Büyük İskender: Küreselleşmenin ilk kıvılcımı

Genç imparator bir savaşçı mıydı yoksa kâinat, insanlık, medeniyet ve kültürler konusunda kuşatıcı bir felsefi vizyon sahibi mi?

Büyük İskender’in hükümranlık süresi otuz yılı aşmadı (Getty)
Büyük İskender’in hükümranlık süresi otuz yılı aşmadı (Getty)
TT

Büyük İskender: Küreselleşmenin ilk kıvılcımı

Büyük İskender’in hükümranlık süresi otuz yılı aşmadı (Getty)
Büyük İskender’in hükümranlık süresi otuz yılı aşmadı (Getty)

Hükümranlık süresi otuz yılı aşmadı ama bu yıllar, insanı derin bir tefekküre sevk eden bir insanlık tarihinin temsilcisi olarak dünyanın doğusundan batısına göz açıp kapayıncaya kadar geçen kozmik bir ışın gibiydi. Britanya’daki Cambridge Üniversitesi’nde Yunan Medeniyeti Profesörü Paul Cartledge’a göre o, ellerinin değdiği her şeyi değiştirdi.

Kimden bahsediyoruz?
Tabi ki Makedonyalı İskender’den, nam-ı diğer Büyük İskender. Unvanı çok. Günümüzde tarihçiler onunla daha yakından ilgileniyor ve hayat hikâyesine eşlik eden fetihleriyle, imparatorluğunun doğasına dair o soruyu gündeme getiriyor: O, vahşet ve kan dolu savaşlarla karakterize edilen savaşçı biri miydi yoksa onu kadim dünyayı birleştirme, coğrafi bağlamları fikrî ve manevi bir çerçeveye dahil etme ve çağdaşları arasında daha uzlaşmacı bir insan ruhunu yaymanın yolunu aramaya sevk eden insani bir medeniyet vizyonuna sahip biri mi?
Büyük İskender’in küreselliği meselesi, çağımızda gündeme gelen bir soru. Nitekim son on yıllarda pek çoklarının müjdelediği küreselleşme modeli çökmeye yüz tuttu, tecrübesi başarısız oldu ve rüzgârı kesildi. Ayrıca medeni ve ahlaki görüşlerin baskın gelmediği, insani kimliklere dair felsefi bir bilinç ve milletlerle halkların mahremiyetine saygının olmadığı bir durumda kaba kuvvet bir yol ve silahlı güç bir yörünge olarak benimsendi.

İskender’in doğum efsanesi: Kimin oğlu?
Burada Büyük İskender’in kökenlerini araştıracak değiliz elbet, ancak doğumuna ve büyüdüğü koşullara hızlı şekilde bir göz atmanın zararı yok. Bu bakış bize, bu etkileyici genç imparatorun içine doğduğu coğrafi ve tarihî bağlamlar hakkında bir fikir verecek.
Uluslararası ansiklopedilere göre MÖ 26 Haziran 356 tarihinde, muhtemelen Makedonya Krallığı’nın başkenti Pella şehrinde doğdu.

İskender’in babası kim?
Bu konuda üç rivayet var:
Bir iddiaya göre babası Makedonya Kralı Philip, annesi de Olympias’tır. Olympias, Philip’in dördüncü karısı olmakla birlikte özellikle kendisine varis olacak bir erkek çocuğu doğurduğu için onun en sevdiği karısıydı.
Yunan rahiplerinden biri olan Callisthenes’in MÖ 300’de yazdığı İskender biyografisi “Sözde Kallisthenes (Pseudo-Callisthenes)” bize etkileyici bir anlatı sunuyor. Buna göre Makedonyalı Philip, İskender’i çok seviyordu, ancak bir keresinde ona, kendisine benzemediğini söyledi. Bu da İskender’i, gerçek babasını aramaya sevk etti ve onun saray falcısı olduğunu öğrendi.
Kadim Grek yazar Plutarkhos’un (MÖ 120-64) aktardığı üçüncü efsanevi rivayete göre ise annesi Olympias, Philip ile evlendiği gece rüyasında, rahmine bir yıldırım isabet ettiğini ve ondan sönmeden önce “her yere” yayılan bir ateş doğduğunu gördü.
Plutarkhos, yazılarında bu rüyaları, Olympias’ın hamile olduğu ve İskender’in gerçek babasının Yunan tanrılarının kralı Zeus olduğu gibi çeşitli şekillerde yorumlarda bulundu.
Bu hikâyelerin aslı ne olursa olsun şurası kesin ki İskender iki şeyle dolu bir dünyaya doğdu: bir yanda askerî bir hayat ve siyasi çekişmeler, diğer yanda felsefi görüşler ve ahlaki bağlamlar. O özellikle filozof Diogenes el-Kelbî’ye (Köpek Diyojen- MÖ 400-323) yakınlığının getirdiği kozmopolit izlenime sempati duydu ve doğrudan hocası olan en ünlü Yunan filozofu Aristoteles’ten etkilendi.
aresto.png
I. İskender’in öğretmeni Aristoteles (Getty)

