Şam ile Ankara arasındaki normalleşme istişarelerinde güçlü bir ivme kaydedildi

Moskova ‘ön koşullar’ düğümünü aşarken bakanlar toplantısının önünü açtı.

Suriye, Rusya, İran ve Türkiye dışişleri bakan yardımcıları bir araya geldi. (SANA)
Suriye, Rusya, İran ve Türkiye dışişleri bakan yardımcıları bir araya geldi. (SANA)
TT

Şam ile Ankara arasındaki normalleşme istişarelerinde güçlü bir ivme kaydedildi

Suriye, Rusya, İran ve Türkiye dışişleri bakan yardımcıları bir araya geldi. (SANA)
Suriye, Rusya, İran ve Türkiye dışişleri bakan yardımcıları bir araya geldi. (SANA)

Rusya'nın başkenti Moskova'da dün sona eren, yakında Moskova’da yapılması beklenen Rusya, Suriye, İran ve Türkiye dışişleri bakanları düzeyindeki toplantının hazırlıklarının başlatılması konusu uzlaşıya sahne oldu. İki gün süren dörtlü istişareler, Şam ile Ankara arasında normalleşme sürecini ilerletmek için bir ön anlaşma ile sonuçlanmış gibi görünüyor.
Dört ülkenin dışişleri bakan yardımcıları bir dizi ikili görüşme gerçekleştirdiler. Ardından salı günü kapalı kapılar ardında gerçekleştirilen genişletilmiş istişare toplantısı yapıldı. Toplantı sonrası Rusya Dışişleri Bakanlığı'ndan kısa bir açıklama yapıldı. Açıklamada, taraflar arasındaki temasların önümüzdeki dönemde de devam edeceği vurgulandı.
İstişarelerin tam bir gizlilik içerisinde yapılsa da bazı sızıntılar, tarafların görüşme sırasında Rusya'nın Suriye-Türkiye ilişkilerini normalleştirme sürecinde ilerleme kaydetmekte kararlı olduğunu ve somut bir ilerleme kaydedildiğini gösterdi.
Kapalı kapılar ardında yapılan görüşme turu öncesinde ve sırasında Suriye hükümet delegasyonundan aşırılık yanlısı ifadelerin ortaya çıkmasını engellemedi. Rus çevreleri, istişarelerin tüm tarafların huzurunda yapılmasından duydukları memnuniyeti dile getirdi. Sonuçlar, dışişleri bakanları düzeyinde bir toplantıya hazırlanmaya başlamak için anlaşma oldu.
Ancak tüm bunlar, kapalı kapılar ardında gerçekleştirilen görüşmeler öncesinde ve sırasında Suriye hükümet heyetinin sert açıklamalar yapmasına engel olmaya yetmedi. Diğer yandan Rus çevreleri, istişarelerin tüm tarafların katılımıyla yapılmasından duydukları memnuniyeti dile getirdi. İstişareler sonucunda, dışişleri bakanları düzeyinde bir toplantının hazırlıklarının başlatılması konusunda uzlaşıldı.
Suriye Dışişleri Bakan Yardımcısı Eymen Susan, toplantının başında ülkesinin normalleşme için öne sürdüğü Türkiye'nin Suriye’den çekilmesinin başlatılması, terör örgütlerine desteğin kesilmesi ve Suriye'nin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı gösterilmesi şartları bir kez daha dile getirdi.
Ancak Şarku'l Avsat'a konuşan bir Rus diplomat, bakan yardımcıları düzeyindeki istişarelerin ‘siyasi değil teknik’ olduğunu, istişareler sırasında Şam ile Ankara arasında öne çıkan birtakım sorunlarla ilgili siyasi uzlaşıya değil, daha ziyade dışişleri bakanları toplantısının gündemini belirlemeye değinildiğini söyledi.
Diğer yandan Moskova’nın kasıtlı olarak Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov tarafından istişarelere katılan taraflara hitaben yapılan konuşmayı yayınlaması dikkati çekti. Pek çok mesaj taşıyan konuşma, normalleşme sürecini sürdürmek ve müzakerelerin çökmesini ya da mevcut taraflardan herhangi biri nedeniyle başarısızlığa uğramasını önlemek bakımından Rusya'nın toplantıya Moskova'nın umduğu sonuçları üretmeye yönelik belirli bir yön vermekteki kararlılığını yansıtıyordu.
