Libya’da ortak askeri güç oluşturma yolundaki fırsatlar ve endişeler

Libya askeri ve güvenlik liderleri Tunus'ta bir süre önce düzenlenen toplantılarda bir araya geldiler. (BM misyonu)
Libya askeri ve güvenlik liderleri Tunus'ta bir süre önce düzenlenen toplantılarda bir araya geldiler. (BM misyonu)
TT

Libya’da ortak askeri güç oluşturma yolundaki fırsatlar ve endişeler

Libya askeri ve güvenlik liderleri Tunus'ta bir süre önce düzenlenen toplantılarda bir araya geldiler. (BM misyonu)
Libya askeri ve güvenlik liderleri Tunus'ta bir süre önce düzenlenen toplantılarda bir araya geldiler. (BM misyonu)

Libyalı analistler ve askeri personel tarafından yapılan açıklamalarda  tarafların ortak bir askeri güç oluşturma çabalarına yönelik güven ön plana çıkıyor. Siyasi çözüm yolunu güçlendirmek ve içinde bulunduğumuz yıl genel seçimleri başarılı kılmak için bunu bir ‘fırsat’ olarak görüyorlar. Ancak, oluşumunu engelleyebilecek endişelerin varlığını dışlamıyorlar.
Libyalı kaynaklar, petrol zengini ülkede keskin kutuplaşmanın iki kutbu arasında yıllarca süren kanlı çatışmanın ardından doğu ve batı Libya güçlerinin, diğer taraftan unsurların da katılımıyla askeri güçlerin kendi bölgelerine girişini ne ölçüde kabul ettiğini sorguluyor.
Ülkenin doğusu ve batısından askeri liderlerin katılımıyla Trablus'ta gerçekleşen toplantının etkisi üzerine eski Libya Savunma Bakanı Muhammed el-Barğasi, bunu iyi bir adım olarak nitelendirdi. Barğasi, Şarku'l Avsat’a yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Bu güçlerin misyonu, sınır korumasını sürdürmek, özellikle Libya'nın güneyindeki yasa dışı göçü kontrol etmek, ayrıca petrol ve gaz kuyuları ile petrol limanlarını korumak ve kaçakçılığı ve silahların yayılmasını kontrol etmek gibi ortak hayati hedefleri korumak olacaktır.”
Barğasi’ye göre bu çabalar, Komuta ve Kurmay Koleji gibi yüksek askeri eğitim kurumlarını ve Donanma, Hava Kuvvetleri ve Hava Savunma da dahil olmak üzere hafif silahlardaki kolejler ve yüksek akademileri birleştirmeyi içeriyor. Eski askeri yetkili, İtalya ve ABD'nin yasa dışı göçü kontrol altına almak ve paralı asker sorununu çözmek için atılacak her adıma verdiği desteğin büyük önemine vurgu yaptı. Libya'daki Doğu ve Batı güçlerinin, sınırları ve hayati hedefleri koruma, yasa dışı göçü izleme ve kaçakçılıkla mücadele görevlerini yerine getirmek için donatılması gerektiğine işaret etti.
Barğasi, Batılı ortakların ulusal güçlere sağlayabilecekleri desteğin niteliği hakkında şunları söyledi:
"Bu destek, sınırlarda izleme cihazları ve havacılık yoluyla Libya kuvvetlerine kara ve hava keşif sistemleri sağlamayı içermelidir. Çatışmanın tarafları, Çad ve Sudan'dan gelen silahlı ve isyancı grupların Libya'nın güneyindeki şehirlerdeki varlığını reddetme konusunda anlaştılar.”
Benzer şekilde, siyasi analist ve Libya Ulusal Geçiş Konseyi'nin eski başkan yardımcısı olan Abdulhafiz Guka da Şarkul’avsat’a, ortak askeri gücün kurulması konusunda şu değerlendirmelerde bulundu:
“Bu mümkündür. Askeri yapılanmayı birleştirmenin önünde çok fazla engel yok. Ne yazık ki 5+5 de diğer komiteler gibi askeri kurumu birleştirmek, silahlı grupları tasfiye etmek ve üyelerini terhis etmek veya bu kuruma entegre etmek konusunda başarısız oldu.”
