İran Devrim Muhafızları Ordusu, komutanının Lübnan’da öldüğünü 41 yıl sonra doğruladı

İran DMO Komutanı Mütevessiliyan’ın Lübnan’da öldüğünün doğrulanması, İsrail tarafından tutsak edildiği yönündeki açıklamalarla çelişiyor

İran rejiminin lideri Rehber Ali Hamaney’in sitesinden alınan sağında Mütevessiliyan’ın durduğu 1980 tarihli bir arşiv fotoğrafı
İran rejiminin lideri Rehber Ali Hamaney’in sitesinden alınan sağında Mütevessiliyan’ın durduğu 1980 tarihli bir arşiv fotoğrafı
TT

İran Devrim Muhafızları Ordusu, komutanının Lübnan’da öldüğünü 41 yıl sonra doğruladı

İran rejiminin lideri Rehber Ali Hamaney’in sitesinden alınan sağında Mütevessiliyan’ın durduğu 1980 tarihli bir arşiv fotoğrafı
İran rejiminin lideri Rehber Ali Hamaney’in sitesinden alınan sağında Mütevessiliyan’ın durduğu 1980 tarihli bir arşiv fotoğrafı

41 yıllık belirsizliğin ve çatışmanın ardından İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO), Temmuz 1982'de Beyrut'ta kaybolan dört İranlıdan biri olan Ahmed Mütevessiliyan’ın akıbetiyle ilgili rivayetlere son verdi. DMO Genel Komutanı Hüseyin Selami cumartesi günü Mütevessiliyan’ın ailesiyle yaptığı görüşmede kendisinden ‘şehit’ olarak bahsetti. Bu, İran'ın sürekli İsrailliler tarafından tutsak edildiğinden bahsettiği komutanın öldüğünün ilk teyidi sayılıyor.
DMO sitelerinin aktardığına göre Selami, İranlı yetkililerin dört İranlının İsrail hapishanelerinde hayatta olduğuna dair anlatısıyla çelişen ender bir itirafta bulunarak ‘Mütevessiliyan’ın, Kudüs'ün fethi yolundaki ilk İranlı şehit’ olduğunu söyledi.
Mütevessiliyan Beyrut'taki iç savaş sırasında Hizbullah güçlerini eğitmek için Beyrut'a gitmekle görevlendirilmeden önce, Kürt muhaliflere karşı şiddetli çatışmalara giren DMO’nun en önemli saha birimi olan 27. Kolordu'nun komutanıydı. Eldeki bilgiler, İran’ın ilk Dini Lideri Humeyni'nin emriyle Tahran'a dönmeden önce İranlı Konsolos Muhsin Musevi’ye Lübnan başkentinde yaptığı bir geziye eşlik ettiği sırada Beyrut'un kuzey kıyısındaki Barbara kontrol noktasında kaçırıldığını gösteriyor.
Selami, DMO lideri ve yoldaşları hakkında dolaşan yığınla rivayetin ardından herhangi bir ek ayrıntı vermemekle birlikte Mütevessiliyan’ın akıbetini açıklığa kavuşturan en önde gelen İranlı yetkili sayılıyor.
Kaçırılan dört kişi arasında İran resmi haber ajansı IRNA askeri işler muhabiri Kazım İhvan ve DMO’nun eğitimden sorumlu yetkililerinden Taki Rastgar Mukaddem de vardı. İran'ın batısındaki Kürt şehri Merivan'da DMO’nun komutanlık pozisyonunu üstlendiği sırada Mütevessiliyan’ın sağ kolu olan Mukaddem, İran tarafından üst düzey bir büyükelçilik çalışanı olarak tanımlanıyor.

