13 yaşında Roman Polanski'nin tecavüzüne uğrayan Geimer, yönetmeni savundu

"Bugün Roman'la bir sorunu olduğunu iddia eden hiçbir kadın benimle temasa geçme zahmetinde bulunmadı"

"Roman Polanski'nin hapishanede olmayı hak ettiğini düşünen herkes yanılıyor" diyen Samantha Geimer, ünlü yönetmenin "kaçmaktan başka çaresi kalmadığını" savundu (AFP)
"Roman Polanski'nin hapishanede olmayı hak ettiğini düşünen herkes yanılıyor" diyen Samantha Geimer, ünlü yönetmenin "kaçmaktan başka çaresi kalmadığını" savundu (AFP)
TT

13 yaşında Roman Polanski'nin tecavüzüne uğrayan Geimer, yönetmeni savundu

"Roman Polanski'nin hapishanede olmayı hak ettiğini düşünen herkes yanılıyor" diyen Samantha Geimer, ünlü yönetmenin "kaçmaktan başka çaresi kalmadığını" savundu (AFP)
"Roman Polanski'nin hapishanede olmayı hak ettiğini düşünen herkes yanılıyor" diyen Samantha Geimer, ünlü yönetmenin "kaçmaktan başka çaresi kalmadığını" savundu (AFP)

13 yaşındayken yönetmen Roman Polanski'nin tecavüzüne uğrayan Samantha Geimer, bunu hiçbir zaman "büyük bir mesele" olarak düşünmediğini söyledi.
Geimer'ın, konu hakkında Polanski'nin eşi Emmanuelle Seigner'le yaptığı röportaj Fransa'da yayımlanan Le Point'te çıktı.
Şimdi 60 yaşında olan kadın, "Açık konuşayım: Polanski'yle yaşananlar benim için hiçbir zaman büyük bir sorun olmadı" dedi:
"Bunun yasadışı olduğunu, birinin tutuklanabileceğini bile bilmiyordum. İyiydim, hala iyiyim. Bunu büyük bir mesele haline getirmiş olmamız üzerimde çok ağır bir yük oluşturuyor."
ABD'de Polanski hakkındaki suçlamaların düşürülmesini isteyen Geimer, "Roman'ın cezasını çektiğini artık herkes bilmeli. Bence uzundu da. Bana göre kimse Polanski'nin hapse girmesini istemedi ama girdi. Bu yeterliydi. Topluma borcunu ödedi" diye konuştu.
Geimer, basın kendisini takip ettiğinde veya çok sayıda duruşmaya girince "bir mağdur olduğunu hissettiğini" vurguladı:
"Birinin Roman ve herhangi bir kötü muamele hakkında söyleyecek bir şeyi olsaydı, 1977 bana yardım etmek için gerçekten iyi bir yıl olurdu. Çünkü ailemle birlikte artık evimizden bile çıkamıyorduk. Herkes bize saldırıyordu… Hiç kimse, bugün Roman'la bir sorunu olduğunu iddia eden hiçbir kadın benimle temasa geçme zahmetinde bulunmadı."
Polanski'nin eşi Seigner ise 1970'lerde cinselliğe bakışın farklı olduğunu iddia etti:
"Çalışmaya başladığım zamanı hatırlıyorum düşünüyorum da 14 yaşında model oldum. Bütün kızlar, modeller fotoğrafçılarla yattı. Ben de istisna değildim. Ama seks normal bir şeydi, hayatın doğal bir yönüydü. Bütün bu drama, seksi perdeleyen tüm bu karanlık yoktu."
The Telegraph, Seigner'in ifadelerine hak verdiğini söyleyen Geimer'ın şu sözlerle MeToo hareketrini hedef aldığını yazdı:
"Kadınlar için ama özellikle genç kadınlar için üzücü. Bu çağda yetişkinliğe ulaştığınızı hayal edin, bu bana çok korkunç geliyor. Mağduriyet iddiasında bu kadar feminist olan ne var anlamıyorum. Bugün kadınların acısına değer veriliyor ve acıyı sömüren koskoca bir endüstri var. Buna katılanlar neye adım attıklarını bilmiyor."
Seigner, röportajın yayımlanmasından sonra Instagram'dan Geimer'la fotoğrafını paylaştı.

Geimer da gönderiye "Yeni bir arkadaşım olduğu için çok mutluyum" yazdı.

Ne olmuştu?
Polanski, 1977'de Geimer'ı ünlü aktör Jack Nicholson'ın evine fotoğraf çekimi için davet etmişti. Yönetmenin çocuk yaştaki Geimer'e ilaç ve içkiyle uyuşturduktan sonra tecavüz ettiği öne sürülmüştü.
Tecavüz, reşit olmayan birine uyuşturucu madde sağlamak ve sodomi gibi suçlarla karşı karşıya kalan Polanski, Geimer'ın avukatıyla anlaşmış ve reşit olmayan biriyle yasadışı cinsel ilişki suçlamasını kabul etmişti. Polanski, 42 gün hapiste kaldıktan sonra serbest bırakılsa da cezaevine tekrar gönderilmesinin planlandığını öğrenince 1978'de ABD'den Fransa'ya kaçmıştı. 
ABD, Polanski'nin iade edilmesi için çabalasa da İsviçre ve Polonya gibi ülkelerde mahkemeler bu talebi şimdiye kadar reddetti. Hakkında 5 kadının daha tecavüz iddiasında bulunduğu 89 yaşındaki sinemacı, ABD'yle iade anlaşması olan ülkelerden kaçınarak yaşamını sürdürüyor.
 
