Babil'den cep telefonlarına uzanan 'parmak izleri'

Önceden fotoğraf, dövme, kişisel vasıflar, vücut ölçüleri gibi kimlik belirleme yöntemleri vardı. Ancak bunlar en etkili yöntem olan "parmak izleri" bulunmadan önce hatalara yol açıyordu

Parmak izleri insanların ayırt edilmesine yardımcı olur ve araştırmacılar için doğrulanmış kanıtlar oluşturur
Parmak izleri insanların ayırt edilmesine yardımcı olur ve araştırmacılar için doğrulanmış kanıtlar oluşturur
TT

Babil'den cep telefonlarına uzanan 'parmak izleri'

Parmak izleri insanların ayırt edilmesine yardımcı olur ve araştırmacılar için doğrulanmış kanıtlar oluşturur
Parmak izleri insanların ayırt edilmesine yardımcı olur ve araştırmacılar için doğrulanmış kanıtlar oluşturur

Dalya Muhammed 
Bu yazıyı akıllı telefonunuzun ekranında okuyor olmanız ve ayrıca telefonun sahibinin siz olduğunuzu ve başka birinin gizliliğinizi ihlal etmeye çalışmadığını doğrulamak için parmağınızı parmak izi okuyucunun üzerine koyarak cihazın kilidini açtığınız ihtimali oldukça yüksek. 
Parmak izi kullanımı, birçok şifreyi hatırlamaktan daha güvenli ve kolay olduğu için milyonlarca insanın cihazlarındaki birçok uygulamayı kullanırken güvendiği bir koruma aracı haline geldi.
Ayrıca, cep telefonunu elimize alma sayımız günlük ortalama 344 olduğundan, şifre yazma can sıkıcı ve zaman alıcı bir süreç haline geldiğinde daha hızlı bir yöntem.
Ancak parmak izi hikayesinin nasıl başladığını ve bunu bireyleri tanımlama aracı olarak ilk benimseyen kişinin kim olduğunu hiç merak ettiniz mi?
Önceden fotoğraf, dövme, kişisel vasıflar ve vücut ölçüleri gibi kimlik belirleme aracı olarak kullanılan birçok yöntem vardı.
Ancak bu yöntemler zaman zaman meydana gelen değişiklikler nedeniyle tanımlamada bazı hatalara yol açıyordu.
Kilo alıp verme, saç dökülmesi ya da renginde ve modelinde değişiklik olabileceğinden, bireyin fiziksel özellikleri değişebilir.
Bu nedenle, yaşam boyunca sabit kalan parmak izleri varken fiziksel özelliklere göre yapılan tanımlamalar kesinlikle mantıklı bir seçenek olarak gözükmüyor.