Diplomatik faaliyetlerin odak noktasında büyük bir gizem
DMO komutanı ve beraberindekilerin kaçırılması konusu ‘dört diplomat’ davası olarak anılırken, akıbetlerinin ortaya çıkarılmasına ilişkin talepler yıllar içinde İran'ın yurtdışındaki büyükelçiliklerinin faaliyetlerinin odak noktası haline geldi.
Lübnan İç Güvenlik Güçleri'nin 4 Temmuz 1982 tarihli bir raporunda şu ifadelere yer veriliyor:
“Partizan silahlı kişiler, Lübnan'daki İran İslam Cumhuriyeti Büyükelçiliği Baş Müsteşarı Muhsin el-Musevi’yi Barbara kontrol noktasında tutuklamıştır. Tutuklama esnasında Baş Müsteşar, Büyükelçiliğin güvenlik biriminden bir kuvvetin eşliğinde üç büyükelçilik çalışanıyla birlikte Bekaa'dan Beyrut'a dönmekteydi. Silahlı kişiler, eskort ekibini serbest bırakırken dört diplomatı alıkoyup partizan merkezlerinden birine sevk etmiştir. Diplomatlar, Musevi’nin yanı sıra askeri ataşe Ahmed Mütevessiliyan, fotoğrafçı ve savaş muhabiri Kazım İhvan ve şoför Taki Rastgar’dan oluşuyordu.”
Temmuz 2012'de DMO’ya bağlı baskı gruplarından Ensaru Hizbullah’ın lideri Said Kasımi, İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in cumhurbaşkanı iken Haziran 1981'de iç savaş sırasında Hizbullah güçlerini eğitmek amacıyla iki DMO birimini Lübnan'a göndermek üzere verdiği emirler hakkında bilinmeyen detaylar vermişti.
Dört İranlı'nın akıbeti, İranlı yetkililerin bu kişilerin İsrail hapishanelerinde tutuklu olduğu yönündeki anlatısına bağlı kalmalarıyla büyük bir ‘sır’a dönüştü. İsimleri, İran veya Lübnan Hizbullahı ile İsrailliler arasındaki esir takası anlaşmalarıyla ve özellikle de pilot Ron Arad ile bağlantılıydı.
Bunca yıl İsrail tarafı, DMO komutanı ve yoldaşlarının ortadan kaybolmasıyla ilgili olası ilişkilerine dair herhangi bir açıklama yapmadı.
Genelde her haziran ayında, ortadan kayboluşunun yıldönümünde Mütevessiliyan mevzusu, İran Dışişleri Bakanlığı'nın medya gündeminde öne çıkıyor.
İran Dini Lideri’nin askeri danışmanı olan eski Savunma Bakanı Hüseyin Dehkan Mayıs 2016'nın sonunda basın mensuplarına yaptığı bir açıklamada, Tahran'ın, Beyrut'ta kaybolan Mütevessiliyan ve diğer üç İranlı'nın hala hayatta olduğunu gösteren birtakım bilgilere ulaştığını duyurmuştu. Dehkan, ayrıntılara girmeden dört İranlı'nın güvenliğinden İsrail'i sorumlu tutmuştu.
Aynı yılın haziran ayında DMO komutanlarından İran İslami Şura Meclisi Savunma Komitesi Başkanı Milletvekili İsmail Kevseri, İranlı yetkililerin yıllar önce, rehin tutulan ABD’li bir yetkili ile Mütevessiliyan arasında bir takas anlaşması yapılmasına ilişkin İmad Muğniye’nin yaptığı bir teklifi reddettiklerini söylemişti. Kevseri, “O dönemde meseleyi yöneten yetkililere sormalıyız: İran ile İsrail arasında dört diplomatın serbest bırakılmasına yönelik takas anlaşması için neden uygun zemin hazırlanmadı?” demişti.
Ahmed Mütevessiliyan’ın küçük erkek kardeşi Emir Mütevessiliyan, Kevseri’den günler önce İran Yargı Erki’ne bağlı Mizan Haber Ajansı’na verdiği röportajda, ‘İran ile İsrail arasında kardeşinin serbest bırakılması için yapılan esir takası anlaşmasının, İran’ın geri adım atmasından önce son aşamada’ olduğunu belirterek yıllar boyunca kardeşinin esir tutulmasının arkasındaki sebepleri bilmediğini söylemişti.
Mütevessiliyan’ın erkek kardeşine göre, Hizbullah Komutanı İmad Muğniye İranlılara, İran'ın DMO komutanı ve yoldaşlarını geri almak için takas anlaşması yapabileceği bir adamı olduğunu söylemiş ve Eski Suriye Devlet Başkanı Hafız Esed, Mütevessiliyan’ın askeri noktalar arasındaki hareketini kolaylaştırması için Muğniye’ye bir ‘Benz’ araba göndermişti.
Aynı röportajda Emir Mütevessiliyan, Muğniye'nin ABD’li rehin bir diplomatı Ahmed Mütevessiliyan ile takas etme anlaşmasını tamamlamak üzere Ez-Zabadani kampına sevk ettiğini ancak daha sonra Tahran’ın öneriye olumsuz yanıt verdiğini açıklamıştı. Mütevessiliyan “Öneri reddedildikten sonra Hizbullah, ABD’lilerle bir takas anlaşması yaptı. Anlaşmaya göre 25 Hizbullah üyesi serbest bırakılırken Ahmed Mütevessiliyan kaldı” demişti.

