Suudi Arabistan-İran anlaşması Mısır-İran normalleşmesinin önünü açar mı?

Kahire, Riyad-Tahran ilişkilerinin bölgesel bağlamına geri dönmesini memnuniyetle karşılarken kaynaklara göre herhangi bir siyasi yakınlaşmadan önce davranışlar gözlemlenecek

İran Dışişleri Bakanı, Irak Başbakanı Sudani'nin İran ve Mısır arasında güvenlik ve siyasi düzeylerde müzakereler başlatma girişiminden duyduğu memnuniyeti dile getirdi / Fotoğraf: AFP
İran Dışişleri Bakanı, Irak Başbakanı Sudani'nin İran ve Mısır arasında güvenlik ve siyasi düzeylerde müzakereler başlatma girişiminden duyduğu memnuniyeti dile getirdi / Fotoğraf: AFP
TT

Suudi Arabistan-İran anlaşması Mısır-İran normalleşmesinin önünü açar mı?

İran Dışişleri Bakanı, Irak Başbakanı Sudani'nin İran ve Mısır arasında güvenlik ve siyasi düzeylerde müzakereler başlatma girişiminden duyduğu memnuniyeti dile getirdi / Fotoğraf: AFP
İran Dışişleri Bakanı, Irak Başbakanı Sudani'nin İran ve Mısır arasında güvenlik ve siyasi düzeylerde müzakereler başlatma girişiminden duyduğu memnuniyeti dile getirdi / Fotoğraf: AFP

Ahmed Abdulhakim
Riyad ile Tahran arasında Çin'in arabuluculuğunda 10 Mart'ta varılan anlaşmayla 7 yıl aradan sonra diplomatik ilişkilerin yeniden başlatılacağı duyuruldu.
Bu anlaşma, Mısır ile İran arasında 40 yılı aşkın bir süre önce kopan diplomatik ilişkilerin yeniden başlatılmasının önünü açabilecek benzer bir adımın atılabileceğinin sinyalini verdi. 
Öncelikle Mısır ile İran arasında diplomatik ilişkilerin onlarca yıldır kurulmasına engel olan tartışmalı dosyaların çözülmesi gerektiğini vurgulayan Mısırlı kaynaklara göre, bölgede yaşanan hızlı gelişmeler, Mısır-İran ilişkilerine farklı bir yaklaşımı, diplomatik ilişkilerin yeniden kurulması yönünde hızlı bir ilerlemenin önünü açmadan önce daha gerçekçi bir yaklaşım gerekiyor.
Aynı kaynaklar, bir yılı aşkın bir süre önce başlayan Rusya-Ukrayna savaşının çoğu ülkeye dayattığı yeni değişikliklerden söz ederken bu değişikliklerin daha sonra bu ülkeleri denklemleri yeniden gözden geçirmeye, sıcak dosyaları soğutmaya ve aktif güçler arasındaki anlaşmazlıkları sona erdirmek için seçenekler benimsemeye ittiğini belirttiler.
Mısır'ın, İran'da 1979 yılında gerçekleşen İslam Devrimi'nden sonra sürgün edilen İran Şahı'nı kabul etmesinin ardından Kahire ile Tahran arasındaki ilişkiler gerildi, iki ülke arasında düşmanlık oluştu.
İran'ın yeni yöneticileri, Mısır'ın İran Şahı'na ev sahipliği yapmasını 'düşmanca bir davranış' olarak değerlendirdiler.
Ayrıca Kahire, özellikle İran'ın 'devrim ihracı' çabalarının ardından Tahran'ı bölgenin güvenliğine karşı bir tehdit ve bölgedeki istikrarsızlığın kaynağı olarak görmeye başladı.
Aşırılık yanlısı ve dini grupları teşvik etti ve Tahran'daki ana caddelerden birine eski Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat'ın katili Halid İslambuli'nin adının verilmesi iki ülke arasındaki ilişkilerin yeniden kurulmasının önündeki engellerden biri oldu.