Parmak izinin tarihi
Parmak izleri, sadece insan eliyle bırakılan izlerden, adli soruşturmaların ve adli delillerin dayandığı delillere dönüşene kadar çok uzun bir yolculuktan geçti. 
Dünyanın birçok yerinde, insan parmaklarının onlara dokunmasından kaynaklanan çizgiler taşıyan antik eserler keşfedildi.
Antik Babil, ticari işlemlerde kil tabletlere basıldığı için parmak izlerinin kullanıldığı ilk yer olabilir.
Dünyanın diğer ucunda parmak izleri milattan önce 3300 civarında, kil tabletler veya mühürler üzerinde yazılı olarak bulunduklarından İndus Vadisi Uygarlığı tarafından tanımlama amacıyla yaygın olarak kullanılıyordu.
Çin'de, MÖ 221-206 yılları arasında hüküm süren Çin Hanedanlığı'nın kayıtları, hırsızlık soruşturmalarında delil olarak eksiksiz el izlerinin kullanıldığıyla ilgili detaylar barındırıyor.
Parmak izi taşıyan kil mühürler, Çin Hanedanlığı tarafından kullanılmış ve Han Hanedanlığı'nda MS 220'ye kadar devam etti.
Çinli bir yazarın, 12. yüzyılın başlarına dayanan ve yazarın Çin ceza soruşturma prosedürlerinde parmak izi kullanımına atıfta bulunduğu 'Nehir Kıyısının Hikayesi' adlı bir polisiye romanı bulundu.
Avrupa'da, Dr. Nyamaya Gro, 1684 yılında 'Londra Kraliyet Cemiyeti'nin Felsefi İşlemleri' başlıklı bir monografide parmak izleriyle ilgili notlar yayımlayan ilk Avrupalı oldu.
Ayrıca İngilizler, 1858 yılında Hindistan'ın Jangipur kentindeki bir bölgenin Başyargıcı Sir William James Herschel, yerel bir iş adamından ilk kez bir sözleşmeye elinin tamamını basmasını istediğinde parmak izlerini ilk kullananlar oldular.
Bu, parmak izlerinin kişisel tanımlama için kullanılmış olmasının ilk örneği olabilir. Ancak Başyargıç bu açıdan düşünmemişti.
O sadece iş adamını parmak izlerini kullanarak hakkında defalarca şantaj yaparak korkutmaya çalıştı.
19'uncu yüzyılda parmak izi dünyanın birçok yerinde büyük ilgi gördü. Fransa'da Profesör Paul Jean Collier, iyotu buharlaştırarak kâğıt üzerinde parmak izi geliştirme olasılığına ilişkin gözlemlerini yayımladı.
Ayrıca, parmak izlerinin nasıl korunacağını da açıkladı ve şüphelilerin parmak izlerini büyüteç kullanarak belirleme olasılığından bahsetti. 
ABD'de mikroskop bilimci Thomas Tyler, herhangi bir şey üzerinde bırakılan parmak izlerinin ve avuç içi izlerinin suçluları tespit ederek suçları çözmek için kullanılabileceğini öne sürdü.
1882 yılında Paris polis teşkilatının bir çalışanı olan Alphonse Bertillon, vücudun 11 ölçüsünü alarak 'antropometri' olarak bilinen bir sınıflandırma sistemi geliştirdi.
Ayrıca, 'mugshots' (sabıka fotoğrafı) olarak bilinen ve bugün hâlâ kullanımda olan, yüzleri fotoğraflamak için bir sistem üretti. 
1897 yılında Hindistan Genel Vali Konseyi, sabıka kayıtlarını sınıflandırmak için parmak izlerinin kullanılması gerektiğini belirten bir komite raporunu kabul etti.
O yıl daha sonra, Kalküta'daki antropometri ofisi dünyadaki ilk parmak izi ofisi oldu. Parmak izi alanında öncü olarak kabul edilen iki memur, Azizu'l Hak ve Hem Chandra Bose, parmak izi sınıflandırma sisteminin ilk geliştirmesiyle tanınan iki Hintli parmak izi uzmanı orada çalışıyordu.
Bugün, Hindistan Benzersiz Kimlik Kurumu (UIDAI), parmak izi, yüz ve gözün biyometrik kayıtlarını kullanan dünyanın en büyük parmak izi sistemi.
1901 yılında Scotland Yard ilk parmak izi ofisini kurdu ve 1908 yılında Fransa parmak izi sistemini kullanan ilk ülke oldu.
1903 yılında ABD'nin Kansas eyaletindeki Leavenworth Hapishanesi'nde Will ve William West adlı iki kişinin antropometrik ölçümlerinin çok benzer olduğunun anlaşılması üzerine parmak izleri karşılaştırıldı.
İki farklı adam olduklarını kesin olarak doğrulayan parmak izleri eşleştirildi.