Independent Türkçe, The Telegraph, Daily Mail



Netflix, Oscarlı yıldızın aksiyon dizisinin fişini çekti

Eleştiri derleme sitesi Rotten Tomatoes'da 84 puan alan dizi, süreleri 48 ve 69 dakika arasında değişen 8 bölümden oluşuyor (Netflix)
Eleştiri derleme sitesi Rotten Tomatoes'da 84 puan alan dizi, süreleri 48 ve 69 dakika arasında değişen 8 bölümden oluşuyor (Netflix)
TT

Netflix, Oscarlı yıldızın aksiyon dizisinin fişini çekti

Eleştiri derleme sitesi Rotten Tomatoes'da 84 puan alan dizi, süreleri 48 ve 69 dakika arasında değişen 8 bölümden oluşuyor (Netflix)
Eleştiri derleme sitesi Rotten Tomatoes'da 84 puan alan dizi, süreleri 48 ve 69 dakika arasında değişen 8 bölümden oluşuyor (Netflix)

Netflix, Oscar ödüllü oyuncu Michelle Yeoh'lu suç draması The Brothers Sun'ı tek bir sezonun ardından iptal etti.

Tayvanlı organize suç örgütleri etrafında dönen ve Güney Kaliforniya'nın San Gabriel Vadisi'nde geçen aksiyon dizisi, 4 Ocak'ta gösterime girmişti. 

Dizi, Glee ve Pose'daki çalışmalarıyla tanınan Brad Falchuk ve Byron Wu tarafından yaratılmıştı. Deadline'ın aktardığına göre Falchuk ve Wu, aksiyonun yürütücü yapımcılığını da üstlenmişti.

The Brothers Sun'da 61 yaşındaki Malezyalı aktrisin yanı sıra Justin Chien, Sam Song Li, Highdee Kuan ve Joon Lee de rol alıyordu.  

Netflix, 16 yaşından küçüklere uygun olmadığını belirttiği dizinin konusunu şöyle özetlemişti:

Taipei'deki bir çetenin üyesi, inatçı annesini ve olaylardan bihaber olan erkek kardeşini hedef alan gizemli bir düşmana karşı onları korumak için Los Angeles'a gider.

Geçen yıl Her Şey Her Yerde Aynı Anda'yla (Everything Everywhere All At Once) Oscar alan ilk Asyalı kadın olarak tarihe geçen Yeoh, dizideki performansıyla da eleştirmenlerin beğenisini kazanmıştı.

İzlenme listelerinde yükselmiş ancak tutunamamıştı

Yeoh, Asyalı oyuncuların başrolde olduğu bir dizide yer almaktan heyecan duyduğunu söylemişti.

Variety'ye konuşan Malezyalı oyuncu, "Son birkaç yıldır farklı roller için mücadele ediyor ve hepimizin masada bir koltuğa sahip olmayı hak ettiği bir giriş noktası bulmayı umuyordum" diyerek eklemişti:

Sadece son birkaç yıldır Asyalıların hikayelerinin daha fazla anlatıldığını görüyorsunuz.

Dizi, Netflix'in İngilizce diziler listesinde ilk 10'da 5 hafta kalarak 2 numaraya kadar yükselmişti. Ancak dizinin haftalık izlenme sayısı 7 milyonun altında kalmış ve listedeki son iki haftasında 2 milyonun altına düşmüştü.

Hollywood Reporter'ın televizyon eleştirmeni Angie Han, incelemesinde dizinin "bol miktarda şiddet içeren aksiyon ve dramatik ters köşeler sunduğunu ama her şeyden önce iyi vakit geçirmeyi amaçladığını" yazmıştı.

 Independent Türkçe, Deadline, Daily Mail, Variety, Hollywood Reporter


Yeni Karate Kid filminin kadrosuna ödüllü aktör de katıldı

Kült filmde Pat Morita'nın canlandırdığı usta Miyagi, karete öğretirken meşhur "Cilala, parlat, cilala, parlat" repliğini tekrarlamıştı (Columbia Pictures)
Kült filmde Pat Morita'nın canlandırdığı usta Miyagi, karete öğretirken meşhur "Cilala, parlat, cilala, parlat" repliğini tekrarlamıştı (Columbia Pictures)
TT

Yeni Karate Kid filminin kadrosuna ödüllü aktör de katıldı

Kült filmde Pat Morita'nın canlandırdığı usta Miyagi, karete öğretirken meşhur "Cilala, parlat, cilala, parlat" repliğini tekrarlamıştı (Columbia Pictures)
Kült filmde Pat Morita'nın canlandırdığı usta Miyagi, karete öğretirken meşhur "Cilala, parlat, cilala, parlat" repliğini tekrarlamıştı (Columbia Pictures)

2024'ün beklenen yapımlarından biri olan yeni Karate Kid filmi, oyuncu kadrosuna önemli bir isim daha ekledi. 

Hayranların heyecanla beklediği yapım, popüler Netflix dizisi Cobra Kai'ı da içeren dövüş sanatları serisinin 6. filmi olacak. 

Robert Mark Kamen tarafından yazılan ve John G. Avildsen tarafından yönetilen 1984 yapımı ilk filmin başrollerinde Ralph Macchio, Pat Morita, Elisabeth Shue ve William Zabka yer almıştı.

The Karate Kid, dul annesiyle birlikte Los Angeles'ın Reseda mahallesine taşınan New Jerseyli genç Daniel LaRusso'nun hikayesini anlatıyordu.

Serinin yeni filmi, ilk "karateci çocuk" Daniel LaRusso'yu yeniden canlandıracak Ralph Macchio'yla 2010 yapımı yeniden çevrimde bilge dövüş sanatları akıl hocası Bay Han rolünü yeniden oynayacak Jackie Chan'i bir araya getirecek.

10 yıldır film çekmeyen aktör kadroya katıldı

Hollywood Reporter'ın haberine göre Joshua Jackson, Karate Kid serisinin yeni filmie resmen dahil oldu.

45 yaşındaki aktörün hangi rolü oynayacağı belli olmasa da filmin ana karakterlerinden birini canlandıracağı aktarılıyor.