İskender’in eğitimi ve erken yaşları
İskender eğitim çağına geldiğinde mürebbiyesi, yemeklerinden sorumlu Melas Leondes’in kız kardeşi Lanike idi. Polineks, müzik eğitiminden sorumluyken Peloponnesos ekolünün bir üyesi olan allame Mineliks’ten de geometri dersleri aldı.
Felsefe derslerini Aristo’dan, hitabet derslerini Anaksimenes’ten öğrendi. Daha sonra Sinoplu ya da Köpek Diyojen, İskender’in zihnini şekillendirmede ve küresel ya da o zamanki kozmopolit düşünceyi billurlaştırmada en önemli ve büyük rolü oynayacaktı.
İskender, astronomi de dahil olmak üzere tüm teorik konularda ders görüyordu. Derslerini bitirdiğinde okul arkadaşlarını yakınına toplar ve onlara bir ders anlatır ya da onlarla askerî oyunlar oynardı; onlara birbirleriyle savaşmalarını emreder, bir takımın diğerine yenildiğini görürse mağlup takımın yanında savaşa katılır ve galip gelene kadar ona yardımcı olurdu. Gerçi zaferi getirenin o olduğu tamamen ortada olurdu.
İskender, piyade eğitimlerine katılır, sırt üstü ya da doğrudan yerden atlayarak at binerken işte böyle büyüyüp olgunlaştı.

İskender’in küreselliği ve Diyojen’in etkisi
Uzman tarihçi yazar Susan Abernethy’nin ifadesine göre İskender’in farklı ve benzeri görülmemiş bir karizmatik kişiliği vardı ve uzak yakın herkesin konuştuğu güçlü bir şahsiyet halesiyle çevriliydi.
Bu yüzden bu soru, İskender hakkında birçok tarihçi arasındaki tartışmanın odak noktası olmuştur. Bazıları, onun kaba kuvvete dayanan bir savaşçı olduğunu kabul etmiyor. Onlara göre İskender, bilgisini Aristoteles’ten aldığı ve Diyojen’le karşılaştığından beri hayallerini süsleyen bir rüyayı, fetihleri üzerinden hayata geçirmek istedi.
Bu rüya, medeniyetleri birbirine katma ve tüm kültürleri barındıran bir insani oluşum arayışında temsil edildi. Bu, iki yakasında ahlaki ölçütler ile evrensel siyasi değer ve ilkeleri taşıyan kozmopolit model olarak biliniyor.  
Ebu’l-Feth eş-Şehristanî, meşhur “el-Milel ve’n-Nihal” (Dinler, Mezhepler ve Felsefi Sistemler) adlı kitabında Köpek Diyojen’i “hiçbir şeye sahip olmayan ve bir evde yaşamayan sert ve erdemli bir bilge” olarak tarif eder.
Kozmopolit kavramının kökleri, bu kinik filozofa kadar uzanır. Bir defasında kendisine ülkesi veya milleti sorulduğunda genel anlamıyla “dünya” cevabını verdi ve ekledi: “Ben dünya vatandaşıyım.” Bununla ırk, renk, din veya başka herhangi bir kriter bakımından bir kişi ile diğeri arasında hiçbir fark olmadığına dair ahlaki bir mesaj vermek istiyordu.
İskender, Diyojen’den baskı veya silahlı güç ile değil de ahlak ve felsefe yoluyla birleşik bir dünya kurma fikrini benimseyecek şekilde mi etkilendi?
Antik Yunan mirasında İskender ile Diyojen’in buluşmasını anlatan bir hikâye vardır. Buna göre Diyojen bir gün sabah güneşinin ışığında dinlenirken İskender onun yanından geçiyordu. En meşhur imparator, büyük filozofla karşılaştığı için büyük mutluluk duyduğunu dile getirdi ve kendisi için yapabileceği bir şey olup olmadığını sordu. Diyojen buna yanıtı: “Gölge etme başka ihsan istemem.” oldu.
Diyojen’in bu cevabı, İskender’de bariz bir etki uyandırdı ve şöyle dedi: “İskender olmasaydım, Diyojen olmak isterdim.”
Başka bir rivayet, felsefi ve manevi bir boyut taşır ve şüphesiz ki İskender’in imparatorluk geleceğine damgasını vurmuştur. Buna göre İskender, Diyojen’i bir insan kemiği yığınını incelerken buldu. Ne yaptığını sorunca filozof şöyle yanıt verdi: “Babanın kemiklerini arıyorum ama onları bir kölenin kemiklerinden ayırt edemiyorum.”
Alexander_the_Great_mosaic111.jpg
Büyük İskender’i atının üzerinde gösteren bir mozaik (Tarih Müzesi)

