Lübnan’da binlerce mahkum açlık tehdidi altında

Yetkili makam, gıda tedarikçilerinin ücretlerini ödeyemiyor.

Roumieh Hapishanesi'nin mutfağındaki mahkumları gösteren arşivden bir kare (AFP)
Roumieh Hapishanesi'nin mutfağındaki mahkumları gösteren arşivden bir kare (AFP)
TT

Lübnan’da binlerce mahkum açlık tehdidi altında

Roumieh Hapishanesi'nin mutfağındaki mahkumları gösteren arşivden bir kare (AFP)
Roumieh Hapishanesi'nin mutfağındaki mahkumları gösteren arşivden bir kare (AFP)

Lübnan’daki mahkumların trajedisi, yargılamaların aksaması ve duruşmaların bölünmesi sonucunda duruşmalarının ertelenmesi ile özgürlüklerinden yoksun bırakılmaları ya da tıbbi hizmetlerin, hijyen ve onlar için uygun koşulların bulunmamasıyla sınırlı değil. Artık gıda güvenliklerini tehdit eden ve birkaç gün içinde yemekten de mahrum kalacakları bir noktaya geliyor. Binlerce mahkumu etkileyecek açlık krizi, kontrol altına alınması zor bir gerilim teşkil ediyor. Diğer yandan sivil toplum kuruluşları bu sorunun güvenlik alanındaki yansımalarına karşı uyarıda bulunuyor.
Hapishanelerin gıda güvenliği krizi, güvenlik güçlerine erzak temin eden tacirlere alacaklarını ödeyemez hale gelen Lübnan devletindeki hızlanan çöküşle doğrudan bağlantılı olarak gerçekleşiyor. Tüccarların nisan ayının başından itibaren malzemeleri teslim etmeyi bırakacaklarını açıklamasıyla endişe artıyor. Süreci yakından takip eden bir kaynak, bu gelişme hakkında şunarı söyledi:
 “Özellikle de tacirlerle imzalanan sözleşmelerin 4 Nisan’da sona ermesi ve yenilemek istememeleri nedeniyle bu endişe verici bir durum. Tüccarlar güvenlik güçlerine haber vererek, malzemeleri teslim etmeyi bırakacaklarını bildirdiler ve yasa onları buna devam etmekle zorunlu tutmuyor.”
Kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, krizi çözmek ve tüccarlara yönelik borçların bir kısmını ödemek için bir mali avans toplama girişimi kapsamında güvenlik güçleri ile Maliye Bakanlığı arasında görüşmelerin başladığını açıkladı. Ayrıca “Derneklere ve sivil toplum kuruluşlarına yapılan bazı katkılar krizi geçici olarak hafifletebilir ama devletin yerini kimse tutamaz” dedi.
Lübnan para biriminin doların yükselişi karşısında değer kaybetmesi, mahkumların beslenmesi için gerekli olan et, tahıl, sebze, ekmek ve meyve gibi gıda maddelerini devlete ulaştıran tüccarla ilişkilere ağır bir zarar verdi. Tüccarlardan biri yaklaşık dokuz bin mahkuma, bireysel işletmeler ve küçük tüccarlar pahasına malzeme tedarik edilemeyeceğini’ öne sürdü. İsmini vermek istemeyen bir tüccar, İç Güvenlik Güçleri ile sözleşme yapan dört ticari işletmenin, sözleşme süresinin dolarken devletin borçlarının birikmesi nedeniyle 4 Nisan’da malzeme tedarikini durduracağını duyurdu. Tüccar açıklamasını şöyle sürdürdü:
 “Kayıplarımız her geçen gün katlanarak artıyor. Yedi aydır devletin borçları birikti ve yaklaşık 100 milyar lirayı buldu. Bu önceden 500 bin dolara denk geliyordu. Şimdi lira değerini kaybetti ve 100 bin dolardan daha aza denk geliyor. İntihar etmeye devam etmeyi kabul etmeyeceğiz. Sorun Maliye Bakanlığı’nın ödeme yapmamasından kaynaklandı. Bütçe rezervinden bir ödenek aktarması ve bunu aylık veya haftalık avans olarak ödemesi gerekiyordu.”
Bu gelişme, Restart Şiddet ve İşkence Mağdurlarına Yönelik Rehabilitasyon Merkezi’nin dikkatini çekti. Merkez mahkumların sıkıntılarını hafifletmek ve kriz patlamadan kontrol altına almak için bir program belirlemek için inisiyatif aldı. Restart’ın yönetici direktörü olan Susan Cabbur, merkezin ‘hapishane yemekleri konusunda mütevazı bir bütçesi olduğunu, zira bu konunun merkezin işinin temelleri arasında yer almadığını’ söyledi. Cabbur Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:
