Sudan'da ordu ile Hızlı Destek Kuvvetleri nüfuz mücadelesi mi yoksa beka mücadelesi mi veriyor?

Egemenlik Konseyi Başkanı Orgeneral Burhan ve HDK Komutanı Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu (Hamideti) Aralık 2022’de, siyasi krizi sona erdirecek anlaşmanın imza törenine katıldılar.
Egemenlik Konseyi Başkanı Orgeneral Burhan ve HDK Komutanı Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu (Hamideti) Aralık 2022’de, siyasi krizi sona erdirecek anlaşmanın imza törenine katıldılar.
TT

Sudan'da ordu ile Hızlı Destek Kuvvetleri nüfuz mücadelesi mi yoksa beka mücadelesi mi veriyor?

Egemenlik Konseyi Başkanı Orgeneral Burhan ve HDK Komutanı Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu (Hamideti) Aralık 2022’de, siyasi krizi sona erdirecek anlaşmanın imza törenine katıldılar.
Egemenlik Konseyi Başkanı Orgeneral Burhan ve HDK Komutanı Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu (Hamideti) Aralık 2022’de, siyasi krizi sona erdirecek anlaşmanın imza törenine katıldılar.

Şevki Abdulazim
Sudan’da askerler ile siviller arasındaki siyasi sürecin çöküşünün ayak seslerinin duyulmasının ardından halkın büyük çoğunluğu korku, endişe ve gerginlik içinde olacakları bekliyor. Sudanlılar, ordu ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasında, HDK’nın orduya entegrasyonuyla ilgili görüş ayrılıklarından kaynaklanan ve felakete neden olabilecek sonuçlardan korkuyor.
Orduyu temsil eden heyetin, HDK’nın orduya entegrasyonuna ilişkin takvim ve prosedürler konusunda HDK’nın görüşünü değiştirmemesini protesto ederek 29 Mart çarşamba günü güvenlik ve askeri reform çalıştayının kapanış oturumundan çekilmesiyle iki taraf arasındaki anlaşmazlık doruk noktasına ulaştı. HDK’nın, ordunun yalnızca entegrasyon çalışmalarının yönetmesini ve ordudan dört, HDK’dan iki subayın katılımıyla oluşturulacak ortak güce komuta etmesini istemesi de anlaşmazlığı körükleyen faktörlerden biri oldu.
Çalıştay yönetimi, uzlaşıya dayalı önerilerde bulunmak istediğinde, ordu, oturumun sonlarına doğru geri çekildi. Ordunun bu hamlesi, 1 Nisan'da nihai bir siyasi anlaşmanın imzalanmasıyla başlayacak ve 11 Nisan’da yeni sivil hükümetin kurulması çalışmalarının başlamasıyla sona erecek olan iktidarı sivillere devretmeye yönelik duyurulan siyasi süreci karmaşık hale getirdi.
Mevcut kriz sadece askeri teknik konularla ilgili gibi görünse de aslında bu krizin, nihai anlaşmanın imzalanmasından sonraki siyasi ve ekonomik alanda nüfuz ve rol arayışında olan ordu ile HDK arasında perde arkasında kalan başka bir siyasi yönü daha var. 
İki rakip gücün her birinin nüfuzu diğerini etkileyeceğinden ordu, özellikle nihai anlaşma, sivillere iktidar üzerinde büyük bir hakimiyet verilmesini ve askeri güçlerin en azından kurumlar adına siyasi ve ekonomik faaliyetlerden uzaklaştırılmasını öngördüğünden ülkenin siyasi ve ekonomik geleceğinin yalnızca ordunun elinde olmasını sağlamak amacıyla Sudan Egemenlik Konseyi Başkan Yardımcısı ve Hızlı Destek Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu (Hamideti) liderliğindeki HDK'yı dizginlemek için en uygun zamanın anlaşmanın imzalanması öncesi olduğuna inanıyor.
GettyImages
Sudan Egemenlik Konseyi Başkan Yardımcısı ve Hızlı Destek Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu (Hamideti).
Ordu, bu yarışta büyük kazanımlar elde etmek için özellikle sivillerin ve uluslararası toplumun, sivil bir hükümetin kurulması ve ordunun 25 Ekim 2021 tarihinde iktidarı ele geçirmesiyle duran demokratik geçiş sürecinin yeniden tesis edilmesini öngören bir anlaşmaya varılması talebiyle HDK’nın komuta kademesine baskı yapabileceğine emin olduğundan bu sürece odaklanabilir.
Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre ordu komutanları, siyasetten uzaklaşmayı ve iktidarı sivillere devretmeyi istediklerini açıklasalar da bu adımı fazla idealist buluyorlar. Bu sebeple siyasi sürecin bu kritik aşamasında, özellikle dış ilişkiler konusunda, çerçeve anlaşmayı imzalayan sivil güçlerle aralarında bazı gündemleri dayatmak ve geleneksel yahut ilan edilmemiş anlaşmalara varmak istediler.
Buradan ordunun bir sonraki geçiş döneminde üstleneceği görevleri ve dosyalarını gizli tutmaya çalıştığı anlaşılıyor. Bu dosyalar arasında 2020 yılında Egemenlik Konseyi Başkanı Orgeneral Burhan ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun Uganda'nın başkenti Entebbe'daki ünlü tokalaşmayla başlayan İsrail ile ilişkiler dosyasının yanı sıra Rusya, ABD ve Çin'in rekabet halinde olduğu ve her birinin tamamen kontrol etmeye çalıştığı Kızıldeniz kıyıları dosyası da yer alıyor.
Ömer el-Beşir rejimi daha önce Rusya ile Sudan kıyılarında deniz üssü kurmasının önünü açan bir anlaşma imzalamıştı. Bu anlaşma çerçevesinde Rusya Donanması’nın gemileri fiilen Port Sudan limanına yanaşıyordu. Ancak ABD ve Kızıldeniz'e kıyısı olan bazı Körfez ülkeleri, buna itiraz ettiler. Fakat bu dosya, ordunun kabul etmesinin beklenmediği mükemmel bir güvenlik dosyası olduğundan Ordu Komutanı Orgeneral Burhan, Sudan kıyılarından ve limanlarından sorumlu bir general atadı.
Dış ilişkilerle kesişen diğer bir güvenlik dosyası ise Sudan'ın batı sınırları olarak ön plana çıkıyor. Bunlar, güvenliği kırılgan olan ülkelere komşu olan ve Rus paralı asker grubu Wagner üyelerinin, bu ülkelerdeki huzursuzluktan yararlanarak büyük bir rahatlıkla hareket ettiği sınırlar. Başta Fransa olmak üzere geçmişte Afrika'da varlığı olan Avrupa ülkeleri ile nüfuz alanında rekabet edebiliyorlar. Bu yüzden özellikle Avrupalılar, ordunun bu dosyayla ilgilenmesini zorunlu kılıyor.
Tüm bu dosyaların, geçiş döneminde ordunun güvenlik ve savunma alanında üzerinde mutabık kaldığı görevlerin yanı sıra diğer dosyalarda da etkisini artırması için uygun bir bahane olacağına şüphe yok. Bu yüzden ordu komutanları, sivillere baskı yapmak ve onları sivil hükümetteki gizli varlıklarını kabul etmeye, ordunun 2021 yılının ekim ayında iktidarı ele geçirmesinden sonra kurulan dış ilişkileri sürdürmelerini sağlayan dosyalardan ve rollerden feragat etmeye önceden hazırlamak zorundalar.

Önce düzelt sonra birleş
HDK Komutanlığı, Sudan ordusuna entegrasyondan önce, orduda reform yapılması ve 30 yıllık siyasal İslamcı rejim sırasında orduyu etkileyen yanlışların düzeltilmesini istiyor.
HDK Komutanı Hamideti, komuta ettiği güçlerin ‘İslamcıların ordusuna’ entegre edilmesine karşı olduğunu defalarca kez dile getirdi. Ordu, birçok kişi tarafından Ömer el-Beşir rejiminin son kalesi olarak görülüyor. Beşir’in iktidarı sırasında siyasal İslamcılar orduda söz sahibiydiler ve o dönemde Harp Okulu'na kabul şartlarının başında siyasal İslamcılara bağlılık geliyordu.
Siyasal İslamcılar ise Beşir rejiminin düşmesinden bu yana Korgeneral Hamideti'yi bir hain olarak görüyorlar. Siyasal İslamcılara göre Hamideti, devrimcileri destekledi ya da en azından rejimi korumayı başaramadı.
HDK’nın paralel bir güç olarak ortaya çıkması, ordunun etkisini azalttı. Bu yüzden siyasal İslamcılar için HDK’nın orduya entegre edilmesi, siyasi süreç ister başarılı olsun ister çöksün, geri adım atmayacakları stratejik bir hedef haline geldi.