Ceza soruşturmalarında parmak izi kullanımının başlangıcı
Adli tıp uzmanları, adli soruşturmalarda parmak izlerini yüzyıllardır bir kimlik belirleme aracı olarak kullandılar.
Parmak izi tanıma, adli soruşturmada iki nedenden dolayı en önemli araçlardan biri: Kararlılık ve benzersizlik. 
Tek yumurta ikizlerinin bile farklı parmak izleri vardır ve bir kişinin parmak izleri zamanla değişmez.
Parmak izlerini oluşturan çizgiler, insan daha anne karnında iken oluşur ve büyümesiyle orantılı olarak büyür. Kalıcı izler ve yaralanmalar parmak izini değiştirmenin tek yoludur.
1882 yılında Arjantin'in Buenos Aires yakınlarındaki bir kasabada iki çocuğunu öldüren Frances Rojas adlı bir kadının, dünya üzerinde parmak izi kullanılarak suçluluğu tespit edilen ilk suçlu olduğuna inanılıyor.
Zira onun kanlı parmak izleri yatak odasının kapı çerçevesinde bulunmuştu.
Hindistan'ın Batı Bengal eyaletinde bir bahçıvan 1897 yılında yatak odasında öldürülmüş olarak bulundu.
Odasındaki bir takvimde üzerinde parmak izleri bulunan iki kahverengi leke bulundu.
Antropometri bürosu, bu parmak izlerinin, daha önce hırsızlık suçundan parmak izi kaydı yapılan Kangali Charan adlı bir kişiye ait olduğunu tespit etti.
Charan, birinci derece cinayet ve hırsızlık suçlamasıyla mahkemeye çıkarıldı. Kanıtların parmak izleriyle sınırlı olduğu ve sanığın suçunu kabul etmeyi reddettiği göz önüne alındığında, mahkeme sadece hırsızlık suçlamasını kabul etti.
Ancak parmak izlerini onu kasten adam öldürmekten mahkûm etmek için yeterli delil olarak kabul etmedi.
Ancak tam delil olarak parmak izlerine dayanan ilk ve en meşhur ceza davası, olay mahallinden yeni boyanmış bir trabzana tutunarak kaçan ve üzerinde kaderini değiştirecek bir şey bırakabileceğinden habersiz olan Thomas Jennings'in davasıydı. 
1910 yılında Clarence Heller, bir gece Chicago'daki evine gizlice giren Jennings'e karşı koymaya çalıştı ve birkaç dakika süren tartışmanın ardından iki adam merdivenlerden aşağı düştü.
Akabinde bir silah sesi duyuldu. Heller'in karısı ve kızı geldi ama onu evin kapısında can çekişirken yalnız başına buldular.
Söz konusu olaydan sadece altı hafta önce serbest bırakılan Afrika kökenli ABD'li bir adam olan Jennings'in, Heller'in evinin tırabzanına bıraktığı parmak izleri, davasının odak noktasıydı.
Polis, hırsızın kimliğini kanıtlayacağını iddia ederek trabzanı fotoğrafladı ve mahkemeye taşıdı. Mahkeme buna ikna oldu ve Heller cinayeti, ABD'de bir ceza davasında parmak izi delili kullanılarak mahkumiyete yol açan ilk dava oldu.
Parmak izleri yalnızca hukuk sisteminde güçlü bir kanıt olarak kullanılmaya devam etmekle kalmadı.
Aynı zamanda onaylanmalarının temel yöntemi de ABD polis departmanlarına ilk kez tanıtıldıklarından bu yana esasen aynı kaldı.
Baskılar halen aynı kemer, halka ve açıklık tanımlarına göre değerlendiriliyor ve temel kombinasyon ve karşılaştırma tekniği, Heller'in evinde keşfedilen izlere uygulananlara oldukça benzer.
Jennings'in mahkûm edilmesinden sonra avukatlar, böylesine modern ve anlaşılmaz bir teknolojinin mahkemede kabul edilebileceği fikrine itiraz ettiler.
Bir yıldan fazla süren temyiz sürecinden sonra, 1911 yılında Illinois Yüksek Mahkemesi, Jennings'in mahkumiyetini onadı, cezasının kısa süre içinde infaz edileceğini duyurdu.
İngiltere'deki önceki davalara atıfta bulunarak parmak izlerine güvenilirlik kazandırmak için konuyla ilgili yayınlar yayımladı.
Bu, ABD'deki mahkeme salonlarında parmak izlerinin büyük ölçüde sorgusuz sualsiz kullanımına yönelik bir değişimin başlangıcıydı.

Parmak izinin güvenilirliğini sorgulamak
2004 yılında Brandon Mayfield adlı bir Oregonlu avukatın, olay yerinde sisteme yüklenen kısmi bir parmak izinin yanlış eşleşmesine dayanılarak Madrid banliyö trenine düzenlenen terör saldırısından sorumlu tutularak gözaltına alınmasıyla, parmak izi teknolojisi incelemeye alındı.
ABD Federal Soruşturma Bürosu (FBI) daha sonra Mayfield'den kamuoyuna açık bir biçimde özür diledi. Ancak böyle bir olay, diğer hataların fark edilip edilmediğine dair soruları gündeme getirdi ve bu, genellikle kesin olduğu varsayılan kanıtların güvenilirliğine itiraz eden şüpheciler ve avukatlar için bir tartışma oluşturdu.
Parmak izinin delil olarak kullanılması söz konusu olduğunda şüpheyi kesin olarak ortadan kaldırdığı söylenemez.
Ancak artık tanınması ve başvurulması daha muhtemel olan bir yöntem.
Son yıllarda artan şüpheciliğe ve kesin delil olarak kabul edilmesine karşı uyarılara rağmen, mahkemeler, göçmenlik ve gümrük muhafaza daireleri, parmak izi kullanımını sürdürüyor.

