Sudanlı İslamcılar, varlıklarını kanıtlamak için tehdit silahları savuruyor

Siyasi hareketlerinde orduya hitap etmeyi ve diğer siyasi güçleri küçümsemeyi esas alıyorlar

İslamcılar, eski rejim destekçilerinin bir araya gelmesiyle kitlesel toplantılar düzenleme konusunda aktifler / Fotoğraf: Hasan Hamid-Independent Arabia
İslamcılar, eski rejim destekçilerinin bir araya gelmesiyle kitlesel toplantılar düzenleme konusunda aktifler / Fotoğraf: Hasan Hamid-Independent Arabia
TT

Sudanlı İslamcılar, varlıklarını kanıtlamak için tehdit silahları savuruyor

İslamcılar, eski rejim destekçilerinin bir araya gelmesiyle kitlesel toplantılar düzenleme konusunda aktifler / Fotoğraf: Hasan Hamid-Independent Arabia
İslamcılar, eski rejim destekçilerinin bir araya gelmesiyle kitlesel toplantılar düzenleme konusunda aktifler / Fotoğraf: Hasan Hamid-Independent Arabia

Mina Abdulfettah 
Sudanlı çevreler, eski Cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir ve eski rejim üyelerinin serbest bırakılması talepleri zemininde İslami akım ile siyasi güçler arasındaki şiddetli anlaşmazlığa dikkat çekti.
Öyle ki bu anlaşmazlık, bazı unsurların mevcut siyasi güçlere yönelik tehditler savurması ve geçiş dönemini yönetmeye uygunluğu tartışması boyutuna kadar ulaştı.
Aynı şekilde bu çevreler, tüm siyasi partilerin ve silahlı hareketlerin Ulusal Uzlaşı Hükümeti'nde eski rejime katılmasını kınayarak, eski rejimin iktidarı sırasında 30 yıllık hatalardan onun gibi sorumlu olduklarını belirtti. 
İslamcıların kendi aralarındaki anlaşmazlıklar eskiye dayanıyor. Ancak en yeni ve kalıcı olanı, lideri Hasan et-Turabi'nin tutuklanmasının ve Beşir'in Turabi'nin eski öğrencileriyle işbirliği içinde tek başına iktidarda kalmasının ardından muhalefete dönen 'Ulusal Kongre Partisi' ile 'Halk Kongresi' arasındaki anlaşmazlıklardır. 
Aralık 2018 devriminden sonra Halk Kongresi, Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri (ÖDBG) ile birleşmeye çalıştı.
Katılımı ve siyasi faaliyetleri, zayıflığından ve liderlerinin cezaevlerindeki dağınıklığından yararlanarak Ulusal Kongre Partisi de dahil olmak üzere tüm İslami akımları içeren bir İslami ittifak kurma girişimleri ile modern İslami cephe tarafından tekelleştirilebilmesi için eski iktidar partisini reddetmek arasındaydı.
Bu son seçenek, kendisine diğer siyasi güçlerle uyum sağlamayı garanti ediyor. Bunun bir göstergesi olarak 'Halk Kongresi', nihayet Ulusal Kongre'yi ülkenin siyasi sürecini bozmak için bir karşı eyleme öncülük etmekle suçladı. 

Tiranlığın derinleşmesi
Çerçeve anlaşması, siviller ve ordu arasındaki uçurumu sona erdirmeye çalışsa da ancak eski rejimde yönetici pozisyonlarda bulunan İslamcıların ortaya çıkışı, İslamcıların ideolojik projesini geri getirebilecek derinleşen askeri tiranlık projesinin ikiye katlanmasını devamı olarak yorumlandı.
Egemenlik Konseyi Başkanı Korgeneral Abdulfettah el-Burhan ve yardımcısı Korgeneral Muhammed Daklu'nun (Hamideti) amaçlarının, varoluşsal hedefler olduğu görülüyor.
Sivillerle bir tür anlaşmaya varmalarına rağmen bu hedeflere daha çok hizmet ediyorlar. Ancak İslamcıları yabancılaştırma hedefi, ordu arasında tereddütle birlikte sivillerin sürekli yönelimi olmaya devam ediyor.
İslamcıların dönüşü, beraberinde başta ÖDBG olmak üzere tüm siyasi güçlere yönelttikleri doğrudan ve dolaylı tehditler taşıyor. Sudan Meslek Odaları Birliği, Ulusal Kongre Partisi'nin, saflarını yeniden düzenlemek için aktif olarak gizli toplantılar düzenlediğini söyledi.

