Lavrov ve Abdullahiyan’ın görüşmelerinin ana gündemi: Nükleer anlaşma ve Batı’nın politikalarına karşı direnme

İki bakan Ukrayna ve bölgesel mevzuların yanı sıra ‘stratejik ortaklığı’ güçlendirme meselesini görüştüler.

Lavrov ve Abdullahiyan’ın dün Moskova'da düzenlediği basın toplantısından bir kare (Reuters)
Lavrov ve Abdullahiyan’ın dün Moskova'da düzenlediği basın toplantısından bir kare (Reuters)
TT

Lavrov ve Abdullahiyan’ın görüşmelerinin ana gündemi: Nükleer anlaşma ve Batı’nın politikalarına karşı direnme

Lavrov ve Abdullahiyan’ın dün Moskova'da düzenlediği basın toplantısından bir kare (Reuters)
Lavrov ve Abdullahiyan’ın dün Moskova'da düzenlediği basın toplantısından bir kare (Reuters)

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov dün İranlı mevkidaşı Hüseyin Emir Abdullahiyan’la görüşmesinde ikili, bölgesel ve uluslararası dosyaları birçok konuyu el aldı. İki ülke arasındaki ‘stratejik ortaklığın’ güçlendirilmesine yönelik tarafların çabaları çerçevesinde ortak iş birliği meseleleri ve Ukrayna’daki durumun yanı sıra, İran nükleer anlaşmasına ilişkin müzakerelerin yeniden başlatılması konusu görüşmelerde büyük bir yer kapladı. Moskova, Suudi Arabistan ile İran arasındaki ilişkileri normalleştirme çabalarını memnuniyetle karşıladı. Lavrov, bu yolun bölgesel atmosferi yumuşatmak ve askıda bekleyen sorunları çözüme kavuşturmada ilerleme kaydetmek adına önemli bir temel oluşturduğunu belirtti.
Görüşmenin başında Rus bakan, iki ülke ilişkilerinin niteliksel olarak yeni bir düzeye taşındığını söyleyerek ekonomik ticaret oranlarındaki artış ile iki ülke arasındaki enerji alanları ve büyük projelerdeki ortak çalışmaları övdü. Lavrov'a göre ikili, Filistin meselesi, Afganistan, Yemen, Güney Kafkasya ve Hazar Denizi'ndeki durumları ayrıntılı olarak ele aldı.

Rusya Çin’in rolünü olumlu karşılıyor
Lavrov, Ukrayna meselesine uzun bir şekilde değinerek ‘İran'ın çatışmayı çözmek için siyasi girişimlere ilgi gösterdiğini’ söyleyerek bu tutumuna övgüde bulundu. Öte yandan ‘ABD'nin uluslararası ilke ve yasaları ihlal etmeye devam ettiğine’ işaret ederek bu durumu şiddetle eleştirdi. Lavrov, Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’nü (NATO) sert bir şekilde hedef alarak çatışmaya taraf olmak ve ‘Ukrayna’nın yanında savaşmakla’ suçladı. Lavrov “NATO aslında Kiev rejiminin safında savaşıyor. Uzun süredir çatışmanın içine çekilen ve daha da derine sürüklenen NATO ülkelerinin yıkıcı çizgisine bir kez daha dikkat çektik” dedi.
Buna karşılık Abdullahiyan, ülkesinin Rusya'nın gösterdiği tavırları anladığını vurgulayarak ‘Batı’nın, Kiev’e silah sağlamaya devam ederek Ukrayna'daki durumu daha da karmaşıklaştırdığını’ savundu. Abdullahiyan “Aslında Batı'nın Ukrayna'yı farklı silahlarla donatıyor olmasının durumu karmaşıklaştırdığını düşünüyoruz. Biz her zaman bu meselenin siyasi yollardan çözülmesi gerektiğine inandık” dedi.
Görüşmenin sonunda yapılan basın toplantısında Lavrov, Pekin'in tutumlarını överek ülkesinin Çin'in Ukrayna anlaşmazlığını çözme girişimini desteklediğini söyledi. Lavrov “Ukrayna sorununu siyasi yollardan çözmeliyiz. Dolayısıyla Çin girişimini destekliyoruz” dedi. Rus bakan, ülkesinin ‘Çin ile güçlü ilişkileri olduğunu, ilişkilerinin iyi gittiğini ve Çin'in küresel güvenlikle ilgili girişimini desteklediklerini’ kaydetti. Ayrıca Tahran ile Riyad arasındaki ilişkilerin yeniden tesis edilmesine arabuluculuk ettiği için Çin'in çabalarına övgüde bulundu. Bu adımın, Yemen'de siyasi bir çözüm yolunun açılmasına, gergin bölgesel atmosferin durulmasına ve askıda bekleyen sorunların çözümüne yönelik arayışlara yardımcı olacağını savundu.
Öte yandan Abdullahiyan, Riyad ile ilişkilere değinerek “Suudi Arabistan ile İran arasındaki ilişkilerin ilerlemesi biraz zaman alıyor ve hala sorunlar var. Ancak bunlar müzakerelerin ilerlemesine engel olarak görülmüyor (...) Komşularımızla ilişkileri geliştirmek prensibimizin bir parçasıdır ve İran ile Suudi Arabistan arasındaki ilişkilerin normalleşmesi bu yönde atılmış bir adımdır” ifadelerini kullandı. Tahran’ın ‘Yemen'deki krizle ilgili devam eden müzakereleri memnuniyetle karşıladığını’ belirten Abdullahiyan, ‘barış getiren’ her türlü çabaya destek vermenin öneminin altını çizdi. Abdullahiyan iki ülke arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesini hızlandırmak için yakında Suudi mevkidaşı Prens Faysal bin Ferhan ile bir görüşme yapacağını doğruladı ve “Barışı sağlayacak her türlü öneriye sıcak bakıyoruz ve Yemen'deki krizle ilgili devam eden görüşmeleri memnuniyetle karşılıyoruz” diye ekledi.