Parmak izi ve akıllı telefonlar
Dünyanın parmak izi okuyuculu ilk telefonu, 2004 yılında piyasaya sürülen Pantech GI100 idi.
Bu cihazdaki parmak izini okuma işlevi, kilidi açmakla sınırlı değildi. Aynı zamanda belirli işlemleri doğrulamak ve belirli numaralara hızlı arama yapmak için de kullanılıyordu.
Ancak telefonlarda bulunan parmak izi okuyucuyu günümüzün hâkim kullanım alanlarına çeviren Toshiba firması oldu.
2007 yılında Toshiba, G500 ve G900 telefonlarını piyasaya sürdü. Ardından HTC, P6500 modelini çıkardı.
Modern çağda parmak izi okuyucudaki gerçek devrim, Apple'ın iPhone 5'leri piyasaya sürmesiyle başladı ve Touch ID, tüketicileri cezbeden bir teknoloji oldu.
Başlangıçta sadece cihazların kilidini açmak için kullanılan parmak izi, zamanla güvenli işlemler gerçekleştirebilir hale geldi.
Samsung cihazları 2014 yılında bu akıma katıldı. Samsung bu yıldan sonra cihazlarını bir parmak izi okuyucu ile donattı.
O zamandan beri birçok üreticinin bu özelliğe sahip telefonları piyasaya sürdüğünü görüyoruz.
Parmak izleri, insanları ayırt etmenin benzersiz bir yolu olarak kabul edilmesinden 100 yıldan fazla bir süre sonra, bu heyecanlı yarışın ardından hâlâ çok önemli bir bilgi kaynağı ve parmak ucunu geçmeyen küçük bir alanda yoğunlaşan milyarlarca insan arasındaki büyük farkın şaşırtıcı bir biçimi. 

Independent Türkçe



Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
TT

Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü yaptığı açıklamada, Washington’un İran ile “ciddi bir anlaşma” yapması gerektiğini belirterek, Tahran’la yürütülen görüşmelerin iyi gittiğini söyledi.

Trump, Washington’da düzenlenen Barış Konseyi’nin ilk toplantısında, “Görüşmeler iyi. Yıllar içinde İran’la ciddi bir anlaşma yapmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Ciddi bir anlaşma yapmalıyız; aksi takdirde sonuçları ağır olur” dedi.

ABD Başkanı, “İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek” ifadelerini kullandı.

Washington ile Tahran arasındaki kriz hassas bir dönemece girerken, üst düzey ulusal güvenlik yetkililerinin Trump’a, ABD ordusunun olası bir saldırı için “hazır” olduğunu bildirdiği aktarıldı. Cumartesi gününden itibaren uygulanabilecek muhtemel bir operasyon seçeneğinin masada olduğu, ancak nihai kararın Beyaz Saray’da siyasi ve askerî değerlendirmeye tabi tutulduğu belirtildi.

dfvgthy
İranlı askerlerin, Rus askerlerle birlikte Umman Denizi’nde gerçekleştirdiği askerî tatbikattan bir kare (EPA)

Amerikan televizyon ağlarının kaynaklarına göre son günlerde Ortadoğu’ya sevk edilen güçler – ek hava ve deniz unsurları dâhil – konuşlanmalarını tamamladı. Olası bir harekâtın zaman çizelgesinin hafta sonrasına da sarkabileceği ifade edildi.

Kaynaklar, İran’dan gelebilecek misillemelere karşı Savunma Bakanlığı’nın bazı personeli geçici olarak Avrupa’ya ya da ABD içine kaydırdığını belirtti. Bunun rutin bir önleyici tedbir olduğu ve saldırının kaçınılmaz olduğu anlamına gelmediği vurgulandı.