Çürük bir diş
Eylül 2020'de İran medyasında Mütevessiliyan’ın cesedinin Tahran'da bulunduğuna dair çelişkili haberler ve bir DNA incelemesi yapıldığına ilişkin söylentilerle birlikte, BBC Farsça kanalı, DMO liderleri arasındaki, özellikle de Mütevessiliyan’a yakın liderler ile DMO komutanlık pozisyonları için mücadele eden rakipleri arasındaki ihtilaflara ışık tutan ‘Yavaş Darbe’ adlı bir belgesel haber yayınlamıştı. Belgesel, adını DMO’daki saha komutanlarının güvenlik ve siyasi faaliyetler yoluyla komutanlık pozisyonlarındaki hakimiyetlerini sıkılaştırmaya çalışan başka komutanları durdurmak için kullandıkları bir terimden almıştı. Belgesel, özellikle Kasım 1984'te iki grubun önderleri arasında suçlamalar ve karşılıklı eleştirilere tanık olan bir oturumu anlatıyordu.
Belgesel, Mütevessiliyan’ın başta eski komutan Muhsin Rızai olmak üzere DMO’nun üst düzey komutanlarına İran-Irak savaşının yönetimi konusunda karşı çıkması sebebiyle çatışmaların şiddetine rağmen Lübnan'a gönderildiği hipotezine ilişkin haberleri destekliyor.
Belgesele yanıt olarak, DMO’ya bağlı Tesnim Haber Ajansı o oturumun ‘tam ses kaydını’ servis etmişti. Ancak BBC Farsça tarafından Haziran 2022'de yayınlanan bir belgesel, DMO ajansının kaydından silinen ve Mütevessiliyan’ın ortadan kaybolması ve akıbetiyle ilgili olan ‘temel’ noktaları ortaya çıkarmıştı.
Silinen kısımlar arasında DMO Operasyon Odası Komutanı Hasan Behmeni'nin şu anda İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreterliği görevini üstlenen dönemin DMO Komutan Yardımcısı Ali Şemhani’nin açıklamalarına atıfta bulunduğu bir bölüm yer alıyordu.
Şarku’l Avsat’ın Mehr’den aktardığına göre ses kaydında yer alan ifadesinde Behmeni, komutan Mütevessiliyan’ın Lübnan'a gönderildiğinde DMO komutanları arasındaki en parlak saha komutanı olduğunu söylüyor ve Şemhani’nin “Mütevessiliyan çürük bir dişti ve çekildi” sözünden duyduğu rahatsızlığı dile getiriyordu.



Trump'ın son Grönland hamlesi kafa karıştırdı: Yolda!

Trump'ın son Grönland hamlesi kafa karıştırdı: Yolda!
TT

Trump'ın son Grönland hamlesi kafa karıştırdı: Yolda!

Trump'ın son Grönland hamlesi kafa karıştırdı: Yolda!

Trump, Beyaz Saray'da valiler için akşam yemeği düzenlemeden kısa süre önce Grönland'a hastane gemisi göndereceğini duyurdu (Reuters)

Ancak adanın neden böyle bir gemiye ihtiyaç duyduğu, Trump'ın hangi gemiyi ne zaman göndereceği belirsiz.

Başkan, duyurusunu cumartesi akşamı, Beyaz Saray'da valiler için akşam yemeği düzenlemeden kısa süre önce Truth Social hesabından paylaştı. Trump, geçen yılın sonlarında Grönland'a ABD özel elçisi olarak atadığı Louisiana'nın Cumhuriyetçi valisi Jeff Landry'yle birlikte çalıştığını belirtti.