Lavrov’un konuşmasında Moskova'nın, normalleşme yolunda ilerlemek ve bununla ilgili dosyaları halletmek için tarafları bir araya getirme misyonunun başarısına Rus diplomasisinin güvenini yansıtan bakanlar toplantısı için önerilen tarihler önerisini açıkladı.
Lavrov’un konuşmasında dikkati çeken bir diğer nokta, Moskova'nın, normalleşme sürecini ilerletmek ve bununla ilgili dosyaları çözüme kavuşturmak için Rus diplomasisinin tarafları bir araya getirme görevini başaracağına olan güvenini yansıtan bakanlar toplantısı için önerilen tarihleri açıklaması oldu.
Rusya Dışişleri Bakanlığı'nın internet sitesinden, Lavrov’un konuşma metni yayınlandı. Metne göre Lavrov, Rusya, İran, Suriye ve Türkiye arasındaki dörtlü istişarelerin tüm katılımcılarının esneklik göstermesi ve sunulan dosyalara olumlu yaklaşması gerektiğini, çünkü Türkiye-Suriye ilişkilerinin normalleşmesi süreci zaman alacağını söyledi.
Türkiye ve Suriye heyetlerine ayrı ayrı hitap etmek istediğini belirten Lavrov sözlerine şöyle devam etti:
“Mümkün olduğunca çok esnek ve yapıcı davranmanızı bekliyoruz. Belki de kavgacı söylemleri ve geçmişteki şikayetleri istişare toplantılarının yapıldığı salonun dışında bırakmak en iyisidir.”
Sergey Lavrov, istişarelerin, bir yandan birikmiş sorunların hızla üstesinden gelme ve iyi komşuluk ilişkilerini yeniden kurma ihtiyacıyla yönlendirilmesi diğer yandan Suriye’nin ve Türkiye'nin egemenliğine, birliğine ve toprak bütünlüğüne karşılıklı saygı temelinde açık ve anlaşılır bir şekilde yürütülmesi çağrısında bulundu.
Heyetler tarafından bazı metinler sunduklarını söyleyen Lavrov “Bu metinler temelinde ortak bir tutuma varmanın mümkün olduğundan eminim. Esasen, bir çıkarlar dengesi oluşturmak için ortak zemin aramak ve önkoşullar ileri sürmekten kaçınmak gerekiyor” ifadelerini kullandı.
Lavrov, katılımcılara hitaben şunları söyledi:
“Dostlarım ve meslektaşlarım Hüseyin Emir Abdullahiyan, Mevlüt Çavuşoğlu, Faysal Mikdad ile Moskova'da dışişleri bakanları düzeyinde yapılacak görüşmenin tarihinde anlaşmanızı dört gözle bekliyorum. Müzakere turunuzdan sonra genel kabul görebilecek bazı tarihler önerdik.”
Lavrov'un üslubu ve özellikle kasıtlı olarak ‘dışişleri bakanları toplantısı için belirli tarihler önerdiklerini’ söylemesi, Rusya’nın normalleşme sürecinin istikrarına ne kadar güvendiğini ve artık taraflardan herhangi birinin sunduğu ön koşullarla ya da oyalama girişimleriyle tehdit edilmediğini gösterdi.
Böylece Moskova, arabuluculuk çabalarının önündeki iki büyük engeli şimdiden aştı. Bunlardan birincisi, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed'in geçtiğimiz ayın ortalarında Moskova'ya yaptığı ziyarette daha da katılaştığı net bir şekilde görülen Suriye hükümetinin tutumuydu. Suriye hükümetinden o sıra yapılan açıklamada, normalleşme sürecinin önünün açılmasının Türkiye'nin Suriye tarafından öne sürülen şartları yerine getirmesine bağlı olduğu vurgulandı.
Gelişmeleri yakından takip eden Rus diplomatik çevreleri, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in, konuklarına Moskova'nın Ankara ile normalleşme sürecini desteklemedeki ciddiyetine dair net bir mesaj verdiğini aktardılar. Aynı çevrelere göre bu mesele, siyasi uzlaşı için daha uygun şartlar oluşturulması ve ekonomik olarak Suriye'deki kötü gidişatla dur demek için atılan bütün bir adımlarla güçlü bir şekilde bağlantılı.