Angajman kuralları değişebilir

Bu gelişme, Trump açısından karmaşık bir denkleme işaret ediyor. Olası bir askerî darbe, bölgede angajman kurallarını değiştirebilir ve Tahran’ın müzakere pozisyonunu zayıflatabilir. Ancak aynı zamanda Körfez’den Doğu Akdeniz’e uzanabilecek geniş çaplı bir bölgesel tırmanma riskini de beraberinde getirebilir.

Öte yandan bekleme stratejisi, ABD iç kamuoyunda ya da Washington’un müttefikleri nezdinde geri adım olarak yorumlanabilir. Bu durum, askerî tehdidin inandırıcılığının test edildiği bir an olarak değerlendiriliyor.

CNN’e konuşan kaynaklar, ABD ordusunun hafta sonu itibarıyla İran’a yönelik bir saldırıya hazır olduğunu, ancak Trump’ın henüz nihai kararını vermediğini bildirdi.

hyjuıko
İran yönetimi karşıtı göstericiler, 17 Şubat 2026’da Cenevre’deki Birleşmiş Milletler Ofisi önünde pankart ve fotoğraflar taşıyor (AFP)

Kaynaklara göre Trump, özel görüşmelerde askerî müdahaleyi destekleyen ve karşı çıkan argümanları dinledi, danışmanları ve müttefiklerinin görüşlerini aldı. Bir kaynak, “Bu konu üzerinde uzun süre düşünüyor” dedi.

Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham ise televizyonda yaptığı açıklamada, İran’la ilgili kararın fiilen alındığını öne sürdü. Bölgeye yapılan büyük askerî yığınağa dikkat çeken Graham, savaş gemilerinin “bu mevsimde hava güzel olduğu için” bölgeye gelmediğini söyledi.

Daralan müzakere penceresi

Sahadaki gerilim tırmanırken diplomasi de temkinli adımlarla ilerliyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cenevre’de yapılan dolaylı görüşmelerin ikinci turunda genel “yol gösterici ilkeler” üzerinde anlayış sağlandığını, ancak ihtilaflı başlıkların sürdüğünü açıkladı.

Bir ABD’li yetkili, Tahran’ın önümüzdeki iki hafta içinde yazılı bir teklif sunabileceğini belirterek “ilerleme sağlandı ancak pek çok ayrıntı hâlâ müzakere ediliyor” dedi.

Tahran, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya ve yaptırımların kaldırılmasıyla sınırlı kalmasında ısrar ederken, Washington balistik füze programı ve İran’ın bölgesel müttefiklerine verdiği desteğin de gündeme alınmasını istiyor. Bu iki yaklaşım arasındaki siyasi mesafenin kısa sürede kapanması zor görünüyor.

İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammad Eslami, “Nükleer endüstrinin temeli zenginleştirmedir” diyerek, hiçbir ülkenin İran’ı barışçıl teknoloji hakkından mahrum bırakamayacağını söyledi.

Bu açıklama, ABD’nin diplomasi başarısız olursa askerî seçeneğin masada olduğunu hatırlatmasının hemen ardından geldi.

Rus haber ajansı Interfax, Rus devlet nükleer şirketi Rosatom CEO’su Aleksey Likhachev’in, anlaşma sağlanması hâlinde İran’dan zenginleştirilmiş uranyumu kabul etmeye hazır olduklarını söylediğini aktardı.

Rusya Dışişleri Bakanlığı ise uranyumun İran’dan çıkarılması önerisinin hâlâ masada olduğunu, ancak nihai kararın Tahran’a ait olduğunu belirtti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülkesinin “ne pahasına olursa olsun Amerika’ya boyun eğmeyeceğini” söyledi. İran’ın savaş istemediğini, ancak “aşağılanmayı kabul etmeyeceğini” vurguladı.

Hürmüz mesajı

Tahran, askeri gücünü Hürmüz Boğazı’nda sergiledi. Bir askeri yetkili, boğazın “en kısa sürede kontrol altına alınabileceği ya da kapatılabileceği” uyarısında bulundu. İran Devrim Muhafızları “Hürmüz Boğazı’nda Akıllı Kontrol” adlı tatbikatını tamamladı.

