Türkiye ve Bahreyn, diplomatik ilişkilerin 50. yılını kutluyor

Bahreyn'in Ankara Büyükelçisi Dr. Ebrahim Yusuf Alabdulla, Türkiye ile Bahreyn arasında diplomatik ilişkiler kurulmasının 50. yıl dönümü dolayısıyla makale kaleme aldı... (AA)
Bahreyn'in Ankara Büyükelçisi Dr. Ebrahim Yusuf Alabdulla, Türkiye ile Bahreyn arasında diplomatik ilişkiler kurulmasının 50. yıl dönümü dolayısıyla makale kaleme aldı... (AA)
TT

Türkiye ve Bahreyn, diplomatik ilişkilerin 50. yılını kutluyor

Bahreyn'in Ankara Büyükelçisi Dr. Ebrahim Yusuf Alabdulla, Türkiye ile Bahreyn arasında diplomatik ilişkiler kurulmasının 50. yıl dönümü dolayısıyla makale kaleme aldı... (AA)
Bahreyn'in Ankara Büyükelçisi Dr. Ebrahim Yusuf Alabdulla, Türkiye ile Bahreyn arasında diplomatik ilişkiler kurulmasının 50. yıl dönümü dolayısıyla makale kaleme aldı... (AA)

Bahreyn'in Ankara Büyükelçisi Dr. Ebrahim Yusuf Alabdulla, Türkiye ile Bahreyn arasındaki ilişkilerin son 50 yılda siyasi, ekonomik, sağlık, eğitim, turizm ve kültür alanlarında önemli ölçüde geliştiğini belirterek, "Bahreyn, Türkiye'nin bölgedeki liderliğini ve Orta Doğu'da istikrar, güvenlik ve refahı artırma çabalarını takdir ediyor." ifadesini kullandı.
Alabdulla, Türkiye ile Bahreyn arasında diplomatik ilişkiler kurulmasının 50. yıl dönümü dolayısıyla makale kaleme aldı.
İki ülke arasındaki diplomatik ilişkilerin 50. yıl dönümünü gururla kutladıklarını kaydeden Alabdulla, iki ülke arasındaki ilişkilerin Osmanlı Devleti'nin bölgede önemli rol oynamasıyla yüzyıllar öncesine dayandığını vurguladı.
Alabdulla, Osmanlı arşivlerinin, Bahreyn ile Türkiye arasında bilinen ilk temasın 1559 yılında Kanuni Sultan Süleyman döneminde gerçekleştiğini ortaya koyduğunu belirterek, "O zamandan beri, ortak değerlerimiz ve ortak çıkarlarımız rehberliğinde ilişkimiz gelişti ve güçlendi." ifadesini kullandı.
Bahreyn ve Türkiye'nin 12 Nisan 1973'te karşılıklı saygıya, ortak değerlere ve daha derin bağlar geliştirme taahhüdüne dayalı bir ilişkinin başlangıcını işaret eden resmi diplomatik ilişkiler kurduğunu kaydeden Alabdulla, şunları kaydetti:
"Bahreyn Krallığı'nın Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçisi sıfatımla, ilişkilerin 50. yıl dönümünü kutlarken ikili ilişkilerimizin yolculuğunu yansıtmaktan onur duyuyorum. Son 50 yılda iki ülke arasındaki ilişkiler sadece siyasi ve ekonomik alanlarda değil, sağlık, eğitim, turizm ve kültür alanlarında da önemli ölçüde gelişmiştir. Bu yıllar boyunca siyasi güvenimiz, en zor zamanlarda gösterilen karşılıklı dayanışma ile sürekli olarak perçinlenmiştir."