Askeri kriz
Siyasal İslamcıların ne istedikleri, basın kuruluşlarında ve sosyal medya hesaplarında açıkça görülüyor. Ordu ile HDK arasındaki uçurumu kapatmamaya özel önem veren bu kuruluşlar ve hesaplar, HDK’yı kendi koruması olarak tanımlayan Ömer el-Beşir’in iktidarı sırasında sahip oldukları özel statüyü korumak için ordu subaylarının HDK’ya olan olumsuz bakış açılarından yararlanıyorlar. HDK üyeleri, Harp Okulu'ndan mezun olmazken askeri rütbelere de sahip değiller. Ordu personelinin aldığı gibi profesyonel askeri eğitimden de yararlanmadılar. Bu nedenle gerek aktif görevde gerek emekli olsun askeri personel HDK’nın lağvedilmesine büyük çapta destek veriyor.
Sudan Ekim 2022’de, demokratik sürecin engellenmesinin protesto edildiği gösterilere sahne oldu.
Ortak gücün komutasını üstlenme konusundaki kriz, taraflardan her birinin diğerinden sakladığını ortaya çıkarırken bunun da ötesinde ordu ve HDK’nın meselelerinde sivillerin varlığını, adeta ‘cam keserken araya camın kırılmasını önlemek için konulan sünger’ olarak kullandıkları anlaşıldı. HDK Komutanı Hamideti’nin bir sivilin HDK’nın orduya entegrasyonunu yönetmekten sorumlu ortak güce başkanlık etmesi çağrısının hatırlatılması buna verilecek en iyi örnek oldu. Ordu ise bu süreci başkomutan ya da yüksek rütbeli bir subayın yönetmesinde ısrarcı davranıyor. Bu, aynı zamanda iktidar ve devlet yönetimi ile ilgili sivil meselelerin çözüme kavuşturulmasına ve demokratik geçişin geri dönüşünün bir işareti olarak kabul ediliyor.
Son dönemde siyasi sürecin önüne çıkan zorluklar, Sudan'da demokratik geçişin geleceği ve yaklaşan geçiş dönemi açısından nüfuzlu tarafların önemli ölçüde tasnif edilmesine neden oldu. Başlangıçta mesele, darbeyi sona erdirmeye çalışan sivil bir bloğa karşın askerlerin ve sivillerin dahil olduğu darbeci blok ile sınırlıydı.
Tökezleyen ve zorluklardan geçen siyasi sürecin belki de parlak yanı çatışmanın iki askeri yapı arasında sınırlı kalmasıdır. Birbirilerine fazla güvenmedikleri ortadaydı. Her birinin anlatmaya can attığı bir hikayesi vardı. Mükemmel bir uyum içinde çalıştıkları ve siyam ikizi gibi oldukları dönem sona erdi.
Siyasi sürecin başlamasıyla darbeci blok, askeri bir blok ve kendisini Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri (ÖDBG) olarak adlandıran sivil bir blok olarak ikiye ayrıldı. Ardından ÖDBG-Demokratik Blok çerçeve anlaşmanın taraflarından biri oldu. Komünist Parti liderliğindeki çerçeve anlaşmayı imzalamayı reddeden başka bir blok da siyaset sahnesinde bir güç olmayı başardı.
Siyasi sürecin sonunda, mevcut siyasi süreç ve hatta belki de tüm siyasi süreçlerinin geleceği üzerinde en büyük etkiye sahip olan üç blok ortaya çıktı. Bunlardan birincisi çerçeve anlaşmayı imzalayan sivil blok, ikincisi HDK’nın, üçüncüsü ise Sudan ordusunun temsil ettiği askeri bloklardı.
Siyasi sürecin her şeye rağmen, sona ulaşma ve yeni bir geçiş hükümeti kurma şansının halen yüksek olduğu söylenebilir. Bu şanslar, en başta darbeci komutanların siyasi sürece katılmarını gerektiren faktörlere dayanıyor. Çünkü darbeden çıkışları artık kolay değil. Artık daha fazla bedel ödenmesi gereken bir karar haline geldiğinden silahlı çatışmaya yol açabilir. Buna darbeden sonra devleti yöneteme ve katı uluslararası kısıtlamalar nedeniyle vatandaşların ihtiyaçlarını karşılama konusundaki başarısızlıkları eşlik ediyor.