Putin’in mesajı, Suriye yönetimine ulaşmış gibi görünüyor. Şam’ın dörtlü toplantıya bir heyet göndermesi ve dışişleri bakanları toplantısının hazırlıklarının başlatılmasını kabule etmesi bunun bir yansıması olarak görüldü.
Moskova'nın üstesinden geldiği ikinci engel ise geçtiğimiz yılın sonlarında Moskova'da Suriye, Rusya ve Türkiye savunma bakanları ve istihbarat servislerinin başkanları toplantısının ardından Suriye-Türkiye yakınlaşmasına karşı çekinceleri olduğunu açıkça gösteren İran'ın tutumuydu. Rus çevreleri, Tahran’ın toplantının yapıldığı dönemde kendisinin mevcut sürecin dışında tutulmasından duyduğu rahatsızlığı Moskova'ya bildirdiğini belirttiler. Moskova, bu durumu daha sonra İran’ın toplantılara katılacağını açıklayarak düzeltti.
Diğer yandan Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, çarşamba günü yaptığı açıklamada, istişarelerin, Türkiye, Rusya, Suriye ve İran dışişleri bakanlarının, Moskova'da yapılması planlanan dörtlü bir toplantı gerçekleştirmesiyle ilgili bir ön anlaşmayla sonuçlandığını teyit etti.
Rus diplomatların ve uzmanların açıklamaları, Rusya'nın iki ülke arasındaki ilişkileri normalleştirme çabalarının doğurduğu sonuçlardan duyduğu memnuniyeti yansıtıyordu. Çarşamba günü, Şarku'l Avsat'a konuşan bir Rus diplomatik kaynağa göre Türkiye ve Suriye dışişleri bakan yardımcılarının Rusya ve İran dışişleri bakan yardımcılarının katılımıyla gerçekleştirdiği görüşme, kendilerine iletilmek üzere belirlenen önerilerin ve görüşlerin dinlenmesiyle son buldu. Hemen ardından dört ülkenin heyetleri, dört ülkenin dışişleri bakanlarına sunulan ve Moskova'da yapılacak dörtlü zirvede tartışılması gereken önemli noktaların ve görüşlerin yer aldığı bir rapor taslağı hazırladı. Bu zirve için uygun zamanı seçmek ise Rusya’ya bırakıldı.
Başka bir noktaya daha dikkat çeken diplomata göre Putin çarşamba günü Kremlin’de yaptığı ve aralarında Suriye'nin yeni Moskova Büyükelçisi Beşşar el-Caferi'nin de bulunduğu bazı yabancı büyükelçilerin güven mektubu sunma töreninde yaptığı konuşmada Rusya'nın ‘krizi çözmek için Suriye'yi desteklemeye devam edeceğini’ bir kez daha vurguladı. Diplomatik kaynak bunun, Suriye'nin içinde bulunduğu krizden çıkması, kötü ekonomik ve hayat şartlarını hafifletmesine yardımcı olmak için Rusya'nın hızlı ve pratik adımlar atmayı istediğinin bir teyidi anlamına geldiğini söyledi.
Diplomatik kaynak sözlerini şöyle sürdürdü:
“Hızla atılan bu adımlar arasında, Suriye'nin içinde bulunduğu krizden çıkması için bir yol bulmak için Suriye-Türkiye ilişkilerinin çözüme kavuşturulması ve Ankara ile normalleşmenin nihai çözüm için gündeme getirilen tüm konular açısından önem taşıdığı gerçeği yer alıyor. Söz konusu konuların başında Suriye içi ulusal diyalog, mülteci meselesi, kalan teröristlerin sınır dışı edilmesi, Suriye’nin egemenliğinin ve birliğinin korunması geliyor.”
Diplomat, Moskova’nın Suriye'yi içinde bulunduğu krizi çözmesi için destekleme tutumunun ve vizyonunun bu olduğunu vurguladı.
Dört ülkenin dışişleri bakanları toplantısının yakın zamand gerçekleştirilmesi bekleniyor. Ardından önümüzdeki üç ay içinde dört ülkenin liderlerinin katılacağı bir zirve için hazırlıklar başlayacak.



