Büyük İskender: Küreselleşmenin ilk kıvılcımı

Genç imparator bir savaşçı mıydı yoksa kâinat, insanlık, medeniyet ve kültürler konusunda kuşatıcı bir felsefi vizyon sahibi mi?

Büyük İskender’in hükümranlık süresi otuz yılı aşmadı (Getty)
Büyük İskender’in hükümranlık süresi otuz yılı aşmadı (Getty)
TT

Büyük İskender: Küreselleşmenin ilk kıvılcımı

Büyük İskender’in hükümranlık süresi otuz yılı aşmadı (Getty)
Büyük İskender’in hükümranlık süresi otuz yılı aşmadı (Getty)

Hükümranlık süresi otuz yılı aşmadı ama bu yıllar, insanı derin bir tefekküre sevk eden bir insanlık tarihinin temsilcisi olarak dünyanın doğusundan batısına göz açıp kapayıncaya kadar geçen kozmik bir ışın gibiydi. Britanya’daki Cambridge Üniversitesi’nde Yunan Medeniyeti Profesörü Paul Cartledge’a göre o, ellerinin değdiği her şeyi değiştirdi.

Kimden bahsediyoruz?
Tabi ki Makedonyalı İskender’den, nam-ı diğer Büyük İskender. Unvanı çok. Günümüzde tarihçiler onunla daha yakından ilgileniyor ve hayat hikâyesine eşlik eden fetihleriyle, imparatorluğunun doğasına dair o soruyu gündeme getiriyor: O, vahşet ve kan dolu savaşlarla karakterize edilen savaşçı biri miydi yoksa onu kadim dünyayı birleştirme, coğrafi bağlamları fikrî ve manevi bir çerçeveye dahil etme ve çağdaşları arasında daha uzlaşmacı bir insan ruhunu yaymanın yolunu aramaya sevk eden insani bir medeniyet vizyonuna sahip biri mi?
Büyük İskender’in küreselliği meselesi, çağımızda gündeme gelen bir soru. Nitekim son on yıllarda pek çoklarının müjdelediği küreselleşme modeli çökmeye yüz tuttu, tecrübesi başarısız oldu ve rüzgârı kesildi. Ayrıca medeni ve ahlaki görüşlerin baskın gelmediği, insani kimliklere dair felsefi bir bilinç ve milletlerle halkların mahremiyetine saygının olmadığı bir durumda kaba kuvvet bir yol ve silahlı güç bir yörünge olarak benimsendi.

İskender’in doğum efsanesi: Kimin oğlu?
Burada Büyük İskender’in kökenlerini araştıracak değiliz elbet, ancak doğumuna ve büyüdüğü koşullara hızlı şekilde bir göz atmanın zararı yok. Bu bakış bize, bu etkileyici genç imparatorun içine doğduğu coğrafi ve tarihî bağlamlar hakkında bir fikir verecek.
Uluslararası ansiklopedilere göre MÖ 26 Haziran 356 tarihinde, muhtemelen Makedonya Krallığı’nın başkenti Pella şehrinde doğdu.