Orduyu kendine çekmek
Burada gündeme getirilen bir konu var; İslamcıların hareketleri, ÖDBG'ye düşmanlıklarını ilan ederken, "halkın kötü ekonomik koşullardan ve politikacılar arasındaki farklılıklardan duyduğu hoşnutsuzluktan faydalanarak", orduya hareket özgürlüğü vermek ve odaklandıkları kitlesel toplantılar yapmak için orduyu kendi tarafına çekmeye çalışıyor.
Bununla birlikte Müslüman Kardeşler (İhvan) hareketinin her zaman alternatif bir planı var. Bu plan ise herhangi bir siyasi arayüz aracılığıyla seçim yarışına girme fırsatı bulmak için çerçeve anlaşmanın tam olarak uygulanmasına izin veriyor.
Ordu herhangi bir tarafı sorgulamak niyetindeyse askeri birim, demokratik geçiş sürecini baltalayabilecek kanlı bir çatışmaya girecek veya Mısır'ın Mursi dönemindeki deneyimi yeniden üretilecek.

Dini sembol
İslami hareketin ortaya çıkışı, mensupları arasındaki güven duygusunun bir göstergesi.
Ordu, kalıcı siyasi anlaşmazlığın rehinesi olmaması için ve bu meydan okumayla yüzleşmek için İslamcılara olan bağlılığını temize çıkarmalı.
Öyle ki kendilerine suçlamalar yöneltenler arasında, amacı İslamcıları yeniden iktidara getirmek olan askeri unsurla suç ortaklığı yapan taraflar da bulunuyor.
Belki de her yıl düzenlenen iftar programının amacı bu şekilde açıklanabilir. 
Ayrıca kimi taraflar, sınırlı uzlaşı halini korumak için koalisyonun İslamcılara karşı ortak hareket etmesi gerektiğine inanıyor.
Çünkü sadece ortaya çıkmaları, artan bir bölünmeye neden olarak, gelecek dönem için koordinasyonu eskisinden daha zor hale getirdi.
Bu gerginlik, tamamen emsalsiz değil. Beşir rejiminin devrilmesinden sonraki dönemde İhvan hareketi, Sudan'da toplu iftarlar veriyor.
Bu iftar programları, Bedir Savaşı'nın yıldönümüne denk gelen ramazanın 17. gecesi ülkenin bazı şehirlerinde doruğa ulaşıyor.
Bu da hareketin literatürüyle ilişkilendirilen ve bunun siyasi- askeri bir savaştan çok dini bir savaş olduğunu öne süren dini sembolizm çerçevesinde gerçekleşiyor. 
İslamcılar, her yıl düzenledikleri ramazan iftarını İslami hareketin lideri Hasan et-Turabi'nin evinde düzenliyor.
Bu iftar, mevcut koşulların ele alındığı siyasi bir forum sayılıyor. Aynı şekilde farklı bölgelerdeki diğer iftarlarda eski rejimin liderlerinin serbest bırakılması çağrısında bulunan İslami mitingler düzenleniyor.
Farklı bölgelerdeki diğer iftarlarda, eski rejimin liderlerinin serbest bırakılması çağrısında bulunan ve devrimci hükümeti başarısız olarak nitelendiren ve kötüleşen siyasi, ekonomik ve güvenlik koşullarından onu sorumlu tutan İslami toplantılar yapıldı.
İslamcılar, diğer siyasi güçleri göz ardı ederek, bu hamlelerde ve siyasi faaliyetlerini canlandırmada çabalarını orduya hitap etmeye dayandırıyor.
Bu, Beşir'in darbesiyle İslamcıların iktidara geldiği 'ikinci demokrasi' döneminde başarıya ulaşan bir taktiktir.
Ancak bu sefer de başarıya ulaşabilecek mi?
Yoksa varlığın tek delili, iade edilen ganimetle yetinmek mi?