Kahire, Riyad ve Tahran arasındaki anlaşmayı nasıl gördü?
Mısırlı diplomatik kaynaklarından biri, Suudi Arabistan-İran anlaşmasının şaşırtıcı olmadığını söyledi.
Kaynağa göre Arap Körfezi bölgesinde son iki yıldır ateşkese dair düşünceler hakimdi, çünkü bu düşünceler, Irak ve Umman Sultanlığı'nın arabuluculuğunda Riyad ile Tahran arasındaki müzakere turlarında açıkça görülüyordu.
Kahire'nin anlaşmayla ilgili düşüncesinin daha ziyade bölgesel yansımalarla ilgili olduğunun altını çizen kaynak, Kahire'nin, anlaşmanın Filistin'de, Suriye'de, Irak'ta, Lübnan'da ve Yemen'de yaşanan bölgesel gerilimlerin azalmasına yol açacağını düşündüğünü söyledi.
Kahire'nin Suudi Arabistan-İran anlaşmasındaki gelişmeleri ve bunun somut olumlu sonuçlara yol açıp açmayacağını yakından izlediğini belirten aynı kaynak, Kahire'nin böylece İran'la ilişkilerin geleceğine dair daha gerçekçi bir vizyon belirleyebileceğini söyledi. 
Kaynak, Mısır güvenlik servislerinin, İran'ın devrimini Arap dünyasına ihraç etme fikrinden vazgeçmemesinin yanı sıra dini ve siyasi Şiiliğin genişlemesine ve Arap ülkelerinin iç işlerine müdahale olasılıklarına ilişkin meşru güvenlik endişeleri olduğuna işaret etti.
Suudi Arabistan ve İran, 10 Mart'ta Çin'in arabuluculuğunda aralarındaki diplomatik ilişkilerin yeniden başlatılması ve en geç iki ay içinde büyükelçilik ve temsilciliklerinin yeniden açılması konusunda anlaştı.
Ülkelerin egemenliğine ve iç işlerine karışmamaya saygı gösterilmesini teyit eden iki ülke ayrıca aralarında 2001 yılında imzalanan güvenlik iş birliği anlaşması ile 1998 yılında ekonomi, ticaret, yatırım, teknoloji, bilim, kültür, spor ve gençlik alanlarında iş birliğine ilişkin imzalanan genel anlaşmanın hayata geçirilmesinde mutabık kaldılar.  
Mısır Cumhurbaşkanlığı Sözcüsünün ağzından Riyad-Tahran anlaşmasına dair değerlendirmede bulunan Kahire, anlaşmadan duyduğu memnuniyeti dile getirirken anlaşmanın bölgedeki tansiyonun düşürülmesine katkıda bulunmasını umduğunu belirtti.
Mısır Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü tarafından yapılan açıklamada, "Bu, önemli bir adım. Suudi Arabistan'ın bölgesel ilişkilerdeki gerilimi ortadan kaldırma yaklaşımı takdirle karşılanmaktadır" denildi.
Açıklamada Suudi Arabistan'ın, ülkelerin egemenliğine saygı duyulmasını, diğer ülkelerin iç işlerine karışılmamasını, iyi komşuluk ilişkilerinin sürdürülmesini ve güvenliğin ve istikrarın güçlendirilmesini öngören Birleşmiş Milletler Şartı'nın ilkelerine bağlılığını bir kez daha teyit ettiği vurgulandı.
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Ahmed Fehmi, Kahire'nin, bu gelişmenin İran'ın bölgesel ve uluslararası politikaları üzerinde olumlu bir etkisi olmasını sabırsızlıkla beklediğini ve ilişkilerin gidişatını bölge halklarının refah ve kalkınma özlemlerini karşılayacak şekilde iyileştirmek amacıyla iş birliği fırsatlarını artırmak ve aralarındaki olumlu iletişimi güçlendirmek için bölge ülkelerinin meşru güvenlik endişelerini dikkate alan bir politika izlemesi için bir fırsat oluşturduğunu söyledi. 
Aynı görüş, Mısır Dışişleri Bakanlığı tarafından da dile getirildi.
Bakanlık tarafından yapılan açıklamada, Suudi Arabistan ile İran arasındaki diplomatik ilişkilerin yeniden başlatılmasına yönelik anlaşmanın ilgiyle takip edildiği ve bunun bölgedeki gerginliğin azaltılmasına, istikrarın temellerinin güçlendirilmesine ve Arap ülkelerinin ulusal güvenliklerinin korunmasının yanı sıra bölge halklarının refah, gelişme ve istikrar özlemlerinin gerçekleşmesine katkıda bulunmasının beklendiği belirtildi. 