İskender’in babası kim?
Bu konuda üç rivayet var:
Bir iddiaya göre babası Makedonya Kralı Philip, annesi de Olympias’tır. Olympias, Philip’in dördüncü karısı olmakla birlikte özellikle kendisine varis olacak bir erkek çocuğu doğurduğu için onun en sevdiği karısıydı.
Yunan rahiplerinden biri olan Callisthenes’in MÖ 300’de yazdığı İskender biyografisi “Sözde Kallisthenes (Pseudo-Callisthenes)” bize etkileyici bir anlatı sunuyor. Buna göre Makedonyalı Philip, İskender’i çok seviyordu, ancak bir keresinde ona, kendisine benzemediğini söyledi. Bu da İskender’i, gerçek babasını aramaya sevk etti ve onun saray falcısı olduğunu öğrendi.
Kadim Grek yazar Plutarkhos’un (MÖ 120-64) aktardığı üçüncü efsanevi rivayete göre ise annesi Olympias, Philip ile evlendiği gece rüyasında, rahmine bir yıldırım isabet ettiğini ve ondan sönmeden önce “her yere” yayılan bir ateş doğduğunu gördü.
Plutarkhos, yazılarında bu rüyaları, Olympias’ın hamile olduğu ve İskender’in gerçek babasının Yunan tanrılarının kralı Zeus olduğu gibi çeşitli şekillerde yorumlarda bulundu.
Bu hikâyelerin aslı ne olursa olsun şurası kesin ki İskender iki şeyle dolu bir dünyaya doğdu: bir yanda askerî bir hayat ve siyasi çekişmeler, diğer yanda felsefi görüşler ve ahlaki bağlamlar. O özellikle filozof Diogenes el-Kelbî’ye (Köpek Diyojen- MÖ 400-323) yakınlığının getirdiği kozmopolit izlenime sempati duydu ve doğrudan hocası olan en ünlü Yunan filozofu Aristoteles’ten etkilendi.
aresto.png
I. İskender’in öğretmeni Aristoteles (Getty)

İskender’in eğitimi ve erken yaşları
İskender eğitim çağına geldiğinde mürebbiyesi, yemeklerinden sorumlu Melas Leondes’in kız kardeşi Lanike idi. Polineks, müzik eğitiminden sorumluyken Peloponnesos ekolünün bir üyesi olan allame Mineliks’ten de geometri dersleri aldı.
Felsefe derslerini Aristo’dan, hitabet derslerini Anaksimenes’ten öğrendi. Daha sonra Sinoplu ya da Köpek Diyojen, İskender’in zihnini şekillendirmede ve küresel ya da o zamanki kozmopolit düşünceyi billurlaştırmada en önemli ve büyük rolü oynayacaktı.
İskender, astronomi de dahil olmak üzere tüm teorik konularda ders görüyordu. Derslerini bitirdiğinde okul arkadaşlarını yakınına toplar ve onlara bir ders anlatır ya da onlarla askerî oyunlar oynardı; onlara birbirleriyle savaşmalarını emreder, bir takımın diğerine yenildiğini görürse mağlup takımın yanında savaşa katılır ve galip gelene kadar ona yardımcı olurdu. Gerçi zaferi getirenin o olduğu tamamen ortada olurdu.
İskender, piyade eğitimlerine katılır, sırt üstü ya da doğrudan yerden atlayarak at binerken işte böyle büyüyüp olgunlaştı.