Trump, Truth Social'da şöyle yazdı:

Louisiana'nın harika valisi Jeff Landry'yle birlikte, orada hasta ve bakıma muhtaç birçok insanın bakımını üstlenecek büyük bir hastane gemisini Grönland'a göndereceğiz. Yolda!!!

Başkanın paylaşımında, ABD Donanması'nda faaliyet gösteren iki hastane gemisinden biri olan USNS Mercy'nin resmi de vardı. Geminin ne zaman varacağı veya ne kadar süre kalacağı konusunda bilgi vermedi. Trump'ın bu kararına neyin sebep olduğu da belirsiz. Grönland hükümeti sakinlerine ücretsiz sağlık hizmeti sağlıyor.
 

Görsel kaldırıldı.
Başkan Donald Trump'ın Truth Social'daki duyurusunda, ABD Donanması'nda faaliyet gösteren iki hastane gemisinden biri olan USNS Mercy'nin resmi yer aldı (Donald Trump/Truth Social)

Donanma takip sistemlerine göre USNS Mercy ve kardeş gemisi USNS Comfort, Alabama eyaletinin Mobile kentinde demirli durumda.

The Independent, Beyaz Saray, ABD Savunma Bakanlığı ve Landry'nin ofisinden daha fazla bilgi talep etti.

Reuters'a göre, duyuru ayrıca Danimarka'nın Ortak Arktik Komutanlığı'nın Grönland sularında ABD denizaltısından bir mürettebat üyesini tahliye etmesinden saatler sonra geldi. Yetkililer, mürettebat üyesinin acil tıbbi müdahaleye ihtiyaç duyduğunu söyledi.

ABD Donanması denizcisi, görevinden ayrılan ve Grönland'ın Nuuk kentinden yaklaşık 13 km açıkta yüzeye çıkan nükleer denizaltıdan tıbbi sebeple tahliye edilmek zorunda kaldı.

Landry, Trump'ın duyurusunu X'te yeniden paylaşarak, "Teşekkürler Başkan @realDonaldTrump! Bu önemli konuda sizinle çalışmaktan gurur duyuyorum!" diye yazdı.

Önde gelen Grönlandlı aktivist Orla Joelsen, Trump'ın duyurusuna X'te "Hayır teşekkürler!!!" diye tepki gösterdi.

"Biz Grönlandlılar sağlıklı ve iyi durumdayız, nesillerdir nüfusumuzu güçlü tutan vitamin ve besin açısından zengin fok yağı da dahil kendi geleneksel yiyeceklerimizle besleniyoruz" dedi.

Trump ve müttefikleri, ulusal güvenlik amacıyla ABD'nin Danimarka'nın özerk bölgesi Grönland'ı satın alması gerektiğini defalarca savundu. Öte yandan Grönlandlı yetkililer adanın satılık olmadığını ve Danimarka'nın bir bölgesi olarak kalması gerektiğinde ısrar ediyor.

Geçen ayın sonlarında Trump, Grönland konusunda "gelecekteki bir anlaşmanın çerçevesini" duyurmuştu.

Truth Social'da, "NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'yle yaptığım çok verimli görüşmeye dayanarak, Grönland ve aslında tüm Arktik Bölgesi'yle ilgili gelecekteki bir anlaşmanın çerçevesini oluşturduk" diye yazmıştı.

Trump'ın Grönland'a yönelik çabalarının birçok Amerikalı arasında popüler olmadığı anlaşılıyor. Bu ay yayımlanan AP-NORC anketine göre ABD'li yetişkinlerin yüzde 72'si Trump'ın Grönland'ı ele alma biçimini onaylamazken, sadece yüzde 24'ü onaylıyor.