Guka, Komite’nin Ekim 2020’de çalışmalarına başlamasından yaklaşık üç yıl sonra, bu görevde çok geç kaldığını söyledi. Ancak, ülkenin orta bölgesinde ateşkesin sürdürülmesi, uluslararası karayolunun açılması ve doğu ile batıdaki Libya şehirleri arasındaki bazı sorunların çözülmesi ve şu ya da bu taraftaki tutuklulardan bazılarının serbest bırakılması dosyasında elde ettiklerini kabul etti.
Askeri komitenin oluşturulması ile ilgili en önemli meselenin tüm silahlı grupları sınırlayıp, rehabilitasyon, terhis ve askeri kuruma entegrasyon ile ilgilenmek üzere eksiksiz bir ulusal program hazırlığı içinde karargahını, ekipmanını ve komutanlarını bilmek olduğuna dikkat çeken Guka bunun daha önce başarılamadığını ifade etti.
Abdulhafiz Guka, müşterek kuvvet oluşturmaya yönelik toplantıların geleceğine ilişkin de şunları söyledi:
“Bu hedefin önünde kesinlikle bir engel yok ve inanıyorum ki ister Tunus'ta ister Libya'nın içinde olsun, Sirte şehrinde, BM misyonunun huzurunda yapılan son toplantılar daha önce gerçekleşti. Pek çok soru yanıtlandı. Komite toplantıları başladığı sürece, herhangi bir siyasi çözümü garanti altına almak için güvendiğimiz bu ortak gücün oluşumunu göreceğimize inanıyorum.”
Abdulhafiz Guka, askeri ve siyasi dosyalar arasındaki bağlantı hakkında ise şu değerlendirmede bulundu:
“Krizi çözmeye yönelik birçok girişime tanık olduk. Bunların hepsi, kriz sona ermek üzereyken savaşın fitilini ateşleyen silahlarla ve silahlı gruplarla çarpıştı. Müşterek gücün oluşturulması ve askeri kurumun doğuda ve batıda birleştirilmesiyle, siyasi krizi çözmek için her türlü çabayı başarıya ulaştırabileceğiz.”
Libyalı analist, çözümün ‘önce askeri teşkilatın birleştirilmesinde ya da iki yolun aynı zamanda gerçekleştirilmesinde yattığına inanıyor. Bu iki yolun, askeri ve Birleşmiş Milletler öncülüğünde siyasi çözüm yolları olduğunu, çatışmanın taraflarından herhangi birine anayasal bir kurala veya seçim yasalarına herhangi bir görev veya iş atamadan seçimlerin yapılması için net mekanizmaları ve belirli bir takvimi olan bir yol haritası gerektirdiğini vurguladı. BM Temsilcisi Abdullah Bathiliy’nin bahsettiği üst düzey yönlendirme komitesi atanmasıyla, bu görevle ve uluslararası güvencelerle, birleşik bir ordu ve güvenlik gücü altında seçimleri denetleyecek ve bu krizi sona erdirecek.
Doğu ile Batı arasında ortak bir askeri güç kurulması konusunda iyimser bir hava hâkim olsa da Libya kaynakları endişelerini gizlemiyor.
Libyalı bir kaynak konuya dair şu soruları yöneltti:
“Doğu Libya'daki aktörler, petrol limanlarını güvence altına almak için batı bölgesinden unsurlar da dahil olmak üzere ortak bir gücün ülkeye girişini kabul edecekler mi? Aynı şekilde: Batı Libya'daki aktörler, Trablus'taki Mellitah petrol ve doğal gaz kompleksinin güvenliğini sağlamak için ülkenin doğusundan gelen unsurlar da dahil olmak üzere bir askeri gücün girişini onaylayacaklar mı? Yoksa sadece güneyle mi sınırlı kalacak?”
Kaynak ayrıca başlangıcın güneyde olacağını ama bunun yeterli olmadığını söyledi. Devam eden toplantıları, 5+ 5 Komitesi ile iş birliği içinde, Berlin Konferansı’ndan çıkan güvenlik çalışma grubu görüşmelerinin takip etmesi gerektiğini kaydetti.