İskender’in küreselliği ve Diyojen’in etkisi
Uzman tarihçi yazar Susan Abernethy’nin ifadesine göre İskender’in farklı ve benzeri görülmemiş bir karizmatik kişiliği vardı ve uzak yakın herkesin konuştuğu güçlü bir şahsiyet halesiyle çevriliydi.
Bu yüzden bu soru, İskender hakkında birçok tarihçi arasındaki tartışmanın odak noktası olmuştur. Bazıları, onun kaba kuvvete dayanan bir savaşçı olduğunu kabul etmiyor. Onlara göre İskender, bilgisini Aristoteles’ten aldığı ve Diyojen’le karşılaştığından beri hayallerini süsleyen bir rüyayı, fetihleri üzerinden hayata geçirmek istedi.
Bu rüya, medeniyetleri birbirine katma ve tüm kültürleri barındıran bir insani oluşum arayışında temsil edildi. Bu, iki yakasında ahlaki ölçütler ile evrensel siyasi değer ve ilkeleri taşıyan kozmopolit model olarak biliniyor.  
Ebu’l-Feth eş-Şehristanî, meşhur “el-Milel ve’n-Nihal” (Dinler, Mezhepler ve Felsefi Sistemler) adlı kitabında Köpek Diyojen’i “hiçbir şeye sahip olmayan ve bir evde yaşamayan sert ve erdemli bir bilge” olarak tarif eder.
Kozmopolit kavramının kökleri, bu kinik filozofa kadar uzanır. Bir defasında kendisine ülkesi veya milleti sorulduğunda genel anlamıyla “dünya” cevabını verdi ve ekledi: “Ben dünya vatandaşıyım.” Bununla ırk, renk, din veya başka herhangi bir kriter bakımından bir kişi ile diğeri arasında hiçbir fark olmadığına dair ahlaki bir mesaj vermek istiyordu.
İskender, Diyojen’den baskı veya silahlı güç ile değil de ahlak ve felsefe yoluyla birleşik bir dünya kurma fikrini benimseyecek şekilde mi etkilendi?
Antik Yunan mirasında İskender ile Diyojen’in buluşmasını anlatan bir hikâye vardır. Buna göre Diyojen bir gün sabah güneşinin ışığında dinlenirken İskender onun yanından geçiyordu. En meşhur imparator, büyük filozofla karşılaştığı için büyük mutluluk duyduğunu dile getirdi ve kendisi için yapabileceği bir şey olup olmadığını sordu. Diyojen buna yanıtı: “Gölge etme başka ihsan istemem.” oldu.
Diyojen’in bu cevabı, İskender’de bariz bir etki uyandırdı ve şöyle dedi: “İskender olmasaydım, Diyojen olmak isterdim.”
Başka bir rivayet, felsefi ve manevi bir boyut taşır ve şüphesiz ki İskender’in imparatorluk geleceğine damgasını vurmuştur. Buna göre İskender, Diyojen’i bir insan kemiği yığınını incelerken buldu. Ne yaptığını sorunca filozof şöyle yanıt verdi: “Babanın kemiklerini arıyorum ama onları bir kölenin kemiklerinden ayırt edemiyorum.”
Alexander_the_Great_mosaic111.jpg
Büyük İskender’i atının üzerinde gösteren bir mozaik (Tarih Müzesi)

İskender’in düşünce dünyasında Aristoteles’in etkisi
İskender on üç yaşına geldiğinde, babası onun için felsefe ve çeşitli beşerî ilimleri öğretecek bir hoca aramaya başladı. Kendisine sunulan büyük bir alim grubu arasından Aristoteles’i seçti.
Yunan felsefesinin babası, İskender’in ders mekânı olarak denizler tanrısı Poseidon’un kızları olan perilerin tapınağını seçti. İskender, bu eğitim binasında yalnız değildi. Ona daha sonra, yakın arkadaşlarına ve gelecekteki ordusunun komutanlarına dönüşecek ve genellikle İskender’in ders arkadaşları ve yoldaşları olarak anılan Ptolemaios, Hephaestion ve Cassander gibi Makedon soylusu birçok genç de katıldı.  
Bu gençler, Aristoteles’ten tıp, felsefe, ahlak, din, mantık ve sanat ilkelerini öğrendi. İskender, Homeros’un eserlerine, özellikle de İlyada destanına büyük bir ilgi gösterince Aristoteles ona, eserin açıklamalı bir nüshasını verdi ve İskender, tüm askerî seferlerinde onu beraberinde götürdü.
Aristoteles, İskender’in zihninde siyasi ve felsefi boyutu bir araya getirdi ve bu onu, başarılı bir komutan ve akıl hocası bir düşünür haline mi getirdi?
Şurası kesin ki bu iki boyut esasında kozmopolit hayatın omurgasını temsil ediyor. Nitekim önce klasik Yunan, ardından Roma düşüncesinde siyaset, ahlakla yakından bağlantılıydı.
Hiç şüphe yok ki Aristoteles, çocukluğundan beri İskender’in zihnine askerî fetihlerin ötesine geçen bir vizyon yerleştirdi. Bu, sayesinde insanlığın durumunun düzeltilebileceği tek bir dünya veya tek bir vatan ve tek bir siyasi örgütlenme çağrısına bağlanan bir vizyondu.
Daha sonra Mısır baş tanrısı Amon’un İskender’in siyasi ve ahlaki inancında Olimpos Dağı’ndaki Yunan baş tanrısı Zeus’un yerini nasıl işgal ettiğini göreceğiz. Babil tanrısı Belos da aynı ölçüde yer etmişti. Tyre kentinin tanrısı Melkart da İskender’in nazarında Hint tanrısı Krishna ile aynı saygı ve takdire sahipti.
İskender, ilahlar arasında herhangi bir ayrım yapmadı. Sanki dünyayı, tek bir kaynaktan çıkmış ve insanlığı tek bir aile gibi görüyordu. Siyasi projesini bu anlam üzerine bina etti ve dünyayı birleştirmeye, medeniyetleri tek bir insanlık medeniyeti potasında birleştirmeye çalıştı. Bu anlayış çağımızda küreselleşme adıyla anılıyor.