Kahire'nin Tahran'a bakışı
Tahran'ın geçen aylarda Kahire ile yakınlaşmaya yönelik tutumları, aralarındaki ilişkileri geliştirmeyi istediğine dair açıklamaları ve çeşitli diplomatik kanallar aracılığıyla doğrudan ve dolaylı mesajlarla önümüzdeki dönemde iki ülke arasında bir müzakere turu başlayabileceğinin sinyalini vermesi dikkati çekti.
İran Dışişleri Bakanı Emir Hüseyin Abdullahiyan, geçtiğimiz aralık ayında Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani'nin Kahire ile Tahran arasında bir diyalog başlatma önerisini memnuniyetle karşıladı.
Abdullahiyan, Sudani'nin önerisiyle ilgili açıklamasında, "Irak Başbakanı, Ürdün'de, 2. Bağdat İşbirliği ve Ortaklık Konferansı'nın oturum aralarında yaptığımız görüşmede, İran ile Mısır arasında güvenlik ve siyasi düzeylerde müzakereleri başlatma ve böylece Tahran ve Kahire arasındaki ilişkilerin güçlenmesini sağlama arzusunu dile getirdi" ifadelerini kullanırken öneriyi memnuniyetle karşıladığını da sözlerine ekledi.
Abdullahiyan, şubat ayı sonlarında "İran'ın Ürdün ve Mısır ile ilişkilerinde önümüzdeki dönemde birtakım gelişmeler olacağını" söyledi.
İran'ın Al-Vefagh gazetesine konuşan Abdullahiyan, "Tahran, bölgedeki komşu ülkelerle kesintisiz görüşmelerle gelecekte daha fazla açılımda bulunma, yanlış anlamaları ortadan kaldırma, Mısır ve Ürdün dahil bölge ülkeleriyle ilişkileri geliştirip güçlendireme şeklinde olumlu bir vizyona sahip" dedi.
İran ile bölge ülkeleri arasındaki ilişkilerde yeni bir sayfanın açılmasının, Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi hükümetinin dış politikası olduğunu da kaydetti.
Daha önce Kahire'deki İran'ın Mısır'daki Çıkarlarını Koruma Dairesi Başkanı olan İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Nasır Kenani, Suudi Arabistan-İran anlaşmasının ardından yaptığı açıklamada, İran ve Mısır arasındaki ilişkilerin yeniden başlatılması çağrısını yineledi.
Mısır'ın bölgenin önemli ülkelerinden biri olduğunu vurgulayan Kenani, her iki ülkenin de birbirinin önemine inandığını ve bölgenin onların rolüne ihtiyacı olduğunu kaydetti.
Amman'da İran Dışişleri Bakanı Abdullahiyan ile Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi arasında kısa ve olumlu bir görüşme gerçekleştiğini söyleyen Nasıri, Ürdün'ün geçtiğimiz yılın sonlarında ev sahipliği yaptığı 2. Bağdat İşbirliği ve Ortaklık Konferansı'na atıfla Ürdün'ün "ilişkilerin geliştirilmesinin takipçisi" olduğunu belirtti. 
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Mısır ile ilgili olarak, ilişkileri geliştirmek için yeni adımlar atılması gerektiğine inanıyoruz. Fakat ülkeler arasındaki ilişkilerin ikili çerçevede olması ve karşı tarafın ne istediğinin anlaşılması gerekiyor."
Bir diğer açıklamada, ülkesinin dost ülkelerle ilişkilerini geliştirmek ve aralarındaki sorunları ve yanlış anlamaları çözmek istediğini belirten Kenani, Mısır'ın da bu ülkelerden biri olduğunu ve Tahran'ın Kahire dahil diğer başkentlerle ilişkileri geliştirmek için her fırsatı değerlendirdiğini belirtti.
İran'ın Mısır ile müzakerelerin başlamasını istediğine dair verilen bu sinyallerle ve mesajlarla karşı karşıya kalan Kahire, Tahran'a açılım konusunda adım atmakta temkinli bir yaklaşım sahip görünüyor.
Independent Arabia'ya konuşan diplomatik kaynaklardan biri, Mısır'ın 40 yıldır dondurulmuş halde olan Mısır-İran ilişkilerini yeniden gözden geçirmeye yönelik olası adımının Suudi Arabistan-İran anlaşmasının bölgesel dosyalar üzerinde olumlu yansımalarına bağlı olacağını söyledi.
Kahire'nin şu anda bu yönde herhangi bir adım atmaya gerek olmadığına inandığını belirten kaynak, bu yüzden Kahire'nin ilerleyen süreçte Tahran'ın tutumlarını izlemeye devam edeceğini vurguladı.
Bir diğer kaynak ise müzakerelerin ne zaman başlayacağı hakkında spekülasyon yapmadan, iki ülke arasındaki ilişkiler açısından gelecekte atılacak adımlara ilişkin bölge ülkelerinden birinin aracılığında "istikşafi görüşmelerin" başlatılması olasılığını da dışlamadan şu değerlendirmede bulundu:
"İlerleyen süreçte İran'a yönelik herhangi bir adım atmada tereddüt ettiren ve acilen ele alınması gereken bazı dosyalar var. Örneğin, başkent Tahran'ın önemli caddelerinden birinde Halid Islambuli'nin adı verildi. Tahran'ın Filistin, Suriye ve Lübnan'ı istikrarsızlaştıran faaliyetleri de söz konusu."
Kaynak, Mısır ile İran arasındaki iletişim kanalların açık olduğunu ve durmadığını da sözlerine ekledi.
Kahire, İran'ın bölgedeki istikrarsızlaştırıcı adımlarından, özellikle de Lübnan, Suriye, Yemen ve Irak'taki vekil güçlerine verdiği destekten duyduğu memnuniyetsizliği birden fazla kez dile getirdi.
Kahire, İran'ın bölgedeki istikrarsızlaştırıcı adımlarından, özellikle de Lübnan, Suriye, Yemen ve Irak'taki vekil güçlerin yanı sıra Filistin'deki Hamas ve İslami Cihat hareketlerine verdiği destekten duyduğu rahatsızlığı birçok kez dile getirdi. Kahire, İran'ın Arap ülkelerine müdahalesinin istikrarsızlığı artırdığını ve hem Arap hem de Mısır ulusal güvenliğini baltaladığını düşünüyor.
Bahsi geçen ülkelerin çoğunluğu arasında, ilişkilerin yeniden kurulması ya da bu ilişkilerin kurulması üzerinde çalışılmasının Tahran ile istikşafi müzakerelerin başlamasına yol açabilecek olumlu işaretler taşıdığını belirten kaynak, şu an Ortadoğu bölgesindeki büyük güçler arasında çözülmemiş sorunları çözme eğilimi olduğunun altını çizdi. Arap Dörtlüsü ülkeleri; Suudi Arabistan, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Bahreyn ile Katar arasındaki soğukluğun sona ermesine, Türkiye ile Suudi Arabistan ve BAE arasındaki anlaşmazlıkların giderilmesine ve Türkiye ile Mısır arasındaki normalleşme görüşmelerine işaret eden kaynak, Arap ülkelerinin Suriye savaşı nedeniyle on yılı aşkın bir sürenin ardından Şam ile ilişkileri yeniden kurma eğiliminde olduklarını da hatırlattı.