Askeri göstergeler, Güney Lübnan'da uzun sürecek bir çatışmaya işaret ediyor

 İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Nabatiye'yi hedef alan hava saldırılarından yükselen dumanlar (Reuters)
İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Nabatiye'yi hedef alan hava saldırılarından yükselen dumanlar (Reuters)
TT

Askeri göstergeler, Güney Lübnan'da uzun sürecek bir çatışmaya işaret ediyor

 İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Nabatiye'yi hedef alan hava saldırılarından yükselen dumanlar (Reuters)
İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Nabatiye'yi hedef alan hava saldırılarından yükselen dumanlar (Reuters)

İsrail'in Güney Lübnan'daki savaşın hedeflerine ilişkin açıklamalarına, savaşın süresinin uzun olacağına işaret eden askeri önlemler eşlik ediyor. Uzmanlara göre İsrail; demografik yapıyı değiştirmeyi, köyleri haritadan silmeyi ve gelecekteki işgal gerçeğine zemin hazırlamayı hedeflerken; Hizbullah ise savaş araçlarını geliştirerek uzun vadeli bir yıpratma savaşına hazırlandığının işaretlerini veriyor.

İsrail içinde, "yıpratma savaşından" kaçınmak amacıyla Litani Nehri'nin güneyinin ötesine geçme niyetine dair tartışmalar sürerken; askeri operasyonların sınırdan 30 kilometre uzaklıktaki Nebatiye ve Sur’a bağlı köylere kadar genişlemesi dikkat çekiyor. Beyrut’ta bu durum, Lübnan devletine ve Hizbullah tabanına yönelik bir baskı aracı olarak değerlendiriliyor.

"Sarı Hat": Uzun vadeli bir çekilme mi?

Askeri durumu değerlendiren Emekli Tuğgeneral Said Kazha Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, İsrail'in Güney Lübnan'da "Sarı Hat" olarak bilinen tampon bölgeden çekilmesinin kolay olmayacağını vurguladı. Kazha, bu çekilmenin ancak taraflar arasındaki saha düzenlemelerini garanti altına alan ve geçmişteki mütareke anlaşmalarına benzeyen net güvenlik mutabakatlarına bağlı olabileceğini belirtti.

Ultra-Ortodoks Yahudiler (Harediler), İsrail ve Lübnan arasındaki sınır yakınlarında Lübnan topraklarına doğru bakıyorlar (Reuters).Ultra-Ortodoks Yahudiler (Harediler), İsrail ve Lübnan arasındaki sınır yakınlarında Lübnan topraklarına doğru bakıyorlar (Reuters).

Kazha, "İsrail bu bölgeden karşılıksız vazgeçmeyecek ve burayı Lübnan hükümetine karşı bir baskı kozu olarak kullanmaya çalışacaktır" diyerek, asıl hedefin askeri boyutun ötesine geçip Lübnan devletiyle nihai bir anlaşma imzalamak ve Hizbullah’ı silah bırakmaya zorlamak olduğunu savundu.

Sahadaki durumun gerilime gebe olduğunu belirten Kazha, "Mevcut göreceli sakinlik kalıcı değil. Herhangi bir doğrudan müzakere süreci sahadaki gerilimi tetikleyebilir. Küçük bir güvenlik olayı bile cepheyi yeniden alevlendirebilir" uyarısında bulundu.

Yeni savaş araçları ve bölgesel etki

Teknolojik gelişmelerin, özellikle de dron kullanımının savaş sahasını karmaşıklaştırdığını ifade eden Kazha, sınır ötesi operasyonların geniş çaplı bir çatışmaya dönüşme riskine dikkat çekti.

Çatışmanın sadece Lübnan ile sınırlı kalmayabileceğini belirten emekli general, "İran ve ABD arasındaki olası bir gerginlik doğrudan Güney cephesine yansıyacaktır," dedi.

İsrail'in tampon bölgedeki varlığının siyasi mutabakatlara bağlı kalacağını söyleyen Kazha, İsrail'in kuzeyinin güvenliği garanti edilmeden hızlı bir çekilme beklemediğini, bu durumun 2000 yılı öncesindeki dönemi hatırlatan bir süreci başlatabileceğini ifade etti.