Boğaz, küresel petrol ve doğalgaz ihracatının önemli bölümünün geçtiği stratejik bir hat olarak, İran’ın geleneksel caydırıcılık kartı olarak görülüyor.

Moskova’dan uyarı

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, İran’a saldırının “ateşle oynamak” olacağını belirterek siyasi yöntemlere öncelik verilmesi çağrısında bulundu. Kremlin, Tahran’la yapılan ortak deniz tatbikatlarının önceden planlandığını açıkladı.

İsrail’de yayımlanan Maariv gazetesi, Washington’un olası bir saldırıdan kısa süre önce Tel Aviv’i bilgilendireceğinin değerlendirildiğini yazdı.

Polonya Başbakanı Donald Tusk, vatandaşlarına İran’ı derhal terk etmeleri çağrısında bulundu ve çatışma ihtimalinin “oldukça gerçekçi” olduğunu söyledi.

Öte yandan Avrupa Birliği Konseyi, 29 Ocak’taki Dışişleri Konseyi toplantısında varılan mutabakatın ardından 19 Şubat’ta İran Devrim Muhafızları’nı resmen terör örgütleri listesine ekledi. Böylece kurum, AB’nin terörle mücadele yaptırımlarına tabi olacak.


Trump: Gazze’ye 10 milyar dolar yardımın önündeki tek engel Hamas

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında imzalanan mutabakat zaptını elinde tutarken (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında imzalanan mutabakat zaptını elinde tutarken (AFP)
TT

Trump: Gazze’ye 10 milyar dolar yardımın önündeki tek engel Hamas

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında imzalanan mutabakat zaptını elinde tutarken (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında imzalanan mutabakat zaptını elinde tutarken (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, ülkesinin Gazze için “Barış Konseyi”ne 10 milyar dolar sağlayacağını açıkladı ve bunu “savaş maliyetleriyle karşılaştırıldığında küçük bir rakam” olarak nitelendirdi. Trump, diğer üye ülkelerden gelen katkıların 7 milyar doları bulduğunu ve bağışların artmasının beklendiğini kaydetti.

Trump, “Barış Konseyi”nin açılışında yaptığı konuşmada, “Birlikte, yüzyıllar boyunca savaşın yıkımlarına maruz kalmış ve üç bin yıl süren katliamlarla boğulmuş bir bölgede kalıcı barış hayalini gerçekleştirebiliriz. Dünya, diğer çözülmemiş çatışmaların nasıl çözülebileceğini görmeli” dedi ve Birleşmiş Milletler’in çabalarını destekleyeceklerini vurguladı. Trump, Kazakistan, Azerbaycan, Birleşik Arap Emirlikleri, Fas, Bahreyn, Katar, Suudi Arabistan, Özbekistan ve Kuveyt gibi ülkelerin Gazze yardım paketine 7 milyar dolardan fazla katkıda bulunduğunu açıkladı.

Gazze’ye odaklanan Trump, ateşkesin tüm rehinelerin (canlı ve ölü) serbest bırakılmasıyla sonuçlandığını ve Hamas’ın söz verdiği gibi silahlarını teslim edeceğini söyledi, aksi hâlde “sert bir karşılık” verileceğini belirtti. Trump, “Şu anda dünya, önümüzdeki tek engel olan Hamas’ı bekliyor” dedi.

cfvdfv
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Devlet Bakanı Adil Cübeyr, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında (AFP)

Trump, toplantıya katılan ülkelerin yalnızca maddi katkıda bulunmadığını, bazı ülkelerin ateşkesi korumak ve kalıcı barışı sağlamak için personel göndermeyi taahhüt ettiğini kaydetti. Ortadoğu’nun “üç bin yıl boyunca imkânsız görülen bir barış” gördüğünü ifade eden Trump, bunun İran’ın nükleer kapasitesinin B-2 bombardıman uçaklarıyla yok edilmesinden kaynaklandığını belirtti ve bunun bölgesel barışın anahtarı olduğunu söyledi.

Norveç ve FIFA İşbirliği

Trump, geleceğe dönük planları da açıkladı; Norveç’in konseye ev sahipliği yapacağı, FIFA’nın Gazze’de projeler (futbol sahaları dahil) için 75 milyar dolar toplama kampanyasına katılacağı ve Japonya’nın bağış toplama girişimlerinde yer alacağı belirtildi. İran’a “barış yoluna katılma” çağrısı yapan Trump, aksi hâlde “farklı bir yol”la karşılaşacağını vurguladı ve İran’ın nükleer silaha erişimini önleme konusundaki kararlılığını yineledi.