Jackson, en son 2015 yapımı Sky'da başrolde yer almış ve bu filmde eski sevgilisi Diane Kruger ve Norman Reedus'la birlikte oynamıştı.

1990'ların sevilen gençlik dizilerinden Dawson's Creek'le meşhur olan Amerikalı aktör, neredeyse 10 yıldır hiçbir filmde rol almamıştı.

6 sezon boyunca devam eden Dawson's Creek, 5 Oscar adayı aktris Michelle Williams, Tom Cruise'un eski eşi Katie Holmes ve James Van Der Beek gibi isimleri de meşhur etmişti.

Netflix dizilerinin yönetmeni çekecek

Karate Kid serisinin yeni filmini, I'm Not Okay With This ve The End of the F***ing World gibi Netflix dizileriyle tanınan Jonathan Entwistle yönetecek.

Karen Rosenfelt'in yapımcılığını üstlendiği filmin vizyon tarihi 13 Aralık olarak belirlendi.

Jackson, televizyon dünyasının aranan isimlerinden biri ve genellikle ciddi ya da karanlık karakterlere hayat veriyor. 

Yakın zamanda Öldüren Cazibe'nin (Fatal Attraction) dizi uyarlamasında da rol alan Jackson, gerçek olaylardan esinlenen Dr. Death'teki performansıyla 2022 Eleştirmenlerin Seçimi Ödülü'nü kazanmıştı. 

HBO dizisi Little Fires Everywhere'de Reese Witherspoon ve Kerry Washington'la birlikte rol alan aktör, Showtime'ın Emmy ödüllü draması The Affair'de de başrol oynamıştı.

Independent Türkçe, Hollywood Reporter, Daily Mail, ScreenRant

 


ırkçılığın yaygın olduğu dönemde Oscar kazanan ilk siyahi: Hattie McDaniel

ırkçılığın yaygın olduğu dönemde Oscar kazanan ilk siyahi: Hattie McDaniel
TT

ırkçılığın yaygın olduğu dönemde Oscar kazanan ilk siyahi: Hattie McDaniel

ırkçılığın yaygın olduğu dönemde Oscar kazanan ilk siyahi: Hattie McDaniel

Oscar ödüllü ilk Afrikalı-Amerikalı oyuncu Hattie McDaniel'in yeğeni Kevin John Goff, büyük teyzesinin kariyeri boyunca ırkçılıkla mücadele ettiğini belirterek, "İlk olmak zordur, tıpkı daha önce hiç gidilmemiş bir dağda patika açmak gibi. Hattie için hiç patikası olmayan yoldan gitmek zorlu bir yolculuk olacaktı, bunu biliyordu ve hazırlıklıydı." dedi.

AA'nın Hollywood sinemasında oyunculara yönelik ırk ayrımcılığını konu aldığı 2 haberden oluşan "Hollywood'un ötekileri" başlıklı dosyasının ikinci haberinde, anne ve babası köle olarak doğan aktris, şarkıcı ve radyo sanatçısı Hattie McDaniel'in siyahi bir kadın olarak Hollywood'a uzanan kariyeri ve bu yolda ırkçılığa karşı verdiği mücadele ele alındı.

Hattie McDaniel'in kız kardeşi Etta McDaniel'in torunu olan ABD'li film yapımcısı ve aktör Kevin John Goff, AA muhabirine yaptığı açıklamada, büyük teyzesi Hattie McDaniel'in Gone with the Wind (Rüzgar Gibi Geçti) filmindeki performansıyla Akademi Ödülü'ne (Oscar) aday gösterilen ve kazanan ilk siyahi kadın olduğunu vurgulayarak, bunun Amerikan sinema tarihinde dönüm noktası olduğunu söyledi.

Goff, Hattie McDaniel'in ABD'nin Wichita kentinde 13 çocuklu bir ailenin en küçüğü olarak 10 Haziran 1893'te dünyaya geldiğini dile getirerek, "Hattie'nin serüveni muhtemelen doğduğu andan itibaren başladı. Hep eğlendirmek isterdi. Daha küçük bir kızken bile ailesini ve arkadaşlarını eğlendirirdi. Hayatının en başından itibaren ne olmak istediğini biliyordu." diye konuştu.

Ünlü oyuncunun siyahi karşıtı ırkçılığın yaygın olduğu bir dönemde yetiştiğine dikkati çeken Goff, "O dönem beyazlar, siyahileri Jim Crow (kıt akıllı, ilkel bir siyahi tiplemesi) olarak adlandırıyordu. Jim Crow, bir tür ırkçılık biçimiydi. Hatta Jim Crow yasaları vardı. Örneğin, beyazlarla ayrı çeşmelerden su içmeniz gerekiyordu. Beyaz meslektaşlarına sunulan ama siyahilere sunulmayan fırsatlar vardı. O, en başından 1952'de ölünceye kadar bu dünyada büyüdü." ifadesini kullandı.

- "Eğer siyahi bir oyuncuysanız, alabileceğiniz belirli türde roller vardı"

Goff, Hattie McDaniel'in kariyerine şarkıcı ve söz yazarı olarak başladığını aktararak, Hattie'nin 1910'lu yıllardan itibaren oyuncu olarak film sektörüne girmek istediğini ancak aldığı küçük rollerden kazandığı para kendisine yetmediği için ev işlerine gittiğini kaydetti.

McDaniel'in filmlerde genellikle hizmetçi rolünde olduğuna işaret eden Goff, şunları aktardı:

"Hattie gerçek hayatta da hizmetçilik yaptı. Evleri temizledi, beyaz aileler için yemek pişirdi. Hayatta kalmak için her türlü işi yapıyordu. Bu onun için kesinlikle hayatta kalma mücadelesiydi. İlk olmak zordur, tıpkı daha önce hiç gidilmemiş bir dağda patika açmak gibi. Hattie için hiç patikası olmayan yoldan gitmek zorlu bir yolculuk olacaktı, bunu biliyordu ve hazırlıklıydı. Bir bakıma, bu tür şeylerin onu rahatsız etmesine izin vermedi."