Ana merci
Geçen yıl nisan ayında Sudanlı İslami gruplar ve partiler, 'Geniş İslami Hareket'in kuruluşuna imza attılar.
Bu partilerin başında, Ulusal Kongre Partisi'nin ana mercii olan ve partinin maruz kaldığı yasak ortasında partinin varlığını kanıtlayan bir garantör olan 'Sudan İslami Hareketi', 'Şimdi Reform Hareketi', 'Hukuk Devleti ve Kalkınma Partisi' ve 'Reform ve Kalkınma için Gelecek Hareketi' gelirken, Halk Kongresi ise imza atmadı.
Bu gruplar, 'Allah'ın hakimiyeti' hedefine ulaşmak için tüm İslami akımların tek bir liderlik altında tam entegrasyonu hususunda uzlaşı sağladı. 
'Allah'ın hakimiyeti' hedefi, sivil bir hükümete yönelik eğilimden kaynaklanıyor.
Aynı şekilde hareketin kuruluş beyanında ve liderlerinin beyannamesinde ifade edildiği gibi, "gelecek için hataları ve planları düzelten ve organizasyonda bir ayrılmaya veya ayrılığa yol açmadan farklılıklar fıkhını birleştirmeye ve sağlamlaştırmaya yardımcı olan" gelecekteki bir İslami deneyimi sunmak için incelemeler oluşturuyor.
Ayrıca uzlaşı sağlanan bir tüzük ve anayasa yazıldıktan ve temel inşa etme ve yeni yapısal inşaatı denetleme görevini üstlenen organlar oluşturulduktan sonra bir anlaşmaya varmak. 
İslamcıların bir kez daha entelektüel bir projeyi benimseme ve siyasi hedeflerine ulaşmak için onu pek çok aşırılık ile kullanma eğiliminde olduklarını görüyoruz.
Böylece Haricilerin bir slogan olarak ortaya attıkları 'hakimiyet' kavramı ortaya çıkıyor ve ardından çeşitli İslami akımlardan geçerek Ebu'l-A'la Mevdudi'nin ve Seyyid Kutub'un bu kavrama ilişkin görüşüne ulaşılıyor.
Onların görüşü uyarınca Sudan'daki İslami akım tarafından, "siyasi bir meselede insan hakemliğini kabul edenler tekfir edilerek ve Sudan halkının çoğunluğunun yaklaşımı olan İslami ılımlılığı göz ardı edilerek" yakın gelecekteki projeleri için bu kavram bir yöntem olarak benimsendi. 
Yoğun siyasi rekabet ortasında İslamcılara hâkim olan yaklaşım ise inançlara dayalı bir kutuplaşma modeli oluşturmak için Sudan toplumunun bilişsel önyargılarını etkiliyor.
Bu kritik ve istikrarsız dönemde, "siyasal İslam'da temsil edilen köktendinci sağ eğilim ve Komünist Parti'de somutlaşan radikal devrimci bir sol eğilim" olarak iki karşıt kalıp arasındaki siyasi ve ideolojik gerginlik gölgesinde gerçek bir yön seçmekle sona erecek objektif bir değerlendirmeye toplum hazır görünmüyor.

Independent Türkçe



Şam’da kadın polis enstitüsü açıldı… Muhalif subaya albay rütbesi verildi

Şam kırsalındaki Tel kentinde Kadın Polis Enstitüsü’nün açılışı sırasında İçişleri Bakanı Enes Hattab’ın güvenlik yetkilileri ve Kadın Polis Enstitüsü yöneticileriyle birlikte çekildiği hatıra fotoğrafı (Suriye İçişleri Bakanlığı)
Şam kırsalındaki Tel kentinde Kadın Polis Enstitüsü’nün açılışı sırasında İçişleri Bakanı Enes Hattab’ın güvenlik yetkilileri ve Kadın Polis Enstitüsü yöneticileriyle birlikte çekildiği hatıra fotoğrafı (Suriye İçişleri Bakanlığı)
TT