ABD yaptırımlarına karşı
Lavrov, uluslararası meselelerde iki ülkenin tavırlarının örtüştüğüne dikkat çekerek, görüşmede ‘Batı'nın yapıcı olmayan politikasının kabul edilmeyeceğinin vurgulandığını ve Birleşmiş Milletler (BM) Dostlar Grubu'nun kurulmasına değinildiğini’ belirtti.
İkili ilişkiler konusunda Lavrov, ‘İran'ın Şangay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) üyeliğinin acilen tamamlanması’ gerektiğini vurguladı. İki tarafın ‘ilişkilerin yasal ve belgeli temelinin güçlendirilmesi konusunda anlaştığını ve iki ülke arasında bir önceki anlaşma yerine yeni bir anlaşmaya varmak için çalıştıklarını’ söyledi. Ayrıca, ‘ticari ilişkilerin ileri düzeyde gelişmesine özel önem verilmesi gerektiğine’ işaret etti.
İranlı bakan, ikili ilişkilerin gelişme düzeyine övgüde bulunarak iki ülkenin arasındaki yeni stratejik ortaklık anlaşmasına son dokunuşları yapmaya yakın olduğunu söyledi. Rus mevkidaşını anlaşmayı nihai haliyle imzalamak için yakında Tahran'ı ziyaret etmeye davet ettiğini duyurdu. Abdullahiyan İran'ın, gelecek zirvesi için ŞİÖ’ye 49 belge sunduğunu açıkladı.
Abdullahiyan ayrıca, Rusya ve İran’ın Uluslararası Kuzey-Güney Ulaştırma Koridoru (INSTC) projesini uygulamaya devam etme ve bununla ilgili tüm sorunları çözme konusunda mutabık kaldığına işaret etti. Abdullahiyan “Görüşmeler verimli geçti. Siyasi, güvenlik, ticaret, ekonomik ve diğer konulara değindik (...) Rusya ve İran arasında ortaklık bağlarının kurulmasında olumlu gelişmeler var. Belki bundan sonraki aşamada iki ülke yönetimleri ve kurumları arasında ortak bir uzlaşıya varabiliriz” dedi.
Lavrov, İran nükleer anlaşması konusu üzerinde de uzun uzadıya durarak “İran nükleer anlaşmasıyla ilgili BM kararının yeniden başlatılması çağrısında bulunuyoruz. Dünya ABD'nin taahhütlerine geri dönmesini bekliyor” dedi. Lavrov “Rusya ve İran, Kapsamlı Ortak Eylem Planı’nın (KOEP) alternatifi olmadığı ve anlaşmanın bir an önce uygulanması gerektiği konusunda ortak bir anlayışa sahipler” ifadelerini kullanarak ülkesinin ‘bu kararın tam olarak uygulanmasında ve buna engel olan eylemlere karşı çıkılmasında’ ısrar ettiğini söyledi. Lavrov ‘İran'a yönelik tüm yasadışı yaptırımların kaldırılması gerektiğini’ de özellikle vurguladı.
Abdullahiyan, Moskova'ya vardığında İran televizyonuna ‘nükleer müzakereler için pencerenin hala açık olduğunu ve nükleer anlaşma ve tarafların taahhütlerine geri dönmesinin toplantıların konuları arasında olduğunu’ söylemişti. İran Dışişleri Bakanı, ‘Rusya'nın yeni müzakere turunda etkin rol oynadığını ve Rusya'daki meslektaşlarının tarafları taahhütlerine döndürme yönünde çabalarını sürdürdüklerini’ belirtmişti.