Goff, McDaniel'in çok çalışarak, ilk kez 1932'de bir hizmetçiyi canlandırdığı The Golden West'te (Altın Batı) çıkış yaptığını dile getirerek, "İç savaşta yaralanan ve hayatının geri kalanında bu yarayı taşıyan babasının izinden gittiğini düşünüyorum. Babasının acı çekmesine ve ağır yaralı olmasına rağmen yine de dışarı çıkıp ağır işlerde çalışmasına şahit olmuştu. Sanırım Hattie asla vazgeçmemek için bu dürtü ve tutkuyu aldı. Hollywood'la ilgilenmeye başladığında pes etmek nedir bilmiyordu." ifadesini kullandı.

Şöhreti arttıkça McDaniel'in hizmetçi rollerinde yer almasının, siyahi hareketin tepkisini çektiğine değinen Goff, "Bu onun suçu değildi. Eğer siyahi bir oyuncuysanız, alabileceğiniz sadece belirli türde roller vardı. Bir uşak veya hizmetçi olurdunuz. Birinin evini temizlerdiniz. Belki pamuk tarlasında çalışırdınız ve pek de zeki olmayan biri gibi muamele görürdünüz. Bu, beyaz toplumun ve beyaz Hollywood'un siyahi oyuncu ve siyahi insanlara muamele etme şekliydi." diye konuştu.

- "Filmin Atlanta'daki galasına davet edilmemesi eminim ki onu incitmiştir"

Goff, Hattie McDaniel'in kariyerinde 1939 yapımı Rüzgar Gibi Geçti filminin kritik öneme sahip olduğunu vurgulayarak, "Rüzgar Gibi Geçti 1939'da gösterime girdiğinde gelmiş geçmiş en büyük filmdi. Herkes film hakkında konuşuyor, herkes izlemek istiyor, her oyuncu işin içinde olmayı diliyordu. Hattie, halihazırda birkaç filmde rol almıştı ama bu onun en büyük fırsatı olacaktı." dedi.

McDaniel'in filmde Mammy adında bir dadıyı canlandırdığını ifade eden Goff, şöyle devam etti:

"Hattie böyle bir filmde yer almanın, diğer siyahi sanatçıların da daha fazla imkana sahip olması adına muhteşem bir fırsat olacağını biliyordu. Çünkü o zamana kadar siyahi aktörler yalnızca belirli rol ve filmlerde yer alabiliyordu. Siyahi biri hiçbir zaman başrol alamazdı, başrolü oynayabileceği düşünülmezdi. Bu yüzden gerçekten harika bir performans sergilemesi gerektiğini biliyordu ki böylece dünyanın gözlerini açabilsin ve insanlar 'Ben siyahiyim ve bu büyüklükte bir filmin üstesinden gelebilirim' mesajını alsın. O bunu yaptı."

McDaniel'in, filmin Atlanta'daki galasına kentteki ayrımcı Jim Crow yasaları nedeniyle katılmadığının altını çizen Goff, şunları söyledi:

"Eminim incinmiş ve davet edilmemek ona iyi hissettirmemiştir. Filmdeki rol arkadaşı Clark Gable, Hattie ile birlikte filmdeki diğer siyahi oyuncuların davet edilmediğini öğrendiğinde, 'Pekala ben de gitmiyorum' dedi. Hattie adil olmayan şekilde muamele görüyordu ama yine de rol arkadaşına ve başrol oyuncusuna 'Hayır, gitmen ve filmi temsil etmen gerekiyor, sen filmin büyük bir parçasısın' dedi. Bu durum, kendisi için hoş olmayan durumlarda bile cesaretli olduğunu ve bunun başkalarına da yansımasını istemediğini gösteriyor."

- "Siyahi olduğu için Hollywood mezarlığına defnedilemedi"

Rüzgar Gibi Geçti filmindeki Mammy karakterinin büyük teyzesine "En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu" dalında Akademi Ödülü kazandırdığını dile getiren Goff, "Bunun büyük bir an olduğunu ve tarih yazdığını biliyordu. Ödülü almak için çıktığında gözyaşları içindeydi ve konuşmasını zar zor bitirebildi. Sesinden ne kadar duygusal olduğunu anlayabiliyordunuz." diye konuştu.

Goff, Hattie McDaniel'in Oscar ödülünün 1970'lerin başında kaybolduğu bilgisini vererek, "Babamın görmek istediği şeylerden biri buydu, yıllar önce vefat etti ama Akademi'nin bu ödülü yenisiyle değiştirdiğini görmek istiyordu ve bu gerçekleşti. Oscar’ı 1 Ekim'de Washington DC'deki Howard Üniversitesi'nde değiştirdiler. Ben de o törende yer almak için oradaydım. Hattie'nin Oscar'ı geri geldi." şeklinde konuştu.

Meme kanseri nedeniyle 26 Ekim 1952'de hayatını kaybeden Hattie McDaniel'in, Oscar ödüllü bir sanatçı olmasına rağmen son isteğinin ırkçı nedenlerle reddedildiğinin altını çizen Goff, sözlerini "Hattie, Hollywood mezarlığına gömülmek istemişti ama 'Hayır, buraya defnedilmene izin vermeyeceğiz. Siyahileri kabul etmiyoruz.' demişler. Yani hayatı boyunca bu tür şeylerle karşılaştı. Buna alışkın olduğunu söylemek istemiyorum ama bu tür şeylere hazırlıklı olduğunu ve üstesinden gelebildiğini düşünüyorum." şeklinde tamamladı.