İkili ticaret hacminde yüzde 66 artış
Dr. Alabdulla, iki ülkenin ekonomik ve ticari işbirliğinin, Türkiye'nin Bahreyn ve diğer Körfez İşbirliği Konseyi ülkeleri için en büyük ticaret ortaklarından biri haline gelmesiyle karşılıklı fayda sağladığını belirterek, "2022 yılında ikili ticaret hacmi bir önceki yıla göre yüzde 66 artışla 883 milyon dolara ulaştı." bilgisine yer verdi.
2022'de her iki taraf da iki ülke arasındaki güçlü bağları genişletme ve derinleştirme konusunda mutabık kaldığı için önemli üst düzey ziyaretler yapıldığını aktaran Büyükelçi, aynı yıl Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nun Bahreyn'e resmi ziyaret gerçekleştirdiğini ve Türkiye'nin de Antalya Diplomasisi Formuna (ADF) katılan Bahreyn Dışişleri Bakanı Abdullatif el-Zeyani'yi ağırladığını anımsattı.
Büyükelçi Alabdulla, şu değerlendirmeleri yaptı:
"Bahreyn ile Türkiye arasındaki ilişkinin kökleri, bölgesel ve küresel barış ve güvenlik konusundaki ortak özlemlerimize dayanmaktadır. Bahreyn, Türkiye'nin bölgedeki liderliğini ve Orta Doğu'da istikrar, güvenlik ve refahı artırma çabalarını takdir ediyor. İlişkimizdeki bu önemli kilometre taşını kutlarken, Bahreyn ve Türkiye'nin son 50 yılda elde edilen kazanımların üzerine inşa etmeye ve eğitim, sağlık, turizm ve kültür dâhil olmak üzere çeşitli alanlarda işbirliği için yeni yollar keşfetmeye devam edeceğinden eminim. Stratejik ortaklığımız, ülkelerimiz ve bölgemiz için müreffeh ve barışçıl bir gelecek için ortak bir vizyona ulaşmak üzere birlikte çalışma taahhüdümüzün bir kanıtıdır."
Türkiye-Bahreyn arasındaki diplomatik ilişkilerin kurulmasının 50. yıl dönümü dolayısıyla Türk hükümetini ve halkını tebrik eden Dr. Ebrahim Yusuf Alabdulla, iki ülke arasındaki kalıcı ortaklığın önümüzdeki süreçte daha da güçlenerek devam edeceğinden emin olduğunu vurguladı.



Suudi deneyimi... Tarihi bir an, bir yönetim projesine dönüştüğünde

Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)
Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)
TT

Suudi deneyimi... Tarihi bir an, bir yönetim projesine dönüştüğünde

Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)
Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)

Sosyolog ve araştırmacı Dr. Abdurrahman eş-Şukayr, Suudi devletinin kuruluş deneyimini daha önce görülmemiş bir yorum çerçevesine oturtuyor. Tarihi, birbirinden kopuk olaylar dizisi olarak değil; nüfus, kaynaklar ve seçkinler arasındaki ölçülebilir ve karmaşık ilişkiler tarafından yönetilen bir sistem olarak ele alıyor. Bu yaklaşımın, karmaşıklık bilimi ile ‘tarihin yasaları’ olarak da bilinen kliodinamik teorisine dayandığını belirten eş-Şukayr, devletlerin nasıl ortaya çıktığını, büyüdüğünü ve ardından seçkinlerin aşırı çoğalması nedeniyle baskı aşamasına girerek kriz ve zirve noktalarına ulaştığını; sonrasında ise istikrarı yeniden üreten bir lider figürünün ortaya çıktığını açıklıyor.

Eş-Şukayr, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, bu çerçeve sayesinde Diriye’nin Muhammed bin Suud öncesinde elit doygunluğa ve yapısal istikrarsızlığa ulaşmış yerel bir sistem olduğunun anlaşılabildiğini söyledi. Buna göre Muhammed bin Suud’un yükselişi, yönetim merkezini yeniden şekillendiren ve yeni bir siyasi döngü başlatan tarihsel bir yeniden ayar anı olarak yorumlanıyor.

Karmaşıklık bilimi

Eş-Şukayr, karmaşıklık biliminin; toplumlar ya da ekonomi gibi birbiriyle bağlantılı çok sayıda parçadan oluşan sistemleri incelediğini belirtti. Bu sistemlerde her küçük unsur diğerini etkilerken, yoğun etkileşim sonucunda yalnızca tek tek parçaların incelenmesiyle anlaşılamayacak yeni örüntü ve davranış biçimleri ortaya çıkıyor. Bu çerçevede karmaşıklık bilimi, zaman içinde küçük etkileşimlerin birikmesi sonucu istikrarın, kaosun ya da büyük ölçekli değişimlerin nasıl ortaya çıktığına odaklanıyor.

Devlet dönüşümünün beş yıllık döngüsü

Eş-Şukayr, devletlerin dönüşümüne ilişkin beş aşamalı döngüye de değinerek, devletlerdeki değişimlerin ölçülebilir dinamiklere tabi olduğunu ve genel eğilimlerinin öngörülebileceğini söyledi. Bu çerçevede toplumların beş aşamalı bir döngü içinde hareket ettiğini belirten eş-Şukayr, süreci şöyle açıkladı:

- Büyüme aşaması: Kaynakların genişlediği ve devletin kontrol kapasitesinin arttığı evreyi ifade ediyor. Bu süreç, nüfus artışı ve seçkinlerin çoğalmasıyla eş zamanlı ilerliyor. Aşama; tarihçilerin metinlerine ihtiyaç duyulmaksızın, nüfus ve ekonomik kaynaklara ilişkin yaklaşık veriler ve göstergeler üzerinden ölçülebiliyor ve öngörülebiliyor.