Şam’da kadın polis enstitüsü açıldı… Muhalif subaya albay rütbesi verildi

Şam kırsalındaki Tel kentinde Kadın Polis Enstitüsü’nün açılışı sırasında İçişleri Bakanı Enes Hattab’ın güvenlik yetkilileri ve Kadın Polis Enstitüsü yöneticileriyle birlikte çekildiği hatıra fotoğrafı (Suriye İçişleri Bakanlığı)
Şam kırsalındaki Tel kentinde Kadın Polis Enstitüsü’nün açılışı sırasında İçişleri Bakanı Enes Hattab’ın güvenlik yetkilileri ve Kadın Polis Enstitüsü yöneticileriyle birlikte çekildiği hatıra fotoğrafı (Suriye İçişleri Bakanlığı)

Suriye İçişleri Bakanı Enes Hattab, Şam kırsalındaki Tel kentinde Kadın Polis Enstitüsü’nün açılışını gerçekleştirdi. Bu adımın, kadınların polis ve güvenlik alanındaki rolünü güçlendirmeyi ve farklı uzmanlık alanlarında daha geniş katılımını sağlamayı hedeflediği belirtildi.

Enstitünün açılışına paralel olarak Suriye İçişleri Bakanlığı, “el-Anud” lakabıyla bilinen ve daha önce rejimden ayrılan subay Yüsra Diyab el-Kata’na’nın albay rütbesine terfi ettirildiğini duyurdu. Kata’na’nın kökeninin Dera kırsalındaki el-Lecat bölgesine dayandığı ve Suriye devriminin ilk dönemlerinde eski rejim ordusundan ayrıldığını açıklayan ilk subaylar arasında yer aldığı ifade edildi.

İçişleri Bakanı Enes Hattab, cumartesi günü açılışta yaptığı konuşmada, enstitünün donatılması ve eğitim programlarının hazırlanmasının yaklaşık bir yıl süren yoğun bir çalışma sonucunda tamamlandığını söyledi. Hattab, bu süreçte uzman bir ekibin modern polislik gereksinimlerine uygun bir eğitim ortamı oluşturmak ve kursiyerler için öğrenme ile mesleki eğitim imkânlarını sağlamak amacıyla büyük çaba harcadığını belirtti.

gth
Şam kırsalındaki Tel kentinde Kadın Polis Enstitüsü yöneticileri İçişleri Bakanı’nı karşılarken (Suriye İçişleri Bakanlığı)

Bakan, enstitünün güvenlik alanında görev alacak kadın kadroların yetiştirilmesi ve eğitilmesi için uzmanlaşmış bir merkez olacağını vurguladı. Ayrıca kursiyerlere görevlerini etkin ve yetkin biçimde yerine getirebilmeleri için gerekli bilgi, disiplin ve mesleki becerilerin kazandırılacağını ifade etti.

Hattab, İçişleri Bakanlığı’nın “kurtuluştan” sonraki ilk günden itibaren kadınların güvenlik ve polislik çalışmalarına ile toplumsal hizmetlere katılımını güçlendirmeyi görev edindiğini belirterek, bunun kadınların haklarını ve mahremiyetini koruyacak şekilde, toplumsal değerler ve mesleki standartlarla uyumlu biçimde yürütüleceğini söyledi.

gh
Albay rütbesine terfi ettirilen muhalif subay Yüsra Diyab el-Kata’na (Suriye İçişleri Bakanlığı)

Bakan ayrıca, halkının yanında yer almayı seçen, özgürlük ve adalet değerlerini destekleyerek eski rejimden ayrılan kadın subayları memnuniyetle karşıladıklarını belirtti. Bu subayların bugün kuruma katılmasının kurumun deneyimine önemli katkı sağladığını ve ülke çıkarlarını ve topluma hizmeti her şeyin üzerinde tutan herkese kapı açan ulusal bir sürecin somut göstergesi olduğunu ifade etti.

Enstitü Müdürü Tuğgeneral Hüda Mahmud Sercavi ise enstitünün kurulmasının, polislik çalışmalarını geliştirmeyi ve mevcut dönemin ihtiyaçlarıyla uyumlu şekilde modernize etmeyi amaçlayan ulusal bir vizyonun parçası olduğunu söyledi. Sercavi, enstitünün çeşitli toplumsal meselelerle başa çıkabilecek kadın polis kadrolarının yetiştirilmesi için uzmanlaşmış bir eğitim platformu olacağını kaydetti.

vfgbh
Kadın Polis Enstitüsü Müdürü Tuğgeneral Hüda Mahmud Sercavi (Suriye İçişleri Bakanlığı)

Sercavi ayrıca enstitünün, devletin kadınların yeteneklerine ve toplumun korunması ile istikrarın güçlendirilmesindeki rollerine duyduğu inancı yansıtan kurumsal bir model oluşturma yolunda önemli bir adım olduğunu vurguladı.