İlişkilere yönelik nasıl bir yol izlenmeli?
Independent Arabia'nın görüştüğü gözlemci ve eski diplomatlara göre Arap ülkelerinin çıkarlarına olumlu yansımaları olacak ve bölgedeki önemli sorunların çözümüne katkıda bulunacak olan Mısır-İran yakınlaşmasının önemine rağmen Mısır'ın endişelerini gidermek, iki ülke arasında kısa ve orta vadede olası bir yakınlaşma için bir öncelik olmaya devam ediyor.
Ortadoğu Stratejik Araştırmalar Forumu Başkanı Samir Gattas, Kahire'nin dış ilişkilerini ulusal çıkarlarıyla birlikte düşünmesi gerektiğini söyledi.
Gattas, İran ile Mısır arasında yakınlaşma olasılığının önündeki başlıca engellerden birinin, ABD'nin böyle bir yakınlaşmaya karşı uyguladığı baskısı olduğunu söyledi.
Gattas'a göre Mısır-İran yakınlaşmasının Mısır'ın ulusal çıkarları çerçevesinde olup olmayacağının ve hem ulusal hem de Arap ülkeleri düzeyinde olumlu sonuçlar doğurup doğurmayacağının şu an cevap verilmesi gereken en önemli soru.
Gattas, değerlendirmesini şöyle sürdürdü:
"Başlıca çekincelerden biri, Tahran'ın Arap ülkelerinin iç işlerine karışmama ve Arap ülkelerinin güvenliğini istikrarsızlaştırmak için dini ve siyasi Şiiliği kullanmayacağına dair vereceği garantilerin boyutu olacak."
Ortadoğu Stratejik Araştırmalar Forumu Başkanı, Kahire ile Tahran yakınlaşması meselesinin gecikmiş bir konu olduğuna ve yıllar önce ele alınması gerektiğine inandığını ifade etti.
Ayrıca, Mısır eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Ahmed el-Kuveysni, Riyad ile Tahran arasındaki son adımın, Mısır da dahil olmak üzere birçok Arap ülkesiyle benzer adımların habercisi olduğunu düşünüyor.
Kuveysni, Mısır-İran ilişkilerinin açıklanmayan yanının, açıklananın çok ötesinde olduğu yorumunda bulundu. 
Daha önce Mısır Dışişleri Bakanlığı'nda komşu Arap ülkeleri dosyasından sorumlu olan Kuveysni, şunları söyledi:
"Geçmişte Mısırlı yöneticiler için iki ülke arasındaki ilişkilerin dondurulma sebepleri yeteriydi. Çünkü İran güvenlik servislerin, İran'ın Dini Liderine (Rehber) ve siyasi ve dini Şiiliğe bağlılık borcu olan grupları ve kuruluşları desteklemenin yanı sıra Arap ülkelerini istikrarsızlaştırmak, devrimi ihraç etmek ve nüfuzlarını genişletmek için aralıksız çalışıyorlardı. Kahire'nin buna karşın, ülkeler arasındaki diplomatik ilişkileri en düşük düzeye indirerek dondurup kültürel ilişkileri azaltması ve karşılıklı heyetler göndermekle yetinmesi gerekiyordu."
Kuveysni, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bölgenin tanık olduğu son gelişmeler, Kahire'yi Tahran'ın davranışlarını izlemeye ve Mısır'ın endişelerine yanıt vermesi ve bu endişelerle olumlu bir şekilde ilgilenmesi durumunda İran ile iletişim kurmaya itiyor."
Araştırmacı ve siyasi analist Ömer Samir ise Kahire'nin Türkiye ve İran gibi bölgenin önemli güçleriyle dengeli ve istikrarlı ilişkiler kurmaya yönelmesinin hem Mısır hem de Arap ülkelerinin ulusal çıkarlarına hizmet ettiğini düşünüyor. 
Samir, konuya ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi:
"Bu tür dengeli ilişkiler, Mısır'ı siyasi durumu çözebilecek ve uzlaşmacı çözümler sunabilecek ciddi bir arabulucudan yoksun olan birçok sıcak konuda kabul edilebilir bölgesel bir arabulucu rolüne yeniden taşıyabilir."

