Lavrov ve Abdullahiyan, ‘nükleer’ anlaşmayı canlandırma fırsatlarını tartışacak

İranlı uzmanlar, Riyad-Tahran anlaşmasının müzakerelerin tamamlanmasında olumlu bir etkisi olacağı görüşündeler

Geçen ağustos ayında Moskova'da yapılan görüşmelerde Lavrov ve Abdullahiyan (Rusya Dışişleri Bakanlığı)
Geçen ağustos ayında Moskova'da yapılan görüşmelerde Lavrov ve Abdullahiyan (Rusya Dışişleri Bakanlığı)
TT

Lavrov ve Abdullahiyan, ‘nükleer’ anlaşmayı canlandırma fırsatlarını tartışacak

Geçen ağustos ayında Moskova'da yapılan görüşmelerde Lavrov ve Abdullahiyan (Rusya Dışişleri Bakanlığı)
Geçen ağustos ayında Moskova'da yapılan görüşmelerde Lavrov ve Abdullahiyan (Rusya Dışişleri Bakanlığı)

İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan, Rus mevkidaşı Sergey Lavrov ile nükleer anlaşmanın yeniden canlandırılması konusundaki pürüzlü yol hakkında iki ülkenin koordinasyonunun hakim olduğu çok sayıda mevzu ile alakalı görüşmeler yapmak üzere bugün Moskova'yı ziyaret edecek.
Şarku’l Avsat’ın İran haber ajanslarından aktardığına göre İran'ın Moskova Büyükelçisi Kazım Celali, Abdullahiyan’ın, İran ve Rusya liderleri arasında imzalanan anlaşmaları, bununla ilgili komitelerdeki gidişatı, bölgesel gelişmelere ilişkin diyaloğu ve Uluslararası Kuzey-Güney Ulaştırma Koridoru’ndaki (INSTC) son durumu takip edeceğini açıkladı.
Abdullahiyan yakında Moskova'ya gideceğini açıklamıştı. Pazartesi günü Twitter'da yaptığı paylaşımda ‘dengeli dış politika ve aktif diplomasinin doğru yolda olduğunu’ yazmıştı.
Abdullahiyan'ın açıklamasından dört gün önce, Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova haftalık basın açıklamasında gazetecilere verdiği demeçte, Lavrov'un çarşamba günü İranlı mevkidaşı ile Kapsamlı Ortak Eylem Planı'na (KOEP / nükleer anlaşma) ilişkin durum da dahil olmak üzere güncel uluslararası meseleler hakkında istişarelerde bulunacağını duyurmuştu. Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü'ne göre, iki bakanın Riyad ile Tahran arasındaki diplomatik ilişkileri yeniden tesis etme anlaşması ışığında bölgesel durumu görüşmesi bekleniyor.
Bu sırada, Abdullahiyan'ın Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan ile Ramazan ayının sonlarında iki ülke arasındaki büyükelçilik ve konsoloslukların yeniden açılmasına hazırlık olarak bir görüşme gerçekleştireceği konuşuluyor.
Abdullahiyan, gerek mevcut hükümetin nükleer müzakerelere yaklaşımını eleştirenler gerek İran diplomatik aygıtına liderlik etme niteliklerini sorgulayanlar arasında olsun, bugünlerde artan bir baskıyla karşı karşıya. Nitekim İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Şemhani, İran-Suudi Arabistan anlaşması ve hem Abu Dabi hem de Bağdat ziyaretinin ardından dikkatleri üzerine çekmişti. Söz konusu ziyaretlerin ardından İran Dış İlişkiler Stratejik Konseyi Başkanı Kemal Harrazi, Şam ve Lübnan'a gitmişti.
Hem Abdullahiyan hem Şemhani hem de Harazi, dış politikada koordinasyon olduğunu vurgulayarak İran birimleri arasında bölünme olduğu yönündeki iddiaları reddetmeye çalıştı.
İran’ın resmi haber ajanslarına göre Abdullahiyan, Moskova ziyareti arifesinde dün yaptığı basın açıklamasında bazı mesajlar gönderdi. Nükleer anlaşmayla ilgili olarak Abdullahiyan, nükleer müzakere kapılarının her zaman ‘açık kalmayacağı’ konusunda uyarıda bulunarak İran parlamentosunun nükleer müzakereler için bir çıta belirlemek üzere tartışmayı planladığı bir tasarıdan bahsetti.