Suriye ve Güney Kafkasya
Suriye mevzusunda Abdullahiyan, Washington'un Tahran'ı Fırat'ın doğusundaki ABD üslerini hedef almakla suçlamasını eleştirerek “Bu suçlamalar, herhangi bir delil ve belge olmadan bize yöneltilmiştir” dedi. Ankara ile Şam arasındaki ilişkileri yakınlaştırma meselesini görüşmek üzere Suriye, İran, Rusya ve Türkiye'nin önümüzdeki hafta dışişleri bakan yardımcıları düzeyinde bir toplantı gerçekleştireceğini duyurdu.
Abdullahiyan, “Moskova ve Tahran, Türkiye ve Suriye'nin pozisyonlarını birbirine yaklaştırmak için çaba harcıyor” dedi. Gelecek haftaki görüşmeden bir anlaşma çıkması halinde dışişleri bakanları düzeyinde benzer bir toplantı yapılacağını belirtti.
Ayrıca Lavrov ile yaptığı toplantıda Güney Kafkasya bölgesindeki durumu görüştüklerini belirterek “Güney Kafkasya'daki duruma odaklandık çünkü oradaki gerginliğin devam etmesi hiçbir tarafın çıkarına değil” dedi. Buna karşılık Lavrov, Azerbaycan ile İran arasındaki ‘sürtüşme’ durumuna bir an önce çözüm bulunmasını umduğunu dile getirdi.



Irak, İHA’ların DEAŞ militanlarının kaçmasına neden olabileceğinden endişe ediyor

Tutuklu DEAŞ üyelerinden bir grup (Arşiv-WAA)
Tutuklu DEAŞ üyelerinden bir grup (Arşiv-WAA)
TT

Irak, İHA’ların DEAŞ militanlarının kaçmasına neden olabileceğinden endişe ediyor

Tutuklu DEAŞ üyelerinden bir grup (Arşiv-WAA)
Tutuklu DEAŞ üyelerinden bir grup (Arşiv-WAA)

Irak Adalet Bakanlığı dün, Bağdat Havalimanı yakınlarındaki Ebu Gureyb Hapishanesi'nde tutulan DEAŞ üyelerinin, Amerikan danışmanlarının bulunduğu Victoria üssünün füze ve insansız hava araçlarıyla (İHA) hedef alınması sonucu kaçma olasılığı konusunda uyarıda bulundu.

Şarku’l Avsat'a konuşan bir güvenlik kaynağı, DEAŞ liderlerinin ve mahkumların her bombalamada "Allahu Ekber" diye bağırarak, tıpkı 2013'te olduğu gibi kaçmayı umduklarını açıkladı. Kaynak, "El-Zeytun" istasyonuna yapılan bombalı saldırının ardından cezaevinin elektriğinin kesildiğini de vurguladı.

Öte yandan, Irak Petrol Bakanlığı, Hürmüz Boğazı'nın kapanması ve güneyden yapılan petrol ihracatının tamamen durması nedeniyle Erbil'den, Türkiye'nin Ceyhan limanı üzerinden petrol ihracatına yeniden başlamasını istediğini doğruladı. Ancak Erbil bunu reddetti ve bakanlığın "ihracatla ilgisiz" olarak nitelendirdiği şartlar öne sürdü. Kürt bir yetkili, en önemli talepler arasında silahlı grupların bölgeye yönelik saldırılarının durdurulması ve Bağdat'ın bütçesini kısmasının ardından (2014-2018) bölgenin inşa ettiği boru hattıyla ilgili borçların ödenmesi için mali tazminat sağlanmasının yer aldığını belirtti.