Hala Sedki: Başrol beni hem mutlu ediyor hem de korkutuyor

Hala Sedki: Başrol beni hem mutlu ediyor hem de korkutuyor
TT

Hala Sedki: Başrol beni hem mutlu ediyor hem de korkutuyor

Hala Sedki: Başrol beni hem mutlu ediyor hem de korkutuyor

Mısırlı oyuncu Hala Sedki, sinemadaki başrolünün kendisine hem korku hem de mutluluk verdiğini söyledi. 7 yıllık aradan sonra ‘Kraliçe’ filminde başrol oynayarak sinemaya geri dönen oyuncu, bu rolün ‘Cafer El Umde’ dizisinde canlandırdığı, ‘Kraliçe’ lakaplı ‘Safsaf’ karakteri ile hiçbir ilgisinin olmadığını belirtti.

Sedki Şarku’l Avsat’a “Filmin senaryosunda olaylar, büyük bir üne kavuşan diziden ve özellikle de sokakta ve sosyal medyada halkın konuşulan Kraliçe (Safsaf) karakterinden tamamen farklı” dedi.

Sinema oyunculuğunda yeni deneyime gelince, hem mutluluk hem de korku duyduğunu belirtti ayrıca filmde başrol olarak tüm sorumluluğu üstlendiğini anlattı. Oyuncu söz konusu film ile, bir aradan sonra sinemaya geri döndüğünü ve Cafer El Umde dizisinin başarısından sonra başarılı bir dönüş olduğunu belirtti.

Kraliçe filminde Rania Yusuf, Bassem Samra, Mohamed Radwan, Dina, Badria Tolba, Mohamed Mahmoud, Karim Afifi, Arfa Abdel Rassoul ve Shereen Reda gibi çok sayıda yıldız yer alıyor. Hisham Hilal ve Ahmed Ramzy tarafından yazılan filmin yönetmenliğini Sameh Abdelaziz üstleniyor. Olaylar, komedi paradokslarının ortasında, spor kulübü sahibi olan bir kadının etrafında dönüyor, sokaktaki bazı hayati meseleleri ve bunların toplum üzerindeki etkisinin boyutunu da ele alıyor.


Pink boşanma sürecindeki Britney Spears'a destek için şarkı sözlerini değiştirdi

Fotoğraf: AP
Fotoğraf: AP
TT

Pink boşanma sürecindeki Britney Spears'a destek için şarkı sözlerini değiştirdi

Fotoğraf: AP
Fotoğraf: AP

Pink son konserinde, Britney Spears'ın boşanma sürecinde şarkıcıya destek olmak amacıyla şarkı sözlerini değiştirdi.

16 Ağustos Çarşamba günü, bir yıldan biraz fazla süren evliliklerinin ardından pop yıldızının Sam Asghari'den ayrıldığı bildirildi.

29 yaşındaki Asghari'nin Spears'la paylaştıkları evden taşındığı düşünülürken, bir kaynak da "Sam'in boşanma davası açması an meselesi" iddiasında bulundu.

TMZ, Spears'ın kendisini aldattığı söylentileri üzerine, Asghari'nin şarkıcıyla yüzleşmesinin ardından çiftin ilişkisinin bozulduğunu bildirdi. Yayın kuruluşu, bu söylentiyi doğrulayamadığını belirtti ancak iddiaların çift arasında "çok büyük bir kavgaya" neden olduğunu ekledi.

Spears'la arkadaş olan Pink, 17 Ağustos Perşembe günü desteğini açıkça dile getirmek için yıldızın adının geçtiği şarkılarından birinin sözlerini değiştirdi.

İlk kez 2001'de piyasaya sürülen "Don't Let Me Get Me" şarkısının orijinal sözlerinde Pink şunları söylüyor:

Bıktım kıyaslanmaktan/ Lanet Britney Spears'la/ O çok güzel/ Ki ben değilim işte.

Ancak şarkıcı son konseri sırasında "lanet" kelimesini "tatlı"yla değiştirdi. Şarkı sözünün değiştirilmesinin ardından seyircilerin alkışladığı duyuldu.

O anın görüntüleri Instagram'da paylaşıldı. Kısa video viral hale gelirken, birçok hayran Pink'i bu jestinden dolayı kutladı.

Ne Spears ne de Asghari ayrılık söylentilerine henüz kamuoyu önünde değindi. Ancak Spears haberlerin çıkmasından beri ilk yorumunu 16 Ağustos Çarşamba günü yaptı. "Toxic" şarkısıyla tanınan sanatçı Instagram'da bir gönderi paylaştı ve hayranlarına "yakında bir at satın alacağını" söylerken şaşkın görünüyordu.

Spears, kumsalda ata binerken çekilmiş fotoğrafını paylaştı ve ekledi:

O kadar çok seçenek var ki biraz zor!!! Sophie adında bir at ve Roar adında başka bir at.

The Independent yorum için Spears ve Asghari'nin temsilcileriyle iletişime geçti ancak henüz yanıt alamadı.


Pink boşanma sürecindeki Britney Spears'a destek için şarkı sözlerini değiştirdi

AP
AP
TT

Pink boşanma sürecindeki Britney Spears'a destek için şarkı sözlerini değiştirdi

AP
AP

Pink son konserinde, Britney Spears'ın boşanma sürecinde şarkıcıya destek olmak amacıyla şarkı sözlerini değiştirdi.

16 Ağustos Çarşamba günü, bir yıldan biraz fazla süren evliliklerinin ardından pop yıldızının Sam Asghari'den ayrıldığı bildirildi.

29 yaşındaki Asghari'nin Spears'la paylaştıkları evden taşındığı düşünülürken, bir kaynak da "Sam'in boşanma davası açması an meselesi" iddiasında bulundu.