Independent Türkçe


Umman Dışişleri Bakanı: ABD–İran müzakereleri Perşembe günü Cenevre’de yapılacak

Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi (sağda), İran-ABD müzakereleri öncesinde Maskat’ta düzenlenen toplantıda ABD Başkanı’nın özel temsilcisi Steve Witkoff (ortada) ve Jared Kushner’i (solda) karşılıyor – Maskat, 6 Şubat 2026 (EPA)
Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi (sağda), İran-ABD müzakereleri öncesinde Maskat’ta düzenlenen toplantıda ABD Başkanı’nın özel temsilcisi Steve Witkoff (ortada) ve Jared Kushner’i (solda) karşılıyor – Maskat, 6 Şubat 2026 (EPA)
TT

Umman Dışişleri Bakanı: ABD–İran müzakereleri Perşembe günü Cenevre’de yapılacak

Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi (sağda), İran-ABD müzakereleri öncesinde Maskat’ta düzenlenen toplantıda ABD Başkanı’nın özel temsilcisi Steve Witkoff (ortada) ve Jared Kushner’i (solda) karşılıyor – Maskat, 6 Şubat 2026 (EPA)
Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi (sağda), İran-ABD müzakereleri öncesinde Maskat’ta düzenlenen toplantıda ABD Başkanı’nın özel temsilcisi Steve Witkoff (ortada) ve Jared Kushner’i (solda) karşılıyor – Maskat, 6 Şubat 2026 (EPA)

Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi, ABD ile İran arasındaki yeni müzakere turunun önümüzdeki Perşembe günü Cenevre’de yapılmasına karar verildiğini açıkladı. Busaidi, nihai bir anlaşmaya varılması amacıyla “ilave çaba gösterilmesi için olumlu bir ivme” bulunduğunu belirtti.

Umman’dan gelen bu teyit, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin bugün (Pazar) yaptığı açıklamanın ardından geldi. Arakçi, ABD’nin özel temsilcisi Steve Witkoff ile Perşembe günü Cenevre’de görüşmesinin muhtemel olduğunu söyledi ve Tahran’ın nükleer programına ilişkin diplomatik bir çözüme ulaşılması için hâlâ “iyi bir fırsat” bulunduğunu ifade etti.

Arakçi bu açıklamaları, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik olası askeri saldırı seçeneğini değerlendirdiği bir dönemde, CBS News kanalına verdiği mülakatta yaptı.

Başkan Trump’ın özel temsilcisi Witkoff ise, İran’ın bugüne kadar neden “teslim olmadığını” ya da nükleer programını sınırlamayı kabul etmediğini başkanın sorguladığını söyledi. Washington’ın Ortadoğu’daki askeri kapasitesini artırmayı sürdürdüğü bir süreçte bu değerlendirmelerin yapıldığını kaydetti.

Witkoff, dün (Cumartesi) , Fox News’te yayımlanan ve başkanın gelini tarafından sunulan “My View with Lara Trump” programında şu ifadeleri kullandı: “Onu (Trump’ı) ‘hayal kırıklığına uğramış’ olarak tanımlamak istemem; çünkü önünde çok sayıda seçenek olduğunu biliyor. Ancak neden onların... ‘teslim oldular’ kelimesini kullanmak istemem ama neden teslim olmadıklarını soruyor. Bu baskılar altında ve orada bu kadar büyük bir deniz gücü varken neden bize gelip ‘Nükleer silah istemediğimizi ilan ediyoruz ve atmaya hazır olduğumuz adımlar şunlardır’ demediler?... Buna rağmen onları o aşamaya getirmek bir şekilde zor.”

Trump, Orta Doğu’da büyük çaplı bir askeri yığınak talimatı vermiş ve haftalar sürebilecek bir hava saldırısı ihtimaline karşı hazırlık yapılmasını istemişti. Tahran ise saldırıya uğraması hâlinde bölgedeki Amerikan üslerini vurmakla tehdit etmişti.

Tekrarlanan yalanlama

ABD, İran’dan Washington’a göre bomba yapımında kullanılabilecek zenginleştirilmiş uranyum stokundan vazgeçmesini, Ortadoğu’daki silahlı gruplara desteğini durdurmasını ve füze programına kısıtlamalar getirilmesini kabul etmesini talep ediyor.

Tahran ise nükleer programının barışçıl olduğunu vurguluyor. Bununla birlikte, mali yaptırımların kaldırılması karşılığında programa bazı kısıtlamalar getirilmesini kabul edebileceğini belirtiyor; ancak nükleer dosyanın füze programı ya da silahlı gruplara destek gibi diğer başlıklarla ilişkilendirilmesini reddediyor.