Independent Türkçe



İsrail ve Suriye arasındaki görüşmeler ABD'nin arabuluculuğunda Paris'te yeniden başlıyor

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, geçen salı günü Florida, Palm Beach'te gerçekleştirdikleri beşinci görüşmeleri kapsamında ortak basın toplantısı düzenlediler (Arşiv-Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, geçen salı günü Florida, Palm Beach'te gerçekleştirdikleri beşinci görüşmeleri kapsamında ortak basın toplantısı düzenlediler (Arşiv-Reuters)
TT

İsrail ve Suriye arasındaki görüşmeler ABD'nin arabuluculuğunda Paris'te yeniden başlıyor

ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, geçen salı günü Florida, Palm Beach'te gerçekleştirdikleri beşinci görüşmeleri kapsamında ortak basın toplantısı düzenlediler (Arşiv-Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, geçen salı günü Florida, Palm Beach'te gerçekleştirdikleri beşinci görüşmeleri kapsamında ortak basın toplantısı düzenlediler (Arşiv-Reuters)

Axios'a konuşan bir İsrailli yetkili ve başka bir bilgili kaynağa göre üst düzey Suriyeli ve İsrailli yetkililer bugün Paris'te bir araya gelerek yeni bir güvenlik anlaşması için müzakereleri yeniden başlatacaklar.

Bu çabalar, yeni müzakere turunda arabuluculuk yapacak olan Başkan Trump'ın Suriye özel temsilcisi Tom Barrack tarafından yönetiliyor. Toplantılar, Suriye'nin güneyinde silahsızlanma ve Esed rejiminin düşüşünden sonra İsrail'in işgal ettiği Suriye bölgelerinden çekilmesini içeren bir güvenlik anlaşmasına varılmasını amaçlıyor.