TMZ, Spears'ın kendisini aldattığı söylentileri üzerine, Asghari'nin şarkıcıyla yüzleşmesinin ardından çiftin ilişkisinin bozulduğunu bildirdi. Yayın kuruluşu, bu söylentiyi doğrulayamadığını belirtti ancak iddiaların çift arasında "çok büyük bir kavgaya" neden olduğunu ekledi.

Spears'la arkadaş olan Pink, 17 Ağustos Perşembe günü desteğini açıkça dile getirmek için yıldızın adının geçtiği şarkılarından birinin sözlerini değiştirdi.

İlk kez 2001'de piyasaya sürülen "Don't Let Me Get Me" şarkısının orijinal sözlerinde Pink şunları söylüyor:

Bıktım kıyaslanmaktan/ Lanet Britney Spears'la/ O çok güzel/ Ki ben değilim işte.

Ancak şarkıcı son konseri sırasında "lanet" kelimesini "tatlı"yla değiştirdi. Şarkı sözünün değiştirilmesinin ardından seyircilerin alkışladığı duyuldu.

O anın görüntüleri Instagram'da paylaşıldı. Kısa video viral hale gelirken, birçok hayran Pink'i bu jestinden dolayı kutladı.

Ne Spears ne de Asghari ayrılık söylentilerine henüz kamuoyu önünde değindi. Ancak Spears haberlerin çıkmasından beri ilk yorumunu 16 Ağustos Çarşamba günü yaptı. "Toxic" şarkısıyla tanınan sanatçı Instagram'da bir gönderi paylaştı ve hayranlarına "yakında bir at satın alacağını" söylerken şaşkın görünüyordu.

Spears, kumsalda ata binerken çekilmiş fotoğrafını paylaştı ve ekledi:

O kadar çok seçenek var ki biraz zor!!! Sophie adında bir at ve Roar adında başka bir at.

The Independent yorum için Spears ve Asghari'nin temsilcileriyle iletişime geçti ancak henüz yanıt alamadı.

Independent Türkçe


Michael Cera az kalsın menajeri yüzünden Barbie'deki rolünü kaybediyormuş

Fotoğraf: AFP
Fotoğraf: AFP
TT

Michael Cera az kalsın menajeri yüzünden Barbie'deki rolünü kaybediyormuş

Fotoğraf: AFP
Fotoğraf: AFP

Michael Cera, Greta Gerwig'in Barbie'sinde hayranların favorisi olan Allan'ı oynama şansını nasıl neredeyse elinden kaçıracağını açıkladı.

35 yaşındaki Kanadalı aktör, Margot Robbie'nin hayatının amacını keşfetmek için gerçek dünyaya adım atmak zorunda kalan ve filme ismini veren bebeği canlandırdığı gişe rekortmeni filmde, Mattel'in üretimden kaldırılan bebeğini canlandırıyor.

Nevi şahsına münhasır Allan'ı tuhaf ve uyumsuz bir karakter olarak canlandıran Cera, komedi filminin geçen ay sinemalarda gösterime girmesinden sonra izleyicilerin beğenisini hemen kazandı.

Çok Fena (Superbad) filminin yıldızı, yakın zamanda GQ'ya verdiği video röportajında, oyuncu kadrosuna "tam son dakikada" seçildiğini söyledi.

Cera, "Menajerim proje için müsait olup olmadığımı kontrol etmek amacıyla beni aradı ve 'Bu filmle ilgili bir telefon aldım, Barbie filmi, Greta Gerwig yönetiyor ve 4 ay civarında bir süreyle Londra'da çekiliyor. Ben de onlara muhtemelen Londra'ya gitmek istemeyeceğin için muhtemelen bu filmde oynamak istemeyeceğini söyledim' dedi" diye anlattı:

Ben de 'Ne?! Ne demek istiyorsun? Onları geri ara' dedim. Yani, işi berbat falan etmedi ama 'Onların beklentilerini, bunu yapmak istemeyebileceğin ihtimaline göre idare ettim' dedi. Ben de 'Nasıl yapmam? Yapmam gerek' dedim.

Juno'da da oynayan Cera, Uğur Böceği (Lady Bird) filminin yönetmeni Gerwig'le e-posta yoluyla bağlantı kurarak rolü oynayıp oynayamayacağını sorduğunu açıkladı.

Rolü konuşmak için Zoom'a geçtikten sonrasını anlatan Cera şunu söyledi:

O andan itibaren her şey çok hızlı gelişti.

Aktör kendi sözleriyle, Allan'ı "dünyada gerçek bir yeri olmayan", "üzgün bir figür" diye tanımladı.

Cera, "Allan aslında çok kısa bir üretim süreci geçirmiş gerçek bir oyuncak bebeğe dayanıyor" diye ekledi. Allan 1964’te Barbie'nin erkek arkadaşı Ken'in en iyi arkadaşı olarak tanıtılmış ancak düşük satışlar nedeniyle iki yıl sonra, 1966'da üretimi durdurulmuştu.

21 Temmuz'da gösterime giren Barbie şimdiden çeşitli gişe rekorlarını kırdı.

Yapım, dünya çapında 1 milyar doları aşan gişe satışıyla, bir kadın yönetmenin en yüksek hasılat elde eden filmi olarak tarihe geçti.

16 Ağustos Çarşamba açıklanan rakamlara göre Barbie'nin ABD’deki gişe hasılatı 537,5 milyon dolara ulaşarak Christopher Nolan'ın 2008 yapımı süper kahraman filmi Kara Şövalye'nin (The Dark Knight) (536 milyon dolar) önüne geçti ve Warner Bros'un ABD’de en yüksek hasılat elde eden filmi oldu.


ABD'deki üniversite "Taylor Swift'in Psikolojisi" dersi açıyor

Fotoğraf: AP
Fotoğraf: AP
TT

ABD'deki üniversite "Taylor Swift'in Psikolojisi" dersi açıyor

Fotoğraf: AP
Fotoğraf: AP

Arizona Eyalet Üniversitesi bu sonbaharda hevesli öğrencilere "Taylor Swift'in Psikolojisi - Sosyal Psikolojinin İleri Konuları" adlı yeni bir ders açacak.