Witkoff, “Uranyumu sivil nükleer enerji için gerekli seviyenin çok üzerinde zenginleştirdiler. Saflık oranı yüzde 60’a ulaşıyor... ve muhtemelen bomba yapımına uygun endüstriyel düzeyde malzemeye sahip olmaya sadece bir hafta uzaktalar. Bu gerçekten tehlikeli” dedi.

Öte yandan, üst düzey bir İranlı yetkili bugün (Pazar) Reuters ajansına yaptığı açıklamada, Tahran ile Washington arasında yaptırımların hafifletilmesinin mekanizması ve kapsamı konusunda görüş ayrılıklarının sürdüğünü söyledi.


Pakistan aracılığıyla Çin ve İran ile diyalog: Orta güç perspektifi

Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)
Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)
TT

Pakistan aracılığıyla Çin ve İran ile diyalog: Orta güç perspektifi

Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)
Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)

Kemal Allam

Financial Times, yıllık yıl sonu değerlendirme serisi kapsamında, 2026 yılının İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana en büyük belirsizlikle başladığını ve orta güçlerin önümüzdeki dönemde küresel düzeni ya pekiştirmede ya da zayıflatmada belirleyici faktör olabileceğini yazdı. Habere  göre, şaşırtıcı bir şekilde, Pakistan’ın adı, Amerikan hegemonyasını öngören “Donroe Doktrini”nde şimdiye kadarki en büyük kazanan olarak anılıyor. Pakistan, Beyaz Saray ziyaretlerinden Gazze barış planına kadar Donald Trump'ın çevresinde önemli bir yer edinmeyi açıkça başardı.

Ancak, Ortadoğu'ya askeri ve güvenlik tedarikçisi olarak geleneksel rolünün yanı sıra, Pakistan, İran gibi karmaşık çatışmalarda köprü görevi görmesi ve Çin ile ABD gibi daha büyük güçler arasında daha yakın bağlar kurması gereken bir orta güç olarak yeniden öne çıktı. Pakistan, daha önce, Nixon döneminde de ABD ve Çin arasındaki ilk diplomatik görüşmeye arabuluculuk yapmıştı. Bugün, on yıllık diplomatik boşluğun ardından, Pakistan, İran ile gizli görüşmeler yürütebilen ve Çin ile ortaklığı aracılığıyla bölgedeki askeri dengeyi yeniden ayarlayabilen bir güç olarak yeniden öne çıktı.

Trump'ın İran sorununu çözmek için Pakistan'a güvenmesi

Trump'ın ikinci başkanlığının başlangıcında, geçmiş dönemde Hindistan ile yakın ilişkisi ve Hindistan'ı Çin'e karşı tercih edilen stratejik ortak olarak görmesi nedeniyle Pakistan'da önemli bir belirsizlik hakim oldu. Ancak, görevdeki ilk yılından sonra Pakistan, sadece bölgede değil, küresel ölçekte de Trump'ın favorilerinden biri olarak görülmeye başladı. İsrail ve İran arasında yazın yaşanan 12 günlük savaş sırasında, Mareşal Asım Münir'in başkent Washington ve Langley'in koridorlarında neredeyse bir hafta boyunca bulunması tesadüf değildi. Dönemin Merkez Kuvvetler Komutanı Orgeneral Michael Eric Kurilla'nın Pakistan'ı terörizm ile mücadelede bir ortak olarak savunması da pek çok kişiyi şaşırttı. Zira bu açıklama, Kongre'nin önde gelen üyelerinin, Senato'nun ve generallerin Pakistan'ı sürekli olarak terörizmi destekleyen bir devlet olarak nitelendirdiği on yıllık bir dönemle çelişiyordu. Peki ne değişti?