İskender ve gölgede kalmış tarih görüşü
Mısırlı araştırmacı yazar Velid Fikri, “Gölgede Bir Tarih: Karanlık Bölgelerde Bir Hakikat Arayışı” başlıklı kitabında İskender’in dâhi kişiliğinden bahsediyor. Bu deha, onun askerî dehasının ya da kadim dünyanın fatihi olma başarısının ötesine geçerek, Doğu ve Batı medeniyetlerinin tek bir dünya medeniyeti içinde kaynaştığı tek bir dünya devleti kurma vizyonuna sahip bilge dehasına kadar uzanıyor. Söz konusu bu küresel medeniyet ise Yunan (Helen) medeniyetinin Doğu, Mısır, Irak, Suriye, Fars ve Hint medeniyetleriyle olan evliliğinden doğan meşru kızı Helenizm’dir.
Velid Fikri, İskender’in çağdaşı olan fatihler gibi esaret, açgözlülükle ganimet toplama veya miras yeme gibi tavırlar sergilemediğini belirtiyor. Ayrıca fethedilen bölgelere Makedon sömürgesi gibi muamele etmeyip buraları, yeni küresel dünyanın toprakları olarak kabul ediyordu. Buraların halkları da “ezilen halklar” değil, kozmopolit ulus devletin tebaasıydı. O bölgelerin medeni ve insani unsurlarını “yeni doğan bu oluşumun” bileşenleri olarak ele alması da bunun kanıtı.
İskender, fethettiği toprakların sahipleriyle, İran ve Irak’ta onlarla evlenmek, İskenderiye’de Mısırlılarla yaptığı gibi küreselleşmiş şehirlerini kurmak gibi çeşitli yollarla bağlantı kurmaya çalıştı.
İskender, bayrağını diktiği her ülkenin “insan dilini” okumuş ve her birine dili ve kültürü ile yaklaşmıştır. O kadar ki komutanlarına, bir ülkeye girdiklerinde oranın geleneklerine saygı duymalarını, âdetlerini takip etmelerini ve kıyafetlerini giymelerini emretmişti.
Peki bu, Yunan kimliğinden vazgeçtiği anlamına mı geliyordu?
Çok ilginçtir ki İskender, iki bin yıldan daha uzun bir süre önce medeniyetlerde viskozite kavramına, yani farklı durumlara göre şekillenme haline dikkat etmiş görünüyor.
Gelişmekte olan medeniyetlerle kültürlendikten sonra köklerini unutup yok saymadı. Aksine, ötekiyle bütünleşme ve kimliğe tutunma arasındaki o zor denklemi başarıyla kurdu. Takipçilerine, içlerine girdikleri halkların âdetlerine uymalarını emretti ama Yunan köklerini ve kimliklerini unutmadan, unutturmadan…
İskender’in küresel tecrübesinin tarihî örnekleri var mı?
portre.jpg
Büyük İskender, siyasi ve askerî düşünceyi ahlakla birleştirdi (Getty)