Bununla birlikte, Abdullahiyan Tahran'ın Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) ile iş birliği yapmaya ‘bağlı’ olduğunu söyleyerek, UAEA tarafından yakın zamanda Fordo Nükleer Tesisi’nde bulunan yüzde 83,7 saflıkta uranyum parçacıklarına ilişkin soruşturma veya kayıt dışı üç bölgede bulunan uranyum izleri hakkındaki sıkıntılı soruşturmayla ilgili olarak UAEA Genel Direktörü Rafael Mariano Grossi ile varılan son anlaşmaya atıfta bulundu.
Abdullahiyan’ın sözlerinden, Tahran'ın Kasım 2020'de Parlamento tarafından onaylanan ve İran'ın 2015 nükleer anlaşmasını ihlal seviyesini yükseltmesine zemin hazırlayan tasarı kararı gibi nükleer programında daha fazla adım atmaya niyetinin olup olmadığı anlaşılmadı.
Ocak 2021'de İran, uranyum saflık derecesini yüzde 20'ye ve aynı yılın nisan ayında Natanz Nükleer Tesisi’nde yüzde 60'a kadar çıkarmıştı. Tahran, geçen yıl sıkı bir şekilde korunan yer altındaki Fordo Nükleer Tesisi’nde de benzer adımlar atmıştı.
Rusya'nın Birleşmiş Milletler (BM) Viyana Ofisi Nezdinde Daimi Temsilcisi Mikhail Ulyanov iki gün önce yaptığı açıklamada, nükleer anlaşmayı yeniden canlandırma müzakerelerinin ‘hala çıkmazda olduğunu, ancak Batılı tarafların müzakerelerin öldüğünü duyurmaktan kaçındıklarını’ söyledi. Rus RİA Novosti Haber Ajansı’na verdiği demeçte Ulyanov, ‘müzakere sürecini tamamlama şansının çok az da olsa bugün hala olduğunu’ söyledi. Ulyanov ‘en başta ABD’nin nükleer anlaşma sürecinin yeniden başlatılmasına karşı çıktığını ve görüldüğü üzere nükleer anlaşmayı yeniden tesis etme konusundaki ilgilerini neredeyse kaybeden üç Avrupa ülkesi (Almanya, Fransa ve Birleşik Krallık) için de aynı şeyin geçerli olduğunu’ belirtti.
Ulyanov, şu anda müzakere masasında bulunan taslağın ‘kademeli olarak İran'ın nükleer anlaşma kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmeye geri dönmesini ve ABD yaptırımlarının kaldırılmasını öngördüğünü’ açıkladı. Önerilen taslağın Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell'in taslağı olmadığını söyleyerek, anlaşmaya katılan Almanya'nın yanı sıra BM Güvenlik Konseyi'nin beş daimi üyesi arasında ‘Viyana'da yapılan yoğun ve uzun müzakerelerin bir sonucu’ olduğunu vurguladı.
UAEA ile Tahran arasındaki son anlaşmaya da değinen Ulyanov, anlaşmanın uygulanmasının ‘nükleer anlaşmanın yeniden canlandırılması için daha uygun koşulların oluşmasını sağlayabileceğini, ancak bunun hakkında konuşmak için henüz çok erken’ olduğunu belirtti. ‘Nükleer müzakerelerin çıkmaza girdiğini ve bunun sorumlusunun İran olmadığını’ söyleyen Ulyanov “Batılı ülkeler şu anda nükleer anlaşmayı yeniden tesis etme müzakerelerini mümkün olan en kısa sürede sürdürmeye ve tamamlamaya hazır değil. Bu yüzden konu belirsizliğini koruyor ve ufukta ne olduğu tam net değil” dedi.
Bu arada İran İslami Şura Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu üyesi Milletvekili Şehriyar Haydari dün yaptığı açıklamada, “İran ile Suudi Arabistan arasındaki yanlış anlaşılmaların giderilmesi nükleer anlaşmaya varılmasını hızlandıracak” dedi. Camaran haber sitesinin aktardığına göre Haydari “Avrupalılar ve ABD’liler daha fazla ayrıcalık istiyor ve buna karşılık biz de kazan-kazan anlayışına ve şeffaflığa dayalı bir anlaşma istiyoruz” dedi. Haydari, herhangi bir ülkede nükleer anlaşma müzakerelerinin ‘daha pürüzsüz geçeceğini ve sonucun her iki tarafın da çıkarına olacağını’ söyledi.
