz kalsa bile, Bağdat’taki müzakere sürecini etkileyebilir. Zira cumhurbaşkanlığı seçimi, başbakanın belirlenmesi ve parlamentodaki ittifak düzenlemeleriyle yakından bağlantılı daha geniş siyasi dengelerin bir parçası olarak görülüyor.


Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar: Vatan Kalkanı güçleri El-Haşa Kampı’nın kontrolünü ele geçirerek Seyun’un kırsalına ulaştı

Hadramut’ta Vatan Kalkanı güçlerinin konuşlandığı noktadan bir kare
Hadramut’ta Vatan Kalkanı güçlerinin konuşlandığı noktadan bir kare
TT

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar: Vatan Kalkanı güçleri El-Haşa Kampı’nın kontrolünü ele geçirerek Seyun’un kırsalına ulaştı

Hadramut’ta Vatan Kalkanı güçlerinin konuşlandığı noktadan bir kare
Hadramut’ta Vatan Kalkanı güçlerinin konuşlandığı noktadan bir kare

Sahadaki kaynaklar, Hadramut Valisi ve Güvenlik Komitesi Başkanı’nın komutasındaki Vatan Kalkanı güçlerinin, El-Haşa bölgesinde bulunan stratejik 37. Tugay Kampı’nın kontrolünü ele geçirdiğin doğruladı.

Sahadaki kaynaklar, Vatan Kalkanı güçlerinin, Güney Geçiş Konseyi (GGK) güçleriyle yaşanan çatışmaların ardından El-Haşa Kampı’nda tam kontrol sağladığını, GGK unsurlarının ise geri çekildiğini bildirdi.

Aynı kaynaklar, Vatan Kalkanı güçlerinin kamp çevresindeki bölgeleri güven altına almak için  operasyonların sürdürdüğünü aktardı.

Hadramutlu askerî kaynaklara göre, GGK güçleri, olası hava saldırılarından endişe duydukları için erken saatlerden itibaren kampın çevresindeki bazı noktalarda konuşlanmıştı. Kaynaklar, bu unsurlarla müdahale edildiğini ve bölgenin güvenliğinin sağlanmasına yönelik çalışmaların hâlen devam ettiğini belirtti.

Kaynaklar ayrıca, “Vatan Kalkanı” güçlerinin Seyun yönünde ilerlemeyi sürdüreceğini, kalan askerî kamplar ve bölgelerin kontrol altına alınmasının hedeflendiğini vurguladı. Açıklamada, Suudi Arabistan’daki müttefiklerin desteğiyle, Hadramut ve Mehri vilayetlerindeki tüm kampların güvenliğini sağlamaya yönelik net planlar doğrultusunda hareket edildiği ifade edildi.

Kaynaklar, “Vatan Kalkanı” güçlerinin şu anda bazı noktalarda Seyun’un kırsalına ulaştığını da kaydetti.

Öte yandan kaynaklar, GGK güçlerinin Seyun’daki Birinci Askerî Bölge’den tamamen çekildiğine dair haberleri doğrulamadı; ancak göstergelerin olumlu olduğunu belirtti. Açıklamada, GGK’ya bağlı bazı unsurların Seyun Hastanesi ve Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda konuşlandığı, diğer noktaların ise tamamen boşaltıldığı ve güçlerin El-Katın yönüne çekildiği ifade edildi.