Trump, adını taşıyan Barış Enstitüsü’ne övgüde bulunarak, BM ile yakın koordinasyonu vurguladı ve konseyin bu çalışmaları güçlendireceğini ve performansı “denetleyeceğini” belirtti. “Barış savaştan çok daha ucuzdur” diyen Trump, konseyin “kararlı liderlikle imkânsızın mümkün hâle getirilebileceğini” gösterdiğini söyledi.

dsvfdv
Washington’da Perşembe günü gerçekleştirilen “Barış Konseyi” toplantısından genel bir görünüm (AFP)

Konuşmasında ekonomik başarıları, Wall Street’teki gelişmeleri ve ilk yılında sekiz savaşı sona erdiren kişisel diplomatik başarısını öne çıkaran Trump, ekibini – Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Dışişleri Bakanı Marco Rubio, özel elçi Steve Witkoff, ve Jared Kushner dahil – “tüm zamanların en iyi ekibi” olarak nitelendirdi.

Trump, toplantıya katılan ülkelerin liderlerine teşekkür etti; Arnavutluk Başbakanı Edi Rama, Arjantin Cumhurbaşkanı Javier Milei, Macaristan Başbakanı Viktor Orban, Endonezya Cumhurbaşkanı Prabowo Subianto ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif’i örnek göstererek, Pakistan-Hindistan ve Ermenistan-Azerbaycan gibi çatışmaların çözümünde oynadığı rolü vurguladı. Arap ülkelerine de teşekkür etti.

Filistinli Katılım

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Gazze için “Barış Konseyi” dışında bir “alternatif plan” olmadığını belirtti. Konsey koordinatörü Nikolay Mladenov, Perşembe günü, Hamas’ın etkisinden bağımsız bir Filistin Ulusal Polisi oluşturmak üzere başvuruların açıldığını duyurdu. Mladenov, “Sadece ilk birkaç saatte bin kişi başvuruda bulundu” dedi.

fvgthyju
Endonezya Cumhurbaşkanı, Perşembe günü Washington’da düzenlenen Barış Konseyi toplantısında (AFP)

Filistin yönetiminin Gazze işlerini yönetecek teknik komitesinin başkanı Ali Şaas kısa bir konuşma yaptı; hükümetin Gazze’de istikrar sağlama yetkisine sahip olduğunu, ancak zorlu şartlarda çalıştığını belirtti. Şaas dört önceliği açıkladı: güvenliği sağlamak, iki ay içinde 5 bin askeri eğitip konuşlandırmak, onurlu iş imkânları yaratmak, insani yardımların devamını ve temel hizmetlerin yeniden sağlanmasını temin etmek.

Trump, Perşembe günü 47’den fazla ülke liderinin, başbakan, dışişleri bakanı ve BM, AB, Dünya Bankası temsilcilerinin katıldığı konseyin ilk kurucu toplantısını açtı. Konseyin tartışmaları, yıkıcı savaşın ardından Gazze’nin yeniden inşası ve istikrarın sağlanmasına odaklandı.

fdbghyju
Washington’da Perşembe günü gerçekleştirilen Barış Konseyi toplantısından bir kare (AFP)

Bu zirve, BM Güvenlik Konseyi’nin ABD destekli ateşkes planını kabul etmesinden yaklaşık üç ay sonra gerçekleşti. Plan, iki yıl süreyle konseyin silahsızlanma ve Gazze’nin yeniden inşasını denetlemesini öngörüyordu. Başlıca sorunlar, Hamas’ın silahsızlanması, İsrail’in Gazze’den çekilmesi, yeniden inşanın boyutu ve insani yardımların akışı. Ateşkes hâlen kırılgan; taraflar ihlal iddialarını sürdürüyor.

Hamas’ın silahı sorunu

Trump yönetimi, Hamas’ı silahsızlandırma konusunda resmi bir plan açıklamadı. Mısır, Katar ve Türkiye ile görüşmelerin sürdüğü belirtiliyor. İsrail, Hamas ve diğer Filistin grupları silahsızlanmayı kabul etmeden geniş çaplı yeniden inşaya izin vermeyeceğini açıkladı. BM’de ABD Daimi Temsilcisi Mike Waltz, Hamas’a iki seçenek sunduklarını söyledi: “Kolay ya da zor yoldan silahsızlanma”.