Yıkımın ötesinde gerçekleri yeniden şekillendirmeyi amaçlayan hedefler

Emekli Tuğgeneral Naci Melaib ise İsrail'in hedeflerine ilişkin daha ayrıntılı bir perspektif sundu. Melaib, Başbakan Binyamin Netanyahu'nun açıklamalarının, ABD'nin açık desteğiyle güç kullanma niyetini net bir şekilde ortaya koyduğunu belirtti.

Melaib, "Sadece yıkımla sınırlı bir durumla karşı karşıya değiliz. 'Sarı Hat' içerisindeki faaliyetler, Hizbullah ile hesaplaşmanın yanı sıra üç ana hedefi barındırıyor," diyerek şunları sıraladı:

Deniz yetki alanları: Sarı Hat'ın sadece karada değil, denizden Nakura açıklarına kadar uzatılması hedefleniyor. Bu, Lübnan’ın Kana sahasındaki haklarını ve 2022 Deniz Sınırı Anlaşması'nı fiilen geçersiz kılarak, İsrail'in bölgede tek taraflı sondaj yapmasına olanak tanıyacaktır.

Litani suları: Sınıra 2-3 kilometre mesafedeki bazı köylerin bombalanması, İsrail'in uzun süredir devam eden Litani Nehri sularını kontrol etme hedefini yeniden canlandırabilir.

Genişletilmiş güvenlik hattı: Netanyahu'nun "denizden Cebel-i Şeyh'e" (Hermon Dağı) söylemi, Hizbullah’ın güçlü olmadığı ve doğrudan çatışmalara sahne olmayan bölgeleri de kapsayan, Golan’dan Akdeniz’e kadar uzanan bir alanı İsrail güvenlik kontrolü altına alma projesidir.

 İsrail'e ait bir askeri araç, Lübnan toprakları içindeki yıkılmış binaların yanından geçiyor (Reuters).İsrail'e ait bir askeri araç, Lübnan toprakları içindeki yıkılmış binaların yanından geçiyor (Reuters).

Demografik kaygılar

Melaib, gerçekleştirilen yıkımın askeri bir gereklilik olmadığını, çünkü birkaç kilometrelik bir alanın tahrip edilmesinin İsrail'in kuzeyini füze ve dronlardan korumaya yetmeyeceğini savundu. Melaib'e göre, asıl amaç köyleri ortadan kaldırarak demografik yapıyı değiştirmek ve gelecekteki bir işgal için zemin hazırlamak.

ABD'nin rolüne de değinen Melaib, "ABD Büyükelçiliği'nin Lübnan’ın egemenliği ve yeniden imar hakkındaki açıklamaları şartlıdır. Washington, herhangi bir müzakere sonucunu, İran ile savaşın bitmesine ve Hizbullah üzerinden Lübnan’a müdahalesinin kesilmesine bağlıyor" dedi.


Sudan ordusu, Etiyopya sınırında Mavi Nil bölgesindeki varlığını güçlendiriyor

Sudan askerleri, Hartum'un kuzey banliyösü Bahri'deki bir petrol rafinerisini özgürleştirdikten sonra kutlama yapıyor, 25 Ocak 2025 (Reuters)
Sudan askerleri, Hartum'un kuzey banliyösü Bahri'deki bir petrol rafinerisini özgürleştirdikten sonra kutlama yapıyor, 25 Ocak 2025 (Reuters)
TT

Sudan ordusu, Etiyopya sınırında Mavi Nil bölgesindeki varlığını güçlendiriyor

Sudan askerleri, Hartum'un kuzey banliyösü Bahri'deki bir petrol rafinerisini özgürleştirdikten sonra kutlama yapıyor, 25 Ocak 2025 (Reuters)
Sudan askerleri, Hartum'un kuzey banliyösü Bahri'deki bir petrol rafinerisini özgürleştirdikten sonra kutlama yapıyor, 25 Ocak 2025 (Reuters)

Sudan Egemenlik Konseyi üyesi ve Genelkurmay Başkanı Korgeneral Yasir el-Atta, ülkenin güneydoğusundaki Mavi Nil Eyaleti’nde güvenlik ve askerî konuşlanmayı güçlendirmek amacıyla bölgeye ilave birlikler ve askerî sevkiyat gönderileceğini açıkladı. Söz konusu adım, Sudan ordusu ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasında, Etiyopya sınırına komşu stratejik bölgede kontrol sağlama mücadelesinin sürdüğü bir dönemde geldi.