“Mahkumlar ve ailelerinin içinde bulunduğu koşulları göz önüne alarak, devletin ödeme yapamamasından kaynaklanan boşluğun bir kısmını doldurmak için finansman ortaklarımızla üzerinde mutabık kaldığımız bir bütçe ayırdık. Yabancı yardım kurumlarını mahkumların gıda güvenliği için bütçe ayırmaya ikna etmek kolay değil. Zira bu Lübnan devletine ait yükümlülüklerden biridir.”
Restart Merkezi bu krize ‘Mahkumlara işkence yapmak ve onlara şiddet uygulamak fiziksel işkence kısıtlı değildir, mahkumları ilaçtan ve yemekten mahrum bırakmak işkencenin bir parçasıdır” kuralına istinaden müdahale edebildi.
Cabbur konuya dair şunları söyledi:
“Lübnan’da parmaklıklar ardında özgürlükleri ve iradeleri gasp edilmiş insanlar olduğunu dünyaya anlatmak için bu krize karşı yüksek sesle yardım istenmesi gerekiyor. Krizlerine yanıt vermek için bir acil durum planı bulunmalıdır. Aynı zamanda Lübnan hükümeti, zayıf yeteneklerine rağmen sorumluluğunu üstlenmesi gerekiyor. Zira mahkumları açlık tehlikesine maruz bırakmak, hayatta kalma haklarına bağlı olarak ahlaki ve yasal sorumluluklar gerektirir.”
Lübnan’da ekonomik krizin başlamasından bu yana ve Kovid-19 pandemisinin şiddetlenmesiyle birlikte, Restart Merkezi dikkati hapishanelerdeki sağlık durumlarına çekti. Bu bağlamda, İç Güvenlik Güçleri ile iş birliği içerisinde mahkumlar için ilaç temin edildi, Kovid-19 ve bulaşıcı hastalıklara yakalananlar için karantina merkezleri sağlandı. Trablus’taki el-Kubbe Hapishanesi’nin şartlarının çok kötü olması nedeniyle buraya öncelik verildi. Merkez hapishaneye sağlık ocağı kurulmasına, binanın bakımının yapılmasına, şilte, battaniye, sterilizasyon işlemleri, suyunun içmeye ve kullanıma uygun hale getirilmesine ve içeride havalandırmanın sağlanmasına katkıda bulundu.
Cabbur’un değerlendirmesi şöyle oldu:
 “Merkezin artık hapishanelerdeki gıda krizini ele almak için birden fazla programı var. Nezarethanelerde ve İç Güvenlik Güçleri’nin hapishanelerde tutuklu bulunan mahkumlara odaklansa da artık kişisel giysi ve ilaç ihtiyaçlarının yanı sıra yemek sağlamakla da yükümlü hale geldi. Zira tutukluluk süresinde ailelerin mahkumlara ulaşması zor.”
Gıda sorununa müdahale eden Dar el-Fetva, Roumieh Hapishanesi’nin B bloğunda bulunan tutuklulara kahvaltı sağlıyor. Ancak güvenlik kaynağı bununla ilgili olarak şunları söyledi:
“Bu yardımlar her yıl Ramazan Ayı boyunca yapılır ve sonrasında durur. Bu da İslami tutukluların çektiği sıkıntıların, tüm mahkumların başına gelen büyük krizin bir parçası olacağı anlamına geliyor.”



Suriye'nin yeni eğitim politikasında Kürtçe için tarihi adım

Suriye'de Kürtçe eğitimi (SANA)
Suriye'de Kürtçe eğitimi (SANA)
TT

Suriye'nin yeni eğitim politikasında Kürtçe için tarihi adım

Suriye'de Kürtçe eğitimi (SANA)
Suriye'de Kürtçe eğitimi (SANA)

Kürtçe, Suriye'de 2026-2027 eğitim-öğretim yılından itibaren okullarda ilk kez resmi bir ders olarak okutulacak. Eğitim ve Öğretim Bakanlığı'nın uygulama talimatları doğrultusunda Kürtçe, haftada iki ders saati olmak üzere seçmeli ders kapsamında müfredata dahil edilecek.  Şarku’l Avsat’ın Suriye resmi haber ajansı SANA’dan aktardığı habere göre uygulama, Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'nın 2026 tarihli 13 sayılı kararnamesi ile Eğitim ve Öğretim Bakanlığı tarafından yayımlanan uygulama talimatları doğrultusunda hayata geçirilecek.