İskender’in düşünce dünyasında Aristoteles’in etkisi
İskender on üç yaşına geldiğinde, babası onun için felsefe ve çeşitli beşerî ilimleri öğretecek bir hoca aramaya başladı. Kendisine sunulan büyük bir alim grubu arasından Aristoteles’i seçti.
Yunan felsefesinin babası, İskender’in ders mekânı olarak denizler tanrısı Poseidon’un kızları olan perilerin tapınağını seçti. İskender, bu eğitim binasında yalnız değildi. Ona daha sonra, yakın arkadaşlarına ve gelecekteki ordusunun komutanlarına dönüşecek ve genellikle İskender’in ders arkadaşları ve yoldaşları olarak anılan Ptolemaios, Hephaestion ve Cassander gibi Makedon soylusu birçok genç de katıldı.  
Bu gençler, Aristoteles’ten tıp, felsefe, ahlak, din, mantık ve sanat ilkelerini öğrendi. İskender, Homeros’un eserlerine, özellikle de İlyada destanına büyük bir ilgi gösterince Aristoteles ona, eserin açıklamalı bir nüshasını verdi ve İskender, tüm askerî seferlerinde onu beraberinde götürdü.
Aristoteles, İskender’in zihninde siyasi ve felsefi boyutu bir araya getirdi ve bu onu, başarılı bir komutan ve akıl hocası bir düşünür haline mi getirdi?
Şurası kesin ki bu iki boyut esasında kozmopolit hayatın omurgasını temsil ediyor. Nitekim önce klasik Yunan, ardından Roma düşüncesinde siyaset, ahlakla yakından bağlantılıydı.
Hiç şüphe yok ki Aristoteles, çocukluğundan beri İskender’in zihnine askerî fetihlerin ötesine geçen bir vizyon yerleştirdi. Bu, sayesinde insanlığın durumunun düzeltilebileceği tek bir dünya veya tek bir vatan ve tek bir siyasi örgütlenme çağrısına bağlanan bir vizyondu.
Daha sonra Mısır baş tanrısı Amon’un İskender’in siyasi ve ahlaki inancında Olimpos Dağı’ndaki Yunan baş tanrısı Zeus’un yerini nasıl işgal ettiğini göreceğiz. Babil tanrısı Belos da aynı ölçüde yer etmişti. Tyre kentinin tanrısı Melkart da İskender’in nazarında Hint tanrısı Krishna ile aynı saygı ve takdire sahipti.
İskender, ilahlar arasında herhangi bir ayrım yapmadı. Sanki dünyayı, tek bir kaynaktan çıkmış ve insanlığı tek bir aile gibi görüyordu. Siyasi projesini bu anlam üzerine bina etti ve dünyayı birleştirmeye, medeniyetleri tek bir insanlık medeniyeti potasında birleştirmeye çalıştı. Bu anlayış çağımızda küreselleşme adıyla anılıyor.