- Baskı aşaması: Kaynak bolluğunun görece azaldığı, kamu görevlerine talip olanların sayısının arttığı ve mevcut elitlerin konumlarını korumaya çalıştığı dönem olarak tanımlanıyor. Bu durum, devletin herkesi bünyesinde barındırma kapasitesini aşan bir tablo ortaya çıkarıyor. Nüfus artışı, siyasi, ekonomik, bilimsel ve toplumsal elitlerin sayısını artırırken, mevcut pozisyonların sayısı yetersiz kalıyor.

- Kriz aşaması: Seçkinler arasındaki birliğin sarsıldığı ve örtük gerilimlerin açık çatışmalara dönüştüğü evreyi oluşturuyor.

- Zirve aşaması: Kriz ve istikrarsızlığın doruğa ulaştığı bu safhada ittifaklar çözülüyor, dışlamalar ve ayrışmalar hız kazanıyor.

- İstikrar aşaması: Yeni bir liderliğin ya da revize edilmiş bir yönetim sisteminin, nüfus, kaynaklar ve seçkinler arasındaki ilişkiyi toplumun yeni ruhuna uygun biçimde yeniden düzenlemeyi başardığı dönem olarak tanımlanıyor. Bu aşamayla birlikte, önceki döngüye kıyasla daha bütünlüklü yeni bir süreç başlıyor.

Kontrol edilemeyen rekabet

Eş-Şukayr, zirve aşamasının Hicri 1139 yılına yakın dönemde belirginleştiğini belirterek, yönetici kollar arasındaki rekabetin artık kontrol edilemez bir seviyeye ulaştığını ifade etti. Bu süreçte elitler içindeki ayrışmalar hız kazanırken, bazı isimlerin kısa süreli emirlik deneyimleri yaşadığı ve sadakatlerin hızla el değiştirdiği görüldü. Bu tablo, iç dengeleri yönetme kapasitesinin çöktüğünü ortaya koydu. Bu koşullar altında siyasi sistemin sınırına dayandığını kaydeden eş-Şukayr, yönetim makamına talip olanların sayısının emirliğin iktidarı düzenleme kapasitesini aştığını vurguladı. Böylece zirve aşaması, yeniden kurucu bir liderliğin ortaya çıkmasına zemin hazırlayan tam ölçekli bir yapısal çözülme anına dönüştü.

Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)

Muhammed bin Suud’un yükselişi, Diriye’de istikrar koşullarının olgunlaşmasının bir sonucu olarak gerçekleşti. Seçkinlerin aşırı çoğalması, eski yönetim sistemini sürdürülemez hale getirirken, çatışan elitlerin okuyamadığı tabloyu kavrayabilecek bir lideri gerekli kılan tarihsel bir moment ortaya çıktı. Bu çerçevede Muhammed bin Suud’un iktidarı devralması, Diriye içindeki güç dengelerinin yeniden ayarlanması anlamına geldi. Böylece yerel siyasi düzen, yapısal istikrarını yeniden tesis etme kapasitesini kazandı.

Yönetim merkezinin inşası

Muhammed bin Suud, Diriye’de yeni bir büyüme sürecinin başlangıcı olarak et-Turayf mahallesini kurarak burayı yönetim merkezi haline getirdi. Oysa daha önce Diriye emirleri Gusaybe ya da el-Mulaybid bölgelerinde ikamet ediyordu. Muhammed bin Suud, siyasi, dini ve askeri elitleri yeni devlet kurumları içinde yeniden dağıtarak, Diriye’deki iktidar yapılarını düzenleyerek, elit fazlasını azaltarak ve rekabet halindeki kollar arasındaki ilişkileri kontrol altına alarak yönetim merkezini yeniden inşa etti.

Bu yapısal düzenleme, emirliğin nüfus, kaynaklar ve elitleri tek bir çerçeve içinde yönetme kapasitesini yeniden kazanmasını sağladı. Böylece, Diriye merkezli yeni bir kuruluş döngüsünün önü açıldı ve bu süreç Diriye Emirliği olarak bilinen yapının çekirdeğini oluşturdu.