Adımın, kültürel ve dilsel hakların korunmasının yanı sıra Suriye'nin ortak ulusal kimliği çerçevesinde çeşitliliğin güçlendirilmesini amaçladığı belirtildi.

Kürtçenin okutulması, Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'nın 16 Ocak 2026'da yayımladığı 13 sayılı kararnameye dayanıyor. Kararnamenin birinci maddesinde, Suriyeli Kürtlerin Suriye halkının asli ve temel bir parçası olduğu, kültürel ve dilsel kimliklerinin ise çoğulcu ve birleştirici Suriye ulusal kimliğinin ayrılmaz bir parçasını oluşturduğu ifade edildi.

Kararnamenin üçüncü maddesinde ise Kürtçenin ulusal dil olarak kabul edilmesi ve Kürtlerin nüfusun kayda değer bir bölümünü oluşturduğu bölgelerde devlet okulları ile özel okullarda okutulmasına izin verilmesi öngörüldü. Kürtçe, seçmeli ders kapsamında ya da eğitsel-kültürel etkinlik olarak öğretilebilecek.

Yarım asrı aşan ayrımcılık politikaları

Suriye'deki Kürtler, yarım yüzyılı aşkın süre boyunca ayrımcılık ve dışlama politikalarına maruz kaldı. Bu politikalar, özellikle 1962 yılında Haseke vilayetinde gerçekleştirilen nüfus sayımının ardından belirginleşti. Sayımın sonucunda binlerce kişi Suriye vatandaşlığından mahrum bırakılırken, Kürtlerin medeni ve siyasi haklarını kullanmalarına yönelik kısıtlamalar getirildi.

Bu politikalar, feshedilen Baas Partisi'nin 1963'te iktidarı ele geçirmesinin ardından daha da ağırlaştı. Özellikle Hafız Esad'ın 1970'te gerçekleştirdiği darbenin ardından hukuki, kültürel ve dilsel dışlama onlarca yıl boyunca kalıcı hale geldi.

zsvf
Şam Üniversitesi Yüksek Diller Enstitüsü'nde Kürtçe dil kursları düzenleniyor (SANA)

Geçen 26 Ocak'ta Eğitim ve Öğretim Bakanlığı, 13 sayılı kararnamenin uygulanmasına ilişkin talimatları yayımladı. Eğitim planında Kürtçenin, tüm sınıf seviyelerinde haftada iki ders saati olmak üzere öğrencilere seçmeli ders olarak okutulması kararlaştırıldı.

Dersin notu genel başarı puanına dahil edilecek ancak öğrencinin dersten aldığı sonuç, sınıf geçme veya kalma durumunu etkilemeyecek. Böylece öğrencilerin Kürtçeyi öğrenmesine olanak sağlanırken dersin ilave bir akademik baskı unsuruna dönüşmesinin önüne geçilmesi hedefleniyor.

Müfredatın hazırlanması için altı ay süre

Talimatlar kapsamında Ulusal Eğitim Müfredatlarını Geliştirme Merkezi, tüm eğitim kademeleri için Kürtçe ders müfredatını en fazla altı ay içinde hazırlamakla görevlendirildi. Müfredatların hazırlanması, onaylanması ve basımının 2026-2027 eğitim-öğretim yılı başlamadan önce tamamlanması öngörüldü.

Eğitim ve eğitim denetimi müdürlükleri de gerekli öğretmen kadrolarını kurum içinden veya dışından temin etmekle görevlendirildi. Başvuranlar, Kürtçeye hâkimiyetlerini ölçmek amacıyla yazılı ve sözlü sınavlara tabi tutulacak. Ayrıca Kürtçe derslerini verecek öğretmenler için eğitim ve mesleki yeterlilik programları düzenlenecek.

Ulusal Eğitim Müfredatlarını Geliştirme Merkezi, 29 Ocak'ta farklı eğitim kademelerine yönelik Kürtçe müfredatların hazırlanması ve yazılması çalışmalarına başladı. Bunun için farklı vilayetlerden dil ve eğitim uzmanlarının yer aldığı özel bir komite oluşturuldu.