İskender ve gölgede kalmış tarih görüşü
Mısırlı araştırmacı yazar Velid Fikri, “Gölgede Bir Tarih: Karanlık Bölgelerde Bir Hakikat Arayışı” başlıklı kitabında İskender’in dâhi kişiliğinden bahsediyor. Bu deha, onun askerî dehasının ya da kadim dünyanın fatihi olma başarısının ötesine geçerek, Doğu ve Batı medeniyetlerinin tek bir dünya medeniyeti içinde kaynaştığı tek bir dünya devleti kurma vizyonuna sahip bilge dehasına kadar uzanıyor. Söz konusu bu küresel medeniyet ise Yunan (Helen) medeniyetinin Doğu, Mısır, Irak, Suriye, Fars ve Hint medeniyetleriyle olan evliliğinden doğan meşru kızı Helenizm’dir.
Velid Fikri, İskender’in çağdaşı olan fatihler gibi esaret, açgözlülükle ganimet toplama veya miras yeme gibi tavırlar sergilemediğini belirtiyor. Ayrıca fethedilen bölgelere Makedon sömürgesi gibi muamele etmeyip buraları, yeni küresel dünyanın toprakları olarak kabul ediyordu. Buraların halkları da “ezilen halklar” değil, kozmopolit ulus devletin tebaasıydı. O bölgelerin medeni ve insani unsurlarını “yeni doğan bu oluşumun” bileşenleri olarak ele alması da bunun kanıtı.
İskender, fethettiği toprakların sahipleriyle, İran ve Irak’ta onlarla evlenmek, İskenderiye’de Mısırlılarla yaptığı gibi küreselleşmiş şehirlerini kurmak gibi çeşitli yollarla bağlantı kurmaya çalıştı.
İskender, bayrağını diktiği her ülkenin “insan dilini” okumuş ve her birine dili ve kültürü ile yaklaşmıştır. O kadar ki komutanlarına, bir ülkeye girdiklerinde oranın geleneklerine saygı duymalarını, âdetlerini takip etmelerini ve kıyafetlerini giymelerini emretmişti.
Peki bu, Yunan kimliğinden vazgeçtiği anlamına mı geliyordu?
Çok ilginçtir ki İskender, iki bin yıldan daha uzun bir süre önce medeniyetlerde viskozite kavramına, yani farklı durumlara göre şekillenme haline dikkat etmiş görünüyor.
Gelişmekte olan medeniyetlerle kültürlendikten sonra köklerini unutup yok saymadı. Aksine, ötekiyle bütünleşme ve kimliğe tutunma arasındaki o zor denklemi başarıyla kurdu. Takipçilerine, içlerine girdikleri halkların âdetlerine uymalarını emretti ama Yunan köklerini ve kimliklerini unutmadan, unutturmadan…
İskender’in küresel tecrübesinin tarihî örnekleri var mı?
portre.jpg
Büyük İskender, siyasi ve askerî düşünceyi ahlakla birleştirdi (Getty)

Mısır’daki İskender ve tanrılara saygı
İskender hocasından, bir medeniyet ve o dönemde büyük bir ekonomik güç olarak Mısır’ın ne kadar değerli olduğunu öğrenmişti.
Irak kökenli Romalı tarihçi Nicomedialı Arrianus (MS 86-160), İskender’in Mısırlılara karşı muamelesinin güzel olduğundan, başkent Memphis’teki Tanrı Ptah tapınağını ziyaret ettiğinden ve tanrılara adak adadığından bahsediyor.
İskender’in, Mısır’ın dinî geleneklerine göre kendini firavun olarak konumlandırdığı söylenir.
Aslında İskender’in seferlerini takip eden biri, onun fetihleri esnasında benimsediği bu âdet üzerinde Mısır dışında başka herhangi bir mekânda da sürekli duracaktır.
İskender batıya, kuzey batıya doğru yöneldi ve Siva Vahası’nda Tanrı Amon’un tapınağını ziyaret etti. İskender ve adamları, batı sahile doğru giderken Pharosma adlı bir adaya bakan ve güneyinde Mariout Gölü’nün bulunduğu Rakude adlı bir köye vardı.
Bu noktada İskender, İskenderiye şehrinin kurulmasına karar verdi ve bu şehrin, Mısır’ın başkenti olmasını emretti. Tabi buranın, İskender’in ölümünden (MÖ 323) sonrasına tarihlenen Helenistik dünyanın başkenti olacağını bilmiyordu. Nitekim İskenderiye o zamandan itibaren kadim küresel model olmuştur.
İskender Mısır’a girdiğinde, Mısırlı kahinlerden Perslerin kralı Darius’a ödedikleri vergileri kendisine ödemelerini talep etti. Ancak bu parayı işgalci imparator olarak istemedi. Mısırlılara şöyle demişti: “Bana ana hazineme koymak için değil, sizin şehriniz, tüm dünyanın başkenti İskenderiye’nin inşasında harcamam için cizye verin.”
Mısırlılar bu sözü duyduklarında tam bir gönül rızasıyla ona yüklü miktarda para verdiler ve onu onurlandırdılar…
İskender’in Mısır’da yaptığı şey, dünyanın başka yerlerinde de tekrarlandı mı?