Mısır’daki İskender ve tanrılara saygı
İskender hocasından, bir medeniyet ve o dönemde büyük bir ekonomik güç olarak Mısır’ın ne kadar değerli olduğunu öğrenmişti.
Irak kökenli Romalı tarihçi Nicomedialı Arrianus (MS 86-160), İskender’in Mısırlılara karşı muamelesinin güzel olduğundan, başkent Memphis’teki Tanrı Ptah tapınağını ziyaret ettiğinden ve tanrılara adak adadığından bahsediyor.
İskender’in, Mısır’ın dinî geleneklerine göre kendini firavun olarak konumlandırdığı söylenir.
Aslında İskender’in seferlerini takip eden biri, onun fetihleri esnasında benimsediği bu âdet üzerinde Mısır dışında başka herhangi bir mekânda da sürekli duracaktır.
İskender batıya, kuzey batıya doğru yöneldi ve Siva Vahası’nda Tanrı Amon’un tapınağını ziyaret etti. İskender ve adamları, batı sahile doğru giderken Pharosma adlı bir adaya bakan ve güneyinde Mariout Gölü’nün bulunduğu Rakude adlı bir köye vardı.
Bu noktada İskender, İskenderiye şehrinin kurulmasına karar verdi ve bu şehrin, Mısır’ın başkenti olmasını emretti. Tabi buranın, İskender’in ölümünden (MÖ 323) sonrasına tarihlenen Helenistik dünyanın başkenti olacağını bilmiyordu. Nitekim İskenderiye o zamandan itibaren kadim küresel model olmuştur.
İskender Mısır’a girdiğinde, Mısırlı kahinlerden Perslerin kralı Darius’a ödedikleri vergileri kendisine ödemelerini talep etti. Ancak bu parayı işgalci imparator olarak istemedi. Mısırlılara şöyle demişti: “Bana ana hazineme koymak için değil, sizin şehriniz, tüm dünyanın başkenti İskenderiye’nin inşasında harcamam için cizye verin.”
Mısırlılar bu sözü duyduklarında tam bir gönül rızasıyla ona yüklü miktarda para verdiler ve onu onurlandırdılar…
İskender’in Mısır’da yaptığı şey, dünyanın başka yerlerinde de tekrarlandı mı?

İskender’in Pers kralı Darius’a karşı tutumu
Perslerin kralı Darius, İskender’le savaşmaya karar verdiğinde Pers eyaletlerinin valileri, özellikle İskender’in kendilerine yaklaştığını öğrendikten sonra kötü niyetli düşündüler. Bu kötü niyetlilerin başında, İskender’in kendilerini ödüllendirmesini umarak Dara’yı öldürmeyi ve ondan kurtulmayı planlayan Bessus ve Ariobarzanes vardı.  
Dara, onlarla tek tek yüzleşti, ancak onlar hançerleriyle onu yaralamayı başardılar. Çok kan akmaya başlamıştı. İskender oraya vardığında gördüklerinden ötürü acıyla bağırdı ve hatta ölümle savaşan düşmanı için gözlerinden yaş geldi. Peleriniyle onu sardı, şefkat gösterdi ve katillerinden onun için intikam alacağını söyledi.
İskender, Darius’un ölümüne gerçek duygularla ağladı. Ardından Pers kralının cesediyle ilgilenip onu Pers yasalarına göre bir kral sıfatıyla gömmelerini emretti. Sonra da silahsız Pers askerlerinden oluşan bir alay ve arabanın cenazeye eşlik etmesi için emir verdi.
İskender de Kral Darius’un naaşını Pers valileriyle birlikte omuzunda taşıyordu. Kral Darius’un cenaze alayını takip eden herkesin merhumun yasını tuttuğu gibi bizzat İskender’e de acıması dikkat çekicidir.
Kral Darius gömüldükten sonra İskender ona adaklar adadı, boğalar kesti ve onun için bir anıt dikti. Her bir bölge ve tüm Pers ülkesi için kararlar aldı. Bunlara örnek vermek gerekirse;
**Hayat, Darius döneminde olduğu gibi Pers âdet ve geleneklerine göre devam edecek.
**Her insanın kendi topraklarında ve memleketinde yaşama hakkı vardır.
**Her birey, herhangi bir şeyi mülk edinme hakkına sahiptir.
İskender, Perslerin başkentine barışı yaydı. Halk ondan, başlarına ölen kralın amcası Adulets’i atamasını istedi, o da kabul etti.
İskender, Kral Darius’un annesine büyük bir saygı ve ikramda bulundu. Onun, oğlunun Babil’de ani şekilde ölmesinden sonra duyduğu aşırı üzüntüden intihar ettiği söyleniyor.
Ölüm döşeğindeki Darius’un vasiyetine uyan İskender, kızı Roksana ile evlendi ve Pers ordusunun geri kalanını kendi güçlerine kattı. Böylece Perslerin Makedonlarla sulh yaptığı benzersiz bir küresel tarih yazdı.
Benzer hadiseler Hindistan için de geçerliydi. İskender, Hindistan’a gittiğinde Brahmanlarla hepsi de ahlaki nitelikte olan felsefi ve siyasi diyaloglara girdi. Sonunda da askerî işgalle bağdaşmayacak bir şekilde onlara hediyeler takdim etti.
O halde İskender, halkların kültürlerine saygı duyan ve köprüler kuran, ilk küreselleşme vizyonunun sahibi olarak, çağını geride bırakan bir adamdı. Yani, onun iktidarını miras alan Romalılar gibi sadece yıkıcı bir savaşçı değildi.