Nameh News analiz sitesine göre Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu eski üyelerinden eski Milletvekili Ahmed Bahşayiş Erdistani, nükleer anlaşmanın en fazla altı ay içinde yeniden canlandırılmasını bekliyor. Eski Milletvekili Erdistani “Çin, Suudi Arabistan ve İran'dan petrol satın alıyor ve bölgede istikrara ihtiyacı var. Bu yüzden, Suudi Arabistan ile İran arasındaki sorunlar çözüldüğünde, nükleer anlaşmayı yeniden canlandırma yolunun büyük bir kısmında ilerleme kaydedileceği varsayılmalı (...) Nükleer anlaşmanın yeniden canlanması ekonomik anlamda bir nefeslenme alanı açacaktır. Hükümet ülkede işleri yoluna koyabilir” dedi.
Öte yandan Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Eski Başkanı Alaaddin Burucerdi, İttilaat gazetesine verdiği röportajda “Anlaşmayı yeniden canlandırmamak İran’a kıyasla ABD’lilere ve Batılılara daha çok zarar verir. Sürekli endişelerini dile getirenler ve İran'ın nükleer silah üretme aşamasına geldiğini söyleyenler, asıl bu türden endişeleri olması gerekenlerdir. Geçmişteki hatalarını telafi etmeleri gerekiyor ki, nükleer anlaşma daha hızlı bir şekilde yeniden canlandırılabilsin” dedi.
İran Ticaret Odası Başkanlık Kurulu üyesi Kivan Kaşifi, ‘bölgesel gerilimi azaltmanın ve nükleer anlaşmayı canlandırmanın İran ekonomisini canlandırmanın iki önemli ön koşulu olduğunu’ söyledi. Devlete bağlı İranlı Öğrenciler Haber Ajansı'na (ISNA) göre Kaşifi, “Son haftalarda, uluslararası ilişkilerin çeşitli düzeylerinde gerilimi azaltmak için çabalar verildiğini gördük” dedi. ‘Bu dönemde atılan en önemli adımın Suudi Arabistan ile ilişkilerin yeniden tesis edilmesi olup, bunun diğer komşu ülkelere ve bölgeye genellenebileceğini’ vurgulayarak bu durumun ‘siyasi ve ekonomik olarak İran’ın çıkarına olacağını’ söyledi. Ayrıca çeşitli alanlarda diğer ülkelerle gerginliğin azaltılması çağrısında da bulundu.
Kaşifi “Nükleer anlaşmanın yeniden canlandırılması ve İran ekonomisi üzerindeki yaptırımların kaldırılması, dünyanın çeşitli ülkeleriyle ekonomik anlaşmalar yapmaya çalıştığımız mesajını verecektir. Bu da İran ekonomisi için umutların yeşermesi demek” dedi.
Nükleer anlaşmanın yanı sıra, özellikle Batı'nın Rus ordusunun Ukrayna savaşında İran insansız hava araçlarını (İHA) kullanmasına yönelik eleştirilerinin ardından, İran ile Rusya arasındaki askeri iş birliği olasılıklarının tartışılması bekleniyor.
Tahran, Su-35 savaş uçağı almaya çalışıyor. Bu ayın başlarında İran'ın BM Daimi Temsilciliği, Tahran'ın Su-35 savaş uçaklarını satın almak için bir sözleşme imzaladığını duyurmuştu. ABD Ulusal Güvenlik Konseyi Sözcüsü John Kirby'nin açıkladığına göre kasım ayında İranlı pilotların savaş uçaklarını kullanma konusunda eğitim aldıklarına ilişkin istihbarat değerlendirmelerine rağmen, Rusya İran'ın iddiaları hakkında herhangi bir yorumda bulunmadı.
Geçen aralık ayında İsrail medyası, Batılı istihbarat yetkililerinin Rusya'nın İran'a Su-35 savaş uçakları tedarik etmeye hazırlandığını söylediklerini aktarmıştı. İsrail’in Kanal 12 televizyonu, İranlı pilotların savaş uçaklarını kullanmak için eğitildiğini bildirmişti.
İranlı milletvekilleri tarafından, savaş uçaklarının bu mart ayından önce geldiğine dair yapılan açıklamalara rağmen, şu ana kadar İran'ın bu uçakları teslim aldığına dair herhangi bir belirti ortaya çıkmadı. ABD'nin Ortadoğu'daki güçlerini denetleyen Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın (CENTCOM) Komutanı General Michael Erik Kurilla, dün Senato Silahlı Hizmetler Komitesi’nde verdiği ifadede İran'a Su-35 savaş uçaklarının tedarik edilmesiyle ilgili bir soruya yanıt olarak, “Bu yıl içerisinde herhangi bir zamanda bunun olacağını düşünüyoruz” dedi.



