Eski Temsilciler Meclisi Başkanı Pelosi: Putin'in en çok korktuğu kişi Hillary Clintonhttps://turkish.aawsat.com/home/article/4255061/eski-temsilciler-meclisi-ba%C5%9Fkan%C4%B1-pelosi-putinin-en-%C3%A7ok-korktu%C4%9Fu-ki%C5%9Fi-hillary
Eski Temsilciler Meclisi Başkanı Pelosi: Putin'in en çok korktuğu kişi Hillary Clinton
(J. Scott Applewhite/AP)
Nancy Pelosi'ye göre Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, en çok Hillary Clinton'dan korkuyor.
Eski ABD Temsilciler Meclisi Başkanı, Putin'in, Clinton'ın 2016 seçim kampanyasına Amerikan demokrasisini desteklediği için müdahale ettiğini iddia etti.
Bu yorumları Pelosi, pazartesi günü Columbia Uluslararası ve Halkla İlişkiler Okulu'nda "küresel siyaset, ulusal güvenlik ve demokrasinin gerilemesi" üzerine konuşurken yaptı.
The Independent'ta yer alan habere göre Pelosi, "[Putin'in] arkasına dönüp yasadışı yollarla kampanyasında Clinton'a karşı çıkmasını sağlayan şey onun netliği ve duruşuydu" dedi.
"Vladimir Putin demokrasimize müdahale etti çünkü Hillary Clinton, Rusya'daki demokrasi eksikliği açısından en çok korktuğu kişiydi."
Clinton daha önce Pelosi'ye övgüler yağdırmıştı.
Eski ABD başkan adayı ve Dışişleri Bakanı, geçen yıl CNN'e yaptığı açıklamada Pelosi'nin ABD siyasetindeki "en cesur" kadın olduğunu ve kendi değerleriyle idealleri için mücadele ettiğini söylemişti.
"Nancy Pelosi'nin halihazırda siyasetteki en cesur kadın olduğunu düşünüyorum."
Clinton onu, hayatını kaybetmiş Kraliçe II. Elizabeth'le de kıyaslamıştı.
Eski Dışişleri Bakanı, "O her türlü kargaşa ve zorluk içinde (bir benzetme yapmak gerekirse Kraliçe gibi) her gün uyanıp o yüksek topuklu ayakkabılarıyla kıyafetlerini giyip kuvvetle inandığı değerler ve idealler için mücadele etmenin ne demek olduğunu gösterdi" demişti.
Clinton, kısa süre önce Columbia Üniversitesi'ne küresel ilişkiler alanında profesör ve bir projenin başkanı olarak katıldı.
Barack Obama yönetiminde görev yapan Clinton, Rusya'nın seçimlere müdahalesine ilişkin bir soruşturmaya yol açan 2016 ABD başkanlık seçimlerinde Donald Trump'a karşı adaylığını koymuştu.
Clinton, seçim gününe iki haftadan az süre kala anketlerde açık ara önde olmasına rağmen Trump'a karşı kaybetmişti.
Başkanlık seçimlerinin ve sonrasında ortaya çıkan müdahale iddialarının ardından ABD istihbarat kurumları, Rus firmalarının en az 21 eyalette seçmen kayıt sistemlerini hedef aldığı ve seçmenlerin kişisel bilgilerini çalarak hem Demokrat yetkililer hem de Clinton için olumsuz propaganda yaptığı sonucuna varmıştı.
Putin'i öven Trump, Rusya Devlet Başkanı'nın seçim sürecine müdahale ettiği yönündeki iddialarla ilgili şüphelerini dile getirmişti. Trump 2018'de Reuters'a, "İstihbaratçılarıma büyük güven duyuyorum ama size şunu söyleyeyim ki Başkan Putin bugün iddiaları son derece güçlü ve kuvvetli bir şekilde reddedetti" demişti.
FED, ABD’deki ara seçimler öncesinde faizleri sabit tuttuhttps://turkish.aawsat.com/ekonomi%CC%87/5334869-fed-abd%E2%80%99deki-ara-se%C3%A7imler-%C3%B6ncesinde-faizleri-sabit-tuttu
FED, ABD’deki ara seçimler öncesinde faizleri sabit tuttu
Washington’daki ABD Merkez Bankası binası (Reuters)
ABD Merkez Bankası (FED), 3 Kasım’da yapılacak Kongre ara seçimlerine bir haftadan az süre kala, bugün (Çarşamba) politika faizini yüzde 3,75-4 aralığında sabit tuttu. Yaşam maliyetleri, seçim kampanyalarının öne çıkan başlıkları arasında yer alıyor.