Lübnan ile İsrail arasında “doğrudan müzakereler” olasılığı azaldı

Lübnan'ın güneyindeki uluslararası UNIFIL güçlerine ait bir araç, İsrail'in bombaladığı bir sağlık merkezinin önünden geçerken (AFP)
Lübnan'ın güneyindeki uluslararası UNIFIL güçlerine ait bir araç, İsrail'in bombaladığı bir sağlık merkezinin önünden geçerken (AFP)
TT

Lübnan ile İsrail arasında “doğrudan müzakereler” olasılığı azaldı

Lübnan'ın güneyindeki uluslararası UNIFIL güçlerine ait bir araç, İsrail'in bombaladığı bir sağlık merkezinin önünden geçerken (AFP)
Lübnan'ın güneyindeki uluslararası UNIFIL güçlerine ait bir araç, İsrail'in bombaladığı bir sağlık merkezinin önünden geçerken (AFP)

Lübnan ile İsrail arasında önümüzdeki çarşamba günü, Fransa tarafından sunulan ve bir ‘saldırmazlık anlaşmasına’ dönüşebileceği düşünülen plan çerçevesinde doğrudan müzakerelerin başlayabileceğine dair haberlerin gelmesine rağmen İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Sa'ar, önümüzdeki günlerde herhangi bir müzakere planlanmadığını açıkladı. Fransa Dışişleri Bakanlığı ise herhangi bir girişimleri olmadığını belirtti.

Tel Aviv'deki siyasi kaynaklar, Sa'ar'ın sözlerinin geleneksel bir manevra biçimi olduğunu belirterek Hizbullah, saldırılarını durdurmadan İsrail'in müzakerelere başlamayacağına işaret ettiler. İsrail basını, müzakerelerin Lübnan'ın İsrail'i tanıması karşılığında İsrail'in Lübnan topraklarının bütünlüğünü tanımasını içeren bir ‘siyasi bildiri’ üzerine yürütüleceğini, savaşın durdurulması ve İsrail'in kademeli çekilmesiyle başlayıp anlaşmanın imzalanmasıyla tam çekilmeye varacak şekilde düzenleneceğini ve önerinin Fransız hükümeti tarafından hazırlandığını bildirmişti.

Öte yandan Hizbullah, başkent Beyrut’un bazı bölgelerini güvenlik bölgelerine dönüştürerek bölge sakinlerine kendi şartlarını dayatıyor. Son olarak işyeri sahiplerine, okullara ve inşaat komitelerine güvenlik kameralarını tamamen kapatmalarını, internet bağlantısını kesmelerini ve hatta elektriklerini keserek kameraların tamamen çalışmaz hale getirilmesini emretti.

Hizbullah, bu talebin nedenlerini açıklamamış olsa da bu durum hem suç ve hırsızlıkların önlenmesi hem de Hizbullah üyelerinin yerleşim bölgelerine sızarak bu bölgeleri İsrail saldırılarına daha fazla maruz bırakması açısından birçok güvenlik endişesini beraberinde getirdi.


Hizbullah, Beyrut’un güvenlik zaaflarını ortaya çıkardı ve gözetleme kameralarının kaldırılması talimatı verdi

Bu ay içinde Beyrut’un Burc Hammud bölgesinde bir apartman dairesini hedef alan İsrail saldırısının izleri (Reuters)
Bu ay içinde Beyrut’un Burc Hammud bölgesinde bir apartman dairesini hedef alan İsrail saldırısının izleri (Reuters)
TT

Hizbullah, Beyrut’un güvenlik zaaflarını ortaya çıkardı ve gözetleme kameralarının kaldırılması talimatı verdi

Bu ay içinde Beyrut’un Burc Hammud bölgesinde bir apartman dairesini hedef alan İsrail saldırısının izleri (Reuters)
Bu ay içinde Beyrut’un Burc Hammud bölgesinde bir apartman dairesini hedef alan İsrail saldırısının izleri (Reuters)

Hizbullah, başkent Beyrut’un bazı bölgelerini güvenlik bölgelerine dönüştürdü ve bu alanlarda yaşayanlara kendi şartlarını dayatmaya başladı. Son olarak örgütün, Basta el-Fevka, Basta et-Tahta ve Nuveyri hattındaki mahallelerde, ayrıca bu bölgelerden Hendek el-Gamik ve el-Başura’ya kadar uzanan ara sokaklarda bulunan ticari işletmeler, okullar ve apartman yönetimlerine talimat gönderdiği bildirildi. Söz konusu talimatta, güvenlik kameralarının tamamen kapatılması, internet ağından çıkarılması ve nihayetinde elektriğinin kesilerek tamamen çalışamaz hale getirilmesi istendiği ifade edildi.