Açılış törenine çok sayıda güvenlik ve idari yetkili katıldı. Etkinliğin, polis kurumlarının geliştirilmesi ve en yüksek mesleki standartlara göre eğitilmiş kadın kadrolarla güçlendirilmesi çabalarının bir parçası olduğu ifade edildi. Bu adımın güvenlik sisteminin desteklenmesine ve topluma hizmetin güçlendirilmesine katkı sağlaması hedefleniyor.

İçişleri Bakanı ayrıca enstitünün çeşitli bölümlerinde incelemelerde bulundu. Ziyaret sırasında eğitim ve hazırlık salonları ile yönetim ofisleri ve idari birimler gezildi.

67ı
İçişleri Bakanı Enes Hattab ile birlikte Kadın Polis Enstitüsü’nde inceleme yapan bazı Suriye güvenlik yetkilileri (Suriye İçişleri Bakanlığı)

Bakan, enstitü yöneticilerinden uygulanan eğitim programları ile kursiyerlerin polislik görevine hazırlanması ve eğitilmesine ilişkin mekanizmalar hakkında bilgi aldı. Tuğgeneral Sercavi de enstitüde yürütülecek çalışma planları hakkında kapsamlı bir sunum yaptı.

Enstitünün, kursiyerleri polis ve hukuk bilimleri ile saha becerilerini kapsayan uzmanlaşmış eğitim programları aracılığıyla yetiştirmeyi hedeflediği belirtildi. Ayrıca kadın polis varlığının gerekli olduğu toplumsal meselelerle başa çıkmaya yönelik yöntemler konusunda da eğitim verileceği ifade edildi.


Batı Şeria’da İsrail ordusunun açtığı ateş sonucu aynı aileden dört kişi hayatını kaybetti

Ramallah’ta İsrailli yerleşimcilerin saldırıları sonucu 3 Filistinlinin hayatını kaybetmesinin ardından ağlayan bir kadın (Arşiv – Reuters)
Ramallah’ta İsrailli yerleşimcilerin saldırıları sonucu 3 Filistinlinin hayatını kaybetmesinin ardından ağlayan bir kadın (Arşiv – Reuters)
TT

Batı Şeria’da İsrail ordusunun açtığı ateş sonucu aynı aileden dört kişi hayatını kaybetti

Ramallah’ta İsrailli yerleşimcilerin saldırıları sonucu 3 Filistinlinin hayatını kaybetmesinin ardından ağlayan bir kadın (Arşiv – Reuters)
Ramallah’ta İsrailli yerleşimcilerin saldırıları sonucu 3 Filistinlinin hayatını kaybetmesinin ardından ağlayan bir kadın (Arşiv – Reuters)

Filistin Sağlık Bakanlığı, işgal altındaki Batı Şeria’nın kuzeyinde bir Filistinli erkek, eşi ve iki küçük çocuğunun bugün İsrail ordusunun açtığı ateş sonucu hayatını kaybettiğini açıkladı.

Filistin Kızılayı da ekiplerinin, Tubas’ın güneyindeki Tamun beldesinde İsrail güçlerinin ateş açtığı bir araçtan iki yetişkin ile iki çocuğun cansız bedenlerini çıkardığını bildirdi.

İsrail ordusu ise AFP’ye olaya ilişkin haberleri soruşturduğunu açıkladı.

Ramallah merkezli Filistin Sağlık Bakanlığı yaptığı açıklamada, ‘Tamun’da açılan ateş sonucu aynı aileden dört şehidin Tubas’taki Türk Devlet Hastanesi’ne ulaştığını’ belirtti.

Açıklamada hastaneye 37 yaşındaki bir erkek, 35 yaşındaki bir kadın ile 5 ve 7 yaşlarında iki çocuğun cenazelerinin getirildiği, hepsinin kurşun yaraları bulunduğu ifade edildi.