İskender’in Pers kralı Darius’a karşı tutumu
Perslerin kralı Darius, İskender’le savaşmaya karar verdiğinde Pers eyaletlerinin valileri, özellikle İskender’in kendilerine yaklaştığını öğrendikten sonra kötü niyetli düşündüler. Bu kötü niyetlilerin başında, İskender’in kendilerini ödüllendirmesini umarak Dara’yı öldürmeyi ve ondan kurtulmayı planlayan Bessus ve Ariobarzanes vardı.  
Dara, onlarla tek tek yüzleşti, ancak onlar hançerleriyle onu yaralamayı başardılar. Çok kan akmaya başlamıştı. İskender oraya vardığında gördüklerinden ötürü acıyla bağırdı ve hatta ölümle savaşan düşmanı için gözlerinden yaş geldi. Peleriniyle onu sardı, şefkat gösterdi ve katillerinden onun için intikam alacağını söyledi.
İskender, Darius’un ölümüne gerçek duygularla ağladı. Ardından Pers kralının cesediyle ilgilenip onu Pers yasalarına göre bir kral sıfatıyla gömmelerini emretti. Sonra da silahsız Pers askerlerinden oluşan bir alay ve arabanın cenazeye eşlik etmesi için emir verdi.
İskender de Kral Darius’un naaşını Pers valileriyle birlikte omuzunda taşıyordu. Kral Darius’un cenaze alayını takip eden herkesin merhumun yasını tuttuğu gibi bizzat İskender’e de acıması dikkat çekicidir.
Kral Darius gömüldükten sonra İskender ona adaklar adadı, boğalar kesti ve onun için bir anıt dikti. Her bir bölge ve tüm Pers ülkesi için kararlar aldı. Bunlara örnek vermek gerekirse;
**Hayat, Darius döneminde olduğu gibi Pers âdet ve geleneklerine göre devam edecek.
**Her insanın kendi topraklarında ve memleketinde yaşama hakkı vardır.
**Her birey, herhangi bir şeyi mülk edinme hakkına sahiptir.
İskender, Perslerin başkentine barışı yaydı. Halk ondan, başlarına ölen kralın amcası Adulets’i atamasını istedi, o da kabul etti.
İskender, Kral Darius’un annesine büyük bir saygı ve ikramda bulundu. Onun, oğlunun Babil’de ani şekilde ölmesinden sonra duyduğu aşırı üzüntüden intihar ettiği söyleniyor.
Ölüm döşeğindeki Darius’un vasiyetine uyan İskender, kızı Roksana ile evlendi ve Pers ordusunun geri kalanını kendi güçlerine kattı. Böylece Perslerin Makedonlarla sulh yaptığı benzersiz bir küresel tarih yazdı.
Benzer hadiseler Hindistan için de geçerliydi. İskender, Hindistan’a gittiğinde Brahmanlarla hepsi de ahlaki nitelikte olan felsefi ve siyasi diyaloglara girdi. Sonunda da askerî işgalle bağdaşmayacak bir şekilde onlara hediyeler takdim etti.
O halde İskender, halkların kültürlerine saygı duyan ve köprüler kuran, ilk küreselleşme vizyonunun sahibi olarak, çağını geride bırakan bir adamdı. Yani, onun iktidarını miras alan Romalılar gibi sadece yıkıcı bir savaşçı değildi.



Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
TT

Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)

Yeni bir ankete göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci First Lady'si seçildi ancak en sevilmeyen First Lady unvanını Trump'ın rakibi Hillary Clinton aldı.

YouGov'a göre bu ay 2 bin 255 ABD vatandaşından son 11 First Lady'yi "Mükemmel"den "Kötü"ye uzanan bir ölçekte sıralamaları istendi.

Yüzde 36'sı Melania'yı "kötü", yüzde 10'u da "ortalama altı" olarak değerlendirdi. Ankete katılanların yaklaşık yüzde 18'i Melania'yı "mükemmel", yüzde 12'si de "ortalama üstü" notu verdi. Böylece net onay oranı -16 çıktı.

Melania'dan daha düşük sırada yer alan tek First Lady, 2016 başkanlık seçimini Donald Trump'a kaybeden Hillary Clinton'dı. Ankete katılanların yüzde 33'ü onu "kötü", yüzde 11'i de "ortalama altı" diye değerlendirdi ve net onay oranı -17 oldu.

Öte yandan en popüler First Lady'ler sırasıyla +56, +32 ve +25 net puanla Jackie Kennedy, Rosalynn Carter ve Nancy Reagan'dı.

Michelle Obama da katılımcılar arasında favori olarak öne çıktı; yüzde 33'ü onu "mükemmel", yüzde 12'si ise "ortalama üstü" olarak değerlendirdi ve bu da ona +21 net onay puanı kazandırdı. Yaklaşık yüzde 22'si onu "kötü" buldu.

Ortalama olarak son 11 First Lady'nin çoğu, eşlerinden daha yüksek net puanlar aldı.

Hillary Clinton, -3 net puanlı eşinden önemli ölçüde daha düşük olan tek First Lady'ydi.

Birçok başkan ve First Lady benzer puanlar aldı; Jacqueline Kennedy Onassis ve John F. Kennedy (+56'ya karşı +61), Nancy ve Ronald Reagan (+25'e karşı +22), Michelle ve Barack Obama (+21'e karşı +15) bunlardan bazıları.

Melania ve Donald Trump da benzer ancak olumsuz puanlar aldı (-16'ya karşı -20).

Anket ayrıca, katılımcıların yüzde 48'inin Donald Trump'ı "kötü" bulduğunu, yüzde 6'sının ise "ortalama altı" olarak değerlendirdiğini ortaya koydu. Trump, YouGov'un katılımcılara sorduğu 20 başkan arasında en düşük puanı aldı. Katılımcıların yaklaşık yüzde 19'u 45 ve 47. başkanı "olağanüstü" olarak değerlendirdi.

Trump'tan sonra, selefi Joe Biden, katılımcıların yüzde 38'inin "kötü", yüzde 12'sinin ise "ortalama altı" şeklinde değerlendirdiği en az popüler eski başkan oldu. Sadece yüzde 7'si Biden'ı "mükemmel" olarak değerlendirdi.

Ankete göre, "First Lady'ler hakkındaki genel görüşler, eşleri hakkındaki görüşlere benzer şekilde siyasi olarak kutuplaşmış durumda".

Anket, tartışmalı belgeseli Melania'nın gösterime girmesiyle birlikte Melania Trump hakkında kamuoyunun ne düşündüğüne dair fikir veriyor. Belgeselin ilk hafta sonu 7 milyon dolar kazandığı bildirilse de bilet satışları ikinci haftada düşerek sadece 2,4 milyon dolar getirdi.

Amazon, belgeselin haklarını satın almak için 40 milyon, tanıtımı içinse 35 milyon dolar daha harcamıştı.

Independent Türkçe


Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
TT

Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, Ortadoğu'daki askeri yığınağını artırarak İran'a saldırı hazırlığı yapıyor.

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla CNN'e konuşan yetkililer, ordunun İran'a bu hafta sonu saldırı düzenlemeye hazır olduğunu ancak Trump'ın henüz son kararını vermediğini söylüyor.

Üst düzey güvenlik yetkililerinin çarşamba günü Beyaz Saray'da İran'daki durumla ilgili toplantı düzenlediği aktarılıyor. Trump'ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve damadı Jared Kushner da İran'la müzakereler hakkında Cumhuriyetçi lideri bilgilendirmiş.  

Wall Street Journal (WSJ), Amerikan ordusunun 2003 Irak işgalinden bu yana Ortadoğu'daki en büyük hava gücünü topladığını yazıyor.

Son teknoloji F-35 ve F-22 jet avcı uçaklarının bölgeye yönlendirildiği, büyük hava harekatlarını koordine etmek için hayati önem taşıyan komuta ve kontrol uçaklarının da yola çıktığı aktarılıyor.

ABD ordusu, USS Abraham Lincoln'ın ardından, Venezuela'daki operasyon öncesinde Karayipler'e gönderilen dünyanın en büyük uçak gemisi USS Gerald Ford'u da Ortadoğu'ya yönlendirmişti. Bu gemide de çok sayıda saldırı ve elektronik harp uçağı olduğu ifade ediliyor.

Yetkililer, askeri harekat halinde iki seçeneğin masada olduğunu belirtiyor. ABD ordusu, Tahran yönetimini devirmek amacıyla çok sayıda İranlı siyasi ve askeri lideri hedef alabilir. Bunun yerine nükleer ve balistik füze tesislerinin vurulacağı hava saldırıları da düzenlenebilir. Her iki seçenek de potansiyel olarak haftalarca sürecek bir operasyon anlamına geliyor.

Analizde, geçen yıl haziranda İsrail'le yaşanan çatışmalar nedeniyle İran'ın hava savunma sisteminin ağır hasar aldığı savunuluyor. Buna rağmen Tahran yönetiminin, Hürmüz Boğazını kapatma ve çeşitli menzile sahip füzelerle misilleme yapma ihtimali olduğu vurgulanıyor.

ABD ve İsrail, İran'ın uranyum zenginleştirerek nükleer silah geliştirmeyi planladığını savunurken Tahran yönetimi bunu defalarca reddetmişti.

ABD ve İran arasında Umman'da 6 Şubat'ta başlayan müzakerelerde henüz somut bir sonuca varılamadı. Trump, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini tamamen durdurmasını isterken, Tahran ise zenginleştirme seviyelerinin değiştirilebileceğini fakat programın durdurulmayacağını belirtiyor.

Diğer yandan İsrail, İran'ın balistik füze programının ve bölgedeki örgütlere verdiği desteğin sonlanmasını da istiyor. Washington-Tahran müzakerelerinin şimdilik nükleer programa odaklandığı ifade ediliyor. WSJ'ye konuşan yetkililer, İran'ın Trump görevden gidene dek uranyum zenginleştirme programını askıya alabileceğini söylüyor.  

Independent Türkçe, Wall Street Journal, CNN


Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
TT

Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü yaptığı açıklamada, Washington’un İran ile “ciddi bir anlaşma” yapması gerektiğini belirterek, Tahran’la yürütülen görüşmelerin iyi gittiğini söyledi.

Trump, Washington’da düzenlenen Barış Konseyi’nin ilk toplantısında, “Görüşmeler iyi. Yıllar içinde İran’la ciddi bir anlaşma yapmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Ciddi bir anlaşma yapmalıyız; aksi takdirde sonuçları ağır olur” dedi.

ABD Başkanı, “İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek” ifadelerini kullandı.

Washington ile Tahran arasındaki kriz hassas bir dönemece girerken, üst düzey ulusal güvenlik yetkililerinin Trump’a, ABD ordusunun olası bir saldırı için “hazır” olduğunu bildirdiği aktarıldı. Cumartesi gününden itibaren uygulanabilecek muhtemel bir operasyon seçeneğinin masada olduğu, ancak nihai kararın Beyaz Saray’da siyasi ve askerî değerlendirmeye tabi tutulduğu belirtildi.

dfvgthy
İranlı askerlerin, Rus askerlerle birlikte Umman Denizi’nde gerçekleştirdiği askerî tatbikattan bir kare (EPA)

Amerikan televizyon ağlarının kaynaklarına göre son günlerde Ortadoğu’ya sevk edilen güçler – ek hava ve deniz unsurları dâhil – konuşlanmalarını tamamladı. Olası bir harekâtın zaman çizelgesinin hafta sonrasına da sarkabileceği ifade edildi.

Kaynaklar, İran’dan gelebilecek misillemelere karşı Savunma Bakanlığı’nın bazı personeli geçici olarak Avrupa’ya ya da ABD içine kaydırdığını belirtti. Bunun rutin bir önleyici tedbir olduğu ve saldırının kaçınılmaz olduğu anlamına gelmediği vurgulandı.

Angajman kuralları değişebilir

Bu gelişme, Trump açısından karmaşık bir denkleme işaret ediyor. Olası bir askerî darbe, bölgede angajman kurallarını değiştirebilir ve Tahran’ın müzakere pozisyonunu zayıflatabilir. Ancak aynı zamanda Körfez’den Doğu Akdeniz’e uzanabilecek geniş çaplı bir bölgesel tırmanma riskini de beraberinde getirebilir.

Öte yandan bekleme stratejisi, ABD iç kamuoyunda ya da Washington’un müttefikleri nezdinde geri adım olarak yorumlanabilir. Bu durum, askerî tehdidin inandırıcılığının test edildiği bir an olarak değerlendiriliyor.

CNN’e konuşan kaynaklar, ABD ordusunun hafta sonu itibarıyla İran’a yönelik bir saldırıya hazır olduğunu, ancak Trump’ın henüz nihai kararını vermediğini bildirdi.

hyjuıko
İran yönetimi karşıtı göstericiler, 17 Şubat 2026’da Cenevre’deki Birleşmiş Milletler Ofisi önünde pankart ve fotoğraflar taşıyor (AFP)

Kaynaklara göre Trump, özel görüşmelerde askerî müdahaleyi destekleyen ve karşı çıkan argümanları dinledi, danışmanları ve müttefiklerinin görüşlerini aldı. Bir kaynak, “Bu konu üzerinde uzun süre düşünüyor” dedi.

Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham ise televizyonda yaptığı açıklamada, İran’la ilgili kararın fiilen alındığını öne sürdü. Bölgeye yapılan büyük askerî yığınağa dikkat çeken Graham, savaş gemilerinin “bu mevsimde hava güzel olduğu için” bölgeye gelmediğini söyledi.

Daralan müzakere penceresi

Sahadaki gerilim tırmanırken diplomasi de temkinli adımlarla ilerliyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cenevre’de yapılan dolaylı görüşmelerin ikinci turunda genel “yol gösterici ilkeler” üzerinde anlayış sağlandığını, ancak ihtilaflı başlıkların sürdüğünü açıkladı.

Bir ABD’li yetkili, Tahran’ın önümüzdeki iki hafta içinde yazılı bir teklif sunabileceğini belirterek “ilerleme sağlandı ancak pek çok ayrıntı hâlâ müzakere ediliyor” dedi.

Tahran, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya ve yaptırımların kaldırılmasıyla sınırlı kalmasında ısrar ederken, Washington balistik füze programı ve İran’ın bölgesel müttefiklerine verdiği desteğin de gündeme alınmasını istiyor. Bu iki yaklaşım arasındaki siyasi mesafenin kısa sürede kapanması zor görünüyor.

İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammad Eslami, “Nükleer endüstrinin temeli zenginleştirmedir” diyerek, hiçbir ülkenin İran’ı barışçıl teknoloji hakkından mahrum bırakamayacağını söyledi.

Bu açıklama, ABD’nin diplomasi başarısız olursa askerî seçeneğin masada olduğunu hatırlatmasının hemen ardından geldi.

Rus haber ajansı Interfax, Rus devlet nükleer şirketi Rosatom CEO’su Aleksey Likhachev’in, anlaşma sağlanması hâlinde İran’dan zenginleştirilmiş uranyumu kabul etmeye hazır olduklarını söylediğini aktardı.

Rusya Dışişleri Bakanlığı ise uranyumun İran’dan çıkarılması önerisinin hâlâ masada olduğunu, ancak nihai kararın Tahran’a ait olduğunu belirtti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülkesinin “ne pahasına olursa olsun Amerika’ya boyun eğmeyeceğini” söyledi. İran’ın savaş istemediğini, ancak “aşağılanmayı kabul etmeyeceğini” vurguladı.

Hürmüz mesajı

Tahran, askeri gücünü Hürmüz Boğazı’nda sergiledi. Bir askeri yetkili, boğazın “en kısa sürede kontrol altına alınabileceği ya da kapatılabileceği” uyarısında bulundu. İran Devrim Muhafızları “Hürmüz Boğazı’nda Akıllı Kontrol” adlı tatbikatını tamamladı.

Boğaz, küresel petrol ve doğalgaz ihracatının önemli bölümünün geçtiği stratejik bir hat olarak, İran’ın geleneksel caydırıcılık kartı olarak görülüyor.

Moskova’dan uyarı

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, İran’a saldırının “ateşle oynamak” olacağını belirterek siyasi yöntemlere öncelik verilmesi çağrısında bulundu. Kremlin, Tahran’la yapılan ortak deniz tatbikatlarının önceden planlandığını açıkladı.

İsrail’de yayımlanan Maariv gazetesi, Washington’un olası bir saldırıdan kısa süre önce Tel Aviv’i bilgilendireceğinin değerlendirildiğini yazdı.

Polonya Başbakanı Donald Tusk, vatandaşlarına İran’ı derhal terk etmeleri çağrısında bulundu ve çatışma ihtimalinin “oldukça gerçekçi” olduğunu söyledi.

Öte yandan Avrupa Birliği Konseyi, 29 Ocak’taki Dışişleri Konseyi toplantısında varılan mutabakatın ardından 19 Şubat’ta İran Devrim Muhafızları’nı resmen terör örgütleri listesine ekledi. Böylece kurum, AB’nin terörle mücadele yaptırımlarına tabi olacak.