Eş-Şukayr, bu yeni okumanın Arap Yarımadası’nda devletlerin ortaya çıkışını; nüfus, kaynaklar ve seçkinler arasındaki ilişkiyi esas alan yapısal döngüler üzerinden açıklayan yeni bir araştırma ufku sunduğunu belirtti. Yerel çevrelerin farklılığına bağlı olarak denetim mekanizmalarının değiştiğini vurgulayan eş-Şukayr, yaklaşık nüfus ve mali istatistiklerin oluşturulmasının, tarihi test edilebilir ve karşılaştırılabilir bir alana dönüştürmek için zorunlu bir giriş olduğunu ifade etti. Bunun ise bölge tarihine ilişkin verilerin toplanmasını ve sınanabilir hipotezlerin geliştirilmesini gerektirdiğini kaydetti. Bu yaklaşımın, parçalı anlatıların ötesine geçen, daha uzun vadeli, daha hassas ve daha bağımsız bir Arap yorum modeli inşa edilmesine katkı sağlayacağını dile getirdi.

Öte yandan, Muhammed bin Suud hakkında kaleme alınan çalışmaların analitik ve anlatısal boyutunun sınırlı kaldığına dikkat çekildi. Kurucu eylemin mantığını açıklayan kapsamlı bir tarihsel biyografinin bulunmadığı, tarih kayıtlarının ise kuruluş öncesi ve kuruluş sırasındaki gelişmeleri yeterince aydınlatmadığı belirtildi. Bu boşluğun, Muhammed bin Suud’un hayatını olayların iç yapısından hareketle yeniden kurgulamayı gerektiren bir araştırma hattını zorunlu kıldığı ifade edildi. Kararların, ittifakların ve çatışmaların; yönetim tasavvurunu ve devletin koşullarını ortaya koyan anlamlı bir sistem olarak okunmasıyla, gerçekliğin hareketinden süzülen bir tarihsel biyografi ve siyasi projenin seyrine ilişkin bütünlüklü bir yorum üretilebileceği vurgulandı.


Muhammed bin Selman, Medine'de alimleri, bakanları ve vatandaşları kabul etti

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Medine'de alimler, bakanlar ve bir grup vatandaşı kabul ederken (SPA)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Medine'de alimler, bakanlar ve bir grup vatandaşı kabul ederken (SPA)
TT

Muhammed bin Selman, Medine'de alimleri, bakanları ve vatandaşları kabul etti

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Medine'de alimler, bakanlar ve bir grup vatandaşı kabul ederken (SPA)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Medine'de alimler, bakanlar ve bir grup vatandaşı kabul ederken (SPA)

Suudi Arabistan Başbakan Yardımcısı Veliaht Prens Muhammed bin Salman bin Abdulaziz, mübarek Ramazan ayının gelişi vesilesiyle kendisini tebrik etmek ve kutlamak için gelen alimleri, bakanları ve bir grup vatandaşı Medine'de kabul etti.

Hazır bulunanlar, mübarek ay vesilesiyle tebriklerini Veliaht Prens'e ilettiler, Veliaht Prens de herkesin oruçlarını, dualarını ve iyi amellerini Allah'ın kabul etmesini diledi.

Prens Muhammed bin Salman, mübarek Ramazan ayı vesilesiyle Medine'de tebriklerini kabul ediyor (SPA)Prens Muhammed bin Salman, mübarek Ramazan ayı vesilesiyle Medine'de tebriklerini kabul ediyor (SPA)

Resepsiyona Medine Bölgesi Valisi Prens Selman bin Sultan bin Abdulaziz, Devlet Bakanı ve Bakanlar Kurulu Üyesi Prens Turki bin Muhammed bin Fahd bin Abdulaziz, Riyad Bölgesi Vali Yardımcısı Prens Muhammed bin Abdulrahman bin Abdulaziz, Medine Bölgesi Vali Yardımcısı Prens Suud bin Nahar bin Suud bin Abdulaziz, Kültür Bakanı Prens Bedr bin Abdullah bin Ferhan, Prens Suud bin Selman bin Abdulaziz, Prens Faisal bin Bedr bin Muhammed bin Celavi, Prens Fahd bin Selman bin Sultan bin Abdulaziz, Prens Nahar bin Suud bin Nahar bin Suud bin Abdulaziz ve bakanlar katıldı.


Veliaht Prens Mescid-i Nebevi’yi ziyaret etti

Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Prens Muhammed bin Seman,(SPA)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Prens Muhammed bin Seman,(SPA)
TT

Veliaht Prens Mescid-i Nebevi’yi ziyaret etti

Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Prens Muhammed bin Seman,(SPA)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Prens Muhammed bin Seman,(SPA)

Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Prens Muhammed bin Seman bin Abdulaziz, dün Mescid-i Nebevi’yi ziyaret ederek Ravza-i Şerif'te namaz kıldı. Ayrıca Peygamberimiz Hz. Muhammed'i (Sallallahu aleyhi ve sellem) ve iki sahabesini (Allah onlardan razı olsun) selamlama şerefine nail oldu.