ABD hesaplarındaki değişimden sonra Suriye: Kürt bileşen için yeni sürece dair bir okuma

Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
TT

ABD hesaplarındaki değişimden sonra Suriye: Kürt bileşen için yeni sürece dair bir okuma

Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)

Ömer Önhon (Türkiye'nin Suriye eski büyükelçisi)

2026 Münih Güvenlik Konferansı, “Trump dönemi” olarak adlandırılan dönemde kurallara dayalı uluslararası düzenin yeniden çizildiği, tarihi açıdan çok önemli bir anda toplandı. Münih salonlarında, Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun yanı sıra diğer üst düzey yetkililer tarafından, hızlı dönüşümlere ilişkin analizlerini ve bir sonraki aşamanın gidişatına dair öngörülerini sunan son derece önemli konuşmalar yapıldı.

Bu bağlamda, Suriye Kürt sorunu özel bir ilgi gördü. Konferansa Suriye'den katılanlar arasında Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Lideri Mazlum Abdi ve Dış İlişkiler Dairesi Eşbaşkanı İlham Ahmed yer aldı. Toplantıya Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Neçirvan Barzani de katıldı.

Suriye iç savaşı yıllarında Kürtler, Amerikan desteğinden yararlanarak ve DEAŞ'a karşı savaşta Washington ve müttefikleriyle iş birliği yaparak askeri ve siyasi olarak yeniden örgütlendiler. Birkaç yıl içinde SDG, Deyrizor ve Rakka gibi Arap nüfusun ağırlıklı olduğu bölgeler de dahil olmak üzere Suriye topraklarının neredeyse üçte birini kontrol altına aldı. Buna stratejik petrol sahaları, sınır kapıları, barajlar ve su yolları ile geniş tarım arazileri de dahildi.

Fakat bu durum, Suriye ordusunun geçen ocak ayında SDG'yi geri çekilmeye zorlayan ve ülkedeki siyasi ve askeri dengeyi yeniden kuran büyük ölçekli saldırı başlatmasıyla dramatik bir şekilde değişti. Bunun sonucunda SDG kontrol ettiği toprakların en az yüzde 80'ini, petrol sahalarından oluşan ana gelir kaynağını ve saflarındaki Arap aşiret unsurlarının desteğini kaybetti, ayrıca uzun süredir sahip olduğu koşulsuz Amerikan desteğinde de bir gerileme yaşandı.

Washington'da, Kürt lobisi ile SDG yanlısı lobi, ABD savunma kurumlarında halen eski müttefiklerine güvenen önemli bir nüfuza sahip

 Bu atılım, esasında Başkan Donald Trump'ın Şam, SDG ve Türkiye'ye yönelik politikasındaki değişimin sonucuydu; birçok gözlemci bunu Washington'un yeni bir Kürtleri terk etme bölümü olarak görüyor. Diplomatik çevrelerde dolaşan anlatılara göre ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, 30 Ocak anlaşmasıyla sonuçlanan Erbil görüşmeleri sırasında SDG Lideri Mazlum Abdi'ye, ABD'nin onlar adına askeri müdahalede bulunmayacağını ve SDG'nin yeni gerçekliğe uyum sağlaması gerektiğini bildirdi.

Bununla birlikte, Kürt lobisi ile SDG yanlısı lobi, Washington'da hâlâ önemli bir nüfuza sahip. ABD savunma kurumları içindeki eski müttefiklerine, Senatör Lindsey Graham da dahil olmak üzere kendilerine sempati duyan Kongre üyelerine ve İsrail yanlısı lobi gruplarına güveniyorlar. Bu taraflar, yönetimin yaklaşımını yeniden şekillendirmeye çalışarak, endişelerini önce Başkan Yardımcısı J.D. Vance'e, ardından da Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yakın bir çalışma ilişkisi bulunan Başkan Trump'a iletmeyi başardılar.

10 Mart'ta Şam'da imzalanan anlaşma sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri Lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)10 Mart'ta Şam'da imzalanan anlaşma sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri Lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)

Bu adımlar, Suriye meselelerini takip edenlerin uzlaşma olarak nitelendirdiği bir çözümün formüle edilmesine katkıda bulundu. 30 Ocak tarihli anlaşma, SDG'ye 4 Ocak tarihli taslakta yer alanlardan daha az, ancak 18 Ocak tarihli teklifte sunulanlardan daha fazla taviz verdi.