Merkez, 5 Mart'ta kurum içinden ve dışından Kürtçe müfredatların hazırlanmasına katkıda bulunmak isteyen çalışanların başvurularını kabul etmeye başladı. Başvuru koşulları arasında üniversite diploması, pedagojik formasyon, Kürtçeyi okuma, yazma ve dilbilgisi kurallarına hâkimiyetin yanı sıra eğitim müfredatı hazırlama konusunda deneyim bulunması yer aldı.

cs
Haseke'de bir okulda Kürtçe dersi sırasında derse katılan öğrenciler (Arşiv - Şarku’l Avsat)

Eğitim ve Öğretim Bakanlığı da 17 Ağustos'ta İdari Kalkınma Müdürlüğü aracılığıyla, ihtiyaç doğrultusunda kurum içinden veya dışından gerekli şart ve niteliklere sahip Kürtçe öğretmenlerini görevlendirmek istediğini duyurdu.

Eğitim ve Öğretim Bakanı Muhammed Abdurrahman Türko, 13 sayılı kararnamenin Suriye'deki Kürt meselesine ilişkin tarihsel yaklaşımda niteliksel bir dönüşüm anlamına geldiğini belirtti. Türko, kararnamenin yeni Suriye'nin inşasında hak ve sorumluluklara dayalı vatandaşlık ilkesini pekiştirdiğini söyledi.

Türko, bakanlığın kararnamenin uygulanmasına müfredatların hazırlanması ve öğretmen kadrolarının temin edilmesiyle başladığını belirterek, sürecin Doğu Suriye de dahil olmak üzere ülkenin farklı bölgelerini kapsayacağını ifade etti. Bakanlığın okulun ayrımcılık ve dışlamanın değil, ulusal aidiyetin alanı olması için çalıştığını vurguladı.

Ana dili öğrenmek bir haktır

Kürt meselesi araştırmacısı Muhammed Süleyman ise SANA'ya yaptığı açıklamada, toplumun herhangi bir bileşeninin ana dilini öğrenmesinin, o topluluğun çocuklarına dili okuma, yazma ve dilbilgisi kurallarıyla öğrenme, ayrıca edebiyatını tanıma ve bu dilde üretme imkânı sağlayan bir hak olduğunu söyledi.

Süleyman, dilin atasözleri, hikâyeler, şiirler, gelenek ve görenekleriyle birlikte kültürü ve hafızayı taşıdığını belirtti. Kürtçenin, eski rejimin izlediği dışlayıcı politikalar nedeniyle tehdit altında kaldığına işaret etti.

Kürtçenin resmi olarak okutulmasının dile, yok olmasını önleyecek hukuki bir statü kazandıracağını belirten Süleyman, bunun aynı zamanda Kürtçenin gelişmesi ve ilerlemesi için alan açacağını, bu dilde yazma ve edebi üretimi güçlendireceğini ifade etti.

Müfredat ve öğretmen kadrosu uygulamanın önündeki başlıca zorluklar

Kürtçenin okullarda okutulmasının karşı karşıya olduğu zorluklara ilişkin değerlendirmesinde Süleyman, öncelikli sorunun ortak ve standart bir müfredat hazırlanması olduğunu söyledi. Bunun yanı sıra uzman öğretmen kadrosunun sınırlı olmasının da önemli bir sorun oluşturduğunu belirtti.

Süleyman, başlangıçta ilkokul kademesine yönelik müfredatların kademeli biçimde uygulanmasını ve daha sonra geliştirilmesini önerdi. Bununla birlikte Kürtçe eğitim verebilecek nitelikli öğretmen kadrolarının yetiştirilmesi gerektiğini vurguladı.

Kürtçenin okutulmasının kültürel ve dilsel kimliği ve ulusal aidiyeti güçlendireceğini belirten Süleyman, okul içinde dil ve kültür için alan oluşturulmasının önemine dikkat çekti.

Süleyman ayrıca erken yaşta ek bir dil öğrenmenin dil edinimini desteklediğini, dilsel ve kültürel çeşitliliğin de Suriye'nin ortak ulusal kimliğini güçlendiren bir unsur haline gelebileceğini ifade etti.