ABD'nin İsrail Büyükelçisi'nin açıklamalarına Arap ve İslam dünyası tepki gösterdi

Kahire'deki Arap Birliği Genel Merkezi (Şarku’l Avsat)
Kahire'deki Arap Birliği Genel Merkezi (Şarku’l Avsat)
TT

ABD'nin İsrail Büyükelçisi'nin açıklamalarına Arap ve İslam dünyası tepki gösterdi

Kahire'deki Arap Birliği Genel Merkezi (Şarku’l Avsat)
Kahire'deki Arap Birliği Genel Merkezi (Şarku’l Avsat)

Arap ve Müslüman ülkeler tarafından bugün yapılan ortak açıklamada, ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee'nin, Tevrat'a dayanarak İsrail'in Ortadoğu'nun büyük bir bölümünü kapsayan topraklar üzerinde hakkı olduğunu söylediği açıklamalarını kınadılar.

ABD’li muhafazakar çizgideki gazeteci Tucker Carlson, 2025 yılında Başkan Donald Trump tarafından büyükelçi olarak atanan, eski Baptist papazı ve Yahudi devletinin önde gelen destekçisi Huckabee ile bir röportaj gerçekleştirdi.

Arap ve İslam ülkeleri tarafından yapılan ortak açıklamada şöyle denildi:

"Suudi Arabistan Krallığı, Mısır Arap Cumhuriyeti, Ürdün Haşimi Krallığı, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Endonezya Cumhuriyeti, Pakistan İslam Cumhuriyeti, Türkiye Cumhuriyeti, Bahreyn Krallığı, Katar Devleti, Suriye Arap Cumhuriyeti, Filistin Devleti, Kuveyt Devleti, Lübnan Cumhuriyeti, Umman Sultanlığı, Körfez İşbirliği Konseyi Sekreterliği, Arap Birliği (AL) ve İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT), ABD'nin İsrail Büyükelçisi'nin, işgal altındaki Batı Şeria dahil olmak üzere Arap devletlerine ait topraklar üzerinde İsrail'in kontrolünü kabul ettiğini belirten açıklamalarını kategorik olarak kınıyor ve derin endişelerini ifade ediyor.”

Açıklamada, ‘uluslararası hukuk ilkelerini ve Birleşmiş Milletler (BM) Şartını açıkça ihlal eden ve bölgenin güvenliği ve istikrarına ciddi bir tehdit oluşturan bu tür tehlikeli ve kışkırtıcı açıklamaların kategorik olarak reddedildiği’ vurgulandı.

dfvgthy
ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee (Reuters)

Suudi Arabistan, Büyükelçisi Huckabee’nin açıklamalarını ‘sorumsuzca’ ve ‘tehlikeli bir emsal’ olarak değerlendirirken Ürdün, bu sözleri ‘bölge ülkelerinin egemenliğine yönelik bir ihlal! olarak gördü. Mısır, !İsrail'in işgal altındaki Filistin toprakları veya diğer Arap toprakları üzerinde egemenliği olmadığını’ teyit etti.