Münih'te, SDG temsilcileri, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Senatör Lindsey Graham ve Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul da dahil olmak üzere etkili isimlerle bir dizi üst düzey görüşme gerçekleştirdi. Cumhurbaşkanı Macron, Mazlum Abdi ve güçlerini “özgürlük savaşçıları” olarak nitelendirdi ve onlara sürekli destek çağrısında bulundu. Macron'un sözleri, Suriyeli Kürtlerin sivil ve eğitim haklarının korunması ve tam olarak tanınmasına yönelik desteğini yeniden teyit eden Avrupa Parlamentosu'nun 12 Şubat tarihli kararında da yankı buldu. Buna ek olarak Fransa, ABD ile birlikte, diplomatik sürecin önemli bir kolaylaştırıcısı olarak konumlanarak, Kürt haklarını garanti altına alırken, aynı zamanda devlet yapılarına entegrasyon ile sonuçlanacak düzenlemelerin formüle edilmesine katkıda bulundu.

Münih'teki ABD-Suriye görüşmesi, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun heyetleri ile birlikte Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ve SDG Lideri Mazlum Abdi ile bir araya gelmesi nedeniyle önemli bir sembolik ağırlık taşıyordu

Münih'teki ABD-Suriye görüşmesi, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun heyetleri ile birlikte Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ve SDG Lideri Mazlum Abdi ile bir araya gelmesi nedeniyle önemli bir sembolik ağırlık taşıyordu. Görüşmelerin içeriğine ilişkin gizliliğe rağmen, ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack X platformundan yaptığı paylaşımda, toplantının önemini vurgulayarak, bunu “bir resim bin kelimeye bedeldir... yeni bir başlangıç” olarak nitelendirdi.

SDG yetkilisi İlham Ahmed ve Mazlum Abdi'nin, birleşik bir Suriye heyetinin parçası olarak değil de bağımsız olarak orada bulunmaları da dikkat çekti. Buna rağmen, Rubio, Senato üyeleri ve Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan ile ortak toplantılara katıldılar. Abdi, uluslararası topluma kendisini pragmatik ve sorumlu bir ortak olarak sunmaya çalışarak, mutedil ve uzlaşmacı bir tavır sergiledi.

Ankara resmi bir yanıt vermese de Türk medyası Abdi'nin Münih'e gitmesine ve konferansa katılmasına izin verilmesi kararını sert bir şekilde hedef aldı. Zira Türkiye, kendisi ile devam eden temaslara rağmen, SDG'yi terör örgütü ve Kürdistan İşçi Partisi'nin (PKK) bir uzantısı olarak sınıflandırmaya devam ediyor. MİT Başkanı İbrahim Kalın'ın Münih'te bulunması da Abdi ile olası bir özel görüşme hakkında spekülasyonlara neden oldu; ancak somut kanıtların yokluğunda bu haberleri doğrulamak zor.

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Tabka'da, SDG’li bir kadın savaşçının parçalanmış heykelinin üzerine çekilen Suriye bayrağı, 18 Ocak 2026 (Reuters)Suriye'nin kuzeydoğusundaki Tabka'da, SDG’li bir kadın savaşçının parçalanmış heykelinin üzerine çekilen Suriye bayrağı, 18 Ocak 2026 (Reuters)

İlerleyen Suriye hükümet güçleri karşısında geri çekildikten ve etkisi Haseke ile Kobani (Ayn el-Arap) çevresindeki dar bölge ile sınırlı kaldıktan sonra, bir zamanlar Suriye çatışmasının en büyük kazananı olarak kabul edilen SDG, kesin bir yenilgi yaşamış gibi görünüyor. Ancak yakından bakıldığında daha karmaşık bir tablo ortaya çıkıyor. Kürtler, siyasi ve askeri bir güç olarak resmi olarak tanındı ve “Kürt bölgeleri” kavramı resmi çerçevelere dahil edildi. Haseke şu anda Kürt bir yetkili tarafından yönetiliyor ve bu da Kürt bölgesi statüsünü pekiştiriyor. Suriye Ordusu içinde, komuta yapılarını ve silahlarını koruyan eski SDG savaşçılarından dört tugay oluşturuldu ve Derik, Kamışlı, Haseke ve Kobani dahil olmak üzere ağırlıklı olarak Kürt bölgelerinde konuşlandırıldı.

Kurumsal düzeyde, Kürtçe ulusal dil olarak tanındı ve Kürt toplumu eğitim alanında ayrıcalıklar elde etti. Bu düzenleme, etnik bütünlük ve birleşik ve coğrafi olarak bitişik bir Kürt bölgesinin yokluğu açısından Suriye'nin koşullarındaki temel farklılıkla birlikte Irak'taki modele benziyor.