Birincisi, Kurilla, Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi, Washington'un istenmeyen saydığı ve ABD'nin doğrudan, en azından kamuoyu önünde, ilişki kuramadığı rejimlerle Pakistan'ın ilişki kurma yeteneğine yeniden güvenmeye başladı. İsrail-İran çatışması sırasında, ABD İran nükleer tesislerini vurduktan sonra, Pakistan gerilimin daha fazla yükselmesinin sonuçlarını hafifletmede sessiz, perde arkası bir rol oynadı. Pakistan, Tahran ve Washington arasında mesajları taşımakla kalmadı, aynı zamanda Trump'a İran’a nasıl davranması gerektiği konusunda doğrudan tavsiyelerde de bulundu. Nitekim Trump, Asım Münir ile yaptığı ve ABD'nin İran'a yönelik saldırılarının yankılarını kontrol altına alma stratejisinin ele alındığı görüşmenin ardından, “Pakistan İran'ı çoğu ülkeden daha iyi tanıyor” açıklamasını yaptı. Bu, Trump'ın ilk döneminde Irak'ta Kasım Süleymani'nin öldürülmesiyle sonuçlanan önceki hamlesinden sonra yaşananları hatırlattı. O zaman, 2020'de de suikasttan sonra ilk olarak dönemin Pakistan Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kamar Cavid Bacva ile telefonla görüşmüştü.

Pakistan, ABD ve Körfez ülkeleri gibi, İran'ın bölgeye yönelik niyetlerine güvenmiyor, ancak Suudi Arabistan ve Türkiye ile birlikte bir rejim değişikliği de istemiyor

Bunu anlamanın kilit noktası, Pakistan'ın, İsviçre, Katar, Umman ve İran görüşmelerindeki diğer bazı arabuluculardan farklı olarak, İran ile uzun bir sınıra sahip olması ve İran ile sürekli gerilimler yaşamasıdır. İranlılar, tam ölçekli bir çatışma durumunda Pakistan'ın kendileri için gerçek bir tehdit oluşturduğunun ve tüm Körfez ülkelerinin Pakistan'ın arkasında duracağının farkındalar. Daha önce yine el-Mecelle’de, İran ve Pakistan'ın, açık ve tam ölçekli bir çatışmayı önlemesi gereken dini, kültürel ve dilsel bağlara rağmen, açıkça duyurulmamış bir istihbarat ve vekalet savaşı içinde olduklarını yazmıştım. Süleymani sık sık Pakistan ile açık savaş tehdidinde bulunmuştu ve İsrail ile Amerika Birleşik Devletleri'nin yanı sıra, İran'a hava saldırıları düzenleyen tek ülke Pakistan'dır. Bu durum, Pakistan'ı İran’a karşı havuç-sopa yaklaşımını uygulamak için önemli bir arka kapı haline getiriyor.

Mevcut Maskat görüşmelerinin nereye varacağını, Trump'ın İran'a saldırıp saldırmayacağını veya gerilimi azaltıp azaltmayacağını bilmesek de, Pakistan'ın rolü önemli olmaya devam ediyor. ABD, çatışma tırmandığında Beluç sınırının tarihi ve Pakistanlı Şiilerin devlete karşı kullanılması nedeniyle İran’ın Pakistan ile de ters düşebileceğinin farkında olarak kendisine mesajlar gönderebilir. İran, geçtiğimiz yaz yaşanan 12 günlük savaş sırasında ve protestoların başlamasından bu yana yaşanan son gerilimlerde Pakistan'ın gerilimi azaltmadaki rolü için de kamuoyu önünde kendisine teşekkür etti.

dvbfrg
Çin'in doğusundaki Shandong eyaletinin Qingdao kentinde Şanghay İşbirliği Örgütü üye devletlerinin savunma bakanlarının çektirdiği toplu fotoğraf, 26 Haziran 2025 (AFP)

Pakistan, ABD ve Körfez ülkeleri gibi, İran'ın bölgeye yönelik niyetlerine güvenmiyor. Ancak Suudi Arabistan ve Türkiye ile birlikte bir rejim değişikliği de istemiyor. Bu da onu aradaki uçurumu kapatmada önemli bir oyuncu haline getiriyor. Pakistan’ın kendisi de nükleer güç olma yolunda benzer bir süreçten geçti ve nükleer meselede nasıl başarılı bir şekilde müzakere edeceğini biliyor. Askeri kapasiteye dayanma gücü olmadığında müzakerelerin ne kadar sınırlı olabileceğini biliyor. Pakistan ayrıca, Çin’in dünyadaki en yakın diplomatik ve askeri müttefiki olma avantajına da sahip.