Federal Açık Piyasa Komitesi (FOMC), toplantının ardından yayımladığı açıklamada, ekonomik faaliyetin güçlü bir hızla genişlediğini, yurt içi harcamaların dirençli seyrettiğini, verimlilik artışının güçlü, sermaye yatırımlarının ise sağlam olduğunu belirtti. Açıklamada, istihdam artışının iş gücündeki büyümeyle uyumlu olduğu ve işsizlik oranında kayda değer bir değişiklik yaşanmadığı ifade edildi.
Buna karşılık komite, enflasyonun yüksek seyrini koruduğuna dikkat çekti. Daha fazla verinin, enflasyonu zamanında yüzde 2’lik hedefe döndürmek için uygun para politikası duruşunun belirlenmesine yardımcı olacağı vurgulandı. FED, fiyat istikrarını sağlama konusundaki kararlılığını da yineledi.
Faizleri sabit tutma kararı, enerji fiyatlarındaki artış, gümrük tarifeleri ve yapay zekâ yatırımlarından kaynaklanan talep nedeniyle enflasyonist baskıların sürdüğü bir dönemde alındı. Bu durum, para politikası yapıcılarını enflasyonu kontrol altına almak ile ekonomik faaliyetin istikrarını korumak arasında hassas bir denge kurmaya zorluyor.
Faizlerin sabit tutulması kararı, komite üyelerinden 10’unun desteğini alırken iki üye karşı oy kullandı. Lisa Cook ve Beth Hammack, politika faizinin hedef aralığının 25 baz puan artırılmasını tercih etti.
ABD’de ailelerin yüksek yaşam maliyetleriyle mücadele etmeyi sürdürmesi nedeniyle fiyatlardaki gelişmeler, yaklaşan seçimler öncesinde daha da önem kazandı.
Piyasalar, FED yetkililerinin temkinli davranarak enflasyonun seyrini değerlendirmeyi tercih ettiklerine yönelik açıklamalarının ardından faizlerin sabit tutulmasını bekliyordu. FED, eylül ayında faizi 25 baz puan artırarak mevcut aralığa yükseltmişti. Bu artış, üç yılın ardından yapılan ilk faiz artırımı olmuştu.
Demokrat Parti, ara seçimlerde Cumhuriyetçilerin elindeki Kongrenin her iki kanadında da kontrolü ele geçirmeyi hedefliyor. Olası bir güç değişimi, ABD Başkanı Donald Trump’ın görev süresinin son iki yılında siyasi gündemini hayata geçirme kapasitesini etkileyebilir.
Ekonomik büyüme genel olarak istikrarlı seyrini korusa da özellikle düşük gelirli kesimler başta olmak üzere birçok Amerikalı ailenin yüksek fiyatlardan etkilenmeye devam etmesi, yaşam maliyetlerini seçim kampanyalarının başlıca konularından biri haline getirdi.
Enflasyon hâlâ hedefin oldukça üzerinde
Faizlerin sabit tutulması kararı, enflasyon göstergelerinin fiyat artışlarını hedeflenen seviyeye döndürmenin zor olacağına işaret ettiği bir dönemde alındı. ABD’de tüketici fiyatları endeksi eylül ayında yıllık yüzde 3,7 yükselerek analistlerin beklentilerini aştı ve mayısta kaydedilen son üç yılın en yüksek seviyesine yeniden yaklaştı.
FED, uzun vadeli enflasyon hedefini, enflasyonu ölçmek için esas aldığı kişisel tüketim harcamaları (PCE) fiyat endeksi üzerinden yüzde 2 olarak belirliyor.
İlk tahminler, manşet PCE endeksinin yanı sıra bazı oynak fiyat kalemlerini dışarıda bırakan göstergelerin de eylülde yükseldiğine işaret ediyor. Yıllık enflasyonun yüzde 3 veya üzerinde kalmayı sürdürdüğü, son aylarda fiyat artışlarını düşürme konusunda ise sınırlı ilerleme kaydedildiği değerlendiriliyor.
Eylül ayına ilişkin kişisel tüketim harcamaları verilerinin, FED’in faiz kararını açıklamasından bir gün sonra, perşembe günü yayımlanması bekleniyor.
Endeksin bileşenlerine ilişkin ilk tahminler de fiyat baskılarının sürdüğüne işaret ediyor. Bu verilerin, resmî rakamlar açıklanmadan önce FED yetkililerine enflasyonun seyri hakkında ek bilgi sağlaması bekleniyor.