Güvenlik sorunu ve suçların yaygınlaşması

Hizbullah’ın bu talebinin gerekçeleri açıklanmazken, söz konusu adımın güvenlik güçlerinin suçla mücadele kapasitesi üzerinde olumsuz sonuçlar doğurabileceği değerlendiriliyor. Üst düzey bir güvenlik kaynağı, yaşananların ciddi bir güvenlik sorunu yaratacağını belirterek, suçların yaklaşık yüzde 90’ının ‘kameraların tespiti ve bir sokaktan diğerine yapılan takip sayesinde ortaya çıkarıldığını’ söyledi. Kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Kameralara her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyuyoruz. Özellikle de yoğun yerinden edilme hareketleri ve sokak ile mahallelerde yaşanan olaylar nedeniyle güvenlik durumunun zorlaştığı bu dönemde” dedi. Aynı kaynak, bazı olaylarda savaş silahlarının da kullanıldığını ve buna bağlı olarak suç oranlarında artış ihtimali bulunduğunu belirterek, “Kameraların kapatılması ve devre dışı bırakılması kaçınılmaz olarak suçun yayılmasına yol açacaktır” değerlendirmesinde bulundu.

İsrail’in saldırılarına ilişkin endişeler

Beyrut Menarti Derneği Başkanı Avukat Mervan Selam da Hizbullah’ın tutumuna ilişkin endişelerini dile getirdi. Selam, Beyrut sakinlerinden kendisine ulaşan başvurularda, Hizbullah’a bağlı güvenlik unsurlarının bazı dükkân ve bina sahiplerinden ‘güvenlik kameralarını sökmelerini ya da kapatıp internet ağından ayırmalarını’ istediğinin aktarıldığını söyledi.

sdvd
İsrail’in düzenlediği ve Hamas hareketinden bir liderin ölümüne yol açan hava saldırısının ardından Sayda’daki bir binadan duman yükseliyor. (EPA)

İsrail’in, Hizbullah yöneticilerini apartman daireleri ve mahallelerde hedef alarak takip ettiği bir dönemde, söz konusu uygulamanın bölge sakinlerinde kaygı yarattığını belirten Selam, “Mahalle halkı, bu önlemlerin Hizbullah yetkilileri ve mensuplarına bölgelerinde serbest hareket alanı sağlayacağından ve bunun da İsrail hava saldırılarıyla hedef alınma riskini artıracağından endişe ediyor” dedi. Selam, bu adımın özellikle kuyumcular, döviz büroları ve süpermarket gibi ticari işletmeler arasında ciddi bir tedirginliğe yol açtığını belirterek, “İşletme sahipleri, kameraların devre dışı kalmasını fırsat bilen çetelerin hırsızlık ve soygun girişiminde bulunmasından korkuyor” ifadesini kullandı. Aynı kaygının, binalara girip çıkanları bu kameralar aracılığıyla takip eden apartman yönetimleri için de geçerli olduğunu vurgulayan Selam, bilinmeyen kişilerin binalara sızması ve bunun güvenlik riskleri doğurması ihtimaline dikkat çekti.

Selam, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Vatandaşların endişelerini İçişleri ve Belediyeler Bakanı Ahmed el-Haccar’a ilettik. Kendisi konunun yakından takip edildiğini, ayrıca Lübnan İç Güvenlik Kuvvetleri bünyesindeki Bilgi Şubesi ve Lübnan Ordusu İstihbarat Müdürlüğü ile de sürecin izlendiğini bildirdi. Olayın gerçek boyutunun ortaya çıkarılması ve sorumluların belirlenmesi için derhal soruşturma başlatılmasını talep ettik” dedi.