El-Atta, perşembe günü eyaletin başkenti ed-Damazin’de incelemelerde bulunarak Mavi Nil Valisi Ahmed el-Umde ile görüştü. Görüşmede, Kurmuk, Kaysan ve Bav bölgelerinin HDK ve müttefiklerinden geri alınmasına yönelik askerî ve güvenlik düzenlemeleri ele alındı. Vali el-Umde’nin açıklamasına göre el-Atta, son günlerde eyaletin çeşitli bölgelerine düzenlenen saldırılara karşı koyan 4. Piyade Tümeni ve destek birliklerinin direnişini övdü. Ayrıca ordunun eyalete tam destek verme taahhüdünü yineleyerek, sivillerin korunması ve bölge genelinde güvenliğin sağlanması için yeni askerî birliklerin sevk edilmesi talimatını verdi.

Korgeneral Yasser Al-Atta, Mavi Nil bölgesi valisiyle yaptığı görüşme sırasında (Facebook)Korgeneral Yasser Al-Atta, Mavi Nil bölgesi valisiyle yaptığı görüşme sırasında (Facebook)

El-Umde, sosyal medya platformu Facebook üzerinden yaptığı açıklamada, sahadaki gelişmelere ilişkin ayrıntılı bilgi sunduğunu, özellikle Etiyopya sınırına yakın bölgelerdeki güvenlik zorluklarına dikkat çektiğini belirtti. Geçtiğimiz hafta HDK’nin, Sudan Halk Kurtuluş Hareketi-Kuzey (lideri Abdülaziz el-Hilu) ile iş birliği içinde Mavi Nil’deki el-Kili bölgesinin kontrolünü ele geçirdiği bildirilmişti.

El-Ubeyd'in bombalanması

Öte yandan yerel kaynaklar Şarku’l Avsat’a, HDK’ne ait bir insansız hava aracının (İHA) dün el-Ubeyd kentinde bulunan devlet radyo-televizyon binasını hedef aldığını belirtti. Kuzey Kurdufan eyaletinin başkenti olan kentteki saldırının, yerleşim alanları içinde bulunan binada ciddi hasara yol açtığı belirtildi. Son dönemde el-Ubeyd’in, HDK tarafından düzenlenen tekrarlanan hava ve roket saldırılarına maruz kaldığı ifade ediliyor. Sudan ordusundan saldırıya ilişkin henüz resmî bir açıklama yapılmadı.

Sosyal medyada geniş yankı uyandıran bir görüntüde, Kuzey Kurdufan'daki el-Ubeyd şehrinde bulunan televizyon binasının yıkımı görülüyor.Sosyal medyada geniş yankı uyandıran bir görüntüde, Kuzey Kurdufan'daki el-Ubeyd şehrinde bulunan televizyon binasının yıkımı görülüyor.

Karşılıklı İHA saldırılarının arttığı süreçte, HDK’nin perşembe ve cuma günleri arasında Cebel Evliya bölgesine iki gün içinde ikinci kez saldırı düzenlediği bildirildi. Ayrıca Omdurman’ın güneyindeki es-Salha bölgesinde bir askerî aracın hedef alındığı ve tamamen yandığı kaydedildi. Son günlerde Kosti ve Rabak kentleri ile Güney Kurdufan eyaletindeki Kadugli ve Dilling bölgelerine yönelik saldırıların arttığı, bu saldırılarda siviller arasında can kayıpları ve maddi hasar meydana geldiği belirtildi.