Bağdat neden silahlı grupların eylemlerine karşı koyamıyor?

Kerkük Uluslararası Havalimanı’nda Haşdi Şabi güçlerine ait bir merkeze düzenlenen hava saldırısının ardından dumanlar yükseldi (Reuters)
Kerkük Uluslararası Havalimanı’nda Haşdi Şabi güçlerine ait bir merkeze düzenlenen hava saldırısının ardından dumanlar yükseldi (Reuters)
TT

Bağdat neden silahlı grupların eylemlerine karşı koyamıyor?

Kerkük Uluslararası Havalimanı’nda Haşdi Şabi güçlerine ait bir merkeze düzenlenen hava saldırısının ardından dumanlar yükseldi (Reuters)
Kerkük Uluslararası Havalimanı’nda Haşdi Şabi güçlerine ait bir merkeze düzenlenen hava saldırısının ardından dumanlar yükseldi (Reuters)

Birçok Iraklı, ABD ve İsrail ile İran arasındaki bölgesel savaşın ülkeye yansımalarını büyük bir ilgi ve kaygıyla takip ediyor. Gözlemcilere göre bu tedirginlik, İran’a bağlı silahlı grupların, Irak içinde sivil, askeri, diplomatik ve ekonomik hedeflere yönelik füze ve insansız hava aracı (İHA) saldırılarına geniş çapta katılmamış olsaydı, bu boyutta yaşanmayacaktı. Ancak hükümet, yaklaşık 500 saldırıyı aşan bu eylemlere karşı ciddi bir adım atmadı; sadece kınama ve protesto mesajları yayınlamakla yetindi ve saldırıları gerçekleştiren gruplardan tek bir kişi bile tutuklanamadı.

Gün geçtikçe ülke, hükümetin veya siyasi güçlerin herhangi bir karar veya önlem almadan bölgesel çatışmaya dahil oluyor. Bu durum, silahlı grupların güç ve karar tekeline bağlı olarak gerçekleşiyor. Halk ve bazı siyasi isimler arasında, hükümetin rolü ve işlevi ile bu grupların etkisi arasındaki sınırlar konusunda ciddi soru işaretleri oluşuyor.

Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin (Kürt), Cumartesi günü yaptığı açıklamada, ülkenin yönetiminde uygulanan “Şii politikası” karşısındaki şaşkınlığını dile getirdi. Bakan Hüseyin “Şii siyasetçiler bu politika ile bizi mahvetti. Bir yandan Amerika’yı eleştiriyorlar, öte yandan ABD Başkanı Donald Trump’ın bir tweetine yanıt veriyorlar” dedi. Buradaki tweet, “Koordinasyon Çerçevesi”nin Nuri el-Maliki’yi başbakan adayı göstermesini reddeden ifadeye işaret ediyordu.

Hüseyin ayrıca, “Hiç kimse Haşdi Şabi ile silahlı gruplar arasındaki farkı tam olarak bilmiyor. Bazıları Haşdi araçlarını ve kimliklerini kullanıyor. Haşdi, resmi bir güvenlik kuruluşuyken, yasa dışı silahlı gruplar farklıdır ve bu durum ülke dışında yanlış bir algı yaratıyor. Amerikalılar da biliyor ki bazı grupların üyeleri Haşdi bünyesinde bulunuyor” ifadelerini kullandı.

İran ile ideolojik bağ

Şarku’l Avsat’a konuşan Akademisyen ve Siyasi Düşünce Merkezi Başkanı İhsan el-Şemri, hükümetin silahlı gruplara karşı koyamamasının birden fazla iç içe faktöre bağlı olduğunu vurguladı. Bu faktörlerden biri, grupların İran ile ideolojik ve askeri bağlarının güçlenmesi. Şemri, “Bu bağ, gruplara özellikle siyasi alanda büyük güç sağladı. Onlara yapılacak herhangi bir saldırı, fiilen İran’a yönelik bir saldırı olarak algılanıyor ve İran’ın etkisini zayıflatma girişimi sayılıyor” dedi.