Mazlum Abdi, SDG ve Özerk Yönetimin feshedildiğini ve bunların Suriye devlet kurumlarına tamamen entegre edildiğini duyurdu

Mazlum Abdi, SDG ve Özerk Yönetimin feshedildiğini ve bunların Suriye devlet kurumlarına tamamen entegre edildiğini duyurdu
TT

Mazlum Abdi, SDG ve Özerk Yönetimin feshedildiğini ve bunların Suriye devlet kurumlarına tamamen entegre edildiğini duyurdu

Mazlum Abdi, SDG ve Özerk Yönetimin feshedildiğini ve bunların Suriye devlet kurumlarına tamamen entegre edildiğini duyurdu

Mazh­lum Abdi, bugün (Salı) Şam’daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda yaptığı açıklamada, liderliğini yürüttüğü Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) “görevini tamamlamasının” ardından feshedildiğini ve bağımsız bir askeri güç olarak faaliyetlerine son verdiğini duyurdu. Bu adım, savaş yıllarında ABD’nin desteğiyle DEAŞ’a karşı mücadele eden Kürtlerin tarihinde önemli bir dönemin kapanması anlamına geliyor.

Abdi, devlet televizyonunda yayımlanan basın açıklamasında, “Bugün Suriye Demokratik Güçleri’nin görevini tamamladığını ve sorumlu bir şekilde bağımsız bir askeri güç olarak feshedildiğini ilan ediyoruz” dedi.

Abdi, hedeflerinin Araplar, Kürtler, Türkmenler ve Süryaniler de dahil olmak üzere Suriye’de yaşayan herkes için yeni bir ülke inşa etmek olduğunu belirtti. Suriye’nin birlik içinde kalması, vatandaşlarının geleceğini güvence altına alması ve çocuklara onurlu bir yaşam sunması gerektiğini vurgulayan Abdi, Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’nın ana dilde eğitim hakkına ilişkin yaklaşımının olumlu olduğunu söyledi.

Abdi, konuşmasında şu ifadeleri kullandı:

“Cumhurbaşkanı Şara ile varılan anlaşma ve güçlerimizin Suriye ordusu tugaylarına katılım sürecinin tamamlanmasının ardından, bugün itibarıyla Demokratik Suriye Güçleri’nin görevinin sona erdiğini ilan ediyoruz. DSG’nin bağımsız bir askeri güç olarak feshedildiğini tam bir sorumlulukla duyuruyoruz.”

DSG’nin kuruluşundan bu yana Suriye şehirlerini önce Baas yönetiminden, ardından IŞİD teröründen kurtarmak için büyük sorumluluk üstlendiğini ve binlerce canını yitirdiğini belirten Abdi, sürecin yeni bir aşamaya evrildiğini söyledi:

“Bugün Suriye tarihinde önemli bir sayfayı kapatıyor; barış, istikrar ve vatanın yeniden inşası için yeni bir sayfa açıyoruz. Savaşçılarımız, Suriye’nin çocuklarına güvenli bir gelecek sunmak için canlarını feda ettiler. Bugün, savaş meydanlarından inşa meydanlarına, silah zamanından barış zamanına, Suriye’yi savunma aşamasından Suriye’yi inşa etme aşamasına gerçek bir geçişin başlangıcı olmasını istiyoruz.”

Kürtçe eğitim hakkı

Konuşmasında Kürtçe eğitim hakkına da değinen Mazlum Abdi, Şam yönetimiyle bu konuda sağlanan mutabakata ilişkin şunları kaydetti:

“Kürtçe eğitim hakkı, halkımızın on yıllardır uğrunda çabaladığı en önemli haklardan biridir. Sayın Cumhurbaşkanı, bu hakkın korunacağını çeşitli vesilelerle ifade etmiştir. Kendisinden anadilde eğitim hakkı ve bu kararın gelecekte geliştirilmesi konusunda açık fikirli bir yaklaşım talep etti. Bu kararı bu yıl içinde uygulamaya koymak için çalışacağız ki gelecekte bunun üzerine daha fazlasını inşa edebilelim.”

Resmi kaynaklar daha önce El-İhbariye kanalına yaptıkları açıklamada, Mazlum Abdi’nin bu gece SDG’nin feshedildiğini duyuracağını bildirmişti.

Resmi olarak doğrulanmayan iddialara göre Abdi’nin Kürt İşlerinden Sorumlu Danışman görevine atanması, Kadın Koruma Birlikleri’nin (YPJ) ise İçişleri Bakanlığı bünyesine dahil edilmesi konusunda da anlaşmaya varıldı.