Çin ve etkiyi kullanma sanatı

Eski ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger ve Başkan Richard Nixon'ın Pakistan aracılığıyla Çin ile yaptıkları görüşmeler ve gerçekleştirdikleri ziyaretler, İslamabad’ın eski Amerikan ulusal güvenlik uzmanlarının uzun zamandır minnettar olduğu önemli bir köprü olmasına olanak tanıdı. Pervez Müşerref dönemine kadar Pakistan, Çin ve ABD'nin kendi nüfuz alanlarındaki dengeleyici rolünde denklik konumunu korudu. Yine Müşerref dönemine kadar Pakistan ordusu, F-16 savaş uçaklarından Bell AH-1 Cobra saldırı helikopterlerine kadar neredeyse tamamen Amerikan kaynaklı ekipmanlara güveniyordu.

Çin'in etkisi, İslamabad'ı bir dönem Pekin'e karşı yanlış tarafta duran birçok güç için bir köprü kurucu haline getirdi

Ancak bu değişim daha sonra gerçekleşti ve Pakistan, Çin'in en yeni savaş uçakları ve füze teknolojilerini paylaştığı dünyadaki tek ordu haline geldi; bu da geçen yılki kısa savaşta Hindistan'a karşı üstün gelmesine yardımcı oldu. Böylece Çin, en yeni ekipmanlarını test etmek için Pakistan’ı kullanmaya başladı ve bunları Hint güçlerine karşı ve Pakistan'ın İran ile olan birkaç sınır çatışmasında test etti. Bu durum Pakistan'ı, Çin'in nasıl düşündüğünü ve gelecekteki savaşlara nasıl hazırlandığını anlamada ABD için bir kez daha vazgeçilmez bir ortak haline getiriyor. Dünyada hiçbir ordu, Pakistan ordusu gibi bir yandan Trump ile doğrudan ve hızlı iletişim kurma yeteneğine, diğer yandan da Çin ile en yakın askeri ittifaka sahip değil. Pakistan ayrıca tarihsel olarak Çin'in hem Türkiye hem de Suudi Arabistan ile olan ilişkisinde de bağlantı noktası görevi

Türkiye'nin önde gelen askeri stratejistlerinden ve Erdoğan'a yakın isimlerden sayılan Türk Amiral Cihat Yaycı, Pakistan'ın Soğuk Savaş sırasında Çin'in yükselişinde çok önemli bir rol oynadığını ve 1980'lerde ABD, Türkiye ve Suudi Arabistan ile olan ilişkilerini kullanarak bu tarafları Çin'e yaklaştırdığını düşünüyor. Yaycı ayrıca, kıdemli bir Türk subayı olarak, Çin'in kendisini Pakistan'ın en yakın müttefiki olarak nasıl gösterdiğine ve bunun Ankara'yı Uygur sorunu nedeniyle aralarında gerilim tırmandığında Pekin ile açılıma nasıl ittiğine bizzat şahit olduğunu belirtiyor. Bu Çin etkisi, İslamabad'ı bir zamanlar Pekin'e karşı yanlış tarafta duran birçok güç için bir köprü kurucu haline getirdi. Hudson Enstitüsü de yakın zamanda aynı konuyu, yani Çin'in Pakistan'ı Batı ve Avrasya arasındaki güç dengesini yeniden şekillendirmek için nasıl kullandığını gündeme getirdi.

Elbette Pakistan'ın gücünün de sınırları var; kırılgan ekonomisi Suudi Arabistan, Çin, BAE ve ABD dahil olmak üzere bir dizi uluslararası hamisine dayanıyor. Bu geniş bağışçı havuzu, Pakistan’ı çıkarlarını dengeleyebilen ve herhangi bir tarafla ittifak kurma tuzağına düşmeden aralarında manevra yapabilen bir köprü görevi görmesini sağlıyor. Avrupa Birliği ve Latin Amerika'daki birçok ülke, Trump taraf seçmeleri için baskı yaptığında ABD-Çin çatışmasında bir denge kurmakta zorlanırken, Pakistan bir anlamda tam tersi bir yaklaşım benimsedi. Sıfır toplamlı bir oyun tuzağına düşmek yerine, başkaları tarafından kullanılan bir köprü haline geldi. Bu da onu hem İran hem de Çin ile konuşmak için uygun bir muhatap yapıyor.