İsrail, Hristiyan sembollerine hakaret etmesinin ardından imajını düzeltmek için bir Arap diplomat atadı

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar (Arşiv-DPA)
İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar (Arşiv-DPA)
TT

İsrail, Hristiyan sembollerine hakaret etmesinin ardından imajını düzeltmek için bir Arap diplomat atadı

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar (Arşiv-DPA)
İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar (Arşiv-DPA)

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar, Arap diplomat George Deek’i “Hristiyan dünyaya özel temsilci” olarak atama kararı aldı. Saar, bu adımın “İsrail’in dünya genelindeki Hristiyan topluluklarla ilişkilerini derinleştirmeyi” amaçladığını belirtirken, söz konusu kararın, Hristiyan dini sembollere yönelik artan saldırılar nedeniyle zedelenen ülke imajını düzeltmeye yönelik olduğu değerlendiriliyor.

Son olarak Lübnan’ın güneyindeki Dibl köyünde bir Hristiyan heykelinin tahrip edilmesi uluslararası tepkilere yol açmıştı. Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Barış Gücü (UNIFIL) bünyesinde görev yapan İtalyan birliğinin desteğiyle köydeki Hz. İsa heykeli yeniden dikildi.

Lübnan'ın güneyindeki Dibil kasabası, benzer bir heykelin İsrailli bir asker tarafından parçalanmasından günler sonra, Lübnan'daki Birleşmiş Milletler Geçici Gücü'nde (UNIFIL) görev yapan İtalyan taburunun yardımıyla İsa Mesih heykelini yeniden dikti (AP)Lübnan'ın güneyindeki Dibil kasabası, benzer bir heykelin İsrailli bir asker tarafından parçalanmasından günler sonra, Lübnan'daki Birleşmiş Milletler Geçici Gücü'nde (UNIFIL) görev yapan İtalyan taburunun yardımıyla İsa Mesih heykelini yeniden dikti (AP)

Tel Aviv’deki siyasi kaynaklar, Kudüs’te Paskalya yürüyüşünün yasaklanmasının ardından Hristiyan dünyasında İsrail’e yönelik öfke ve kınamanın zirveye ulaştığını belirtti. Vatikan ise Kudüs’te Müslüman ve Hristiyan Filistinlilerin ibadet özgürlüğünün kısıtlandığını ifade ederek, din adamlarına ve rahibelere yönelik hakaretler, Batı Şeria’daki Tayibe kentinde bir kiliseyi yakma girişimi, çeşitli kilise ve mezarlıklarda tahribat ile Gazze’de üç kilisenin yıkılmasına dikkat çekti.

İsrail’in Lübnan’ın güneyine yönelik operasyonları sırasında da yerel halk benzer saldırılardan şikâyet etti. Geçtiğimiz hafta Dibl köyünde bir İsrail askerinin bir heykelin başını çekiçle kırdığı anlara ait görüntüler sosyal medyada geniş yankı uyandırdı.

Başlangıçta sorumluluğu reddeden İsrail ordusu, askerlerin görüntüleri paylaşması ve övünmesi üzerine geri adım atmak zorunda kaldı. Sosyal medyada yaklaşık 10 milyon kişi tarafından izlenen görüntüler, küresel ölçekte tepki çekti. Pek çok kullanıcı, İsrailli yetkililerin “Hristiyanların ibadet özgürlüğüne sahip olduğu tek ülke” yönündeki açıklamalarıyla alay ederek, Hristiyan kutsallarına ve din adamlarına yönelik saldırıların yanı sıra Mescid-i Aksa’daki olaylara ait görüntüler paylaştı.