FED Başkanı, Para Politikası Kurulu’nun faiz kararının ardından düzenlediği basın toplantısında (Reuters)
Enflasyonist baskıların başlıca nedenleri arasında, ABD’nin şubat ayının sonlarında İran’a yönelik başlattığı savaşın ardından enerji fiyatlarında yaşanan artış ve Trump yönetiminin uygulamaya koyduğu gümrük tarifelerinin devam eden etkileri bulunuyor.
Bunun yanı sıra yapay zekâ yatırımlarından kaynaklanan güçlü talep ve tüketici harcamaları da fiyatların yüksek seyretmesine katkıda bulunan unsurlar arasında yer alıyor.
Piyasalar yeni faiz artışlarının zamanlamasını izliyor
Mevcut toplantıda faizlerin sabit tutulmasının beklenmesiyle birlikte piyasaların odağı, önümüzdeki aylarda yapılabilecek faiz artışlarının büyüklüğüne ve zamanlamasına çevrildi.
Ekonomistler ve yatırımcılar, enflasyonun yüksek seyrini sürdürmesi ve fiyat artışlarının daha geniş bir alana yayılması halinde FED’in ekim ayında geçici olarak duraklamayı tercih etse bile yeniden faiz artışına gidebileceğini düşünüyor.
TS Lombard şirketinin makroekonomi genel müdürü Dario Perkins, artık sorunun yalnızca FED’in faizleri yeniden artırıp artırmayacağı olmadığını, ilerleyen dönemde kaç faiz artışı yapılabileceğinin de önem kazandığını söyledi.
Trump’ın baskısı
Ekim ayındaki toplantı, Trump ile FED arasındaki gerilimin sürdüğü bir dönemde gerçekleştirildi. ABD Başkanı, geçen yıl yeniden göreve gelmesinden bu yana faizlerin düşürülmesi talebiyle merkez bankası üzerindeki baskıyı artırdı. Bu durum, kurumun bağımsızlığına ilişkin tartışmaları beraberinde getirdi.
Trump yönetiminin baskıları arasında, FED’in eski Başkanı Jerome Powell hakkında hukuki süreç başlatılması ve Yönetim Kurulu üyesi Lisa Cook’un görevden alınmaya çalışılması da yer aldı.
Powell hakkındaki soruşturma daha önce düşürülmüştü. Bu gelişme, Warsh’ın FED yönetim kuruluna atanmasının Senato tarafından onaylanmasına yönelik sürecin ilerlemesinin önünü açtı. Ancak Beyaz Saray, Yüksek Mahkemenin Cook’u görevden uzaklaştırmaya yönelik önceki girişimi engellemesine rağmen, söz konusu girişimlerini yeniden gündeme getirdi.
Enflasyonist baskıların devam ettiği bu ortamda Warsh, FED’in para politikası rotasını belirlemedeki bağımsızlığını korurken enflasyonu yüzde 2’lik hedefe döndürme zorluğuyla karşı karşıya bulunuyor.
Faizlerin sabit tutulması, karar alıcılara fiyatların seyrini değerlendirmek için ek zaman kazandırsa da önümüzdeki dönemde açıklanacak ekonomik veriler ve enerji fiyatları, FED’in yeni kararlarını belirleyecek başlıca unsurlar arasında yer alacak. Bu süreçte yaşam maliyetleri, ABD’de 3 Kasım’da yapılacak Kongre ara seçimleri öncesinde ekonomik tartışmaların merkezinde kalmayı sürdürecek.
Üç önemli tarih arasında Ortadoğuhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5333393-%C3%BC%C3%A7-%C3%B6nemli-tarih-aras%C4%B1nda-ortado%C4%9Fu
Tek bir haftada üç önemli tarih: İsrail’deki seçimler, Süveyş Savaşı’nın yetmişinci yıl dönümü ve ABD’deki ara seçimler.
Aralarında bir savaşın yıl dönümü bulunan iki sandık. Esas mesele takvimlerin yakınlığı değil, anlamların kesişimi. Savaşları ‘varoluşsal’ gören bir devletteki seçimler. Savaşlara karar verme, onları bitirme veya durdurma kudretine sahip bir imparatorluktaki seçimler. Ve ilk kurşunu sıkanın son sözü söylemeyebileceğini gözler önüne seren bir savaşın yıl dönümü.