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, 4 Ağustos’ta SDG lideri Mazlum Abdi’yi Şam’daki Halk Sarayı’nda kabul etmişti. Görüşmede Dışişleri ve Gurbetçiler Bakanı Esad eş-Şeybani ile Deyrizor Valisi Ziyad el-Ayiş de hazır bulunmuştu.

Suriye resmi haber ajansı SANA’nın aktardığına göre görüşmede, SDG ile 29 Ocak’ta imzalanan anlaşmanın uygulanmasının tamamlanması ve SDG’nin devlet kurumlarına entegrasyon sürecinin takip edilmesi ele alınmıştı.


Washington’dan silah ambargosunun tüm Sudan'ı kapsayacak şekilde genişletilmesi önerisi

Sudan'ın kuzeyindeki bir kasabada HDK üyeleri (Arşiv - AP)
Sudan'ın kuzeyindeki bir kasabada HDK üyeleri (Arşiv - AP)
TT

Washington’dan silah ambargosunun tüm Sudan'ı kapsayacak şekilde genişletilmesi önerisi

Sudan'ın kuzeyindeki bir kasabada HDK üyeleri (Arşiv - AP)
Sudan'ın kuzeyindeki bir kasabada HDK üyeleri (Arşiv - AP)

ABD dün, Birleşmiş Milletler'e (BM), Sudan'daki çatışmanın bölgesel çapta genişleyebileceğine işaret ederek, Sudan'ın Darfur bölgesine yönelik silah ambargosunun tüm ülkeyi kapsayacak şekilde genişletilmesi için bir teklif sundu.

Darfur'a yönelik yirmi yılı aşkın süredir yürürlükte olan silah ambargosunun, yeni bir karar alınmadığı takdirde 12 Eylül 2026 tarihinde sona ermesi planlanıyor.

Silah ambargosunun tüm Sudan'ı kapsayacak şekilde genişletilmesi BM Güvenlik Konseyi'nde (BMGK) oylama yapılmasını gerektiriyor. Ancak BMGK’da veto hakkı bulunan Rusya, Sudan ordusunu etkileyebilecek yeni kararların alınmasına karşı uyardı.

ABD Başkanı Donald Trump’ın Afrika ve Arap İşleri Danışmanı Massad Boulos toplantıda yaptığı konuşmada, BMGK’nın, özellikle dış desteğin daha fazla bölgesel aktörü ve komşu ülkeyi Sudan'daki çatışmanın içine çekme tehdidi oluşturduğu bir ortamda, çatışmayı körükleyen unsurları sınırlandırmak için adımlar atması gerektiğini ifade etti.

Boulos sözlerine şöyle devam etti:

“Bu nedenle ABD, silah ambargosunun tüm Sudan topraklarını kapsayacak şekilde genişletilmesini öngören güçlü bir teklif sunuyor.”

Teklif ayrıca, insansız hava araçlarının (İHA) da silah ambargosu kararına dahil edilmesini ve mevcut ambargo kararını denetleyen uzman gözlemcilerin sayısının artırılmasını içeriyor.

Boulos, bu teklifin, çatışan taraflara daha önce getirilmiş olan silah ambargosu, mal varlıklarının dondurulması ve seyahat yasaklarına yönelik ihlalleri izlemek amacıyla, söz konusu gözlemciler ile diğer uzman heyetler arasındaki koordinasyonu da güçlendireceğini ekledi.

Sudan'daki savaş dördüncü yılına girerken, çatışan tarafların İHA'lar da dahil olmak üzere daha gelişmiş silahlar kullanması siviller arasında ağır kayıplara yol açtı. On binlerce kişinin ölümüne ve milyonlarca insanın yerinden edilmesine neden oldu. Ordu, Sudan'ın orta ve doğu bölgelerini kontrol altında tutarken, batıdaki Darfur bölgesi ile Kordofan ve güneyin bazı kısımları Hızlı Destek Kuvvetleri'nin (HDK) denetimi altında bulunuyor.

Sudan'ın batısında yer alan ve yüzölçümü neredeyse Fransa kadar olan geniş Darfur bölgesi, şiddet olaylarından en çok etkilenen alanların başında geliyor. Çünkü bölgedeki mülteci kampları baskınlara uğradı ve binlerce insanın hayatına mal olan tekrarlanan etnik katliamlara sahne oldu.