Şemri, 2018 sonrası silahlı grupların Irak devletinde daha da güçlendiğini, siyasi kanatlarının devlet kurumlarına girdiğini ve kazandıkları siyasi dokunulmazlık sayesinde hesap vermekten muaf olduklarını belirtti. Şemri “Bugün biliniyor ki bu grupların parlamentoda yaklaşık 100 milletvekili bulunuyor” dedi.

Ayrıca Şemri, silahlı grupların devletin birçok kilit noktasında sağlam bir yer edinmiş olmasının yanı sıra, mevcut hükümetin partiler arası paylaşım yoluyla oluşturulduğunu ve bu süreçte silahlı grupların rolünün belirleyici olduğunu söyledi. Bu durum, hükümetin bu gruplara karşı siyasi veya güvenlik anlamında hareket etmesini zorlaştırıyor.

Siyasi iradenin eksikliği

Şemri, hükümetin silahlı gruplara karşı koyamamasının diğer bir nedeni olarak, özellikle Şii siyasi aktörler arasındaki siyasi iradenin eksikliğini gösteriyor. Ona göre Şii aktörler hâlâ “Bu grupların faaliyetlerini zayıflatmak doğru değil, çünkü koordinasyon çerçevesi içinde ciddi güçleri var” anlayışıyla hareket ediyor. Bu nedenle, çerçevenin ılımlı kanadının bu gruplara karşı herhangi bir adımı desteklemesi zorlaşıyor.

Şemri ayrıca, önceki hükümetlerin de silahlı grupların etkisini kırmada başarısız olduğunu, programlarında silahın sadece devlete ait olmasını güvence altına alma niyetlerine rağmen, grupların gücü karşısında hareket edemediklerini ifade etti. Hükümetin bu gruplara karşı harekete geçmesi durumunda, çatışma veya iç savaş riski bulunduğu da belirtiliyor.

“Koordinasyon Çerçevesi” silahlı grupları meşrulaştırdı

Analist ve eski diplomat Dr. Gazî Faysal, hükümetin gruplara karşı koyamamasının nedenlerini açıklarken, “Koordinasyon Çerçevesi’ndeki bazı liderler ve partiler, silahlı grupları kurdu ve varlıklarını meşrulaştırdı; ya Haşdi Şabi’ye entegre ederek yasal statü kazandırdılar, ya da sürekli savunarak hesap vermelerini engellediler” dedi.

Faysal, “Irak’ta İran’ın etkisi altında, toplam 34’ten fazla silahlı grup bulunuyor. Bunların 6’sı ABD yaptırımları altındadır ve tamamı İran’ın velayetini tanıyor. Bu, onlara ülkede koruma ve hesap vermekten kaçma fırsatı sağlıyor” ifadelerini kullandı.

Faysal, silahlı grupların koordinasyon çerçevesiyle bağlantılı olduğunu, hükümetin talimatlarına ve Necef’teki dini otorite görüşlerine bağlı olmadıklarını belirtti. Bu gruplar yalnızca İran’ın velayeti ve İran Devrim Muhafızları’nın direktiflerine uyuyor.

Bu sebepler ve diğerleri nedeniyle, hükümetin silahlı gruplara karşı koyma kapasitesinin olmadığına dikkat çeken Faysal, hükümetin birçok unsur ve liderini tanımasına rağmen bu grupların gerçekleştirdiği saldırılara müdahale etmediğini, örneğin Irak İstihbarat Dairesi’ni, Başbakan Mustafa el-Kazımi’nin evini ve Kürt liderlerin Erbil ve Duhok’taki evlerini hedef alan saldırılara karşı harekete geçmediğini ifade etti.


Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar: Gazze’de İzzeddin el-Kassam’a bağlı bir saha komutanı kaçırıldı

Kasım ayında Gazze Şehri’nde İzzeddin el-Kassam Tugayları’ndan savaşçılar (EPA)
Kasım ayında Gazze Şehri’nde İzzeddin el-Kassam Tugayları’ndan savaşçılar (EPA)
TT

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar: Gazze’de İzzeddin el-Kassam’a bağlı bir saha komutanı kaçırıldı

Kasım ayında Gazze Şehri’nde İzzeddin el-Kassam Tugayları’ndan savaşçılar (EPA)
Kasım ayında Gazze Şehri’nde İzzeddin el-Kassam Tugayları’ndan savaşçılar (EPA)

Gazze’nin güneybatısındaki Tel el-Hava’da bugün (Pazar) kimlikleri tespit edilemeyen silahlı kişiler, Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları’nda görevli bir saha komutanını kaçırdı. Bu olay, son haftalardaki artan silahlı gerilimlerin yeni bir göstergesi olarak değerlendiriliyor.