İsrail ordusu olayda sorumluluğu kabul ederken, Başbakan Binyamin Netanyahu ile Dışişleri Bakanı Saar kamuoyundan özür diledi ve sorumluların cezalandırılacağını açıkladı. Ordu, heykeli tahrip eden asker ile görüntüleri kaydedip paylaşan askerin yakalandığını, bir ay hapis cezasına çarptırıldıklarını ve ordudan ihraç edildiklerini bildirdi.

Olay sırasında müdahale etmeyen sekiz asker de cezalandırıldı. Ordu ayrıca heykelin yeniden inşa edilmesini sağladı ve kırılan haçın yerine yeni bir haç yerleştirdi. Ancak İsrail’de yayımlanan Maariv gazetesi, Dibl sakinlerinin bu tür bir saldırıyı affetmeyi reddettiğini yazdı.

Lübnan toprakları içinde bir İsrail askeri aracı (Reuters)Lübnan toprakları içinde bir İsrail askeri aracı (Reuters)

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre George Deek, 1948 Filistinlilerinden olup Yafa’da yaşamaktadır. Yaklaşık 18 yıldır İsrail diplomasi teşkilatında görev yapan Deek, son olarak İsrail’in Azerbaycan Büyükelçisi olarak görev yapmış ve bu unvanla ilk Arap Hristiyan büyükelçi olmuştur.


Washington’ın Bağdat üzerindeki baskısı ‘milis liderlerinin tutuklanmasına zemin hazırlıyor’

Bağdat’taki ABD Büyükelçiliği yakınlarında bir Irak zırhlı aracı (AFP)
Bağdat’taki ABD Büyükelçiliği yakınlarında bir Irak zırhlı aracı (AFP)
TT

Washington’ın Bağdat üzerindeki baskısı ‘milis liderlerinin tutuklanmasına zemin hazırlıyor’

Bağdat’taki ABD Büyükelçiliği yakınlarında bir Irak zırhlı aracı (AFP)
Bağdat’taki ABD Büyükelçiliği yakınlarında bir Irak zırhlı aracı (AFP)

ABD’nin Irak üzerindeki baskısı, yeni hükümetin kurulma sürecindeki tıkanmayla eş zamanlı olarak artıyor. Konuya yakın kaynaklar, Washington’ın silahlı milisler dosyası üzerinden gelecek yönetimi erken bir sınavla karşı karşıya bırakabilecek ‘daha sert’ talepler için zemin hazırladığını belirtiyor.

Kaynaklar Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, bazı silahlı grup liderlerine önde gelen isimler hakkında bilgi vermeleri karşılığında mali ödüller teklif edilmesinin ‘yalnızca geleneksel bir istihbarat yöntemi olmadığını, aynı zamanda sonraki aşamada yeni hükümetten bu liderlerin tutuklanmasının talep edilebileceği bir sürecin hazırlığı’ olduğunu ifade etti. Bu taleplerin, ABD ile güvenlik iş birliğinin sürdürülmesine bağlanabileceği kaydedildi.

Aynı kaynaklara göre, şu aşamada Ketaib Hizbullah lideri Ahmed el-Hamidavi ile Seyyid eş-Şuheda Tugayları lideri Ebu Ala el-Velai’yi de kapsayan bu talepler, hedef alınan isimlerin siyasi ve askeri yapı içindeki hassas konumları nedeniyle herhangi bir yeni hükümet için ‘en zorlu sınavlardan biri’ olarak değerlendiriliyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından Irak’taki Ketaib Hizbullah lideri Ahmed el-Hamidavi hakkında bilgi verenlere ödül verileceği duyurusuABD Dışişleri Bakanlığı tarafından Irak’taki Ketaib Hizbullah lideri Ahmed el-Hamidavi hakkında bilgi verenlere ödül verileceği duyurusu

Gözlemciler, bu yönelimin ABD’nin stratejisinde ‘çevreleme’ politikasından Bağdat ile yeni angajman kuralları dayatma girişimine doğru bir değişimi yansıttığını belirtiyor. Özellikle Washington ile Tahran arasındaki gerilimle bağlantılı bölgesel tansiyonun artması, çoğu zaman Irak sahasında silahlı gruplar üzerinden etkisini gösteriyor.