Hizbullah’ın hareket özgürlüğü

Hizbullah’ın bu adımı atmasının arkasında birden fazla neden olabileceği belirtiliyor. Bilgi teknolojileri ve iletişim alanında uzman Amir et-Tabaş, Lübnan piyasasında yaygın olarak kullanılan birçok gözetim ekipmanının teknik olarak siber saldırılara açık olduğunu söyledi. Tabaş, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, buna güvenlik kameraları ve bunlara bağlı kayıt cihazlarının (NVR) da dahil olduğunu belirterek, “Bu kameralar yalnızca görüntü kaydetmekle kalmıyor; yüksek hassasiyetli lenslere sahip olmalarının yanı sıra, ses kaydı yapabilen mikrofonlar da içeriyor” dedi. Tabaş’a göre, ‘düşman bir tarafın’ -özellikle İsrail’in- bu cihazlara sızması durumunda, söz konusu sistemler bulundukları sokaklarda veya kapsama alanı içindeki yerlerde olup biteni doğrudan ses ve görüntüyle aktaran bir araca dönüşebilir. Bu da kameraların fiilen hareketleri izlemek için kullanılabilecek bir gözetim aracına dönüşmesi anlamına geliyor.

sdvds
İki yerinden edilmiş kişi, Beyrut’taki bir mülteci kampına sünger yatak taşıyor. (EPA)

Tabaş, meselenin aynı zamanda sahadaki bilgilerin doğrulanmasıyla da ilgili olduğunu belirterek, “Örneğin hedef alınma ihtimali bulunan bir konvoyun geçtiği durumda, sokaklardaki çeşitli gözetim araçları aracılığıyla bunun askeri varlığı doğrulanabilir” dedi. Ona göre, yalnızca o noktadan geçen kişiler bile hedefin kimliğinin tespit edilmesine katkı sağlayabilir.

Tabaş, yüzün gizli olduğu durumlarda yüz tanıma teknolojisinin kullanılamayacağını, ancak başka yöntemlere başvurulabileceğini ifade etti. Bunlar arasında ‘kişinin konuşmasının kameralarca kaydedilmesi durumunda ses izi analizi, vücut hareketlerinin ve beden yapısının incelenmesi ile kimliğin doğrulanmasına yardımcı olabilecek çeşitli teknik göstergeler’ bulunuyor. Tabaş ayrıca sokaklardaki güvenlik kameralarının ‘canlı yayın (live feed)’ sağlayabildiğini ve bu sayede izlenen kişilerin hareketlerinin anbean takip edilebildiğini belirterek, bunun aynı anda bölge üzerinde uçan insansız hava araçlarıyla (İHA) eş zamanlı kullanılabileceğine dikkat çekti. Ona göre İHA’lar havadan görüntüleme ve gözetleme imkânı sunarken, sokak ve dar mahallelerdeki kameralar çok daha ayrıntılı bir izleme imkânı sağlayabiliyor.

fdvfd
Lübnan Dağı’nın Armon bölgesinde bir apartmanın vurulduğu yerin yakınında bulunan yerinden edilmiş kişiler (AFP)

Söz konusu tedbirler, 7 Mayıs 2008 Beyrut Olayları olarak bilinen olayları da hatırlatıyor. Bu olayların patlak vermesinin nedenlerinden biri, o dönem Lübnan hükümetinin Hizbullah’a ait özel telekomünikasyon ağıyla ilgili aldığı ve örgütün müdahale edilmesini reddettiği karardı. Aynı dönemde hükümetin, İçişleri Bakanlığı aracılığıyla Beyrut’ta görece yüksek gözetim kapasitesine sahip güvenlik kameraları kurmayı planlaması da gerilimi artıran bir diğer unsur olmuştu. Tabaş, bu adımların Hizbullah tarafından hareket alanını izlemeye yönelik bir girişim olarak değerlendirildiğini belirterek, bunun sonucunda Beyrut’un askeri olarak ele geçirilmesine yol açan gelişmelerin yaşandığını ifade etti. Tabaş ayrıca, Hizbullah’ın eski genel sekreteri Hasan Nasrallah’ın, 2024 yılında yaşanan son savaşın ilk haftasında akıllı telefonların kapatılması çağrısı yaptığını hatırlattı. Nasrallah’ın o dönemde akıllı telefonların düşman tarafından izleme ve takip faaliyetlerinde kullanılabilecek bir araca dönüşebileceği uyarısında bulunduğunu ve görüntü çekimi ile kamera kullanımına karşı da uyarı yaptığını belirtti.