27 Ekim’de İsrail, 7 Ekim saldırıları ile Gazze’den Lübnan, Suriye ve İran’a kadar uzanan yansımalarının üzerinden geçen üç yılın ardından sandık başına gidiyor. Askeri haritalar değişti, liderler suikasta uğradı, tesisler yerle bir edildi. Ancak yeni bölgesel düzenin kelimeleri henüz yazılmış değil.
Seçim kampanyasında Binyamin Netanyahu, İran’ın nükleer programını ve füze cephaneliğini yok etmenin de ötesine geçti. Tahran’daki kuşatılmış rejimi değiştirmenin, İran tehdidini ortadan kaldırmanın yolu olduğunu söyledi. Ancak hedef ile uygulama arasında katedilmesi gereken mesafeler var. İran ağır darbeler aldı. Rejimdeki isimlerin yüzleri değişti; liderliğini yeniden düzenledi, Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) konumunu güçlendirdi, bölgesel kozlarını kullanmaya devam etti ve yaptırımlarla köşeye sıkışıp daha da hırçınlaştı. Yemen, Lübnan ve Irak’taki kanıtlar çok açık.
Yeni bir raunt, önceki rauntların başaramadığını başarabilecek mi? Amerikan raporları, ara seçimlerden sonra İran’a karşı yeni saldırılar düzenlemek amacıyla hazırlanan ortak askeri planlardan söz etti. Sahadaki hareketlilik ile diplomatik girişimler adeta yarışıyor.
İşte tam bu noktada ikinci tarih devreye giriyor: 29 Ekim 1956’da Birleşik Krallık, Fransa ve İsrail, Cemal Abdunnasır’ı devirmek ve Süveyş Kanalı’nın denetimini geri almak da dahil olmak üzere farklı hedeflerle Süveyş Savaşı’na girdi. Ordular ilerledi, ancak ABD Başkanı Dwight Eisenhower savaşın durdurulmasını dayattı. Abdunnasır devrilmedi; aksine daha da hırslı hale geldi. Savaş, İngiliz ve Fransız imparatorluklarının çöküşünü ve Amerikan nüfuzunun yükselişini gözler önüne serdi.
Daha önce bu köşede Süveyş ile Hürmüz arasındaki kesişme noktalarına değinmiştim. Ancak Süveyş’in bugünkü yıl dönümü; coğrafya, ittifaklar ve güç dengeleriyle ilgili başka çelişkileri de akla getiriyor. Mısır’ın ulusal güvenliği hâlâ Süveyş Kanalı ile mi sınırlı, yoksa komşu ülkelere, Kızıldeniz’e ve Babu’l Mendeb’e kadar uzanıyor mu? Washington, müttefiki İsrail’in yeni bir savaşa doğru atılmasını durduracak mı, yoksa buna ortak mı olacak? Çin ile Rusya, Birleşik Krallık ve Fransa’nın krizinden yararlanan Washington gibi, ABD’nin Ortadoğu savaşlarıyla meşgul olmasını kendi nüfuzunu yıpratmak için bir fırsat olarak mı görüyor?
Trump bir Eisenhower değil ve Kongre haritasını gözlüyor; Netanyahu da David Ben-Gurion değil ve Knesset haritasını bekliyor. Yetmiş yıl önce Avrupalı güçlerin nüfuzunu devralan ABD ile bugün müttefiklerinin kendi ayakları üzerinde durması gerektiğini söyleyen ABD aynı ABD değil. Birkaç gün önce Tom Barrack, bu dönüşümün ipuçlarını sundu. Geleneksel güvenlik garantörü olarak ABD’nin rolünün gözden geçirildiğinden bahsetti; bölge ülkelerini kendi güvenlikleri için daha fazla sorumluluk almaya ve yeni ittifaklar kurmaya çağırdı. Ayrıca Irak, Afganistan, Libya ve Suriye’deki Amerikan müdahalelerinin ve rejim değiştirme çabalarının başarısızlıklarını hatırlattı.
Çelişki şu ki; Trump’ın temsilcisi rejim değiştirme deneyimlerinin başarısızlığından bahsederken, Netanyahu İran rejimini değiştirmekten söz ediyor. Bir başka çelişki ise ABD müttefiklerinden kendi ayakları üzerinde durmalarını isterken, askeri kararlarının ve İsrail ile olan ilişkisinin onların güvenliğini belirleyen en önemli etkenlerden biri olmaya devam etmesi ve Başkanlarının kararları, tweetleri ve ani dönüşleriyle onları şaşırtması.