Bu çerçevede üst düzey bir güvenlik yetkilisi, ABD’nin Bağdat’ta düzenlenmesi planlanan uluslararası koalisyonun teknik toplantısını iptal ettiğini ve mevcut hükümetle rutin dışı tüm iletişim kanallarını, yeni hükümetin şeklinin netleşmesini bekleyerek askıya aldığını bildirdi.

Öte yandan Amerikan basınında daha önce yer alan haberlerde, Washington’ın Irak petrol gelirlerinden yaklaşık 500 milyon dolar değerindeki bir mali transferin Bağdat’a ulaştırılmasını engellemiş olabileceği öne sürülmüştü. Bu adımın, Irak hükümetinin İran’a yakın grupları dağıtma yönündeki çabalarında yaşanan tıkanmayla bağlantılı olduğu ifade ediliyor.

Kaynaklara göre ABD, başbakanlık için belirli bir adayı desteklemiyor; ancak daha geniş kapsamlı siyasi ve güvenlik iş birliğini, silahlı milislerin etkisini sınırlamaya yönelik ‘somut ve ciddi’ adımların atılması şartına bağlıyor.

Özel düzenlemeler

Bu mesajlar, derinleşen iç siyasi krizle de örtüşüyor. Şii siyasi güçler, hükümeti kurmak için öngörülen anayasal süreleri uzlaşı sağlayamadan tüketirken, bu durum ülkeyi karmaşık senaryolarla karşı karşıya bırakıyor. Bu senaryolar arasında istisnai düzenlemelere başvurulması ya da mevcut geçici hükümetin daha uzun süre görevde kalması ihtimali yer alıyor. Ancak bu seçenek, Muhammed Şiya es-Sudani’nin muhalifleri tarafından reddediliyor.

Son günlerde Koordinasyon Çerçevesi toplantılarında da belirgin bir gerilim yaşandı. Özellikle Nuri el-Maliki ile Sudani arasındaki anlaşmazlık dikkat çekerken, taraflar başbakanlık için bir aday üzerinde uzlaşmaya varamadı. Siyasi kaynaklara göre, ihtilaflar artık yalnızca isimlerle sınırlı değil; aynı zamanda seçim mekanizması ve kurulacak hükümetin yapısı konusunda da derinleşmiş durumda. Taraflardan bazıları kapsamlı bir uzlaşıdan yana tavır alırken, diğerleri sürecin oylama yoluyla sonuçlandırılmasını savunuyor.

24 Nisan 2026 tarihinde Bağdat’ta düzenlenen Koordinasyon Çerçevesi toplantısından (X)24 Nisan 2026 tarihinde Bağdat’ta düzenlenen Koordinasyon Çerçevesi toplantısından (X)

Müzakereler sırasında Haydar el-İbadi, Adnan ez-Zurfi ve Muhammed Sahib ed-Deraci gibi isimler gündeme gelirken, özellikle ABD ile İran arasındaki dengelerin gözetilmesi ihtiyacı çerçevesinde, iç ve dış kabul görebilecek ‘uzlaşı adayları’ üzerinde de duruluyor.

Analistler, ABD’nin baskısının başbakan seçimi sürecini dolaylı biçimde etkileyebileceğini belirtiyor. Bu çerçevede bazı siyasi aktörlerin, söz konusu taleplerle başa çıkabilecek ve geniş siyasi ile askeri nüfuza sahip silahlı gruplarla iç çatışmaya sürüklenmeden süreci yönetebilecek bir ismi desteklemeye yönelebileceği ifade ediliyor.

Buna karşılık Koordinasyon Çerçevesi içindeki bazı gruplar, ABD’nin şartlarına tam uyum sağlanmasının iktidar ittifakının dağılmasına ya da iç gerilimlerin tırmanmasına yol açabileceği uyarısında bulunuyor. Özellikle alınacak adımların büyük siyasi güçlere yakın liderleri hedef alması halinde bu riskin artabileceği dile getiriliyor.

Siyasi tıkanıklığın sürmesiyle birlikte, yeni hükümetin önünde karmaşık bir denge arayışı bulunuyor. Artan uluslararası baskılarla başa çıkma zorunluluğu ile iç siyasi bütünlüğün korunması ihtiyacı arasında kurulacak denge, bölgesel gerilimlerin yoğun olduğu bir ortamda Irak’ı karşıt çıkarların kesiştiği bir alan haline getiriyor.