Filistin resmi haber ajansı WAFA ise çiftin diğer iki çocuğunun, 8 ve 11 yaşlarında olduklarını ve kurşun parçalarıyla yaralandıklarını aktardı. Ajans, İsrail güçlerinin bugün erken saatlerde ailenin bulunduğu araca ateş açtığını bildirdi.

İsrail, Batı Şeria’yı 1967 yılından bu yana işgal altında tutuyor. Bölgede şiddet, 7 Ekim 2023’te başlayan Gazze savaşından bu yana artış gösterdi.

Yerleşimci şiddeti de artış gösterdi. Özellikle İsrail tarihinin en sağcı hükümetlerinden biri olarak nitelendirilen mevcut hükümetin, yerleşim faaliyetlerini hızlandırmasıyla bu artış dikkat çekti. Hükümetin 2025 yılında 54 yeni yerleşim biriminin inşasına onay verdiği, bunun da rekor bir sayı olduğu belirtildi.

Gazze Şeridi’nde 10 Ekim’den bu yana yürürlükte olan ateşkes anlaşmasına rağmen şiddetin seviyesi düşmedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Gazze savaşının başlamasından bu yana Batı Şeria’da bazıları savaşçı olmak üzere bin 45’ten fazla Filistinli, İsrail askerleri veya yerleşimciler tarafından öldürüldü.

Aynı dönemde resmi İsrail verilerine göre, Filistin saldırılarında ya da İsrail askeri operasyonları sırasında aralarında siviller ve askerlerin de bulunduğu en az 45 İsrailli hayatını kaybetti.


El-Hamidavi… İran’ın Irak’taki gizemli adamı

El-Hamidavi olduğu ifade edilen kişinin, 6 Kasım 2021’de kamuoyu önündeki tek görünümünde maske, güneş gözlüğü ve kefiye taktığı görülüyor.
El-Hamidavi olduğu ifade edilen kişinin, 6 Kasım 2021’de kamuoyu önündeki tek görünümünde maske, güneş gözlüğü ve kefiye taktığı görülüyor.
TT

El-Hamidavi… İran’ın Irak’taki gizemli adamı

El-Hamidavi olduğu ifade edilen kişinin, 6 Kasım 2021’de kamuoyu önündeki tek görünümünde maske, güneş gözlüğü ve kefiye taktığı görülüyor.
El-Hamidavi olduğu ifade edilen kişinin, 6 Kasım 2021’de kamuoyu önündeki tek görünümünde maske, güneş gözlüğü ve kefiye taktığı görülüyor.

Irak’ta Ketaib Hizbullah Genel Sekreteri Ebu Hüseyin el-Hamidavi’nin akıbetine ilişkin çelişkili haberler gelmeye devam ediyor. Bazı kaynaklar, dün sabaha karşı Bağdat’ın Kerade semtinde örgüte ait bir evi hedef alan saldırıda Hamidavi’nin öldürüldüğünü ileri sürerken, bazıları ise saldırıdan kurtulduğunu belirtti. Olayın ardından sosyal medyada paylaşılan bir videoda, Hamidavi olduğu düşünülen bir kişinin başından yaralandığı görüldü. Peki yıllardır ‘İran’ın Irak’taki gizemli adamı’ olarak anılan bu isim kim?

Eski Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) Başkan Yardımcısı Ebu Mehdi el-Mühendis tarafından kurulan Ketaib Hizbullah, Irak’ta önemli bir nüfuza sahip. 2021 yılında Bağdat Havalimanı yakınlarında düzenlenen ABD saldırısında öldürülen el-Mühendis’in kurduğu örgüt, hem Haşdi Şabi içindeki ana silahlı yapılardan birini oluşturması hem de Irak’taki Amerikan çıkarlarına yönelik saldırılardaki rolüyle dikkat çekiyor. Buna karşın örgütün önde gelen isimleri, medyada görünmemeleri ve üst düzey kadrolar için uygulanan sıkı güvenlik önlemleri nedeniyle uzun süredir büyük bir gizlilik ve belirsizlik perdesiyle çevrili bulunuyor.