Hamas yakın kaynaklar Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, kaçırılan kişinin Kassam Tugayları’nda bir birliği komuta ettiğini belirtti. Pazar akşamı Tugay’a bağlı büyük bir güvenlik gücü Gazze sokaklarına konuşlandırıldı ve kaçıran kişilerin içinde olduğu şüpheli iki araç peşine düştü.

Gazze’nin farklı bölgelerinde yoğun silah sesleri duyuldu; kaynaklar bunun, kaçıran unsurların peşine düşülmesinden kaynaklandığını belirtti.

Hamas kaynaklarından alınan bilgilere göre kaçırma operasyonunun arkasında özel bir İsrail gücü veya İsrail ile iş birliği yapan silahlı bir çete unsurları olma ihtimali yüksek.

Bu olay, Pazar günü Hamas hükümetine bağlı bir güvenlik görevlisine yönelik suikast girişimiyle eş zamanlı gerçekleşti. Hedef, aynı zamanda Kassam Tugayları’nda aktif bir liderdi; saldırı sonucunda hafif şekilde yaralanırken, saldırganlardan biri yakalandı.

Son haftalarda Gazze Şeridi’nde İsrail destekli bazı silahlı çetelerin sık sık sızma girişimleri gözlemlendi. Bu durum zaman zaman Kassam Tugayları ile çeteler arasında çatışmalara yol açtı. Ayrıca, iki hafta önce Han Yunus’ta yaşandığı gibi bazı Kassam unsurlarına saldıran insansız hava araçları (dronlar) da kullanıldı; bu saldırılarda bazı Kassam üyeleri hayatını kaybetti.

dffdv
Gazze’nin merkezinde Filistinliler, İsrail’in polis aracını hedef alan saldırının meydana geldiği yeri inceliyor (Reuters)

Yaklaşık iki hafta önce, Hamas kaynakları İsrail kontrolündeki bölgelerde faaliyet gösteren silahlı çetelerle iş birliği yaptığı iddia edilen bir kişinin sorgulanmasının, bu gruplara verilen askeri ve eğitim desteğinin arttığını ortaya koyduğunu aktardı.

Kaynaklar, sorgulama sonucunda, İsrail’in bu çeteleri patlayıcı ve silah taşıyan dronları kullanacak şekilde eğittiğini ve bu dronlardan ateş açılabileceğini doğruladığını belirtti.

Ekim ayında İsrail ve Hamas arasında sağlanan ateşkesin ardından, Gazze’de bir “Sarı Hat” olarak bilinen hayali bir sınır çizgisi oluştu. Bu hat, Hamas’ın kontrolündeki alanları (batı) ve İsrail ordusu ile ona bağlı silahlı Filistin çetelerinin bulunduğu alanları (doğu) ayırıyor.

Hamas kaynakları, sorgulama sonucunda, dron kullanım eğitimlerinin yalnızca saldırı için olmadığını, Han Yunus ve özellikle Gazze’nin kuzeyinde faaliyet gösteren bu silahlı çetelerin, dronları bazı silahları taşımak ve Hamas kontrolündeki uzak bölgelere bırakmak için kullanabildiğini belirtti. Bu silahlar, çetelerin görevlendirdiği uyuyan hücreler aracılığıyla hareket ettirildi.


Bölgesel çatışma yayılıyor: Suriye, Irak’tan kalkan İHA’ları düşürdü

ABD’nin Suriye’deki Kasrak Askerî Üssü’nden çekilmesi, 23 Şubat (AFP)
ABD’nin Suriye’deki Kasrak Askerî Üssü’nden çekilmesi, 23 Şubat (AFP)
TT

Bölgesel çatışma yayılıyor: Suriye, Irak’tan kalkan İHA’ları düşürdü

ABD’nin Suriye’deki Kasrak Askerî Üssü’nden çekilmesi, 23 Şubat (AFP)
ABD’nin Suriye’deki Kasrak Askerî Üssü’nden çekilmesi, 23 Şubat (AFP)

Suriye Savunma Bakan Yardımcısı Samir Ali Oso (Sipan Hemo), Pazar günü yaptığı açıklamada, Irak’tan havalanan ve ülkenin kuzeydoğusundaki bir ABD üssünü hedef alan insansız hava araçlarıyla (İHA) düzenlenen saldırının püskürtüldüğünü duyurdu. Ortadoğu’daki savaşın sürdüğü bir dönemde gerçekleşen saldırıya ilişkin bölgedeki aktivistler ise İHA’ların üs yakınındaki tahıl depolarını da vurduğunu ve ciddi hasara yol açtığını bildirdi.