Irak Kürdistanı İHA ve füzelerden kaynaklanan ölüm sayısını açıkladı

Irak Kürdistan Bölgesi'nin başkenti Erbil Kalesi'nin genel görünümü (Facebook)
Irak Kürdistan Bölgesi'nin başkenti Erbil Kalesi'nin genel görünümü (Facebook)
TT

Irak Kürdistanı İHA ve füzelerden kaynaklanan ölüm sayısını açıkladı

Irak Kürdistan Bölgesi'nin başkenti Erbil Kalesi'nin genel görünümü (Facebook)
Irak Kürdistan Bölgesi'nin başkenti Erbil Kalesi'nin genel görünümü (Facebook)

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) yetkilileri bugün yaptıkları açıklamada, yaklaşık iki ay boyunca bölgenin farklı noktalarını hedef alan yüzlerce insansız hava aracı (İHA) ve roket saldırısında 20 kişinin hayatını kaybettiğini, 123 kişinin yaralandığını bildirdi. Açıklamada, bölgesel gerilimlerin arttıığı bir dönemde saldırıların yoğunlaştığına dikkat çekildi.

Yetkililerin yayımladığı resmi verilere göre 28 Şubat’tan geçtiğimiz pazartesi gününe kadar toplam 809 saldırı gerçekleşti. Bunların 701’inin İHA’larla, 108’inin ise roketlerle düzenlendiği belirtildi.

Hayatını kaybedenlerin 10’unun Erbil’de, 3’er kişinin Süleymaniye ve Halepçe’de, 7 kişinin ise Soran bölgesinde olduğu ifade edildi. Saldırıların en yoğun yaşandığı yer 477 saldırıyla Erbil olurken, Süleymaniye ve Halepçe 235 saldırıyla ikinci sırada yer aldı. Duhok’ta 29, Soran’da ise 68 saldırı kaydedildi.

Açıklamada, saldırıların “asılsız gerekçelerle sivil alanları, vatandaşların mülklerini ve özel sektörü hedef aldığı” vurgulanarak, bölgedeki şehirlerin tarafsız kalmalarına rağmen ciddi can ve mal kaybı yaşadığı ifade edildi.

Kendisini “Irak’ta İslami Direniş” olarak adlandıran bir grup ise son dönemde neredeyse her gün yaptığı açıklamalarda, Erbil’de ABD güçlerinin bulunduğu noktalar başta olmak üzere petrol tesisleri, oteller ve çeşitli hedeflere İHA ve roketlerle düzenlenen saldırıların sorumluluğunu üstlendi.

7 Nisan 2026'da Kürdistan Bölgesi'ndeki Erbil'in kuzeyindeki bir köyde bir eve İHA isabet etmesi sonucu hayatını kaybeden Kürt ailenin üyeleri için düzenlenen cenaze töreninden (AFP)7 Nisan 2026'da Kürdistan Bölgesi'ndeki Erbil'in kuzeyindeki bir köyde bir eve İHA isabet etmesi sonucu hayatını kaybeden Kürt ailenin üyeleri için düzenlenen cenazede yas tututanlar (AFP)

Öte yandan, İranlı Kürt muhalif bir grup olan Kürdistan Özgürlük Partisi’nden bir yetkili, perşembe akşamı Erbil vilayetinde “İran Kürdistan Ulusal Ordusu”na ait bir merkezin üç İHA ile hedef alındığını açıkladı. Yetkili, saldırının saatler sürdüğünü ancak kayıplara ilişkin net bilgi bulunmadığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın yerel kaynaklardan aktardığına göre aynı gece ilerleyen saatlerde Erbil’e bağlı Baserma ve Xebat bölgelerine iki İHA düştü, olayda herhangi bir can kaybı ya da hasar meydana gelmedi.

IKBY Başkanlığı, daha önce Bölge Başkanı Neçirvan Barzani’nin İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirdiğini duyurmuştu. Görüşmede bölgedeki gelişmeler ele alınırken, taraflar gerilimin düşürülmesi ve istikrarın korunmasının önemine vurgu yaptı. Ayrıca İran, Irak ve IKBY arasındaki ilişkiler ile ortak konular da görüşüldü.

Arakçi’nin, Pakistanlı yetkililerle de benzer telefon görüşmeleri yaptığı, ancak görüşmelerin detaylarının paylaşılmadığı belirtildi.