Kuveyt, Huckabee’nin açıklamalarını ‘uluslararası hukuk ilkelerinin açık bir ihlali’ olarak kınarken Umman, bu sözlerin ‘barış şansını zedelediğini ve bölgenin güvenliğini ve istikrarını tehdit ettiğini’ vurguladı.

Filistin Yönetimi, Huckabee’nin açıklamalarının ‘ABD Başkanı Donald Trump'ın işgal altındaki Batı Şeria'nın ilhakını reddeden açıklamasının tersi’ olduğunu değerlendirdi.

ABD’nin İsrail Büyükelçisi dün sosyal medya platformu X’te, Siyonizm'in tanımı da dahil olmak üzere röportajda tartışılan diğer konular hakkındaki tutumunu açıklığa kavuşturmak için iki mesaj yayınladı. Ancak İsrail'in Ortadoğu'daki topraklar üzerindeki kontrolüne ilişkin açıklamalarına değinmedi.

Huckabee, söz konusu açıklamaları, İsrail'in 1967'den beri işgal altında tuttuğu Batı Şeria üzerindeki kontrolünü artırmak için önlemlerini yoğunlaştırdığı bir dönemde yaptı.

İsrail, onlarca yıl önce Doğu Kudüs ve Suriye'ye ait Golan Tepeleri'nin bir kısmını ilhak ettiğini açıklamıştı.


Pakistan’dan Afganistan sınırındaki silahlı unsurların “sığınaklarına” hava saldırıları

Belucistan'ın Çaman bölgesinde devriye gezen Pakistan askerleri (EPA)
Belucistan'ın Çaman bölgesinde devriye gezen Pakistan askerleri (EPA)
TT

Pakistan’dan Afganistan sınırındaki silahlı unsurların “sığınaklarına” hava saldırıları

Belucistan'ın Çaman bölgesinde devriye gezen Pakistan askerleri (EPA)
Belucistan'ın Çaman bölgesinde devriye gezen Pakistan askerleri (EPA)

Pakistan, bu sabah erken saatlerde, Afganistan'ın desteklediği silahlı grupların üstlendiği son intihar saldırılarına misilleme olarak Pakistan-Afganistan sınır bölgesindeki yedi noktaya hava saldırısı düzenlediğini duyurdu.

Enformasyon Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Pakistan'ın ‘istihbarat bilgilerine dayanarak yedi terörist kampına ve sığınağına askeri operasyonlar düzenlediği’ belirtildi. Açıklamaya göre Ramazan'ın başlamasından bu yana üç intihar saldırısı düzenlendi.

Enformasyon Bakanı Attaullah Tarar, sosyal medya platformu X hesabından yaptığı açıklamada, Pakistan'ın DEAŞ terör örgütünün bir kolunun hedef alındığını söyledi.

Tatar, açıklamada saldırıların yeri veya daha fazla ayrıntı belirtmedi.

Ancak Afganistan Hükümet Sözcüsü Zabihullah Mucahid bugün X üzerinden yaptığı açıklamada, ‘Pakistan tarafından Afganistan’ın Nangarhar ve Paktika illerinde sivillerin bombaladığını, kadınlar ve çocuklar da dahil olmak üzere onlarca kişinin öldüğünü ve yaralandığını’ söyledi.

Bakanlık, operasyonların iki hafta önce İslamabad'daki bir Şii camisini hedef alan intihar bombalı saldırı ve son zamanlarda Pakistan'ın kuzeybatısında meydana gelen diğer intihar bombalı saldırılara misilleme olarak gerçekleştirildiğini açıkladı.

Pakistan tarafından bugün yapılan açıklamada, İslamabad'ın defalarca kez talepte bulunmasına rağmen, Kabil'deki Taliban yetkililerinin Afganistan topraklarını Pakistan'da saldırılar düzenlemek için kullanan silahlı gruplara karşı harekete geçmediği belirtildi.