İşte tam bu noktada üçüncü tarihin önemi ortaya çıkıyor: 3 Kasım. ABD’deki ara seçimler, Kongre’deki güç dengelerini yeniden dağıtabilir ve Trump’ın görev süresinin geri kalanında politikalarını uygulama yeteneğini etkileyebilir. Dış politikanın sadece Kongre seçimlerinin sonuçlarına bağlı kalmadığı doğru; ancak savaş, müzakere, güçler dengesi ve siyasi bölünmelere dair hesaplamalar iç politikadan doğrudan etkilenir.
Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre İsrail ve ABD’deki seçimlerin arasında Ortadoğu ülkeleri kendilerini çelişkili ihtimallerin karşısında buluyor: İran’la yeni bir savaş ya da bir uzlaşma; eski ittifakların sürmesi ya da yeniden şekillenmesi; ve müttefiklerin güvenlik yükünü taşıma isteğindeki azalmaya tezat oluşturan bir Amerikan askeri varlığı ile sonuçlarının bedelini ödeyen ortaklarla koordinasyon kurulmadan yürütülen savaşlar.
1956’da Süveyş, uluslararası ağırlık merkezinin Avrupa’dan ABD’ye kaydığını gözler önüne seren bir an olmuştu. Yetmiş yıl sonra ise Washington’ın mirasını devralmaya hazır tek bir güç görünmüyor. Amerika en güçlüsü, Çin ilerliyor, Rusya maceralara giriyor ve bölge ülkeleri yeni bölgesel ittifaklar dokuyarak büyük güçler arasındaki karar alma marjlarını genişletmeye çalışıyor.
Üç tarih ve yetmiş yıl. Seçim süreçleri ve askeri hazırlıklar. Süveyş Savaşı’nda son sözü ilk kurşunu sıkan söylememişti. İsrail ve ABD’deki sandıklar, İran’a yönelik deniz ablukası sandığı, savaş hazırlıkları ve uzlaşma girişimleri arasında; bu kez sonsözü kim yazacak?
Trump, Türkiye'ye F-35 uçaklarının satışını değerlendireceklerini teyit ettihttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/t%C3%BCrkiye/5293533-trump-t%C3%BCrkiyeye-f-35-u%C3%A7aklar%C4%B1n%C4%B1n-sat%C4%B1%C5%9F%C4%B1n%C4%B1-de%C4%9Ferlendireceklerini-teyit-etti
Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ABD Başkanı Trump, dün NATO Zirvesi kapsamında Ankara’daki Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde düzenlenen karşılama töreninde (AFP)
Trump, Türkiye'ye F-35 uçaklarının satışını değerlendireceklerini teyit etti
Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ABD Başkanı Trump, dün NATO Zirvesi kapsamında Ankara’daki Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde düzenlenen karşılama töreninde (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump dün NATO Zirvesi’ne katılmak üzere geldiği Ankara’da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı görüşmede, Washington'ın Türkiye'ye F-35 savaş uçağı satışını değerlendireceğini teyit etti. Türkiye, Rusya yapımı hava savunma sistemi satın alması nedeniyle bu gelişmiş savaş uçağı programından çıkarılmıştı.
Trump, NATO Zirvesi için başkent Ankara’ya gelişinde “Bu alacağımız bir karar... İnanılmaz bir uçak, açık ara en iyi uçak ve kesinlikle göz önünde bulunduracağımız bir konu” dedi.
Trump ayrıca ABD'nin Türkiye'nin Rusya yapımı S-400 hava savunma sistemini satın alması nedeniyle ‘ABD’nin Düşmanlarına Yaptırımlarla Karşı Koyma Yasası’ (CAATSA) kapsamında Türkiye'ye uygulanan yaptırımları kaldıracağını da açıkladı.
Trump öte yandan NATO üyesi Avrupa ülkelerinin İran’daki savaşa dair tutumlarını bir kez daha eleştirdi. Bu ülkelerin güvenliğine milyarlarca dolar harcadıklarını ve İran konusunda destek istemediklerini, ancak Hürmüz Boğazı meselesinde de bu ülkelerin yardımdan çekindiğini vurgulayan Trump, “Hiçbir yardım istemiyorduk, bir anlamda insanları sınıyordum. Bizi destekleyip desteklemeyeceklerini görmek istiyordum. Çünkü ben her zaman onlara yardım ettiğimizi söyledim, ama aynısını yapıp yapmayacaklarından emin değilim.”
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة