Dünyayı hayrete düşüren ancak ülkesinde anlaşılmayan Iraklı mimar: Zaha Hadid

Bundan 7 yıl önce vefat eden Hadid, ülkesinin hükümetiyle olan tek projesinin hayata geçirildiğini göremedi. Zaha Hadid’in adını yaşatmak için Irak Merkez Bankası binasının inşası devam ediyor

Zaha Hadid'in aramızdan ayrılışının 7. yıl dönümünde ülkesinin hükümetiyle olan tek projesinin yapımı hala devam ediyor / Fotoğraf: Independent Arabia
Zaha Hadid'in aramızdan ayrılışının 7. yıl dönümünde ülkesinin hükümetiyle olan tek projesinin yapımı hala devam ediyor / Fotoğraf: Independent Arabia
TT

Dünyayı hayrete düşüren ancak ülkesinde anlaşılmayan Iraklı mimar: Zaha Hadid

Zaha Hadid'in aramızdan ayrılışının 7. yıl dönümünde ülkesinin hükümetiyle olan tek projesinin yapımı hala devam ediyor / Fotoğraf: Independent Arabia
Zaha Hadid'in aramızdan ayrılışının 7. yıl dönümünde ülkesinin hükümetiyle olan tek projesinin yapımı hala devam ediyor / Fotoğraf: Independent Arabia

Sabah Nahi
Birkaç gün önce, dünyanın en ünlü mimarlarından Irak asıllı İngiltere vatandaşı Zaha Hadid'in ölümünün yedinci yıl dönümüydü.
Hadid, 31 Ekim 1950 tarihinde, Musul kökenli bir ailenin çocuğu olarak Bağdat'ta doğdu ve 31 Mart 2016 tarihinde Miami'de hayata veda etti.
Siyasetle ilgilenen bir ailede büyüyen Zaha Hadid, başkent Bağdat'daki bir Katolik kız okulunda lise eğitimini gördükten sonra Beyrut'a taşındı. Hadid, Beyrut'taki Amerikan Üniversitesi'nde matematik okudu. Ardından Londra'ya gitti. 

Mimariye olan ilgisi
Mimarlık, Hadid için bilgi edinme, algılama ve mistisizm için hayati bir alan haline gelmişti.
Dünyayı dayanak sütunlarından, iç içe geçmiş çizgilerden, demir ve çeliğin kıvrımlarından ve kıvrımlarından ibaret gören Hadid, metalin büyüsünden etkilenerek mimari dünyasını ve tasarımlarını, doğuda ve batıda tüm dünyayı hayrete düşüren güzelliğini metal üzerine inşa etti. Dünyanın dört bir yanında mimari eserleri yer aldı.
Bağdat halkı, ürettiklerini kucaklayan dünyanın Hadid'in eserleriyle dolduğunu görüyordu, ancak savaşlar, uzun abluka dönemi, işgal ve yolsuzlukların ardından projeler için yaşanan rekabet ve bu projelerin uygulanmasındaki ciddiyetsizlik nedeniyle ülkede yaşanan kaos, Hadid'i kendi ülkesine tek bir bina bile inşa etmekten alıkoydu.
Bağdat'ta uygulanmak üzere birçok proje sunmuş olan Hadid, hayal gücü geleneksel monotonluktan kurtulmayı kaldıramayan bir zihniyetin karanlığında bunları kucaklayacak yeterli anlayışı bulamamıştı.
Zaha Hadid'in ülkesinin hükümetiyle tek çalışması olan Irak Merkez Bankası (Sosyal medya siteleri).jpg
Zaha Hadid'in ülkesinin hükümetiyle tek çalışması olan Irak Merkez Bankası (Sosyal medya siteleri)
 
Mimarlık serüveni
Hadid'in 65 yıllık hayatı ve Londra'daki Architectural Association okulunda aldığı mimarlık eğitiminden sonra Avrupa'daki ve ABD'deki üniversitelerde misafir öğretim görevlisi olarak verdiği dersler, mimarlık sanatında mükemmelleşmeye olan ilgisini ortaya koyuyor.
Hadid'in hayatına baktığımızda, Harvard, Şikago, Hamburg, Kolombiya, New York ve Yale'de akademik ve pratik olarak mimarlık alanında seçkin bir serüven yaşadığını görüyoruz.
Hadid, mimarlık sanatını büyük ve gelişmiş şehirlerde geliştirse de Bağdat'ın göbeğinde, es-Sadun Caddesi'ndeki bir kavşakta duran ve Muhammed Gani Hikmet tarafından tasarlanan Kahramana Anıtı'nın Bağdat'ın altın çağını en iyi şekilde temsil ettiğini söylemekten çekinmemişti.
Kahramana Anıtı'ndan sadece bir kilometre uzaklıkta, el-Kasru'l-Ebyad semtinde yer alan evinde Binbir Gece Masalları ve Harun Reşid döneminden hikayetlerden, Irak'ı sonsuza dek terk etmeden önce duyduğu hikayelerden ve Iraklı seçkinlerin kızlarını Bağdat'ta aynı çatı altında toplayan, Dicle'ye bakan Katolik okulunda duyduğu hikayelerden tablolar asılıydı.
Fakat o, Irak hükümeti tarafından onaylanan tek tasarımı olan Bağdat'taki Merkez Bankası'nın yeni binası için çalışmaların başladığını, vefatının ardından 2017 yılının başlarında başlandığından görmedi.
Değerini ancak ölümünden sonra anlayan Iraklılar, Bağdat'ın merkezindeki Cadiriye'deki bankanın yeni yerine Hadid için bir anıt diktiler.

Iraklı mimarların tasarımları
Iraklı Kürt mimar Hasro el-Caf, şunları söyledi:
"Zaha Hadid'in yaşadığı bir zamanda yaşadığım için gurur duyuyorum. Onun doğal algısının, ihtişamın ve yaratıcılığın dışında olan bazı eserlerinin ve tasarımlarının dünyaya yayıldığını görünce hem gurur hem de hayranlık duyuyorum. Ne yazık ki, bu insanlar onu anlayamadı, kutlayamadı ve onu yetiştiremediler. Belki biraz da haklılardı. Çünkü (ülkedeki) mevcut teknoloji bile tasarımları için ihtiyacı olanları sağlamak zor."
Irak'ın, insanların büyük bir hayranlık ve takdirle baktığı, dünyada başyapıt haline gelmiş yüzlerce eser üretmiş dünyanın en büyük mimarıyla çalışma fırsatını yakalayamadığını söyleyen Caf, "Ancak Irak, geri kalmış ve halkının yeteneklerini ortaya çıkaracak bir müfredattan yoksun bir ülke" dedi.
Iraklı mimar Talib el-Vail, meslektaşlarının çalışmalarıyla ilgili yorum yapmaktan kaçınarak, şu değerlendirmede bulundu:
"Irak ve hükümeti, 1980'li yılların başlarından itibaren sadece Zaha Hadid'in tasarımlarını değil, diğer Iraklı mimarların tasarımlarını da önemsiyordu. Yurtdışında eğitim alıp ülkelerine hizmet etmek için geri dönen mimarların çoğu, yurtdışındaki hükümetler tarafından sınır dışı edilmişti. Muhammed Mekkiyye, Rıfat el-Caderci, Hisam Münir, Kahtan el-Medfai ve diğerleri gibi birçok örnek var. Hepsi hapishanelere girdi, bazıları ölüm cezasına çarptırıldı ve çoğu Irak hasretiyle sürgünde öldü. Benim yaşıtlarım gibi ülke içinde eğitim görenlerin çoğu, ülkelerinde öğrendikleriyle yurtdışında başarılı olmak için birçok nedenden dolayı ülkeyi terk etti. Körfez ülkelerindeki prestijli mühendislik ofislerinin çoğu Iraklılara aittir."
Birleşik Arap Emirlikleri'nde (BAE) uzun süre çalışmış olan Vail, art arda göreve gelen Irak hükümetlerinin neden Zaha Hadid'in tasarımlarını önemsemedikleriyle ilgili soruya verdiği yanıtta şunları söyledi:
Bunun nedeni, iktidara gelen hükümetlerin mimarlığın önemi ya da mühendislik, mimari ve ekonomik fizibilite bilgisi konusunda yeterli bilgiye sahip olmamalarıdır. Yalnızca Hadid'in eserleriyle değil, Iraklı mimarların çoğunun eseriyle de ilgilenmediler. Artık inşaatların müteahhit getirip komisyon karşılığı proje vermekle yapıldığını biliyorlar ve müteahhitler nasıl bir bina diktikleri de önemli değil.
Zaha Hadid'in mimarlık sanatındaki deneyimine değinen Vail, "Fikirlerini mimarlık alanında savunmak için ihtiyacı olan azme, hırsa ve mücadele ruhuna sahipti. Londra'da bulunması ona bu konuda yardımcı oldu. Varlıklı bir aileden gelmesi, uzun süre maddi kaygısı olmadan yaşamasını ve mücadele etmesini sağladı. Bence öne çıkmasının başlıca nedenlerinden biri de bu" ifadelerini kullandı.

Irak Merkez Bankası Binası
Zaha Hadid'in ölümünün üzerinden yedi yıl geçti, ama Ulusal Konsey (Irak parlamentosu) binası da dahil Iraklı yetkilileri, karmaşık sebepler, açıklanmayan spekülasyonlar ve en iyi alternatif için kıyasıya bir rekabet olması nedeniyle kabul etmeye ikna edemediği diğer projelerini sunduktan sonra ülkesindeki tek eseri olan Bağdat'taki Ebu Nuvas Caddesi'ne bakan Merkez Bankası binasının inşası halen devam ediyor. 
Merkez Bankası yetkilisi İhsan Şamran el-Yasiri'ye göre Merkez Bankası projesi Irak mimarisinde bir mihenk taşı olacak. Yasiri, binanın ülkedeki protesto gösterileri ve koronavirüs salgını nedeniyle bir yılı aşkın bir sürelik gecikmenin ardından önümüzdeki 2024 yılının başlarında tamamlanacağını belirtti. 
Bina ile ilgili bilgiler veren Yasiri, binanın 172 metre yüksekliğinde olduğunu ve 3'ü yer altında olmak üzere 38 kattan oluştuğunu anlattı.
Binanın ömrünün 100 yıl olduğunu belirten Yasiri, maliyetinin ise 772 milyon doları bulacağını kaydetti. Yasiri'nin aktardığı bilgilere göre bina, 573 metre kalınlığında ve 50 metre derinliğinde 270 sütunun yer aldığı bir sur duvarı ile tasarlandı.
İnşasına Fransa, Azerbeycan, Türkiye ve İngiltere'den firmaların katıldığı binanın bulunduğu bölge Dicle Nehri'ne hakim. Bina aynı zamanda Cumhuriyet Sarayı ve Yeşil Bölge'nin karşısında yer alıyor.

Independent Türkçe



Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn: Suudi Arabistan Veliaht Prensi’nin bölgesel istikrara yönelik çabalarını takdir ediyoruz

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (AP)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (AP)
TT

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn: Suudi Arabistan Veliaht Prensi’nin bölgesel istikrara yönelik çabalarını takdir ediyoruz

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (AP)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (AP)

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, bugün (çarşamba) yaptığı açıklamada, “Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın bilge ve dengeli çabaları, bölgede istikrarı destekleyen bir ortam oluşturmuştur ve bu çabalar Lübnan tarafından takdir ve gururla karşılanmaktadır” ifadelerini kullandı.

Aoun, X platformu üzerinden yaptığı paylaşımda, “Lübnan’ın bu çabanın asli bir parçası olmasını umuyoruz. Suudi Arabistan, Taif Anlaşması’nın hamisi olarak Lübnanlıların, bölge ülkelerinin ve dünyanın güvenini kazanmış bir ülkedir” dedi.


İsrailli yerleşimciler Filistinli çocukların okula giden yolunu dikenli tellerle kesti

Ramallah’ta İsrail Ordusu devriyesi (Reuters)
Ramallah’ta İsrail Ordusu devriyesi (Reuters)
TT

İsrailli yerleşimciler Filistinli çocukların okula giden yolunu dikenli tellerle kesti

Ramallah’ta İsrail Ordusu devriyesi (Reuters)
Ramallah’ta İsrail Ordusu devriyesi (Reuters)

Ramallah kenti yakınlarındaki Umm al-Kheir köyünün eteklerinde yaşayan Hacer ve Reşid Hathlin kardeşler, her zaman mahallelerinden okullarına gidiyordu. Ancak bu hafta, İran’la savaşın başlamasından bu yana ilk kez eğitimin yeniden başlamasıyla birlikte, iki Filistinli kardeşin köy merkezine giden yol dikenli tellerle kapatıldı.

Filistinli sakinlerin Associated Press’e (AP) yaptıkları açıklamalarda İsrailli yerleşimciler söz konusu telleri gece saatlerinde yerleştirdi. Filistinliler, bu geçici çitin, yerleşimcilerin işgal altındaki Batı Şeria’nın bir bölümünde kontrol alanlarını genişletmeye yönelik son girişimi olduğunu belirtiyor. Bölgede devlet destekli yıkımlar, kundaklamalar ve sabotajların düzenli olarak yaşandığı, yerleşimci şiddetinin ise nadiren yargılandığı ve zaman zaman ölümcül boyutlara ulaştığı ifade ediliyor.

Köy sakinlerinin yaşadığı zorluklar, 2024 yılında Oscar ödülü kazanan “No Other Land” adlı belgeselde de ele alınmıştı. Ancak bu tanınırlığın, kan dökülmesini durdurmak ya da toprak gasplarını sınırlamak konusunda kayda değer bir etkisi olmadığı belirtiliyor. Filistinliler, İsrail’in İran’la süren savaşın yarattığı ortamı kullanarak bölgedeki kontrolünü daha da sıkılaştırdığını; yerleşimci saldırılarının arttığını ve ordunun savaş gerekçesiyle güvenlik iddiasıyla hareket kısıtlamalarını artırdığını dile getiriyor.


Suriye’de geçiş döneminin ilk yılı: Başarılar ve sonraki aşamanın önceliklerine bir bakış

Beşşar Esed'in devrilişinin birinci yıldönümünü anmak için bir araya gelen Suriyeliler(Reuters)
Beşşar Esed'in devrilişinin birinci yıldönümünü anmak için bir araya gelen Suriyeliler(Reuters)
TT

Suriye’de geçiş döneminin ilk yılı: Başarılar ve sonraki aşamanın önceliklerine bir bakış

Beşşar Esed'in devrilişinin birinci yıldönümünü anmak için bir araya gelen Suriyeliler(Reuters)
Beşşar Esed'in devrilişinin birinci yıldönümünü anmak için bir araya gelen Suriyeliler(Reuters)

Hayed Hayed

Suriye geçiş hükümetinin göreve başlamasının üzerinden bir yıl geçti; bu aşamada genellikle hükümetlerin performansı, verdikleri sözlerle değil, başardıkları ve belirledikleri yönle ölçülür. Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara yakın zamanda kapsamlı bir değerlendirme yapma niyetinde olduğunu belirtti. Fakat hükümetin yalnızca sınırlı sayıda şeffaf veri açıklaması, yeterince açık planlar sunmaması ve performansının güvenle ölçülebileceği genel kriterleri neredeyse hiç belirlememesi nedeniyle, dış gözlemciler için adil bir değerlendirme yapmak daha zor olmaya devam ediyor.

Bununla birlikte, iktidarda geçen bir yıl, hükümetin insanların yaşamları üzerindeki etkisinin değerlendirilmesine, yönetim modellerinin belirlenmesine, yapısal zayıflıkların ortaya çıkarılmasına ve Suriye'nin daha verimli ve hesap sorulabilir devlete doğru ilerleyip ilerlemediğinin değerlendirilmesine olanak tanıdığı için önemli bir göstergedir. Bu bağlamda, tablo karışık görünüyor. Kamuoyuna açık kanıtlar, hizmetlerde, geçim kaynaklarında ve güvenlikte kısmi kazanımlar olduğunu gösterse de bu kazanımlar eşit olarak dağıtılmamış ve toplumun tüm kesimlerini aynı derecede etkilememiştir.

Sorun sadece düşük performansla sınırlı kalmayıp, hükümetin tutarlı bir yönetim modeline sahip olmamasına kadar uzanıyor. Kayıtları sadece kaynak kıtlığı ve acil ihtiyaçlardan değil, aynı zamanda zayıf yönetimden, yetersiz koordinasyondan, sınırlı şeffaflıktan ve stratejik olmaktan çok reaktif bir yönetim tarzından da etkilenmiştir. Kabine değişikliği ile ilgili artan konuşmalarla birlikte, bu yapısal kusurlar daha da belirgin hale geliyor. Bakanların değiştirilmesi performansta hafif bir iyileşmeye yol açabilir, ancak hükümetin çalışmalarını engelleyen köklü zayıflıkları gidermeyecektir.

Değerlendirmek zor ancak hissetmek kolay

30 Mart'ta göreve gelmesinden bu yana hükümet medyada yüksek bir varlık gösterdi, ancak somut şeffaflık konusunda sınırlı kaldı. Medyada varlık göstermek, sorumlu yönetişim anlamına gelmez ve temel değerlendirme araçlarının yokluğunda ciddi bir değerlendirme yapmak zorlaşır.

Net bir genel strateji, ulusal önceliklere bağlı bakanlık çerçevesi, performansı değerlendirmek için bir dizi temel göstergenin yokluğu devam ediyor. Ayrıca, bütçe verileri, politika gerekçeleri ve uygulama kriterleri büyük ölçüde şeffaf değil.

Ancak Suriyeliler, hükümeti planlama belgelerine veya kurumsal yapılara göre değil, yapısal kısıtlamalar ve sınırlı kaynaklara rağmen devlet politikalarının günlük yaşamları üzerindeki etkisine göre değerlendiriyorlar. Yaşam koşulları, hizmetler ve güvenlik, insanların temel ihtiyaçlarını karşılayabilme gücünü, sürekli elektrik tedarikini, serbestçe hareket edebilmeyi, geçimini sağlayabilmeyi, evde ve toplum içinde güvende hissedebilmeyi belirlediği için son derece önemlidir.

Bu nedenle, bu göstergeler hükümetin performansını yansıtmada en acil ve politik olarak en önemli olanlardır. Bunlar aynı zamanda hükümetin performansının değişken göründüğü alanlardır. Bu üç sektörde kayda değer iyileşmeler görülmüş olsa da bunlar genellikle daha yüksek maliyetler, düzensiz uygulama veya insanların yaşamları üzerindeki etkilerini sınırlayan kısıtlamalarla birlikte gelmiştir.

Hizmetler daha erişilebilir hale geldi ancak genellikle aşırı pahalı

Yaşam standartlarını iyileştirme konusunda hükümetin aldığı en önemli önlem, kamu sektöründe maaşları artırmaktı. Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Haziran 2025'te yüzde 200'lük bir zam ve ardından Mart 2026'da yüzde 50'lik bir zam daha sağlayan kararnameler yayınladı. Bu önlemler, asgari ücreti 250 bin Suriye lirasından 1.256 bin Suriye lirasına yükselterek toplamda yüzde 400'ün üzerinde bir artış sağladı. Devletin sınırlı gelirleri ve sayısız ihtiyacı göz önüne alındığında, bu zamların hem hızı hem de büyüklüğü dikkat çekici görünüyordu.

Ancak etkileri sınırlı kaldı. Hatta bu zamlar, kendisinden faydalananların bile temel ihtiyaçlarını karşılamalarına yetmedi, enflasyon ve artan yaşam maliyeti karşısında hızla eridi. Bu kısıtlamalar, Suriyelilerin çoğunun tamamen dışında kaldığı ve zamlardan faydalanamadığı kamu sektörü dışında daha da belirgindi. İş fırsatları yaratma, üretici sektörleri destekleme ve piyasayı istikrara kavuşturma yönünde daha geniş önlemler alınmadığı takdirde, bu politika sadece bazılarına sınırlı bir rahatlama sağlarken, iyileşme sürecine çok az katkıda bulunacaktır.

sdv
Şam'ın merkezindeki döviz bürosunun önünde yeni Suriye para birimi banknotlarını tutan bir Suriyeli, 4 Ocak 2026 (Reuters)

Aynı durum hizmetler için de geçerli. Hükümet ekmek ve yakıt konusunda yaşanan sıkıntıları hafifletti ve en önemlisi elektrik tedarikini iyileştirdi. Ancak bu kazanımların etkisi sınırlı kaldı, çünkü sübvansiyonların kaldırılmasının ardından keskin fiyat artışları yaşandı. Eskiden rejimin kontrolünde olan bölgelerde ekmek fiyatları neredeyse on kat artarken, elektrik faturaları tüketim seviyelerine bağlı olarak 60 ila 190 kat arasında dramatik bir şekilde yükseldi.

Bugün birçok Suriyeli çarpıcı bir paradoksla karşı karşıya; hizmetler daha kolay erişilebilir hale gelirken, aynı zamanda aşırı pahalı hale de geldi. Hükümetin gelir kaynaklarının azlığı göz önüne alındığında, eski sübvansiyon modelini sona erdirmek mantıklı görünüyordu. Ancak, fiyatların yeniden yapılandırılması tek seçenek değildi; gelir artışına bağlı ve en savunmasız gruplara yönelik hedefli desteklerle birleştirilmiş kademeli bir yaklaşım, sosyal yükü hafifletebilirdi.

Güvenlik de benzer bir durumda. Hükümetin önemli kısmi kazanımlar elde ettiğini iddia edebileceği alan burası, ancak bu kazanımların sınırlarının en belirgin olduğu alan da burası. Büyük şehir merkezlerinde günlük istikrarın arttığına dair işaretler var ve bazı bölgelerde suç oranlarının azaldığı görülüyor. Ancak bununla ülke çapında güvenliğin sağlanması birbirine karıştırılmamalı. Şarku’l Avsat’ın al Majalla’dan aktardığı analize göre güvenlik koşulları bölgeler arasında son derece dengesiz ve bazı bölgeler hâlâ tekrarlanan istikrarsızlık, yerel gerilimler ve mezhepsel şiddete karşı savunmasız.

Tüm bu yönelimler daha geniş bir sonuca işaret ediyor: Hükümetin sorunu, hiçbir ilerleme kaydetmemek değil, sınırlı kazanımların yönetim tarzı sebebiyle sürekli olarak aşınmasıdır.

Bu nedenle daha derin sorun, herhangi bir sektördeki eksikliklerde değil, yönetim modelinin kendisinde yatıyor. Hükümetin ilk yılında, çeşitli politika alanlarında yapısal zayıflıklar ortaya çıktı ve bu da gerçek kazanımların neden sınırlı kaldığını kısmen açıklıyor.

Kabine değişikliği performansı biraz iyileştirebilir, ancak yapısal kusurları gidermeyecektir

 Bunlardan ilki, zayıf koordinasyondur. Bakanlıklar genellikle birleşik bir stratejinin bileşenleri olarak değil, izole bir şekilde çalışıyor gibi görünüyorlar. Politikalar parçalı, kopuk ve yeterince tutarlı değil gibi. Sonuç yalnızca zayıf bürokratik verimlilik değil, aynı zamanda hükümetin tutarlı bir ulusal plan uygulamak yerine, olaylara tepki verdiğine dair daha geniş bir izlenimdir.

İkinci sorun ise şeffaflık eksikliğidir. Geçiş aşamasında şeffaflık sadece bir formalite değil, hükümetin zayıf kurumların gölgesinde güvenilirliğini inşa edebileceği birkaç yoldan biridir. Kararlar belirsiz olduğunda, bu sadece vatandaşları bilgiden mahrum bırakmakla kalmaz, aynı zamanda gücün başka yerlerde, gayri resmi olarak veya hesap sorma olmadan kullanıldığına dair şüpheleri de besler.

dvfdv
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Şam'da Suriye hükümeti ile Suriye Demokratik Güçleri arasında ateşkes ve tam entegrasyon anlaşmasını imzalıyor, 18 Ocak 2026 (SANA)

Nitekim bu algı, şeffaflıktan yoksun bir yönetim tarzına ilişkin daha geniş çaplı endişeleri körükledi. Zira fiili karar alma süreci dar bir çevrede yoğunlaşırken, resmi kurumlar sadece kapalı kapılar ardında alınan kararları uyguluyor. Bu tanımlama doğru olsun ya da olmasın, yaygınlığı ciddi bir meşruiyet sorununa işaret ediyor.

Üçüncü zayıflık noktası ise hem bakanlıklar içinde hem de hükümetin genelinde belirgin olan darboğazlar ile karakterize edilen yönetim tarzıdır. Birçok karar dar kanallardan geçiyor gibi görünüyor, bu da hem süreci hem de ilerlemeyi yavaşlatıyor.

Etkin bir kamu katılımı eksikliği var. Kritik kararlar, sınırlı kamusal istişare ve politikaları şekillendirmede topluma küçük bir alan bırakılarak, en tepede alınmaya devam ediyor. Kırılgan bir geçiş döneminde, bir dereceye kadar merkezileşme kaçınılmaz olabilir. Ancak merkezileşme kamu katılımının yerini aldığında, meşruiyete en çok ihtiyaç duyulduğu bir zamanda yöneten ve yönetilen arasındaki uçurumu genişletme riski taşır.

Bu uçurumlar işe alım sorunları sebebiyle daha da kötüleşiyor. Deneyimli memurların dışlanması, daha önce işten çıkarılan bazı çalışanların yetersiz bir şekilde yeniden entegrasyonu ve sadakate dayalı atamalar yapıldığına dair suçlamalar, devletin liyakate mi yoksa daha dar güven ağlarına dayalı temellere göre mi yeniden inşa edildiği konusunda soruları gündeme getirdi. Bu konu çok önemli çünkü etkili yönetim yalnızca otoriteye değil, aynı zamanda idari yetkinliğe de dayanır.

Kriz yönetiminin ötesinde

Bir yılın ardından Suriye hükümeti gerçekçi olmayan beklentilere veya ilerleme iddialarına göre değerlendirilmemelidir. Yıkılmış bir devlet, çökmüş bir ekonomi ve parçalanmış bir toplum devraldığı doğru ve hiçbir hükümet bu koşulları on iki ayda temelden değiştiremez. Ancak bu, yönetimdeki yapısal zayıflıklar için bir bahane olamaz.

İlk yıl, mevcut yaklaşımın potansiyelini ve sınırlarını ortaya koydu. Kısmi iyileştirmelerin mümkün olduğunu, ancak devletin işleyiş biçiminde daha derin reformlar olmadan sürdürülebilir olmalarının mümkün olmadığını gösterdi.

Şimdi asıl soru kabinede bir değişikliğin olup olmayacağı değil, gelecek yılın farklı bir yönetim tarzı; daha net öncelikler, daha güçlü koordinasyon, daha fazla şeffaflık ve daha etkili bir kurumsal karar alma süreci getirip getirmeyeceğidir.

Bu olmadan, Suriye kriz yönetimi döngüsünde sıkışıp kalma riskiyle karşı karşıya kalacaktır. Böylece çöküşü önlemek için yeterli ilerleme kaydedecek, ancak güven inşa etmek için yeterli reformu gerçekleştiremeyecektir. Buna rağmen ikinci yıl, sadece hayatta kalma mücadelesinden ziyade, devlet inşası için gerçek bir sıçrama tahtası gibi görünebilir.

* Bu analiz Şarku’l Avsat tarafındanLondra merkezli al Majalla dergidinden çevrilmiştir.