Enformasyon Bakanlığından yapılan açıklamada, “Pakistan her zaman bölgede barış ve istikrarı korumak için çaba göstermiştir, ancak aynı zamanda vatandaşlarımızın güvenliği ve emniyeti de bizim en önemli önceliğimiz olmaya devam ediyor” denildi.

İslamabad ayrıca uluslararası topluma, Kabil'i geçtiğimiz yıl Doha’da varılan anlaşma kapsamında diğer ülkelere karşı düşmanca eylemleri desteklememe yükümlülüğünü yerine getirmesi için baskı yapmaya çağırdı.

Afganistan ve Pakistan arasındaki gerginlik, Taliban'ın 2021 yılında Kabil'in kontrolünü yeniden ele geçirmesinden bu yana tırmanıyor.

Son aylarda kanlı sınır çatışmalarıyla iki ülke arasındaki ilişkiler keskin bir şekilde kötüleşti.

Ekim ayında patlak veren ve Katar ile Türkiye'nin arabuluculuğunda ateşkesle sona eren çatışmalarda 70'den fazla kişi öldü, yüzlerce kişi yaralandı.

Ancak, Doha ve İstanbul'da birkaç tur görüşme yapıldıysa da kalıcı bir anlaşma sağlanamadı.


Ukrayna, Macaristan ve Slovakya'yı elektrik kesintisi tehditleriyle "şantaj" yapmakla suçladı

Ukrayna Dışişleri Bakanı Andriy Sybiha (X platformundaki hesabı)
Ukrayna Dışişleri Bakanı Andriy Sybiha (X platformundaki hesabı)
TT

Ukrayna, Macaristan ve Slovakya'yı elektrik kesintisi tehditleriyle "şantaj" yapmakla suçladı

Ukrayna Dışişleri Bakanı Andriy Sybiha (X platformundaki hesabı)
Ukrayna Dışişleri Bakanı Andriy Sybiha (X platformundaki hesabı)

Ukrayna Dışişleri Bakanlığı dün, Macaristan ve Slovakya hükümetlerinin Rus petrolünün akışına yeniden başlanmaması halinde Ukrayna'ya elektrik tedarikini kesme tehdidinde bulunmalarını "uyarı ve şantaj" olarak nitelendirerek kınadı.

Rus petrol sevkiyatları, Kiev'in 27 Ocak'ta Batı Ukrayna'da boru hattındaki ekipmanı bombalayan bir Rus insansız hava aracının (İHA) saldırısını gerçekleştirdiğini açıklamasından bu yana Macaristan ve Slovakya'ya durdurulmuş durumda. Slovakya ve Macaristan, uzun süredir devam eden tedarik kesintilerinden Ukrayna'nın sorumlu olduğunu savunuyor.

Slovakya Başbakanı Robert Fico dün yaptığı açıklamada, Kiev'in Rus petrolünün Ukrayna toprakları üzerinden Slovakya'ya transit geçişine yeniden başlamaması halinde, iki gün içinde Ukrayna'ya acil durum elektrik tedarikini keseceğini söyledi. Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre Macaristan Başbakanı da birkaç gün önce benzer bir tehditte bulunmuştu.

Bu konu, Ukrayna ile komşuları Macaristan ve Slovakya arasında bugüne kadarki en ciddi anlaşmazlık noktalarından biri haline geldi. Bu ülkelerin liderleri, Moskova ile bağlarını güçlendirerek büyük ölçüde Ukrayna yanlısı Avrupa konsensüsünden ayrıldılar.

Macaristan ve Slovakya, Avrupa Birliği ve NATO üyesidir ve bloktaki diğer iki ülke olarak Ukrayna üzerinden Druzhba boru hattıyla taşınan Rus petrolüne hâlâ büyük ölçüde bağımlıdırlar.

Ukrayna Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada, “Ukrayna, Macaristan ve Slovakya hükümetlerinin iki ülke arasındaki enerji tedarikine ilişkin uyarılarını ve şantajlarını reddediyor ve kınıyor. Bu uyarılar kesinlikle Kiev'e değil, Kremlin'e yöneltilmelidir” ifadelerini kullandı.