 Eş-Şeybani (sağda) ve ABD elçisi Tom Barrack, geçen temmuz ayında Paris'te Fransız Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot ile birlikte (SANA)Eş-Şeybani (sağda) ve ABD elçisi Tom Barrack, geçen temmuz ayında Paris'te Fransız Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot ile birlikte (SANA)

Görüşmelerin iki gün sürmesi bekleniyor ve Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani, yeni bir İsrail müzakereci grubuyla görüşmelere katılacak.

Bu, yaklaşık iki ay sonra yapılacak beşinci tur görüşmeler olacak. Şarku’l Avsat’ın Axios'tan aktardığına göre bu haberin önemi, Trump yönetiminin hem İsrail'e hem de Suriye'ye, sınırlarındaki güvenlik durumunu istikrara kavuşturacak ve gelecekte diplomatik ilişkilerin normalleşmesi yolunda ilk adım olabilecek bir anlaşmaya varmaları için baskı uygulamasında yatıyor.

Kaynağa göre Trump, Netanyahu'dan görüşmeleri yeniden başlatmasını ve mümkün olan en kısa sürede bir anlaşmaya varmak için ciddi müzakereler yürütmesini istedi. Üst düzey bir İsrailli yetkiliye göre Netanyahu bunu kabul etti, ancak herhangi bir anlaşmanın İsrail'in kırmızı çizgilerine uyması gerektiğini vurguladı.

 İsrail Stratejik İşler Bakanı Ron Dermer (Getty)İsrail Stratejik İşler Bakanı Ron Dermer (Getty)

İki taraf arasındaki büyük anlaşmazlıklar ve İsrail'in baş müzakerecisi Ron Dermer'in istifası nedeniyle görüşmeler çıkmaza girmişti.

Amerikan internet sitesi, Netanyahu'nun Paris'teki toplantı öncesinde, yakın arkadaşlarından biri olan İsrail'in Washington Büyükelçisi Yechiel Leiter'ın başkanlığında yeni bir müzakere ekibi atadığını bildirdi. Netanyahu'nun askeri danışmanı, Mossad başkanlığı adayı General Roman Gofman ve Netanyahu'nun ulusal güvenlik danışmanı Gil Reich'ın da toplantıya katılması bekleniyor.

İsrail'in Washington Büyükelçiliği konuyla ilgili yorum yapmaktan kaçındı.


Kuzey Darfur eyaletinde hastane ve pazarda bombalı saldırı sonucu en az 64 kişi öldü

30 Aralık 2025'te Hartum'un kuzeyindeki bir kampta savaştan kaçan Sudanlılar insani yardım almak için bekliyor (AFP)
30 Aralık 2025'te Hartum'un kuzeyindeki bir kampta savaştan kaçan Sudanlılar insani yardım almak için bekliyor (AFP)
TT

Kuzey Darfur eyaletinde hastane ve pazarda bombalı saldırı sonucu en az 64 kişi öldü

30 Aralık 2025'te Hartum'un kuzeyindeki bir kampta savaştan kaçan Sudanlılar insani yardım almak için bekliyor (AFP)
30 Aralık 2025'te Hartum'un kuzeyindeki bir kampta savaştan kaçan Sudanlılar insani yardım almak için bekliyor (AFP)

Çeşitli kaynaklar, cumartesi günü Kuzey Darfur eyaletinin Zerk ve Ghurair bölgelerinde bir hastane ve bir pazarı hedef alan bombalı saldırıda 64'ten fazla sivilin öldürüldüğünü doğrularken, Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) dün Sudan ordusunu saldırının arkasında olmakla suçladı ve saldırının bir insansız hava aracı (İHA) tarafından gerçekleştirildiğini söyledi. Sivil koalisyon Sumud, el-Zerk Hastanesi ve Ghurair pazarının bombalanmasını kınadı ve bağımsız bir soruşturma yapılması çağrısında bulunarak, acil insani ateşkes çağrısını yineledi.