"Kuruluş" para birimini yasaklıyor

Siyasi ve ekonomik gelişmeler kapsamında ise, Nyala merkezli paralel hükümetin başkanı Muhammed et-Taşı, Haziran 2024’ten sonra basılan ve Sudan Merkez Bankası Başkanı Berri es-Sıddık Ali Ahmed imzasını taşıyan kâğıt paraların kullanımını derhal ve tamamen yasaklayan bir karar yayımladı. Karara göre, yalnızca eski başkan Hüseyin Yahya Cengul döneminde basılan paralar geçerli sayılacak. Yasaklı paraların kullanımının “ekonomik suç” ve “ulusal güvenliğe tehdit” olarak değerlendirileceği belirtilirken, ihlaller için para müsaderesi, varlıkların dondurulması ve derhal cezai işlem uygulanması öngörülüyor. Ayrıca bankalar ve güvenlik birimlerine kararı derhâl uygulama talimatı verildi.


Trump neden Zeydi’ye gülümsüyor?

Ali ez-Zeydi’nin Irak hükümetini kurmak üzere seçildiği toplantıdan (Koordinasyon Çerçevesi)
Ali ez-Zeydi’nin Irak hükümetini kurmak üzere seçildiği toplantıdan (Koordinasyon Çerçevesi)
TT

Trump neden Zeydi’ye gülümsüyor?

Ali ez-Zeydi’nin Irak hükümetini kurmak üzere seçildiği toplantıdan (Koordinasyon Çerçevesi)
Ali ez-Zeydi’nin Irak hükümetini kurmak üzere seçildiği toplantıdan (Koordinasyon Çerçevesi)

Irak’taki Koordinasyon Çerçevesi ittifakı, eski Başbakan Nuri el-Maliki’nin yeniden adaylığına yönelik ABD’nin rahatsız edici vetosundan, Başkan Donald Trump’ın görevlendirilen isim Ali ez-Zeydi’ye gönderdiği dikkat çekici tebrik mesajına uzanan çarpıcı bir süreçten geçti.

27 Ocak 2026’da Trump, Maliki’nin yeniden iktidara gelmesi halinde Irak’a verilen desteği kesmekle tehdit etmişti. Bu tarihten 93 gün sonra ise Washington, Bağdat’taki Şii siyasi güçleri şaşırtarak genç aday Zeydi’yi tebrik etti, ondan ‘terörden arındırılmış bir hükümet’ kurmasını istedi ve ardından Washington’a davet etti. Tahran ise bu gelişmelere henüz resmi bir tepki vermedi.

ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın salı günü Zeydi ile yaptığı telefon görüşmesi, Trump’ın doğrudan temasının ön hazırlığı olarak değerlendirildi. Bu temas, Şii blokların üzerinde uzlaştığı bir isim olan Zeydi’yi, muhtemel ancak içeriği belirsiz bir anlaşmanın vitrini haline getirdi.

Normal şartlarda İran’a yakın Iraklı grupların, ABD ile bu tür dostane temaslara sert tepkiler vermesi ve kamuoyunda Washington ile normalleşmeye karşı yoğun eleştiriler yürütmesi beklenirdi. Ancak Trump’ın tebrik mesajının üzerinden 24 saat geçmesine rağmen bu yönde bir tepki görülmedi.

Aksine, ‘direniş ekseni’ olarak bilinen çevrelerin önde gelen isimleri, kamuoyunda Zeydi’ye hükümetine ‘güçlü isimler’ dahil etmesi yönünde tavsiyelerde bulunmakla yetindi ve medya üzerinden çok sayıda öneri sundu.

Zeydi, isminin ilk kez sızdırılmasından sadece iki saat sonra Bağdat’taki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda göreve atandı. İsmin, Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani’nin Bağdat ziyaretiyle ilgili haberlerden kısa süre sonra aniden gündeme gelmesi dikkat çekti. Bu süreçte İran’ın şartlarını dayatıp dayatmadığı ya da kendi iradesi dışında bir uzlaşıya mı razı olduğu ise belirsizliğini koruyor.

Zeydi’ye hükümeti kurma görevinin verilmesi, Washington ile Tahran arasında sıkışmış bir ülke olan Irak’ta, iki gücün Bağdat üzerindeki etkisini sürdürme mücadelesinin ortasında gerçekleşti. Bu gelişme, taraflardan birinin üstünlük sağlamasının işareti olabileceği gibi, uzun süredir rekabet halindeki iki güç arasında bir uzlaşının sonucu olarak da değerlendiriliyor.