ASU News tarafından yayımlanan bir haberde kurum, yeni eklentiyi psikoloji öğrenimine "hızlı" (swift) bir yaklaşım olarak duyururken, pop yıldızı ve hayranlarını parasosyal ilişkilerin en önemli örneği olarak kullanarak öğrencilerin konuyu eğlenceli ve ilgili bir şekilde keşfedebileceklerini umduğunu ifade etti. Okula göre ders aynı zamanda Swift'in şarkılarında, hayatında ve gönül ilişkilerinde bulunan sosyal psikoloji temalarına da değinecek.

Bu sonbaharda dersi verecek psikoloji bölümü doktora öğrencisi Alexandra Wormley, "Kurs temel olarak Taylor Swift'i farklı fenomenlerin  (dedikodu, ilişkiler, intikam) bir dönemlik örneği olarak kullanıyor" dedi. Wormley, Cruel Summer'la tanınan şarkıcının hayranı olun ya da olmayın, "dersin onu ne kadar sevip sevmediğimize dair bir seminer olmadığını, psikoloji hakkında bilgi edinebilmek istediklerini" vurguladı.

Taylor Swift'i neden ileri psikolojiyle eşleştirmek istediği sorulduğunda Wormley, Swift'in Arizona eyaletinin Glendale kentindeki performansını izledikten sonra ilham aldığını söyledi. Ertesi gün birkaç araştırma görevlisiyle birlikte laboratuvardaymış ve "onunla ilgili bir derse bayılacakları esprisini yapmışlar".

Wormley daha sonra potansiyel bir Taylor Swift psikoloji dersinin nasıl görüneceğine dair pek de ciddi olmadan "kaba bir taslak" hazırladığını ve daha sonra bunu bölümüne sunduğunu söyledi. Şoke edici bir şekilde, beğenmişler.

Kendisi sıkı bir Swift hayranı olmasa da Wormley, şarkıcı-söz yazarına duyulan takdirin kendisine de geçmesine yol açacak kadar yakın mesafede bulunduğu bir hayran varmış. Sanatçıya ilgi duymasını sağlayan kişi olarak partnerinin kız kardeşini işaret ediyor:

Taylor Swift hakkında bildiğim neredeyse her şeyi partnerimin kız kardeşinden öğrendim, kendisi ezelden beri bir Swiftie. Ders konularının şekillenmesinde büyük rol oynadı. Onun coşkusu oldukça bulaşıcı, bu yüzden iki yıl içinde kayıtsız biriyken geçen yıl Spotify'da Swift'i en çok dinleyenlerden biri oldum.

Doktora öğrencisi müfredata gelince, "Taylor Swift albümünden bir temayı" sosyal psikolojinin birçok konusundan biriyle ilişkilendirmeyi planladığını söylüyor. Wormley, Swift'in Reputation albümünü çevreleyen popüler kültür dramasını, özellikle intikam kavramını keşfetme açısından potansiyeli olan bir Swift albümüne örnek olarak gösteriyor.

Swift'in eski çift Kim Kardashian ve Kanye West'le kamuoyu önünde yaşadığı çatışmaların ardından, "onlardan ve daha geniş medya ortamından intikamını, inanılmaz başarılı bir albüme imza atıp stadyum turnesine çıkarak" aldığını söylüyor. Wormley ayrıca toplum olarak neden intikamdan hoşlandığımızı ve bunu neden yaptığımızı "sosyal psikolojinin bize söyleyebileceğini" belirtiyor.

Wormley'e göre sosyal psikolojiyi Taylor Swift'in yaşamı ve çalışmaları üzerinden öğretmek kavramları daha ilgi çekici hale getirecek. Doktora öğrencisi, araştırmaların "öğrenciler ders materyallerini kendi yaşamlarıyla ilişkilendirebildiğinde, anlama ve akılda tutmanın arttığını" ortaya koyduğunu söyledi.

Sosyal medyada, üniversite sınıfının haberi Swift hayranları tarafından övgü yağmuruyla karşılandı ve birçoğu derse kaydolmak isteyeceklerini açıkladı.

Bir kişi "Hemen döneceğim, ASU'ya kaydoluyorum ve Swiftizm üzerine doktora yapmak istiyorum" diye tweet atarken, bir başkası "Bu dersten en yüksek notla geçerdim" dedi.


Millie Bobby Brown düğün hazırlığı yapmanın "çok eğlenceli" olduğunu söyledi

Millie Bobby Brown 19, nişanlısı Jacob Hurley Bongiovi'yse 21 yaşında (Instagram)
Millie Bobby Brown 19, nişanlısı Jacob Hurley Bongiovi'yse 21 yaşında (Instagram)
TT

Millie Bobby Brown düğün hazırlığı yapmanın "çok eğlenceli" olduğunu söyledi

Millie Bobby Brown 19, nişanlısı Jacob Hurley Bongiovi'yse 21 yaşında (Instagram)
Millie Bobby Brown 19, nişanlısı Jacob Hurley Bongiovi'yse 21 yaşında (Instagram)

Millie Bobby Brown, düğün planlamaya başladı.

Women's Wear Daily'nin 14 Ağustos'ta yayımladığı röportajda 19 yaşındaki oyuncu, nişanlısı Jake Bongiovi'yle düğün planlamanın nasıl gittiğinden bahsetti. Brown, "Şunu söyleyebilirim ki planlama devam ediyor. Çok eğlenceli ve hayatımdaki çok heyecan verici bir dönem" dedi.