Öte yandan, Sudan Elektrik Şirketi, Kuzey Kordofan Eyaleti'nin başkenti el Ubeyd'deki termik santralin dün sabah erken saatlerde İHA’larla saldırıya uğradığını, yangın çıktığını ve elektrik kesintisine yol açtığını doğruladı. Görgü tanıkları, HDK’ne ait İHA’ların, termik santralin yanı sıra el Ubeyd'deki el Emel Hastanesi ve el Ubeyd Uluslararası Havalimanı da dahil olmak üzere diğer yerleri de hedef aldığını ve santralin binalarında yangın çıktığını belirtti. Sivil Savunma güçleri yangına müdahale etti.


Güney Yemen’de siyasi bileşenler Riyad Konferansı’na olumlu yaklaşıyor

“Vatan Kalkanı” güçleri, “Geçiş Konseyi” unsurlarını kamplardan çıkarmalarının ardından Hadramut’ta konuşlandı (Reuters)
“Vatan Kalkanı” güçleri, “Geçiş Konseyi” unsurlarını kamplardan çıkarmalarının ardından Hadramut’ta konuşlandı (Reuters)
TT

Güney Yemen’de siyasi bileşenler Riyad Konferansı’na olumlu yaklaşıyor

“Vatan Kalkanı” güçleri, “Geçiş Konseyi” unsurlarını kamplardan çıkarmalarının ardından Hadramut’ta konuşlandı (Reuters)
“Vatan Kalkanı” güçleri, “Geçiş Konseyi” unsurlarını kamplardan çıkarmalarının ardından Hadramut’ta konuşlandı (Reuters)

Yemen’de güneyli siyasi çevreler, gerek liderlik düzeyinde gerekse yapı ve kurumlar bazında, Suudi Arabistan’ın Başkent Riyad’da kapsamlı bir Güney Konferansı düzenlenmesi çağrısına olumlu yanıt verdi. Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad Muhammed el-Alimi’nin talebiyle gündeme gelen konferansın, Güney ve Doğu Yemen vilayetlerinin iradesini yok saymadan, tek taraflılığa kapı aralamadan Güney meselesine yönelik yol haritasını belirlemesi hedefleniyor.

Söz konusu uzlaşının; Hadramut, el-Mahra, Abyan, Lahic, Şebve ve Sokotra’daki yerel yönetimleri, önde gelen güneyli siyasi isimleri, danışma organlarını ve etkin bileşenleri kapsadığı; Güney Geçiş Konseyi’nin (GGK) de sürece dahil olduğu belirtildi. Girişimin Körfez, Arap ve uluslararası düzeyde destek gördüğü kaydedildi.

Suudi Arabistan’ın çağrısı ve buna eşlik eden resmî, halk ve uluslararası düzeydeki memnuniyetin; güney diyaloğunu kapsayıcılık temelinde yeniden düzenlemeye, dışlayıcı yaklaşımları aşmaya ve Güney meselesini adil bir çerçevede ele alacak ulusal-bölgesel bir zemine oturtmaya yönelik kritik bir adım olarak değerlendirildiği ifade edildi.

zx
Güney Geçiş Konseyi’nin, Hadramut ve el-Mehra’da tek taraflı askeri adımlar atarak sahadaki gerilimi tırmandırdı. (AP)

Bu çerçevede Başkanlık Konseyi Üyesi Dr. Abdullah el-Alimi, Suudi tutuma duyduğu derin takdiri dile getirerek, başta Güney Geçiş Konseyi olmak üzere tüm güneyli bileşenleri, Güney’in çıkarlarını her türlü mülahazanın üzerinde tutan kapsayıcı bir diyaloğa yapıcı biçimde katılmaya çağırdı. El-Alimi, ciddi bir diyaloğun görüşleri yakınlaştırmanın, ortaklık esaslı çözümler üretmenin, halk iradesine saygı göstermenin ve güney saflarındaki birliği güçlendirmenin tek yolu olduğunu vurguladı.

Yemen Şura Meclisi Başkanı Ahmed bin Değir ise Riyad Konferansı’nın önemine dair en net değerlendirmelerden birini yaptı. Bin Değir, güney diyaloğunun Güney meselesini yeniden sahiplerine iade edeceğini, güney vilayetleri arasında derinleşen ve istikrarsızlığa yol açan fitne ve gerilimlerin önünü keseceğini söyledi. Konferansın; iktidar, kaynak paylaşımı ve siyasi sistemin geleceğine ilişkin sorunların, Ulusal Diyalog Konferansı çıktıları, Riyad Anlaşması ve yetki devri bildirisi gibi açık referanslar çerçevesinde ele alınması için gerçekçi bir giriş kapısı oluşturduğunu belirtti.