İran’ın gizemli adamı

Ahmed Muhsin Ferec el-Hamidavi’nin adı, son yıllarda Irak’ta meydana gelen birçok olayla ilişkilendiriliyor. ‘Ebu Hüseyin’ lakabıyla bilinen bu isim hakkında dolaşan bilgilerin çoğu ise kişiliğine dair kesin bir tablo ortaya koymuyor. Babası Muhsin el-Hamidavi’ye ait olduğu belirtilen fotoğraflar zaman zaman dolaşıma girse de, Ebu Hüseyin’in görüntüsü yıllardır medyada yer almıyor.

frgbth
Bağdat’ta, Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) karargahını hedef alan hava saldırısında hayatını kaybeden Ketaib Hizbullah mensupları için cenaze töreni düzenlendi. (Reuters)

Hamidavi hakkında paylaşılan bilgilere göre 1971 yılında Bağdat’ta doğdu. Ailesinin Irak’ın güneyindeki Meysan vilayetinden geldiği, 1950’li ya da 1960’lı yıllarda başkent Bağdat’a göç etmiş olabileceği belirtiliyor.

Bazı rapor ve analizler ise Hamidavi’nin örgüt içinde etkili bir aileye mensup olduğunu öne sürüyor. Buna göre oğlu Zeyd el-Hamidavi’nin, örgütün X platformu üzerinden yayımlanan açıklamalarını paylaşan ve ‘Ebu Ali el-Askeri’ adıyla bilinen hesabı yöneten kişi olduğu düşünülüyor. Kardeşlerinin de silahlı grupta üst düzey görevlerde bulunduğu ifade ediliyor.

Haşdi Şabi’ye yakın kaynaklar, Hamidavi’nin son derece güçlü bir güvenlik hassasiyetine sahip olduğunu belirtiyor. Bu kaynaklara göre Hamidavi cep telefonu veya elektronik cihazları doğrudan kullanmıyor; yalnızca güvendiği yardımcıları aracılığıyla iletişim kuruyor. Hareketlerini ise genellikle çok dar bir çevre dışında kimse bilmiyor.

gtrhbtg
4 Mart 2026’da Irak’ın güneyinde düzenlenen bir hava saldırısında öldürülen Ketaib Hizbullah üyesi için Bağdat’ta düzenlenen cenaze töreninden (AFP)

Hamidavi hakkındaki gizemli tabloya rağmen, birçok çevrede ‘İran’ın Irak’taki gizemli adamı’ olarak nitelendiriliyor. Yıllardır yürüttüğü askeri faaliyetler de onu ABD’nin hedef listesine sokmuş durumda. ABD Dışişleri Bakanlığı, Hamidavi’yi Şubat 2020’de ‘özel olarak belirlenmiş küresel terörist’ (SDGT) olarak listeye aldı. Bu kararın, Washington tarafından 2009’dan bu yana terör örgütü olarak sınıflandırılan Ketaib Hizbullah’ın liderliğindeki rolü nedeniyle alındığı belirtiliyor.

Ketaib Hizbullah’ın sicili

Ketaib Hizbullah ve lideri Ebu Hüseyin el-Hamidavi, 2019 yılında Irak’ta düzenlenen protesto hareketlerine katılan bazı gruplar tarafından, bazı aktivistlere yönelik cinayet ve suikastlara karışmakla suçlanıyor.

Örgütün, Bağdat’taki ABD Büyükelçiliği ile Amerikan güçlerinin bulunduğu bölgeler ve askeri kamplara yönelik çok sayıda saldırının arkasında olduğu yönünde yaygın bir kanaat bulunuyor. Bazı Şii çevreler ise Ketaib Hizbullah’ı İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) talimatlarına bağlı hareket eden en güçlü Iraklı silahlı gruplardan biri olarak nitelendiriyor.

ABD Hazine Bakanlığı Kasım 2023’te Iraklı silahlı grupların bazı liderlerini hedef alan ek yaptırımlar uyguladı ve örgütün bir numaralı sorumlusu olarak görülen Hamidavi’ye yönelik kısıtlamaların sürdüğünü duyurdu.

Benzer bir adım Ocak 2024’te de atıldı. Bu kapsamda örgüt mensupları arasında yer alan kişiler yaptırım listesine alındı. Listede Hamidavi’nin kardeşi Ukad el-Hamidavi de yer aldı. Söz konusu kişilerin, örgüte lojistik destek sağlamak ve operasyonel faaliyetlerin yürütülmesini kolaylaştırmakla suçlandığı belirtildi.