İlerleyen Suriye hükümet güçleri karşısında geri çekildikten ve etkisi Haseke ile Kobani (Ayn el-Arap) çevresindeki dar bir bölge ile sınırlı kaldıktan sonra, bir zamanlar Suriye çatışmasının en büyük kazananı olarak kabul edilen SDG, kesin bir yenilgi yaşamış gibi görünüyor

Suriye çatışmasında kilit bir oyuncu olan Türkiye, savaş sırasında Suriye'deki uzun süreli güç boşluğunun sonuçlarını deneyimledikten sonra, sınırlarını ve topraklarını terör örgütlerinden ve yetkisiz yabancı aktörlerden koruyabilecek merkezi bir hükümete dayalı istikrarlı ve güvenli bir Suriye devleti istiyor.

Gerçekten de Türkiye'nin Şam üzerindeki etkisi olmasaydı, SDG nihayetinde üzerinde anlaşılanlardan çok daha elverişli şartlar elde ederdi. Ankara, başından beri bu güçlerin tamamen dağıtılması ve silahsızlandırılması konusunda ısrar etti ve Türk yetkililer, saflarındaki Suriyeli olmayan savaşçıların ayrılmalarını talep etti. SDG üyelerinin Suriye ordusuna entegre edilmesi ilkesini, bunun birleşik askeri birlikler şeklinde değil, bireysel olması şartıyla kabul etti.

 Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Münih Güvenlik Konferansı sırasında düzenlenen E-3 toplantısının başlangıcında bir arada, Münih, 13 Şubat 2026 (AFP) Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Münih Güvenlik Konferansı sırasında düzenlenen E-3 toplantısının başlangıcında bir arada, Münih, 13 Şubat 2026 (AFP)

Bu koşullar arasında, yaklaşık 1000 Suriyeli olmayan savaşçının Suriye topraklarından Kuzey Irak'a çekilmesi, şimdiye kadar uygulanan tek somut adım olarak öne çıkıyor. Buna rağmen Ankara, bu aşamada bu konu ile ilgili açıkça gerilimi artırmaktan veya önemli bir baskı uygulamaktan kaçındı. Zira Türk yönetimi, Türkiye içindeki Kürt taraflarla devam eden barış süreci ışığında, Suriye'deki politikalarını, özellikle SDG ve genel olarak Kürt meselesini ele alma şeklinin iç siyasi sonuçlarıyla dengelemeye çalışıyor.

Buna binaen, Suriye dosyası, Türkiye'nin ulusal güvenlik denkleminde temel bir unsur ve özellikle 2027 seçimlerinin yaklaşmasıyla birlikte iç politikada önemli bir faktör haline geldi. Zira iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), barış sürecinde ilerleme kaydederek Kürt seçmen tabanını genişletmeyi hedefliyor.

Sonraki adımlar büyük ölçüde Şam ile SDG arasındaki anlaşmaların nasıl uygulanacağına bağlı olacak; ancak anlaşmaların şartlarına dair yorumlarda devam eden farklılıklar var ve SDG Lideri Mazlum Abdi bu farklılıkları, özde değil, terminolojide bir anlaşmazlık olarak nitelendirdi. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre cevap bulmamış bir diğer soru ise bu düzenlemelerin beklenen Suriye anayasasına dahil edilip edilemeyeceği ve eğer edilecekse hangi biçimde olacağıdır. Mazlum Abdi ve İlham Ahmed, Kürtlerin eğitim ve kültür haklarıyla ilgili 13 sayılı kararnamenin anayasaya dahil edilmesi çağrısında bulundular. Abdi ayrıca özerk yönetimin Suriye devlet kurumlarına entegre edilmesi gerektiğini vurguladı.

Suriye sorunu, Türkiye'nin ulusal güvenlik denkleminde temel bir unsur ve iç politikasında önemli bir faktör haline geldi

 Ancak Abdi'nin son zamanlarda Suriye, Türkiye, Irak ve İran’daki “Kürdistan'ın dört parçası” ifadesine yaptığı atıflar ve Kürtlerin ortak bir siyasi otorite altında birleşmesi çağrısı, Ankara'da ve başka yerlerde mevcut endişeleri derinleştiriyor.