Hamas, İsrail’in olası misillemelerinden endişe ederek silah teslim etmeye hazır görünmüyor. Hareket, Gazze yönetimini yeniden üstlenmiş ve ABD destekli teknik komiteye yetki devretmeye hazır. Ancak İsrail, komitenin Gazze’ye girişine izin vermedi. İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, “Hamas silahsızlanmadan yeniden inşa olmayacak” dedi.

Barış Gücü

Endonezya, yaklaşık 8 bin asker göndereceğini açıkladı. Arnavutluk, Fas ve Yunanistan’ın da Gazze’ye barış gücü olarak katılacağı belirtiliyor. Bu güç sınır konularını ele alacak, ancak Hamas’ın silahsızlanmasını denetleme yetkisine sahip olup olmayacakları belirsiz.

Gazze’deki Uluslararası İstikrar Gücü Komutanı General Jasper Gievers, beş ülkenin – Endonezya, Fas, Kazakistan, Kosova ve Arnavutluk – katılımını duyurdu. Ayrıca Mısır ve Ürdün polis eğitimine destek verecek. Endonezya, gücün yardımcı komutanlığı görevini üstlenecek.

Eleştiriler

Fransa Dışişleri Sözcüsü Pascal Confavreux, Avrupa Komisyonu’nun toplantıya katılımını sürpriz olarak nitelendirdi; Komisyon’un üye ülkeleri temsil yetkisi olmadığını vurguladı. Fransa, konseyin faaliyetlerini BM kararlarıyla uyumlu hâle getirmeden katılmayacağını belirtti.

Eleştiriler, konseyin BM’nin rolünü azaltabileceği ve ABD’nin alternatif bir yapı kurmak istediği endişelerinden kaynaklandı. Başkan Trump’ın geniş yetkileri – ömür boyu başkanlık, üye kabul ve fon kullanımı üzerinde tek yetki – eleştirildi.

Analistler, başarının mali taahhütlerle değil, üç temel zorluğun çözümüyle ölçüleceğini belirtiyor: Hamas’ın silahsızlanması, İsrail’in Trump planına göre çekilmesi ve uluslararası ve yerel meşruiyete sahip istikrar gücü oluşturma kapasitesi.


Eski Güney Kore Devlet Başkanı, sıkıyönetim ilan ettiği gerekçesiyle ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı

Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)
Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)
TT

Eski Güney Kore Devlet Başkanı, sıkıyönetim ilan ettiği gerekçesiyle ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı

Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)
Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)

Güney Kore’nin eski Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol, 2024’ün sonlarında kısa süreli sıkıyönetim ilan etmesi nedeniyle bugün ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.

Seul Merkez Bölge Mahkemesi yargıcı Ji Gwi-yeon, karar duruşmasında “İsyan suçundan Yoon’u ömür boyu hapis cezasına mahkûm ediyoruz” ifadesini kullandı.

Böylece eski muhafazakâr lider, savcılığın talep ettiği idam cezasından kurtulmuş oldu.

Yoon Suk Yeol, 3 Aralık 2024 akşamı yaptığı sürpriz konuşmada sıkıyönetim ilan etmiş ve orduya Ulusal Meclis’e girme talimatı vermişti. Ancak askerler tarafından kuşatılan binaya yeterli sayıda milletvekili girmeyi başarmış, yapılan oylamada bu güç kullanımına karşı karar alınmış ve dönemin devlet başkanı geri adım atmak zorunda kalmıştı.

Sivil yönetim fiilen yalnızca altı saatliğine askıya alınsa da, söz konusu girişim ülkede derin ve uzun süreli bir siyasi krize yol açmıştı.

Gözaltında yargılanan Yoon, bu eylemleri nedeniyle nisan ayında görevden alınmıştı.

Mahkemenin, eski Savunma Bakanı Kim Yong-hyun’u da mahkûm etmesinin ardından, Yoon ile birlikte yargılanan diğer sanıklar hakkında da kısa süre içinde karar vermesi bekleniyor.