Oso, X platformu üzerinden yaptığı açıklamada, “Topraklarımızda bulunan Kasrak’taki ABD üssü, Irak topraklarından fırlatılan 4 İHA ile hedef alındı. İHA’lar herhangi bir kayıp yaşanmadan düşürüldü” ifadelerini kullandı. Bakan yardımcısı ayrıca, “Sorumluluğu Irak’a yüklüyor, istikrarımızı tehdit eden bu tür saldırıların tekrarını önlemesi çağrısında bulunuyoruz. Bölgesel ve uluslararası iş birliğinin güvenlik ve istikrar açısından önemini vurguluyoruz” dedi.

SiPan Hamo adıyla bilinen Oso, söz konusu saldırıyı kınarken, bunun iki gün içinde gerçekleşen ikinci saldırı olduğunu belirtti.

Suriye ordusu, Cumartesi günü de Irak’tan havalanan bir İHA ile ülkenin güneydoğusundaki Tenef Üssü’nün hedef alındığını ve saldırının engellendiğini açıklamıştı. Söz konusu üs daha önce ABD güçlerine ev sahipliği yapıyordu. Ordu ayrıca geçen hafta kuzeydoğudaki bir başka üssün Irak’tan fırlatılan füzelerle hedef alındığını duyurdu. Bir Iraklı yetkili saldırının arkasında yerel silahlı bir grubun olduğunu belirtirken, Bağdat yönetiminin olayla bağlantılı 4 kişiyi gözaltına aldığı bildirildi.

Son aylarda, “DEAŞ” ile mücadele kapsamında Suriye’de konuşlu ABD güçleri Tenef ve Şeddadi üslerinden çekilmiş, Kasrak Üssü’nden çekilme sürecini de başlatmıştı.

Irak da 28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırısıyla başlayan Ortadoğu’daki savaşın etkilerinden kaçamadı. İran’a yakın Iraklı gruplara ait mevziler hava saldırılarına hedef olurken, bazı gruplar da Irak ve bölgedeki ABD çıkarlarını hedef aldıklarını açıkladı.

Şarku’l Avsat’ın Suriye resmi haber ajansı SANA’dan aktardığına göre Cumartesi günü Suriye ordusu Irak kaynaklı İHA’larla güneydeki Tenef Üssü’ne yönelik bir saldırıyı püskürttü. Suriye ordusuna bağlı operasyonlar birimi, “Irak topraklarından havalanan İHA’ların Tenef’teki Suriye Arap Ordusu üssünü hedef almaya çalıştığını, ancak etkisiz hale getirildiğini” bildirdi.

regrtfg
ABD hava savunma sistemlerinin Pazar sabaha karşı intihar tipi İHA’ları düşürmesinin ardından Kasrak Üssü yakınındaki bir buğday deposunda maddi hasar oluştu (Fırat Post)

Geçen hafta başında ise Suriye ordusu, Haseke kırsalındaki bir askerî üssün Irak’tan atılan füzelerle hedef alındığını açıklamış, bir Iraklı yetkili saldırının bir Iraklı silahlı grup tarafından gerçekleştirildiğini ifade etmişti.

dsfvbgtrb
Suriye’nin güneydoğusundaki ABD’ye ait Tenef Üssü (Arşiv - Reuters)

Şubat ayında ABD güçleri, Suriye-Irak sınırındaki Tenef Üssü ile Şeddadi yakınlarındaki ve daha önce DEAŞ mensuplarının tutulduğu bir hapishaneyi barındıran üsten kademeli olarak çekilmiş, ardından bölgeye Suriye hükümet güçleri ilerlemişti. Ayrıca Haseke ilindeki Kasrak Üssü’nden çekilme süreci de başlatılmıştı.