Yerel yönetimlerden destek

Suudi çağrısına yerel yönetimlerden de art arda destek açıklamaları geldi. Lahic Valiliği, Riyad’da kapsayıcı bir Güney Konferansı’na ev sahipliği yapılmasını, “Güney halkının davalarının adaletini koruma yolunda doğru yönde ilerlediğinin göstergesi olan olumlu bir adım” olarak niteledi. Lahic Valisi Ahmed Türki, resmî açıklamasında yerel yönetimin meşru siyasi liderlik ve meşruiyeti destekleyen koalisyonun yanında durduğunu, devlet kurumlarının korunmasının güvenlik ve istikrarın temel dayanağı olduğunu vurguladı.

Tarihsel ve siyasi ağırlığıyla Hadramut da sürece güçlü destek verdi. Hadramut Valisi Salim el-Hanbeşi, Suudi Arabistan’ın çağrıya yanıtının Yemen ile stratejik ilişkilerin derinliğini ve siyasi diyalog yoluyla ihtilafları aşma iradesini yansıttığını belirterek, Hadramut’un güney saflarını birleştiren her türlü çabanın dayanağı ve istikrarın temel unsuru olmaya devam edeceğini söyledi.

El-Mehra Valisi Muhammed Ali Yasir ise vilayetinin Riyad Konferansı’na tam destek verdiğini, kapsamlı diyaloğun çatışmayı sona erdirmenin ve birlik ile güvenliği güçlendiren adil ve kalıcı bir barışa ulaşmanın en doğru yolu olduğunu ifade etti. Abyan Valisi Ebu Bekir Hüseyin Salim de konferansın, Güney meselesinin ulusal bir çerçevede, dışlama ve tekelleşmeye izin vermeden ele alınması açısından önemli bir adım olduğunu kaydetti.

yfrgty
Aden’de, Yemen’den ayrılma çağrılarıyla bilinen Güney Geçiş Konseyi’nin destekçileri arasında yer alan bir kişi (AFP)

Gözlemciler, bu geniş coğrafi mutabakatın güney sahnesini yeniden şekillendirdiğini; vilayetlerin seslerinin görmezden gelinmesinin ya da Güney’in tek bir yapı veya tek sesli bir söylemle sınırlandırılmasının artık zorlaştığını belirtiyor.

Şartlı memnuniyet

Güney Geçiş Konseyi, Suudi çağrıyı diyaloğu esas alan yaklaşımıyla uyumlu bularak memnuniyetini açıkladı. Ancak bu tutum; “Güney halkının iradesinin” vurgulanması, uluslararası garantiler, net bir takvim ve nihai aşama olarak halk oylaması gibi siyasi şartlarla birlikte dile getirildi.

Gözlemcilere göre, GGK’nin bu şartları konumunu koruma çabası olarak görülse de, yıllar süren tek taraflı yaklaşımların ardından kapsayıcı bir müzakere masasına oturmayı kabul etmesi; Güney meselesinin herhangi bir bileşenden daha geniş olduğunun ve bölgesel-uluslararası koşulların tek taraflı süreçlere artık izin vermediğinin bir göstergesi.

Suudi davetin, Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi’nin talebi üzerine geldiği; daha önce GGK’nin bazı adımlarını reddeden ve bunların Güney meselesinin özüne zarar verdiğini, dış ajandalara hizmet ettiğini savunan güneyli bileşenler ve siyasi isimlerden gelen çağrıların bu süreci güçlendirdiği belirtildi. Bu durumun, yaklaşan konferansın meşruiyetini ve olası sonuçlarını pekiştirdiği ifade edildi.

Öte yandan Yemen Dışişleri Bakanlığı ile İstişare ve Uzlaşı Heyeti, Suudi rolünün güney diyaloğu için bir “emniyet supabı” oluşturduğunu vurgulayarak, Riyad’ın taraf değil, tarafsız bir kolaylaştırıcı olarak zemini hazırladığını ve diyaloğun yeni çatışmalara sürüklenmesini engellemeyi amaçladığını kaydetti. Körfez, Arap ve İslam dünyasından gelen destekle girişimin uluslararası bir boyut kazandığı; Güney meselesine ilişkin herhangi bir çözümün Yemen’de kapsamlı siyasi çözümün parçası olması gerektiği vurgulandı.