ABD ile İran arasında yaşanan gerilim ve sonrasındaki zorlu müzakere süreci öncesinde, Şii siyasi gruplar kabul edilebilir bir başbakan üzerinde uzlaşmakta zorlanıyordu. Washington’un Maliki’ye yönelik vetosu, ittifakın seçeneklerini daraltarak tarafları yeni arayışlara itti.

Son gelişmeler ışığında Ali ez-Zeydi ismi, bu çıkmazdan bir çıkış yolu olarak öne sürülse de, onu bu noktaya taşıyan olası anlaşmanın niteliği hâlâ soru işaretleri barındırıyor.

Ali ez-Zeydi’nin Irak hükümetini kurmakla görevlendirilmesinden bu yana Koordinasyon Çerçevesi içindeki anlaşmazlıklar azaldı.Ali ez-Zeydi’nin Irak hükümetini kurmakla görevlendirilmesinden bu yana Koordinasyon Çerçevesi içindeki anlaşmazlıklar azaldı.

Küçük bir kapı anahtarı

Siyasi kulislerde yürütülen tartışmalara katılan birçok kişi, Zeydi’nin ‘daha geniş bir anlaşmanın küçük kapısını açan anahtar’ olduğu görüşüne eğilim gösteriyor. Bu değerlendirmelere göre Trump, Bağdat’taki etkili bir aktörden gelen ve açık bir Amerikan taahhüdü olmaksızın beklemeye değer görülen bir tekliften haberdar olmuş olabilir.

Kaynaklar, Zeydi’nin Koordinasyon Çerçevesi içindeki karar mekanizmasına sonradan dahil olmadığını, aksine uzun süredir ‘etkili tarafların masasındaki kazanan kartlardan biri’ olarak varlığını sürdürdüğünü belirtiyor.

Siyasi çevrelerde, Zeydi’nin başbakanlıkla görevlendirilmesinin akıbetine ilişkin iki temel senaryo öne çıkıyor. İlkine göre, kurulacak hükümet Irak parlamentosundan güvenoyu alamazsa, ittifak bu süreçte siyasi tıkanıklığı aşmak için zaman kazanmış olacak ve alternatif isimleri devreye sokacak. Bu yaklaşım, görev süresi sona eren Başbakan Muhammed Şiya es-Sudani’nin daha önce izlediği taktiklerin devamı olarak değerlendiriliyor.

İkinci senaryoda ise Zeydi’nin parlamentodan güvenoyu alarak iki yıl ya da daha kısa süreli bir geçiş hükümeti kurması öngörülüyor. Bu durumda erken seçim ihtimali gündeme gelse de Mukteda es-Sadr ile örtük bir uzlaşı olmadan bunun gerçekleşmesinin zor olduğu ifade ediliyor.

Bu senaryonun hayata geçmesi için Bağdat yönetiminin bazı silahlı grupları ‘günah keçisi’ olarak feda etmesi gerektiği ve bunun da Sadr için olumlu bir gelişme olacağı yorumları yapılıyor.

Öte yandan, Zeydi’nin göreve geliş biçimi ve bölgesel aktörlerden hızlı destek alması, üçüncü bir ihtimali de gündeme taşıyor. Buna göre, ABD ile önceden hazırlanmış bir anlaşma söz konusu olabilir. Bu çerçevede, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın rolü öne çıkarken, kulislerde Çin’in bölgedeki etkisinin sınırlandırılmasına yönelik planlar konuşuluyor.

Bu senaryoya göre, Trump’ın dikkat çekici tebrik mesajını teşvik eden anlaşma kapsamında Washington’un Bağdat’ta önemli kazanımlar elde etmiş olabileceği, buna karşılık İran üzerindeki baskıyı görece azaltmış olabileceği değerlendiriliyor. Alternatif olarak ise Tahran’ın etkisinin zayıfladığı ve Bağdat’taki güçlü aktörlerin ekonomik yaptırımları önlemek, Irak’ın uluslararası izolasyonunu derinleştirmemek ve İran’ın daha fazla kuşatılmasını engellemek amacıyla harekete geçtiği ifade ediliyor.