Suriye içinde, Sünni Arap çoğunluğun ve diğer grupların -Dürziler, Aleviler, Türkmenler ve Hristiyanlar- Kürtlere verilen ayrıcalıklara verdiği tepki, potansiyel gerilimlere işaret ediyor. Güneyde, geniş çaplı çatışmaların yerini kırılgan bir sakinliğin aldığı Dürziler arasında temkinli bir huzursuzluk hakimken, liderleri Şam'ın Kürt meselesini nasıl ele alacağını yakından takip ediyor. Kuzey ve güney Suriye arasında komşu ülkelerin pozisyonlarında temel bir farklılık bulunuyor. Kuzeyde Türkiye, Şam'ı SDG’ye karşı desteklerken, güneyde İsrail, Şam'a karşı olan Dürzi gruplara destek verdi.

Şam'ın karşı karşıya olduğu en büyük meydan okuma, savaşın harap ettiği bir ülkenin yeniden inşası ve zor durumdaki bir ekonominin canlandırılmasıdır; ne var ki azınlıkların şikayetleri ele alınmadan ve çözülmemiş siyasi anlaşmazlıklar giderilmeden bu yolda ilerlenemez. Bu hassas denklem, Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara için önemli bir sınav teşkil edecek; zira kendisi iç güçler, azınlıklarla ilişkiler ve dış güçlerin çatışan çıkarları arasında dengeyi aynı anda yönetme göreviyle karşı karşıyadır.


Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
TT

Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, İsrail'in dün gece karadan ve denizden Sayda (Sidon) bölgesini ve Bekaa Vadisi'ndeki kasabaları hedef alan saldırılarını şiddetle kınayarak, "Bu saldırıların devam etmesi, Lübnan'ın başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere dost ülkelerle istikrarı sağlamak ve İsrail'in Lübnan'a yönelik düşmanlıklarını durdurmak için yürüttüğü diplomatik çabaları ve girişimleri engellemeyi amaçlayan açık bir saldırganlık eylemidir" dedi.

Ulusal Haber Ajansı, Avn'un şu sözlerini aktardı: "Bu baskınlar, Lübnan'ın egemenliğinin yeni bir ihlalini ve uluslararası yükümlülüklerin açık bir şekilde çiğnenmesini temsil ediyor ve uluslararası toplumun iradesine, özellikle de Birleşmiş Milletler'in 1701 sayılı Kararına tam uyulmasını ve tüm hükümlerinin uygulanmasını öngören kararlarına karşı bir saygısızlığı yansıtıyor."

Bölgede istikrarı destekleyen ülkelere, "Lübnan'ın egemenliğini, güvenliğini ve toprak bütünlüğünü korumak ve bölgeyi daha fazla gerilim ve gerginlikten kurtarmak için saldırıları derhal durdurma ve uluslararası kararlara saygı gösterilmesi yönündeki sorumluluklarını üstlenmeleri" çağrısını yineledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre İsrail ordusunun Lübnan'ın doğusundaki Hizbullah komuta merkezlerini hedef aldığını söylediği baskınlarda en az 6 kişi öldü ve 25 kişi de yaralandı.


"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
TT

"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)

Washington, önceki gün Barış Konseyi'nin resmi açılışına tanık oldu. Bu hamleyi ABD Başkanı Donald Trump, kendisini bir barış başkanı olarak tanıtarak ve mesajını öncelikle Amerikan kamuoyuna yönelterek siyasi söyleminin merkezine yerleştirdi. Amerika Birleşik Devletleri artık dış politika dosyalarının iç mücadelenin bir parçası haline geldiği ve her diplomatik hamlenin seçmenler önünde Amerikan rolünün imajının yeni bir sınavı olduğu bir seçim yılına giriyor.

İran ile gerginliğin artmasıyla birlikte bölgedeki büyük askeri yığılma göz önüne alındığında şu soru gündeme geliyor: "İran'a önümüzdeki iki hafta içinde askeri bir saldırı düzenlenmesi durumunda Gazze ile ilgili müzakere edilen iyimser planlar nasıl gerçekçi olabilir?"

Öte yandan, "Gazze Şeridi Yönetimi Ulusal Komitesi"nin geçen akşam Geçici Polis Gücü'nde iş başvurularının alınmaya başlanacağını duyurmasının hemen ardından, Gazze'deki gençler başvurularını yapmak için yarışa girdiler.