2021'den beri flört eden Brown ve Bongiovi nişanlandıklarını nisanda duyurmuştu. Bununla birlikte Brown röportajda, yaklaşan evlilikleri hakkında neyi paylaşıp neyi paylaşmayacağı konusunda seçici olmaya çalıştığını söyledi.

"Muhtemelen gizlemeyi düşünüyorum çünkü hayatta sadece bir kez yaşayabileceğiniz sınırlı an var. Herkesin fikirlerinin ve gözlerinin buna bakması bana doğal gelmiyor" dedi. Brown, "Bu yüzden bu tür şeyleri, hayattaki bu küçük değerli anları gizli tutmanın önemli olduğunu hissediyorum" diye ekledi.

Stranger Things'in oyuncusu ve rock şarkıcısının oğlunun nişanlandığı söylentileri ilk kez, Brown'ın Instagram gönderisinde sol elinde nişan için olduğu anlaşılan bir yüzükle çiftin fotoğrafını paylaşmasıyla çıkmıştı. Brown, bu gönderinin altına Taylor Swift'in "Lover" adlı parçasının şarkı sözlerini yazmıştı.

"Seni üç yazdır seviyorum tatlım, hepsini istiyorum" diye yazan Brown, beyaz bir kalp emojisi eklemişti. Bongiovi de kendi hesabından paylaşım yaparak çiftin aynı yerde çekilmiş iki fotoğrafının yanına sadece "sonsuza dek" yazmıştı.

Nişan ilk duyurulduğunda, sosyal medya kullanıcıları çiftin evlenmek için yeterince büyük olup olmadığını sorgulayınca Bongiovi'nin babası Jon Bon Jovi, SiriusXM'in Radio Andy programında tepkilere yanıt vermişti.

Programa katılan şarkıcı, sunucu Andy Cohen'e şunları demişti: 

Doğru partneri bulup beraber büyüdüyseniz yaş önemli mi bilmiyorum.

Bon Jovi şunları ekleyerek, çocuklarının "beraber büyüyebildikleri" doğru partnerleri bulacağına güvendiğini söylemişti: 

Tavsiyem gerçekten beraber büyümenin akıllıca olduğudur. Bence çocuklarımın hepsi birlikte büyüyebileceklerini düşündükleri kişiler buldu ve biz hepsini seviyoruz. Millie harika biri. Tüm ailesi harika. Jake çok ama çok mutlu.

Çift, nişanlarını kutlamak için mayısta özel bir parti vermiş, Brown'un profesyonel kuaförü Peter Burkill, çiftin kutlama fotoğraflarını Instagram'da paylaşmıştı. Bir fotoğrafta Brown ve Bongiovi'nin önünde poz verdiği kalp şeklinde beyaz balonları süsleyen ışıklı tabelada şunlar yazıyordu: 

Bay ve Bayan Bongiovi.

Burkill, gönderinin altına "Bu güzel çifte tebrikler!" diye yazmıştı.

Brown ve Bongiovi ilk kez Haziran 2021'de, Godzilla vs Kong'un yıldızı o yıl kasımda ilişkisini Instagram'da resmileştirmeden önce romantik bir bağ kurmuştu. Brown, London Eye'a bindiklerinde o dönem erkek arkadaşı olan Bongiovi'nin kendisini yanağından öptüğü bir fotoğraf paylaşmıştı. Çift Mart 2022'de, Londra'daki Royal Albert Hall'da düzenlenen BAFTA ödüllerinde ilk kez kırmızı halıda beraber boy göstermişti.


Stephen King, eleştirmenleri ikiye bölen filme hayran oldu

38 yaşındaki Chazelle'in 5. filmi Babylon, 63 milyon dolar hasılat yapmıştı (Paramount Pictures)
38 yaşındaki Chazelle'in 5. filmi Babylon, 63 milyon dolar hasılat yapmıştı (Paramount Pictures)
TT

Stephen King, eleştirmenleri ikiye bölen filme hayran oldu

38 yaşındaki Chazelle'in 5. filmi Babylon, 63 milyon dolar hasılat yapmıştı (Paramount Pictures)
38 yaşındaki Chazelle'in 5. filmi Babylon, 63 milyon dolar hasılat yapmıştı (Paramount Pictures)

Ünlü korku yazarı Stephen King, başrollerini Margot Robbie'yle Brad Pitt'in paylaştığı, izleyicileri ve eleştirmenleri ikiye bölen kara komedi Babylon'dan övgüyle söz etti. 

Prömiyeri 2022'de yapılan Babylon, Hollywood'un ilk dönemlerini merkeze alıyordu. Eleştirmenleri kutuplaştıran film, sinemanın sessiz dönemden çıkış sürecinde birkaç oyuncunun yükseliş ve çöküşünü anlatıyordu. 

Bazıları Babylon'un hırsını, ihtişamını, performanslarını ve dönemi incelikli bir şekilde keşfetmesini alkışlarken, diğerleri aşırı doldurulmuş ve dağınık olduğunu düşündü.

75 yaşındaki King de filmle ilgili görüşlerini bildirenlerin arasına katıldı. Karışık yorumlara aldırmayan King, Damien Chazelle'in üç saatlik filminden övgüyle bahsetti.

Amerikalı yazar, 7 milyonu aşkın takipçisine şöyle yazdı:

Belki bu filmden çok benim hakkımda bir şey söylüyordur ama BABYLON'un son derece zekice olduğunu düşündüm: Abartılı, aşırı, komik, düşündürücü. Kötü eleştiriler alan ve 20 yıl sonra klasik olarak anılacak filmlerden biri olabilir.

Whiplash, Aşıklar Şehri (La La Land) ve Ay'da İlk İnsan'ın (First Moon) Oscarlı yönetmeni Damien Chazelle imzasını taşıayn film, üç dalda Akademi Ödülü'ne aday gösterilse de hiçbirini kazanmayı başaramamıştı.

Independent Türkçe, ScreenRant, Huffington Post